Islam Tarihi - 1. Sayfa
l- HZ. MUHAMMED
(S.A.S)'İN ÇOCUKLUK DÖNEMİ
1- DOĞUMU:
Hz. Muhammed
(s.a.s.) Milâddan sonra 571 senesi, Fil Yılı'nda, 12 Rebiülevvel (20 Nisan)
pazartesi gecesi sabaha karşı, Mekke'nin doğusunda bulunan "Hâşimoğulları
Mahallesi"nde, babasından kendisine mirâs kalan evde doğdu. Arapların takvim
başı olarak kullandıkları "Fil Vak'ası", Peygamberimiz (s.a.s.)'in doğumundan 52
gün kadar önce olmuştu.(18)
Abdülmuttalib,
torununun doğumu şerefine verdiği ziyâfette çocuğun adını soranlara:
"Muhammed adını
verdim. Dilerim ki, gökte Hakk, yeryüzünde halk, O'nu hayırla yâdetsinler..."
cevâbını verdi. Annesi de "Ahmed" dedi. (Muhammed, üstünlük ve meziyetleri
anılarak çok çok övülüp senâ edilen; Ahmed de Cenab-ı Hakk'ı yüce sıfatları ile
öven, hamdeden kimse demektir.(19) İslâm târihçileri, Peygamberimiz (s.a.s.)'in
doğduğu gece bir takım olağanüstü olayların meydana geldiğini naklederler. O
gece İran Kisrâsı (Hükümdarı)'nın Medâyin şehrindeki sarayının 14 sütûnu
yıkılmış, mecûsîlerin İran'da Istahrâbat şehrinde bin yıldan beri yanmakta olan
"ateşgede"leri sönmüş, Sâve (Taberiyye) gölü yere batmış, bin yıldan beri
kurumuş olan Semâve deresi'nin suları taşmış, mecûsîlerin büyük bilgini Mûdibân
korkunç bir rüya görmüş, Kâbe'deki putların yüz üstü devrildikleri görülmüştü.
Gerçekten O'nun doğması ile bütün dünyada hüküm sürmekte olan cehâlet ve küfür
ateşi sönmüş, putperestlik yıkılmış, zulmün baskısı son bulmuştur.
2- SOYU (NESEBİ)
Peygamberimiz
Hz.Muhammed (s.a.s.)'in babası, Abdülmuttalib'in oğlu Abdullah; annesi ise
Vehb'in kızı Âmine'dir. Babası Abdullah, Kureyş Kabîlesinin Hâşimoğulları
kolundan, annesi Âmine ise Zühreoğulları kolundandır. Her ikisinin soyu, bir kaç
batın yukarıda, "Kilâb"da birleşmektedir. Her ikisi de Mekke'lidir.
Peygamber (s.a.s.)
Efendimiz, Hz.İbrâhim'in büyük oğlu Hz. İsmâil'in neslindendir. Soyu Adnân'a
kadar kesintisiz bellidir.(20) Adnân ile Hz.İsmâil arasındaki batınların
sayısında neseb bilginleri ihtilâf etmişlerdir.(21)
Peygamber (s.a.s.)
Efendimizin soyu, çok temiz ve çok şerefli bir neseb zinciridir. Bir hadisi
şerifte Rasûl-i Ekrem Efendimiz:
"Ben devirden
devire, (nesilden nesile, âileden âileye) seçilerek intikal eden Âdemoğulları
soylarının en temizinden naklolundum, sonunda içinde bulunduğum 'Hâşimoğulları'
âilesinden neş'et ettim", buyurmuştur.(22)
Diğer bir hadisi
şerifte bu seçilme işi şöyle anlatılmıştır.
