Hicretin Altıncı Yılı (627-628 M - İslam Tarihi - 1. Sayfa
VI- HİCRETİN ALTINCI YILI (627-628 M.)
l– HUDEYBİYE BARIŞI
(Zilkade 6 H./Mart 628 M.)
"Ey Muhammed,
Biz sana apaçık bir zafer sağladık."
(Fetih Sûresi, 1)
a) Müslümanların
Kâbe'yi Ziyâret Arzusu
Peygamberimiz
Hz. Muhammed (s.a.s.), Medine'ye hicret edeli 6 yıl olmuştu. Bu süre içinde
Mekke müşrikleriyle, Medine'de bulunan Müslümanlar arasında, sırasıyla Bedir,
Uhud ve Hendek Savaşları oldu. Mekke müşrikleri Medine'yi basmak, Hz. Rasûlullah
(s.a.s.)'i öldürmek, Müslümanlığı yok etmek için her çâreye baş vurdular; bütün
imkân ve güçlerini ortaya koydular; fakat amaçlarına ulaşamadılar. Müslümanların
günden güne güçlenmelerine, sayılarının artmasına engel olamadılar.
Ancak Medine
dışındaki kabîleler, Müslümanlığın ne olduğunu yeterince bilmiyorlardı. Kâbe'nin
komşusu ve koruyucusu olduğu için saygı duydukları Kureyş kabîlesi, kendi
içlerinden çıktığı halde Hz. Muhammed (s.a.s.)'in peygamberliğini kabûl
etmemiş,hatta O'nu yurdundan çıkarmışlardı. Bu yüzden, Müslümanlığın Medine
dışındaki kabîlelere tanıtılabilmesi ve geniş ölçüde yayılmasının sağlanabilmesi
için, Mekke'lilerle barış yapılmasına ihtiyaç vardı. Rasûlullah (s.a.s.), geçici
de olsa Mekkelilerle barış yaparak, diğer kabîlelerle serbestçe ilişkiler
kurmayı arzu ediyordu.
Diğer taraftan,
Mekkeli Müslümanlar, doğup büyüdükleri ve her şeylerini bırakıp ayrıldıkları
yurtlarını çok özlemişlerdi. Her namazda yöneldikleri kutsal Kâbe'yi 6 yıldan
beri ziyâret edemiyorlardı. Kâbe'yi ziyâret, bütün Müslümanların en büyük ortak
özlemleri olumştu.
b) Rasûlullah
(s.a.s.)'in Rüyâsı
Hicretin 6'ıncı
yılı, Rasûlullah (s.a.s.), gördüğü bir rüyâ üzerine(245) hep birlikte Kâbe'yi
ziyâret edeceklerini ashâbına müjdeledi.(246) Hazırlıklar tamamlandı. Savaş
yapılması yasak olan aylardan Zilkade'nin ilk pazartesi günü (2 Zilkade 6 H./14
Mart 628 M.), yerine Mektûm oğlu Abdullah'ı vekil (kaymakam) bırakarak,
ashâbından 1400 kişi ile(247) Medine'den ayrıldı. Hanımlarından Ümmü Seleme de
berâberinde bulunuyordu. Maksadı savaş olmayıp, yalnızca Kâbe'yi ziyâret
etmekti. Mekkelileri telâşlandırmamak için, ashâbının silah taşımalarına izin
vermemiş, sadece yolcu silâhı olarak birer kılıç almışlardı. (248) Hac için
Mekke'ye gelecek düşman kabîlelerle yolda karşılaşmamak için, Kâbe ziyâretini
hac günlerinden önce yapmayı uygun görmüştü. Yanlarındaki 70 kurbanlık deveyi
kıladelediler ve Zülhuleyfe'de "umre" niyyetiyle ihrama girdiler.(249) Yol
güvenliğini sağlamak için 20 kadar süvâriyi öncü olarak gönderdiler.
c) Mekkelilerin
Tepkisi
Mekkeliler, Hz.
Peygamber (s.a.s.)'in Kâbe'yi ziyâret için yola çıktığını duyunca telâşlandılar.
Müslümanları Mekke'ye sokmamağa karar verdiler. Velîd oğlu Hâlid ve Ebû Cehil'in
oğlu İkrime'yi 200 süvâri ile öncü olarak gönderdiler.
