Islam Tarihi - Siret Ansiklopedisi 1.1 - 1.Cilt
HZ. MUHAMMEDİ: SALLALLAHU ALEYHİ VESELLEM...
2- Muhammed @ : İnsanlığa rahmet
Kureyş'in Müslümanlara Karşı Boykotu
Düşman Ve Kâfirlere Karşı Davranışı
MUHAMMED: MÜKEMMEL ÖRNEK İNSAN
1- Mulıammed @: Peygamber (Rasul-Elçi)
3- Peygamberler Hakkında Yanlış Kanaatler
5- Önceki İnsan Topluluklarının Hepsine Peygamber Gönderilmesi
6- Önceki Peygamberlerle Aynı Dinin Getirilmesi
8- İyiliği Emreden, Kötülüğü Nehyeden
3- Peygamber @'a Selâm Ve Salât Getirmenin Önemi
MUHAMMED @’IN PEYGAMBERLİĞİNİN DELİLLERİ
1- "Kutsal Metinlerden Deliller
Açık Deliller Eski Ahid (Tevrat)
Sunuş
İnsan için doğru yol, Yaratıcısı ve Sahibi olan Allah'a muti bir hayat sürmektir. Böyle bir itaat da bilgi ve imana muhtaçtır. Allah Teâlâ, lütuf ve ihsâmyla, insanı sadece kişisel çabalarıyla bu bilgiyi elde etme gibi güç bir İşten esirgemiş; bu bilgiyi, insanlar arasından seçtiği peygamberlere vahyederek, onlara, çağrısını ve öğretisini diğer insanlara götürmelerini ve doğru yolu göstermelerini emretmiştir. Akıl nimetine sahip her insanın, Allah'ın gerçek peygamberim tanıması, ona ve öğretisine inanması, itaat edip izinden gitmesi kulluğunun gereğidir.
Rabbimiz Kitab'ında şöyle buyuruyor: "Ey iman edenler! Andolsun ki, sizin için, Allah'ı ve âhireti arzu eden ve Allah'ı çok anan kimseler için Allah'ın elçisi (Rasûlullah) en güzel Örnektir." (33: 21).
Rabbimizin bütün insanlığa hakikat elçisi olarak gönderdiği Son rasûl Hz. Muhammed sal-lallahu aleyhi vesellem'in hayatının her yönü, ayrıntısıyla ve sahih bir şekilde bize ulaştırılmıştır. Ondört yüzyıl geçmesine rağmen, tarihteki resmi o.kadar açık ve eksiksizdir ki, sanki onu gözlerimizle görmekteyiz. Hiçbir insanın biyografisi onunki kadar iyi bir şekilde muhafaza edilmiş değildir... Hayatımızın her safhasında onun rehberliğini arayabilir ve onun örnek hayatından dersler alabiliriz.
Peygamberimizin sîreti (biyografisi) üzerine Türkçe'de yayınlanan eserler genellikle muhtasar veya kronolojik "İslâm Tarihleri" şeklindedir. Okuyucunun bunlardan pratik istifadesi hayli müşkül olmaktadır.
Hicrî 15. yüzyıl kutlamaları çerçevesinde Londra'da, başkanlığını Afzalur Rahman'ın yaptığı Sîret Vakfı'nca yeni bir usûl kullanılarak hazırlanan bu Ansiklopedinin istifadede istenilen kolaylığı sağlayacağına inanıyoruz.
Encyclopaedia of Seerah'nin çevirisi olan bu eser hazırlanırken bölümler arasında yapılan takdim ve tehirlerle, bazı konularda Türkçe kaynaklardan teyid ve tafsil yönünde faydalanılmış, adı geçen eserlere yeri geldikçe atıf-lard^ bulunulmuştur.
Bu çalışmanın hedefi, sîreti kısımlara ayırarak, ayrıntılarıyla okuyucuya sunmaktır. Peygamberimiz Hz. Muhammed @'i rasûl, eğitici, hâkim, kumandan, devlet adamı, tacir, aile reisi gibi her yönüyle ele alıp, getirdiği yeni dinin manâsını ve etkisini İncelemektedir. Bu haliyle Sîret Ansiklopedisi, konusunda Türkçe'de mükemmel bir kaynak eser olmaya namzettir.
Gayret bizden, başarı ise Allah'tandır.
Önsöz
Peygamberimiz Hz. Muhammed sallallahu aleyhi vesellemin "sîreti", her zaman olduğu gibi bugün de İslâm Dini'ni mükemmel şekilde anlamanın yegâne yoludur. Bu yüzden, insanlığa Hz. Muhammed @'in öğretisini, ahlâk ve hayat tarzını götürmek her şeyden önde gelen görevimizdir.
Onun şahsiyeti, insan hayatını her yönüyle ve her sahada aydınlatır. Davranışları İnsanlai için mükemmel bir örnektir. O, hayatı boyunca, her insan gibi beşerî duygularla, arzularla, acılarla, zorluklarla; pek çok durumla karşılaşmıştır. Fakat onun ahlâkı hep kusursuzdu, O tam bir fazilet ve adalet sahibi, insanî hata ve zaaflardan âri bir insandı.
Hz. Muhammed @'in hayatının hangi meslek ve işte olursa olsun, kadm-erkek her çağdaki insanın, ferdî hayatlarında olduğu gibi toplumsal hayatlarında da mutluluk ve selâmete ulaşabilmek İçin uyması gerekli mükemmel bir örnek olduğu görülecektir.
Bu çalışma, Allah'ın yeryüzündeki Son Elçisinin gayret ve sevgili hâtırasına âciz bir katkı olarak, Hz. Muhammed @'in Hicret'in 1400. yıl kutlaması münasebetiyle, Sîret Ansiklopedisi adı altında, onun örnek hayatım muhtelif yönleriyle insanlığa sunmak gayesiyle meydana getirildi. Çalışmada Rasûlullah @'in hayat tarzı vurgulanarak, hayatının muhtelif sahalarına ışık tutulmakta ve böylece insanlara onun ömek hayatından, iyiliğinden, takva ve faziletinden faydalanma imkânı verilmektedir.
Afzalur Rahman Londra, Temmuz 1981
BİRİNCİ BÖLÜM
HZ. MUHAMMEDİ: SALLALLAHU ALEYHİ VESELLEM
ALLAH'IN KULU VE RASULÜ
KISIM 1
ANA HATLARIYLA HAYATI
1- Arabistan Ve Arap Halkı
Arap yarımadası düzensiz bir dikdörtgen şeklinde olup, dünya haritasında merkezi bir yer işgal etmektedir. Yarımada kuzeyde Filistin ve Suriye, kuzey-doğuda Irak ve tran, doğuda Basra Körfezi, güneyde Umman Denizi ve Aden Körfezi, batıda Kızıldeniz ve Afrika kıtasıyla çevrilidir. Allah'ın rasulü Muhammed @'ın doğduğu sıralarda, Arap yarımadası kuzey-batı ve kuzey-doğuda çökmekte olan Roma ve Fars imparatorluklarının tehdidi altındaydı.
Arapların merkezî bir idaresi bulunmamaktaydı. Esas olarak ayrı ayrı kabileler halinde göçebe hayatı yaşayan Araplar, sık sık aralarında kabilevî kan davası ve kavgalara girmekteydiler. Bu yüzden siyasette fiilen hiçbir etkileri yoktu. Farslılar ve Romalılar, ülkelerini işgal etmedikleri, hatta saldırmadık-. lan halde Araplara tebalan gibi muamele etmekteydiler.
Soy itibariyle Araplar, încil (Tekvin, X. bö-lüm)'de Eber olarak işaret edilen Benî Kâh-tan (Kâhtanoğulları) ve Benî îsmail (Ismail-oğulları) neslindendir. Hz. İsmail, İbrahim @ peygamberin Mısırlı hanımı Hâcer'den olma büyük oğludur. İbrahim @ Babil Kıral-lığı'nın başşehri Ur'da doğmuş, fakat ailesi ve halkının Allah'ı İnkâr eden (ateist) inançlarını tasvip etmemesi yüzünden ülkesini terke zorlanmıştı. Ayrılırken yanında onun tev-hidî dinine inanan yeğeni Lût @ da bulunmaktaydı. Kur'an-ı Kerîm hadiseyi şöyle izah etmektedir: "Peki, dedi (İbrahim), 'Siz Allah'ı bırakıp da, size hiçbir fayda ve zarar vermeyen şeylere mi tapıyorsunuz? Yuh size ve Allah'tan başka taptıklarınıza! Aklınızı kullanmıyor musunuz?' Dediler:'Onu yakın, tanrılarınıza yardım edin, eğer bir iş yapacaksanız?' Biz de: 'Ey ateş, İbrahim'e serin ve esenlik ol!' dedik. Ona bir tuzak kurmak İstediler. Biz de asıl kendilerini hüsrana uğrattık. Onu ve Lût'u kurtarıp, âlemlere bereketli kıldığımız bir yere getirdik." (21: 66-71) Ankebut Suresi'nde şu ifadeyi görüyoruz: "Kavminin (İbrahim'e) cevabı sadece; 'Onu öldürün, yahut yakın' demeleri oldu. Allah onu ateşten kurtardı. Şüphesiz bunda inanan bir topluluk için ibretler vardır. (İbrahim kavmine) dedi ki; 'Siz dünya hayatında birbirinizi sevmek için Allah'ı bırakıp bir takım putlar edindiniz. (O putlara tapmanız dünyada aranızda bir sevgi meydana gelmesine ebep olsa bile) daha sonra kıyamet gününle birbirinizi inkâr eder ve lanetlersiniz. Va-acağımz yer de ateştir ve hiçbir yardımcınız la yoktur.' Bunun üzerine Lût ona inandı ve kavmine) dedi ki; 'Ben, Rabbim(in emret-iği yer)e hicret edeceğim. Çünkü O, (mut-ak) galiptir, hikmet sahibidir'." (29: 24-26). 'ine Saffât Suresi'nde buyurulduğuna gö-e: "(ibrahim) '(elinizle) yonttuğunuz şeylere tıi tapıyorsunuz?' dedi. 'Oysa sizi de yaptı-ınız (bu şeyler)İ de Allah yaratmıştır'. 'Onun ;in bir bina yapın da onu (o binada) ateşe tın' dediler. Ona bir tuzak kurmak istedi-;r, biz de (onların tuzaklarını boşa çıkardık), •nları zelil kıldık. (İbrahim) dedi ki; 'Ben tabbime gideceğim. O beni doğru yola ile-2cek.' " (37: 95-99).
İbrahim @, ülkesini Sare ve yeğeni Lût @ e birlikte terketti. Filistin'e yerleşerek İnsan-ır arasındaki tebliğ vazifesine devam etti. Bu ayeyle Mısır'a da giderek oradaki insanları Allah'ın Dini'ne davet etti. ihtiyarlığında şöyle dua ettiği kaydedilmektedir: " Ey Rab-bim, bana salihlerden (bir çocuk) lütfet!' Ona halım bir erkek çocuk müjdeledik." (37: 100-101). İsmail, İbrahim @'ın ikinci hanımı Hâcer'den oldu. Kur'an, İsmail'in buluğ çağma erdiği sıralarda, Sare'den de İshak'ın doğduğu haberini şöyle vermektedir: "... ve ona bilgin bir oğul sahibi olacağını müjdelediler. Bunun üzerine zevcesi hayretle geldi ve (elleriyle) yüzünü kapayarak; '(Ben) kısır bir kocakarı(yım)!' dedi. (Melekler) dediler ki; 'Bu böyledir, Rabbin söylemiştir. Doğrusu O, Hakîm olandır, bilendir'" (51: 28-30). Hicr Suresi'nde de: "Korkma, biz sana âlim bir oğlun olacağını müjdelemeye geldik' demişlerdi. (İbrahim) 'Ben kocamışken bana müjde mi veriyorsunuz?' deyince, 'Sana gerçeği müjdeledik, umutsuzlardan olma' demişlerdi." (15: 53-55) buyurulmaktadır.
ismail @'ın neslinden gelip Arap yarımadasına yerleşenlere 'Araplar' denmiştir. Filistin'de yaşayan ve çoğu dünyanın başka yerlerine göçen İshak @'m neslinden olanlar da 'îsrailoğulları' olarak bilinmişlerdir.
