Hicretin İkinci Yılı (623-624 M - İslam Tarihi - 2. Sayfa
II- HİCRETİN İKİNCİ YILI (623-624 M.)
"Sizinle savaşanlara
karşı, Allah yolunda siz de savaşın. Aşırı gitmeyin; doğrusu Allah aşırı
gidenleri sevmez"
(el- Bakara Sûresi,
190)
1- SAVAŞA İZİN
VERİLMESİ
İslâm'da asıl
olan barıştır. Savaş, zulmün önlenmesi, hakkın kabûl ettirilmesi için meşrû
kılınmıştır. 13 seneye yaklaşan Mekke Devri'nde ve Medine Devrinin ilk yılında,
müşriklerden gördükleri bunca zulüm, işkence ve haksızlığa rağmen, mü'minlere
sabırlı olmaları, Allah'ın dinini güzellikle tebliğe çalışmaları
emredilmiş(158), savaşa izin verilmemişti. Müslümanlardan:
-Ey Allah'ın
Rasûlü, nedir bu çektiklerimiz? İzin ver de şunları gizli gizli öldürelim, diye
izin istiyenlere Hz. Peygamber (s.a.s.):
-Henüz savaş izni
verilmedi, sabredin Allah'ın yardımı yakındır, çektiğiniz çilelerin mükâfâtını
göreceksiniz, diye cevap vermişti.
Hicretten sonra
Müslümanlar, giderek müşriklere karşı koyabilecek duruma geldiler. Üstelik
Müslümanların düşmanları çoğaldı, sabır yolu ile barışı sürdürmek artık mümkün
değildi. Bundan dolayı Hicretin 2'inci yılı başlarında Safer ayında;
"Zulüm ve
haksızlığa uğratılarak, kendilerine savaş açılan kimselere (mü'minlere) savaş
izni verildi. Allah onlara yardım etmeğe elbette Kâdirdir. Onlar, 'Rabbımız
Allah'tır' dediler diye, haksız yere yurtlarından (Mekke'den) çıkarıldılar..."
(el-Hacc Sûresi, 39-40) anlamındaki âyet-i kerimelerle Müslümanlara, kendilerini
savunmak üzere savaş izni verildi.
2-İLK GAZVELER
Mekke
müşrikleri, Medine'ye baskın hazırlığı içindeydiler. Rasûlullah (s.a.s.)
düşmanın hazırlıkları hakkında bilgi edinmek için zaman zaman seriyyeler
gönderdiği gibi, Medine ile Mekke arasındaki kabîlelerle görüşüp anlaşmalar
yapmak, kureyş'in planladığı yağmaları önlemek için bizzat kendisi de askerî
yürüyüşlere katıldı. Rasûlullah (s.a.s.)'in katılıp bizzât idâre ettiği askeri
harekâta "Gazve" denir.
Rasûlullah
(s.a.s.)'in ilk gazvesi, 60 kişilik müfreze ile Ebvâ Köyüne yapılan
gazvedir.(159) Hicretin ikinci yılı Safer ayı başında yapılmıştır. Aynı yıl
içinde sırasıyla Buvat, Uşeyre, Küçük Bedir ve Büyük Bedir Gazveleri olmuştur.
İlk dördünde düşmanla karşılaşma olmamış, kan dökülmemiştir. Büyük Bedir
Gazvesi, Müslümanların yaptığı ilk savaş olmuştur.
3- KIBLENİN
DEĞİŞMESİ
İslâm'ın ilk
yıllarında namaz, Beyt-i Makdis'e (Kudüs'e) doğru kılınıyordu. Ancak, Hicret'ten
önce Rasûlullah (s.a.s.) Mekke'de namaz kılarken, mümkün mertebe Kâbe'yi
arkasına almaz; Kâbe, kendisiyle Beyt-i Makdis arasında kalacak şekilde, Rükn-i
Yemânî ile Rükn-i Hacer-i esved arasında namaza dururdu. Böylece hem Kâbe'ye hem
de Kudüsteki Mescid-i Aksa'ya yönelmiş oluyordu. Hicretten sonra Medine'de
Mescid-i Aksa'ya yöneldiğinde Kâbe'nin arka tarafta kalmasından Rasûlullah
(s.a.s.) üzüntü duyuyor, kıblenin Kâbe'ye çevrilmesini içten arzu ediyordu.(160)
Çünkü Kâbe, atası Hz. İbrahim'in kıblesiydi.