"Allah, Hz
İbrâhim'in oğullarından Hz. İsmâil'i, İsmâiloğullarından Kinâneoğullarını,
Kinâneoğullarından Kureyşi, Kureyşden Hâşimoğul-larını, Hâşimoğullarından da
beni seçmiştir." (23)
Bir başka hadis-i
şerifinde de Rasûl–i Ekrem Efendimiz şöyle buyurmuştur:
"Allah beni, dâima
helâl babaların sulbünden, temiz anaların rahmine naklederek, sonunda babamla
annemden ızhâr etti. Âdem'den, anne-babama gelinceye kadarki nesebim içinde
nikâhsız birleşen olmamıştır". (24)
Hz. Muhammed
(s.a.s.)'in doğumundan iki ay kadar önce babası Abdullah, Suriye seyâhatinden
dönerken Yesrib (Medine)'de hastalanarak 25 yaşında vefât etmiş ve orada
defnedilmişti. Peygamberimiz (s.a.s.)'e, babasından mirâs olarak beş deve, bir
sürü koyun, doğduğu ev ve künyesi Ümmü Eymen olan Habeşli Bereke adlı bir câriye
kalmıştır.(25)
3- HZ. MUHAMMED
(S.A.S.) SÜT ANNE YANINDA
Başlangıçta çocuğu
(3 veya 7 gün) annesi Âmine emzirdi.(26) Sütü yetmediği için, daha sonra amcası
Ebû Leheb'in azatlı câriyesi Süveybe tarafından emzirildi.(27)
Fakat Hz. Muhammed
(s.a.s.)'in devamlı süt annesi Hevâzin Kabîlesinin Sa'doğlulları kolundan Halîme
oldu.
Mekke'nin havası
ağır olduğu için, Mekkeliler yeni doğan çocuklarını çölden gelen süt annelere
verirlerdi. Çöl ikliminde çocuklar hem daha gürbüz yetişiyor, hem de bozulmamış
(fasih) Arapça öğreniyorlardı. Hz. Muhammed (s.a.s.)'de bu âdete göre süt annesi
Halîme'ye verildi. Halîme, yetim bir çocuğu emzirmenin kârlı bir iş olmayacağı
düşüncesiyle, başlangıçta tereddüt göstermişse de, daha sonra bu çocuğun
evlerine uğur ve bereket getirdiğini görmüş ve O'nu öz çocuklarından daha çok
sevmiştir. Süt kardeşi Şeyma da bakımında annesine yardımcı olmuştur.(28)
Hz.Muhammed
(s.a.s.) süt annesi ve süt kardeşleri ile sonraki yıllarda dâima ilgilenmiştir.
Halîme kendisini ziyârete geldiği zaman onu "anacığım" diyerek karşılamış,
altına elbisesini yayarak, saygı göstermiştir.(29)
Hz. Muhammed
(s.a.s.) dört yaşına kadar, süt annesinin yanında çölde kaldı. Dört yaşında
Halîme çocuğu Mekke'ye götürerek annesine teslim etti. İslâm târihçileri, bu
esnada "şakk-ı sadr" (göğüs açma) olayının meydana geldiğini, çocukta görülen bu
gibi olağanüstü hallerin Halîme'yi endişelendirdiğini, bu yüzden çocuğu annesine
teslime mecbûr kaldığını naklederler.(30)
4- MEDİNE ZİYÂRETİ
Hz. Muhammed
(s.a.s.) dört yaşından altı yaşına kadar, öz annesi Âmine ile kaldı, O'nun
şefkat ve ihtimâmı ile yetişip büyüdü. Altı yaşında iken, babasının Medine'de
bulunan kabrini ziyâret etmek üzere, annesi ve sadık hizmetçileri Ümmü Eymen'le
beraber Medine'ye gittiler. Medine'deki akrabaları Neccâroğullarında bir ay
kadar misâfir kaldılar. Dönüşte, Medine'nin 23 mil güneyinde Ebvâ Köyü'nde Âmine
hastalandı.(31) Henüz doğmadan babasından yetim kalmış olan Hz. Muhammed
(s.a.s.) altı yaşında iken annesinden de öksüz kalıyordu. Bu acıyı bütün varlığı
ile hisseden anne, oğlunu şefkat dolu gözlerle süzdü. Bağrına basıp uzun uzun
öptü. Masûm yüzüne bakarak
"Her yeni
eskiyecek, her fâni yok olup gidecek,
Ben de öleceğim,
fakat buna gam yemem,
Namımı ebedi
kılacak hayırlı bir halef bırakıyorum..." anlamına bir şiir söyledi. Bu
sözlerden sonra vefât etti.(32)
Annesinin ölümünden
sonra çocuğu Ümmü Eymen Mekke'ye götürüp dedesi Abdülmuttalib'e teslim etti.
Altı yaşından sekiz
yaşına kadar, çocuğa dedesi Abdülmuttalib baktı. Abdülmuttalib seksen yaşını
geçmiş bir ihtiyârdı. Peygamber (s.a.s.) Efendimiz sekiz yaşında iken dedesi de
öldü. Ölürken, on oğlu içinden Hz. Muhammed (s.a.s.) Efendimizin
yetiştirilmesini, öz amcası Ebû Tâlib'e bıraktı.(33/1)
Yıllar sonra,
Hicret'in 6'ıncı yılı Hudeybiye Barışı dönüşünde Rasûlullah (s.a.s.) Efendimiz,
annesinin kabrini ziyâret edip, teessürle gözyaşı döktü.
