Hüzün Yılı (Nübüvvet'in - İslam Tarihi - 3. Sayfa
IV- HÜZÜN YILI (Nübüvvet'in 10.Yılı)
1- İKİ BÜYÜK ACI;
EBÛ TÂLİB VE Hz.
HATİCE'NİN VEFATLARI
Müslümanlar
ablukadan kurtuldukları için sevindiler. Çektikleri sıkıntıları unutmağa
başladılar. Fakat sevinçleri uzun sürmedi. Boykotun kalkmasından 8 ay kadar
sonra, iki büyük acı ile karşılaştılar. Mekke Devri'nin 10'uncu yılı Şevvâl
ayında önce Ebû Tâlib, üç gün sonra da Hz. Hatice vefât etti.(95/1)
Ebû Tâlib, Müslüman
olmamıştı.(95/2) Fakat Hz. Peygamber (s.a.s.)'e son derece bağlıydı. O'nu çok
seviyor, bu yüzden her fedâkârlığa katlanarak, müşriklerden gelecek kötülüklere
karşı O'nu koruyordu. Ölürken bile, Hâşimoğullarına, "O'na bağlı kalmalarını,
uğrunda her fedâkârlığı yapmalarını, sözünden çıkmamalarını" vasiyyet etmişti.
Hz. Hatice O'nun
gam ortağı, şefkatli bir hayat arkadaşıydı. En sıkıntılı anlarında O'nu teselli
ediyor, bütün varlığı ile O'na destek oluyordu.
En büyük desteği
olan, sevdiği iki insanı peşpeşe kaybettiği için Rasûlullah (s.a.s.) çok üzüldü.
Bu sebeple Mekke Devri'nin 10'uncu yılına "Senetü'l-huzn" (Hüzün yılı )
denildi.
Müşrikler, Ebû
Tâlib'in sağlığında, Hz. Peygamber (s.a.s.)'in şahsına pek ilişemiyorlardı.
O'nun ölümünden sonra, Rasûlullah (s.a.s.)'in şahsına da her türlü kötülüğü
yapmağa başladılar. Bir defa, Kâbe'de namaz kılarken, Ebû Cehil'in teşvîki ile
Ebû Muayt oğlu Ukbe, yeni kesilmiş bir devenin barsaklarını getirip, secdede
iken üzerine koymuş, Rasûlullah (s.a.s.) başını secdeden kaldıramamıştı. Kızı
Fâtıma yetişerek, üzerini temizlemiş, Rasûlullah (s.a.s.) namazını bitirdikten
sonra etrâfında gülüşen müşrikleri işâret ederek üç defa:
-"Allah'ım
Kureyşten şu zümreyi sana havâle ediyorum" dedikten sonra:
"Ebû Cehil'i, Ebû
Muayt oğlu Ukbe'yi, Haccâc oğlu Şu'be'yi, Rabîa'nın oğulları Utbe ve Şeybe'yi,
Halef'in oğulları Übeyy ve Ümeyye'yi, sana havâle ediyorum." diye isimlerini
birer birer saymıştı. Rasûlullah (s.a.s.)'in isimlerini saydığı bu azılı
müşriklerin hepsi de Bedir Savaşı'nda katledilip, leşleri Bedir'deki "Kalîb"
denilen kuyuya atılmıştır.(96)
2- TÂİF YOLCULUĞU
(620 M.)
a) Hz. Peygamber'in
Tâif'te Karşılanışı
Kureyş'in
zulümleri artık katlanılamaz bir duruma gelmişti. Bu yüzden Hz. Peygamber
(s.a.s.) Mekke Devri'nin 10'uncu yılı (620 M.) Şevvâl ayında, yanına evlâtlığı
Hârise oğlu Zeyd'i de alarak Tâif'e gitti. Tâiflileri "Hak Din"e dâvet
edecekti.
