Hicretin Sekizinci Yılı (629-630 M - İslam Tarihi - 3. Sayfa
VIII- HİCRETİN SEKİZİNCİ YILI (629-630 M.)
1- MÛTE SAVAŞI
(Cumâde'l-ûlâ 8 H./Eylül 629 M.)
a) Savaşın Sebebi
Mûte Savaşı,
Müslümanlarla Hristiyanlar (Rumlar ve Hristiyan Araplar) arasında yapılan ilk
savaştır. Sebebi, Rasûlüllah (s.a.s.)'in elçisinin öldürülmesidir.
Rasûlüllah
(s.a.s.), İslâm'a dâvet için hükümdarlara elçilerle mektuplar gönderdiği sırada,
Sûriye'de Busrâ (şimdiki Havran) Emîri Şürahbil'e de Hâris b. Umeyr ile bir
mektup göndermişti. Gassânî Araplarından Şürahbil, Hristiyandı. Bizans'ın
himayesinde bulunuyordu.
Hâris, Şürahbil'e,
Kudüs'ün iki konak güneyinde, bulunan Mûte kasabasında rastladı. Elçi olduğunu
söyleyerek Hz. Peygamber (s.a.s.)'in mektubunu verdi. Fakat, Şürahbil, devletler
arası hukuk kurallarını çiğnedi, Rasûlüllah (s.a.s.) elçisini öldürttü.
Şimdiye kadar Hz.
Peygamber (s.a.s.)'in elçilerinden hiçbiri öldürülmemişti. Bir elçinin
öldürülmesi, tarih boyunca bütün toplumlarda insanlığa ve hukuk kurallarına
aykırı bir davranış sayıldığı gibi, gönderene de en büyük hakaret ve meydan
okuma demekti. Bu sebeple Rasûlullah (s.a.s.) üç bin kişilik bir kuvvet
hazırlayarak, azadlı kölesi Hârise oğlu Zeyd'in komutasında yola çıkardı(298)
Elçi Umeyr oğlu Hâris'in şehid edildiği Mûte'ye kadar gidilmesini, Şürahbil ve
maiyetinin İslâm'a dâvet edilmesini, kabûl etmezlerse savaşılmasını
emretti.(299) "Kadınları, çocukları, yaşlıları öldürmeyin. Evleri yıkıp hârap
etmeyin, ağaçları kesip, tahribâtta bulunmayın!" dedi. Orduyu "Seniyyetü'l-vedâ"
denilen ayrılık tepesi'ne kadar uğurlayan Hz. Peygamber (s.a.s.):
- "Zeyd şehid
olursa, komutanlığı Câfer alsın; Câfer de şehit düşerse, Ravâha oğlu Abdullah
komutan olsun." buyurdu.(300)
b) İki Tarafın
Durumu ve Aradaki Eşitsizlik
Müslüman
ordusunun hareketini Şürahbil duydu. Derhal Lahm, Cüzâm, Kayn, Belkın, Behrâ
gibi Hristiyan Arap kabîlelerinden büyük bir kuvvet hazırladı. Ayrıca durumu
Bizans İmparatoruna bildirerek, ondan da yardım istedi. Böylece Şürahbil, 200
bin kişilik büyük bir ordu topladı. Bunun 100 bini Rumlardan, 100 bini de
Hristiyan Araplardan meydana gelmişti. (301) İmparator Hirakl de işi
önemseyerek, Belkadaki Meab şehrine kadar geldi.
Müslümanlar, ancak
Sûriye topraklarına girdikten sonra düşmanın gücü ve hazırlıkları hakkında bilgi
edinebildiler.
İki taraf arasında
gerek sayı, gerek silah ve teçhizât bakımından korkunç bir fark vardı. Tarihte,
iki taraf arasında böylesine ölçüsüz bir fark görülmemiştir. 200 bin (bazı
rivâyetlerde 100 bin) kişilik bir kuvvet karşısında üç bin mücâhid ne
yapabilirdi? Fakat, savaşmadan geri dönülemezdi. Komutan Zeyd, Maan'da,
Mücâhidlerin ileri gelenleriyle toplanıp durumu istişâre etti. Acaba, durumu
Rasûlüllah (s.a.s.)'e bildirip alınacak cevâba göre mi hareket edilmeliydi?