Annemin bana olan
şefkatini hatırlayarak ağladım, buyurdu. (33/2)
BİR GECE
Ondört asır evvel,
yine böyle bir geceydi,
Kumdan, ayın
ondördü bir Öksüz çıkıverdi!
Lâkin, o ne
hüsrândı ki: Hissetmedi gözler;
Kaç bin senedir,
halbuki bekleşmedelerdi!
Nerden görecekler?
Göremezlerdi tabiî
Bir kerre, zuhûr
ettiği çöl, en sapa yerdi.
Bir kerre de,
mâmûre-i dünyâ, o zamanlar.,
Buhranlar
içindeydi, bugünden de beterdi.
Sırtlanları
geçmişti beşer yırtıcılıkta;
Dişsiz mi bir
insan, onu kardeşleri yerdi!
Fevzâ bütün âfâkına
sarmıştı zemînin.
Salgındı, bugün
Şark'ı yıkan, tefrika derdi.
Derken büyümüş,
kırkına gelmişti ki Öksüz,
Başlarda gezen
kanlı ayaklar suya erdi!
Bir nefhada
insanlığı kurtardı O Mâsum,
Bir hamlede
kayserleri, kisrâları serdi!
Aczin ki, ezilmekti
bütün hakkı, dirildi;
Zulmün ki, zevâl
aklına gelmezdi, geberdi!
Âlemlere rahmetti,
evet, şer–i mübîni,
Şehbâlini, adl
isteyenin yurduna gerdi.
Dünya neye sâhipse,
O'nun vergisidir hep;
Medyûn O'na
cem'iyyeti, medyûn O'na ferdi.
Medyûndur O mâsûm'a
bütün bir beşeriyyet...
Yârab, bizi
mahşerde bu ikrâr ile haşret.
Mehmed Âkif ERSOY
(18) Siyer ve İslâm
Târihi müellifleri, Rasûlüllah (s.a.s.)'in doğumunun Rebiülevvel ayında bir
pazartesi günü sabaha karşı olduğunda genellikle ittifak etmişlerse de, ayın
kaçıncı günü olduğu konusunda birleşememişlerdir.
Rasûlüllah (s.a.s.) 1 Rebiülevvel 11 H./27 Mayıs 632 M. târihine rastlayan
Pazartesi günü öğleden sonra vefât etmiştir. (Bkz. Tecrid Tercemesi,9/298 ve
11/5-6) Sahih hadislerde, Peygamber (s.a.s.) Efendimiz'in 63 yaşında vefât
ettiği belirtilmiştir (Bkz. Tecrid Tercemesi, 9/298, Hadis No. 1442 ve 11/33,
Hadis No.1671)
Rasûlüllah (s.a.s.)'in, Hz. Mâriye'den olan oğlu İbrâhim'in vefât ettiği gün,
güneş tutulmuştu. (Bkz. Buhârî, 2/29-30; Tecrid Tercemesi, 3/428, Hadis No. 547)
Mısır'lı Muhammed Felekî Paşa, yaptığı hesaplama ve araştırma sonucu, bu tutulma
olayının, Milâdi 632 yılının 7 Ocak günü saat 8.30'a rastladığını tesbit
etmiştir. Rasûlüllah (s.a.s.)'in vefâtı, 1 Rebiülevvel 11 H/27 Mayıs 632 M.
Pazartesi günü olduğuna göre, Muhammed Felekî Paşa bu tarihten 63 kameri yıl
geri giderek, Rasûlüllah (s.a.s.)'in doğumunun 9 Rebiülevvel/20 Nisan 571 veya 2
Rebiülevvel/13 Nisan 571 pazartesi olması gerektiği sonucuna varmıştır. (Bkz.
Asr-ı Saadet 1/191).
(19) Peygamberimizin en meşhûr ve Kur'an-ı Kerim'de geçen isimleri; "Muhammed"
ve "Ahmed"dir. Muhammed (s.a.s.) ismi Kur'ân-ı Kerîm'de 4 yerde (Âl-i İmrân
Sûresi 144, Ahzâb Sûresi 40, Muhammed Sûresi 2 ve Fetih Sûresi 19); Ahmed ismi
ise 1 yerde (Saf Sûresi, 6) geçmektedir.