Hicretten 16-17 ay
kadar sonra, Şaban ayının 15'inci günü Hz. Peygamber (sa.s.) Medine'de
Selemeoğulları Yurdu'nda öğle namazı kıldırırken, ikinci rek'atın sonunda;(161)
"Yüzünü gök yüzüne
çevirip durduğunu görüyoruz. Seni elbette hoşnut olduğun kıbleye çevireceğiz.
Hemen yüzünü Mescid-i Harâm'a doğru çevir. (Ey mü'minler) siz de nerede
olursanız, (namazda) yüzlerinizi, onun tarafına çeviriniz..." (el-Bakara Sûresi,
144) anlamındaki âyet nâzil oldu. Hz. Peygamber yönünü hemen Kudüs'ten Mescid-i
Harâm'a çevirdi. Cemâat da saflarıyla birlikte döndüler. Kudüs'e doğru
başlanılan namazın, son iki rek'atı, Kâbe'ye yönelinerek tamamlandı. Bu yüzden
Selemeoğulları Mescidine "Mescid-i Kıbleteyn" (iki kıbleli mescid) denilmiştir
4- CAHŞ OĞLU
ABDULLAH SERİYYESİ ve BATN-I NAHLE OLAYI
Medine'ye
baskın hazırlığı yapan Kureyş'in harekâtından haber almak üzere, Peygamber
Efendimiz, Recep ayının son günlerinde, Mekke tarafına halasının oğlu Cahş oğlu
Abdullah komutasında, 8 kişilik bir seriyye gönderdi. İki gün sonra açılmak
üzere Abdullah'a bir de mektup vermişti. Mektupta, Mekke ile Tâif arasındaki
Nahle Vâdisi'ne kadar gidilmesi, Kureyş'in faâliyetleri konusunda bilgi
toplanması isteniyordu.(162)
Nahle Vâdisinde,
Kureyş'in Tâif'ten dönmekte olan bir kervanına rastladılar. Kervanın reisi
Hadramî oğlu Amr'ı öldürüp ele geçirdikleri iki esir ve zaptettikleri mallarla
Medine'ye döndüler. Rasûlullah (s.a.s.) bu olayı hoş karşılamadı. Çünkü
kendilerine çarpışma izni verilmemişti. Üstelik bu olay, kan dökülmesi yasak
sayılan "eşhür-i hurum"dan Recep ayında meydana gelmişti. Mekke müşrikleri bu
olayda öldürülen Hadramî oğlu Amr'ın intikamını vesile ederek savaş
hazırlıklarını hızlandırdılar. "Muhammed harâm aylara bile saygı göstermiyor,
harâm aylarda kan döküyor, yağma yapıyor.." diye de yaygara kopardılar.(163)
5- BEDİR SAVAŞI (17
Ramazan 2 H/13 Mart 624 M.)
"Siz güçsüz
bir durumda iken Allah size Bedir'de yardım etmişti".
(Âl-i İmran Sûresi,
123)
a) Kureyş'in
Gönderdiği Kervan
Kureyş
Medine'yi basıp Rasûlullah (s.a.s.)'i öldürmek, Müslümanlığı ortadan kaldırmak
için hazırlanıyordu. Yapılacak savaşın masraflarını karşılamak üzere, Ebû
Süfyân'ın başkanlığında büyük bir ticâret kervanını Medine yolu ile Şam'a
göndermişlerdi. Nahle Vâdisinde öldürülen Hadramî oğlu Amr'ın kardeşi Âmir,
Mekke sokaklarında çırılçıplak:
-"Vâh Emrâh, vâh
Amrâh..." diyerek dolaşıyor, halkı savaşa ve intikama teşvik ediyordu. Kervan
döner dönmez, Medine'ye hücûm edeceklerdi.
Gönderdiği
seriyyeler (keşif birlikleri) vasıtasıyla Hz. Peygamber (s.a.s.), Mekke'de olup
bitenleri, yapılan hazırlıkları tamâmen öğrenmişti. Ebû Süfyân'ın idâresindeki
ticâret kervanından elde edilecek kazanç, Müslümanlarla yapılacak savaş için
kullanılacaktı. Bu yüzden Rasûlullah (s.a.s.) Şam'a giderken engel olmak üzere
"Uşeyre" denilen yere kadar bu kervanı tâkip etmiş fakat yetişememişti. Dönüşünü
haber alınca, kervanı ele geçirmek üzere, Ramazan'ın 12'inci günü Abdullah b.