Fakat, Ravâhaoğlu Abdullah bütün tereddütleri giderdi.
- Arkadaşlar,
çekindiğimiz şey, ele geçirmek için yola çıktığımız şeydir, yani şehid olmaktır.
Dinimizi yüceltmek için savaşalım. Yâ şehid, ya gazi olacağız. Bunun ikisi de
güzel değil mi ?(302) dedi.
Abdullah'ın
konuşması mücâhitlerin maneviyâtını yükseltti. Hepsi de:
- Ravâhaoğlu doğru
söylüyor. Savaşmalıyız, dediler.
c) Komutanlar
Sırayla Şehâdet Şerbetini İçtiler
İki ordu
Mûte'de karşılaştı. Zeyd, sancak elinde, ileri atıldı. Kahramanca çarpıştı,
ölümden yılmadığını gösterdi. Fakat düşman mızraklarının arasında şehid
düşdü.(303)
Zeyd şehid olunca,
sancağı hemen Câfer aldı. Emsâlsiz kahramanlıklar gösterdi. Önce sağ eli
kesildi, sancağı sol eliyle tuttu. Sol eli de kesilince, kollarıyla sancağa
sarıldı. Pek çok yara aldığı halde son nefesine kadar sancağı bırakmadı. Nihâyet
o da şehid oldu.(304)
Câferden sonra
sancağı Ravâhaoğlu Abdullah aldı. O da şiirler söyleyerek, kahramanca savaştı.
Vücudu delik deşik oldu. Sonunda o da şehid oldu.
d) Hâlid b. Velîd'in
Üstün Mahâreti
Râvâhaoğlu da
şehid olunca, asker komutansız kaldı, umûmî bir panik başladı. Dağılan askerin
kaçışını Velîdoğlu Hâlid önledi. Mücâhidler, Hâlid'in etrâfında yeniden
toplandılar. Hâlid komutayı aldı, sancak elinde akşama kadar çarpıştı. O gün
elinde tam dokuz kılıç parçalandı.(305) Bu Müslüman olduktan sonra Hâlid'in
katıldığı ilk savaştı.
Gece olunca, Hâlid
askeri yeniden tertipledi. Öndekileri arkaya, arkadakileri öne, sağdakileri
sola, soldakileri sağa aldı. Böylece düşmana, yardım için yeni kuvvetler gelmiş
intibâını verdi. Sabah olunca da ansızın şiddetli bir hücuma geçerek, düşmanı
bozguna uğrattı. Bu fırsattan yararlanarak, askerini ustalıkla geri çekti. Büyük
bir kayba uğramadan Medine'ye döndü. İslâm ordusunu korkunç bir felâketten
kurtardı.
200 bin kişiye
karşı yapılan bu çetin savaşta, Müslümanlar sadece 12 şehid vermişlerdi. Bu
durum, komutanların savaşı çok başarılı idâre etmeleri ve canlarını fedâ
etmekten çekinmemelerinin bir sonucuydu.
e) Rasûlüllah
(s.a.s.)'in Medine'den Savaşı Seyretmesi
Rasûlüllah
(s.a.s.) savaşın bütün safhalarını, Medine'ye henüz hiç bir haber ulaşmadan,
ashâbına bildirmişti.