Benî İsmail
İsmail'in bebekliğinde Hz. ibrahim, Rabbi tarafından oğlunu Mekke'deki mukaddes Kabe topraklarına götürüp —büyüdüğünde Allah'ın kelâmını yayması için— orada bırakmakla emrolundu. İbrahim @ emre uyarak hanımı Hacer'İ bebeğiyle birlikte Mekke'ye götürüp, orada bıraktı. Hadise Sahih-i Buhari'de şöyle anlatılmaktadır: (İbn-i Ab-bas rivayet ediyor:) "İbrahim @, Hâcer ile henüz süt çocuğu olan İsmail'i Filistin'den alıp, Mekke'nin bulunduğu yere geldi. Bu ana ile oğlu, Beyt-i Şerifin bulunduğu mahalde büyük bir ağacın yanına bıraktı. O gün henüz Mekke şehri kurulmamıştı, çöldü. Ne bir insan, ne de içecek su yoktu. İbrahim @, bu ana oğula bir dağarcık hurma ile bir kırba su bırakmıştı. Ayrılırken Hâcer'in 'Kendilerinin böyle bırakılıp gitmesi bir ilâhî emir
neticesi midir?' sofusuna cevaben 'evet, emr-i ilâhî ile' kendilerini bıraktığını söyledi. Hâcer; 'öyle ise Allahu Teâlâ bizi zayi etmez' diye tevekkül etti. İbrahim @, Hâcer ile İsmail'den ayrıldıktan ve bunlar tarafından görülmeyecek derecede uzaklaştıktan sonra, orada Beyt-i Şerif mahalline dönüp ellerini kaldırarak dua etti: "Rabbimiz! Ben çocuklarımdan kimini, senin Beyt-i Haram'ımn yanında ekinsiz bir vadiye yerleştirdim. Rabbimiz! Namazı kılsınlar diye (böyle yaptım). İnsanların gönüllerini onlara meylettir, şükretmeleri için onları ürünlerle nzıklandır! (14: 37).
Annesi İsmail'i emzirmeye ve bitene kadar kırbasından su vermeye birkaç gün devam etti. Daha sonra Hâcer ve bebeği susuzluk çekmeye başladı. Susuzluktan ağlayan çocuğunu çaresiz orada bırakıp çölün aşağısına doğru gitti. Yardım aradı; fakat kimseyi göremedi. Safa ve Merve tepeleri arasında bazen yürüyerek, bazen de —bilhassa oğlunu göremediği tümseklerde— koşarak yedi defa gidip geldi. Ne var ki kimseyi göremediği gibi, su da bulamadı. İbn-i Abbas'ın rivayetine göre Hacc'ın ifasında say yapılmasının (Safa ve Merve arasında koşma) sebebi budur. Hâcer bu gidip gelişlerinin yedincisinde Merve'ye çıktığında bir ses duydu. Susup dikkatini bu sese çevirdi. Sesi tekrar duyunca; *Ey kişi, sesini bana duyurdun, bana yardım edebilir misin?' dedi. Aniden Zemzem'in yerinde bir melek gördü. (İbrahim bin Nâfi ve İbn-i Cu-reyc'e göre) Hâcer, topuğuyla su çıkana kadar toprağı kazarken Cebrail'i görmüştü. Hâcer kırbasını doldurmaya başladı. Doldurdukça daha çok su kaynamaktaydı. İbn-i Abbas'ın rivayetine göre Peygamberimiz @, 'Allah İsmail'in anasına rahmetini göstermiştir; o (Hâcer) Zemzem'i olduğu gibi bırak-saydi (etrafını kum ile çevirmeseydi) akan bir dere olurdu.' buyurmuştur. Böylece Hâcer su içti ve çocuğuna da içirdi. Melek ona 'Burada mahv ve perişan olacağınızı sanarak korkma. Burası, bu çocuk ve babası tarafından inşa edilecek Allah'ın evidir. Ve Allah, bu evin halkını zarara uğratmayacaktır. dedi. Bu durum bir süre devam etti. Daha sonra Cürhümîlerden bir grup Kedâ dağı yoluyla gelerek Mekke'nin aşağı kısmında konaklamak İstediler. Sudan mahrum böyle ateşîn bir mahalde Zemzem'in bulunması konaklamalarına çok elverişliydi. Hâcer'den ona yakın bir yere yerleşmeleri için izin istediler. O da, suyun asıl sahibinin kendisi olduğunun kabul edilmesi şartıyla müsade verdi. Rasulullah @ şöyle buyurdu: 'Şimdi İsmail'in annesi, pek ziyade muhtaç bulunduğu cana yakın arkadaşları, Cürhümî kadınları bulmuş oluyordu.' Böylece gelen Cürhü-mîler oraya yerleştiler. Sonraları diğer insan grupları da orayı mekân tuttular. Bunlardan bir kısmı ev bark yaptıklarından artık Mekke civarı bayındır bir hale girmeye başladı. İsmail, bunlar arasında yetişip büyüdü. Lisanı İbranî olan İsmail, yine onların arasında fasih Arapça Öğrendi. Artık bu asîl ve necip genç Cürhümîler yanında yüksek bir şeref ve itibar kazanmıştı. Zemzem'in yegâne sahibi İsmail'e herkes hürmet ediyordu. Evlilik çağına gelince Cürhümîler onu kendilerinden asîl bir ailenin kızı ile evlendirdiler.
İsmail'in Kurban Edilme Olayı
İbrahim @, İsmail'in çocukluğunda (muhtemelen 11-13 yaşlarında) Mekke'yi ikinci defa ziyaret ederek gördüğü rüya hakkında oğluyla konuştu. Kur'an, bu olayı şöyle anlatmaktadır: "Çocuk kendisinin yanısıra yürümeye başlayınca; 'Ey oğulcuğum! Doğrusu ben uykuda iken seni boğazladığımı görüyorum, (düşün) bak, ne dersin?' dedi. (İsmail) 'Babacığım, ne ile emrolundunsa yap; İnşa-allah sabredenlerden olduğumu göreceksin' dedi. Böylece ikisi de (Allah'a) teslimiyet gösterip, babası oğlunu alnı üzerine yatırınca Biz: 'Ey İbrahim! Rüyayı doğruladın, işte biz iyi davrananları böylece mükâfatlandırırız' diye seslendik. Doğrusu bu apaçık bir imtihan idi. Ona, fidye olarak büyük bir kurbanlık verdik." (37: 102-107)
Bu hadise Mekke yakınlarında Mina'da vuku bulmuştur. Her yıl Zilhicce ayının onuncu gününde, dünyanın her tarafında müslü-manların Allah'a koyun, keçi, deve ve sığır kurban etmesiyle anılmaktadır. İbrahim @'ın ikinci ve küçük oplu İshak henüz doğmamıştı. Ancak başarılı ve şerefle çıktığı bu imtihandan sonra Allah ondan razı oldu. Ona Rabbmdan bir mükâfat olarak ikinci bir oğul sahibi olacağı haberi verildi. Kur'an bu olayı Saffat Suresi'nde şöyle izah eder: "Sonra gelenler arasında 'İbrahim'e selâm olsun' diye ona (iyi bir ün) bıraktık. İşte iyileri böylece mükâfatlandırırız... Ona iyilerden bir peygamber olacak îshak'ı müjdeledik." (37: 108-112). Kur'an, kimin kurban edildiği konusunu hiçbir şüpheye yer bırakmadan anlatmaktadır. Hatta İncil'de bulunan çelişkiler dahi dürüst bir gözlemciyi, kurban edilmesi gerekenin büyük oğul İsmail olduğu sonucuna götürür. İsmail @ ve İshak @'ın doğum hadisesi İncil'in muhtelif anlatımlarında şöyle açıklanmaktadır:
