Hicretin Üçünçü Yılı (624-625 M - İslam Tarihi - 3. Sayfa
III-HİCRETİN ÜÇÜNÇÜ
YILI
(624-625 M.)
1- UHUD SAVAŞI (11
Şevval 3 H./27 Mart 625 M.)
"Gevşemeyin,
üzülmeyin, eğer inan-mışsanız üstün gelecek sizsiniz.
(Âl-i İmrân Sûresi,
139)
a) Savaşın
Sebebi
Bedir Savaşında
Mekke müşriklerinden 70 kişi ölmüştü. Bunlar arasında Ebû Cehil, Ukbe, Utbe,
Şeybe, Ümeyye, Âs b. Hişâm gibi Kureyş'in önde gelen simâları vardı. Bu yüzden
Mekkeliler Bedir yenilgisini unutamıyorlar, intikam ateşiyle yanıyorlardı.
Bedir'de,babalarını, kardeşlerini, oğullarını ve diğer yakınlarını kaybedenler.
Mekke reisi Ebû Süfyân'a başvurdular. Dârun'-Nedve'de toplanarak, Şam kervanının
kazancı ile bir ordu toplayıp Medine'yi basmağa ve Müslümanlardan öç almağa
karar verdiler.(191)
Mekke dışındaki
müşrik Arap kabîlelerine, şâirler, hatipler gönderdiler. Bunlar, Bedir'de
öldürülenler için, şiirler, mersiyeler söyleyerek halkı heyecâna getirdiler. 50
bin altın olan kervan kazancının yarısı ile Mekke dışındaki müşrik kabilelerden
2000 asker topladılar. Mekke'den katılanlarla, 700'ü zırhlı, 200'ü atlı omak
üzere, Ebû Süfyan'ın komutasında 3000 kişilik mükemmel bir ordu ile Medine
üzerine yürüdüler. Orduda ayrıca 300 deve, şarab tulumları, şarkıcı ve rakkase
kadınlar vardı. Bunlardan Başka, başta Ebû Süfyân'ın karısı Hind olmak üzere
Kureyş ileri gelenlerinden 14 tane evli kadın da kocaları ile birlikte
bulunuyorlardı.
b) Abbâs'ın Mektubu
Rasûlullah
(s.a.s.)'in Mekke'deki amcası Abbâs, Bedir'de esir düştükten sonra Müslüman
olmuş, fakat Müslümanlığını gizlemişti. Bedir'de çok zarar gördüğünü bahâne
ederek, bu orduya katılmadı. Özel haberciyle bir mektup göndererek, durumdan
Rasûlullah (s.a.s.)'i haberdar etti. Gönderilen keşif kolları da, Kureyş
ordusunun Medine'ye yaklaştığını haber verdiler.
Vahiy gelmeyen
konularda, karâr vermeden önce Rasûlullah (s.a.s.) ashâbla istişâre ederdi.
Muhâcirleri ve ensârı toplayarak:
-Düşmanı Medine
dışında mı karşılayalım, yoksa şehir içinde savunma tedbirleri mi alalım? diye
istişârede bulundu.
Peygamber
Efendimiz, bir gece önce rüyâsında, kılıcında bir gedik açıldığını,yanında bir
sığırın boğazlandığını ve mübârek elini zırhı içinde muhâfaza ettiğini görmüştü.
Kılıcında açılan gediği, ehl-i beytinden birinin şehid olması; sığırın
boğazlanmasını, ashâbından bazılarının şehit düşmeleri; zırhı da Medine ile
tâbir etmiş, bu yüzden Medine dışına çıkılmayarak, şehirde savunma yapılmasını
uygun görmüştü.(192) Hz. Ebû Bekir, Sa'd b. Muâz gibi ashâbın büyükleriyle
münâfıkların başı Übeyy oğlu Abdullah da bu görüşteydiler. Fakat ashâbın
çoğunluğu, bilhassa Bedir savaşı'nda bulunamamış olan genç Müslümanlarla Hz.
