Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Islam Tarihi - 8. Sayfa

animetlerin Helâl Kılınması

Bedir savaşının ganîmetlerinde ve bu ganîmetlerin taksiminde müslümanlar arasında ihtilaf olmuş, onların nasıl taksim olunacağını, bu konuda hüküm vereceklerin Muhâcirler mi, yoksa Ensâr mı, yoksa hepsi mi olduğu Hz.Peygambere (s.a.v) sorulmuştu. Bu sorular üzerine:

يَسْـــــــأَلُونَكَ عَنِ اْلأَنْفَالِ قُــــلِ اْلأَنْفَالُ للهِ وَالرَّسُــــولِ فَاتَّقُوا اللهَ وَأَصْلِحُوا ذَاتَ بَيْنِكُمْ وَأَطِيعُوا اللهَ وَرَسُولَهُ إِنْ كُنتُمْ مُؤْمِنِينَ

“Sana ganimetlerin taksimini soruyorlar. De ki: Onun taksimi Allah’a ve Resûlüne aittir. Onun için siz gerçek müminler iseniz Allah’a karşı gelmekten sakının, birbirinizle aranızı düzeltin, Allah’a ve Resûlüne itaat edin. (Enfâl 8/1) âyeti nâzil oldu.[1]

Ganîmet; harbîlerden, muharebe esnasında veya savaşan iki ordunun karşılaşması sırasında, gâzilerin kuvvetleriyle alınan mallara denir.[2] Fey ise; savaşmaksızın düşmandan ele geçen mallara denir.[3] Burada, ganîmetlerin taksiminin, Hz. Peygamber tarafından yapılması gerektiği, daha sonraki âyette de, bunun, kimlere ne kadar verileceği üzerinde durulmuştur:

وَاعْلَمُوا أَنَّمَا غَنِمْتُمْ مِنْ شَيْءٍ فَأَنَّ للهِ خُمُسَهُ وَلِلرَّسُولِ وَلِذِي الْقُرْبَى وَالْيَتَامَى وَالْمَسَاكِينِ وَابْنِ السَّبِيلِ إِنْ كُنتُمْ آمَنْتُمْ بِاللهِ وَمَا أَنزَلْنَا عَلَى عَبْدِنَا يَوْمَ الْفُرْقَانِ يَوْمَ الْتَقَى الْجَمْعَانِ وَاللهُ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ

“Bir de malumunuz olsun ki savaşta elde ettiğiniz ganimetin beşte biri Allah’ındır. Yani Resûlullaha, onun akrabalarına, yetimlere, yoksullara ve yolculara (gariplere) aittir. Eğer Allah’a ve iki ordunun karşılaştığı, hak ile batılın iyice açığa çıktığı o Bedir günü kulumuza indirdiğimiz ayetlere iman ediyorsanız, bu hükmü böylece kabul edeceksiniz. Allah her şeye kadirdir.” (Enfâl 8/41) Aynı şekilde diğer bir âyette de:

مَا أَفَاءَ اللهُ عَلَى رَسُولِهِ مِنْ أَهْلِ الْقُرَى فَلِلّهِ وَلِلرَّسُولِ وَلِذِي الْقُرْبَى وَالْيَتَامَى وَالْمَسَاكِينِ وَابْنِ السَّبِيلِ كَيْ لاَ يَكُونَ دُولَةً بَيْنَ اْلأَغْنِيَاءِ مِنْكُمْ وَمَا آتَاكُمُ الرَّسُولُ فَخُذُوهُ وَمَا نَهَاكُمْ عَنْهُ فَانْتَهُوا وَاتَّقُوا اللهَ إِنَّ اللهَ شَدِيدُ الْعِقَابِ

“Savaş olmaksızın fethedilen ülkeler halkının mallarından Allah’ın Peygamberine verdiği ganimetler, Allah’a, Resûlüne, akrabalara (Peygamber’in yakın akrabalarına), yetimlere, fakirlere ve yolda kalmış gariplere aittir. Ta ki o mallar, sizden yalnız zenginler arasında el değiştiren bir servet haline gelmesin. Resûl size ne verirse onu alınız, o sizi neden menederse onu terkediniz. Allah’a karşı gelmekten sakınınız. Muhakkak ki Allah’ın cezası pek çetindir.” (Haşr 59/7) buyrulmuştur.

