Hicretin Onbirinci Yılı Olayları - İslam Tarihi - 3. Sayfa
XI- HİCRETİN ONBİRİNCİ YILI OLAYLARI
1- MÜSLÜMANLIĞIN
ARABİSTANDA YAYILMASI VE DİNİN TAMAMLANMASI
"Bütün
dinlerden üstün kılmak üzere, Peygamberini, doğruluk rehberi (Kur'ân) ve Hak Din
İslâm ile gönderen O'dur. Şâhit olarak Allah yeter."
(el-Fetih Sûresi,
28)
Müslümanlık
Mekke'de doğdu, Medine'de gelişti. Hudeybiye Barış Anlaşmasından sonra, Medine
dışında yayılmağa başladı. Mekke'nin fethinden sonra, her taraftan Arap
kabîleleri fevc fevc Medine'ye gelip Müslümanlığı kabûl etliler. Kısa zamanda,
Allah'ın yardımıyla Arabistan baştan başa Müslüman oldu. Sayıları çok az Mûsevî
ve Hıristiyandan başka yarımadada Müslüman olmayan kabîle kalmadı. Her tarafta
ezan sesi, "Allâh'u ekber" sadâsı yükseldi. Bu başarı şüphesiz Allah'ın
yardımının bir sonucuydu. Kur'ân-ı Kerîm bunu şöyle anlatıyor:
"Ey Muhammed,
Allah'ın yardımı ve fetih günü gelip, insanların akın akın Allah'ın dinine
girdiklerini görünce, hemen Rabbını hamd ile tesbîh et. Şüphesiz O, tevbeleri
kabûl edendir." (en-Nasr Sûresi, 1-3)
İslâm'ın zaferinin
ve tamamlanmasının yaklaştığını bildiren bu sûre, Kur'ân-ı Kerîm'in bütün olarak
inen son sûresidir.(426) Mekke'nin fethinden önce inmiştir.
Dinin tamamlanması,
Hz. Peygamber (s.a.s.)'in görevinin bitmesi demekti. Bu sebeple Rasûlüllah
(s.a.s.) bu sûre inince, "bana vefâtım haber verildi." buyurmuştur.(427)
Vedâ Haccında,
arafe günü Arafat'da, dinin kemâle erdiğini bildiren "son ahkâm âyeti"(428)
vahyedilmiş; ertesi gün Mina'da son âyet(429) inmiş, Kur'ân-ı Kerîm
tamamlanmıştı. Bütün bunlar, aziz Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s.)'in
vefâtının yaklaştığını gösteriyordu. Nitekim, Vedâ Hutbesinde, "belki burada
sizinle ebedî olarak bir daha berâber olamayacağım," (430) buyurarak ashâbıyla
vadâlaşmıştı.
2- RASÛLULLLAH (S.A.S.)'IN HASTALANMASI VE İRTİHÂLİ
"Ya Muhammed, şüphesiz
sen de öleceksin, onlar da ölecekler".
(ez-Zümer Sûresi,
30)
Vedâ Haccından
döndükten sonra, Hz. Peygamber (s.a.s.) Uhud şehidlerini ziyâret edip cenâze
namazlarını kıldı. Bunlar, cenâze namazları kılınmadan defnedilmişlerdi.(431)
Hastalanmasından bir gün önce de, Medine'nin "Cennetü'l-Bâkî" denilen
kabristanını ziyâret etmiş, burada defnedilmiş olan müslümanlar için duâ
etmişti. Sevgili Peygamberimiz (s.a.s), böylece ümmetinden hayatta olanlarla
vedâlaştığı gibi, sanki ölenleriyle de vedâlaşmıştı.
Hastalığı
esnâsında, kızı Hz. Fâtıma'ya gizli bir şey söylemiş, Hz. Fâtıma ağlamıştı. Daha
sonra kulağına tekrar birşey daha söyleyince gülmüştü. Hz. Fâtıma bunun
sebebini, Rasûlüllah (s.a.s.)in vefâtından sonra şöyle açıkladı. Rasûl-i
Ekrem(s.a.s.):
-Kızım, her yıl
Ramazan ayında Cibrîl, Kur'an-ı Kerîm'i (o zamana kadar inmiş olan kısmını)
benimle bir kere mukabele ederdi. Bu yıl iki defa mukabele etti. Sanıyorum,
ecelim yaklaştı, buyurdu. Bunu duyunca ağladım. Sonra, ev halkı içinden
kendisine ilk olarak benim ulaşacağımı söyledi. O zaman da güldüm.(432)
Gerçekten Hz.
