Islam Tarihi - 25. Sayfa
|
|
||
|
ehirsiz Evlilik |
||
|
İslam’a göre bir erkek bir kadınla evlendiği zaman erkek, “mehir” olarak isimlendirilen bir bedel verme mecburiyetindedir. Kadın, dilediği takdirde bundan vaz geçip bağışlayabilir. Ancak kadın dilemezse, erkeğin bunu mutlaka vermesi gerekir. Bu, kadının kendisine ait bir mal hükmündedir. Ancak bu hükümden Hz.Peygamber (s.a.v) istisna tutulmuştur ve bu istisna da sadece ona aittir. Yani onun hasaisindendir. Ahzâb sûresindeki şu âyet bu durumu bildirmektedir: يَا أَيُّهَا النَّبِيُّ إِنَّا أَحْلَلْنَا لَكَ أَزْوَاجَكَ اللاَتِي آتَيْتَ أُجُورَهُنَّ وَمَا مَلَكَتْ يَمِينُكَ مِمَّا أَفَاءَ اللهُ عَلَيْكَ وَبَنَاتِ عَمِّكَ وَبَنَاتِ عَمَّاتِكَ وَبَنَاتِ خَالِكَ وَبَنَاتِ خَالاَتِكَ اللَّاتِي هَاجَرْنَ مَعَكَ وَامْرَأَةً مُؤْمِنَةً إِنْ وَهَبَتْ نَفْسَـهَا لِلنَّبِيِّ إِنْ أَرَادَ النَّبِيُّ أَنْ يَسْتَنكِحَهَا خَالِصَةً لَكَ مِنْ دُونِ الْمُؤْمِنِينَ قَدْ عَلِمْنَا مَا فَرَضْنَا عَلَيْهِمْ فِي أَزْوَاجِهِمْ وَمَا مَلَكَتْ أَيْمَانُهُمْ لِكَيْلاَ يَكُونَ عَلَيْكَ حَرَجٌ وَكَانَ اللهُ غَفُورًا رَحِيمًا “Ey Peygamber, Biz, şu gruplara dahil kadınları sana helal kıldık: Mehirlerini verdiğin eşlerin, Allah’ın sana ganimet olarak verdiği elinin altındaki cariyeler, seninle beraber hicret eden amca kızların, hala kızların, dayı ve teyze kızların. Bir de kendisini mehir istemeksizin Peygambere hibe eden ve Peygamberin de kendisini nikâhlamak istediği mümin kadını, diğer müminlere değil, sadece sana mahsus olmak üzere helal kıldık. Bizim, müminlerin eşleri ve ellerinin altındaki cariyeler hakkında gerekli kıldığımız mehir gibi hususlar, zaten malumumuz olup onları bildirmiştik. Hibe yoluyla mehirsiz evlenmeyi sana mahsus kılmamız, nikâh konusunda senin için bir güçlük olmaması içindir. Allah Gafurdur, Rahimdir.” (Ahzâb 33/50) Âyete göre Resûlullah (s.a.v), diğer kadınlarla mehir ve nikahla evlendiği halde, kendisini Allah Resûlü’ne hîbe eden (bağışlayan) kadınla evlenmesinde mehir şartı kaldırılmıştır. Mehir şartı kaldırıldığına göre, şahid ve veli izni gibi durumlar da kaldırılmış demektir. Mehrin kaldırılmasındaki hikmeti de Yüce Yaratıcı, şerefli elçisine herhangi bir sıkıntının olmaması olarak beyan buyurmuştur. Zaten her şeyini muhtaçlara harcayan Resûlullah'ın, bir de böyle bir mükellefiyetle karşı karşıya kalması ona meşakkat vererebilirdi. Rahmeti sonsuz Yüce Yaratıcı da, bu muafiyetle onu, böyle bir meşakkatten kurtarmış oluyırdu. Şüphesiz asr-ı saadette, Allah Resûlü gibi şerefli bir peygamberle, hiçbir karşılık beklemeksizin evlenmek isteyen pekçok kadın vardı. Bunun böyle olduğunu Hz. Âişe’nin (r.a) şu rivayetinden de anlamak mümkündür: Ben, kendilerini Allah Resûlü’ne bağışlayan kadınları kıskanırdım. Hiç kadın kendisini bağışlar mı? derdim. Fakat Allah (c.c): تُرْجِي مَنْ تَشَاءُ مِنْهُنَّ وَتُؤْوِي إِلَيْكَ مَنْ تَشَاءُ وَمَنْ ابْتَغَيْتَ مِمَّنْ عَزَلْتَ فَلاَ جُنَاحَ عَلَيْكَ ذَلِكَ أَدْنَى أَنْ تَقَرَّ أَعْيُنُهُنَّ وَلاَ يَحْزَنَّ وَيَرْضَوْنَ بِمَا آتَيْتَهُنَّ كُلُّهُنَّ وَاللهُ يَعْلَمُ مَا فِي قُلُوبِكُمْ وَكَانَ اللهُ عَلِيمًا حَلِيمًا “Ey Peygamber, eşlerinden dilediğini boşarsın, dilediğini yanında tutarsın. (Ric’i talakla) boşayıp ayırdığını da yanında tutmak istersen, bunda sana bir vebal yoktur. Bu hal onların sevinmeleri, mahzun olmamaları, yaptığın muameleden hepsinin hoşnud olmaları yönünden daha münasiptir. Allah kalplerinizde olan her şeyi bilir. Allah Alimdir, Halimdir.” (Ahzâb 33/51) âyetini indirince, ona şöyle dedim: “Rabb’in senin isteklerini nasıl da çabuk kabul ediyor!” dedim.[1] Âyette aynı zamanda, bazı şartlara bağlı olarak cevaz verilen dörde kadar evlilik sınırlamasından, Hz. Peygamber (s.a.v)’in istisna tutulduğu da anlaşılmaktadır. Bununla ilgili olarak Kur'ân-ı Kerimde: وَإِنْ خِفْتُمْ أَلاَّ تُقْسِطُوا فِي الْيَتَامَى فَانكِحُوا مَا طَابَ لَكُمْ مِنَ النِّسَاءِ مَثْنَى وَثُلاَثَ وَرُبَاعَ فَإِنْ خِفْتُمْ أَلاَّ تَعْدِلُوا فَوَاحِدَةً أَوْ مَا مَلَكَتْ أَيْمَانُكُمْ ذَلِكَ أَدْنَى أَلاَّ تَعُولُوا (3) وَآتُوا النِّسَاءَ صَدُقَاتِهِنَّ نِحْلَةً فَإِنْ طِبْنَ لَكُمْ عَنْ شَيْءٍ مِنْهُ نَفْسًا فَكُلُوهُ هَنِيئًا مَرِيئًا “Himayeniz altındaki yetim kızlarla evlenince haklarını gözetemeyeceğinizden, adaleti sağlayamayacağınızdan endişe ederseniz, onlarla değil, size helal olup arzu ettiğiniz diğer kadınlarla ikişer, üçer veya dörder olmak üzere evlenin. Eğer bu takdirde de aralarında adaleti gerçekleştirmekten endişe ederseniz bir kadınla veya elinizin altında olan cariyelerle yetinin. Bu durum, adaletten ayrılmamanız için en uygun olanıdır.” (Nisâ 4/3). buyrulmaktadır. Burada müminlere tavsiye edilen tek evliliktir. Şartların zorlamasıyla bunun dörde kadarına cevaz verilmiştir. Ancak Resûlullah (s.a.v), çeşitli hikmetlere mebnî Cenab-ı Hakk tarafından kendisine dörtten fazla olması konusunda müsaade edilmiştir. Resûlullah'ın bu evliliklerini, birkısım art niyetli kişilerin ele aldığı gibi değerlendirmek, o yüce Peygamberi tanıyamamak demektir. Ve aynı zamanda Cenab-ı Hakk’a karşı da büyük bir saygısızlıktır. O, evliliklerini, arzularını tatmin için değil, içinde değişik maslahatların bulunduğu hikmetlerden dolayı yapmıştı. Hz. Peygamberin (s.a.v) evliklerini şu yönleriyle ele alabiliriz: 1. Eğitim ve Öğretime Yönelik Maksatlar: a. İslam dîni, en son dindir. Dolayısıyla evrensel olup, bütün insanların ihtiyaçlarına cevap verecek kapasiteye sahip olması lazımdır. Bunun için de, hayatın bütün yönlerine dair bir kısım, prensipler getirmelidir. Ev hayatı, aile hayatı, gece hayatı, evdeki münasebetler vs. hepsi açık bir şekilde ortaya konmalıdır ki, insanlar sorularına cevap bulabilsinler. Aksi takdirde, pek çok yönü bilinmeyen, muğlak kalan bir din olur ki, bunun evrensel olması düşünülemez. Böyle olabilmesi için de, bu dini tebliğ eden peygamberin hayatı, uygulamaları, sözleri, evde tek başına kaldığı zaman ki tutumları, en ince noktasına kadar bilinmeli ve daha sonra gelecek olan insanlara aktarılmalıdır. Yukarıda dile getirdiğimiz şeyin tahakkuk edebilmesi için, peygamber hanesinde