Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Islam Tarihi - 15. Sayfa

eleklerin Yardım Etmesi

Kur'ân-ı Kerim’de, Hz.Peygamberin hususiyetlerinden olarak, Yüce Allâh'ın, bazı savaşlarda, melekler vasıtasıyla ona yardım etmesini görmekteyiz. Kur'ân, bu yardımların olduğu üç yeri açık bir şekilde anlatmaktadır. Bunlar:

1. Bedir Savaşı: Bilindiği gibi müşrikler, Medine içindeki münafıklarla ve Yahudilerle haberleşerek müslümanları içten yıkmak ve onlar kanalıyla müslümanları yurt dışı ettirmek istemişlerdi. Ancak peygamberimizin tedbirleriyle müslümanlar, Medine’de giderek daha da güçlenen bir topluluk haline gelmeyi başarıyorlardı. Bu da müşriklerin gözünden kaçmıyordu. Günün birinde İslâm kuvvetinin, düzenlerini bozacağı korkusu ile silaha sarıldılar.[1] Hicretin 2. yılında Resûlullah, Kureyş ordusuyla Bedir kuyuları civarında karşı karşıya geldi. Kureyş ordusunun mevcudu 900-1000 kişi arasındaydı. Müslümanların sayısı ise 300 civarındaydı. Silah ve mühimmat yönüyle de Kureyş’liler üstündü. Neticede, Allah zaferi müslümanlara nasip etti. Kureyş’in ileri gelenlerinden 70 kişi öldürüldü, bir o kadar da esir alındı. Müslümanlar ise sâdece 14 şehid verdiler.[2] 

Bedir savaşında, Hz.Peygamber ve müslümanlar, pekçok İlâhî yardıma mazhar oldular. Sayılarının ve imkânlarının azlığına rağmen, Yüce Allah müslümanlara müşrikleri az göstermek sûretiyle, moral gücü verdi:

إِذْ يُرِيكَهُمُ اللهُ فِي مَنَامِكَ قَلِيلاً وَلَوْ أَرَاكَهُمْ كَثِيرًا لَفَشِلْتُمْ وَلَتَنَازَعْتُمْ فِي اْلأَمْرِ وَلَكِنَّ اللهَ سَلَّمَ إِنَّهُ عَلِيمٌ بِذَاتِ الصُّدُورِ (43) وَإِذْ يُرِيكُمُوهُمْ إِذْ الْتَقَيْتُمْ فِي أَعْيُنِكُمْ قَلِيلاً وَيُقَلِّلُكُمْ فِي أَعْيُنِهِمْ لِيَقْضِيَ اللهُ أَمْرًا كَانَ مَفْعُولاً وَإِلَى اللهِ تُرْجَعُ اْلأُمُورُ

“O vakit Allah sana müşrik askerlerini rüyanda az göstermişti, eğer onları çok gösterseydi paniğe kapılır, emir ve kumanda konusunda ihtilafa düşerdiniz. Fakat Allah sizi bundan kurtardı. Çünkü O bütün sinelerin gizlediklerini pek iyi bilir. Karşılaştığınız zaman Allah sizin gözlerinizde onları az gösteriyor, sizi de onlara az gösteriyordu ki Allah takdir ettiği bir işi yerine getirsin. Bütün işler sonuçta Allah’a râcî olur (nihaî karar ve yürütme O’na aittir.)” (Enfâl 8/43-44).

Savaş başladığı zaman da, müslümanlar, müşriklere iki kat gösterilerek, içlerine korku salındı:

قَدْ كَانَ لَكُمْ آيَةٌ فِي فِئَتَيْنِ الْتَقَتَا فِئَةٌ تُقَاتِلُ فِي سَبِيلِ اللهِ وَأُخْرَى كَافِرَةٌ يَرَوْنَهُمْ مِثْلَيْهِمْ رَأْيَ الْعَيْنِ وَاللهُ يُؤَيِّدُ بِنَصْرِهِ مَنْ يَشَاءُ إِنَّ فِي ذَلِكَ لَعِبْرَةً لأُوْلِي اْلأَبْصَارِ

“Birbiriyle karşılaşan iki toplulukta size büyük bir ibret vardı: Bunlardan biri Allah yolunda vuruşuyordu. Diğeri ise kâfir idi. O kâfirler müslümanları, bizzat gözleriyle kendilerinin iki misli görüyorlardı. Allah, dilediği kimseleri nusratıyla destekler. Elbette bunda görecek gözleri olanlar için alınacak ibret vardır.” (Âl-i İmrân 3/13). Yine müşriklerin maddî üstünlüklerine rağmen, müslümanlar onlara gâlip geldi:

