Kabîleleri İslâma Dâvet ve Akabe Bîatları - İslam Tarihi - 4. Sayfa
V- KABÎLELERİ İSLÂMA DÂVET ve AKABE BÎATLARI
1- KABÎLELERİ
İSLÂMA DÂVET
Hz. Peygamber
(s.a.s.) Tâif'e Şevvâl ayında gitmişti. Dönüşünde "eşhür-i hurum" denilen kan
dökülmesi yasak aylardan Zilkade girmiş hac mevsimi başlamıştı.
Rasûlullah (s.a.s.)
Hac mevsiminde Mekke yakınlarında kurulan Ukaz, Mecenne, Zülmecâz.. gibi
panayırlara gidiyor, oralarda toplanan diğer Arap kabîleleriyle görüşüyor,
onlara Kur'ân-ı Kerîm okuyor, Hak Dini tebliğe çalışıyordu.
Kureyşin ileri
gelenleri Müslümanlığın Mekke dışında, diğer kabîleler arasında yayılmasından
endişeye düştüler. Rasûlullah (s.a.s.)'in gayretlerini boşa çıkarmak, O'nun
sözlerine diğer kabîlelerin değer vermelerini önlemek için çâre aradılar. "Hz.
Muhammed (s.a.s.) için ne diyelim?..." diye düşündüler. İçlerinden en isâbetli
karar verdiğini kabûl ettikleri Muğire oğlu Velîd'den bu konuda yardım
istediler.
Velîd, edebiyatın
her çeşidinden anlayan, pek çok şâir ve hatibin düşünce ve bilgisinden
yararlandığı son derece zeki, zengin ve itibârlı bir yaşlıydı. Rasûlullah
(s.a.s.) ile görüşerek O'ndan Kur'ân-ı Kerîm dinledikten sonra kanaatini şöyle
özetledi.
- "Ben şiirin her
çeşidini bilirim. Muhammed'den dinlediklerim şiir değil. O halde O'na şâir
denilemez. Dinlediklerim, nesir de değil. O sözlerdeki güzellik ve belâgat hiç
bir sözde bulunmaz.
Muhammed (s.a.s.)'e
sihirbaz veya falcı da diyemeyiz. Çünkü sözlerinin sihir ve fal ile bir ilgisi
yok. Mecnûn veya deli de denilemez. Çünkü bu takdirde size kimse inanmaz. Bu
derece güzel sözleri, değil bir delinin, akıllı kimselerin bile söyleyebilmesi
mümkün değildir. Muhammed (s.a.s.)'e sihirbâz da diyemezsiniz. Çünkü okuyup
üflemiyor, düğüm bağlamıyor, sihirle ilgili hiç bir şey yapmıyor..."
- "O halde ne
diyeceğiz?" diye sordular.
- "Ne diyeceğinizi
bilemem. Fakat sizin isnâd ettiğiniz, (şâir, falcı, mecnûn, sihirbâz.. gibi)
sözlerin hiç biri O'na uymuyor. O'nda böyle vasıflar yok. Kimseyi bu sözlere
inandıramazsınız..." dedi.
Fakat, Velîd ertesi
gün:
- "O'na sihirbâz
demek, başka sıfatlardan daha uygun. Çünkü sözleri kardeşi kardeşten ayırıyor.
Akraba arasına ayrılık sokuyor. Bu sebeple O'nun sözleri sihir ve büyüden başka
bir şey değil. O'na sihirbâz deyin." dedi. (102)
Kur'ân-ı Kerîm
Velîd'in bu tutumunu şöyle anlatır:
-"Çünkü o, düşündü,
ölçtü, biçti. Canı çıkası ne biçim ölçtü biçti... Sonra baktı (düşündü), sonra
kaşlarını çattı, suratını astı. Sonra da sırt çevirip büyüklük tasladı. Bu
sâdece öğretilen bir sihirdir, bu Kur'ân yalnızca bir insan sözüdür" dedi...
(el-Müddessir Sûresi, 18-25)
Böylece O'na
"sihirbâz, büyücü" demeğe karar verdiler. Rasûlullah (s.a.s.) kiminle, hangi
toplulukla görüşse, arkasından gidip:
Sakın O'nu
dinlemeyin, sözlerine kanmayın. Büyücüdür, kardeşi kardeşten ayırır... diye
propaganda yapıyorlardı.(103) Fakat müşriklerin bütün çabaları İslâm nûru'nun
yayılmasını önleyemeyecekti.