Hamza:
- Biz böyle bir
günü beklemekteydik, düşmanla Medine dışında savaşalım, diye isrâr ettiler.(193)
Rasûlullah (s.a.s.) çoğunluğun arzusuna uyarak, birbiri üzerine iki zırh giyip,
miğferini başına geçirerek hâne-i saâdetinden çıktı. Medine dışında
savaşılmasını isteyenler, Peygamber Efendimizin arzusuna aykırı davranmakla hata
ettiklerini anlayarak fikirlerinden caydılar. Fakat Rasûlullah (s.a.s.):
c) Peygamber Zırhını
Giydikten Sonra
-"Bir peygamber
zırhını giydikten sonra, savaşmadan onu çıkarmaz."(194) Eğer sabreder,
görevinizi tam yaparsanız, Allah'ın yardımıyla zafer bizimdir, dedi.
Kureyş ordusu,
Medine'nin 5 km. kadar kuzeyindeki Uhud dağı eteklerinde karargâhını kurmuştu.
Rasûlullah (s.a.s.) Abdullah b. Ümmi Mektûm'u Medine'de vekil bırakarak, 1000
kişilik kuvvetle, cuma namazından sonra Medine'den çıktı. O gün Uhud'a kadar
ilerlemeyip geceyi "Şeyheyn" denilen yerde geçirdi. Sabahleyin şafakla beraber
Uhud'a vardı, savaş için en elverişli yeri seçti.
Yolda Übeyy oğlu
Abdullah, "Muhammed (s.a.s.) bizim gibi yaşlı ve tecrübelileri dinlemedi,
çocukların sözüne uydu. Ben meydan savaşını uygun görmemiştim..." bahânesiyle,
kendisine bağlı 300 münâfıkla, ordudan ayrıldı. Böylece Müslümanların sayısı
700'e düştü.
d) Rasûlullah
(s.a.s.)'in Savaş Düzeni
Peygamber
Efendimiz, ordusunun arkasını Uhud Dağı'na vererek Medine'ye karşı saf yaptı.
Solundaki Ayneyn tepesi'ne "Cübeyr oğlu Abdullah" komutasında 50 okçu
yerleştirdi.
-Galip de gelsek
mağlup da olsak, benden emir gelmedikçe yerinizden ayılmayacaksınız, Şu vâdiden,
düşman atlıları arkamıza dolaşıp bizi kuşatabilirler. Oklarınızla onları buradan
geçirmeyin, çünkü at, oku yeyince ilerleyemez, dedi.(195) Müslümanların
karşısında savaş durumu alan müşrik ordusu, sayıca Müslümanların 4 katından daha
fazlaydı. Üstelik bunlardan 700'ü zırhlı, 200'ü atlıydı. Müslümanların ise 100
zırhı ve sadece 2 atları vardı. Sağ koluna Ukâşe, sol koluna ise Ebû Mesleme
memûr edilmişti. Rasûlullah (s.a.s.) ise ortada bulunuyordu.
Ebû Süfyân
komutasındaki 3000 kişilik müşrik ordusunun sağ kanadına Velid oğlu Hâlid, sol
kanadına Ebû Cehil'in oğlu İkrime, süvârilere Ümeyye oğlu Safvân, okçulara ise
Rabîa oğlu Abdullah komuta ediyordu.
Kureyşli kadınlar,
Bedir'de ölenler için mersiyeler okuyorlar, defler çalıp şarkılar söyleyerek
askerler arasında dolaşıyorlar, onları savaşa teşvik ediyorlardı.
Savaş, o devrin
âdeti üzerine mübâreze ile (meydanda teke tek çarpışma ile) başladı. Kureyş'in
bayrağını taşıyan Abdüddâr oğullarından ortaya çıkan 9 kişi birer birer
Müslümanlar tarafından öldürüldü.
Rasûlullah (s.a.s.)
elindeki kılıcı göstererek:
-Hakkını ödemek
şartıyla bu kılıcı kim ister? diye sordu. Ensârdan Ebû Dücâne:
-Bunun hakkı nedir,
Ya Rasûlallah? diye sordu. Rasûlullah (s.a.s.):
-Eğilip bükülünceye
kadar düşmanla savaşmak, diye cevap verdi.