إِذْ هَمَّتْ طَائِفَتَانِ مِنْكُمْ أَنْ تَفْشَـلاَ وَاللهُ وَلِيُّهُمَا وَعَلَى اللهِ فَلْيَتَوَكَّلْ الْمُؤْمِنُونَ (122) وَلَقَدْ نَصَرَكُمْ اللهُ بِبَدْرٍ وَأَنْتُمْ أَذِلَّةٌ فَاتَّقُوا اللهَ لَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ

“Ve hani sizden iki fırka, Allah da kendilerinin yardımcıları olduğu halde korkarak geri çekilmeye yeltenmişlerdi. Halbuki müminlere düşen, yalnız Allah’a dayanıp güvenmeleridir. Gerçekten, sizler birkaç biçare iken, Bedirde Allah sizi nusratına mazhar eylemişti. O halde Allaha karşı gelmekten sakının ki şükretmiş olasınız.” (Âl-i İmrân 3/122-123).

Savaşın başında Hz.Peygamber, müşriklere baktı, bin kadar idiler, bir de ashâbına baktı, 300 civarındaydılar. Bunun üzerine kıbleye döndü ve iki elini kaldırıp: “Allahım! Bana verdiğin sözü yerine getir! İlâhî! Şâyet şu bir avuç insan yok olursa, sana yeryüzünde ibâdet eden kimse kalmayacak”[3] diye duâ etmeye başladı. Hattâ ridâsı sırtından düştü. Bunun üzerine şu âyetler nâzil oldu:[4] 

إِذْ تَسْتَغِيثُونَ رَبَّكُمْ فَاسْـتَجَابَ لَكُمْ أَنِّي مُمِدُّكُمْ بِأَلْفٍ مِـنْ الْمَلاَئِكَةِ مُرْدِفِينَ (9) وَمَا جَعَلَهُ اللهُ إِلاَّ بُشْرَى وَلِتَطْمَئِنَّ بِهِ قُلُوبُكُمْ وَمَا النَّصْرُ إِلاَّ مِنْ عِنْدِ اللهِ إِنَّ اللهَ عَزِيزٌ حَكِيمٌ (10( إِذْ يُغَشِّيكُمْ النُّعَاسَ أَمَنَةً مِنْهُ وَيُنَزِّلُ عَلَيْكُمْ مِنْ السَّـمَاءِ مَاءً لِيُطَهِّرَكُمْ بِهِ وَيُذْهِبَ عَنكُمْ رِجْزَ الشَّيْطَانِ وَلِيَرْبِطَ عَلَى قُلُوبِكُمْ وَيُثَبِّتَ بِهِ اْلأَقْدَامَ

 (11) إِذْ يُوحِي رَبُّكَ إِلَى الْمَلاَئِكَةِ أَنِّي مَعَكُمْ فَثَبِّتُوا الَّذِينَ آمَنُواسَـأُلْقِي فِي قُلُوبِ الَّذِينَ كَفَرُوا الرُّعْبَ فَاضْرِبُوا فَوْقَ اْلأَعْنَاقِ وَاضْرِبُوا مِنْهُمْ كُلَّ بَنَانٍ

“O vakit siz Rabb’inizden yardım istiyordunuz. O da: “Ben size peşpeşe gelecek bin melaike ile imdad edeceğim” diye duanızı kabul buyurdu. Allah bunu, sırf size bir müjde olsun ve bununla kalpleriniz güven duysun diye yaptı. Yoksa gerçekte yardım ancak Allah’tandır, başkasından değil! Çünkü Allah, Azîzdir, Hakîmdir: mutlak galibdir, tam hüküm ve hikmet sahibidir. Düşman korkusundan gözünüze uyku girmediği için o vakit Allah, inayeti ile güven ve sükûnet vermek için sizi hafif bir uykuya daldırıyordu. Sizi temizlemek, Şeytanın pisliğini, vesvesesini sizden gidermek, kalplerinize kuvvet vermek ve savaş meydanında ayaklarınızı sabit kılmak için gökten üzerinize su indiriyordu. Rabb’in meleklere vahyediyordu ki: “Muhakkak ben sizinle beraberim, haydi siz de müminlere sebat ve moral verin. Kâfirlerin kalplerine korku salacağım. Haydi vurun onların boyunlarına, vurun onların parmaklarına!”(Enfâl 8/9-12).

