HZ - İslam Tarihi - 3. Sayfa
III- HZ. MUHAMMED (S.A.S.)'İN EVLİLİK DÖNEMİ
1- TİCÂRET HAYÂTI
Bütün Mekke'liler
gibi Hz. Muhammed (s.a.s.) de amcasıyle birlikte ticâret yapıyordu. Gerek
çocukluğunda, gerekse ticâret hayâtında, dürüstlüğü ile tanınmıştı. Sözünde
durmadığı, yalan söylediği, başkalarına zarar verecek bir davranışta bulunduğu,
bir kimseyi incittiği asla görülmemiş; dürüstlüğü dillere destan olmuştu. Bu
yüzden Mekke'liler O'na "el-Emîn" (her konuda güvenilir kişi) diyorlardı. O'nun
bu yüksek ahlâkını öğrenen Kureyşin zengin kadınlarından Hatice, kendisine
sermâye vererek ticâret ortaklığı teklif etti. Böylece Peygamber (s.a.s.) ile
Hatice arasında ticâret ortaklığı başladı.
2- HZ. HATİCE İLE
EVLENMESİ
Kureyşin Esed
oğulları kolundan Huveylid kızı Hatice zeki, dirâyetli, şeref ve asâlet sâhibi,
39-40 yaşlarında zengin ve güzel bir hanımdı. Daha önce iki defa evlenmiş ve dul
kalmıştı. Kureyşin ileri gelenlerinden pek çok isteyenler olmuş, fakat hiç biri
ile evlenmemişti. Güvendiği kimselere sermâye vererek ticâret ortaklığı yapıyor,
böylece servetini artırıyordu. Yüksek ahlâk ve âli-cenâblığı sebebiyle,
kendisine Müslümanlıktan önce "Tâhire" denildiği gibi, sonra da
"Haticetü'l-Kübra" denilmiştir.
Hz. Hatice bir
ticâret kafilesiyle Peygamberimiz (s.a.s.)'i Şam'a gönderdi. Kölesi Meysere'yi
de hizmetine verdi. Fakat Hz. Peygamber (s.a.s.) Şam'a kadar gitmedi; malları
Busra'da satarak geri döndü. Çünkü Bahîra'nın ölümünden sonra yerine geçen Râhip
Nestûra da, Hz. Muhammed (s.a.s.)'in Şam'a gitmesini uygun bulmamıştı.(40)
Üç ay kadar sonra,
Hz. Muhammed (s.a.s.) beklenilenin çok üzerinde kazanç elde ederek döndü. Hz.
Hatice, bu büyük insanın emniyet, dürüstlük ve gayretine hayran oldu. Daha sonra
araya vasıtalar girdi; evlenmeleri kararlaştırıldı. Bu esnâda Hz.Muhammed
(s.a.s.) 25, Hz Hatice ise 40 yaşlarındaydı.(41)
Nikâh, Hatice'nin
amcazâdesi, Varaka oğlu Nevfel tarafından Hz. Hatice'nin evinde kıyıldı. Ebû
Tâlib ile Varaka birer hitâbede bulunarak, her iki âilenin üstünlük ve
meziyetlerini dile getirdiler.(42) Esâsen, Hz. Peygamber (s.a.s.) ile Hz.
Hatice'nin nesebleri Kusayy'da birleşir. Hz. Hatice'ye 20 dişi deve mehir
verildi.(43) Nikâhtan sonra develer kesilerek dâvetlilere ziyâfet çekildi.
Evlenmelerinden
sonra, Hz. Muhammed (s.a.s.), Hz. Hatice'nin evine geçti. Örnek ve mutlu bir
âile yuvası kurdular. Hz. Hatice, Hz. Muhammed (s.a.s.)'e derin bir saygı ve
sevgi ile bağlıydı. Peygamberliğinden önce olduğu gibi, Peygamberlik devrinde de
en büyük yardımcısı oldu. Yüksek ve eşsiz ruhlu bir hanım olduğunu gösterdi.
Peygamberimiz
(s.a.s.)'de ondan son derece memnundu. O devirde çok evlilik âdet olduğu ve bir
çok teklifler aldığı ve aralarında yaş farkı da bulunduğu halde, onun üzerine
evlenmedi; ölümünden sonra da onu hep hayırla andı.
3- HZ. PEYGAMBER
(S.A.S)'İN ÇOCUKLARI
Peygamberimiz
(s.a.s.)'in Hz. Hatice'den ikisi erkek, dördü kız olmak üzere sırasıyla, Kaasım,
Zeyneb, Rukiyye, Ümmü Gülsüm, Fâtıma ve Abdullah adlarında altı çocuğu oldu.
Arablarda ilk çocuğun adı ile künyelendirme âdet olduğundan Hz.Peygamber
(s.a.s.)'e de "Ebü'l-Kaasım" denildi. Kaasım ile Abdullah küçük yaşta öldüler.
Kızları büyüdüler. Fakat Fâtıma'dan başka hepsi de babalarından önce vefât
ettiler. Yalnız Fâtıma, Peygamber (s.a.s.)'in vefâtından sonra altı ay daha
yaşadı.
