Islam Tarihi - 5. Sayfa
3- İSRÂ VE MÎRÂC MÛCİZESİ (Receb 621 M.)
a) Hz. Peygamber
(s.a.s.)'in Mîrâcı
İkinci Akabe
görüşmesinden sonra, Mekke Devri'nin 11'inci yılı Recep ayının 27'inci gecesi
(Hicretten 19 ay önce) Peygamber Efendimizin "İsrâ ve Mîrâc" mûcizesi
gerçekleşti.
İsrâ, gece
yolculuğu ve gece yürüyüşü; Mîrâc ise, yükseğe çıkmak ve yükselme âleti
demektir. Bu büyük mûcize, gecenin bir bölümünde cereyân ettiği ve Rasûlullah
(s.a.s.) bu gece semâlara ve yüce makamlara yükseldiği için bu mûcizeye "İsrâ ve
Mîrâc" denilmiştir.
Kur'ân-ı
Kerîm'de el-İsrâ Sûresi'nin 1'inci âyetinde:
"Kulu Muhammed
(s.a.s.)'i, bir gece Mescid-i Harâm'dan, kendisine bir kısım âyetlerimizi
göstermek için, etrâfını mübârek kıldığımız Mescid-i Aksâ'ya götüren Allah'ın
şânı ne yücedir. Doğrusu O işitir ve görür." buyrulmuştur.
Rasûl-i Ekrem
(s.a.s.)'in Mekke'deki Mescid-i Harâm'dan Kudüs'teki Mescid-i Aksâ'ya olan
mîrâcı, yukarıda anlamı yazılan âyet-i kerime ile sâbittir. Mescid-i Aksâ'dan
semâlara ve yüce makamlara yükseldiğini ise, Peygamber Efendimizden nakledilen
sahîh hadîs-i şerîflerden öğrenmekteyiz. Hadîs-i şerîflerde anlatılanların özeti
şöyledir.(114)
Rasûlullah (s.a.s.)
bir gece Kâbe'nin "Hatîm" denilen kısmında iken, Cebrail'in getirdiği "Burak"
denilen bineğe binerek Kudüsteki Mescid-i Aksâ'ya gelip burada namaz kılmıştır.
Buradan da "Mîrâc" denilen âlete binerek, semâlara yükselmiştir. 1'inci semâda
Hz. Âdem, 2'inci semâda Hz. Yahyâ ve Hz. İsâ, 3'üncü semâda Hz. Yûsuf, 4'üncü
semâda Hz. İdrîs, 5'inci semâda Hz. Harûn, 6'ıncı semâda Hz. Mûsâ ve 7'inci
semâda Hz. İbrâhim ile görüştü. Bunlardan her biri Rasûlullah (s.a.s.) 'i
selâmlayıp tebrik ettiler, "hoşgeldin sâlih kardeş," dediler.
Daha sonra
"Sidretü'l-müntehâ"ya yükseldi. Orada kazâ ve kaderi yazan kalemlerin
çıkardıkları sesler duyuluyordu. Sidretü'l-müntehâ'dan ötesi, sözle anlatılması
mümkün olmayan bir âlemdi. Buraya kadar beraber oldukları Cebrâil de buradan
öteye geçememiş, "benim için burası sınırdır, parmak uçu kadar daha ilerlersem,
yanarım..." demiştir
Mîrâcta Cenab-ı
Hakk, sevgili Peygamberine nice âlemler gösterdi. Kuluna vahyedeceğini vâsıtasız
vahyetti. Bu makamda Hz. Peygamber (s.a.s.)'e üç şey verildi.(115)
1) Beş vakit namaz
farz kılındı.(116)
2) Bakara
Sûresi'nin son iki âyeti (Amene'r-rasûlü...) vahyedildi.
3) Ümmetinden şirk
koşmayanların Cennet'e girecekleri müjdesi verildi.
b) Mîrâc Mûcizesine
Karşı Müşriklerin Tutumu
Peygaber Efendimiz,
mîrâcı ve mîrâcda gördüklerini ertesi sabah anlattı. Mü'minler Rasûlullah
(s.a.s.)'i tasdik ve tebrik ettiler. Müşrikler ise inkâr ettiler. Bir gecede
Kudüs'e gidip gelmek imkânsız bir şey, dediler. İçlerinde Kudüs'e gitmiş ve
Mescid-i Aksâ'yı görmüş olanlar vardı.