"Ve bu şeylerden sonra, vaki oldu ki, Allah İbrahim'i deneyip ona dedi: Ey İbrahim; ve o: İşte ben, dedi. Ve dedi: Şimdi oğlunu, sevdiğin biricik oğlunu, İshak'ı, al ve Moriya diyarına git ve orada sana söyliyeceğim dağların biri üzerinde onu yakılan kurban olarak takdim et." (Tekvin 22: 1-2). Bu ifadede açık bir çelişki bulunmaktadır. Allah, İbrahim'den oğlu İshak'ı kendisi için kurban etmesini söylemekte, aynı zamanda İshak'ın tek oğul olduğu vurgulanmaktadır. İncil'in diğer ifadeleri, İshak'ın tek oğul olmadığını açıkça göstermektedir: "Ve Abramın (İbrahim) karısı Sara ona çocuk doğurmadı; ve Sara'nın bir cariyesi vardı, bir Mısırlı vardı, ve onun adı Hacardı. Ve Sara Abrama dedi: İşte, Rab beni doğurmaktan alıkoydu; rica ederim, cariyemin yanına gir, belki ondan çocuklarım olur. Ve Abram Saranın sözünü dinledi. Ve Abramın karısı Sara, cariyesi Mısırlı Hacan aldı, ve onu kocası Abrama, karısı olmak üzere verdi; Abram Kenan diyarında oturduktan on sene sonra idi. Ve Ha-carın yanına girdi, ve o gebe kaldı; ve gebe deyi de buluyoruz: "Ve Rabbın meleği ona dedi: İşte, sen gebesin, ve bir oğul doğuracaksın, ve onun adını İsmail koyacaksın..." (Tekvin 16: 11). Yine aynı bölümden okumaya devam ediyoruz: "Ve Hacar Abrama bir oğul doğurdu, ve Abram Hacarın doğurduğu oğlun adını İsmail koydu. Ve Hacar Abrama İsmail'i doğurduğunda Abram seksen altı yaşında idi." (Tekvin 16: 15-16)
Ondan sonra, İbrahim @ yüz yaşındayken ikinci oğlu İshak'ın Sare'dan doğum müjdesini (İncil'de) şu kelimelerle aldı: "Ve Allah İbrahim'e dedi: Senin karın Sara'ya gelince, onun adını Sara çağırmayacaksın, fakat onun adı Sare olacaktır. Ve onu mübarek kılacağım ve ondan da sana bir oğul vereceğim... ve onun adını İshak koyacaksın... Ve İbrahim, oğlu İsmail'i, ve evinde doğanların hepsini, ve parası ile, satın alınanların hepsini, İbrahim evinin adamları arasında her erkeği aldı, ve Allah'ın kendisine söylemiş olduğu gibi, aynı o günde gulfeleri etinde sünnet etti. Ve İbrahim gulfe etinde sünnet olunduğu vakit, doksan dokuz yaşında idi. Ve oğlu İsmail gulfesinin etinde sünnet olunduğu vakit, on üç yaşında idi." (Tekvin 17: 15-25). İncil'in başka bir kısmında İshak'ın doğum tarihine işaret edilmektedir: "Ve İbrahim, oğlu îshak kendisine doğduğu zaman, yüz yaşında idi." (Tekvin 21:5).
Yukarıda İncil'deki ifadelere şöyle bir göz gezdirildiğinde İsmail'in on dört yaşına kadar İbrahim @'ın tek oğlu olduğu anlaşılmaktadır, îshak'ın ise tek oğul olmadığı açıktır. Çünkü İshak, ikinci oğuldur. Dinî kurbanlar tarihi üzerine yapılacak küçük bir araştırma dahi, sadece en çok sevilen ve tek olan şeyin kurban edildiğini gösterecektir. İbrahim @'ın özellikle bir hayli yaşlıyken doğan tek oğlu, şüphesiz ölçülemeyecek kadar fazla sevilmiş olmalıdır. Daha sonra Allah ondan her şeyden daha çok sevdiği tek oğlunu kurban etmesini istemiştir. Yukarıda ele alınan Kur'an'daki ifadeler, Almaktadır. Ayrıca şu sonuçlara işaret etmektedir: Önce, İbrahim @ çocuksuz iken Allah'a salih bir çocuk için dua etmiştir. (37: 100). Bunun üzerine ona salih bir oğulun müjdesi verilmiştir. İkinci olarak, çocuk koşup oynayabilmeye başlayınca İbrahim @'dan onu kurban etmesi istenmiştir. {37: 102). Üçüncüsü; İbrahim @'a doğum müjdesi verilen ve kurban edilmesi istenen, hiçbir şüpheye yer vermeyecek şekilde anlaşılmaktadır ki, onun ilk ve tek çocuğudur. Açıktır ki, bu çocuk İsmail'dir. Dördüncü olarak: Kur'an'da geçen kelimeler İbrahim @'ın iki çocuğu İsmail ve İshak'ın doğum müjdesini verirken Kur'an'da geçen kelimeler, iki oğulun farklı özelliklerine de işaret etmektedir. İsmail için yumuşak huylu (ha-lîm), İshak için de ilim sahibi (âlim) ifadesi kullanılmıştır. İki çocuğun bu özelliklerini hayatın fiilî gerçeklerine yaklaştırdığımızda İsmail sabırlı ve yumuşak huyuyla, diğer oğul hikmet ve âlim sıfatıyla tasvir edilen îs-hak'dan daha münasiptir. Kur'ân'dan anladığımıza göre Kurban Emri halîm çocuk içindir, çünkü âlim çocuk henüz doğmamıştır. Beşinci husus; İshak'ın doğum müjdesini verirken Kur'an'daki ifade tarzından da Kurban istenen çocuk olamayacağı sonucuna varabiliriz. Kur'an'da İshak'ıp doğum müjdesi verilirken, aynı zamanda, İbrahim'in torununun, İshak'dan Yakub @'m olacağı müjdesi de verilmektedir. (11: 71). İbrahim @'a doğacak bir oğulla birlikte ondan doğacak bir torunun da müjdelenmesi ve aynı zamanda bu oğulun kurban edilmek İstenmesi çok mantıksız görünmektedir. Bu durum tamamen aynı çocuktan bir torun olmasını icap ettirir. Zaten İshak'ın doğum haberi verilirken İbrahim @'a onun salihlerden bir peygamber olacağı da söylenmiştir. (37: 112). Oğluyla torunu salihlerden olacak ve insanlara önder olmak için vahiy alacaklardır. (21: 72-73), Yukarıda ifade edilen gerçeklerden anlaşıldığı gibi Kurban Emri'nin İshak için olmadığı, fakat ondan yıllar önce doğan, sabır sahibi diğer oğlu için olduğu aşikârdır. (Mevdûdî. Sîreti Ayrıca kurban hadisesinin Suriye ve Filistin-de değil, fakat Mekke yakınlarında MinaL da gerçekleştiğine dair başka tarihî kaynaklar da vardır. İbn-i Abbas ve Âmir b. Şurah-bil, Kabe içinde kurban edilen koçun boynuzlarını gördüklerine şehadet etmişlerdir. Güvenilir ve açık tarihî deliller, boynuzların Abdullah bin Zübeyr'in zamanına kadar Kabe'de bulunduklarını göstermektedir. Boynuzlar Haccac bin Yusuf'un Kâbe^ıin bir kısmını mancınıkla tahrip ettiği Mekke'yi kuşatması sırasında kaybolmuşlardır. Hadisenin Suriye ve Filistin'de ve îshak @'la vuku bulmayıp, Mekke'de İsmail @ ile gerçekleştiğinin en büyük delili, İsmail @'ın kurban olayının dünyadaki milyonlarca bağlılarının o günden bu güne her yıl Hacc zamanında Mekke'de anmalarıdır. Bu görev 4500 yıldır müslümanlar (İbrahim @'ın takipçileri) tarafından her yıl fiilen İsmail @ silsilesinden gösterilerek yaşatılmaktadır. İshak @'ın soyundan gelenlerin böyle bir kurban çizgisi yoktur. (Mevdûdî, Age. sh., 49-90).