Cenab-ı Hakk,
zaman, mekân ve mesâfe kavramlarını kaldırarak, sevgili Peygamberine savaş
meydanını olduğu gibi göstermişti. Mescid-i Nebî'de minber üzerine oturmuş
bulunan Allah Rasûlü (s.a.s.) gözlerinden yaşlar akarak:
-İşte sancağı Zeyd
aldı, Zeyd vuruldu, şehid düştü. Sonra Câfer aldı, O' da şehid oldu. Sonra
Ravâhaoğlu aldı, O 'da şehid oldu. En sonunda sancağı, Allah'ın kılıçlarından
bir kılıç, Velîdoğlu Hâlid aldı. Allah O'na fethi müyesser kıldı, buyurdu. (306)
Rasûlüllah
(s.a.s.), Zeyd, Câfer ve Abdullah'ın şehid düştüklerini haber verdikçe, her biri
için istiğfâr etmiş ve Cennete girdiklerini de müjdelemişti.(307) Sancağı Hâlid
alınca ise:
-Allah'ım, Hâlid
senin kılıçlarından bir kılçtır. Sen O'na nusret ihsan buyur, diye duâ
etmişti.(308) Bundan sonra Hâlid'e "Seyfullah" (Allah'ın kılıcı) denildi.(309)
Câferin şehâdet
haberini duyunca, âilesi feryâda başladılar. Rasûlüllah (s.a.s.)'de son derece
üzgündü. Çok sevdiği, en değerli arkadaşlarını kaybetmişti. Câfer'in âilesini
teselli etti. Acılıdırlar, yemek yapamazlar, diye evine yemek gönderdi.
-Allah Câfer'e,
Mûte'de kesilen iki koluna bedel, iki kanat verdi. O'nu Cennet'te meleklerle
birlikte uçuyor gördüm, diye müjdeledi.(310) Bu sebeple Câfer, bundan sonra
Câfer Tayyâr diye anıldı.
2- ZÂTÜ'S-SELASÎL
SAVAŞI (Cumâde'l-âhir 8 H./629 M.)
Kudâa
kabîlesi'nin Uzre ve Belî kolları, Medine hayvanlarını yağmalamak üzere,
Vâdi'l-Kurâ yakınlarında toplanmışlardı. Rasûlüllah (s.a.s.) durumdan haberdâr
olunca, bunların üzerine Amr b. As (Âs oğlu Amr) komutasında 30'u atlı 300
kişilik bir seriyye gönderdi. Bunlar arasında Sa'd b. Ebî Vakkas, Üseyd b.
Hudayr, Sa'd b. Ubâde, Sâid b. Zeyd, Âmir b. Rabîa.. gibi ensâr ve muhâcirlerden
ileri gelen kimseler de vardı.
Amr b. Âs. ashâbın
büyüklerinden değildi. Henüz bir yıl kadar önce Müslüman olmuştu. Fakat dedesi
Vâil'in annesi Belî kabîlesinden olduğu için Amr'ın bu kabîle ile ilgisi vardı.
Amr, aynı zamanda savaş usûlünü iyi bilen, son derece zekî bir kimse idi. Bu
sebeple Rasûlüllah (s.a.s.), komutanlığa O'nu seçmişti.
Amr, Vâdi'l-Kurâ
civarında Selâsil suyu'na varınca, düşmanın sayıca üstün olduğunu öğrendi.
Burada konaklayarak, bir haberci ile Rasûlüllah (s.a.s.)'den yardım istedi.
Rasûlüllah (s.a.s.)'de Ebû Ubeyde b. Cerrâh komutasında 200 kişilik ek kuvvet
gönderdi. Hz. Ebû Bekir ve Hz. Ömer de bunlar arasındaydı. Rasûl-i Ekrem
(s.a.s.) Ebû Ubeyde'yi gönderirken:
- Ayrılığa
düşmeyin, işbirliği yapın, buyurmuştu. Amr b. Âs, Ebû Ubeyde'nin, askerlere imâm
olarak namaz kıldırmasına itirâz etti.
- Sen bana yardıma
geldin, kumandan benim, namazda ben imam olacağım, dedi.
Ebû Ubeyde yumuşak
tabiatlı bir zâttı, hiç itirâz etmedi.
