Islam Tarihi - 3. Sayfa
3- AÇIK DÂVETİN BAŞLAMASI (613-614 M)
Peygamber
(s.a.s.) Efendimiz ilk üç yıl halkı gizlice İslâm'a dâvet etti. Yalnızca çok
güvendiği kimselere İslâm'ı açıkladı. (62) Başta Hz. Ebû Bekir olmak üzere, Hak
dini kabul etmiş olanlar da, el altından güvendikleri arkadaşlarını teşvik
ediyorlardı. Bu üç yıl içinde Müslümanların sayısı ancak 30'a çıkabildi.(63)
Bunlar ibâdetlerini evlerinde gizlice yapıyorlardı.
Peygamberliğin dördüncü yılında (614 M.) inen: "Sana emrolunan şeyi açıkca
ortaya koy, müşriklere aldırma". (el-Hicr Sûresi, 94) anlamındaki âyet-i celile
ile İslâm'ı açıktan tebliğ etmesi emrolundu. Bunun üzerine Rasûl-i Ekrem
(s.a.s.) halkı açıktan İslâm'a dâvete başladı.
Harem-i Şerif'e gidip kendisine inen âyetleri açıktan okuyordu:
"Ey
insanlar şüphesiz ben, göklerin ve yerin mülk (ve hâkimiyetine) sâhip ve
kendinden başka hiç bir tanrı olmayan, dirilten ve öldüren Allah'ın sizin
hepinize gönderdiği Peygamberiyim. O halde Allah'a, ümmî nebiy olan Rasûlune-ki
O'da Allah'a ve O'nun sözlerine inanmıştır,- imân edin, O'na uyun ki doğru yolu
bulmuş olasınız..." (el-A'raf Sûresi, 158) diyerek onları İslâm'a dâvet
ediyordu.
Açık
dâvetin başlamasından sonra, halkla daha kolay temas edebilmek için Rasûlullah
(s.a.s.), kendi evinden, Safâ ile Merve arasında işlek bir yerde bulunan
"Erkam"ın evine taşındı. Bir çok kimse bu evde İslâm'la şereflendiği için bu eve
"Dâr-ı İslâm" denildi.(64/1)
4-
YAKIN AKRABASINI İSLÂM'A DÂVETİ
"Önce en yakın akrabanı (Allah'ın azâbıyla) korkut" (eş Şuarâ Sûresi, 214)
anlamındaki âyet-i celîle inince Rasûl-i Ekrem (s.a.s.), Safâ Tepesi'ne çıkarak:
"Ey
Abdülmuttaliboğulları, Ey Fihroğulları, Ey Abdimenâfoğulları, Ey
Zühreoğulları..." diyerek bütün akrabasına oymak oymak seslendi. Hepsi
toplandıktan sonra:
-"Ey
Kureyş cemâati, size "şu dağın eteğinde veya şu vâdide düşman süvârisi var.
Üzerinize baskın yapacak desem, bana inanır mısınız?" diye sordu. Hepsi bir
ağızdan:
-"Evet, inanırız, çünkü şimdiye kadar senden hiç yalan duymadık, sen yalan
söylemezsin..." dediler. O zaman Rasûlullah (s.a.s.):
-"O
halde ben size, önümüzde şiddetli bir azâb günü bulunduğunu, Alah'a inanıp, O'na
kulluk etmeyenlerin bu büyüyk azâba uğrayacaklarını haber veriyorum... Yemin
ederim ki, Allah'tan başka ibâdete lâyık tanrı yoktur. Ben de Allah'ın size ve
bütün insanlara gönderdiği Peygamberiyim...(Rasûl-i Ekrem her bir oymağa ayrı
ayrı hitâb ederek) Allah'tan kendinizi ibâdet karşılığında satın alarak,
azâbından kurtarınız. Bu azâbtan kurtulmanız için, ben Allah tarafından verilmiş
hiç bir nüfûza sâhip değilim..."(64/2)
-"Ey
Kureyş Cemâati! Siz uykuya dalar gibi öleceksiniz. Uykudan uyanır gibi
dirileceksiniz. Kabirden kalkıp Allah divânına varınca, muhakkak dünyadaki bütün
yaptıklarınızdan hesâba çekileceksiniz. İyiliklerinizin mükâfâtını,
kötülüklerinizin de cezâsını göreceksiniz. "O Mükâfât ebedi Cennet, cezâ da
Cehennem'e girmektir..." (65) diyerek sözlerini bitirdi.
Peygamberimiz (s.a.s.)'in bu sözleri, umumi bir muhâlefetle karşılanmadı.
Yalnızca Ebû Leheb:
-"Helâk olasıca, bizi bunun için mi çağırdın?" sözleriyle Rasûlullah
(s.a.s.)'in gönlünü kırdı. Bunun üzerine onun hakkında:
"Ebû
Leheb'in iki elleri kurusun,yok olsun. O'na ne malı ne de kazandığı fayda verdi.
Alevli bir ateşe yaslanacaktır O. Boynunda bükülmüş bir ip olduğu halde, karısı
da odun hammalı olarak." (Leheb Sûresi, 1-5) meâlindeki sûre-i celîle nâzil
oldu.(66)
(62) İbn
Hişâm, 1/280
(63) Târih-i Din-i İslâm, 2/145; Bu esnâda
Müslümanlık çevrede de yavaş yavaş duyuluyor, ağızdan ağıza yayılıyordu.
"Muhammed (s.a.s.) yeni bir din çıkarmış.. Abdülmuttalib'in yetimine gökten
haberler geliyormuş... diye alay edenler oluyordu.
(64/1) Târih-i Din-i İslâm, 2/151,
(64/2) Bkz. Riyâzü's-sâlihîn Tercemesi, 1/361, (Hadis
No: 327)
(65) el-Buhârî, 3/191 ve 4/161; Tecrid Tercemesi,
8/252-255 (Hadis No: 1170) ve 9/283-289; İbnü'l-Esîr, el-Kâmil, 2/60-61
(66) İbnü'l-Esîr,a.g..e.,
2/60-61; Târih-i Din-i İslâm, 2/154
İslami Okul Okulların En Önemlisi