Resûlullah
(s.a.s.), Mekkelilerin bu kararını önden gönderdiği gözcüleri vasıtasiyle
öğrendi. Sağ tarafa sapıp, yol güzergâhını değiştirerek, Hudeybiye'ye kadar
ilerledi.(250) Rasûlullah (s.a.s.)'in bindiği "Kasvâ" adlı deve burada çöktü,
bütün gayretlere rağmen kalkmadı. Müslümanlar:
-Kasvâ harin oldu,
çöktü kalkmıyor, diye söylenmeğe başladılar. Rasûlullah (s.a.s.):
-"Kasvâ
harinleşmez, onun çökme huyu da yoktur. Fakat vaktiyle Fil'in Mekke'ye girmesine
engel olan ilahi kudret, şimdi de Kasvâ'yı ilerletmiyor. Allah'a yemin olsun ki,
Kureyş Cenâb-ı Hakk'ın kutsal kıldığı şeylere hürmet ve tâzim kasdıyle benden
her ne isterse, ne kadar ağır olursa olsun, istediklerini kabûl edeceğim.. "
buyurdu.(251)
d) Barış
Müzakereleri
Bu sırada Huzâa
kabîlesi reisi Büdeyl çıkageldi. Kureyşin, Müslümanları Mekke'ye sokmamak için
müşrik kabilelerle anlaştığını ve savaş hazırlığı içinde olduklarını haber
verdi.(252)
Rasûlullah (s.a.s.)
savaş maksadiyle değil, sâdece Kâbe'yi ziyâret için geldiklerini, daha önce
yapılan savaşlarda Kureyş'in uğradığı kayıpları anlattı.
-İsterlerse belirli
bir süre onlarla barış yapalım. Benimle diğer kabîlelerin arasını serbest
bıraksınlar, (karışmasınlar). Eğer ben üstün gelirde, Araplar İslâmiyeti kabûl
ederlerse, Mekkeliler de isterlerse bu dine girebilirler. Şayet Araplar bana
üstün gelirlerse, Kureyş savaş külfeti çekmeden istediğini elde etmiş olur. Aksi
halde, Allah'a yemin ederim ki, O'nun yolunda ölünceye kadar onlarla savaşırım,
Allah da yardımını gerçekleştirir, dinini üstün kılar, buyurdu.(253)
Büdeyl, Rasûlullah
(s.a.s.)'den duyduklarını Kureyş'e iletti. Kureyş ileri gelenleri de savaşa
taraftar değildi. Sakif kabilesi reisi Tâifli Mes'ûd oğlu Urve'yi Hz. Peygamber
(s.a.s.)'e gönderdiler. Rasûlullah (s.a.s.) Büdeyl'e söylediklerini Urve'ye de
anlattı. Urve hem Rasul-i Ekrem (s.a.s.)'le konuşuyor, hem de Müslümanların
durumunu ve bütün davranışlarını dikkatle tâkip ediyordu. Dönüşünde gördüklerini
özetle şöyle anlattı:
-Bilirsiniz ki ben
birçok devlet başkanını ziyâret ettim, Rum Kayseri, Fars Kisrâsı, Habeş
Necâşi'sinin huzurunda elçi olarak bulundum. Yemin ederim ki, Müslümanların
Muhammed (s.a.s.)'e gösterdikleri hürmet, sevgi ve bağlılığı bunların hiçbirinin
sarayında görmedim... Sözlerini dikkatle dinliyorlar. Bir şey sorunca, alçak
(hafif) sesle cevâp veriyorlar. İsteklerini derhal yerine getiriyorlar.
Saygılarından yüzüne dikkatle bakamıyorlar. Abdestinden artan suyu
bile,-teberrük için-aralarında paylaşıyorlar... Madem ki, bize barış teklif
ediyor, kabûl edelim, dedi.
Mekkeliler,
Urve'nin sözlerinden hoşlanmadılar. Bir iki elçi daha gidip geldi, fakat hiç bir
sonuca varılamadı.
Rasûlullah
(s.a.s.), Kureyş'ten gelen eçilerle sonuca ulaşılamadığını gördü. Kureyş'le
görüşmek üzere Hz.Ömer'i Mekke'ye göndermeyi düşündü. Ömer:
-Yâ Rasûlallah,
Mekkeliler benim kendilerine olan düşmanlığımı bilirler, himâyesine
sığınabileceğim bir yakınım da yok. Osman'ın Mekke'de akrabası çok, Ebû Süfyân
ile amcazâde. Osman bu işi benden daha iyi başarır, dedi.