Fâtıma, Rasûlüllah (s.a.s.)dan 6 ay sonra vefât etti.(433) Ehl-i Beyti'nden
Rasûlüllah (s.a.s.)'e ilk kavuşan O oldu.
Rasûlüllah (s.a.s.)
Bâkî kabristanından döndüğü gece (19 Safer Çarşamba günü) hastalandı. Hastalığı
13 gün sürdü. 1 Rabiülevvel Pazartesi günü öğleden sonra vefât etti.
Hastalığının ilk
beş gününü hanımlarının nöbetinde geçirdi. Gün geçtikce ağırlaşıyor, gücü
azalıyordu. Bu yüzden, her gün ayrı bir yere gitmeyip Hz. Aişe'nin odasında
kalmayı arzu ediyor, fakat eşlerinden hiç birinin gönlünü kırmamak için bu
isteğini açıkça söylemiyor, bugün kimin nöbetindeyim, yarın nerede olacağım?
diye soruyordu. Eşleri istediği yerde kalmasına izin verdiler.
Amcası Abbâs ile
Hz. Ali'nin kolları arasında Hz. Âişe'nin odasına geldi. Güçsüzlükten ayakları
yerde sürükleniyordu. Hastalığının son sekiz günü burada geçti. Rasûlüllah
(s.a.s.)burada vefât etti..(434) Hastalığı süresince amcası Abbâs ile Hz. Ali ve
bütün hanımları yanından ayrılmadılar. Gerektikçe hizmetinde bulundular.
Rasûl-i Ekrem
(s.a.s.)'in hastalığı humma idi . Zaman zaman bayıldığı oluyordu. Ateşin ve
ızdırâbın şiddetinden yüzündeki örtüyü atıyor, vücûdunun hararetini soğuk su ile
hafifletiyordu.
Vefâtından beş gün
önce, Perşembe sabahı Rasûlüllah (s.a.s.)'in hastalığı ağırlaştı.
-Bana yazı yazacak
birşey getirin; sapıklığa düşmemeniz için size vasiyyetimi yazdırayım, buyurdu.
Yanında bulunanlardan bir kısmı, "şu anda Rasûlüllah (s.a.s.) ağır hasta;
yanımızda Allah'ın kitabı var, O bize yeter. Sonra yazılsın"; bazıları ise
"hayır, şimdi yazılsın." diye tartışmaya başladılar. Bunun üzerine Rasûl-i Ekrem
(s.a.s.):
-Hiçbir peygamberin
yanında tartışılması yakışık almaz. Benim bulunduğum şu (murakabe) hâli, sizin
beni meşgul etmek istediğiniz şeyden hayırlıdır. Beni kendi halime bırakın,
buyurdu. Daha sonra, vefâtı esnâsında üç şey vasiyyet etti. 1) Müşrikleri
Arabistan'dan çıkarınız. 2) Gelecek elçilere, benim yaptığım gibi, ikramda
bulununuz. Olayı anlatan İbn Abbas, "üçüncüsünü unuttum." demiştir.(435)
a) Son Hutbesi
Aynı gün
Rasûlüllah (s.a.s.), yedi kırba soğuk su getirilip vucûduna dökülmesini emretti.
Belki böylece hafifler, halka vasiyyet edebilirim, buyurdu. Bir leğenin içinde,
eliyle "artık yetişir" diye işâret edinceye kadar vücûduna soğuk su
döktüler.(436) Rasûlüllah (s.a.s.), Hz. Ali ve Abbâs'ın oğlu Fazl'ın kolları
arasında Mescid'e çıktı. Minbere oturdu. Başında boz renkli bir sargı vardı.
Allah'a hamd ve senâ ettikten sonra:
-Ey Nâs! Her kimin
arkasına bir kamçı vurmuşsam, işte sırtım, gelsin vursun. Kimin bende alacağı
varsa, işte malım, gelsin alsın. Benim yanımda en sevgiliniz, üzerimde hakkı
varsa, onu burada (dünyada) isteyen veya helâl edendir. Böylece Rabbıma yüz
akıyla kavuşurum, buyurdu. Sonra öğle namazını kıldırdı. Namazdan sonra tekrar
minberde göründü. Aynı sözleri tekrarladı. Cemaatten biri, üç dirhem alacaklı
olduğunu söyledi. Bu zât, Rasûl-i Ekrem (s.a.s.) adına bir fakire sadaka
vermişti. Rasûlüllah (s.a.s.) borcunu hemen ödedi. Sonra şöyle buyurdu:
-Ey Nâs! Kimin
üzerinde başkasına âit bir hak varsa, ayıplanmaktan çekinmesin, sâhibine ödesin.