"Allah'ın nûrunu
ağızlarıyle söndürmek isterler. Oysa, kâfirler istemese de Allah nûrunu mutlaka
tamamlayacaktır." (et-Tevbe Sûresi, 32)
2- AKABE BİATLARI
Zilhicce (621 ve 622 M.)
a) Akabe
Görüşmeleri
Peygamber
(s.a.s.) Efendimiz Hac mevsimlerinde, Mekke yakınlarında kurulan panayırlara
gelen, Kâbe'yi ve putlarını ziyâret eden kabîleler arasında dolaşıyor, onlara
Kur'ân okuyor, onları İslâm'a dâvet ediyordu. Bir gün Mekke'nin kuzeyinde, Mekke
ile Mina arasında "Akabe" denilen bir tepede altı kişilik bir topluluğa
rastladı. Bunlar, Medine'den "Hazrec" kabîlesinden idiler.(104) Rasûlullah
(s.a.s.) onlarla konuştu. Kur'an-ı Kerîm okudu, İslâm Dini'ni anlattı ve onları
Müslümanlığa dâvet etti.
Medine'deki "Evs"
ve Hazrec" adlı Arap kabîleleri ile "ehl-i kitâb" olan Yahûdiler arasında
eskiden beri geçimsizlik vardı. Ne zaman aralarında bir tartışma veya kavga
çıksa, putperest olan Evs ve Hazreçlilere Yahûdîler:
Yakında bir
Peygamber gelecek, biz O'na uyar, kuvvetleniriz, öcümüzü sizden o zaman alırız..
derlerdi. Medine'liler yakında bir Peygamber geleceğini yaşlı kimselerden de sık
sık duyuyorlardı. Hz. Peygamber (s.a.s.), onları yeni dine dâvet edince
birbirlerine bakıştılar. "Yahûdilerin bekleyip durdukları, yaşlıların haber
verdikleri Peygamber işte budur, biz Yahûdîlerin önüne geçelim..." diyerek,
kelime-i şehâdet getirip, hemen Müslüman oldular.(105)
Mekke Devri'nin
10'uncu yılının Zilhicce ayında (Nisan 620 M.) gerçekleşen bu olaya "Birinci
Akabe Görüşmesi", burada İslâm'ı kabûl eden altı kişiye de "İlk Medineli
Müslümanlar" denir.(106)
Hz. Peygamber
(s.a.s.) ile Medine'liler arasında, hac mevsimlerinde "Akabe" tepesinde yapılan
görüşmeler, Mekke Devri'nin 10-11 ve 12'inci yıllarında olmak üzere üç defa oldu
11 ve 12'inci yıllardaki görüşmelerde "Bîat" da yapıldı. Bu sebeple, Akabe
görüşmelerinin sayısı üç; Akabe Bîatları'nın sayısı iki'dir.
b) Birinci Akabe
Bîatı (Zilhicce 621 M.)
Akabe Tepesinde
Hz. Peygamber (s.a.s.)'le görüşüp Müslüman olan bu 6 kişi, hac mevsimi sonunda
Medine'ye döndüler. Gördüklerini, yakınlarına ve dostlarına anlatarak, Medine'de
Müslümanlığı yaymağa başladılar.
Bir sene sonra, hac
mevsiminde Hz. Peygamber (s.a.s.) ile görüşmek üzere Medine'den Mekke'ye 10'u
Hazrec, 2'si Evs kabîlesinden olmak üzere 12 Müslüman geldi. Bunlardan 5'i, bir
yıl önceki ilk Akabe görüşmesinde bulunanlardandı. Başkanları yine, birinci
görüşmede olduğu gibi "Zürâre oğlu Es'ad"tı. Mekke Devri'nin 11'inci yılı
Zilhicce ayında Rasûlullah (s.a.s.) ile buluştular. Bu ikinci buluşmada
Medine'li 12 Müslüman(107) "Allah'a şirk koşmayacaklarına, hırsızlık ve zinâ
yapmayacaklarına, (kız) çocuklarını öldürmeyeceklerine, kimseye iftirâ
etmeyeceklerine, Allah ve Peygamberine itâatten ayrılmayacaklarına" dâir
Rasûlullah (s.a.s.)'e taahhütte bulundular; Hz. Peygamber (s.a.s.)'in elini
tutarak bîat ettiler.(108)
Medine'li
Müslümanlar, bu görüşme ve bîattan sonra, Müslümanlığın yayılmasına gayret etmek
üzere, memleketlerine döndüler. Rasûlullah (s.a.s.)'in Medine'de Müslümanlığı ve
Kur'ân-ı Kerîm'i öğretmek üzere öğretmen olarak görevlendirdiği "Umeyr oğlu
Mus'ab"ı da berâberlerinde götürdüler.(109)
Mus'ab, Akabe'de
bîat edenlerin reisi Hazrec kabîlesinden Es'ad b. Zürâre'nin evinde misâfir
olmuştu. Evs ve Hazrec kabîlesi'nden Müslümanlığı kabûl edenlerin evlerine birer
birer giderek, onlara Kur'ân-ı Kerîm ve din bilgileri öğretiyor, güzel ahlâkı,
nezâketi ve kibarlığı ile herkesi İslâm'a bağlıyordu.