Ebû Dücâne bu
şartla aldığı kılıçla düşman üzerine saldırdı, müşrik safları arasına
girdi.(196) Hamza, Ali, sa'd b. Ebî Vakkâs, Ebû Dücâne gibi kahramanların
hücûmlarıyla savaşın ilk anında 20'den fazla ölü veren Kureyş, bozguna uğramış,
sağ ve sol kanat geri çekilmiş, def çalarak Kureyşlileri savaşa teşvik eden
kadınlar, feryadlar kopararak yüksek tepelere kaçmışlardı. İman kuvveti
karşısında sayı ve malzeme üstünlüğü işe yaramamış, müşrikler kaçmağa
başlamışlardı.
e) Okçular Yerlerini
terkedince
Böylece ilk
safhada müslümanlar savaşı kazandılar. Fakat kaçan düşmanı sonuna kadar tâkib
etmeden, savaş alanına dağılarak, ganimet (düşmandan kalan malları) toplamağa
koyuldular. Ellerine geçen fırsatı yeterince değerlendiremediler. Ayneyn
tepesinden durumu seyreden okçular da birbirlerine:
-Burada ne
bekliyoruz, savaş bitti, zafer kazanıldı, biz de gidip ganimet toplayalım,
dediler.(197) Abdullah b. Cübeyr:
-Arkadaşlar,
Rasûlullah (s.a.s.)'in emrini unuttunuz mu? O'ndan emir almadıkca yerimizden
ayrılmayacağız... diye ısrâr ettiyse de dinlemediler.(198) Abdullah'ın yanında
sadece 8 okçu kaldı.
Düşmanın sağ kanat
komutanı Hâlid b. Velîd, Rasûlullah (s.a.s.)'in okçularla koruduğu Ayneyn
vâdîsinden geçerken Müslümanları arkadan kuşatmayı denemiş, okçular bu geçidi
bekledikleri için başaramamıştı. Okçuların buradan ayrıldığını görünce,
emrindeki süvârilerle hücûma geçti. Cübeyr oğlu Abdullah ile 8 sâdık arkadaşını
şehit edip, ganimet toplamakla meşgul Müslüman ordusunu arkadan çevirdi.
Müşrikler, geri dönüp yeniden hücûma geçtiler. Tepelere çekilen kadınlar da def
çalarak aşağıya indiler. Müslümanlar, önden ve arkadan iki hücûmun arasında
şaşırıp kaldılar. Savaşı kazanmışken kaybetmeğe başladılar. Birbirlerinden
ayrılmış ve dağılmış bir durumda oldukları için, canlarını kurtarma sevdâsına
düştüler. (199)
f) Hz. Hamza'nın
Şehid Düşmesi
Bedir
Savaşı'nda babası Utbe, kardeşi Velîd ve amcası Şeybe'yi kaybetmiş olan Ebû
Süfyân'ın karısı Hind, babasını öldüren Hamza'dan öç almak istiyordu. Hamza'nın
karşısında kimse duramadığı için, Cübeyr b. Mut'im'in kölesi ve iyi bir nişancı
(atıcı) olan Habeşli Vahşî'ye Hamza'yı öldürdüğü takdirde, büyük menfaatler
vâdetmiş, efendisi Cübeyr de âzâd etmeğe söz vermişti.
Vahşî, Hamza'nın
karşısına çıkmaya cesâret edemedi. Bir taşın arkasına gizlenip, Hamza'nın
önünden geçmesini bekledi.Hamza ise savaş alanında durmadan sağa sola koşuyor,
elinde kılıç önüne gelen müşrikleri tepeliyordu. O gün tam 8 müşrik öldürmüştü.
