Islam Tarihi - 2. Sayfa
2- HZ. PEYGAMBER (S.A.S.)'İN HİCRETİ
a) Dâru'n-Nedve'nin
Korkunç Kararı
Akabe
görüşmeleri ile Müslümanlık Medine'de yayılmağa başlamış, müşrikler
korktuklarına uğramışlardı. Üstelik Mekke'deki Müslümanlar da Medine'ye göç
etmişlerdi. Şimdi Hz. Muhammed (s.a.s.)'de Medine'ye gider, Müslümanların başına
geçerse, Mekke'lilerin Şam ticâret yolu kapanabilirdi. Mekke müşrikleri
Müslümanlara son derece kötü davranmışlar, târihte eşine ender rastlanan işkence
ve hakarette bulunmuşlardı. Bunlar Medine'lilerle birleşip, kuvvetlendikten
sonra kendilerinden öç alabilirlerdi. Esâsen Mekke'lilerle Medine'liler
arasında, öteden beri geçimsizlik vardı. Çünkü Mekke'liler Adnânîlerden;
Medine'liler ise Kâhtânîlerdendi. Durumun ciddiliğini anlayan Kureyş müşrikleri,
Mekke'de yapayalnız kalan Peygamber Efendimize ne yapmak gerektiğini
kararlaştırmak üzere Dâru'n-nedve'de toplandılar. Toplantıda Ebû Cehil, Ebû
Süfyan, Ebu'l-Bahterî, Utbe b. Rabîa, Cübeyr b. Mut'im, Nadr b.Hâris, Ümeyye
b.Halef, Hakim b.Hızâm...... gibi Mekke ileri gelenlerinin hemen hepsi vardı.
Müslümanlık tehlikesinin önlenmesiyle ilgili çeşitli fikirler ileri sürdüler.
İçlerinden Ebûl Bahteri:
- Muhammed
(s.a.s.)'i bağlayıp her tarafı kapalı bir yerde ölünceye kadar hapsedelim, dedi.
Amr oğlu Hişâm:
- O'nu bir deveye
bindirip Mekke'den çıkaralım, uzak yerlere sürelim, dedi. Ebû Cehil ise:
- Kureyş'in bütün
kollarından birer temsilci seçelim. Bunlar aynı anda hücûm edip Muhammed
(s.a.s.)'i bir hamlede öldürsünler. Kimin vurduğu, kimin darbesiyle öldüğü belli
olmasın. Böylece kanı bütün Kureyş kabîlesine dağılsın, Hâşimîler bütün Kureyş
kollarına karşı çıkamayacaklarından kan davasına kalkışamazlar. Çâresiz diyete
(kan bedeline) râzı olurlar. Bu iş böylece kapanır... dedi. Ebû Cehil'in teklifi
ittifakla kabûl edildi. Diğer teklifler beğenilmedi. Hemen Kureyş kollarında 40
yeminli kişi seçip toplantıyı bitirdiler.(125)
Müşriklerin
Dâru'n-Nedve'deki bu konuşma ve plânları el-Enfâl Sûresi'nin 30'uncu âyetinde
şöyle özetlenmektedir.
"Ya Muhammed,
hatırla şu zamanı ki, inkâr edenler (Mekke müşrikleri) seni bir yere kapatmak
veya (hepsi birden) öldürmek yahut da (Mekke'den) çıkarmak için sana tuzak
hazırlıyorlardı. Onlar sana tuzak kurarken, Allah da (onlara) tuzak kuruyordu.
Allah tuzakların en iyisini kurar."
b) Rasûlullah
(s.a.s.)'in Evinin Müşrikler tarafından Kuşatılması
Müşriklerin bu
korkunç plânını Cebrâil (a.s.) Peygamber Efendimize haber verdi. "Bu gece, her
zaman yatmakta olduğun yatağında yatmayacaksın, evini terkedeceksin..." dedi.
