Pazar, 7 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Islam Tarihi - 8. Sayfa

z. Zeynep’le İzdivaç Meselesi

Kur’ânı Kerîm bununla ilgili olarak bizlere şu ma’lumatları vermektedir:

وَإِذْ تَقُولُ لِلَّذِي أَنْعَمَ اللهُ عَلَيْهِ وَأَنْعَمْتَ عَلَيْهِ أَمْسِكْ عَلَيْكَ زَوْجَكَ وَاتَّقِ اللهَ وَتُخْفِي فِي نَفْسِكَ مَا اللهُ مُبْدِيهِ وَتَخْشَى النَّاسَ وَاللهُ أَحَقُّ أَنْ تَخْشَاهُ فَلَمَّا قَضَى زَيْدٌ مِنْهَا وَطَرًا زَوَّجْنَاكَهَا لِكَيْ لاَ يَكُونَ عَلَى الْمُؤْمِنِينَ حَرَجٌ فِي أَزْوَاجِ أَدْعِيَائِهِمْ إِذَا قَضَوْا مِنْهُنَّ وَطَرًا وَكَانَ أَمْرُ اللهِ مَفْعُولاً

“Hani hem Allah’ın nimet ve ihsanına, hem de senin ihsanına nail olmuş olup da hanımını boşamaya karar vermiş olarak sana danışmaya gelmiş olan kişiye Sen: “Eşini yanında tut Allah’tan kork” demiştin. Allah’ın açığa çıkaracağı bir durumu içinde saklamıştın, çünkü insanlardan çekinmiştin. Halbuki Allah’tan daha çok çekinmen gerekirdi. Neticede, Zeyd eşini boşayıp onunla ilişkisini kestikten sonra Biz onu sana nikahladık ki, bundan böyle evlatlıkları, eşleriyle ilişkilerini kestikleri, onları boşadıkları zaman o kadınlarla evlenmek hususunda müminlere bir güçlük olmasın. Allah’ın emri her zaman gerçekleşir.” (Ahzâb 33/37)

Allah'ın kendisine İslam ni’metini verdiği ve Hz. Peygamberin azad ederek hürriyetine kavuşturmak suretiyle lütufta bulunduğu kimse, Zeyd’dir (r). Burada bunun, bu niteliklerle nitelenmesi, ni’metin değer ve şükrünü bilecek güzel niteliklere sahip olduğunu tescil ile, gönüldekini kendisine olduğu gibi söylemek için çekinecek bir taraf olmadığına bir dikka çekmektir. Yani senin, böyle senden ni’met görmüş bir kimseye karşı çekinmene hiçbir sebep yokken diyordun ki: “Eşini bırakma, kendi yanında tut.” Yani Zeyneb’i boşama. [1]

Zeynep (r.a.), asil bir aileye mensup, soylu ve gayet ince ruhlu bir kadındı. Zeyd’i kölelikten azad edilmiş olduğundan dolayı kendine denk sayamamış, ona varmak istememişti. Bu evliliğe yalnızca Allah Resûlü istediği için evet demişti. Ancak Zeyd’e bir türlü kalbi ısınmamış, devamlı bir huzursuzluk içerisindeydi. Zaman zaman da Zeyd’e (r.a.) karşı kendi üstünlüğünü söylemekten geri durmuyordu. Gerçekten her iki tarafta böyle bir evlilikten mutlu görünmüyorlardı. Durum Resulullah'a intikal ettiriliyor, ancak o hep sabır tavsiye edip, ayrılmalarını istemiyordu.[2] Ve ona şu tavsiyeyi yapıyordu: “Hanımını yanında tut ve Allah'tan kork.” Yani kadını boşamanın, önemsiz bir mesele olmadığını, Allah katında sorumluluk getiren bir iş olduğunu düşün. Çünkü “Allah katında helâllerin en çirkini, boşamadır.”[3]

Âyetin devamında:

وَتُخْفِي فِي نَفْسِكَ مَا اللهُ مُبْدِيهِ وَتَخْشَى النَّاسَ وَاللهُ أَحَقُّ أَنْ تَخْشَاهُ

“Allah’ın açığa çıkaracağı bir durumu içinde saklamıştın, çünkü insanlardan çekinmiştin. Halbuki Allah’tan daha çok çekinmen gerekirdi.”

