Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Islam Tarihi - 12. Sayfa

srâ ve Mi’râc’ın Ona Has Olması

İsrâ ve Mi’râc olayı da, yalnızca Hz.Peygambere nasip olmuştur. Mescid-i Haram’dan Mescid-i Aksâ’ya, oradan da keyfiyyeti bizce meçhul, semâlar ötesi bir yolculuğa çıkmıştır:

سُبْحَانَ الَّذِي أَسْرَى بِعَبْدِهِ لَيْلاً مِنَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ إِلَى الْمَسْجِدِ اْلأَقْصَى الَّذِي بَارَكْنَا حَوْلَهُ لِنُرِيَهُ مِنْ آيَاتِنَا إِنَّه هُوَ السَّمِيعُ الْبَصِيرُ

“Bir gece, kendisine bazı delillerimizi gösterelim diye kulu Muhammed’i, Mescid-i Haram’dan, çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksa’ya götüren O Zât’ın şanı yücedir, bütün eksikliklerden uzaktır. Gerçekten, her şeyi işiten, her şeyi gören O’dur.” (İsrâ 17/1)

وَالنَّجْمِ إِذَا هَوَى (1) مَا ضَلَّ صَاحِبُكُمْ وَمَا غَوَى (2) وَمَا يَنْطِقُ عَنِ الْهَوَى (3) إِنْ هُوَ إِلاَّ وَحْيٌ يُوحَى (4) عَلَّمَهُ شَدِيدُ الْقُوَى (5) ذُو مِرَّةٍ فَاسْتَوَى (6) وَهُوَ بِاْلأُفُقِ اْلأَعْلَى (7) ثُمَّ دَنَا فَتَدَلَّى (8) فَكَانَ قَابَ قَوْسَيْنِ أَوْ أَدْنَى (9) فَأَوْحَى إِلَى عَبْدِهِ مَا أَوْحَى (10) مَا كَذَبَ الْفُؤَادُ مَا رَأَى (11) أَفَتُمَارُونَهُ عَلَى مَا يَرَى (12) وَلَقَدْ رَآهُ نَزْلَةً أُخْرَى (13) عِنْدَ سِـدْرَةِ الْمُنْتَهَى (14) عِنْدَهَا جَنَّةُ الْمَأْوَى (15) إِذْ يَغْشَى السِّدْرَةَ مَا يَغْشَىمَا زَاغَ الْبَصَرُ وَمَا طَغَىلَقَدْ رَأَى مِنْ آيَاتِ رَبِّهِ الْكُبْرَى

“İnmekde olan yıldıza andolsun ki, arkadaşınız Muhammed şaşırmadı, azıtmadı da. O, kendi arzusuna göre söylemiyor. O Kur'ân, ancak vahyolunan bir vahiydir. Onu çok çetin kuvvetlere sahip olan öğretti. Güzel görünümlü doğruldu, o da en yüksek ufuktaydı. Sonra yaklaştı ve yüksek ufkun mâverâsına sarktı. O’nunla arasındaki mesafe, iki kaşın arası kadar veya daha yakın oldu. Bu surette kuluna vahyettiğini vahyetti. Gözünün gördüğünü kalbi yalanlamadı. Şimdi siz, onun gördüğü konusunda onunla mücadele mi ediyorsunuz? Andolsun ki, o, onu bir kere de bir başka inişinde gördü. Sidre-i Müntehâ’nın yanında. Me’vâ cenneti de, onun yanındadır. O dem ki Sidre’yi bürüyen bürüyordu. Onun gözü aşmadı ve şaşmadı. Andolsun Rabb’inin âyetlerinden en büyüğünü gördü.” (Necm 53/1-18) âyetleri de bu hâdiseyi anlatmaktadırlar.

Kaynaklara baktığımızda, bu olayın cereyân şekli özetle şöyledir: Allah Resûlü, Ka’be’nin yanındaki Hatîm denilen yerde yatarken, uyku ile uyanıklık arasında veya Ümmü Hâni’nin evinde iken, Cebrâil gelip göğsünü yarmış, zemzemle yıkayıp, hikmetle doldurmuş, Burak ismindeki bineğe bindirilerek Cebrâil beraberliğinde Mescid-i Haram’dan, Kudüsteki Mescid-i Aksâ’ya gidilmiş, orada bütün peygamberlere namaz kıldırmış, daha sonra da ma’nevî bir merdivenle yüce âlemlere yolculuk başlamış; bu yolculukda değişik makamlarda, farklı peygamberlerle buluşulup, sonunda Cenâb-ı Hakk’ın kurbiyetine mazhar olmuştur.[1]

Bu kutlu yolculuktan döndükten sonra Allah Resûlü, gördüklerini etrafındakilere anlatmış, Mekke müşrikleri bu anlatılanlara inanmamışlardır. Hz. Peygamber’i zor durumda bırakmak için de, Kudüs hakkında bazı şeyler sormuşlardır; ancak Resûlullah bunların her birine isâbetli cevaplar vermiş, hattâ yolda gelmekte olan bir kervandan da onlara bahsetmiştir. Dediği her şeyin doğru olduğunu kesin bir şekilde anlamalarına rağmen Mekke müşrikleri, yine de ona inanmamışlardır.[2]


[1] Buhârî, Salat 1, Hacc 76, Enbiyâ 5, Tevhîd 37, Menâkıb 24; Müslim, Îman 259, 263; Ebû Dâvûd, Sünne 23, Edeb 35; Ahmed b. Hanbel, 3/148,149, 5/143; İbn Hişâm, a.g.e, 2/396-410; Taberî, a.g.e,15/3-24; İbn Kesîr, Tefsîr, 5/3/42.

[2] İbn Hişâm, a.g.e, 2/398 vd; Şiblî, Asr-ı Saâdet, 2/433-434; Nedvî, Asr-ı Saâdet, 1/43-44.