Böylece Rasûlullah (s.a.s.)'e de hicret için izin verildi. Rasûl-i Ekrem
(s.a.s.) Hz. Ali'yi çağırdı.
"Ben Medine'ye
gidiyorum. Sen bu gece benim yatağımda yat, hırkamı üstüne ört. Müşrikler beni
yatıyor sansınlar, onlara bir şey sezdirme. Sabahleyin şu emânetleri sâhiplerine
ver.(126) Ondan sonra sen de hemen gel" dedi.
Ortalık kararınca,
Kureyş'in seçme cânileri evin etrâfını sardılar.(127) Sabahleyin evinden
çıkarken hep birden saldırıp öldüreceklerdi. Hz. Ali, Rasûlullah (s.a.s.)'in
yatağına yattı. Hz. Peygamber (s.a.s.) eline bir avuç kum alıp, evini çeviren
müşriklerin üzerine saçtı. Saçılan kum taneleri cânilerden herbirine isâbet
etmiş, hepsi de derin bir uykuya dalmışlardı. Rasûlullah (s.a.s.) "Yâ-Sîn
Sûresi"nin başından:
"Biz onların
önlerine ve arkalarına birer sed çektik, böylece gözlerini perdeledik. Onlar
artık elbette görmezler" anlamındaki 9'uncu âyetine kadar olan kısmı okuyarak,
aralarından geçip gitti.(128) Müşrikler Hz. Muhammed (s.a.s.)'in yatağında
yattığını sanıyorlardı. Sabahleyin, yatakta yatanın Ali olduğunu görünce,
donakaldılar, ne yapacaklarını şaşırdılar; hiddetlerinden çıldıracak hâle
geldiler. Hemen her tarafı aramağa koyuldular. Mekke'yi alt üst ettiler. Fakat
Hz. Peygamber yoktu.
Muhammed (s.a.s.)'i
bulana 100 deve verilecek, diye ilân ettiler. Bu haber duyulunca, ne kadar
mâceracı, cânî, katil varsa, hepsi etrâfa yayıldı. Mekke'de ve Mekke dışında,
harıl harıl Hz. Peygamber (s.a.s.)'i arıyorlardı.
Rasûlullah
(s.a.s.), gece evinden ayrıldıktan sonra Kâbe'yi tavâf etti. "Ey Mekke, sen
Allah katında yeryüzünün en hayırlı ve bana en sevimli yerisin; eğer çıkmak
zorunda bırakılmasaydım, senden ayrılmazdım", dedi.(129) Ertesi gün öğle
sıcağında Hz. Ebû Bekir'in evine vardı. Allah'ın emri ile, berâber hicret
edeceklerini bildirdi. Hz. Ebû Bekir, sevinç göz yaşları ile, 4 aydır dışarıya
bırakmayıp, ağaç yaprakları ile beslemekte olduğu iki cins devesini işâret
ederek:
Dilediğini seç, Yâ
Rasûlallah, dedi. Rasûlullah (s.a.s.) bedelini ödeyerek devenin birini aldı.
Rasûlullah (s.a.s.)
ve Ebû Bekir için hazırlanan yol azığı bir dağarcığa konuldu. Ebû Bekir'in kızı
Esmâ, belindeki bez kemeri ikiye ayırıp bir parçası ile bu dağarcığın ağzını
bağladığı için Esma'ya "Zâtü'n-nitâkayn" (iki kemerli) ünvânı verild.(130/1)
c) Mağarada
Gizlenmesi
Gece olunca,
her ikisi evin arka penceresinden çıktılar. Ayakkabılarını çıkarıp, ayaklarının
uçlarına basarak ıssız yollardan Mekke'nin güneyine doğru ilerlediler. 1.5 saat
(3 mil) mesafede Sevr Dağı'nın tepesindeki mağaraya vardılar. Kureyşin araması
bitinceye kadar, (perşembeyi cumaya bağlayan geceden pazar gününe kadar) üç gün
bu mağarada gizlendiler.