Allah Resûlü, Cenabı Hak’kın bildirmesiyle, bir gün Zeyneb (r.a.)’in kendi hanımı olacağını biliyordu.[4] Ancak bunu, açıklama emri olmadığı için gizliyordu. Yoksa böyle açık bir emir olsaydı, onu uygulama ve bu emre uymada asla tereddüt göstermez, onu te’hir etmeyi aklından dahi geçirmezdi. Sonuç ne olursa olsun onu açıklardı. Fakat Resûlullah içinde hissettiği bir ilhamla karşı karşıya idi. Onu açığa vurmak ve insanlara bildirmek istemiyordu. Bu durum, Allah'ın bu işi açığa vurmasına kadar devam etti.

Bu durumu açıklamak Resulullah'a o kadar zor gelmişti ki, bununla ilgili olarak Hz. Âişe validemizin şu sözü nakledilmektedir: “Eğer Allah Resulü, kendisine gelen vahiyden birşey gizleseydi, işte bu evlilikle ilgili olan âyeti gizlerdi.”[5] 

Böyle bir durum da, peygamberliğin ağır yüklerinden biri oluyordu. Ancak Resûlullah, diğer vazifeleri yanında bunu da yüklenmiş ve böyle bir durumu asla hoş karşılamayan, o günkü topluma karşı çıkmış, tevhid akidesini haykırmaktan, putları yermekten ve atalarının hatalarını söylemekten çekinmeyen Hz. Peygamber, bu konuda kavmiyle karşılaşmakta tereddüt göstermişti.

Konuyla ilgili tereddüdünün kaynağı ictihadidir. Ve bizim inancımıza göre Peygamberimizin bu tereddüdü bu olayın müslüman çevrelerde ve araplar içinde ne denli büyük yankılar yapacağını, etkisinin nereye kadar varacağını düşünmesinden kaynaklanmıştır.[6] Allah Resulü, bu tereddüdünde ısrar etmemiş, kısa bir zamanda bu tereddütleri yenmiş ve vahyin gereğini yerine getirmiştir. Âyetlerde gelen İlâhi ikaz, sâdece ictihâdi olarak düştüğü bu tereddüt anı ile ilgilidir.[7] Kişisel bir pisikolojinin etkisidir. Ve bu tür bir tereddüt, Allah'ın ilminde ve ölçüsünde daha iyi olanın karşısında yer alır. (Yani, İlâhi kriterlere göre Peygamber (s.a.v), bu tereddüdü göstermemeliydi. Âyetlerden aldığı işaretle harekete geçmeliydi.)

Evet Zeynep’le evlenme çok ağır gelmişti. Ancak bunu reddetmek mümkün değildi. Çünkü bu evliliğin nikahı, bizzat Yüce Yaratıcı tarafından kıyılmış, buna melekler de şahitlik yapmışlardı.[8]

Ancak hemen belirtelim ki bazı müfessirler, tefsirlerinde akılnakil itibariyle sağlam olmayan, uydurma bir rivayet söylemişler, bazı kimseler de bu rivayetlere sarılarak ilerigeri bir takım uygunsuz sözler sarfetmişlerdir. Gûyâ Resûlullah (s.a.v) Zeyneb (r.a)’i Zeyd’e nikahladıktan bir zaman sonra onların evine gitmiş, tesadüfen gözü ona ilişmiş, birdenbire güzelliği gönlünde yer etmiş de “Gönülleri çeviren Allah'ı tesbih ederim.” demiş. Zeynep de bunu işitmiş ve Zeyd’e söyemiş. Zeyd de bu durum karşısında Resulullah'a gelerek hanımını boşamayı istemiştir.[9] 