Meleklerin indiği, âyetlerden açık bir şekilde anlaşılmakla beraber, onların bizzat savaşıp savaşmadığı hakkında farklı görüşler vardır: Bazılarına göre Cebrâil 500 meleği, Hz.Peygamberin ordusunun sağına indirmiş; Mîkâil de 500 melekle beraber ordunun sağ tarafına inmişti. Üzerlerinde beyaz elbiseler olan bu melekler, Bedir’de bizzat savaşa katılmışlardır. Hattâ Ebû Cehil’in, İbn Mes’ûd’a: “Bu sesini duyup da kendini göremediğimiz şeyler nedir?” diye sorduğunda, cevaben: “Bu, meleklerin sesidir.” deyince Ebû Cehil’in: “Bizi yenen siz değilsiniz, onlar...” dediği rivâyet edilmiştir. Bazılarına göre de melekler savaşmayıp, ancak müslümanların yanında durarak sayılarını çoğaltmışlar ve müslümanlara sebat vermişlerdir.[5] Meleklerin savaşıp-savaşmamasından daha önemli olan şey, onların bizzat insan sûretinde gelerek, mü’minlerin yardımına koşmalarıdır. Bu yardıma koşma işi, gerek savaşarak, gerekse bir moral gücü verme şeklinde olsun, vukû bulmuş, Hz.Peygamber ve inananlar, neticede zafere ulaşmışlardır.

2. Hendek Savaşı: Yahudi ve müşrikler, müslümanları imhâ etmek üzere ittifak ettiler. Onların bu kötü planlarının haberini alan Resûlullah, hemen ashâbıyla istişâre ederek, yapılacak işleri konuştu. Selmân-ı Fârisî’nin teklifi üzerine, düşmanın taarruz etmesi muhtemel yerlere hendekler kazılarak, hazırlıklar yapıldı.[6] Hendeğin kazılması esnasında müslümanlar canla başla çalışırken, bazıları zarûri işleri için izin istiyordu, münafıklara gelince onlar, aradan sıvışıp kaçmaya çalışıyorlar ve böyle zorlu bir zamanda, Hz.Peygamberi ve müslümanları yalnız başlarına bırakıyorlardı. Şu âyatler bu durumu ifade etmektedir:

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اذْكُرُوا نِعْمَةَ اللهِ عَلَيْكُمْ إِذْ جَاءَتْكُمْ جُنُودٌ فَأَرْسَلْنَا عَلَيْهِمْ رِيحًا وَجُنُودًا لَمْ تَرَوْهَا وَكَانَ اللهُ بِمَا تَعْمَلُونَ بَصِيرًا (9) إِذْ جَاءُوكُمْ مِنْ فَوْقِكُمْ وَمِنْ أَسْفَلَ مِنْكُمْ وَإِذْ زَاغَتِ اْلأَبْصَارُ وَبَلَغَتْ الْقُلُوبُ الْحَنَاجِرَ وَتَظُنُّونَ بِاللهِ الظُّنُونَ (10) هُنَالِكَ ابْتُلِيَ الْمُؤْمِنُونَ وَزُلْزِلُوا زِلْزَالاً شَدِيدًا (11) وَإِذْ يَقُولُ الْمُنَافِقُونَ وَالَّذِينَ فِي قُلُوبِهِمْ مَرَضٌ مَا وَعَدَنَا اللهُ وَرَسُولُهُ إِلاَّ غُرُورًا وَإِذْ قَالَتْ طَائِفَةٌ مِنْهُمْ يَا أَهْلَ يَثْرِبَ لاَ مُقَامَ لَكُمْ فَارْجِعُوا وَيَسْتَأْذِنُ فَرِيقٌ مِنْهُمْ النَّبِيَّ يَقُولُونَ إِنَّ بُيُوتَنَا عَوْرَةٌ وَمَا هِيَ بِعَوْرَةٍ إِنْ يُرِيدُونَ إِلاَّ فِرَارًا (13) وَلَوْ دُخِلَتْ عَلَيْهِمْ مِنْ أَقْطَارِهَا ثُمَّ سُئِلُوا الْفِتْنَةَ لَآتَوْهَا وَمَا تَلَبَّثُوا بِهَا إِلاَّ يَسِيرًا (14) وَلَقَدْ كَانُوا عَاهَدُوا اللهَ مِنْ قَبْلُ لاَ يُوَلُّونَ اْلأَدْبَارَ وَكَانَ عَهْدُ اللهِ مَسْئُولاً