farklı bir değil, birkaç kişinin bulunması zarureti ortaya çıkmaktadır. İşte bunlar da ancak ve ancak O’na en çok yakın olma avantajına sahip olan, hanımları olabilir. İşte Allah Resulü bu ihtiyacı göz önüne alarak birden fazla kadınla evlenmeyi tercih etmiştir. b. Kadınlık alemine dair hükümleri öğrenmek için, çoğu zaman Peygamberin hanımları vasıtalık yapıyorlardı. Sayılarının fazla oluşu, vasıtanın genişlemesine, peygamberle daha fazla görüşmeyi ve kadınların kolayca İslâm’ı öğrenmelerine vesile oluyordu. Akraba ve yaş münasebetiyle onların her biriyle ülfet eden bir topluluk vardı. Birkaç kadın olmasaydı, bütün kadınların hususiyetlerini kavramak mümkün olmayacaktı. Böyle olmasaydı ümmet, zevceleri vasıtasıyla peygamberden rivayet edilen binlerce hadisi işitemezdi. Böylece binlerce hüküm, çözümsüz kalacak ve bilinmeyecekti. c. İslâm Dininde birçok noktalar vardır ki, Peygamberimizin bunları doğrudan doğruya kadınlara izah etmesine imkan yoktu. Bunlar kadınların harimine ait idi. Onun için Hz. Peygamberin hanımları tarafından izah olunuyordu. Pek çok hadîs, kadınlar tarafından peygamberimize sorulan birçok suallerin, Allah Resulü tarafından zevcelerine havale olunduğunu göstermektedir. d. Sünnet, İslam Peygamberinin sadece sözlerinden ibaret değildir. Bunun yanında O’nun hal ve hareketleri, bazı durumlardaki takrirleri de sünnet sayılmaktadır. Ve bunlar da sözlü sünnet gibi sayılıp, inananlar tarafından birer hayat düstûru olarak kabul edilme mükellefiyeti vardır. İşte burada da devreye yine O’nun zevceleri girmektedir. e. Zevceler arasında, yaşlı, orta yaşlı ve gençler bulunması itibariyle, bu devre ve dönemlerin hepsine ait çeşitli ahkam vaz’ediliyor. Ve bizzat Peygamber (s.a.v) hânesi içinde bulunan bu pâkize zevceler sayesinde tatbik imkanı buluyordu.[2] f. Her kabileden aldığı kadın, O’nun hayatında ve irtihalinden sonra, kendi cemaati arasında çok ciddi dîni hizmete vesîle olabiliyor; uzak yakın bütün akrabalarına, zâhir ve bâtın-ı Ahmediye (s.a.v) hususunda tercümanlık yapıyordu. Bu sayede O’nun kabilesi de, kadın ve erkeğiyle, Kur'ân'ı, tefsîri, hadîsi ondan öğreniyor ve dinin ruhuna vakıf olabiliyordu.[3] g. Allah Resulü, yaşlı, genç ve orta yaşlı kadınlarla evlendi. Çünkü her yaşın kendisine has problemleri vardır. Resûlullah'ın yaşayış tarzını, her yaşa uygun cevabını ümmete nakletmek ve insan için gerekli olan her şeyi onlara aktarmak, nübüvvetin asil bir görevidir ki, bu da yine hanımları vesilesiyle yerine getirilebilmiştir. 2. Topluma Yönelik Maksatlar:: a. Hz.Peygamberin evlendiği kadınların pek çoğu dul, kimsesiz ve yetimlerle başbaşa kalmış kimselerden ibaretti. Kocası ölen, çocuklarıyla başbaşa kalan bir hanımın durumunu birazcık hayal edecek olursak, meselenin ne denli önemli olduğunu anlarız. Toplumu meydana getiren bu fertlerin yardımına koşulmalı, ellerinden tutulmalıydı. Onlar da bir kısım mahrumiyetlerden kurtarılmalıydı. İşte bu noktada, Hz. Peygamber devreye giriyor, bu kimsesizlerin kimsesi oluyor ve