Rasûl-i Ekrem
(s.a.s), kızlarının en büyüğü Zeyneb'i Ebu'l-Âs ile evlendirdi. Ebü'l Âs,
Müslüman olmadığı için, Zeyneb'in hicretine izin vermemişti. Bedir Savaşında
esir düştü. Zeyneb'i Medine'ye göndermek şartı ile serbest bırakıldı. Daha sonra
Müslüman olarak Medine'ye geldi. Zeyneb'i tekrar aldı.(44)
Rukiyye ile Ümmü
Gülsüm'ü, amcası Ebû Leheb'in oğullarından Utbe ve Uteybe ile evlendirmişti.
İslâmiyetten sonra Ebû Leheb, Hz. Peygamber (s.a.s.)'e olan düşmanlığı sebebiyle
oğullarına eşlerini boşamaları için baskı yaptı. Onlar boşadıktan sonra,
Rasûlullah (s.a.s.) Rukiyye'yi Hz. Osman'la evlendirdi. Rukiyye'nin ölümünden
sonra da Ümmü Gülsüm'ü nikâhladı. Bu yüzden Hz. Osman'a "iki nûr sâhibi"
anlamına "Zi'n-nûreyn" denildi.
En küçük kızı
Fâtıma'yı ise Hz. Ali ile evlendirdi. Hasan ve Hüseyin, Hz. Fâtıma'nın
çocuklarıdır. Rasûl-i Ekrem (s.a.s.)'in nesli, Hz. Fâtıma ile devâm etmiştir.
Peygamberimiz
(s.a.s.)'in Mısırlı eşi Mâriye'den de İbrâhim adlı bir oğlu olmuş, fakat
Hicretin 10'uncu yılında henüz iki yaşına girmeden ölmüştür.
4- KÂBE'NİN
TÂMİRİNDE HAKEMLİĞİ (605 M.)
Hz. İbrâhim ve Hz.
İsmâil tarafından yapılmış olan Kâbe, geçen uzun asırlar içinde yağmur ve sel
suları ile harabolmuş, tâmir edilmesi gerekmişti.
Kureyşliler, Kâbe
binasını yıkarak, yeniden yapmaya karar verdiler. Yardımlar toplandı, gerekli
malzeme temin edildi. Hz. İbrâhim'in yaptığı temele kadar yıkarak, duvarları
yeniden örmeğe başladılar. Ancak; "Hacer-i Esved"i yerine koyma sırası gelince
anlaşamadılar. Kureyş'in bütün kolları, bu şerefin kendilerine âit olmasını
istiyordu. Anlaşmazlık dört gün sürdü, kan dökülmek üzereydi ki,(45) Kureyş'in
en ihtiyarı Ebû Ümeyye veya Huzeyfe b. Muğîre"Harem kapısından ilk girecek zâtın
hakem yapılarak, onun vereceği karara uyulmasını" teklif etti.(46) Bu teklif
kabul edildi. Az sonra kapıdan Hz. Muhammed (s.a.s) girmişti. Buna o kadar
sevindiler ki, "el-Emîn, el-Emîn, O'nun hakemliğine râzıyız..." diye
bağrıştılar.Yanlarına gelince, durumu anlattılar.
Hz. Muhammed
(s.a.s.), üzerine Hacer-i Esved-i koyduğu yaygının uçlarını Kureyşin ulularına
tutturdu; hep berâber, konulacağı yere kadar taşıdılar. Hz. Peygamber
(s.a.s.)'de taşı alıp yerine yerleştirdi. Anlaşmazlığın bu şekilde çözümlenmesi
herkesi memnûn etti. Böylece büyük bir felâket önlenmiş oldu.(47)
Bu olay, Hz.
Muhammed (s.a.s.)'in zekâ ve dirâyeti yanında, O'nun Mekkeliler arasındaki
sonsuz itibâr ve güvenini de göstermektedir. Bu esnâda Rasûl-i Ekrem (s.a.s.) 35
yaşında idi.
Kâbe'nin tâmirinde
Hz. Peygamber (s.a.s.) de bizzât çalışmış, taş taşımış, hatta bu yüzden omuzları
yara olmuştu. Bir defa, amcası Abbâs'ın sözüne uyarak, taş acıtmasın diye
elbisesini omuzuna topladığında vücûdu açılıverince baygın halde yere düşmüştü.
Rasûlullah (s.a.s.) o andan sonra hiç üryân görülmemiştir.(48) ![]()
(40) İbnü'l-Esîr, el-Kâmil
2/39
(41) İbnü'l-Esîr, a.g.e., 2/39
(42) Her iki hutbenin metin ve tercemeleri için bkz. Târih-i Din-i İslâm, 2/
47-48
(43) İbn Hişâm, 1/201. Beşyüz altın veya beşyüz dirhem.. gibi rivâyetler de
vardır.
(44) Ebûl-Âs ile ilgili daha geniş bilgi için, bkz. Tecrid Tercemesi, 2/373-376,
(Hadis No: 313'ün izâhı)
(45) Abdü'd-dâroğulları, ellerini bir çanaktaki kana batırarak, "kanımız
dökülmedikçe, bu konuda kimse bizim önümüze geçemez" diye yemin etmişlerdi.
(Tarih-i Din-i İslâm, 2/55)
(46) Târihi-i Din–i İslâm, 2/55
(47) Bkz. İbn. Hişâm, 1/209; İbnü'l-Esir, a.g.e., 2/45; Tecrid Tercemesi,
6/40-44
(48) el-Buhârî, 1/96; Tecrid Tercemesi, 2/240, Hadis No. 237 ve 6/48
İslami Okul Okulların En Önemlisi