Islam Tarihi - 4. Sayfa
III- MEKKE MÜŞRİKLERİNİN MÜSLÜMANLARA KARŞI DAVRANIŞLARI
İslâm'ın
Mekke'de yayılmaya başlaması ile Mekke halkı iki kısma ayrıldı. l) Müslümanlar,
2) Müslümanlığı kabûl etmeyen müşrikler.
Müşriklerin, Müslümanlara karşı davranışları, sırasıyla beş safha geçirdi: Alay,
hakaret, işkence, ilişkileri kesme (boykot), memleketten çıkarma ve öldürme
(şiddet politikası).
1-
ALAY VE HAKARET DÖNEMİ
Kureyşliler başlangıçta Hz. Muhammed (s.a.s)'in Peygamberliğini önemsememiş
göründüler. İmân etmemekle beraber, putlar aleyhine söz söylemedikçe, Hz.
Peygamber (s.a.s.)'in dâvetine ses çıkarmadılar. Yalnızca, Rasûlullah (s.a.s.)'i
gördüklerinde, "İşte gökten kendisine haber geldiğini iddia eden..." diyerek
eğlendiler. Müslümanları alaya alıp küçümsediler. Böylece "alay devri" başlamış
oldu.
Kurân-ı Kerîm, onların bu tutumlarını bize bildirmektedir.
"Suçlular, şüphesiz mü'minlere gülerlerdi. Yanlarından geçtiklerinde,
birbirlerine göz kırpıp, kaş işâretiyle istihzâ ederlerdi. Arkadaşlarına
döndüklerinde, eğlenerek (neş'e içinde) dönerlerdi. Mü'minleri gördüklerinde,
"bunlar gerçekten sapık kimseler" derlerdi. (el-Mutaffifîn Sûresi, 29-32)
Putlarla ilgili, "Siz de; Allah'ı bırakıp tapmakta olduklarınız (putlar) da, hiç
şüphesiz Cehennem odunusunuz..." (el-Enbiya Sûresi, 98) anlamındaki âyet-i
kerîme inince, müşrikler son derece kızdılar. Artık Müslümanlara düşman olup,
hakaret ettiler. Böylece, "hakaret devri" başladı.
Kureyş'in puta tapıcılıkta yararı vardı. Mekke puta tapıcıların merkezi
durumundaydı. Kâbe ve civârındaki putları ziyâret için gelenlerle Mekke hergün
dolup taşıyor, bu yüzden Kureyş, hem para, hem itibâr kazanıyordu. Mekke'de
Müslümanlık yayılırsa bütün bu menfaatler elden gittiği gibi, diğer kabîleler
Kureyş'e düşman olabilirlerdi. Üstelik Müslümanlık herkesi eşit sayıyor,
soy-sop, asâlet, zenginlik-fâkirlik farkı gözetmiyordu. Bu yüzden Kureyş ileri
gelenleri Müslümanlığı kendi çıkarları için tehlikeli gördüler. Müslümanlığın
yayılmasını önlemek ve ortadan kaldırmak için her çâreye başvurdular.
2-
İŞKENCE DÖNEMİ
a)
Kureyş'in Ebû Tâlib'e Başvurması:
Kureyş'in ileri gelenlerinden Utbe b. Rabia, Şeybe b. Rabia, Ebû Cehil, Ebû
Süfyan, Velîd b. Muğıra, Âs b. Vâil ve Âs b. Hişâm'dan oluşan bir hey'et
Hâşimoğullarının reisi Ebû Tâlib'e gelerek:
"Kardeşinin oğlu ilâhlarımıza hakaret ediyor, dinimizi yeriyor, bizi aptal,
dedelerimizi sapık gösteriyor. Ya O bu işten vazgeçsin, yahut sen himâyeden
vazgeç de, biz hakkından gelelim..." dediler. Ebû Tâlib onları tatlılıkla
savdı.(67) Hz. Peygamber (s.a.s.)'in eskisi gibi görevine devam ettiğini görünce
yeniden Ebû Tâlib'e geldiler.
"Artık sabır ve tahammülümüz kalmadı. Ne olacaksa olsun, iki taraftan biri yok
olsun, diğeri kurtulsun..." diye tehdit ettiler. Ebû Tâlib durumun nâzik
olduğunu gördü. Bütün Kureyş'e karşı koyamazdı. Yeğeni Hz. Muhammed (s.a.s.)'e
durumu anlatarak:
-"Bak
oğlum, akraba arasında düşmanlık sokmak iyi olmaz. Sen yine dinine göre hareket
et, ama onların putlarını aşağılama, onlara sapık deme. Kendini de , beni de
koru, bana gücümün üstünde yük yükleme..." dedi. Hz. Peygamber (s.a.s.) üzüldü.