Hz. Osman Mekke'ye
gitti. Ebû Süfyân ve diğer Kureyş ileri gelenleriyle görüştü. Maksatlarının
sâdece Kâbe'yi ziyâret olduğunu anlattı. Mekkeliler:
-Hepinizi Mekke'ye
bırakırsak, Araplar, "Kureyş Müslümanlardan korktu," derler. Fakat istersen
Kâbe'yi sen tavâf et, hepiniz birden olmaz, dediler. Hz. Osman, Kâbe'yi
Müslümanlardan ayrı olarak ziyâret etmeği kabûl etmedi.
-Rasûlullah
(s.a.s.) tavâf etmedikce, ben de etmem, diyerek tekliflerini reddetti. O'nun bu
davranışı Mekkelileri kızdırdı, göz hapsine aldılar ve dönmesine izin
vermediler.
2- RIDVÂN BÎATI:
"Allah,
mü'minlerden ağacın altında sana bîat ederlerken hoşnud
olmuştur.Gönüllerindekini bilerek onlara güvenlik vermiş, onlara yakın bir zafer
ve ele geçirecekleri bol ganimetler bahşetmiştir."
(el-Fetih Sûresi,
18-19)
Hz. Osman'ın gecikmesi,
Müslümanları telâşlandırdı. Öldürüleceğine dâir söylentiler çıktı. Böyle bir
ihtimâle karşı Resûlullah (s.a.s.) gereken tedbirleri aldı. Müslümanları Allah
yolunda yapacakları savaşta, canlarını fedâ etmekten çekinmeyeceklerine dâir,
kendisine bîat etmeğe çağırdı. "Artık bunlarla vuruşmadan buradan ayrılamayız,"
buyurdu.
İlk biat eden Ebû
Sinan el-Esedî oldu. "Rasûlullah (s.a.s.)'in gönlündeki muradı ne ise, onun
gerçekleşmesi üzerine biat ediyorum." dedi.
Hudeybiye'de bodur
bir ağacın aldında,(254) bütün Müslümanlar sırayla Rasûlullah (s.a.s.)in
ellerini tutarak bîat ettiler. Allah yolunda ölünceye kadar savaşmağa, düşmandan
kaçmamaya söz verdiler. Hz. Peygamber (s.a.s.), Hz. Osman adına da bir elini
diğeriyle tuttu, onu da böylece bîata kattı. Yalnızca Cedd b. Kays adlı münâfık,
devesinin arkasında gizlendi, bîata katılmadı.
Cenâb-ı Hak,
Kur'an-ı Kerîm'de, Hudeybiye'de Rasûlullah (s.a.s.)'e bîat eden mü'minlerden
hoşnud olduğunu bildirmiştir. (255) Bu sebeple, İslâm Târihinde bu bîata "Rıdvân
Bîatı" adı verilmiştir.
Müslümanların
kararlılığını ve Rasûlullah (s.a.s.)'e bağlılıklarını gösteren bu bîatın
Mekkeliler üzerindeki etkisi büyük oldu. Derhal Hz. Osman'ı serbest bıraktılar
ve Hz. Peygamber (s.a.s.)'le barış yapmak üzere Amr oğlu Süheyl başkanlığında
bir hey'et gönderdiler.
a) Barış Şartları
Uzun müzâkere
ve tartışmalardan sonra kabûl edilen barış şartları şunlardır:
1- Müslümanlar bu
sene Kâbe'yi ziyâret etmeden dönecekler, bir yıl sonra ziyâret edecekler.
2- Müslümanlar
Kâbe'yi ziyâret için geldiklerinde, Mekke'de üç günden çok kalmayacaklar ve
yanlarında birer kılıçtan başka silah bulundurmayacaklar.
3- Müslümanların
Mekke'de bulunduğu günlerde, Kureyşliler Mekke dışına çıkacaklar, Müslümanlarla
temâs etmeyecekler.
4- Mekkelilerden
biri Müslümanlara sığınırsa, Müslüman bile olsa, geri verilecek; fakat
Müslümanlardan Mekkelilere sığınan olursa, geri istenmeyecek.
5- Kureyş dışında
kalan diğer kabileler, iki taraftan istediklerinin himâyesine girmekte ve
anlaşma yapmakta serbest olacaklar.