Hz.Peygamber (s.a.v), ganîmet mallarını beşe taksim eder, 4/5 ini mücâhidlere dağıtırdı. 1/5 ini de kendi âilesinin nafakasına, devlet harcamalarına, âyette sayılan akrabaya, yetimlere, yoksullara ve yolculara harcardı. Bu beşte birde, kendisi tasarruf etme hakkına sahipti. Bir rivâyete göre Resûlullah (s.a.v) bir savaştan sonra, bir devenin yanında namaz kıldırdıktan sonra, kalkıp bu ganîmet devesinden bir kıl alarak şöyle hitap etmiş: “İşte şu, sizin ganîmetlerinizdendir. Bu ganîmetlerden benim payım, sâdece 1/5 dir. Humus da yine size geri harcanmaktadır. İğne, iplik her ne ganîmet almışsanız, onu getiriniz, sakın aşırmayınız. Zîra aşırmak, sahibine dünyada utanç, âhirette ateştir. Ey İnsanlar! Yakına da uzağa da gidip Allâh uğrunda cihâd ediniz. Allah'ın buyruğunu yerine getirme hususunda hiçbir kınayıcının kınamasına aldırış etmeyiniz...”[4] 

Ganîmetin, Hz. Peygamberden önceki peygamberlerin ümmetlerine yasak edildiği bildirilmektedir. Resûlullah, müslümanların Bedir’de almış oldukları ganîmetler üzerine şöyle demiştir: “Bizden önceki ümmetlere, ganîmet almak yasak kılınmıştı. Onlar, bir ganîmet elde edince, onları bir araya toplarlar, daha sonrada gökten inen bir alev onları yok ederdi.”[5] Demek ki, önceki ümmetler, savaşta ganîmet elde ettikleri zaman, onları kullanamıyorlar, hattâ kullanmaktan da öte, aldıkları ganîmetleri bir araya toplayarak gökten inecek bir ateşin onları yok etmesini bekliyorlardı. Ateşin inip bu ganîmetleri yok etmesini de, Allâh'ın, yaptıkları işi kabul ettiğine bir alâmet sayıyorlardı. Yüce Allah, bu ümmete olan engin merhametindendir ki, onlara ve Hz. Peygambere, ganîmetlerden yemeyi serbest bırakmıştır.[6]

Hz.Peygamber de, kendisinden önce hiç kimseye verilmeyen şeyleri sayarken, bunlardan birisinin de, ganîmetlerin helâl kılınması olduğunu ifâde etmektedir.[7] Bunlardan da anlaşılmaktadır ki, ganîmetlerin, hem Hz.Peygamber, hem de ümmeti tarafından alınabilmesi ve bu konuda bir yasağın olmaması, Allah'ın bu hayırlı ümmete,[8] ve onun peygamberine bir lütfudur.


[1] Vâhidî, a.g.e, s. 231-232; İbn Kesîr, Tefsîr, 3/548-549; Suyûtî, Esbâbu’n-Nüzûl, s. 132-133;

[2] Kurtubî, Ahkâmi’l-Kur’ân, 8/1-2; Bilmen, Ömer Nasûhî, Hukûk-u İslâmiyye ve Istılâhât-ı Fıkhiyye Kâmusu, 3/394.

[3] Kurtubî, a.g.e, 8/2; Bilmen, a.g.e, 4/74.

[4] İbn Mâce, Cihâd 34; Ahmed b. Hanbel, 5/316, 326.

[5] Tirmizî, Tefsîr-u Sûre (8) 7; Cessâs, Ebûbekr Ahmed b. Ali er-Râzî, Ahkâmu’l-Kur’ân, 4/230; Kurtubî, a.g.e, 8/50.

[6] Mübârekfûrî, Ebu’l-Ali Muhammed Abdurrahman b. Abdurrahim, Tuhfetü’l-Ahvezî bi Şerh-i Câmii’t-Tirmizî, 8/475-476.

[7] Buhârî, Teyemmüm 1; Salât 56; Müslim, Mesâcid 3; Nesâî, Ğusl 26; Dârimî, Siyer 28; Salât 111.

[8] “Siz, insanlar için ortaya çıkarılmış en hayırlı bir ümmetsiniz. İyiliği emreder, kötülüğe mâni olursunuz. Ve Allah'a imân edersiniz...” Âl-i İmrân 3/110.