Burada ayıplanmak, âhirette mahcûb olmaktan hayırlıdır.(437)
Allah bir kulunu,
dünya hayâtı ile kendi nezdindeki âhiret saâdetini seçmekte serbest bıraktı. O
kul, âhiret saâdetini seçti, buyurunca Hz. Ebû Bekir ağlamaya başladı.
Rasûlüllah (s.a.s.):
-Ey Ebû Bekir,
ağlama! Samimî arkadaşlığı ve mâlî fedakârlığı ile bana en çok yardım eden Ebû
Bekir'dir. Eğer ümmetimden birini dost edinseydim, şüphesiz bu Ebû Bekir olurdu.
Fakat İslâm kardeşliği, şahsî dostluktan üstündür. Ebû Bekir'inkinden başka,
diğer evlerin Mescid'e açılan kapılarını kapatınız, buyurdu.(438) Sözlerine
devâmla:
-Ashâbım!
Peygamberinizin irtihâlini düşünüp telaş ettiğinizi işittim. Hangi peygamber,
ümmeti arasında ebedi kalmıştır? Biliniz ki ben de, Rabbıma kavuşacağım ve buna
hepinizden daha çok lâyığım. Yine biliniz ki, siz de bana kavuşacaksınız.
Buluşacağımız yer, Kevser havuzunun kenarıdır. Benimle orada buluşmak
isteyenler, ellerini, dillerini günahtan çeksinler. (439)
-Ey Nâs! Zeyd'in
oğlu Usâme'nin komutanlığı konusunda bazı şeyler söylendiğini duydum. Daha önce,
babası Zeyd için de böyle şeyler söylenmişti. Allah'a yemin ederim ki, Zeyd
komutanlığa lâyıktı, kendisini çok severdim. Babası gibi Üsâme de komutanlığa
lâyıktır, O'nu da çok severim, itaat ediniz, buyurdu.(440) Sonra odasına döndü.
b) Hz. Ebû Bekir'i İmâmlığa Vekil Etmesi
Hastalığın ilk
günlerinde, ateşine ve ızdırabına rağmen, namaz vakitlerinde Mescid'e çıkıp
namazı kıldırıyordu. Daha sonra hastalığı ağırlaşınca Mescide çıkamaz oldu.
İmamlık yapmak için, yerine Ebû Bekir'i vekîl yaptı.
Vefâtından önceki
Perşembe günü, yatsı vakti olmuş, ezan okunmuştu. Rasûlüllah (s.a.s.), namazın
kılınıp kılınmadığını sordu. "Sizi bekliyorlar" dediler. Hafiflemek için hemen
yıkandı. Fakat ayağa kalkamadı, bayıldı. Ayılınca yine sordu. Tekrâr yıkandı,
fakat yine bayıldı. Böylece üç kere yıkanıp hazırlandı. Fakat her seferinde
bayıldı. Cemaat ise Mescidde bekliyordu, kendine gelince:
-Ebû Bekir'e
söyleyin, namazı kıldırsın, buyurdu.
Hz. Âişe,
Rasûlüllah (s.a.s.)'ın yerine kim geçerse geçsin, halk tarafından sevilmez,
uğursuz sayılır, diye düşünüyordu. Bu sebeple:
-Ey Allah'ın
Rasûlü, Ebû Bekir yufka yüreklidir, makamınızda namaz kıldıramaz. Ağlamasından
dolayı sesini kimse işitemez, başkasını vekil etseniz... dedi. Fakat Peygamber
(s.a.s.) ilk emrini tekrârladı.