6- Bu anlaşma on
yıl geçerli olacak, bu müddet içinde iki taraf arasında tecâvüz ve savaş
olmayacak.
b) Barış
Anlaşmasının Yazılması
Barış
şartlarını Rasûlullah (s.a.s) Hz. Ali'ye yazdırdı.
"Bismi'llâhi'r-rahmâni'r-rahîm. Bu anlaşma, Muhammed Rasûlullah ile Kureyş
elçisi Süheyl arasında yapılmıştır." diye yazılmasına Süheyl itiraz etti.
- "Rahmân" sözünü
anlamıyoruz, ayrıca senin Rasûlullah olduğunu kabûl etseydik, bu anlaşmaya gerek
yoktu "Bismike'llâhümme (Allah'ım, senin adınla). Bu anlaşma Abdullah'ın oğlu
Muhammed ile Kureyş elçisi Süheyl arasında yapılmıştır." diye yazılmasını
istedi.(256/1)
-Rasûlullah (s.a.s)
mutlaka barışı sağlamak istiyordu. Daha işin başında, "Allah'a yemin olsun ki
Kureyş benden Cenab-ı Hakk'ın kutsal kıldığı şeylere hürmet kasdiyle her ne
isterse, ne kadar ağır olursa olsun, isteklerini kabûl edeceğim," buyurmuştu. Bu
sebeple, bütün bu ağır şartları kabûl etti.
Fakat müslümalar
son derece üzgündüler. Büyük bir ümit ve heyecanla gelmişlerdi. Oysa şimdi
Kâbe'yi ziyâret edemeden döneceklerdi.
Anlaşmanın
yazılması henüz bitmişti ki, Süheyl'in oğlu Ebû Cendel, ayağındaki zinciri
sürükleyerek çıkageldi. Babası onu Müslüman olduğu için, zincire vurarak
hapsetmişti. Her nasılsa kurtulmuş, bin bir güçlükle Mekke'den kaçmış,
Müslümanlara sığınmağa gelmişti.
Süheyl oğlunun geri
verilmesinde isrâr etti. Aksi halde anlaşmayı imzalamadan döneceğini söyledi.
Bütün çabalara rağmen, inadından dönmedi. Barışın sağlanabilmesi için, Ebû
Cendel'in müşriklere teslimi gerekiyordu. Çektiği işkenceleri ve acıklı hâlini
anlatarak müşriklerin elinde bırakılmamasını isteyen Ebû Cendel'i Rasûlullah
(s.a.s):
-Ey Ebû Cendel,
biraz daha sabret, pek yakında Yüce Rabbım sana ve senin gibilere kurtuluş
yolunu açacaktır, diye teselli etti.
c) Ashâbın Üzüntüsü
Fakat bu son
durum, artık Müslümanların üzüntülerini dayanılmaz hâle getirmişti. Hepsinin
sinirleri gergindi. Hz. Ömer dayanamadı. Rasûlullah (s.a.s) 'ın huzuruna
gelerek:
-Sen Allah'ın
Peygamberi değil misin? Bizim dinimiz hak değil mi? Neden bu zilleti kabûl
ediyoruz, neden? diye söylendi. Hz. Peygamber (s.a.s):
-Evet ben Allah'ın
Peygamberiyim. Bu yaptığım işlerde Allah'a isyan etmiş de değilim. O, benim
yardımcımdır, diye cevap verdi. Fakat Ömer'in üzüntü ve öfkesi devâm ediyordu.
-Sen bize Kâbe'yi
tavaf edeceğiz., demedin mi? diye sordu. Rasûlullah (s.a.s):
-Evet, dedim. Fakat
bu sene ziyâret edeceğimizi söylemedim, Tekrâr ediyorum, Kâbe'yi hep beraber
tavâf ve ziyaaret edeceğiz, buyurdu.(256/2) Anlaşmanın imzalanmasından sonra
Rasûlullah (s.a.s) ashâbına:
-Haydi, artık
kurbanlarınızı kesiniz, sonra tıraş olup ihramdan çıkınız, emrini üç defa
tekrarladığı halde, hiç kimse yerinden kıpırdamamıştı.(257) Hz Peygamber
(s.a.s), ashâbının bu ilgisizliğine üzülerek, eşi Ümmü Seleme'nin yanına gitti.