Şimdi akılmantık dışı ve aynı zamanda uydurma olan bu haber, pekçok yönden tezatlar teşkil etmektedir ki, bunları özetle şöyle sıralayabiliriz:

1. Rivayet açısından bu haber sağlam kabul edilmemiştir. Çünkü muteber hiçbir hadis kitabında yer almamaktadır. Sâdece bazı tefsir kitaplarında malumat nevinden söylenmiş, ancak sağlam bir sened ve rivayet zincirine bağlanamamıştır.[10]

2. Dirâyet noktasında pekçok yönden çürüktür.Bunlar:

a. Evvela Allah Resulü Hz. Zeyneb (r.a.)’i ilk defa görüyor değildi ki, hemen görürgörmez ona aşık olsun. Küçüklüğünden beri onun gözünün önünde büyümüş, onun her haline şahid olmuştur. Çünkü Zeynep (r.a), halasının kızıdır. Resûlullah'ın o eve girmesinde hiçbir sakınca yoktur; henüz tesettür emri de gelmediği için, O'nu gayet iyi tanımaktadır. Durum böyleyken, kalkıp "bir defa gördü de hemen ona aşık oldu!" şeklinde anlatmak kendi kendini yalanlamaktan ibarettir.

b. Şâyet Allah Resulü'nün ona karşı en küçük bir meyli olsaydı, ilk önce kendisine nikahlardı. Tutupta kendi evlenmek istediğini başkasına vermezdi. Bir insan düşünün ki, kendisi evlenmek istediği bir hanımı, önce başkasına versin, sonra da tutup kendisi alsın. Bu akıllı bir kişinin kabul edebileceği bir durum değildir.

c. Zeyneb (r.a)’in ailesi başta kızlarını Resulullah'a vermek istiyorlardı. Nitekim ilk istemeye gittiğinde de, kendisi için istiyor zannedip sevinmişlerdi. Çünkü ötedenberi âdetâ Resûlullah'ın gelip talep etmesini bekliyorlardı.[11] Ancak Hz. Peygamber (s.a.v) onu, oğulluğu Zeyd’e isteyivermişti. Şimdi bütün aile böyle bir evliliği canı gönülden isterken, neden Resûlullah tutup da onu başkasına evlendirdi?

d. Hz. Peygamberin Zeyneb’i boşatıp kendine alması da mümkün değildi. Zîra o gün için hakim olan örfe göre Zeynep (r.a), Resûlullah'ın oğulluğundan boşanmış bir kadın sıfatıyla Peygambere düşmezdi. Hattâ evlatlık edinme adeti iptal edildikten sonra dahi hüküm değişmemişti. Zîra o sırada evlatlıklardan boşanmış olan kadınlarla evlenmeyi helâl kılan hüküm henüz gelmemişti.

Bütün bunlardan açıkça anlaşılmaktadır ki, bu rivayetin aslı yoktur. Tamamen uydurma bir haberdir. Kendi içinde bir sürü tezat bulunmaktadır.

فَلَمَّا قَضَى زَيْدٌ مِنْهَا وَطَرًا زَوَّجْنَاكَهَا لِكَيْ لاَ يَكُونَ عَلَى الْمُؤْمِنِينَ حَرَجٌ

“Neticede, Zeyd eşini boşayıp onunla ilişkisini kestikten sonra Biz onu sana nikahladık ki, bundan böyle evlatlıkları, eşleriyle ilişkilerini kestikleri, onları boşadıkları zaman o kadınlarla evlenmek hususunda müminlere bir güçlük olmasın.”

Demek ki Allah Resulü'nün, Zeynep (r.a) validemizle evlenmesi tamamen bir emir gereğidir. Allah (c.c) emretmiştir. Elçisi de bu emre boyun eğmiştir.

Bu evlilik vesilesiyle, topluma yeni birtakım prensipler getirilmiş, ötedenberi süregelen birtakım telakkiler kaldırılmış oluyordu. Ve böyle bir evliliğin pekçok hikmeti vardı. Bunları şu şekilde sıralamamız mümkündür:

1. Ötedenberi câhiliye döneminde, esir olan insanlara, ikinci sınıf insan olarak, hor ve hakir nazarıyla bakılırdı. Bu kişiler her ne kadar daha sonradan hürriyete kavuşturulsa da, topluma yerleşen yanlış telakkiden dolayı, konulan bu sınıf farkı engelini aşamazlardı.