-Ebû Bekir'e
söyleyin, namazı o kıldırsın,(441) buyurdu. Böylece Perşembe günü yatsı
namazından Rasûlüllah (s.a.s.) vefât edinceye kadar ki 17 vakit namazı Hz. Ebû
Bekir kıldırdı. Perşembe günü akşam namazı, ashâbın Rasûlüllah (s.a.s.)'ın
arkasından kıldığı son namaz oldu.(442)
c) Son Tavsiyeleri
Rasûlüllah
(s.a.s.)bazen ateşi düşüyor, hastalığı hafifliyordu. Hz. Ebû Bekir'i vekil
yaptıktan sonra, bir namaz vakti kendinde iyilik hissetti. Hz. Ali ile Abbâs'ın
oğlu Fazl'ın kollarında, ayaklarını sürüyerek Mescid'e çıktı. Rasûlüllah
(s.a.s.)'ın çıkabileceği bilinmediğinden namaza durulmuştu. Hz. Ebû Bekir,
imâmlıktan çekilmek istedi. Rasûlüllah (s.a.s.)yerinde durmasını işâret etti.
Ebû Bekir'in yanına oturup namazını kıldı.(443) Namazdan sonra, minberin alt
basamağına oturdu. Allah'a hamd ve sena ettikten sonra:
Ey Muhâcirler! Size
ensâr hakkında, hayırlı olmanızı vasiyyet ediyorum. Onlar benim has cemâatim ve
en samîmî dostlarımdır. Vaktiyle onlar sizi evlerinde misâfir ettiler. Her
konuda sizi kendilerine tercih ettiler... Halk Medine'de günden güne çoğalıyor,
ensar ise gittikçe azalıyor, yemekteki tuz kadar kalıyor. Sizden biri işbaşına
geçer de, başkalarına fayda ve zarar verebilecek yetkilere sâhip olursa,
ensâr'ın iyiliklerini alsın, kusurlarını bağışlasın.(ı)
Ashâbım! İlk
muhâcirlere de saygılı olmanızı vasiyyet ediyorum. Bütün muhâcirler de
birbirlerine hayırlı ve saygılı olsunlar. Her iş, Allah'ın irâdesi ve ancak
O'nun izniyle meydana gelir. Onun irâdesi olmadan hiç bir şey olmaz. Allah'ın
irâdesine karşı koymak isteyenler, sonunda mağlûb olurlar. Allah'ı
aldatacaklarını sananlar, kendileri aldanırlar, buyurdu.(445) Sonra odasına
döndü. Rasûlüllah (s.a.s.)'ın minberden son hutbesi bu oldu.
d) İrtihâli
Ölüm gecesi
ateşi düşmüş, sabaha karşı rahatlamıştı.(446) Pazartesi sabahı, odanın Mescid'e
açılan kapı perdesini açtı. Ashab-ı Kirâm, saf saf, Hz. Ebû Bekir'in arkasında
sabah namazını kılıyorlardı. Onların bu hâline sevindi, tebessüm ederek
seyretti. Hz. Ebû Bekir, Rasûlüllah (s.a.s.)'ın namaza çıktığını sanarak, ilk
safa çekilmek istedi. Ashâb, Hz. Peygamber (s.a.s.)'i ayağa kalkmış görünce
sevinçlerinden namazlarını bozayazdılar. Rasûl-i Ekrem (s.a.s) Efendimiz mübârek
eliyle, namazı tamamlamalarını işâret buyurdu. Sonra perdeyi kapatıp odasına
çekildi.(447) Ashâb-ı Kirâmın, Rasûlüllah (s.a.s.) 'in mübârek yüzünü son
görüşleri bu oldu.
Benzi kansız, yüzü
bembeyazdı. Öğleye doğru tekrar ağırlaştı. Sık sık bayılmalar başladı. sevgili
kızı Hz. Fâtıma, başucunda:
-Vay babamın
ızdırâbına, diyerek çâresizlik içinde ağlıyordu. Rasûl-i Ekrem (s.a.s.)
Efendimiz:
-Üzülme kızım, bu
günden sonra baban, hiç ızdırâp çekmeyecek, diye O'nu teselli etti.(448)
Izdırâbı çoktu, fakat hâlinden şikâyet etmiyordu. Ara sıra ellerini yanındaki su
kabına batırıp yüzünü ıslatıyordu.
-Lâilâhe illâllâh.