Ümmü Seleme:
-Yâ Rasûlallah,
onlar üzüntülerinden ilgisiz görünüyorlar. Siz kimseyle konuşmadan kendiniz
kurbanınızı kesin, tıraş olun. Onlar size uyacaklardır, dedi.
Ashâb, Hz.
Peygamber (s.a.s) 'in kurbanını kesip tıraş olduğunu görünce, hemen onlar da
kurbanlarını kesip, birbirlerini tıraş etmeğe başladılar.(258)
d) Hudeybiye
Barışı Aslında Zaferdi.
Hudeybiye
Barışı'nın hemen bütün şartları, Müslümanların aleyhine görünüyordu. Fakat
barışın Müslümanların yararına ve sonucun lehlerine olacağını Rasûlullah (s.a.s)
biliyordu. Bu sebeple,barışı sağlamak için, aleyhlerinde görünen en ağır
şartları kabûl etmişti.
Rasûlullah (s.a.s)
barış anlaşmasının imzalanmasından üç gün sonra Medine'ye döndü. Böylece
Müslümanlar Hudeybiye'de 19-20 gün kalmış oldular.
Dönüşte yolda
"Fetih Sûresi" indi, Cenâb- Hakk Hudeybiye anlaşmasının Müslümanlar için zillet
ve yenilgi değil, aksine zafer olduğunu bildiriyordu.(259)
Gerçekten Hudeybiye
anlaşması, Müslümanlığın Medine dışında yayılmasına bir başlangıç oldu.
Mekkeliler o zamana kadar müslümanlara, dağılıp yok olmağa mahkûm, derme-çatma
bir toplululk gözü ile bakıyorlardı. Bu anlaşma ile Müslümanları bir devlet
olarak tanımış oldular.
Anlaşmadan sonra
Müslümanlarla müşrikler arasında görüşme ve temâslar arttı. Hz. Peygamber
(s.a.s) İslâm'ı serbestçe yaymağa başladı. Hudeybiye musâlahasından Mekke'nin
fethine kadar geçen 21 aylık devrede Müslüman olanların sayısı, İslâm'ın
doğuşundan, Hudeybiye Barışına kadar geçen 19 yılda Müslüman olanların
sayısından kat kat fazla oldu. Hayber'in ve Mekke'nin fethi gibi zaferler,
Hudeybiye musâlahasını takibetti. Dört yıl sonra, Rasûlullah (s.a.s)'ın
vefâtında Müslümanlık bütün Arab yarımadasına yayılmış bulunuyordu.
e) Barış
Şartlarının Müslümanlar Lehine Dönmesi
Hz. Peygamber
(s.a.s.) anlaşmaya bağlı kaldı. Mekkeliler istemedikçe, hiç bir hükmünü tek
taraflı kaldırmadı. Kısa bir süre sonra, Kureyş'le aralarında anlaşma bulunan
Sakîf kabîlesinden Ebû Basîr adında biri, Medine'ye gelip Müslümanlara sığındı.
Ebû Basîr de Ebû Cendel gibi işkence gören Müslümanlardandı. Mekkeliler,
arkasından hemen iki kişi gönderip Ebû Basîr'in iâdesini istediler. Rasûlullah
(s.a.s):
-Ey Ebû Basîr,
biliyorsun ki, biz Kureyşle bir sözleşme yaptık, ahdimizi bozamayız. Biraz daha
sabret, Rabb'ım yakında bir kurtuluş yolu açacaktır, diyerek Ebû Basîr'i
Kureyşlilere teslim etti.
Ebû Basîr, Mekke'ye
ölüme götürüldüğünü biliyordu. Bu sebeple, bu adamların elinden kurtulması
gerekiyordu. Yolda, Zülhuleyfe'de(260) yemek için oturdular. Ebû Basîr, bunlara
saf ve samîmî göründü. Bir ara:
-Kılıcın ne kadar
da güzelmiş, bakmama müsaade eder misin? diyerek, birinin elinden kılıcı aldı,
hemen üzerine atılıp onu öldürdü; diğeri ise kaçıp kurtuldu.