Tâif'te Sakiyf
Kabîlesi vardı, onlar da putperestti. Rasûlullah (s.a.s.) 10 gün kadar, onlara
İslâm'ı anlatmağa çalıştı, ileri gelenleri ile görüştü. Hiç biri Müslüman
olmadığı gibi, "Senden başka Peygamberlik gelecek kimse kalmadı mı?" diye alay
ettiler "Memleketimizden çık da nereye gidersen git.." diye Allah sevgilisini
kovup hakaret ettiler. Tâif'ten ayrılırken de çoluk çocuğu ve ayak takımı düşük
tabîatlı kişileri yolun iki tarafına sıralayıp taşlattılar. Rasûlullah
(s.a.s.)'in ayakları, atılan taşlarla yara-bere içinde kaldı, ayakkabıları kanla
doldu. Ayaklarındaki yaraların verdiği acıdan yürüyemez hâle gelip oturmak
istedikçe, zorla kaldırıp yaralı ayaklarını taşlamağa devâm ediyorlar, bu
yürekler parçalayan acıklı hâline gülüp eğleniyorlardı. Vucûdunu atılan taşlara
siper eden evlâtlığı Zeyd, bir kaç yerinden yaralandı. Rasûlullah (s.a.s.)
hayâtı boyunca karşılaştığı sıkıntılardan en büyüğünü o gün yaşamıştı. Nihâyet
Rabîa'nın oğulları Utbe ve Şeybe'nin yol üstündeki bağına sığınarak ayak
takımının tâkiplerinden kurtulabildi. Burada bir çardağın gölgesinde, ellerini
kaldırıp şu hazîn duâyı yaptı:
-"İlâhi, kuvvetimin
za'fa uğradığını, çâresizliğimi, halkın gözünde hor ve hakîr görüldüğümü ancak
sana arzederim. Ey merhametlilerin en merhametlisi, herkesin zayıf görüp de
dalına bindiği bîçârelerin Rabbı sensin, İlâhî, huysuz ve yüzsüz bir düşmanın
eline beni düşürmeyecek, hatta hayâtımın dizginlerini eline verdiğim akrabamdan
bir dosta bile bırakmayacak kadar bana merhametlisin.
Yâ Rabb, eğer bana
karşı gazablı değilsen, çektiğim belâ ve sıkıntılara hiç aldırmam, fakat senin
esirgeyiciliğin bunları da göstermeyecek kadar geniştir.
Yâ Rabb gazabına
uğramaktan, rızandan mahrûm kalmaktan, senin karanlıkları aydınlatan, din ve
dünya işlerini dengeleyen yüzünün nûruna sığınırım. Râzı oluncaya kadar işte
affını diliyorum. Bütün kuvvet ve kudret ancak seninledir..." (97)
Görüldüğü üzere
yapılan bunca ezâ ve cefâya rağmen bedduâ etmemiş, hatta yolda Mekke'ye iki
konak mesâfede "Karn" denilen yerde kendisine Cebrâil gelerek:
-"Ey Allah'ın
Rasûlü, Allah kavminin sana söylediklerini işitti, yaptıklarını gördü, sana şu
Dağlar Meleği'ni gönderdi. Kavmin hakkında ne dilersen, bu meleğe
emredebilirsin..." dedi. Dağlar emrine verilmiş olan melek de kendisini
selâmladıktan sonra:
-"Ya Muhammed,
emrine hazırım. (Ebû Kubeys ile Kayakan denilen) şu iki yalçın dağın Mekkeliler
üzerine devrilip, birbirine kavuşarak müşrikleri tamâmen ezmelerini istersen
emret..." dedi. Fakat Rasûlullah (s.a.s.):
-"Hayır, onların
ezilip yok olmalarını değil, Rabbımın bu müşriklerin sulbünden, O'na hiç bir
şeyi ortak kılmayan ve yalnız Allah'a ibâdet eden bir nesil meydana getirmesini
istiyorum..." demiştir.(98)
Rabîa'nın oğulları,
Peygamber Efendimizin acıklı hâlini gördüler. Hıristiyan köle Addâs ile O'na bir
salkım üzüm gönderdiler. Rasûlullah (s.a.s.) "Bismillah..." diyerek üzümü yemeğe
başlayınca, Addâs hayretle:
-"Bu bölge halkı
böyle söz söylemezler, onlar Allah adını anmazlar", dedi. Hz. Peygamber ona
nereli olduğunu sordu. Addâs:
-"Ninovalıyım,
Hıristiyanım", diye cevâp verdi. Rasûlullah(s.a.s.):
-"Demek kardeşim
Yunus Peygamberin memleketindensin".... dedi. Addâs:
-Sen Yûnus'u nerden
biliyorsun? diye sordu. Rasûlullah (s.a.s.):
-Yûnus benim
kardeşim, O'da benim gibi Peygamberdi, dedi. Daha sonra Rasûl-i Ekrem Addâs'a
İslâmiyeti anlattı. Addâs da orada Müslüman oldu.(99)
Hz. Muhammed
(s.a.s.) en zor ve en sıkıntılı anlarında bile Peygamberlik görevini ihmâl
etmiyordu.