Ümmi Mektûm'u imâm bırakarak 313 kişi ile Medine'den çıktı. Yolda ensârdan Ebû
Lübâbe'yi Medineye muhâfız tâyin ederek, geri çevirdi. 8 kişi de mâzeretleri
sebebiyle izin aldıklarından 64'ü muhâcir, diğerleri de ensârdan omak üzere 305
kişi kaldılar. 6 zırh, 8 kılıç, 3 at, 70 develeri vardı. Binek yetişmediği için
develere nöbetleşe biniyorlardı.
Ebû Süfyan, dönüşte
Müslümanların kervana saldırma ihtimâline karşı Mekke'ye haberci göndererek
korunması için yardım istemişti. Esâsen aylardan beri savaş hazırlığı içinde
olan Mekkeliler kervanı kurtarmak ve Müslümanlardan intikam almak üzere Ebû
Cehil'in komutasında 950-1000 kişilik bir ordu ile hareket ettiler. Ebû
Leheb'den başka bütün Kureyş ulularının katıldığı bu ordunun 200'ü atlı, 700'ü
develi, diğerleri de yaya idi. Zırh, ok, mızrak, kılıç gibi her türlü savaş âlet
ve silahları tamamdı. Ebû Leheb, hastalığı sebebiyle sefere katılamamış, yerine
bedel göndermişti.
b) İki Tâifeden Biri
Kervanı
araştırdığı esnâda, yolda Safrâ yakınlarında Zefiran Vâdisi'nde Kureyş'in büyük
bir ordu ile kervanı kurtarmak üzere Medine'ye doğru yürümekte olduğunu haber
alan Rasûlüllah (s.a.s.) durumu Müslümanlara anlatarak:
-Kureyş Mekke'den
çıkmış, üzerimize doğru geliyor. Kervanı mı tâkip edelim, yoksa kureyş ordusunu
mu karşılayalım, diye istişârede bulundu. Medine'den savaş hazırlığı ile
çıkılmadığı için, çoğunluk kervanın tâkibini istiyordu.(164)
Rasûlullah
(s.a.s.)'in bu duruma üzüldüğünü gören Hz. Ebû Bekir ve Hz. Ömer sıra ile ayağa
kalkarak, Kureyş ordusuna karşı çıkmanın daha uygun olacağını savundular. Hz.
Peygamber (s.a.s.) bu konuda ensâr'ın düşüncesini öğrenmek istiyordu. Sonra ilk
Müslümanlardan Mikdad b. Esved, Muhâcirler adına söz alarak:
-Biz, kavminin Hz.
Musa'ya "Sen ve Rabbın gidin ve düşmana karşı savaşın. Biz burada oturup
bekleyelim,(165) dedikleri gibi demeyiz. Biz senin sağında, solunda, önünde
arkanda çarpışırız. Allah ve Rasûlünün emri ne ise ona itâat ederiz. Sen nereye
gidersen oraya gideriz,(166) dedi. Ensar adına konuşan Sa'd b. Muâz da:
-"Ey Allah'ın
Rasûlü, biz sana imân ettik. Getirdiğin Kur'ân'ın hakk olduğuna şehâdet ettik,
sözlerini dinlemeğe ve itâat etmeğe, düşmana karşı seni korumağa söz verdik. Sen
nasıl istersen öyle yap. Seni hak Peygamber gönderen Allah'a yemin ederim ki,
sen bize denizi gösterip dalsan biz de dalarız, hiç birimiz geri dönmeyiz. Biz
düşmanla savaşmayı, harpte sebât göstermeyi biliriz. Allah'a güvenerek düşman
ordusunun üzerine gidelim..." (167) dedi. Rasûlullah (s.a.s.) bu konuşmadan son
derece memnun oldu.
-Öyleyse haydi
Allah'ın bereketine yürüyünüz. Size müjdelerim ki, "Allah iki tâifeden birini
(kervanın ele geçirilmesi veya Kureyş ordusunun yenilgisini) bize vâdetti".(168)
Zaferimiz kesindir. Ben şimdiden Kureyş reislerinin harp meydanında
yıkılacakları yerleri görüyor gibiyim, buyurdu. Sonra da Bedir'e doğru hareket
etti.(169)
Bedir deve yürüyüşü
ile Medine'ye 3; Mekke'ye ise 10 günlük (80 mil) mesâfede bir köydü. Her yıl
burada panayır kurulur, bu sebeple Suriye'ye giden kervanlar buradan geçerdi.