Ebû Bekir'in oğlu
Abdullah, geceleri mağaraya gelip Mekke'de olup biteni anlatıyor, ortalık
ağarmadan gene Mekke'ye dönüyordu. Kölesi Âmr b. Füheyre de koyunlarını
otlatırken akşamları Sevr dağına götürüp onlara süt veriyordu.
Peygamber
Efendimizi ve Ebû Bekir'i arayanlar, iz sürerek, nihâyet Sevr'deki mağaranın
ağzına kadar geldiler. Ayak sesleri ve konuşmaları içeriden duyuluyordu. Hz. Ebû
Bekir, başını kaldırdığı zaman onların ayaklarını görmüş ve heyecanla:
-"Yâ Rasûlallah,
eğilip baksalar, bizi görecekler, demişti, bunun üzerine Peygamber Efendimiz:
-"Korkma, Allah'ın
yardımı bizimledir.(130/2) İki yoldaş ki, üçüncüsü Allah'tır, hiç endişe edilir
mi?" buyurdu.(131)
Tâkipçiler Sevr
dağı'na henüz çıkmadan, bir örümcek mağaranın ağzına ağ örmüş, bir çift beyaz
güvercin yuva yapıp yumurtlamıştı. Bu durumda Kureyşliler mağaranın içine
bakmanın ahmaklık olacağını düşünerek bırakıp gittiler.(132)
Kureyşlilerin
aramaları üç gün sürdü. Peygamber Efendimiz ile Ebû Bekir Mekke'de iken Abdullah
b. Uraykıt adında henüz müslüman olmamış, fakat son derece emîn bir şahsı
kılavuz olarak kiralayıp develeri de ona teslim etmişlerdi.(133) Kılavuz
Abdullah, üç gün sonra, dördüncü günün (Pazar) sabahı develeri mağaraya getirdi.
Devenin birine Rasûlullah (s.a.s.) ile Ebû Bekir diğerine ise kılavuz Abdullah
ile Ebû Bekir'in kölesi Âmir b. Füheyre bindiler. Sâhili takibederek Medine'ye
doğru 24 saat hiç dinlenmeden yol aldılar Deve yürüyüşü ile 13 günlük olan
Medine yolunu 8 günde katederek 12 Rabiulevvel/23 Eylül 622 pazartesi günü
Kuba'ya ulaştılar.
Rasûlullah
(s.a.s.)ilk vahiy Hîra (Nûr) dağı'ndaki mağarada gelmişti. Hira'daki mağara ile
Sevr'deki mağara arasında geçen müddet, Rasûlullah (s.a.s.) 'in Peygamberlik
hayatının Mekke Devri'ni teşkil etmişti. Sevr dağı'ndaki mağaradan başlayan
hicret ise, Mekke Devri'nin sonu, Medine Devri'nin başı olmaktaydı.
d) Rasûlullah
(s.a.s.)'i Tâkibedenler
Hicret
yolculuğunda Peygamber Efendimiz iki önemli takiple karşılaştı.
Müdliçoğullarından
Sürâka, Kureyş'in ilân ettiği mükâfâtı ele geçirmek hevesiyle, kendi
bölgelerinden geçmiş olan hicret kafilesini tâkibe koyuldu. Atını dört nala
sürerek Rasûlullah (s.a.s.) ve arkadaşlarına yaklaştığı sırada, atı sürçüp
kapaklandı. Kendisi de yere yuvarlandı. Yeniden atına binip koşturdu. Tam
yaklaştığı sırada, atının ön ayakları kuma saplandığı için, yine düştü. Atını
zorlukla kurtardı. Sürâka'nın morali iyice bozulmuştu. Rasûlullah (s.a.s.)'den
özür diledi. Yazılı bir emânnâme alarak geri döndü; diğer tâkipçileri de "ben
aradım, boşuna yorulmayın, bu tarafta yok..." diyerek geri çevirdi.(134)
Eslemoğullarından
Büreyde de, Kureyşin ilân ettiği mükâfâtı alabilmek için Rasûlullah'ı tâkibe
başlamıştı. Fakat ilk görüşte, yanındakilerle beraber Müslüman oldu. Daha sonra
başındaki beyaz sarığı çözerek mızrağının ucuna bağladı. "Sizin gibi şanlı bir
kafile bayraksız gitmez. İzin verirseniz ilk alemdârınız olayım" diyerek ta Kuba
Köyü'ne kadar Rasûlullah (s.a.s.)'e bayraktarlık yaptı.