Fetih Sûresinde bu ism–i şerif, ayrıca "Rasûlüllah" olarak vasıflanmıştır. Saf
Sûresinin 6. âyetinde ise:
"Meryem oğlu İsâ: Ey İsrâiloğulları! Doğrusu ben, benden önce indirilen Tevrât'ı
tasdik edici, benden sonra gelecek ve adı Ahmed olacak bir peygemberi de
müjdeleyici olarak, Allah'ın size gönderilmiş bir peygemberiyim demişti..."
buyrulmuştur.
Bu ayet-i celilede Hz. İsâ'nın, kendinden sonra "Ahmed" adında bir peygamberin
geleceğini müjdelediği bildirilmektedir.
Bugün elimizde, Hz. İsâ'ya indirilen İncil'in orjinal nüshası bulunmayıp, ondan
çok sonraki târihlerde kaleme alınmış muharref nüshalar bulunduğundan Hz. İsâ
tarafından verilen bu müjdenin aslını bugünkü İncillerde aynen bulmak mümkün
olmamaktadır. Ancak Yunanca'dan Türkçe'ye çevrilen Yuhanna İncili'nin 14.
babı'nın 26 âyeti şöyledir:
"Baba'dan size göndereceğim "Tesellici", "Babadan çıkan hakikat Ruhu geldiği
zaman benim için o şehâdet edecektir."
Burada geçen "Tesellici" kelimesi, İncilin Yunancasında "Faraklit" dir. İncil'in
eski Arapça tercemelerinde bu kelime "Hammâd" veya "Hâmid" olarak terceme
edilmiştir. Nitekim bir kısım Hıristiyan bilginleri de bu kelimeyi "Hammâd, yani
çok hamd eden kimse olarak açıklamışlardır ki aşağı yukarı "Ahmed" anlamındadır.
İncil'deki "Faraklit" kelimesini "Tesellici" diye terceme etmiş de olsalar, Hz.
İsâ ile Hz. Muhammed (s.a.s.) arasında bilinen bir peygamber bulunmadığına ve
günümüze kadar da zuhûr etmediğine göre, Hz. İsâ'nın gönderileceğini bildirdiği
"Tesellici" veya "Faraklit" Rasûlüllah (s.a.s.) den başka kim olabilir? (Bkz.
Tecrid Tercemesi, 9/291-293, Hadis No: 1439 ve izâhı.)
Buhârî'nin Cübeyr b. Mut'ım'den rivâyetine göre, Hz. Peygamber (s.a.s)'in eski
kutsal kitaplarda, eski ümmetlerce bilinen üç adı daha vardır: Mâhi, Hâşir,
Âkıb. Bu konuda şöyle buyurmuştur:
"Bana âit beş yüce isim vardır. Ben Muhammed ve Ahmed'im. Ben Mâhi'yim, ki
Allah benim (nübüvvetim)le küfrü izâle edecektir. Ben Hâşir'im ki (kıyamet
gününde) insanlar benim ardımdan haşrolunacaklardır. Ben Âkib'im, Çünkü
peygamberlerin sonuyum. (Buhârî 4/11;Tecrid Tercemesi, 9/291, Hadis No: 1439;
Müslim, 4/1827, Hadis No: 2354. Rasûlüllah (s.a.s.)'in diğer isimleri için bkz.