Kabe
Daha önce izah edildiği gibi, İsmail @, annesinin izniyle Mekke'ye yerleşmiş olan Cür-hümîler arasında büyüdü. İbn-i Abbas'ın naklettiği Buharî'den bir hadise göre Cür-hümîlerden bir kızla evlendi. Ancak, babası Mekke'yi üçüncü kez ziyaret ettiğinde, bu evliliği onaylamadı ve hanımını boşamasını istedi. Sonra babasının da kabul ettiği başka bir Cürhümî kızla evlendi. Bu evlilikten on iki çocuğu oldu. Daha sonra İbrahim @, oğlu İsmail'i annesiyle birlikte otuz yıl önce bu kıraç, ıssız ve tenha Faran vadisine (Mekke-de) yerleştirmesinin asıl gayesini gerçekleştirmek İçin Mekke'ye geldi (muhtemelen dördüncü defa), tbn-i Abbas'dan nakledilen Bü-hârî'nin bir hadisine göre; "İsmail Zemzemin yanında bir ağaç altında oturmuş ok yaparken, birden bire İbrahim @ geldi. Onu görünce İsmail ayağa kalktı ve baba-oğul kucaklaştı. İbrahim: 'İsmail! Allah bana bir-şey emretti'dedi. İsmail, 'Rabbin ne emret-tiyse onu yapmalısın' şeklinde cevap verdi. İbrahim @, 'bu işte bana yardım eder misin?' diye sordu. İsmail de yardım edeceğini söyledi. Bunun üzerine İbrahim @ vadinin etrafında daha yüksek bir yeri göstererek Allah'ın orada bir ev (beyt) yapmasını emrettiğini söyledi. Böylece baba oğul Beytullah (Kâbe)'ın temelini attılar. İsmail'in taşıdığı taşları İbrahim @ yerleştirdi. Duvarlar yükselince İbrahim @ bugün Makam-ı İbrahim diye bilinen taşı getirdi ve üzerine çıkarak yeniden taşları yerleştirmeye başladı. Bu iş, duvarlar iyice yükselinceye kadar sürdü. (Mev-dûdî Age. sh., 49-90).
Kur'an-ı Kerîm bu Ev'e ve inşasına şöyle temas etmektedir: "Beyti (Kabe) insanlar için toplanma ve güven yeri kılmıştık. İbrahim' in yerini namaz yeri edinin, dedik. Beytimi, ziyaret edenler, kendim ibadete verenler, rükû ve secde edenler için temiz tutun diye İbrahim ve İsmail'e emretmiştik. İbrahim: 'Rabbim! Burasını emin bir şehir kıl, halkından Allah'a ve ahiret gününe inananları ürünlerle rızıklandır' demişti. Allah da: 'İnkâr edeni dahi az bir müddet geçindirir, sonra da onu ateşin azabına uğramak zorunda bırakırım, ne kötü sonuç' buyurmuştu. İbrahim ve İsmail Beytin (Kabe) temellerini yükseltiyordu. 'Rabbimiz! Yaptığımızı kabul buyur, şüphesiz ki Sen işitensin, bilensin' dediler. 'Rabbimiz! Bizi Sana teslim olanlardan kıl, soyumuzdan da Sana teslim olanlardan bir ümmet yetiştir. Bize ibadet yollarımızı göster, tövbemizi kabul buyur; çünkü tövbeleri daima kabul eden, merhametli olan ancak sensin.' " (2: 125-128).
Aynı zamanda kendilerine rehberlik edecek bir peygamber için de dua ettiler: " 'Rabbimiz! İçlerinden onlara senin ayetlerini okuyan, kitabı ve hikmeti öğreten, onları (her kötülükten) arıtan bir peygamber gönder. Doğrusu Azîz ve Hakîm olan ancak Sen'sin"' (2: 129). Bu Beyt, Allah'ın insanlaı için verdiği İlk Ev olarak tarif edilmektedir. Aslında bütün insanoğlu için tahsis edilen mübarek ve doğru yolu gösteren ilk mabet Mekke'dedir. Orada işaretler vardır; (meselâ) Makam-ı İbrahim; her kim oraya girerse güvenlik içinde olur:"BuEv'e Haccetmesi (imkânı olan) inananlara bir vecibedir, fakat kim inkâr ederse bilsin ki Allah âlemlerden müstağnidir (yarattıklarının hiçbirine muhtaç değildir). (3: 96-97). O zamandan beri Kabe her türlü düşmandan korunma yeri ve Mekke halkı için bir geçim vasıtası olmuştur. Herkes onlara Revtuiinh sahip oldukları için saygı duymuşlardır. Ticaret kervanları en ufak tehlike korkusu olmadan oradan geçebilmişlerdir. Sonra, binlerce, milyonlarca hacı Mukaddes Mabed'i her yıl ziyaret etmekte ve orada yaşayanlara, alış-veriş yaparak bütün yıl için geçimlerini sağlama imkânı vermektedir. Kur'an, Mekkelilere bahşedilen büyük rahmete işaret etmekte, Yaratıcılarının onlara verdiği kutsal görevi hatırlatmaktadır: "Kureyş'in yaz ve kış yolculuklarında uzlaşması ve anlaşması sağlanmıştır, öyleyse kendilerini yedirip, açlıktan kurtaran ve onları korkutan güvene kavuşturan bu Evin Rabbine kulluk etsinler." (106: 1-4).