Kureyş ordusu buraya Müslümanlardan önce gelip, suyun başını tutmuştu. Ebû
Süfyân idâresindeki 50 kişilik Kureyş kervanı ise, henüz Müslümanlar Medine'den
çıktıkları sıralarda, sâhil yolunu izleyerek Medine'den uzaklaşmış, Kureyşlilere
de geri dönmeleri için haber göndermişti. Fakat, ordusuna çok güvenen Ebû Cehil,
mutlaka savaşmak istiyordu. Bu yüzden Mekkeliler geri dönmeyip, Bedir'e kadar
ilerlemişler ve burada karargâh kurmuşlardı.
c) İki tarafın
durumu
17 Ramazan 2
H./13 Mart 624 M. Cuma sabahı iki ordu Bedir'de karşılaştı. Araplar ötedenberi
hep kabîlecilik gayretiyle savaşmışlardı. Bu savaşta ise din uğrunda aynı
kabîlenin insanları birbirleriyle çarpışacak, kardeş, amca, yeğen, hatta,
baba-oğul birbirlerini öldüreceklerdi.(170/1)
Müslümanların
sancaktarı Mus'ab b. Umeyr'in kardeşi Ebû Azîz, Kureyş'in bayraktarıydı. Utbe b.
Rabîa'nın oğullarından Velîd kendi yanında, ikinci oğlu Ebû Huzeyfe mü'minlerin
arasındaydı. Hz. Ebû Bekir'in bir oğlu Abdullah kendisiyle beraber, diğer oğlu
Abdurrahman ise müşrik saflarındaydı. Rasûlullah (s.a.s.)'in amcalarından Hz.
Hamza kendi yanında, diğer amcası Abbâs ise karşı tarafta yer almıştı. Hz.
Peygamberi ömrü boyunca himâye etmiş olan amcası Ebû Tâlib'in bir oğlu Hz. Ali
Müslümanlar içinde, diğer oğlu (Ali'nin kardeşi) Âkil ise müşrikler safında
bulunuyordu. Rasûlullah (s.a.s.)in ilk hanımı Hz. Hatice'nin kardeşi Nevfel ile
damadı (kızı Zeyneb'in eşi) Ebu'l-Âs müşrikler içinde yer almışlardı.(170/2)
Düşman ordusu sayı,
silah, tecrübe ve maddi kuvvet bakımından Müslümanlardan kat kat üstündü.
Bulundukları yer de savaş için daha elverişliydi. Ancak, sabaha karşı yağan
yağmur, üzerinde rahat yürünemeyen kumlu zemini sertleştirmiş ve Müslümanların
su ihtiyacını gidermişti. Böylece Müslümanların moralleri yükselmiş, Allahın
yardımına sonsuz güven duymaya başlamışlardı. Kendileri için ölüm-kalım demek
olan bu savaşta, İslâm'ın izzeti ve üstünlüğü için Müslümanlar, Allah'a duâ
ediyorlardı.
d) Savaş Başlıyor.
Kureyş adım
adım Müslümanlara yaklaşıyordu. Manzara pek hazîndi. Bir avuç Müslüman, "Allah
adını yüceltmek için", tepeden tırnağa silahlı koca şirk ordusunun karşısına
çıkıyordu. Rasûlullah (s.a.s.) yanına Hz Ebû Bekir'i alarak, kendisi için
hazırlanan gölgeliğe çekildi, ellerini semâya kaldırıp:
-Yâ Rabb, işte
Kureyş bütün gurûr ve azametiyle senin dinini ortadan kaldırmak için geldi. Sana
meydan okuyor, Peygamberini yalanlıyor. Yâ Rabb, peygamberlerine yardım
edeceğine dâir ahdini, bana verdiğin zafer va'dini lütfet. Şu bir avuç mü'min
telef olup yok olursa, bu günden sonra yeryüzünde sana ibadet ve kulluk edecek
kimse kalmayacak.. "diye dua ediyordu.
Rasûl-i Ekrem
(s.a.s.) vecd içinde, kendinden geçerek, o kadar çok duâ etmiş ve ellerini
öylesine semâya kaldırmıştı ki, sırtından ridâsının düştüğünün farkına
varmamıştı. Hz. Ebû Bekir ridâsını örttü, elinden tutarak:
-Ey Allah'ın
Rasûlü, yetişir artık, duan arşı titretti, Allah va'dini yerine getirecektir,
dedi. Rasûlullah (s.a.s.)'in bu hâlini gören müslümanlar heyecandan
ağlıyorlardı. Nihâyet Rasul-i Ekrem (s.a.s.): "Taplulukları bozulacak,
arkalarını dönüp kaçacaklar" (el- Kamer Sûresi, 45) anlamındaki âyet-i kerîmeyi
okuyarak çadırdan çıktı.(171) Allah yardımını böylece müjdelemiş, zaferin
Müslümanların olacağını bildirmişti.(172)
Savaşı Kureyş
başlattı. Batn-ı Nahl'e de kardeşi öldürülen Hadramî oğlu Âmir'in attığı ok, Hz.