onların ellerinden tutuyordu. b. Toplumda, kimsesiz ve dul kadınların yardımına koşmak suretiyle, daha sonra gelen ve aynı şartlarla yüz yüze kalacak olan insanlara, bu mevzuda nasıl davranılması gerektiğini, cemiyetteki böyle bir problemin nasıl çözülebileceğini, bizzat uygulayarak göstermiş oluyordu. c. Allah Resûlü’nün bazı hanımlarla evlenmesinde, cemiyete ait gözetteği bazı hususlar vardır. Hz. Ebûbekr ve Hz. Ömer’in kızlarıyla evliliğinde, Kureyş ile daha yakın bir bağ kurulmuş oluyordu. Böylece Kureyşin yakınlaşması sağlanmış oluyor, o dönemde güçlü olan akrabalık hisleri devreye sokularak, İslama ısınmaları sağlanıyor, kalplerin, bu da’vet etrafında çarpması yeğleniyordu. d. Hz. Âişe, Resûlullah'ın insanlar arasında ençok sevdiği, islama hiç tereddütsüz giren, vefatından sonra da yerine geçecek olan Hz. Ebûbekr’in biricik kızıydı. Ebûbekr (r)’in yaptığı bir sürü fedakarlık karşısında, O’nun kızını almak suretiyle O’na en güzel bir mükafaat vermiş oluyordu. Yine aynı düşünceyi, Hz. Ömer (r)’in kızı Hafsa (r)’da da görmemiz mümkündür. 3. Teşrîi (kanun koyma) Maksatlar: a. Resûlullah'ın çok evlilik hikmetlerinden birisi de, yeni bir kısım hükümlerin konmasına yöneliktir. Öteden beri cahiliye toplumunda yerleşmiş bazı yersiz âdetler vardı. Bunların ortadan kaldırılması, yenilerinin ortaya konması gerekiyordu. Bunu da ancak Allah Resulü yapabilirdi. Çünkü böyle bir şeye başkalarının kalkışması mümkün değildi. Buna misal olarak, başkasını oğul edinmeyi verebiliriz. İslam öncesi arap adetlerinden birisi de, evlatlık edinmeydi. Onlara göre bu âdet, öteden beri tevarüs eden örfi bir uygulama olarak telakki ediliyordu. Birisi başkasının çocuğunu evlatlık alıyor, kendi öz evladıymış gibi kabul ederek, miras, talak, evlenme yasağı vs. pek çok konuda onu, öz evlat muamelesine tabi tutuyordu. Resûlullah da islamdan önce Zeyd b. Hârise’yi evlatlık edinmişti. Herkes onu, Zeyd b. Muhammed diye çağırıyordu. Ancak aslı astarı olmayan bu geleneğin kaldırılması gerekiyordu. İşte Zeyd’in boşadığı Hz. Zeynep ile yapılan evlilikle, bu batıl adet ortadan kaldırılmış oluyordu. b. Bunun yanında bir de, azatlı köleden boşanmış bir hanımla evlenilerek, kölelerin de birer insan olduğu, her yönden diğer insanlara eşit olabileceği, şayet boşanmışlarsa, onların boşanılan bu hanımlarıyla evlenmede hiçbir sakıncanın olmadığı gösterilmiş oluyordu. 4. Siyasi Maksatlar: a. İslâm Peygamberinin bazı evlilikleri ise, siyasi amaçlıdır. Bu evliliklerle pekçok kabilenin İslam etrafında bir araya gelmesi sağlanmıştır. Yaratılış gereği olarak şu bir gerçektir ki; kişi, bir kabile veya aileyle evlilik bağı kurduğunda, o kabile veya aileyle aralarında ister istemez bir yakınlaşma ve sevgi meydana geliyor. Aradaki düşmanlıklar kalkıyor, kin ve nefretler siliniyor, yerini sevgi ve hoş görü alıyor. Bu gerçeği çok iyi bir şekilde bilen, insan sarrafı Hz. Peygamber (s.a.v), bu vesileyle onları islama yaklaştırmayı yeğlemiştir. Meselâ Cüveyriye binti Hâris, Safiyye binti Huyeyy ve