- Yâ Amr,
Rasûlullah (s.a.s.) Efendimiz, ihtilâfa düşmememizi emretti. Sen bana uymazsan,
ben sana uyarım, telâşa gerek yok, diye cevâp verdi. Amr bütün Müslümanlara
sefer süresince imam olup namaz kıldırdı. Böylece Hz. Ömer ve Hz. Ebûbekir de
Amr'ın idâresine girmiş oldular. Oysa Rasûlüllah (s.a.s.) Amr'ı ilk 300 kişiye;
Ebû Ubeyde'yi de 200 kişiye kumandan tâyin etmişti. Ebû Ubeyde'yi Amr'ın emrine
değil, yardımına göndermişt.(311)
Amr, düşmana
yaklaşınca gerekli tedbirleri aldı. Hava çok soğuk ve sert olduğu halde, gece
ateş yakmayı yasakladı. "Kim ateş yakarsa, onu yaktığı eteşin içine atarım,"
diye tehdit etti. Asker, soğuktan Ebû Bekir ve Ömer'e başvurdular. Hz. Ömer:
- Bu nasıl şey,
herkesi soğuktan kıracak mı? diye Amr'a haber gönderdi. Amr b. Âs:
- Yâ Ömer, sen bana
itâatle memûrsun, İşime karışma, diye , cevâp verdi. Hz. Ebû Bekir de:
Rasûlüllah (s.a.s.)
O'nu savaş usûlünü iyi bildiği için kumandan yaptı. Madem ki kumandan O'dur,
işine karışmamak gerekir, dedi. Böylece gece soğukta geçirildi. Çünkü ateş
yakılsaydı, düşman Müslümanların azlığını öğrenecekti.
Amr, plânını
kimseye söylemedi. Sabaha karşı, alaca karanlıkta ansızın düşman üzerine hücûma
geçti ve savaşı kazandı. Düşman pek çok ganimet bırakarak kaçtı. Ashâb, düşmanın
peşini tâkibetmek istedilerse de Amr buna da izin vermedi. Bir kaç gün orada
kalıp etraftaki ganimet hayvan sürülerini topladıktan sonra, Medine'ye döndü.
Sefer esnâsında Amr
b. Âs ihtilâm olmuş, hava soğuk olduğu için gusletmeyerek teyemmümle namaz
kıldırmıştı.(312) Dönüşte ashâb, Rasûlüllah (s.a.s.)'e, Amr b. Âs'tan:
1- Hava çok soğuk
olduğu halde, gece ateş yaktırmadı,
2- Galip geldiğimiz
halde düşmanı tâkip ettirmedi,
3- Su bulunduğu
halde gusletmeyip, teyemmümle namaz kıldırdı, diye şikâyette bulundular.
Amr bu şikâyetlere
karşı:
1- Sayımızın az
olduğunu düşman anlamasın diye ateş yaktırmadım.
2- Yardım için
kuvet gönderebileceği düşüncesiyle düşmanı tâkip ettirmedim.
3- Soğukta yıkanmak
tehlikeli olduğu ve Cenâb-ı Hakk "Elinizle kendinizi tehlikeye atmayın."
(ElBakara Sûresi, l95) "Kendinizi öldürmeyin. Şüphesiz Allah size acımaktadır."
(en-Nisâ Sûresi, 29) buyurduğu için gusletmeyip teyemmüm yaptım, diye cevâp
verdi.
Rasûlüllah (s.a.s.)
Amr'ın cevâplarını tebessümle karşıladı. (313)
Amr b. Âs, henüz
yeni müslüman olduğu halde, ashâbın büyüklerinin de bulunduğu bir orduya
kumandan tâyin edilmesinden dolayı gururlanmıştı. Savaşı da kazanarak dönünce,
Rasûlüllah (s.a.s.)'in yanındaki derece ve itibârını öğrenmek istedi. Rasûl-i
Ekrem (s.a.s.)'e:
- En çok kimi
seversiniz? diye sordu. Rasûlüllah (s.a.s.)
Âişe'yi diye cevâp
verdi.
- Sonra kimi?
- Âişe'nin
babasını, Ebû Bekir'i.
- Sonra kimi?
- Ömer'i.
Amr, en sonraya
kendisinin kalacağından korkarak daha fazla sormaktan vazgeçti.(314)
(298) Orduda ensâr ve
muhâcirlerin ileri gelenleri de vardı. Azadlı bir köle hepsine komutan olmuştu.