Ömer'in azatlısı Mihca'a isâbet ederek şehit etti.
Savaştan önce, her
iki taraftan birer ikişer kişinin ortaya çıkıp çarpışarak tarafları kızıştırması
âdetti. Buna "mübâreze" denirdi. Kureyş reislerinden Utbe b. Rabîa, kardeşi
Şeybe ile oğlu Velîd; birlikte ilerlediler. Müslümanlardan kendilerine karşı
çıkacak er dilediler. Bunlara karşı Hz. Peygamber (s.a.s.)'in emri ile Ubeyde,
Hamza ve Ali çıktılar. Hamza Şeybe'yi, Ali de Velîd'i birer hamlede öldürdüler.
Sonra yaralı Ubeyde'nin yardımına koşup Utbe'nin de işini bitirdiler.(173)
e) Sonuç:
Hakk'ın Bâtıla Zaferi
Artık savaş
kızışmıştı, müşrikler saldırıya geçtiler, mü'minler kahramanca karşı koydular,
Allah'ın yardımı ile müşrik ordusunu bozguna uğrattılar.(174) Müşrikler savaş
alanında 70 ölü, 70 esir bırakarak kaçtılar. Öldürülenlerden 24'ü Müslümanlara
en çok düşmanlık gösteren Kureyş büyükleriydi. Savaşın başkomutanı Ebû Cehil de
ölenler arasındaydı.(175/1) Müslümanlardan şehit düşenler ise 6'sı
muhâcirlerden, 8'i de ensârdan olmak üzere 14 kişiydi. (175/2)
Bedir Zaferi
Medine'de bayram sevinci meydana getirdi. Mekke ise mâteme büründü. Ebû Leheb
bir hafta sonra üzüntüsünden öldü. Fakat Kureyşîler, Müslümanlar sevinmesinler
diye yas tutmadılar.
Zaferden sora
Rasûl-i Ekrem (s.a.s.) Bedir'de üç gün daha kaldı. Şehitler defnedildi. Meydanda
kalan müşrik ölüleri açılan bir çukura gömüldü.
Kureyş eşrâfından
24 kişinin cesetleri ise pislik atılan susuz kuyulardan birine atıldı.
Rasûlullah (s.a.s.) Bedir'den ayrılacağı sırada bu kuyunun başına varıp,
içindeki cesetlerin herbirinin adını söyleyerek:
-Ey filân oğlu
filân, biz Rabb'ımızın bize va'dettiği zaferi gerçek bulduk, siz de rabbınızın
size va'dettiğini gerçek buldunuz mu? diye seslendi. (176) Hz. Ömer:
-Ey Allah'ın
Rasûlü, ruhları olmayan cesetlerle mi konuşuyorsun? dediğinde, Rasûlullah
(s.a.s.):
-Allah'a yemin
ederim ki, söylediklerimi siz onlardan daha iyi işitiyor değilsiniz,
buyurdu.(177)
f) Bedir Esirleri
Hz. Peygamber
(s.a.s.) yolda Safra denilen yerde, elde edilen ganimetleri gazîlere eşit olarak
paylaştırdı. Mâzeretleri sebebiyle ordudan ayrılmış olan 8 kişiye de pay ayırdı.
Esirlerle ilgili henüz bir hüküm inmemişti. Medine'ye gelince Rasûlullah
(s.a.s.) bu konuyu ashâbıyla istişâre etti. Hz Ebû Bekir, fidye (kurtuluş
bedeli) karşılığında serbest bırakılmalarını; Hz. Ömer ise hepsinin boyunları
vurularak öldürülmelerini istedi. Rasûl-i Ekrem (s.a.s.) ve ashâbın çoğunluğu
Hz. Ebû Bekir'in teklifini uygun buldular.(178) Esirlerden fidyelerini
ödeyenler, hemen serbest bırakıldı, ödeyemeyenler ise, her biri Medine'li 10
çocuğa okuyup yazma öğretme karşılığında hürriyetini kazandı.
Bu olay, dinimizin
ilme ve okuyup yazmağa ne kadar çok önem verdiğini; Rasûlullah (s.a.s.)'in,
Müslümanların düşmanı olan müşriklere bile öğretmenlik yaptırmakta sakınca
görmediğini göstermektedir.