Ebû Basîr öldürdüğü
Kureyşlinin atına bindi, silahını kuşandı, tekrar Medine'ye döndü. Rasûlullah
(s.a.s)'ın huzuruna çıkıp:
-"Ey Allah'ın
Rasûlü, siz sözünüzü yerine getirdiniz. Beni onlara teslim ettiniz. Fakat Allah
beni kurtardı, dedi. Hz. Peygamber (s.a.s) ona anlaşma şartlarına göre Medine'de
kalmasının mümkün olmadığını anlattı. Ebû Basîr Medine'den çıktı. Mekke'ye
dönemezdi. Medine'de kalamıyordu. Deniz kıyısında, Mekke- Şam yolu üzerinde
"İys" denilen bir yere yerleşti. Mekke'de Müslümanlıklarını gizleyenler ve
işkence görenler, birer, ikişer kaçıp, Ebû Basîr'in yanında toplandılar. Ebû
Cendel de kaçıp buraya geldi. Kısa zamanda sayıları 70'e yükseldi, daha sonra
300 oldular. Mekkelilerin Şam ticâretini önleyecek bir kuvvet hâline geldiler.
Ebû Basîr'in
yanında toplananlar, Hudeybiye anlaşması hükümlerine bağlı değildiler. Kureyşin
Şam ticâret yolu tehlikeye girmişti. Mekkeliler telâşlandılar. Anlaşmanın,
Medine'ye sığınan Mekkelilerin geri verilmesiyle ilgili maddesini hükümsüz
saymaktan başka çâre yoktu. Baskı ile Müslümanlığın önlenemeyeceğini anladılar.
Hemen, Hz Peygamber (s.a.s)'e Ebû Süfyan'ı elçi olarak gönderip, bu maddenin
kaldırılmasını ve Mekke'den kaçan bütün Müslümanların Medine'ye kabûlünü
istediler. Anlaşma yapılırken en çok ısrar gösterdikleri bu madde, gene onların
isteğiyle kaldırılmış oldu.
Peygamber
(s.a.s.), Ebû Basîr ve arkadaşlarını Medine'ye çağırdı. Bu sırada Ebû Basîr ölüm
yatağında idi. Vefât edince orada defnettiler. Arkadaşlarını Ebû Cendel toplayıp
Medine'ye götürdü. Böylece Kureyşin Şam ticâret yolu açıldı. Müslümanlar da
anlaşmanın en ağır hükmünden kurtulmuş oldular.
Hudeybiye Barışı 2
yıl devâm etti. Anlaşmayı Kureyş bozdu. İki yıl sonra Mekke, Müslümanlar
tarafından fethedildi. (20 Ramazan 8 H./11 Ocak 630 M.)
3- RASÛLÜLLAH
(S.A.S.)'IN ÜMMÜ HABÎBE'YLE EVLENMESİ
Ümmü Habîbe Ebû
Süfyân'ın kızıdır. Mekke Devrinde Müslüman olmuş ve kocası Ubeydullah b. Cahş'la
birlikte Habeşistan'a hicret eden ikinci kafileye katılmıştı. Alkolik bir adam
olan kocası, Habeşistan'da Hristiyan oldu. Ümmü Habîbe Müslümanlıkta sebât edip
kocasından ayrıldı. Bu yüzden, yabancı bir ülkede kimsesiz ve himâyesiz kaldı.
Henüz müşrik olan babasının yanına da dönemezdi.
Rasûlullah
(s.a.s), Hicretin 6'ıncı yılı Habeşistan'a bir elçi gönderdi. Habeş Necâşi'sini
vekil yaparak Ümmü Habîbe'yi nikâhladı.(261) Nikâh merâsiminde Câfer Tayyar ve
diğer Müslümanlar da bulundu. Nikâhtan sonra Necâşi Ümmü Habîbe'yi Medine'ye
gönderdi. Bu evlilikten önce şu âyet inmişti:
"Allah'ın, sizinle
düşmanlık gösterdiğiniz kimseler arasında dostluk ve sevgi yaratması mümkündür."
(el-Mümtehine Sûresi,7)
Gerçekten bu
evlilikten sonra Ebû Süfyân'ın, Hz. Peygamber (s.a.s)'e olan düşmanlığında bir
yumuşama başlamıştır.