- Mescid-i Aksânın
kaç kapısı var? Şurası nasıl, burasında ne var? diye Rasûlullah (s.a.s.)'i soru
yağmuruna tuttular.(117)
Hz. Peygamber bu
konuyu daha sonra şöyle anlatmıştır:
"Kureyş bana
seyâhat ettiğim yerler, özellikle Mescid-i Aksâ ile ilgili öyle şeyler sordular
ki, İsrâ gecesi bunlara hiç dikkat etmemiştim. Fakat Cenâb-ı Hakk, benimle
Beyt-i Makdis arasındaki mesâfeyi kaldırdı. Ne sordularsa, oraya bakarak cevâp
verdim".(118)
Bu durumda ne
yapacaklarını şaşıran müşrikler Hz. Ebû Bekir'e koştular. Muhammed dün gece
Kudüs'e gidip geldiğini, göklere çıktığını... söylüyor. Buna da mı inanacaksın,
dediler. Ebû Bekir, hiç tereddüt göstermeden:
"Bunu O söylemişse
inandım gitti. Ben O'nu bundan daha önemli olan konularda tasdik ediyorum.
Akşam- sabah göklerden vahiy geldiğini söylüyor, buna inanıyorum..." dedi. Bu
yüzden Hz. Ebû Bekir'e "Sıddîk" denildi.
Ehli- sünnet
bilginlerinin çoğunluğuna göre, İsrâ ve Mîrâc aynı gecede; Rasûlullah (s.a.s.)
'in rûh ve vücuduyla birlikte uyanık hâlde iken olmuştur. İsrâ ile Mîrâcın ayrı
gecelerde olduğunu, rüyâ hâlinde ve rûhâni olarak vuku bulduğunu kabûl eden
bilginler de vardır; fakat bunların sayısı azdır.(119)
c) Mîrâc'ta
Teşri Kılınan Hükümler
Kur'ân-ı Kerîm'de,
Mirâc'ın en yüksek hâli anlatılırken:
"(Rabbına) iki
yay kadar veya daha da yakın oldu. Allah Kulu'na vahyettiğini o anda
vahyetti..." (en Necm Sûresi, 9-10) buyrulmaktadır.
Bu âyetlerden
Rasûlullah (s.a.s.)'e, Mîrâc'ta pek çok esrâr ve maârifin bildirildiği
anlaşılmaktadır.
Baştan sona Mîrâc
ve Mîrâc'ta teşri kılınan hükümlerin anlatıldığı el-İsrâ Sûresi'nin 80'inci
âyetinde Hz. Peygamber (s.a.s.)'e: "Rabbim, beni şerefli bir girişle (Medine'ye)
koy, sâlim bir çıkışla da (Mekke'den) çıkar" diye dua etmesi emredilerek yakında
hicretine izin verileceğini; 81 'inci âyetinde ise:
"De ki: Hakk geldi,
bâtıl yok olup gitti, esâsen bâtıl yok olmağa mahkûmdur" buyurularak çok yakında
İslâm'ın küfre galebe çalacağına, neticede Mekke'nin Rasûlullah (s.a.s.)
tarafından fethedilip Kâbe'nin putlardan temizleneceğine işâret olunmuştur. Yine
aynı sûrenin 23-29'uncu âyetlerinde dinin temelini teşkil eden hükümler yer
almıştır. Bu âyetlerin anlamları şöyledir:
"Rabb'ın şunları
kesinlikle hükmetti: Kendisinden başkasına kulluk etmeyin. Ana-babaya iyilik
edin. Onlardan biri veya her ikisi, senin yanında ihtiyarlayacak olursa, onlara
"öf" bile deme, onları azarlama, her ikisine de hep tatlı söyle. Onlara şefkatle
tevâzu kanadını ger ve 'Rabbım, onlar, küçükken beni nasıl ihtimâmla
yetiştirmişlerse, sen de kendilerini öylece esirge..' diye onlar için duâ et.
Rabbınız,
içinizdekini en iyi bilendir. İyi kimseler olursanız, kendisine yönelip tevbe
edenleri bağışlar.
Hısıma, yoksula,
yolda kalmışa, herbirine hakkını ver. Elindeki malını saçıp savurma, saçıp
savuranlar, şüphesiz şeytânla kardeş olmuşlardır. Şeytân ise Rabb'ına karşı son
derece nankördür.
Rabbından umduğun
rahmeti elde etmek için hak sahiplerinden yüz çevirmek zorunda kalırsan, bâri
onlara yumuşak söz söyle (sert davranma).
Elini boynuna
bağlayıp cimrilik etme, onu büsbütün açıp hepsini de saçma. Yoksa pişmân olur,
açıkta kalırsın,
Şüphesiz Rabb'n,
dilediği kimsenin rızkını genişletir, dilediğininkini daraltır, ölçü ile verir.
O, kullarını gören ve her şeyden haberdâr olandır.
Çocuklarınızı
yoksulluk korkusu ile öldürmeyin. Onları da sizi de Biz rızıklandırırız.
Şüphesiz ki onları öldürmek büyük bir suçtur.
Sakın zinâya
yaklaşmayın. Doğrusu bu çirkindir ve çok kötü bir yoldur.
Allah'ın harâm
kıldığı cana, haklı bir sebep olmadıkça kıymayın. Haksız yere öldürülen kimsenin
velisine bir yetki vermişizdir. Artık o da öldürmekte aşırı gitmesin. Çünkü o,
ne de olsa yardım görmüştür.