6- BENÎ KAYNUKA
YAHÛDÎLERİNİN MEDİNE'DEN ÇIKARIL-MASI (Şevval 2 H./Nisan 624 M.)
Hz. Peygamber
(s.a.s.) Medine'de Yahûdîlerle anlaşmalar yapmış, onlarla barış içinde olmak
istemişti. Fakat Yahûdiler dâima düşmanca bir davranış içinde oldular. Her
fırsatta Evs ve Hazrec Kabîleleri arasındaki eski düşmanlıkları hatırlatıp,
Müslümanları birbirine düşürmeğe çalıştılar. Kendileri ehl-i kitâb ve tek Allah
inancında oldukları halde, "müşrikler, mü'minlerden daha doğru yolda" (179)
dediler. Sabahleyin Müslüman olmuş görünüp, akşam dönerek(180), Müslümanlarla
alay ettiler. Hz. Peygamber (s.a.s.) ve Müslümanlar aleyhine şiirler yazdılar.
Oysa, ellerinde bulunan Tevrat'taki bilgilerden Hz. Muhammed (s.a.s.)'in hak
peygamber olduğunu da biliyorlar(181), buna rağmen düşmanlık ediyorlardı.
Müslümanlarla
Medine'deki Yahûdî kabîleleri arasında yapılan vatandaşlık anlaşmasını ilk bozan
Kaynukaoğulları oldu. (182)
Müslümanlardan bir
kadın, Kaynuka yahûdilerinden bir kuyumcunun dükkanında alış- veriş ederken, bir
Yahûdî, kadın duymadan örtüsünün eteğini arkasına bağlamış, kadın kalkıp gitmek
isteyince her tarafı açılıvermişti. Kadının feryâdı üzerine yetişen bir Müslüman
bu Yahûdîyi öldürmüş, orada bulunan Yahûdîler de bu Müslümanı öldürmüşlerdi. Bu
olay yüzünden Kaynukaoğulları ile Müslümanların arası açıldı.(183) Rasûlullah
(s.a.s.) Beni Kaynuka'ya muâhedeyi yenilemeyi teklif etti, onlar buna
yanaşmadılar.
-"Sen bizi, savaş
bilmeyen Mekkeliler mi sanıyorsun? Biz savaşa hazırız...." dediler.(184)
Rasûlullah (s.a.s.) Ebû Lübâbe'yi Medine'de vekil bırakarak Şevval ayı
ortalarında ordusu ile Benî Kaynuka'yı muhasara etti. Kuşatma 15 gün sürdü.
Kaynukaoğulları diğer Yahûdî kabîleleri ve münâfıklardan bekledikleri yardımı
göremeyince, teslim olmağa mecbûr oldular. Muâhedeyi bozdukları, vatana ihânet
ettikleri için öldürülmeleri gerekiyordu. Kaynukaoğulları daha önce Hazrec
kabîlesinin himâyesindeydi. Hazrec kabîlesi eşrâfından, münâfıkların başı Ubeyy
oğlu Abdullah, bunu bahâne ederek bunların öldürülmemeleri için ısrar
ettiğinden, Rasûlullah (s.a.s.) Medine'den çıkarılmalarını emretti. Böylece, 700
kişiden ibâret Kaynuka Yahûdîleri, Medine'den Şam tarafına sürüldüler.(185) Ele
geçen ganimet mallarının beşte biri Beytü'l-mâle (Devlet hazinesine)
ayrıldı.(186) Geri kalanı gazilere paylaştırıldı. Toprakları da, topraksız
Müslümanlara verildi. Böylece Müslümanlar, Yahûdîlerin en cesûru sayılan
Kaynukaoğullarının kötülüklerinden kurtulmuş oldular.
7-SEVİK GAZASI
(Zilhicce 2 H./Mayıs 624 M.2)
Bedir Savaşında
Mekkelilerin ileri gelenleri ölmüş, Kureyşin başına Ebû Süfyan geçmişti. Ebû
Süfyan, Müslümanlarla savaşıp, Bedir yenilgisinin öcünü almadıkça kadınlarına
yaklaşmayacağına, yıkanmayacağına ve koku sürmeyeceğine yemin etmişti. 200 atlı
ile Mekke'den çıkarak Medine'ye bir saatlik mesâfede Urayz Köyü'ne gelmiş, çift
sürmekte olan ensârdan Sa'd b. Âmir ile hizmetçisini şehit edip bir kaç ev ve
hurma ağacını ateşe verdikten sonra, "yeminim yerine geldi", diyerek dönüp
kaçmıştır.