Allah burada, Kureyş'e, sadece Allah'ın Ma-bedi'nin muhafızı oldukları için büyük faydalar sağlandığına işaret etmektedir. Dahi. önce türlü saldırı ve kargaşa ortamında insanlar evlerinde dahi öldürülmekte veya esir edilmekteydiler. Kimsenin günvenliği yoktu. Kureyşliler sadece prestij ve şeref sahibi olmakla kalmıyor, tam bir emniyet ve ticarî bakımdan da güvenceye kavuşuyorlardı.
İsmail @ öldüğünde Kabe'nin muhafızlığı büyük oğlu Nâbit'e geçti. Onun da ölümünden sonra Cürhümîler bu işi üstlendi; fakat bunlar zamanla zalimleştiler ve yoldan çıktılar. İnsanlar onların zulmünden öyle sıkıldılar ki, Benî Kinane'den Benî Bekr b. Abd Menat ve Benî Huzaye'den Gubşanhlar, Cür-hümîlere karşı birleşip savaşarak Mekke'den çıkardılar. Cürhümîlerin Yemen'e dönmesinden sonra Kabe muhafızlığı Benî Huzayeli Gubşanlıların eline geçti ve dört asır kadar bunların elinde kaldı. Bu kabilenin liderlerinden Amr b. Luhay, Suriye'den Hübel denilen bir put getirerek Kabe'ye yerleştirdi. Zamanla başkalarının putları da getirilince Kabe putlarla doldu. Daha sonra Kusay b. Kı-lâb Benî Kinane kabilesinin de yardımıyla, Mekke'yi hâkimiyeti altına aldı. Devrinde bilgi, hüner ve iyi idaresiyle Mekke halkının tartışmasız lideri oldu. Ölümünden sonra, karşılıklı istişare sonucu Kabe ile ilgili hizmet işleri şu şahıslara verildi: Kapı muhafızlığı, savaşta bayraktarlık ve meclis (Dâr'ün Nedve) Beni Abd-üd Dâr'a; hacıların yeme içme ihtiyaçlarını karşılamak ve ilk yardım hizmetleri Beni Abd-i Menaf'a (O da ikili anlaşma ile Hâşim'e devretmiştir) bölünmüştür.
Hâşim bu şerefe lâyık olmuş, iyilik ve cö-mertliğiyle halkın önderi olarak ün kazanmıştır, ölümünden sonra kardeşi Muttalib halefi olmuş ve onun ölümünden sonra yeğeni, Hâşim'in oğlu Abdulmuttalib olarak bilinen Rasulullah @'ın dedesi su temini (hi-câbet) ve ilk yardım (rİfade) hizmetlerini yüklenmiştir. Abdulmuttalib ayrıca Cürhümîlerin Mekke'den çekilirken doldurdukları Zemzem kuyusunu da açmıştır. Çok merhametli ve cömert bir insandı. Torunu Mu-hammad b. Abdullah @, Allah tarafından dünyaya son resul (elçi) olarak seçilmiştir. Bazılarına göre Kureyş, en-Nadr b. Kinâne1 nin unvanıdır. Fakat âlimlerin çoğunluğunun görüşüne göre Malik b. Nadr'ın oğlu Fehr-in lakabıdır ve onun soyundan gelenlere Kureyş denmektedir. (Mevdûdî, A.g.e. s. 49-90).
2- Muhammed @ : İnsanlığa rahmet
Mekke'deki Hayat
Şon Peygamber Muhammed @, Allah'ın daha önceki peygamberlerinin getirdikleri şeriatların tamamen kaybolduğu, insanlığın cehalet karanlığında körü körüne yolunu aradığı bir zamanda Arabistan'da doğdu. Araplar, ataları İbrahim @ ve İsmail @'ın dinlerini unutmuş ve Allah'ın Evi Kabe'de put ve taşlara tapmaya başlamışlardı. Musa @ ve İsa'nın takipçileri fiilen onların getirdikleri dinlerini kaybetmişlerdi. İlâhî öğretileri değiştirip, tahrif etmiş ve diğer fikirlerle karıştırmışlardı. Hem yahudiler, hem de hıristi-yanlar için tevhid esası fiilen manasını kay-
betmişti. Diğer yandan Araplar putlara tapmakta, (politeist) şirk karanlığı içinde yüzmekteydiler. Allah'ın son peygamberi, tüm dünyanın, Yaratıcı'nın mesajını unuttuğu ve şirkin içinde kaybolduğu bir sırada doğdu.
Doğum
Rasulullah @ miladi 570. yılın Rebiülevvel ayının 12'sinde Pazartesi günü Arabistan'da (şimdiki Suudi Arabistan) Kureyş'in asîl ailesi Benî Hâşim soyundan dünyaya geldi.
Çocukluğu
Muhammed @ yetim olarak doğmuştur. Babası, doğumundan Önce ölmüştü. Mekke'nin asîl ailelerinin geleneklerine göre bir süt annesine (Halime) verildi. Süt annesi Hali-me'nin köyünde birlikte birkaç yıl yaşadı. Bu arada Mekke'ye üç-beş defa annesini ziyarete götürülmüş olabilir. Çocuk, annesine dört veya beş yaşındayken geri getirildi. Annesi, Muhammed @'ı altı yaşındayken Medine'ye bir ziyaret için götürdü. Dönüşünde annesi vefat etti. Mekke'ye Muhammed @'ı Ümmü Eymen adlı bir köle getirdi.
Annesinin vefatından sonra çocuğun velayetini dedesi Abdülmuttalip üstlendi. Ancak çok geçmeden dedesi de vefat etti. Muhammed @ sekiz yaşındaydı. O zaman amcası Ebu Talİb ona baktı ve vesayeti altına aldı.
Muhammed @, on-on iki yaşlarında Mekke civarında koyun güttü. Ebu Hureyre'ye göre Peygamber @, "Allah hiçbir peygamber göndermemiştir ki, çobanlık yapmasın" buyurmuştur. Yanındakiler, "Sen de yaptın mı?" diye sorduklarında, "Evet, ben de birkaç kırat (bir para birimi veya yer adı) karşılığında Mekke halkının koyunlarını güttüm" diye cevap vermiştir. O zamanlar koyun ve keçi çobanlığı Arabistan'daki o yaşlardaki her çocuğun yaptığı işti. Muhammed @ önce Musa @, İsa @, ve Davut @ da
Hatta Muhammed @, diğer çocuklar gibi yaramaz veya oyuna düşkün bir çocuk değildi.Oldukça sakin, dürüst ve titizdi.Hiçbir zaman hileli ve yararsız oyunlar oynamaz, bu tür oyun oynayan çocukların yanından uzaklaşırdı. Daima diğer İnsanlara, bilhassa, fakir, dul ve yetimlere yardıma koşardı.