Bunlardan Abdu'l-Uzza oğlu-Sibah'ı öldürdüğü sırada, Vahşî'nin tam önünde
bulunuyordu. Vahşî fırsatı kaçırmadı. Habeşlilerin çok iyi kullandığı harbesini
(kısa mızrağını) gizlendiği yerden fırlattı; kahraman Hamza'yı kasığından
vurarak şehit etti.(200) Hamza'nın ölümünü duyan Hind, koşarak geldi. Karnını
yarıp, ciğerini çıkararak dişledi, fakat yutamadı. Vahşi'yi mükâfatlandırdı ve
kölelikten kurtardı.
Savaşın en şiddetli
anında Hz. Hamza'nın şehit düşmesi, Müslümanlar için büyük kayıp oldu. Esâsen,
ansızın önden ve arkadan uğradıkları hücûm sebebiyle ne yapacaklarını
şaşırmışlar, bir çok şehid vererek, şuraya buraya dağılmışlardı. Bir ara,
Rasûlullah (s.a.s.)'in etrafında sâdece, ikisi muhâcirlerden, yedisi ensârdan
olmak üzere 9 kişi kalmış, bunlar da birer birer şehid düşmüşlerdi.(201)
g) Rasûlullah
(s.a.s.)'in Öldüğü Şâyiası
İbni Kamie
el-Leysi adlı bir müşrik, Hz.Peygamber (s.a.s.)'e benzeterek, İslâm ordusunun
sancaktarı Mus'ab b. Umeyr'i şehit etmiş ve Muhammed (s.a.s.)'i öldürdüm, diye
ilân etmişti.(202) Bu şâyia üzerine İslâm ordusunda panik başladı. Rasûlullah
(s.a.s.):
-Ey Allah'ın
kulları, bana geliniz,etrafımda toplanınız, diye sesleniyor, fakat kimse O'nu
duymuyordu.
Müslümanlar
birbirinden habersiz üç fırka olmuşlardı.
l) Rasûlullah şehid
olduysa, Allah bâkidir. O'nun yolunda biz de şehit oluruz, diyerek savaşa devâm
edenler. Enes b. Nadr (Enes b. Mâlik'in amcası) bunlardandı.Yetmişten fazla yara
aldıktan sonra şehid düşmüştür.
2) Rasûlullah
(s.a.s.)'in etrâfını çevirip, vücûdlarıyla O'na siper olan, O'nu düşman
saldırısına karşı koruyanlar. Bunlar "14" kişi kadardı. Hz. Ebû Bekir, Hz. Ömer,
Hz. Ali, Abdurrahman b. Avf, Talha, Zübeyr, Sa'd b. Ebî Vakkas, Ebû Dücâne
bunlardandır.
3) Rasûlullah şehid
olduktan sonra, burada durmanın manası yok, diyerek, savaş alanından
ayrılanlar.(203) Bunlardan bir kısmı dağlara çekilmişler, bazıları ise Medine'ye
dönmüşlerdi.
Müslümanların bu
dağınık durumlarından yararlanan müşrikler, Rasûlullah (s.a.s.)'in yanına kadar
sokuldular. Atılan bir taşla Peygamber Efendimizin dudağı yarıldı, dişi kırıldı
ve İbni Kamie'nin kılıç darbesiyle yere yıkıldı. Zırhından kopan iki halka
yanağına battığından yüzünden de yaralandı.(204)
Ashâb-ı kirâm,
savaş alanında Rasûlullah (s.a.s.)'i bir türlü bulamıyordu. Halbuki,
Rasûlullah(s.a.s.) bulunduğu yerden hiç ayrılmamıştı. Nihâyet Hz. Peygamber
Efendimizi Ka'b b. Mâlik gördü ve:
-Ey mü'minler,
Rasûlullah (s.a.s.) burada, diye haykırdı. Ka'b'ın sesini duyan Müslümanlar,
hemen Rasûlullah (s.a.s.)'in etrâfında toplanarak, müşriklerin saldırılarını
durdurdular.(205)
h) Ebû Süfyân'la
Hz.Ömer Arasında Geçen Muhâvere
Müşriklerin
saldırıları yavaşlayınca, Peygamber Efendimiz etrâfında toplanmış olan
Müslümanlarla Uhud Dağı tepelerinden birine çekildi. Müslümanların bir tepede
toplandığını gören Ebû Süfyân da, onların karşısında başka bir tepeyi işgal
etti. Ebû Süfyân, Peygamberimizin sağ olup olmadığını kesinlike öğrenemediğinden
merak içindeydi. Bu sebeple yüksek sesle üç defa:
-İçinizde Muhammed
(s.a.s.) var mı? Ebû Bekir varmı? Ömer var mı? diye seslendi. Rasûlullah
(s.a.s.) cevap verilmemesini emretmişti. Kimseden ses çıkmayınca, müşriklere
dönerek:
-"Görüyorsunuz,
hepsi de ölmüş. Artık iş bitmiştir, diye söylendi. Hz. Ömer dayanamadı.