Hz. Peygamber
(s.a.s.) bu durumu duyunca 80 süvâri, 120 yaya ile hemen tâkibe çıkmış ise de
Ebû süfyân sür'atle kaçtığı için yetişememiştir. Mekkelilerin erzak olarak
getirip, kaçarken ağırlık olmasın diye bıraktıkları çuvallar dolusu, kavrulmuş
un (sevik) Müslümanların eline geçtiğinden bu gazveye Sevik (kavrulmuş un,
kavut) Gazası denilmiştir.(187)
8- HİCRETİN İKİNCİ
YILINDA DİĞER OLAYLAR
Medine
Devri'nin 2'nci yılında, Bedir Savaşı'ndan önce Şaban ayında Ramazan orucu farz
kılındı. Zekât da hicretin 2'inci yılında farz kılınmıştır. Bazı İslâm
bilginleri, zekâtın Mekke devride farz kılındığı, Medine Devrinde ise, zekâtın
verileceği yerlerin belirlendiği görüşündedir.(188) Gene bu yılda Ramazan ve
Kurban bayramları namazları ile fıtır sadakası ve kurban kesmek meşrû
kılınmıştır.(189)
Rasûlullah
(s.a.s.)'in kızı Hz. Osman'ın zevcesi Rukiyye Bedir zaferi esnâsında Medine'de
vefât etmiştir. Eşinin hastalığı sebebiyle Hz. Osman Bedir Savaşı'na
katılamamıştır.
Rasûlullah
(s.a.s.)'e ilk vahyin geldiği yıl doğmuş olan en küçük kızı Hz. Fâtıma ile
Hz.Ali bu yılda evlenmişlerdir. Evleninceye kadar Hz. Ali Rasûlullah (s.a.s.)'in
yanında kalmış ve O'nun elinde yetişmişti. Evliliğinden sonra ayrı bir eve
çıktılar. Rasûlullah (s.a.s.)'in en sevgili kızı Fâtıma'ya çeyiz olarak verdiği
eşya, bir yatak, bir şilte, (minder), bir su tulumu, bir el değirmeni, iki su
ibriği ve bir su kabından ibârettir.
Bedir esirleri
arasında Hz. Paygamber (s.a.s.)'in damadı, Zeyneb'in eşi Ebu'l-As da
bulunuyordu. Zeyneb, eşinin fidyesi (kurtuluş bedeli) için kendisine annesi Hz.
Hatice'nin düğün hediyesi olarak verdiği gerdanlığı da göndermişti. Bu durumdan
çok hislenen Rasûlullah (s.a.s.) ve ashâbı, Ebu'l-Âs'ı fidye almadan serbest
bırakmışlar, Zeyneb'in gerdanlığını da geri göndermişlerdir. Ancak Rasûl-i Ekrem
(s.a.s.) Ebu'l-Âs'dan müşrik olduğu için Zeyneb'in kendisine helâl olmadığını,
bu yüzden hemen Medine'ye göndermesini istedi. Ebu'l-Âs sözünü yerine getirdi.
Böylece Rasûlullah (s.a.s.)'in en büyük kızı Zeyneb de bu yıl içinde Medine'ye
hicret etmiştir.(190)
![]()
(158) "Rabbının yoluna
hikmet ve güzel öğütle çağır, onlarla en güzel şekilde tartış..." (en-Nahl
Sûresi, 125)
(159) İbn Hişâm, 2/241
(160) Zâdü'l-Meâd, 2/147
(161) Bkz. el-Buhârî, 1/15; Tecrid Tercemesi, 1/41 (Hadis No: 38); İbnü'l-Esîr,
a.g.e., 3/252; Târih-i Din-i İslâm 3/65; Tahir Olgun, İbâdet Tarihi, s. 80,
İst., 1946; M. Zihni Efendi, Kitabü's-Salât, s.75, İst.,1326
(162) İbn Hişâm, 2/252; İbü'l-Esîr, a.g.e.,2/113
(163) İbn Hişâm, 2/254; Yahûdîlerin ve Kureyşin "Muhammed harâm aylara saygı
göstermedi" yaygaraları üzrine inen âyet-i kerime'de şöyle buyrulmuştur.