b) Mekke'ye Dönüş
Rasûl-i
Ekrem'in himâyesiz Mekke'ye girmesi imkânsızdı. Esasen, hayâtı tehlikede olduğu
için Mekke'den Tâif'e gitmişti. Bu sebeple dönüşte, Hira (Nûr) Dağına çıkarak,
Kureyşin hatırı sayılır büyüklerinden Adiyy oğlu Mut'im'e haber gönderdi. O'nun
himâyesinde gece vakti Mekke'ye girdi. Kâbe'yi tavâf edip Hârem-i Şerif'de iki
rek'at namaz kıldıktan sonra evine döndü. Arap âdetlerine göre, bir kimse
himâyesine aldığı kişiyi korumağa mecburdu. Bu sebeple, Mut'im ve çocukları
silahlanıp Kâbe'nin dört bir tarafını tuttular. Peygamber Efendimizin Mekke'ye
girip serbestçe tavâf etmesini ve evine gitmesini sağladılar.(100) (620 M.)
Mut'im, Bedir
savaşında müşrik olarak öldü. Peygamber Efendimiz, Mut'im'in bu iyiliğini
unutmamış, Bedir esirlerinin kurtarılması için Medine'ye gelen oğlu Cübeyr b.
Mut'im'e:
- "Eğer senin o
ihtiyar baban, sağ olsaydı da bu murdar herifleri benden isteseydi, hepsini ona
bağışlardım." demişti. (101)
(95/1) Zâdü'l-Meâd, 2/123;
İbn-Hişâm, 2/57-58; İbnü'l-Esîr, 2/90-91 (Hz. Hatice'nin Ebû Tâlib'den 50-55 gün
kadar sonra vefât ettiği rivâyeti de vardır.)
(95/2) Ebû Talib ile Hz. Peygamber (s.a.s.)in anne ve babasının ehli necattan
olup olmadığı hakkında bkz. Tecrid Tercemesi 4/679-703 (Hadis No: 665 ve izahı)
ve 10/57-59 (Hadis No: 1549)
(96) Bkz. el- Buhârî 1/65; Tecrid Tercemesi, 1/161 (Hadis No: 177) ve 2/377
(Hadis No : 314) ve 10/45, (Hadis No: 1544)
(97) Bkz. Tecrid Tercemesi, 2/614 (431 No'lu Hadis ve açıklaması) İbn; Hişâm,
2/61; İbnü'l-Esîr, 2/91-92; Zâdü'l-Meâd, 2/123-124.
(98) Bkz. el-Buhârî 4/83; Tecrid Tercemesi, 9/ 35 (Hadis No: 1333); Zâdü'l Meâd,
2/124
(99) İbn-Hişâm, 2/62; İbnü'l-Esîr, a.g.e., 2/92
(100) İbnü'l-Esîr, a.g.e., 2/92-93; Zâdü'l-Meâd, 2/124; Târih-i Din-i İslâm,
2/278-279
(101) Buhârî, 5/20; Tecrid Tercemesi, 10/170 (Hadis No: 1574)
İslami Okul Okulların En Önemlisi