-"Yalan söylüyorsun
ey Allah düşmanı, sorduklarının hepsi sağ, hepside burada, diye cevap verdi. Ebû
Süfyân:
-Savaşta üstünlük
nöbetledir, bugün biz Bedir'in öcünü aldık, üstünlük bizde... diye gururlandı.
Ömer:
-Bizden ölenler
Cennet'de, sizinkiler ise Cehennem'de diye cevâp verdi.
-Ya Ömer, Allah
aşkına gerçeği söyle. Biz Muhammed (s.a.s.) 'i öldürdük mü?
-Rasûlullah
(s.a.s.) sağ ve senin bu sözlerini de işitiyor.
-Ya Ömer, ben senin
sözlerine İbni Kamie'nin sözünden daha çok inanırım. Ölülerinize yapılan
fenâlıkları ben emretmedim(206), fakat çirkin de görmedim. Gelecek yıl Bedir'de
buluşalım, dedi. Hz. Ömer de:
-"İnşallah, diye
cevap verdi.(207) Hz. Ömer'le Ebû Süfyân arasında yapılan bu konuşmadan sonra,
müşrikler Uhud'dan ayrıldılar. Onlar, Hz. Muhammed (s.a.s.)'i öldürmek,
Medine'yi basıp müslümanları imhâ etmek, müslümanlığı ortadan kaldırmak için
Mekke'den gelmişlerdi. Fakat Allah kalblerine korku saldı. Üstünlük kendilerinde
olduğu ve Rasûlullah (s.a.s.)'in de sağ bulunduğunu öğrendikleri halde, savaşa
devam etmeğe cesâret edemediler. Tek bir esir bile alamadan, geri döndüler.
l) Uhud Savaşı'ndan
Üç Safha
Uhud Savaşı'nda
üç safha yaşandı:
İlk safhada
Müslümanlar üstün geldiler, 20'den çok düşman öldürerek, müşrikleri bozguna
uğrattılar.
İkinci safhada,
kaçan müşrikleri kovalamayı bırakıp, kesin sonuç almadan ganimet toplamaya
koyulmaları ve Rasûlullah (s.a.s.)'in yerlerinden ayrılmamalarını emrettiği okçu
birliğinin görevlerini terketmeleri yüzünden, Müslümanlar 70 şehit vererek
mağlup duruma düştüler.
Üçüncü safhada ise,
dağılmış olan Müslümanlar, Rasûlullah (s.a.s.)'in etrâfında toplanıp, karşı
hücûma geçerek, düşman hücûmunu durdurdular.