Tecrid Tercemesi, 9/291-294 ve 10/43)
(20) Hz. Muhammed (s.a.s.)'in Adnân'a kadar kesintisiz bilinen nesebi sırasıyla
şöyledir: Abdullah, Abdülmuttalib, Hâşim, Abdümenâf, Kusayy, Kilâb, Mürre, Kâab,
Lüey, Galib, Fihr (Kureyş), Mâlik, en-Nadr, Kinâne, Huzeyme, Müdrike, İlyâs,
Mudar, Nizâr, Meadd, Adnân, (el-Buhârî, 4/238; İbn Hişâm, 1/1-2)
Annesinin nesebi de şöyledir: Vehb, Abdümenâf, Zühre, Kilâb, Mürre... Görüldüğü
üzere her iki tarafın nesebi Kilâb'da birleşmektedir. (İbn Hişam, 1/115)
(21) Aynî, Umdetü'l-Karî, 8/54; Tecrid Tercemesi, 10/43; Asr-ı Saâdet, 1/178-179
(22) El-Buhârî, 4/166; Tecrid Tercemesi, 9/316 (Hadis No: 1454) ve 10/44
(23) Müslim, 4/1782 ( Hadis No: 2276); Tirmizi, 5/583 (Hadis No: 3605); Tecrid
Tercemesi 10/44
(24) Bkz. İbn Kesir, el-Bidâye ve'n-Nihâye, 2/255-256, Tecrid Tercemesi, 10/44;
Târih-i Din-i İslâm, 2/5
(25) Asr-ı Saâdet, 1/187
(26) Târih-i Din-i İslâm, 2/16
(27) İbnü'l-Esir, el-Kâmil, 1/459; İbn Sa'd, Tabakat 1/108
(28) İbnü'l-Esir, a.g.e., 1/460
(29) Mansur Ali Nâsıf, et-Tâc, 5/6, Kahire, 1382/ 1962 (Ebû Dâvud'dan)
(30) Bkz. İbn Hişâm, 1/174; İbnü'l-Esîr, a.g.e., 461-462; Hamîdullah, İslâm
Peygamberi 1/40
Rasûlüllah (s.a.s.)'in hayatında şakk-ı sadr olayı bir kaç defa olmuştur. İlki,
süt annesi Halîme'nin yanında iken meydana gelmiştir. Melekler, göğsünü açıp,
"işte şeytanın sendeki nasibi" diyerek bir pıhtı çıkarıp atmışlardır. (Müslim,
1/147 K. İmân B. 74, Hadis No: 261). İlk vahyin gelişinden önce de, vahyin
ağırlığına dayanabilmisi için, şakk-ı sadr olayının tekrarlandığı rivâyet
edilmiştir. Mirâc mucize'sinden önce de Cebrâil (a.s.) Rasûlüllah (s.a.s.)'in
göğsünü açıp "zemzem suyu" ile yıkadıktan sonra imân ve hikmet doldurmuştur.
(Tecrid Tercemesi, 2/227, Hadis No: 227 ve izâhı)
(31) İbn Hişâm, 1/177; Tecrid Tercemesi, 4/699
(32) Târih-i Din-i İslâm, 2/23; Tecrid Tercemesi, 2/699
(33/1) Abdülmuttalib'in çeşitli zevcelerinden 10 oğlu ve 6 kızı vardı. Bunlar
içinde Hz. Ali'nin babası Ebû Tâlib ile Peygamberimiz (s.a.s)'in babası Abdullah
ana baba bir kardeşti. (Asr-ı Saâdet 1/ 197; Târihi-i Din-i İslâm, 2/27)
Oğulları: Abbâs, Hamza, Abdullah, Ebû Tâlib (asıl adı Abdimenâf) Zübeyr, Hâris,
Hacl, Mukavvim, Dırar, Ebû Leheb (asıl adı Abduluzza) dır. Kızları ise: Safiyye,
Ümmü Hakim el- Beyda, Âtike, Ümeyme, Eravâ, Berre. (İbn Hişâm, 1/113)
(33/2) İbn Sa'd, et-Tabakat, 1/116-117; Tecrid Tercemesi, 4/683
Kelime Açıklamaları:
Hasrân: Sapıklık, aldanma-Mamûre-i dünya: Dünyada insanların yaşadığı yerler,
kalkınmış ülkeler-Beter: daha kötü-Beşer: İnsan cinsi, bütün insanlar-Dişsiz:
(burada) güçsüz, zayıf, kimsesiz-Fevza: Kargaşa, anarşi-Âfak: Ufuklar-Ufuk:
Uzaklara bakıldığında yeryüzünün gökyüzüyle birleşmiş gibi görünen yeri-Zemin:
Yeryüzü. Şark: Doğu ülkeleri-Tefrika: Fikir ayrılığı-Nefha: Üfürme-Mâsûm:
Günahsız-Hamle: Atılma, saldırma-Kayser: Bizans imparatorlarına verilen
ünvan-Kisrâ: İran hükümdarlarına verilen ünvan-Acz: Güçsüzlük- Zevâl: Yok
olma-Şer'i mübin: İslâm dini-Şehbal: kanat, kanattaki uzun tüyler-Adl:
adalet-Medyûn: Borçlu-Beşeriyyet: İnsanlık-Mahşer: Kıyâmette insanların
toplanacağı yer-Haşretmek: Kıyâmet günü insanları dirildikten sonra mahşerde
toplamak.
İslami Okul Okulların En Önemlisi