Amcası Ebu Talib ona karşı çok nazikti ve onu kendi çocuğu gibi yetiştirdi. Muhammed @, amcasına çok bağlı olup, onunla oldukça mutlu yaşıyordu.-On iki yaşlarındayken amcasıyla birlikte Suriye'ye bir ticaret ker-vanıyla gitti. Bu seyahat sırasında hıristiyan rahip Bahîrâ, Ebu Talib'e yeğeninin Allah*-ın peygamberi olacağını ve ülkesine dönüp çocuğa iyi bakmasını söyledi.
Gençliği
Muhammed @, hayatım kazanmak için her türlü dürüst işi yapmaya hazır, çok çalışkan bir gençti. Amcasından ticarî faaliyetleri öğrenerek tüccar olmuştu, ilk zamanlar amcasıyla birlikte ticaret kervanlarıyla Suriye ve çevresindeki ülkelere gitmiş, sonraları da kendi başına ticaret yapmaya başlamıştı. Bütün insanlarla olan münasebetlerinde iyi ve dürüsttü. Sakin ve huzurlu bir hayat sürmekte, zengin-fakir bütün Mekke" halkından saygı görmekteydi.
Gençliğinde de kuvvetli bir tek ilâh'inancın-da olup, çok-tanncılıktan (şirk) nefret etmekteydi. Hiçbir zaman Mekkelilerin şirk içindeki merasimlerine katılmamıştı. Dürüst, mütavazi, terbiyeli, nezih ve iyi huyluydu. Kuvvetli ve pırıl pırıl, tertemiz bir şahsiyete sahipti. Görüşen her insan ona saygı ve güven duymaktaydı. Arkadaşlarına karşı samimi, müşfik ve nazik; fakir ve muhtaçlara cömert, candan ve yardımsever; herkese karşı doğru ve hürmetkardı. Dostlarına olduğu gibi düşmanlarına karşı yerdiği söze kesinlikle sadık ve emîn idi.
Rasulullah @'ın gençliğinde dahi sade ve mütevazi bir hayatı vardı; gurur ve kibiri hiç sevmezdi. Fakirlerin, dul ve yetimlerin acı ve dertlerini onlara yardım ederek paylaşırdı. Kumar, içki, bayağı kavgalar gibi gençlik arasında yaygın olan kötü huylardan sakınmış-tır. Mekke halkını tertemiz karakteriyle etkisi altına almış, Sadık ve Emîn olarak bilinmekteydi.
Hılf-ul Fudûl Anlaşması
Muhammed @, bölgede barışın temini, dehşet ve haksızlığın bastırılması, zayıf, fakir ve muhtaçların haklarını desteklemek için Mek-keli kabileler arasında bir ittifak oluşturulması, çalışmalarına çok faal bir şekilde katıldı.
Kabe'nin İnşası
Kabe, Faran vadisinin aşağı bir noktasında yer aldığından, daima yağmur ve sel altında kalmıştı. Mekke halkı sel sularını durdurmak için değişik usuller denemişler, fakat her teşebbüsleri başarısızlıkla sonuçlanmış ve bina seller tarafından tahrip olmuştu. Bu yüzden, Mekke halkı Kabe'yi yeniden inşa etmeye karar verdi. Beytin değişik yerleri Mekke'nin ileri gelen aileleri arasında bölüşülerek hiçbir ihtilaf çıkmadan uyum içinde tamamlandı. Sıra Hacer-ül Esved taşının yerine konmasına geldiğinde bu ileri gelen aileler arasında ihtilaf çıktı. Herkes Mukaddes Taşı yerine yerleştirme şerefine sahip olmak istemekteydi. Bu önemli konunun kan dökülmesine yol açabileceği korkusu yaşanırken, ferasetli, yaşlı bir adamdan (Ebu Ümeyye, diğer adıyla Huzeyfe b. Muğire) gelen teklif herkes tarafından kabul edilerek durumu kurtardı. Teklife göre, ertesi sabah Kabe'ye ilk giren meseleye karar verecekti.
Ertesi sabah Kabe'ye ilk giren Muhammed @ oldu. Onu Beytullah'a girerken görenler sevinçle "el-Emîn geldi, el-Emîn geldi!" diye bağırdılar. Hepsi Muhammed @'m kararını kabul edeceklerini açıkladılar. Muhammed @ çok mahirane ve ferasetli bir karar wHi. Kureyş'in muhtelif kabilelerinin liderlerinden yere serdiği bir örtünün köşelerinden tutmalarını istedi. Hacer-ül Esved'i örtünün üstüne koydu ve onlardan hep beraber kaldırmalarım istedi. Örtü yeterince yükselince Hacer-ülEsved'i kaldırdı ve kendi elleriyle yerine yerleştirdi.
Böyle, fevkalade güç bir durum Muhammed @*ın daha gençliğindeki feraset ve basiretiyle dostça çözümlendi. Aynı zamanda Allah bu mukaddes taşı, gerçek yerine dünyadaki Son Peygamberi'nin elleriyle koydurtmuş oldu ve Mekkeli putperestler bu büyük şereften kendi kararlarıyla mahrum kaldılar.
Yetişkinliği
Yaşı ilerledikçe Muhammed @'ın iyi ve doğru hasletleri arkadaşları içinde, Mekke ve çevresinde yaşayanlar arasında meşhur oldu. Olgunluk kazandıkça dürüst ve faziletli bir insan olarak şöhret kazandı. Mekke halkı ona saygı duymakta, Emîn (güvenilir) ve Sadık (doğru) namlarıyla çağrılmakta ve insanlar kıymetli varlıklarını ona emanet etmekteydiler,
Şöhreti büyürken o, kendisini kuşatan toplumdaki çöküşü hissetmekte ve sık sık şimdi Cebel-i Nur olarak da bilinen Hira Dağına gitmekteydi. Muhammed @ orada tefekküre dalmakta ve yaşanan cehalet, şer ve put perestlik karanlığından çıkış yolu üzerine dü şünmekteydİ.