Müşriklerin
Uhud'dan ayrılmasından sonra Rasûlullah (s.a.s.) şehitleri yıkanmadan, kanlı
elbiseleriyle, ikişer üçer defnettirdi.(208) Cenâze namazlarını ise, bu târihten
8 sene sonra kıldı.(209)
2- HAMRÂÜ'L-ESED
GAZVESİ
Müşrikler,
elde ettikleri üstünlükten yararlanıp Müslümanları imhâ etmeden savaş alanından
ayrıldıklarına pişmân oldular. Aralarında, geri dönüp Medine'yi basmayı
konuştular. Rasûlullah (s.a.s.) bu durumdan haberdar olunca, Medineye dönüşünden
bir gün sonra, Uhud Savaşı'na katılmış olan ashâbını toplayarak Medine'den 16
km. kadar uzakta "Hamrâ'ü'l-Esed" denilen yere kadar müşrikleri takibetti. Gece
olunca, burada 500 kadar ateş yaktırdı. Müşrikler, takib edildiklerini
öğrenince, korktular; Medine'yi basma düşüncesinden vazgeçerek, süratle Mekke'ye
döndüler.(210/1)
3- HİCRETİN ÜÇÜNCÜ
YILINDA DİĞER OLAYLAR
a) Rasûlullah
(s.a.s.)'in Hz. Hafsa ve Huzeyme Kızı Zeyneb'le Evlenmesi.
Hz. Ömer'in
kızı Hafsa'nın ilk eşi Huneys b. Huzâfe, Kureyş ileri gelenlerinden ve
Habeşistan'a hicret eden ilk Müslümanlardandı. Sonra Medine'ye hicret etmiş,
Bedir ve Uhud Savaşlarına katılmıştı. Uhud Savaşında aldığı bir yaradan,
Medine'de vefât etti.
Hz. Ömer,
Rasûlullah (s.a.s.) ile kızı Hafsa'nın evlenmesini şöyle anlatmıştır:
-Hafsa dul kalınca,
Osman'a onunla evlenmesini teklif ettim. Hele bir düşüneyim, diye cevap verdi.
Sonra kaşılaştığımızda, şu sırada evlenmeyi uygun görmüyorum, dedi. Bunun
üzerine Ebû Bekir'e istersen Hafsa'yı sana vereyim, dedim. Ebû Bekir sustu.
Müsbet veya menfi cevap vermedi. Ebû Bekir'in susmasına Osman'ın teklifimi geri
çevirmesinden daha çok üzüldüm. Keyfiyeti Rasûlullah (s.a.s.)'e arzedince:
-Üzülme yâ Ömer,
Hafsa'yı Osman'dan hayırlısı alacak; Osman da Hafsa'dan daha iyisi ile
evlenecek(210/2), buyurarak, Hafsa'nın izdivâcına tâlip oldu; Osman'ı da kızı
Ümmü Gülsüm'le evlendirdi. Sonra Ebû Bekir bana rastladığında:
-Sanıyorum,
Hafsa'yı bana teklif ettiğinde cevap vermediğime gücenmiştin. Ben Hafsa'yı
Rasûlullah(s.a.s.)'in alacağını biliyordum. (Bana bunu söylemişti.) Rasûlullah
(s.a.s.)'in sırrını ifşâ etmeyi uygun bulmadağım için sana cevap vermedim. Eğer
böyle olmasaydı, teklifini kabûl ederdim, dedi.(211)
Rasûlullah (s.a.s.)
Hz. Hafsa ile evlenerek, hem en yakın arkadaşlarından Hz.Ömer'in üzüntüsünü
giderdi, hem de Hz. Ebû Bekir gibi Hz. Ömer'i de akrabalık bağı ile kendisine
bağlamış oldu. (Şaban 3 H / Ocak 625 M)
Hilâloğullarından
Huzeyme kızı Zeyneb, ilk kocasından ayrılmış; Rasûlullah (s.a.s.)'in halasının
oğlu olan ikinci kocası Cahşoğlu Abdullah ise, Uhud Savaşı'nda şehid düşmüştü.
Zeyneb genç ve güzel değildi, orta yaşlı ve merhametli bir hanımdı. Fakirleri,
yoksulları, kimsesizleri gözettiği için, kendisine "Ümmü'l-mesâkin" ünvânı
verilmişti.
Eşinin şehit
düşmesiyle himayeye muhtaç kalan bu şefkatli hanımı Rasûlullah (s.a.s.)
nikâhladı. Fakat Zeyneb çok yaşamadı, evlenmesinden üç ay kadar sonra vefât
etti.
