Islam Tarihi - 10. Sayfa
|
|
||
| hl-i Kitap Tarafından Bilinmesi | ||
|
Ehl-i kitap, son peygamber Hz.Muhammed (s.a.v)’in, pekçok özelliğini kendi kitaplarından öğrenip biliyorlardı. Hattâ onlar, Resûlullâh'ı kendi öz evlatlarını tanır gibi tanıyorlardı: الَّذِينَ آتَيْنَاهُمُ الْكِتَابَ يَعْرِفُونَهُ كَمَا يَعْرِفُونَ أَبْنَاءَهُمْ وَإِنَّ فَرِيقًا مِنْهُمْ لَيَكْتُمُونَ الْحَقَّ وَهُمْ يَعْلَمُونَ “Kendilerine Kitap vermiş olduğumuz kimseler, onu (Muhammedi) tıpkı evlatlarını tanıdıkları gibi tanırlar. Böyle iken, onlardan bir kısmı, bile bile gerçeği gizler.” (Bakara 2/146). Ayrıca onlara, onun yapacağı icraatlar ve vasıflarıyla ilgili malumatlar verilmişti: الَّذِينَ يَتَّبِعُونَ الرَّسُولَ النَّبِيَّ الْأُمِّيَّ الَّذِي يَجِدُونَهُ مَكْتُوبًا عِنْدَهُمْ فِي التَّوْرَاةِ وَالْإِنجِيلِ يَأْمُرُهُمْ بِالْمَعْرُوفِ وَيَنْهَاهُمْ عَنْ الْمُنكَرِ وَيُحِلُّ لَهُمْ الطَّيِّبَاتِ وَيُحَرِّمُ عَلَيْهِمُ الْخَبَائِثَ وَيَضَعُ عَنْهُمْ إِصْرَهُمْ وَالْأَغْلاَلَ الَّتِي كَانَتْ عَلَيْهِمْ فَالَّذِينَ آمَنُوا بِهِ وَعَزَّرُوهُ وَنَصَرُوهُ وَاتَّبَعُوا النُّورَ الَّذِي أُنزِلَ مَعَهُ أُوْلَئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ “Onlar ki yanlarındaki Tevrat ve incillerde vasıfları yazılı o Peygambere tâbi olurlar. O Peygamber ki kendilerine meşrû şeyleri emre-der, kötülükleri yasaklar. Kendilerine güzel ve hoş şeyleri mübah, murdar şeyleri ise haram kılar, üzerlerindeki ağırlıkları, sırtlarındaki zincirleri kaldırıp atar. Ona iman eden, onu destekleyen, ona yardımcı alan ve onunla beraber indirilen nûra tabi olanlar var ya, işte felaha erenler onlardır.” (A’râf 7/157). Onlarda, Hz.Peygamber hakkında, öyle kesin bir kanaat meydana gelmişti ki, inanmayanlara karşı, onun kendilerine yardım edeceğini dahi ümit ediyorlardı: وَلَمَّا جَاءَهُمْ كِتَابٌ مِنْ عِنْدِ اللهِ مُصَدِّقٌ لِمَا مَعَهُمْ وَكَانُوا مِنْ قَبْلُ يَسْتَفْتِحُونَ عَلَى الَّذِينَ كَفَرُوا فَلَمَّا جَاءَهُمْ مَا عَرَفُوا كَفَرُوا بِهِ فَلَعْنَةُ اللهِ عَلَى الْكَافِرِينَ “Onlara, Allah tarafından, ellerindeki Tevrat’ı tasdik eden bir Kitap gönderildiği zaman, daha önce kâfirlere karşı zafer kazanmak için “ahir zaman Peygamberi hakkı için” diye dua ettikleri halde, evet o tanıyıp bekledikleri Peygamber kendilerine gelince, onu inkâr ettiler. O sebeple, Allah’ın lâneti de kâfirlerin boynuna olsun.” (Bakara 2/89). Abdullah b. Amr’a, Resûlullâh'ın Tevrat’taki vasıfları sorulduğunda, şöyle cevap vermişti: “Vallahi o, Kur'ân’daki bazı özellikleriyle anlatılmaktadır. Ey Nebi! Biz seni şâhid, müjdeleyici, uyarıcı ve ümmîlere sığınak olarak gönderdik. Sen benim kulum ve elçimsin. Sana mütevekkil adını verdim. O, haşin ve kaba değildir. Çarşılarda yüksek sesle bağırıp çağırmaz. Kötülüğe kötülükle mukabele etmez. Fakat affeder, bağışlar. Allah, onunla eğri bir milleti, lâilâhe illallâh demek suretiyle doğrultuncaya kadar onun rûhunu kabzetmez.”[1] Bütün bunlar, Hz. Peygamber henüz gelmeden önce, vasıfları ve yapacağı işler gibi yönleriyle ehl-i kitap tarafından bilindiğini, hattâ beklendiğini göstermektedir. [1] Buhârî, Buyu’ 50; Ahmed b. Hanbel, 2/174, 448; 6/236. |
||
İslami Okul Okulların En Önemlisi