Daha sonra, Şam'dan
Mekke'ye dönmekte olan bir ticâret kafilesine rastladılar. Kafilede bulunan, ilk
8 Müslümandan Avvâm oğlu Zübeyr, Rasûlullah (s.a.s.) ve Ebû Bekir'e beyaz
elbiseler giydirdi.(135) Ve Medine'lilerin kendilerini sabırsızlıkla
beklediklerini haber verdi.
Rasûlullah
(s.a.s.)'ın yola çıktığı Medine'de duyulmuştu. Bu yüzden Medineliler, Rasûlullah
(s.a.s.)'i karşılamak üzere her sabah şehir dışına çıkıp bekliyorlardı. 12
Rabiulevvel /23 Eylül 622 Pazartesi günü yine öğleye kadar beklemişler, sıcak
bastırınca ümitlerini kesip dönmüşlerdi. Bu esnâda bir iş için evinin yüksek
kulesinden etrafı seyreden bir Yahûdî, beyazlar giyinmiş bir kafilenin uzaktan
gelmekte olduğunu gördü ve yüksek sesle:
İşte günlerdir
yolunu beklediğiniz devletli geliyor, diye haykırdı.
(125) Bkz. İbn Hişâm,
2/125-126, İbnü'l-Esîr, a.g.e., 2/102; Zâdü'l-Meâd, 2/ 136-137; Tecrid
Tercemesi, 10/87-88
(126) Mekke'de en güvenilir kimse olduğu için, bütün Mekkeliler en değerli
şeylerini Hz. Peygamber (s.a.s.)'e emânet ederlerdi. Bu güvenirliği yüzünden
O'na "Muhammedü'l-Emin" diyorlardı. (İbn Hişâm, 2/129)
(127) Bu câniler arasında:Ebû Cehil, Hakem b.el-Âs, Ukbe b. Ebî Muayt, Nadr b.
Hâris, Ümeyye b. Halef, Zem'a b.Esved ve Ebû Leheb de vardı. (Tecrid Tercemesi,
10/88; Târih-i Din-i İslâm,2/32)
(128) Kur'ân-ı Kerîm'de bu olaya işâretle: (Habibim, bir avuç kumu onların
üzerine) attığın zaman sen atmadın, ancak Allah attı, hedeflerine O ulaştırdı.
(el-Enfâl Sûresi, 17) buyrulmuştur.
(129) İbn Mâce, 2/1037 (Hadis No: 3108), Kahire, 1378/1953; Tirmizi, 5/722
(Hadis No: 3925), Kahire, 1385/1965; Asr-ı Saâdet, 1/294
(130/1) Tecrid Tercemesi, 8/415 (Hadis No: 125) ve 10/100 (Hadis No : 1ğ)
(130/2) et-Tevbe Sûresi, 40
(131) el-Buhârî, 4/263; Tecrid Tercemesi, 10/119 (Hadis No: 1557)
(132) Zâdü'l-Meâd, 2/137; Târih-i Din-i İslâm 2/330; M. Hamîdullah, İslâm
Peygamberi, 1/124
(133) Zâdü'l-Meâd, 2/137
(134) el-Buhârî, 4/256-257; Tecrid Tercemesi, 10/102-104; (Hadis No: 1ğ)
(135) el-Buhârî, 4/257; Tecrid Tercemesi, 10/105 (Hadis No: 1ğ)
İslami Okul Okulların En Önemlisi