Rasûlullah
(s.a.s.)'in torunu Hz. Hasan da bu yıl Ramazan ortalarında doğmuştur.(212)
b) Rasûlullah
(s.a.s.)'in kızı Ümmü Gülsüm'ün Hz. Osmanla Evlenmesi
Hz. Osman,
Rasûlullah (s.a.s.)'in ikinci kızı Rukiyye ile evliydi. Rukiyye, Bedir Savaşı
esnâsında vefât etmişti. Bir yıl sonra, Rasûlullah (s.a.s.) Hz. Osman'ı üçüncü
kızı Ümmü Gülsüm'le evlendirdi. Rasûlullah (s.a.s.)'in iki kızı ile evlenmiş
olduğu için Hz. Osman'a "Zi'n-nûreyn" (iki nûr sâhibi) denilmiştir.
(191) İbnü'l-Esîr,
2/148-149
(192) İbn Hişâm, 3/66-67; İbnü'l-Esîr, 2/150; Zâdü'l-Meâd, 2/232
(193) İbn Hişâm, 3/67
(194) Zâdü'l-Meâd, 2/231; İbnü'l-Esîr, a.g.e., 2/150
(195) Bkz. el.Buhârî, 4/26 ve 5/29; Tecrid Tercemesi, 8/457 (Hadis No: 1269);
İbnü'l-Esîr, a.g.e., 2/152
(196) Riyâzü's-Salihin Tercemesi, 1/128, (Hadis No: 91); İbnü'l-Esîr, 2/152
(197) Bkz. Âl-i İmrân Sûresi, 152
(198) el-Buhârî, 4/26-27 ve 5/29-30; Tecrid Tercemesi, 8/457-460 (Hadis No:
1269)
(199) İbnü'l-Esîr, a.g.e., 2/154
(200) el-Buhârî, 5/36,37; Tecrid Tercemesi, 10/216-221 (Hadis No: 1585); İbn
Hişâm, 3/75
(201) Müslim, 3/1415, (Hadis No: 1789)
(202) İbnü'l-Esîr, a.g.e., 2/155; İbn Hişâm, 3/77
(203) "Muhammed ancak bir peygamberdir. O'ndan önce de bir çok peygamberler
gelip geçti. Şâyet o ölseydi veya öldürülseydi, siz topuklarınız üzerinde
gerisin geriye mi dönecektiniz?..." (Âl-i İmran Sûresi, 144)
(204) el-Buhârî, 5/35; Müslim, 3/ 1416 (Hadis No: 1790); İbn Hişâm, 3/84;
İbnü'l-Esîr, a.g.e., 2/154; Zâdü'l-Meâd, 2/234
(205) İbnü'l-Esîr, 2/157; İbn Hîşâm, 3/88; Zâdü'l-Meâd, 2/235
(206) Kureyşli kadınlar savaş alanının tenhalığından yararlanarak, Bedir'de
öldürülen yakınlarının öçlerini almak için şehitlerin kulak ve burunlarını
kesmişler, karınlarını yararak ciğerlerini çıkarmışlardı.
(207) Bkz. el-Buhârî, 4/26 ve 5/30; Tecrid Tercemesi, 8/457 (Hadis No: 1269)
Zâdü'l-Meâd, 2/236-238
(208) İbnü'l-Esîr, a.g.e., 2/162; Zâdü'l-Meâd, 2/246
(209) el-Buhârî, 2/94; Tecrid Tercemesi, 4/655 (Hadis No: 661)
(210/1) İbnü'l-Esîr, a.g.e., 2/164
(210/2) İbn Sa'd, Tabakat, 8/82-83; İbn Hacer, el-İsâbe, 8/51, Kahire, 1972; İbn
Abdi'l-Berr el-İstîab, 4/1811, Kahire, 1960
(211) el-Buhârî, 6/130; Tecrid Tercemesi, 10/166 (Hadis No: 1571) ve 11/338- 339
(1803 No. lu hadisin izâhı); Riyâzü's-sâlihin, 2/98 (Hadis No: 689)
(212) İbnü'l-Esîr, a.g.e., 2/166
İslami Okul Okulların En Önemlisi