(245) "Andolsun ki, Allah
peygamberinin rüyasının gerçek olduğunu tasdik etmiştir. Allah dilerse, siz
güven içinde başlarınızı tıraş etmiş ve saçlarınızı kısaltmış olarak, korkmadan,
Mescid-i Haram'a gireceksiniz.." (el-Fetih Sûresi, 27)
(246) Medine civârındaki henüz Müslüman olmayan Müzeyne, Cüheyne, Gıfâr, Eslem,
Eşca', gibi kabileler de birlikte Kâbe'yi ziyâret için dâvet edilmişlerse de,
bunlar Kureyş'ten çekindikleri için, Müslümanlara katılmadılar. (Tecrid
Tercemesi, 8/177, 1164 numaralı hadisin izâhı)
(247) el-Buhârî, 5/62-63; Tecrid Tercemesi, 8/ 264 (Hadis No: 1599)
(248) O devirde, çölde yırtıcı hayvanlara ve çapulculara karşı her yolcunun bir
kılıç bulundurması âdet ve zarûri idi.
(249) Umre, ihrâmlı olarak Kâbe'yi tavâf ve ziyâret etmek, Safâ ile Merve
arasında Sa'y yaptıktan sonra tıraş olarak ihramdan çıkmaktan ibârettir. Umre
için belirli bir zaman yoktur, her zaman yapılabilir. Hac ise belirli zamanda
(ancak hac mevsiminde) yapılır.
(250) Hudeybiye, Medine'ye 9 konak, Mekke'ye ise 1 günlük mesâfede küçük bir
köydür. Adını, buradaki aynı adı taşıyan bir kuyudan almıştır. (Tecrid
Tercemesi, 10/258)
(251) Bkz. el-Buhârî, 3/178; Tercid Tercemesi, 8/178 (Hadis No: 1164)
Müslümanların indiği yerdeki "Samed" adlı kuyuda çok az su vardı. Herkes almaya
başlayınca, bir anda suyu tükeniverdi. Susuzluktan şikâyet başladı. Rasûlüllah
(s.a.s.) ok torbasından çıkardığı bir oku, kuyunun dibine koymalarını emretti.
Artık oradan ayrılıncaya kadar su sıkıntısı çekmediler. (bkz. el-Buhârî 3/178 ve
5/62; Tecrid Ter. 8/179 Hadis No: 1164 ve 10/261 Hadis No:1598)
(252) Huzâa kabîlesiyle, Hâşimoğulları arasında câhiliyyet devrinde dostluk
vardı. Huzâalılar bu dostluğu İslâmdan sonra da devâm ettirdiler. Müslüman olsun
müşrik olsun, bütün Huzâalılar, Mekke'de olup biteni Rasûlüllah (s.a.s. )'den
gizlemezler, gizlice O'na bildirirlerdi.
(253) Bkz. el-Buhârî, 3/79; Tecrid Tercemesi, 8/181 (Hadis No: 1164)
(254) Bu ağaç, müslümanlar arasında zamanla kutsal sayılabilir, düşüncesiyle
halifeliği sırasında Hz. Ömer'in emriyle kesilmiştir. (Tecrid Ter., 10/260)
(255) el-Feth Sûresi, 18
(256/1) Bkz. Tecrid Tercemesi, 8/136-141 (Hadis No: 1158)
(256/2) Hz. Ömer, daha sonra Rasûlüllah (s.a.s.) 'e karşı saygısız davrandım
diye bu sözlerinden pişmanlık duymuştur. (el-Buhârî, 5/67; Tecrid Tercemesi,
10/267; Asr-ı Saâdet, 1/427)
(257) Rasûlüllah (s.a.s.)'in emrini ashâbın hemen yerine getirmemesi, muhâlefet
için değildi. Şartları ağır olan bu anlaşmanın vahiy ile kaldırılacağını,
böylece Kâbe'yi ziyâret edebileceklerini ümit ediyorlardı.
(258) İslâm bilginleri bu olaydan, fiilî sünnetin, kavlî (sözlü) sünnetden daha
kuvvetli olduğu sonucuna varmışlardır.
(259) (Ey Muhammed, Hudeybiye anlaşmasıyla) Biz sana apaçık bir fetih (zafer)
verdik. (el-Fetih Sûresi, 1)
(260) Zülhuleyfe Medine'ye bir konak, yaklaşık 10 km. mesâfede bir yerdir.
Medineliler ve Medine'ye uğrayarak hac veye umre için Mekke'ye gidenler ihrama
burada girerler. Şimdi bu yere "Abâr-ı Ali" denilmektedir.
(261) Zâdü'l-Meâd, 2/120
İslami Okul Okulların En Önemlisi