Artık amcası da kendisini koruyamıyacaktı. Müslümanlar henüz sayıca az ve
zayıftı. Mübârek gözleri yaşlarla dolarak:
-"Ey
amca, Allah'a yemin ederim ki, onlar sağ elime Güneş'i, sol elime de Ay'ı
koysalar, ben yine görevimi bırakmam..." diyerek ayrılmak üzere yerinden
kalktı.Yeğeninin gücenmesine dayanamayan Ebû Tâlib:
-"Ey
kardeşimin oğlu, istediğini söyle, yemin ederim ki, seni hiç bir zaman, hiç bir
şey karşısında himâyesiz bırakacak değilim." dedi.(68) Daha sonra Ebû Tâlib,
Hâşimoğullarını toplayarak durumu anlattı ve Kureyş'e karşı âile şerefi adına
Hz. Peygamber (s.a.s.)'in korunmasını istedi. Ebû Leheb'den başka bütün âile
fertleri, Müslüman olsun, olmasın, bu teklifi kabûl ettiler.(69)
b)
Kureyş'in Hz.Peygamber (s.a.s)'e Başvurması
Ebû Tâlib'e yaptıkları mürâcaatlardan bir sonuç alamayınca Kureyş uluları
bizzât, Hz. Peygember (s.a.s.)'e geldiler:
-"Yâ
Muhammed! Sen soy ve şeref yönünden hepimizden üstünsün. Fakat Araplar arasında,
şimdiye kadar hiç kimsenin yapmadığını yaptın; aramıza ayrılık soktun, bizi
birbirimize düşürdün. Eğer maksadın zengin olmaksa, seni kabîlemizin en zengini
yapalım. Reislik istersen, başkan seçelim. Evlenmek düşünüyorsan, Kureyş'in en
asil ve en güzel kadınları ile evlendirelim. Eğer cinlerin kötülüğüne
kapılmışsan, seni tedâvî ettirelim. İstediğin her fedakârlığa katlanalım. Bu
davâ'dan vazgeç, düzenimizi bozma..." dediler. Rasûlullah (s.a.s.):
-"Söylediklerinizden hiç biri bende yok. Beni Rabb'ım size Peygamber gönderdi,
bana kitâp indirdi. Cenâb-ı Hakk'ın emirlerini size tebliğ ediyorum. İmân
ederseniz, dünya ve âhirette mutlu olursunuz. İnkâr ederseniz, Cenâb-ı Hak
aramızda hükmedinceye kadar sabredip bekleyeceğim. Putlara tapmaktan vazgeçip,
yalnızca Allah'a ibadet ediniz...." diye cevâp verdi. (70)
-
"Bizim 360 tane putumuz Mekke'yi idâre edemezken bir tek Allah dünyayı nasıl
idâre eder..." diyerek gittiler.(71)
"O
kâfirler, içlerinden bir uyarıcının (Peygamberin) geldiğine şaştılar. 'Bu
yalancı bir sihirbâzdır' dediler. O (Peygamber) bütün ilâhları tek bir Tanrı mı
yapmış? Bu cidden şaşılacak birşey... dediler". (Sa'd Sûresi, 4-5).
c) İlk
Müslümanların Gördükleri Eza ve Cefalar
Müşrikler, Ebû Tâlib ve Hz. Peygamberle yaptıkları görüşmelerden netice
alamayınca Müslümanlara ezâ ve işkenceye başladılar.(72)
Hz.
Ebû Bekir, Hz. Osman gibi kuvvetli ve itibârlı bir âileye mensup olanlara pek
ilişemiyorlardı. Fakat kimsesiz, fakir Müslümanlara, özellikle köle ve
câriyelere cihân târihinde eşine rastlanmayan vahşet derecesinde işkenceler
yapıyorlardı. Ebû Füheyke, Habbâb, Bilâl, Suhayb, Ammâr, Yâsir ve Sümeyye
bunlardandı.
Safvân b. Ümeyye'nin kölesi olan Ebû Füheyke, efendisi tarafından her gün
ayağına ip bağlanarak, kızgın çakıl ve kumlar üzerinde sürükletilirdi.
Demirci olan Habbâb, kor hâlindeki kömürlerin üzerine yatırılmış; kömürler sönüp
kararıncaya kadar, göğsüne bastırılarak kıvrandırılmıştı.
Ammâr'ın babası Yâsir, bacaklarından iki ayrı deveye bağlanıp, develer ters
yönlere sürülerek parcalanmış, kocasının bu şekilde vahşice öldürülmesine
dayanamayıp müşriklere karşı söz söyleyen Sümeyye, Ebû Cehil'in attığı bir ok
darbesiyle öldürülmüştü.(73)
Halef
oğlu Ümeyye, kölesi Habeşli Bilâl'i hergün çırılçıplak kızgın kumlar üzerine
yatırır, göğsüne kocaman bir taş koyarak güneşin altında saatlerce bırakır; Hz.
Peygamber (s.a.s.)'e küfretmesi, Müslümanlığı terk etmesi için ezâ ederdi.