Ölümün de şiddetleri var. Allâh'ım, ölüm sıkıntılarına dayanmak için bana yardım
et. Beni bağışla. Bana merhamet et, diye duâ ediyordu. Sonra elini kaldırdı, üç
defa:
-"Allah'ım, beni
Rafîk-i A'lâ'ya (en yüce dosta) ulaştır." dedi. Başı, eşi Hz. Aişe'nin
kucağındaydı. Bu duâ ile, Rasûl-i Ekrem (s.a.s.) Efendimizin mübârek eli
düştü.(449/1) Hz. Âişe Yüce Peygamber (s.a.s.)'in başını şefkatle kaldırıp
yastığına koydu. Pazartesi günü öğleden sonra âlemlere rahmet olan Sevgili
Peygamberimiz (s.a.s.)'in aziz rûhu uçmuş, Rabbına kavuşmuştu. (1 Rebiül-evvel
11 H./27 Mayıs 632 M.)(449/2)
(425) Müslim, 2/890 (Hadis
No: 1218); Ebû Dâvûd, 1/442 (Hadis No: 1905); İbn Hişâm, 4/250-253; Tecrid
Tercemesi, 10/431-434
(426) Müslim, 4/2318 (Hadis No: 3024)
(427) Hak Dini Kur'ân Dili, 8/6234
(428) el-Mâide Sûresi, 3
(429) el-Bakara Sûresi, 281
(430) el-Buhârî, 2/64; Tecrid Tercemesi, 4/655 (Hadis No: 661); İbn Hişâm, 4/250
(431) el-Buhârî, 2/93
(432) Bkz. el–Buhârî, 4/ 183, 5/138, 6/101; Tecrid Tercemesi, 11/6 (Hadis No:
1661) ve 11/267 (Hadis No: 1767); Riyâzü's-Sâlihîn 2/101 (Hadis No:690)
(433) Bkz. el-Buhârî, 4/42
(434) el-Buhârî, 2/106 ve 5/139-140; Tecrid Tercemesi, 4/762 (Hadis No :683 ve
11/15)
(435) el-Buhârî, 1/36-37 ve 4/31 ve 5/137; Tecrid Tercemesi, 1/91 (Hadis No: 94)
ve 8/476 (Hadis No: 1275)
(436) el-Buhârî, 1/57 ve 5/140; Tecrid Tercemesi, 1/138 (Hadis No: 149) ve 11/16
(437) İbnü'l-Esîr, el-Kâmil 3/319- 320; Târih-i Din-i İslâm, 3/556-557
(438) el-Buhârî, 1/119-120; ve 4/191 ve 4/254; Tecrid Tercemesi, 2/339-343
(Hadis No: 292-293) ve 11/ 19-20
(439) Tecrid Tercemesi, 11/18; Mevâhib-i Ledünniyye Tercemesi, 2/434
(440) el-Buhârî, 4/213 ve 5/145; Rasûlüllah (s.a.s.), Şam tarafına gönderilmek
üzere bir ordu hazırlamış, hastalanmasından bir gün önce komutanlığı Üsâme'ye
vermişti. Orduda ilk muhâcirler ve ensârdan ileri gelen kimseler vardı. Üsâme
ise henüz 20-27 yaşlarında bir gençti. Bu yüzden bazı dedi-kodu yapanlar
olmuştu. Rasûlüllah (s.a.s.)'ın hastalığı ve vefâtı sebebiyle ordunun hareketi
bir-kaç gün gecikti.
(441) el-Buhârî, 1/165 ve 169; Tecrid Tercemesi, 2/510-536 (Hadis No:
387,394,397)
(442) Bkz. el-Buhârî, 5/137; Tecrid Tercemesi, 11/14
(443) el-Buhârî, 5/162; Tecrid Tercemesi, 2/510-519 (Hadis No: 387); Bu namazda
cemâatin Hz. Ebû Bekîr'e, Ebû Bekir'in de Rasûlüllah (s.a.s.)'e uyduğu da
rivâyet edilmektedir. (bkz. el-Buhârî, 1/162)
(444) el-Buhârî, 1/223 ve 4/226-267; Tecrid Tercemesi, 3/116 (Hadis No: 503) ve
11/18; İbn Hişâm, 4/300
(445) Tecrid Tercemesi, 11/18; Mevâhib-i Ledünniyye tercemesi, 2/434
(446) Bkz. el- Buhârî, 5/141; Tecrid Tercemesi, 11/22-24 (Hadis No: 1667)
(447) el-Buhârî, 1/165-166 ve 5/141; Tecrid Tercemesi, 2/528 (Hadis No: 395) ve
11/24
(448) el-Buhârî, 5/144; Tecrid Tercemesi, 11/27 (Hadis No: 1669)
(449/1) el-Buhârî, 5/139-144; Tecrid Tercemesi, 11/10-30 (Hadis No: 1663, 1665,
1668)
(449/2) Bkz.Tecrid Tercemesi, 9/298 (Hadis No: 1442)
İslami Okul Okulların En Önemlisi