Ancak eşitlikle gelen İslam’ın, böyle bir şeyi kabul etmesi beklenemezdi. Onun nazarında bir insanın üstünlük veya aşağılık ölçüsü köle veya hür olması değildi. Üstünlük ölçüsü, sâdece ve sâdece iyi kul olma noktasını yakalamaktı:

يَاأَيُّهَا النَّاسُ إِنَّــــــا خَلَقْنَاكُمْ مِنْ ذَكَرٍ وَأُنثَى وَجَعَلْنَاكُمْ شُعُوبًا وَقَبَائِلَ لِتَعَارَفُوا إِنَّ أَكْرَمَكُمْ عِنْدَ اللهِ أَتْقَاكُمْ إِنَّ اللهَ عَلِيمٌ خَبِيرٌ

“Ey insanlar! Biz sizi bir erkekle bir kadından yarattık. Birbirinizi tanıyıp sahip çıkmanız için milletlere, sülâlelere ayırdık. Şunu unutmayın ki Allah’ın nazarında en değerli, en üstün olanınız, içinizden takvada (Allah’ı sayıp haramlardan sakınmada) en ileri olandır. Muhakkak ki Allah her şeyi mükemmelen bilir, her şeyden hakkiyle haberdardır.” (Hucurât 49/13)

Allah Resulü (s.a.v) de bu durumu, başlangıçta şu sözleriyle vurgulamaya çalışmıştı: “Allah sizin sûretlerinize ve mallarınıza bakmaz. Fakat kalplerinize ve amellerinize bakar.”[12], “Ey İnsanlar! Rabbiniz bir, babanız birdir. Arabın yabancıya, yabancının araba, kırmızının siyaha, siyahın kırmızıya herhangi bir üstünlüğü yoktur. Üstünlük ancak takva iledir.”[13] 

Ancak dem ve damarlarına kadar işlemiş olan bu meseleyi bir iki sözle çıkarıp atmak mümkün değildi. Efendimiz ilkönce esirliği kaldırmak, esirleri hürriyete kavuşturmak, onları aşağılanma duygusundan kurtarmak, halkın kafasında esirin hor ve hakir görülme meselesini silmek istiyordu. İşte bu noktada Allah Resûlü kendi yakın akrabasından başlamak üzere meseleye el attı. Halasının kızı Zeyneb’i, azadlısı Zeyd’le evlendirdi. Bununla o, esaretten kurtulan bir insanla, hür ve asil birinin eşit olduğunu, dolayısıyla evlenmelerinde hiçbir sakıncanın olmadığını göstermek istemişti. Nitekim gösterdi de. 

2. O dönemde evlatlık olarak alınan kimseler, gerçek evlat olarak telakki ediliyor, aralarında kan bağı akrabalığı hükümleri cereyan ediyordu. Resûlullah (s.a.v) Zeynep (r.a) ile evlenmek suretiyle, böyle bir şeyin olamayacağını, oğulluğun boşadığı hanımla evlenilebileceğini ortaya koyuyor ve yerleşmiş olan bu cahiliye geleneğini kökünden kaldırmış oluyordu.

3. Aynı zamanda bununla, dinde olan küfüv (denklik) meselesi gösterilmiş olunuyordu. Yani evlenen hanımla erkek arasında, birtakım eşitlik veya eşitliğe yakın özelliklerin olması ki bunlar; güzellik, asalet, zenginlik, nesep yönü vs. bunlar gözetilmeden yapılan bir evlilikten, güzel bir netice beklemek zordur. Zeynep vâlidemiz, her yönüyle Resûlullâh’a denk sayılırdı. Denklik yönüyle belki Zeyd ile aralarında farklılıklar vardı. İşte bununla gösterildi ki, evlenme hadiselerinde gözden ırak edilmemesi gerekli bir husus da, eşler arasındaki bu denkliktir.