Erginlik çağına
ulaşıncaya kadar, yetîmin malına, en güzel şeklin dışında yaklaşmayın. Bir de
verdiğiniz sözü yerine getirin. Çünkü verilen sözde sorumluluk vardır.
Ölçtüğünüz zaman
ölçeği tam yapın, doğru terâzi ile tartın. Bu daha iyi ve sonuç bakımından daha
güzeldir.
Bilmediğin şeyin
ardına düşme. Doğrusu kulak, göz ve kalb, bunların hepsi o şeyden sorumlu olur.
Yeryüzünde
böbürlenerek yürüme. Çünkü ne yeri delebilir, ne de boyca dağlara ulaşabilirsin,
(onlarla büyüklük yarışı yapabilirsin). Rabb'ının katında bunların hepsi,
beğenilmeyen kötü şeylerdir.
Bunlar Rabb'ının
sana bildirdiği hikmetlerdir. Sakın Allah'la beraber bir başka tanrı edinme.
Yoksa kınanmış ve kovulmuş olarak Cehennem'e atılırsın." (İsra Sûresi, 23-29).
Bu âyetlerdeki
ilâhî emirler şöylece özetlenebilir:
1) Allah'tan
başkasına kulluk etmeyin,
2) Anne-babaya iyi
muâmele edin,
3) Hısıma,yoksula,
yolda kalmışa haklarını verin,
4) Ne hasis, ne
cimri, ne de müsrif (savurgan) olun,
5) Çocuklarınızı
öldürmeyin,
6) Zinâya
yaklaşmayın,
7) Haklı bir sebep
olmadıkça cana kıymayın,
8) Daha iyiye
götürmek amacı dışında yetim malına yaklaşmayın,
9) Verdiğiniz sözü
yerine getirin, sözünüzde durun,
10) Ölçü ve tartıyı
tam yapın,
11) Hakkında
bilginiz olmayan şeyin peşine düşmeyin,
12) Yeryüzünde
kibir ve azametle yürümeyin, alçak gönüllü olun.
(114) Bkz. Buhârî, 1/91-93
ve 4/247-250; Tecrid Tercemesi, 218-232 (Hadis No: 227) ve 10/60-80; (Hadis No:
1550-1552)
(115) Müslim, 1/157, (K.el-İmân, B.,76, Hadis No: 173/279)
(116) Mîrâc'dan önce namaz, akşam va sabah olmak üzere günde iki vakit
kılınıyordu. "Ey örtüsüne bürünen Peygamber! Kalk, azâb ile korkut. Rabbinin
adını (namazda tekbir ile) yücelt..." (Müddessir Sûresi, 1-3) anlamındaki
âyetler inince, Rasûlüllah (s.a.s.) Cibril (a.s.)'ın târifi ile abdest alıp
namaz kılmıştır. Rasûlüllah (s.a.s.)'in Cibril'e uyarak kıldığı bu ilk namaz,
sabah vaktinde kılınmıştır. Aynı gün akşam namazını Hz. Hatice ile cemâatle
kıldılar. Ertesi gün bu cemâate Hz. Ali, daha sonra Hz. Ebû Bekir ve Zeyd b.
Hârise de katıldı. Böylece, (Mîrâc'da 5 vakit namaz farz kılınmadan önce)
Risâletin başlangıcından itibâren Rasûlüllah (s.a.s.) ve Müslümanlar, akşam ve
sabah olmak üzere, günde iki vakit namaz kılıyorlardı.
Bu iki vakit namazdan başka, "Müzzemmil Sûresi"nin ilk âyetleri ile "gece
namazı" farz kılınmıştı. Müslümanlar geceleri ayakları şişinceye kadar namaz
kılıyorlardı. Gece namazı bir sene kadar farz olarak devâm ettikten sonra, aynı
sûre'nin son âyeti (Müzzemmil Sûresi, 20) ile farziyeti kaldırıldı, nâfile
(tatavvu) namaz oldu. Mîrâc'da farz kılınan 5 vakit namaz ile bütün bu namazlar
kaldırıldı. Ancak, Hz. Peygamber (s.a.s.)'e hâs, ona âit olmak üzere gece
namazının farziyeti devâm etti. (Bkz. İsrâ Sûresi, 79; Tecrid Tercemesi,
2/231-232, Hadis No: 227'nin açıklaması; Tahir Olgun, İbâdet Târihi, 28-38,
İst., 1946)
(117) Tecrid Tercemesi, 10/64
(118) Buhârî, 4/248;Müslim, 1/157; (K.el-İmân, B., 75); Tecrid Tercemesi, 10/63.
(Hadis No: 1550)
(119) Bkz. Zâdü'l-Meâd, 2/126-127
İslami Okul Okulların En Önemlisi