Es'ad b. Zürâre ve
Mus'ab b. Umeyr'in gayretleriyle Medine'de Müslümanların sayısı hızla artıyordu.
Yalnız Evs kabîlesi reislerinden Sa'd b. Muâz ile Üseyd b. Hudayr Müslümanlığı
henüz kabûl etmemişlerdi. Bir gün Esâd ile Mus'ab çevrelerine toplananlara
Müslümanlığı anlatırken Üseyd yanlarına geldi, maksadı onlara mâni olmaktı.
- Siz ne yapmak
istiyorsunuz? Halkı atalarının yolundan saptırıyorsunuz... diye söylendi. Mus'ab
O'na çok nâzik davrandı. Kurân-ı Kerîm okudu. Kısaca Müslümanlığı anlattı.
Üseyd, Kur'ân-ı Kerîm 'in tesirinde kaldı, "Bu ne güzel şey..." diyerek Müslüman
oldu ve şöyle dedi:
- Ben gidip Sa'd b.
Muâz'ı göndereyim. Eğer o da Müslümanlığı kabûl ederse, bu memlekette Müslüman
olmayan hiç kimse kalmaz.
Sa'd, Medine'de
Müslümanlığın yayılmasından memnûn değildi. Es'ad ve Mus'ab'ın yanlarına öfke
ile gitti.
Ey Es'ad, seninle
aramızda akrabalık bağları olmasaydı, kabilemiz arasına bu ayrılık tohumlarını
sokmana katlanmazdım... diyerek çıkıştı. Mus'ab ona da son derece yumuşak ve
kibar davrandı. Kısaca Müslümanlığı anlattı. Kur'ân-ı Kerîm okudu. Neticede Sa'd
b. Muâz da Müslüman olarak oradan ayrıldı. Bu iki reisin tesiriyle Evs ve Hazrec
kabîleleri içinde hemen hemen Müslüman olmayan kimse kalmadı.(110)
Mus'ab, Medine'deki
bu memnûniyet verici gelişmeleri Hz. Peygamber (s.a.s.)'e bildirdi. Rasûlullah
(s.a.s.) ve Müslümanlar bu duruma çok sevindiler. Bundan dolayı bu seneye
"Senetü'l İbtihâc" (Sevinç yılı) denildi.(111)
c) İkinci Akabe
Bîatı (Zilhicce 622 m.)
Mekke Devri'nin
12'inci yılı hac mevsiminde, Medine'den Mekke'ye gelen ziyâretçiler arasında
(73'ü erkek, 2'si kadın) 75 Müslüman vardı. Bunlar hac'dan sonra (eyyâm-ı
teşrik'in 2'nci gecesi), gece yarısı Hz. Peygamber (s.a.s.) ile gene Akabe
tepesi'nde gizlice buluştular. Dikkati çekmemek için, her biri, değişik
zamanlarda ve ayrı yollardan gelerek burada toplandılar. İçlerinde, Hz.
Peygamber (s.a.s.)'in Medine'li akrabası Neccâr oğullarından Zeyd oğlu Hâlid
(Ebû Eyyûb el-Ensârî) de vardı.
Rasûlullah (s.a.s.)
toplantıya amcası Abbâs'la birlikte geldi. Abbâs henüz Müslüman olmamıştı. Fakat
yeğenine son derece bağlıydı. Ebû Tâlib'in ölümünden sonra, Arab âdetine göre
O'nu himâyesine almıştı. Bu sebeple önce toplantıda Abbâs konuştu:
- Ey Hazrec ve Evs
Cemaati,
Siz de bilirsiniz
ki, Hz. Muhammed (s.a.s.)'in aramızda üstün bir yeri vardır. Biz, O'nu şimdiye
kadar, düşmanlarına karşı koruduk, yine de koruyacağız. Siz şimdi O'nu,
Medine'ye dâvet ediyor, orada kalmasını istiyorsunuz. Kendisi de böyle arzu
ediyor.