4. Zeyneb (r.a)’in zedelenen itibarı iade edilmiş oluyordu. Zîra Resûlullah (s.a.v) , daha önce azatlı bir köle ile evlenmiş olmanın Zeyneb’e getirdiği ezikliği biliyordu. Onunla evlenmek suretiyle, Arap ailelerinin en şereflilerinden birinin kızı olan Zeyneb’in, köle ile evlenmekle zedelenmiş olan itibarı iade edilmiş olacaktı.

5. Aslında Hz.Peygamber, köle asıllı Zeyd'e, Mekke'nin en soylu ailesinden bir kadını nikahlamakla, câhiliyet devrinin asâletle ilgili geleneklerinin resmen ve fiilen yıkıldığını göstermek istemişti. Aslen köle olan birinin dul karısını kendisine nikahlamakla o geleneğin ikinci defa yere serildiğini ilan etmiş oluyordu. Çünkü yeni dinin ilkelerine göre, bütün insanlar Âdem ile Havvâ'nın çocuklarıydı. Allah katında değer kazanmanın tek yolu da takvâ yoluydu, yani Allâh'ın emirlerine uygun yaşama çabasıydı.[14] 

6. Resûlullah'ın hanımları arasında bazıları vardır ki, bunlar ilim erbabı kimselerdir. Hz.Âişe, Ümmü Seleme, Zeynep binti Cahş, Hafsa (r.a) gibi. Kadınlık alemine âit pekçok mesele daha çok bu hanımlar vasıtasıyla gelmiştir. İşte Zeynep validemiz de bu yönüyle temayüz etmiş olanlardandır. Şâyet Zeyd (r.a.)’in evinde olsaydı, belki pekçok mesele bizlere intikal etmiş olmayacaktı. Ancak Resûlullah'ın (s.a.v)  zevcesi olmasıyladır ki, bu istidatlı şahsiyet, bir mürşide ve mübelliğelik vazifesi yapmıştır.

7. Her şeyden önce böyle bir evlilikte, insanların iradeleri söz konusu değildi. Bu, doğrudan doğruya Kâinâtın Yaratıcısı tarafından emrediliyordu. Yani bir emri semaviyle, nikah akdedilmiş oluyordu.


[1] Elmalılı, a.g.e, 6/317.

[2] Râzî, Tefsîr, 25/183; İbn Kesîr, Tefsîr, 6/420; Abduh, a.g.e, s. 149.

[3] Ebû Dâvûd, Talak 3; İbn Mâce, Talak 1.

[4] Kurtubî, a.g.e, 14/191; İbn Kesîr, Tefsîr, 6/421.

[5] Buhâri, Tevhid 22; Müslim, İman 288; Ahmed b. Hanbel, 2/5.

[6] Hadîdi, a.g.e, s. 463; Tabbâra, a.g.e, s. 440.

[7] Derveze, a.g.e, 1/78.

[8] Taberî, Tefsîr, 22/19; Kurtubî, a.g.e, 14/193; Âlûsî, a.g.e, 22/26.

[9] Bu asılsız rivâyet için bkz: Taberî, Tefsîr, 22/18; Zemahşerî, a.g.e, 3/540541; Kurtubî, a.g.e, 14/189190.

[10] İbnü’lArabî, a.g.e, 3/577; Abduh, a.g.e, s. 150; Sâbûnî, a.g.e, s. 129; Derveze, a.g.e, 1/77.

[11] Kurtubî, a.g.e, 14/186187; İbn Kesîr, Tefsîr, 6/417418; Şevkânî, a.g.e, 4/283; Âlûsî, a.g.e, 22/22.

[12] Müslim, Birr 33; İbn mâce, Zühd 9; Ahmed b. Hanbel, 2/285.

[13] Ahmed b. Hanbel, 5/411.

[14] Işık, Örnek Aile Reisi Olarak Hz. Peygamber, Ebedî Risâlet 1, s. 44.