“Ey iman edenler! Allah’ın üzerinizdeki nimetini hatırlayın. Hani birleşik ordular üzerinize saldırmıştı da, Biz onlara karşı, bir rüzgar ve sizin göremediğiniz ordular göndermiştik. Allah yaptığınız her şeyi görüyordu. O vakit onlar hem üstünüzden, hem alt tarafınızdan gelmişlerdi. Gözleriniz şaşkınlıktan ötürü kaymış, yüreğiniz ağzınıza gelmişti. Siz de Allah hakkında türlü türlü zanlar beslemeye başlamıştınız. İşte orada müminler çetin bir imtihana tabi tutulmuş, şiddetle silkelenmiş ve kuvvetli bir şekilde sarsılmışlardı. Hani münafıklar ve kalplerinde hastalık (şüphe) olanlar: “Allah ve Resûlünün bize zafer vâd etmesi, meğer bizi aldatmak içinmiş!” diyorlardı. Bir kısmı: “Ey Yesribliler! Burada düşmana karşı koyamazsınız, mevzilerinizi bırakıp evlerinize dönünüz!” diyordu. Onlardan bir başka bölük: “Evlerimiz emniyette değil!” diyerek Peygamberden izin istiyorlardı. Halbuki gerçekte evleri emniyetsiz değildi, onlar sadece savaştan kaçmak istiyorlardı. Demek Medine’nin her tarafından hücum edilseydi ve kendilerinden İslam’dan dönmeleri istenseydi, pek kısa bir duraklamadan sonra, bunu derhal yapacaklardı. Halbuki daha önce, düşmandan kaçmayacaklarına dair Allah’a yemin ederek, söz vermişlerdi. Allah’a karşı verilen o ahidlerin hesabı elbette sorulacaktır.” (Ahzâb 33/9-15).

Hz.Peygamber ve müslümanlar, sıkıntılı günler geçiriyorlardı. Bütün Medine’nin etrafı kuşatılmış, düşman büyük bir hınçla hendeklerden geçmeye çalışıyordu. Bu esnada münafıklar da çeşitli mazeretler ileri sürerek Resûlullah'tan izin istemişlerdi.[7] Ancak sonunda İlâhî yardım gelmiş, düşman şaşkın bir vaziyette kaçmaya başlamıştı. Çünkü Allah, onların üzerine şiddetli bir kasırga ve melekleri göndermiş, böylece inanalara olan yardımını burada da göstermişti:

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اذْكُرُوا نِعْمَةَ اللهِ عَلَيْكُمْ إِذْ جَاءَتْكُمْ جُنُودٌ فَأَرْسَلْنَا عَلَيْهِمْ رِيحًا وَجُنُودًا لَمْ تَرَوْهَا وَكَانَ اللهُ بِمَا تَعْمَلُونَ بَصِيرًا

“Ey iman edenler! Allah’ın üzerinizdeki nimetini hatırlayın. Hani birleşik ordular üzerinize saldırmıştı da, Biz onlara karşı, bir rüzgar ve sizin göremediğiniz ordular göndermiştik. Allah yaptığınız her şeyi görüyordu.”(Ahzâb 33/9) âyetinde “göremediğiniz ordular” dan kasdedilenin melekler olduğu bildirilmiştir.[8] Melekler, düşmanların kalbine korku salmış, onların maneviyatlarını zayıflatmış, böylece düşmanın bozguna uğramasını sağlamışlardı. Durumun vehâmetini anlayan düşman, kurtuluşu ancak kaçmakta bulmuş ve her kabile reîsi kendi tebâsına seslenerek, zaman kaybetmeden geri dönülmesi çağrısında bulunmuşlardı.[9] 