Bu olay İslâm'daki ehliyet ve eşitlik uygulamasının canlı örneklerinden
biridir.
(299) Tecrid Tercemesi, 10/312
(300) el-Buhârî, 5/87; İbnü'l-Esîr, a.g.e., 2/234; Tecrid Tercemesi, 10/313
(Hadis No: 1619)
(301) el-Buhârî, 5/87; İbnü'l-Esîr a.g.e., 2/234-235; Tecrid Tercemesi, 4/541,
(Hadis No: 644'ün izâhı).
(302) Zâdü'l-Meâd, 2/375; İbnü'l-Esîr, a.g.e., 2/235; İbn Hişâm, 4/17
(303) Zeyd, ilk Müslümanlardandır. Rasûlüllah (s.a.s.) onu çok severdi.
Bedir'den itibâren bütün savaşlarda bulunmuştu. Ashâbdan Kur'ân-ı Kerim'de ismi
geçen, sadece Zeyd'dir. (Ahzâb Sûresi, 37)
(304) Câfer, Rasûlüllah (s.a.s.)'ın çok sevdiği hâmî amcası Ebû Tâlib'in büyük
oğludur. Hz. Ali'den 10 yaş büyüktür. İkinci Habeşistan hicretinde, kafileye
başkanlık etmiş, Hayber'in fethedildiği gün Medine'ye dönmüştü. Savaşta 90'dan
çok yara almıştır. Bunlardan 50'si ön tarafındaydı. (el-Buhârî, 5/86-87; Tecrid
Tercemesi, 10/313; Hadis No:1619)
(305) el-Buhârî, 5/87; Tecrid Tercemesi, 4/394 ve 10/315
(306) el-Buhârî, 2/72 ve 5/87; Tecrid Tercemesi, 4/391 (Hadis No: 623) ve
10/315; İbnü'l-Esîr, a.g.e., 2/237
(307) İbnü'l -Esîr a.g.e., 2/273; Tecrid Tercemesi, 4/393
(308) Tecrid Tercemesi, 10/315
(309) İbnü'l-Esîr, a.g.e., 2/238
(310) İbnü'l-Esîr, a.g.e., 2/238; M. Zihni Efendi, el-Hakayık, 1/201, İst. 1310
(311) İbn Hişâm,4/272; Zâdü'l-Meâd, 2/378; İbnü'l-Esir, a.g.e., 2/232
(312) Ebû Hanife ve Ebû Yûsuf'a göre abdest alan kimselerin teyemmüm yapana
iktidâsı câizdir. İmâm Muhammed'e göre abdestlinin teyemmümlüye uyması câiz
değildir. İhtilâf, halefiyyet su ile topraktan ibâret iki âlet arasında mıdır?
Yoksa Abdest ve teyemmümden ibâret iki temizlik arasında mıdır? meselesinden
doğmaktadır.
Ebû Hanîfe ve Ebû Yusuf'a göre, halefiyyet su ile toprak arasındadır.
İmâm Muhammed'e göre ise, iki temizlik (abdest ve teyemmüm) arasındadır.
Abdestli teyemmümlüye uyarsa, kuvvetli zayıfa binâ edilmiş olur. Oysa imâm
muktediden hâlen ednâ olmamalıdır. Abdest aslî temizlik, teyemmüm ise zarûri
temizliktir. Aslî tahâret yapmış olan kimse zarûri tahâret yapmış olandan hâlen
daha kuvvetlidir. (Bkz. Mehmet Zihni Efendi, Kitabü's-Salat,210-211, İst. 1326)
(313) Zâdü'l-Meâd, 2/379; Târih-i Din-i İslâm, 3/406
(314) el-Buhârî, 5/113; el-Câmiu's Sagîr Şerhi Feyzü'l-Kadîr, 1/168 (Hadis No:
205); Târih-i Din-i İslâm, 3/407
İslami Okul Okulların En Önemlisi