Remle binti Ebî Süfyan (r) ile evlilikleri bu kabildendir. Bu üç annemiz de, toplumda ağırlığı olan kişilerin kızlarıdır. Cüveyriye ile Safiyye (r)’nin babaları, Yahûdilerin reisleri durumundadırlar. Bunlarla evlenince yahudilerle arada akrabalık bağı kurulmuş, onlarla daha yakın temas sağlanmış ve bu vesileyle pek çoğunun İslam’la şereflenmesine sebep olunmuştur. Yine Ebû Süfyan’ın kızı Remle ile olan evlilikte de aynı durum söz konusudur. Bununla taş yürekli, müslümanların azılı düşmanı Ebû Süfyan yumuşamış, müslümanlık karşısında teslîm-i silah ederek, islâm dinine girmiş ve Emevî’lerle yakınlık kurulmuş oldu. b. Bazı kimselerin kalbinde peygambere karşı öyle bir kin ve nefret yerleşmişti ki, evlilik bağı olmasaydı, bu kinin gitmesine imkan yoktu. Böylece evlilik bağı sayesinde, Allah'ın farz kıldığı peygamber sevgisi doğmuştur. c. Daha sonraki dönemlerde de bu metod, çoğu kimse tarafından kullanılmıştır. Osmanlı tarihine baktığımızda bunun pek çok örneğini bulmamız mümkündür. Padişah hanımlarını incelersek görürüz ki, onlardan bir kısmı, yabancı milletlere mensuptur. Ancak diğer devletlerle daha yakın ilişki kurmak, oralarda aleyhimize olacak bazı durumlardan doğru ve hızlı bir şekilde haber almak vs. gibi düşüncelerle padişahlar, bu hanımlarla evlenmiş, böylece devlet ve milletçe büyük faydalar elde edilmiştir. d. Müslümanların zayıf olduğu dönemlerde ise bu silah, tam tersine kullanılmıştır. Düşmanlarımız, verdikleri hanımlarla, içimizdeki en gizli devlet sırlarını, stratejilerini öğrenmiş, hedeflerine kısa yoldan varmayı başarmışlardır. e. Bugün bile, müslüman diyeceğimiz devletlerdeki, devleti teşkil eden üst tabakanın, hatta devlet başkanlarının hayatlarına bakacak olursak, pek çoğunun hanımının İngiliz, Fransız, Alman vs. asıllı olduğunu görürüz ki, bu da güçlü devletlerin zayıflara uyguladıkları bir tür elde etme stratejisidir. Ancak Allah Resulü, bunu her zaman için müspet yönde kullanmış, bu vesileyle onların İslam’a girmelerini, dolayısıyla dünya ve ukbâ saadetlerini sağlamıştır. Bu mevzu ile ilgili olarak Akkad’ın değerlendirmesini de vererek, konuya son verelim: "Bazı müsteşriklerin “Muhammed (sav)’in dokuz kadınla bir anda evlenmesi, cinsel arzusunun aşırılığına bir delildir.” demelerine karşılık şöyle deriz: Sizler, hiç evlenmeyen Îsâ (a.s)’yı, cinsel arzusunun yetersizliğiyle nitelemediğiniz gibi, Muhammed (s.a.v), dokuz kadınla evli olduğundan onu, cinsi arzusunun aşırılığı ile nitelememeniz lazımdır. Biz, her şeyden önce büyük bir insanın, kadını sevip, ondan faydalanmasında bir sakınca görmüyoruz. Bu fıtrî bir ihtiyaç olup, ayıp sayılmaz. Canlı mahlukatın fıtratında en köklü his, erkek ile dişinin bir araya gelip birleşmeleridir. Bu his, canlı yaratıkların hepsinde mevcuttur. Ancak sevgi mecrasını değiştirerek, haddini aşması ve insanı işinden alıkoyup, uğrunda, manası olmayan bir takım şeyleri teklif etmesi, fıtratın değişmesine vesile olur. Her huyun aşırılığı ayıp sayıldığı gibi, bu aşırılık ta ayıp sayılır. Peygamberin (sav) yaptığı şeyleri bilen kimse, kadının, büyük veya küçük herhangi bir işten alıkoyduğunu diyebilir mi? Hayatında ve ölümünden sonra, Hz.Muhammed (s.a.v)’in daveti ve İslam Devleti tarihinden daha büyük bir tarih yapan kim vardır? Kim diyebilir ki, bu, meşgul olan bir kimsenin işidir. Büyük bir işe kendini verip, Resûlullâh’ın ulaştığı seviyeye kim yetişebilmiştir? Çocuk iken hissine mağlup olmadığı gibi, gençliğinde de cahiliyetin her şeyi mübah gördüğü bir zamanda diğer gençler gibi şehvetine ayak uydurmadı. Belki temizlik, emniyet, ciddiyet ve vakar ile şöhret bulmuştu. Sonra İslâm’a davet ettikten sonra, O’nu sevmeyenler ve aleyhinde propaganda yapanlar ve ayıbını araştıranlar dahi bu hususta onu ayıplayacak birşey söylemediler. Ey cemaat! Gelin şu gence bakın, düne kadar kadınlarla şöyle oturup kalkıyor, şunu bunu yapıyordu, bugün de, temizliğe iffete ve şehveti terk etmeğe davet ediyor. Sayılmayacak kadar düşmanı olduğu halde, asla böyle bir söz söylemediler. Böyle bir sözün yeri olsaydı, binlerce kişi bunu, ağzına dolayacaktı. Hakkında propaganda yapıp, iftiraya yeltenenler, bütün incelikleriyle bize açıklanan evlilik hayatının bütün gerçeklerini unutmuşlardı. Sadece O’na iftira etmek için, mana ve maksadını değiştirecek bir tek şey söylediler. Çok kadınla neden evlendi? Fakat gençliğinde temizlik ve iffet ile meşgul olduğunu, cahiliyet devrinde, gençlerin mübah ve normal saydıkları bütün lezzet ve şehvetlere hiçbir zaman yanaşmadığını unuttular. Yirmibeş yaşına gelinceye kadar, mübah olan evliliğe dahi istekli olmadığını, halbuki evlilik, sevimli, soylu aile ve kızlar arasında yeri olan her genç için, kolay olduğu gibi, kendisi için de kolay olduğunu unuttular. Yirmibeş yaşındayken evlendiği zaman, kırk yaşındaki bir hanımla evlendiğini, elli küsür yaşına gelinceye kadar bir tek hanımla, yani Hz. Hatice ile yetindiğini unuttular. Bazı soyları bağdaştırmak veya himaye etmek için evlendiğini, güzellik ve şehvetin asla söz konusu olmadığını unuttular. Şehvet ve hissine mağluptur diye niteledikleri zatın, birçok günlerinde arpa ekmeğine dahi doymadığını ve birçok imkanlara sahip olduğu ve onları memnun etmek gayet kolay ve ağır bir şey olmadığı halde, zevcelerini memnun etmek için kanaat ve iktisadın ötesine gitmediğini unuttular. Bir arada bulundurduğu zevcelerin sayısı, tarihçe sabit olduğu gibi, bu gerçeklerin de tarihçe sabit olduğunu unuttular. Peygamberi lekelemek, O’na iftira etmek ve gerçekten ayrılmak için, bütün bunları unuttular. Halbuki gerçeği arayıp, söylemek ve hatıra getirmek isteselerdi, bunları görmeleri, görmezlikten gelmelerinden daha kolaydı."[4] Buraya kadar söylediklerimizden anlaşılmaktadır ki, Hz. Peygamberin evliliklerinin her birisi, ayrı bir gayeye mebnidir. O, asla bir kadın düşkünü değildir. Pek çok kadınla evlenmesi ve bu evliliklerin hepsini gayet arızasız bir şekilde götürmesi dahi, O’nun peygamberlik delillerinden bir tanesini teşkil etmektedir. |
||
İslami Okul Okulların En Önemlisi