Birgün, ellerini ayaklarını sımsıkı bağlayarak boynuna bir ip geçirmiş, sokak
çocuklarının eline vererek çıplak vücûdunu kızgın kumlar üzerinde Mekke
sokaklarında sürütmüştü. Sırtı yüzülüp kanlar içinde kalan Bilâl, bu durumda
yarı baygın halde bile "Ehad, Ehad" (Allah bir, Allah bir) diyordu.(74)
Anne
ve babası vahşice öldürülen Ammâr, gördüğü işkencelere dayanamamış, müşriklerin
istedikleri sözleri söylemişti. Ellerinden kurtulunca, ağlayarak Hz. Peygamber
(s.a.s.)'e durumu anlatmış, Rasûlullah (s.a.s.)'de: "Sana tekrar eziyet
ederlerse; kurtulmak için yine öyle söyle" demişti."(75)
Hz.
Ebû Bekir, müşrik sâhiplerinin işkencelerinden kurtarmak için, yedi tane
Müslüman köle ve câriyeyi büyük bedeller ödeyerek satın alıp âzâd etmişti.
Rasûlullah (s.a.s.)'in müezzini Bilâl bunlardandı.(76)
Hâşimîlerden çekindikleri ve Ebû Tâlib'in himayesinde olduğu için önceleri
Rasûlullah (s.a.s.)'in şahsına dokunamıyorlardı. Zamanla "mecnûn, falcı, şâir
sihirbaz" gibi sözler söylemeğe başladılar. En sonunda fırsat buldukça O'na da
hakaret, işkence ve her türlü kötülüğü yapmaktan çekinmediler. Geçeceği yollara
dikenler döküyorlar, üzerine pis şeyler atıyorlar, kapısına kan ve pislik
sürüyorlar, evinin önüne pislik atıyolardı. Bir defa Harem-i Şerifte namaz
kılarken "Ukbe b. Ebî Muayt" saldırıp boğmak istemiş, Hz. Ebû Bekir kurtarmıştı
(77) Başka bir zaman, Kâbe'nin yanında namaz kılarken, Ukbe b. Ebî Muayt Ebû
Cehil'in teşvikiyle yeni kesilmiş bir devenin iç organlarını, secdeye vardığında
üzerine atmış; kızı Fâtıma yetişip üzerindeki pislikleri temizledikten sonra,
başını secdeden kaldırabilmişti.(78) Müşriklerin kötülükleri giderek dayanılmaz
bir duruma gelmiş. Müslümanlar Mekke'de barınamaz hâle gelmişlerdi.
(67) İbn
Hişâm, 1/283-284; İbnü'l-Esîr, a.g.e., 2/63
(68) İbn Hişâm, 1/284; İbnü'l-Esîr, a.g.e., 2/64; Târih-i Din-i islâm, 2/156
(69) İbn Hişâm, 1/287; Târih-i Din-i İslâm, 2/158
(70) İbn Hîşâm, 1/315-316; Târih-i Din-i İslâm, 2/161
(71) Târih-i Din-i İslâm, 2/163
(72) İbn Hişâm, 1/287
(73) Zâdü'l-Meâd, 2/116; Asr-ı Saâdet, 1/254
(74) Zâdü'l-Meâd, 2/116; Asr-ı Saâdet, 1/253
(75) "Kalbi imânla dolu olduğu halde, zor ve baskı altında olan kimseler
dışında, imândan sonra Allah'ı inkâr edip gönlünü küfre açan kimselere Allah
katından bir gazap vardır. Büyük azâb da onlar içindir." (en-Nahl Sûresi, 106)
anlamındaki âyet-i kerime o olaydan sonra indi.
(76) İbnü'l-Esîr, 2/66-70; Zâdü'l-Meâd, 2/117; Tecrid Tercemesi 6/ H.No 1017'nin
izahı.
(77) el-Buharî, 4/240; Tecrid Tercemesi 10/45-48 (Hadis No : 1544); İbnül Esîr,
a.g.e. 2/279
(78) el-Buhârî, 1/65; Tecrid Tercemesi, 1/161-164 (Hadis No: 177) ve 2/377-378
(Hadis No: 314); Rasûlüllah (s.a.s.) namazını bitirdikten sonra, üç defa:
"Allahım, Kureyş'i Sana havale ediyorum" buyurmuş sonra da orada aralarında
gülüşüp istihza etmekte olan Ebû Cehil, Utbe b. Rabia, Şeybe, b. Rabia, Velid b.
Ukbe b. Ebî Muayt, Ümeyye b. Halef'i isim isim sayarak, "Allahım, şu güruhu sana
havale ediyorum" buyurmuştur. Bunların hepsi de Bedir Savaşında öldürülerek bir
çukura atıldılar. Tecrid Tercemesi, 1/161 (Hadis No: 177) ve 10/47-48
İslami Okul Okulların En Önemlisi