Ancak siz O'nu
düşmanlarına karşı koruyabilecekseniz, götürünüz. O'nu ele verecekseniz, bundan
şimdiden vazgeçiniz.".. dedi.(112) Medineliler Abbâs'ı dinledikten sonra:
- Yâ Rasûlallah,
siz de konuşunuz. Bizden, Allah için, kendiniz için istediğiniz andı alınız.
Hazırız... dediler.
Hz. Peygamber
(s.a.s.) bir mikdâr Kur'ân-ı Kerim okuduktan sonra:
- Sevinçli
hâlinizde de, kederli hâlinizde de din işinde kusur etmeyeceğinize, hakkın
yerine getirilmesi için hiç bir şeyden çekinmeyeceğinize, yurdunuza hicret
ettiğimde beni âileleriniz ve çocuklarınız gibi koruyacağınıza.. sizden söz
(and) istiyorum" dedi. Medineli Zürâreoğlu Es'ad:
Yâ Rasûlallah, biz
buraya sana bîat etmeğe geldik. Sen nasıl emredersen öyle yaparız.
Çocuklarımızı, âilelerimizi nasıl korursak, seni daha fazla koruruz . Sözümüzde
dururuz. İnâyet Allah'tandır... dedi. Medineliler:
- Yâ Rasûlallah,
Senin uğrunda, gösterdiğin yolda ölürsek bize ne var? diye sordular.
Hz. Peygamber
(s.a.s.):
- Ahirette mükâfat
olarak Cennet, dedi.
- Öyleyse ver
elini, dediler. Hepsi de Hz. Peygamber (s.a.s.)'in elini tutarak, "İslâm yolunda
gerekirse öleceklerine" and verip bîat ettiler.(113)
Hz. Peygamber
(s.a.s.)'in ve Müslümanların Medine'ye hicreti de bu görüşmede kararlaştırıldı.
Toplantı bittikten sonra, müslümanlar, geldikleri gibi, gene gizlice ayrı ayrı
yollardan dağıldılar.
Kureyşliler 2'nci
Akabe Bîatını, ancak kabîleler Mekke'den ayrıldıktan sonra duyabildiler.
(102) İbn Hişâm, 1/288-289;
Târih-i Din-i İslâm, 2/188-192
(103) Bkz. İbn-Hişâm, 2/63-65; İbnü'l-Esîr, 2/93-94
(104) Hz. Peygamber (s.a.s.)'in dedesi Abdülmuttalib'in annesi Selma hatunun
Hazrec kabilesinden oluşu sebebiyle, Rasûlüllah (s.a.s.) ile Hazrecliler
arasında akrabalık vardı.
(105) İbni Hişâm, 2/70-71; İbnü'l-Esîr, a.g.e., 2/95; Zâdü'l-Meâd, 2/131
(106) Hepsi de Hazrec kabîlesinden olan bu altı kişi şunlardır. Zürâre oğlu
Es'ad, Mâlik oğlu Râfi, Hâris oğlu Avf, Âmir oğlu Kutbe, Âmir oğlu Ukbe,
Abdullah oğlu Câbir. (İbn Hişâm, 2/71-72; Zâdü'l-Mead. 2/132)
(107) İsimleri: Es'ad b. Zürâre, Râfi b. Mâlik, Avf b. Hâris, Kutbe b. Âmir,
Ukbe b. Âmir, Muâz b. Hâris, Zekvân b. Abd-i Kays, Ubâde b. Sâmit, Yezid b.
Sa'lebe, Abbas b. Ubâde, Ebu'l Heysem b. Teyyihan, Uveym b. Sâide, (İbn Hişâm,
2/ 73-75; Zâdül-Meâd, 2/132)
(108) Bkz. El-Mümtehine Sûresi, 12; el-Buhârî, 1/10; Tecrid Tercemesi, 1/29;
(Hadis No: 18); İbn Hişâm, 2/75
(109) İbn Hişâm, 2/76; İbnü'l-Esîr, a.g.e., 2/96
(110) İbn Hişâm, 2/77-79; İbnü'l-Esîr, a.g.e., 1/97-98
(111) Târih-i Din-i İslâm, 2/313
(112) İbn Hişâm, 2/84; İbnü'l-Esîr, a.g.e., 2/98-99
(113) İbn Hişâm, 2/84-85; İbnü'l Esîr, a.g.e., 2/100
İslami Okul Okulların En Önemlisi