3. Huneyn Seferi: Mekke’nin fethiyle, ortada duran ve hangi taraf galebe çalarsa o tarafa meyletmeye kararlı bulunan kabileler, teker teker İslâm’a girmeye başladılar. Bu gelişme, Sakif ve Havâzin kabileleri arasında hazımsızlığa sebep oldu. Daha fazla gelişmeye fırsat vermemek için hemen harakete geçtiler ve çölde buldukları çapulcularla beraber 20-30 bin kişilik bir ordu kurdular.[10] Durumu haber alan Hz.Peygamber (s.a.v), hemen harekete geçerek sabahın alaca karanlığında Huneyn vadisine ulaştıkları sırada, vadinin yamaçlarında pusu kurmuş Hevâzin ve Sakif askerlerinin, üzerlerine ok yağdırması, müslüman askerini korkuttu; neye uğradıklarını anlayamadılar. Şaşkınlığa düşerek iyice korkan müslümanların düzenleri bozuldu, bütün genişliğiyle beraber yeryüzü kendilerine dar gelmiş, çoklukları onlara hiçbir fayda vermemişti. Sonra da geri dönüp kaçmaya başlamışlardı ki, işte bu sırada Resûlullah onlara seslenerek ümitsizliğe kapılmamalarını söylüyordu.[11] Şu âyetler de bu durumu anlatmaktadır:

لَقَدْ نَصَرَكُمُ اللهُ فِي مَوَاطِنَ كَثِيرَةٍ وَيَوْمَ حُنَيْنٍ إِذْ أَعْجَبَتْكُمْ كَثْرَتُكُمْ فَلَمْ تُغْنِ عَنْكُمْ شَيْئًا وَضَاقَتْ عَلَيْكُمُ اْلأَرْضُ بِمَا رَحُبَتْ ثُمَّ وَلَّيْتُمْ مُدْبِرِينَ (25) ثُمَّ أَنزَلَ اللهُ سَكِينَتَهُ عَلَى رَسُولِهِ وَعَلَى الْمُؤْمِنِينَ وَأَنزَلَ جُنُودًا لَمْ تَرَوْهَا وَعَذَّبَ الَّذِينَ كَفَرُوا وَذَلِكَ جَزَاءُ الْكَافِرِينَ

“Şu kesindir ki Allah size birçok savaş yerlerinde yardım etti, Huneyn günü de... O gün ki sayıca çokluğunuz sizi böbürlendirmiş ama bu, size fayda etmemişti. Olanca genişliğine rağmen, dünya başınıza dar gelmişti. Sonra da bozguna uğrayarak düşmana arka çevirip kaçmaya başlamıştınız. Sonra Allah Resûlünün ve müminlerin üzerlerine sekinetini, güven veren rahmetini indirmiş, sizin göremediğiniz ordular göndermişti de Kendisini tanımayan o kâfirleri azaba uğratmıştı. İşte kâfirlerin cezası budur!” (Tevbe 9/25-26). Burada da Yüce Allah, melekleri, Resûlullâh'ın ve müslümanların yardımına göndermiş, düşmanların kalbine korku vermek suretiyle mağlubiyetlerini sağlamıştır.


[1]   Algül, a.g.e, 1/353.

[2]   İbn Hişâm, a.g.e, 2/606 vd; İbn Kesîr, el-Füsûl fî Sîreti’r-Resûl, s. 128 vd.

[3]   Müslim, Cihâd 58; Ahmed b. Hanbel, 1/30, 32.

[4]   Taberî, Tefsîr, 9/251-264; Suyûtî, Esbâb-ı Nüzûl, s. 133; İbn Kesîr, Tefsîr, 3/558- 565; Tabâtabâî, Muhammed Hüseyn, el-Mîzân fî Tefsîri’l-Kur’ân, 9/22-23.

[5]   Taberî, Tefsîr, 9/261-262; Râzî, Tefsîr, 15/105-106; Kurtubî, a.g.e, 4/193-194; Reşîd Rızâ, Tefsîru’l-Kur’âni’l-Hakîm, 9/612-614.

[6]   İbn Hişâm, a.g.e, 3/224 vd; İbn Kesîr, el-Füsûl fî Sîreti’r-Resûl, s. 163 vd.