"Sana harâm ayı ve o ayda yapılan savaşı sorarlar. De ki: O ayda savaşmak,
büyük günah ise de, insanları Allah yolundan alıkoymak, O'nu inkâr etmek,
Mescid'i Harâm'ın ziyâretlerine engel olmak, halkını oradan çıkarmak, Allah
katında daha büyük günahtır.." (el-Bakara Sûresi, 217)
(164) Bkz. el-Enfâl Sûresi, 5-6
(165) Mâide Sûresi, 24
(166) Bkz. El-Buhârî, 5/4; Tecrid Tercemesi, 10-146 (Hadis No: 1562); İbn Hişâm
2/266; İbnü'l-Esîr, a.g.e., 2/120
(167) İbn Hişâm, 2/267; İbnü'l-Esîr, a.g.e., 2/120; Müslim, 3/1403, (Hadis No:
1779) Kahire 1375/1955
(168) Enfâl Sûresi, 7
(169) İbn Hişâm, 2/267; Zâdü'l-Meâd, 2/217; Tecrid Tercemesi, 10/148-149
(170/1) Karşı karşıya gelen iki topluluğun durumlarında sizin için ibret vardır.
Bunlardan biri Allah yolunda savaşan topluluk, diğeri ise onları (müslümanları)
kendilerinin iki katı gören kâfir topluluk. Allah dilediğini yardımıyla
destekler. Bunda gerçeği görebilenler için ibret vardır. (Âl-i İmrân Sûresi,13)
(170/2) Bkz. Târih-i Din-i İslâm, 3/100-101
(171) Bkz. el-Buhârî, 3/230; Müslim, 3/1384, (Hadis No: 1763) İbn Hişâm, 2/ 279;
İbn'ül-Esîr, a.g.e., 2/125; Tecrid Tercemesi, 8/385 (Hadis No:1228)
(172) "Rabbın meleklere 'Ben sizinleyim, mü'minleri destekleyin' diye vahyetti
ve 'ben kâfirlerin kalplerine korku salacağım, artık onların boyunlarını vurun,
parmaklarını doğrayın' dedi" (el-Enfâl Sûresi, 12) " (Bedir'de) Rabbınızın
yardımına sığınıyordunuz. O, 'Ben size birbiri peşinden bin melekle yardım
edeceğim' diye cevap vermişti." (el-Enfâl Sûresi,9)
(173) İbn Hişâm, 2/277; İbnü'l-Esîr, a.g.e., 2/125
(174) Siz Bedir'de düşkün bir durumda iken, Allah size yardım etmişti. (Âl-i
İmrân Sûresi, 123)
(175/1) Bkz. Tecrid Tercemesi, 8/ 507-509 (Hadis No:1298)
(175/2) İbnü'l-Esîr, a.g.e., 2/136
(176) el-Bûharî; 1/65; Tecrid Tercemesi, 1/161-164 (Hadis No: 177) ve 2/ 377-378
(Hadis No: 314)
(177) Bkz. el-Buhârî 5/8; Tecrid Tercemesi, 4/734, (Hadis No: 673) ve 10/160
(Hadis No: 1567); İbn Hişâm, 2/292; İbnü'l-Esîr, 2/129
(178) İbnü'l-Esîr, 2/136 "Yeryüzünde düşmanı yere sermeden esir almak, hiç bir
peygambere yaraşmaz. Siz dünya malını istiyorsunuz. Oysa Allah, âhireti
kazanmanızı ister. Allah azizdir, hakîmdir. Eğer Allah'ın geçmiş bir yazısı
olmasaydı, aldığınız fidyelerden dolayı size büyük bir azab dokunurdu" (el-Enfâl
Sûresi, 67-68)
(179) Bkz. en-Nisâ Sûresi, 51
(180) Bkz. Âl–i İmrân Sûresi, 72
(181) Bkz. el–Bakara Sûresi, 146
(182) İbnü'l-Esîr, a.g.e., 2/137
(183) İbn Hîşâm, 3/51; İbnü'l-Esîr, a.g.e., 2/138
(184) İbn Hîşâm, 3/50; İbnü'l-Esîr a.g.e., 2/137
(185) Zâdü'l-Meâd, 2/230
(186) Bkz. el-Enfâl Sûresi, 41; İbnü'l-Esîr a.g.e., 2/138
(187) İbn Hişâm, 3/47-48; İbnü'l-Esîr, a.g.e., 2/139-140; Zâdü'l-Meâd, 2/229
(188) Bkz. Yazır, M. Hamdi, Hak Dini Kur'an Dili, 7/5438, İst.,1938
(189) İbnü'l-Esîr, a.g.e., 2/115 ve 2/138
(190) İbn Hişâm, 2/306-308
İslami Okul Okulların En Önemlisi