Islam Tarihi - 6. Sayfa
|
|
||
|
Tebük seferi, sıcak, kurak ve kıtlığın had safhada olduğu bir mevsimde yapılmıştı.[1] Bu sefer öncesi münafıklar: “Muhammed, Bizans İmparatorluğunu oyuncak mı sanıyor? Arkadaşlarıyla beraber yakalanıp, esir edileceklerini görür gibi oluyoruz! Bu kadar sıcak bir zamanda yola mı çıkılır?”[2] gibi sözlerle müslümanlar arasına tereddütler, şüpheler, korkular salmaya uğraşıyorlar ve bununla güya kendilerini haklı çıkarmaya çalışıyorlardı. Bazıları da çeşitli mazeretler uydurarak, savaşa katılmamak için izin istiyorlardı. Onların bu halleri Kur'ân’da şöyle anlatılmaktadır: فَـــرِحَ الْمُخَلَّفُونَ بِمَقْعَدِهِمْ خِلاَفَ رَسُـــــولِ اللهِ وَكَرِهُــــوا أَنْ يُجَاهِدُوا بِأَمْوَالِهِمْ وَأَنفُسِــــــهِمْ فِي سَـــــبِيلِ اللهِ وَقَالُوا لاَ تَنفِرُوا فِي الْحَرِّ قُلْ نَــــــارُ جَهَنَّمَ أَشَــــــدُّ حَرًّا لَوْ كَانُوا يَفْقَهُونَ “Savaşa çıkmayıp Resûlullah’tan ayrılarak geride kalanlar, oturmalarından memnun olup sevince garkoldular. Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla cihad etmekten hoşlanmayıp “Bu sıcakta sefere çıkmayın!” dediler. De ki: “Cehennem ateşi, bundan da sıcak! Ona nasıl dayanacaksınız? Bunu bir bilip anlasalar dı!” (Tevbe 9/81) وَمِنْهُمْ مَنْ يَقُولُ ائْذَنْ لِي وَلاَ تَفْتِنِّي أَلاَ فِي الْفِتْنَةِ سَـــــــقَطُوا وَإِنَّ جَهَنَّمَ لَمُحِيطَةٌ بِالْكَافِرِينَ “İçlerinden bazıları: “Bana izin ver, beni fitneye ve isyana düşürme, başımı derde sokma!” der. Bilmiş ol ki, fitneye zaten kendileri düşmüşlerdir. Cehennem elbette kâfirleri her taraftan kuşatacaktır.” (Tevbe 9/49) Hz. Peygamberin, kendisinden savaşa katılmamak için izin isteyenlere izin vermesi, Cenâb-ı Hakk tarafından ikaz edilmesine sebep oldu: “Hay Allah affedesice! Sâdık olanlar sana besbelli olup yalancıları bilmeden neden onlara izin verdin? Allah'a ve âhiret gününe iman edenler, mallarıyla, canlarıyla cihad etmeleri hususunda senden izin istemez(ler). Allah, takvâ sahiplerini çok iyi bilendir. Senden ancak, Allah ve âhiret gününe inanmayan, kalpleri şek ve şüpheye düşüp de, o şüpheler içinde şaşırıp bocalayan kimseler izin isterler. Eğer onlar harbe çıkmak isteselerdi, elbette bunun için bir hazırlık yaparlardı. Fakat Allah, onların sefere çıkmalarını istemedi. Kendilerini alıkoydu. Onlara: “Oturun oturanlarla beraber” denildi.” (Tevbe, 9/44-46) Resûlullâh'ın bu davranışının İlâhî bir ikaza vesile olması ve “burada af kelimesinin kullanılması, onun bir günah işlediğini gösterir.”[3] diyenler olmuşsa da, bu görüş doğru bulunmamış ve: “Belki bizler için aftan bahsedilen yerde bir günah söz konusu edilebilir; ancak enbiyâ için affın sâdece iltifat ifade ettiği”[4] söylenmiştir. Şurası da bilinen bir noktadır ki Hz. Peygamber, gayb ilminden haberdar olmadığından, onların bu gizli durumlarını bilemeyeceğinden dıştan söyledikleri sözlere itibar etmesi tabî idi. Fakat gayb ilmini kemâliyle bilen Cenâb-ı Hakk, meselenin iç yüzünü bildiği için, onların yalanları üzerinden perdeyi kaldırdı. Böylelikle Hz. Peygamber, İlâhî vahiyle uyarılmış oldu ve İlâhî bağışa eriştiği de kendisine bildirildi.[5] [1] İbn Hişâm, a.g.e, 4/159. [2] İbn Hişâm, a.g.e, 4/168. [3] Zemahşerî, a.g.e, 2/274. [4] Râzî, Tefsîr, 16/59; A.Mlf: Peygamberlerin Masumiyeti, s. 170-171. Ayrıca bkz: Elmalılı, a.g.e, 4/351-352; Zuhaylî, a.g.e, 10/232-233; Sâbûnî, en-Nübüvve ve’l-Enbiyâ s. 119-121. [5] Süleyman Nedvî, Asr-ı Saâdet, 4/144. |
||
İslami Okul Okulların En Önemlisi