[7]   Şu âyetler bu zorlu günü tasvîr etmektedir:

يَاأَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اذْكُرُوا نِعْمَةَ اللَّهِ عَلَيْكُمْ إِذْ جَاءَتْكُمْ جُنُودٌ فَأَرْسَلْنَا عَلَيْهِمْ رِيحًا وَجُنُودًا لَمْ تَرَوْهَا وَكَانَ اللهُ بِمَا تَعْمَلُونَ بَصِيرًا(9)إِذْ جَاءُوكُمْ مِنْ فَوْقِكُمْ وَمِنْ أَسْفَلَ مِنْكُمْ وَإِذْ زَاغَتْ الْأَبْصَارُ وَبَلَغَتْ الْقُلُوبُ الْحَنَاجِرَ وَتَظُنُّونَ بِاللهِ الظُّنُونَ(10)هُنَالِكَ ابْتُلِيَ الْمُؤْمِنُونَ وَزُلْزِلُوا زِلْزَالًا شَدِيدًا(11)وَإِذْ يَقُولُ الْمُنَافِقُونَ وَالَّذِينَ فِي قُلُوبِهِمْ مَرَضٌ مَا وَعَدَنَا اللهُ وَرَسُولُهُ إِلَّا غُرُورًاوَإِذْ قَالَتْ طَائِفَةٌ مِنْهُمْ يَاأَهْلَ يَثْرِبَ لَا مُقَامَ لَكُمْ فَارْجِعُوا وَيَسْتَأْذِنُ فَرِيقٌ مِنْهُمْ النَّبِيَّ يَقُولُونَ إِنَّ بُيُوتَنَا عَوْرَةٌ وَمَا هِيَ بِعَوْرَةٍ إِنْ يُرِيدُونَ إِلَّا فِرَارًا(13)وَلَوْ دُخِلَتْ عَلَيْهِمْ مِنْ أَقْطَارِهَا ثُمَّ سُئِلُوا الْفِتْنَةَ لَآتَوْهَا وَمَا تَلَبَّثُوا بِهَا إِلَّا يَسِيرًا(14)وَلَقَدْ كَانُوا عَاهَدُوا اللَّهَ مِنْ قَبْلُ لَا يُوَلُّونَ الْأَدْبَارَ وَكَانَ عَهْدُ اللَّهِ مَسْئُولًا

    “Ey iman edenler! Allah’ın üzerinizdeki nimetini hatırlayın. Hani birleşik ordular üzerinize saldırmıştı da, Biz onlara karşı, bir rüzgar ve sizin göremediğiniz ordular göndermiştik. Allah yaptığınız her şeyi görüyordu. O vakit onlar hem üstünüzden, hem alt tarafınızdan gelmişlerdi. Gözleriniz şaşkınlıktan ötürü kaymış, yüreğiniz ağzınıza gelmişti. Siz de Allah hakkında türlü türlü zanlar beslemeye başlamıştınız. İşte orada müminler çetin bir imtihana tabi tutulmuş, şiddetle silkelenmiş ve kuvvetli bir şekilde sarsılmışlardı. Hani münafıklar ve kalplerinde hastalık (şüphe) olanlar: “Allah ve Resûlünün bize zafer vâd etmesi, meğer bizi aldatmak içinmiş!” diyorlardı. Bir kısmı: “Ey Yesribliler! Burada düşmana karşı koyamazsınız, mevzilerinizi bırakıp evlerinize dönünüz!” diyordu. Onlardan bir başka bölük: “Evlerimiz emniyette değil!” diyerek Peygamberden izin istiyorlardı. Halbuki gerçekte evleri emniyetsiz değildi, onlar sadece savaştan kaçmak istiyorlardı. Demek Medine’nin her tarafından hücum edilseydi ve kendilerinden İslam’dan dönmeleri istenseydi, pek kısa bir duraklamadan sonra, bunu derhal yapacaklardı. Halbuki daha önce, düşmandan kaçmayacaklarına dair Allah’a yemin ederek, söz vermişlerdi. Allah’a karşı verilen o ahidlerin hesabı elbette sorulacaktır.” Ahzâb 33/10-15.

[8]   Taberî, Tefsir, 20/155; Zemahşerî, a.g.e, 3/526; Kurtubî, a.g.e, 14/144; İbn Kesîr, Tefsîr, 6/385; Şevkânî, Fethu’l-Kadîr, 4/264.

[9]   Kurtubî; a.g.e, 14/144; İbn Kesîr, Tefsîr, 6/385; Şevkânî, a.g.e, 4/265.

[10]                       İbn Kesîr, el-Bidâye ve’n-Nihâye, 321vd.

[11]                       İbn Hişâm, a.g.e, 4/82vd; Elmalılı, a.g.e, 4/302-306; Hasan İbrahim Hasan, Siyasî -Dînî -Kültürel -Sosyal İslâm Tarihi, 1/187-188.