Evliliği
Muhammed @, 25 yaşına geldiğinde Mel ke'de dürüst, faziletli ve Allah'a saygılı b: tüccar olarak tanınmaktaydı. Fakirlere, du lara yardım eder, zayıf ve yetimlere sevgi gö terirdi. Zengin ve saygın bir dul olan Hüve lid kızı Hatice, Muhammad @'ın iyilik \ dürüstlüğünden çok etkilenmişti. Hatice kıı yaşında, iki defa evlenmiş bir duldu, öne ki iki kocasından iki oğlu ve bir kızı ve epey bir serveti vardı. Evlenme teklifini Nüfeyse binti Münye vasıtasıyla yaptı. Muhammed @ da bu teklifi kabul etti. Evlenerek yıllarca süren mutlu, başarılı ve huzurlu bir evlilik hayatları oldu. Bu evlilikten her ikisi de ölen iki oğul ile dört kızları oldu. Hz. Hatice yaşadığı sürece, Muhammed @'a hanımlık yapan tek eşiydi. O, Peygamberimiz @ 51 yaşlarındayken vefat etti. İlk hanımının vefatından sonra Muhammed @ on defa daha evlendi. Hz. Aişe'nin dışındakilerin hepsi kocası vefat etmiş veya boşanmış kadınlardı. Evliliklerinin bir kısmı, müslümanların dullarına yardım, bazısı da düşman kabilelerle iyi ilişkiler kurmak veya kadının kabilesini şereflendirmek gayesiyle yapılmıştı. Hanımlarının hepsine sevgi, şefkat, nezaket ve adaletle muamele etmiştir.
Hakkı Arayış
Bu yılları Muhammed @ hakkı arama çabasıyla geçirdi. Çağının azgın şer güçleri tarafından çok taciz edilmekteydi. Çevresine hâkim olan günah ve cehalet karanlığından çıkış yolu bulma gayretlerinde hanımı en büyük destekçisi idi. Çoğu zaman yayma yiyecek alarak Hira dağına gidip, günlerce kalmaktaydı. Muhammed @ Mekkeli putperestlerin çok tanrılı fikirlerine hiçbir zaman inanmadı. Sık sık ataları İbrahim @ ve İsmail @'ın ilâhına merak ve tefekkür etmekteydi. Muhammed @'m gerçeği arayışı Kur-an'da şöyle anlatılmaktadır: "Seni şaşırmış bulup doğru yola iletmedi mi?" (93: 7). Muhammed @ cehalet ve şirk ortamında doğmuştu. Ailesi, putlarla dolu olan Kabe'nin muhafızlığını ve hizmetini yapmaktaydı. Atalarının tevhidî inancını ararken, Allah'ın gösterdiği yolu Hira dağında buldu.
Peygamberlik
Her zamanki gibi Hira dağında tefekküre dalmışken Cebrail geldi. Ona "Oku!" dedi. Olay hiç beklenmedik bir anda ve anî olmuştu. Sakin ve sessiz ortamda gelen sesle irkil-mişti. Nihayet, "Ben okuyamam!" diye cevap verdi. Melek isteğini tekrarladı ama yine aynı cevabı aldı. Melek üçüncü defa; "Yaratan Rabbinin ismiyle oku. O insanı alâk-tan yarattı. Oku, Rabbin en büyük kerem sahibidir. O (insana) kalemle (yazmayı) öğretti." (96: 1-5).
Bu olay, Muhammed @'ın aldığı ilk vahiy olup, risaletinin başlangıcıydı. O sırada 40 yaşındaydı. Eve geldiğinde, Meleğin tezahürü ve bu yüce göreve kendisinin seçilmesiyle şaşkın bir durumdaydı. Sırtına yüklenen büyük yük ve görevinin ağırlığı düşüncesiyle biraz da sarsılmıştı. Olayı tümüyle hanımına anlattı. Hz. Hatice onun mizacında birisine hiçbir zarar gelemeyeceğini ve Allah'ın onu tüm şeytanların şerrinden koruyacağını söyledi. Onu yanına alarak hıristiyanlığı benimsemiş ve yaşlı bir bilge olan amcasının oğlu Varaka b. Nevfel'in yanına götürdü. Varaka, Muhammed @'a Hira dağında olanları dinledikten sonra, Meleğin, kendinden önceki Peygamberlere de vahiy getiren Cebrail olduğunu söyledi. Muhammed @'ın düşmanları tarafından şehrinden çıkarılacağını da söyledi. Kendisinin de kesinlikle onu destekleyeceğini ilâve etti.
Bir müddet aradan sonra vahiy gelmeye devam etti. Rasulullah @, sessizce fakat sebatla tevhid inancını tebliğ etmekte idi. Akrabalarına, arkadaşlarına, yakın dostlarına doğru yaşama yolunu telkin etmeye devam etti. Hanımı Hz. Hatice, İslâm'ı ilk kabul eden oldu. Daha sonra yakın arkadaşları teker teker İslâm cemaatine girmeye başladılar. Çok yakın arkadaşı Ebu Bekir, Kölesi Zeyd, amcasının oğlu Ali ve daha sonra Osman b. Af-fan, Talha, Zübeyr ve Abdurrahman b. Avf müslüman oldular.
Bu yüce davet üç yıl gizlice devam etti. Daha sonra Allah İslâm dinini herkese açıkça tebliğ etmelerini emretti: "O halde sen emlara aldırma." (15: 94). Ve Şuara Suresi'nde: "O halde sakın Allah'ın yanında başka bir tanrı tutup ona yalvarma, yoksa azap edilenlerden olursun. (Önce) en yakm akrabanı uyar." (26: 213-214). buyurulmaktadır.
Muhammed @, Allah'ın emrine uyarak Ku-reyş'in erkeklerini topladı ve onları İslâm dİ-nine davet etti. Allah'ın birliğini anlatarak müşriklerin yolunu takip etmemeleri için onları uyardı. Kureyş halkı Rasulullah'ın anlattıklarına çılgınca tepki gösterdiler. Onunla alay ettiler ve küçümsediler.
Rasulullah @, Mekkeli liderlerin —bilhassa amcası Ebu Leheb ve Ebu Cehil— fesat ve düşmanlığına rağmen tebliğini sürdürdü. Ancak, müşriklerin artan düşmanlığı yanı-sıra doğru, samimi ve Allah sevgisi taşıyan fertler yavaş yavaş İslâm cemaatine girmeye devam ettiler. Bilâl Ammar bin Yâsir, Hab-bab gibi fakir ve zayıflar İslâm'a İhtida ettiler. Bunlar da diğer müslümanlar gibi Mekke'nin ileri gelenlerinin işkence, zulüm ve baskılarına maruz kaldılar. Muhammed @'m getirdiği dine muhalefet gittikçe arttı. Fakat hiçbir şey onu engelleyemediği gibi, şevkini de kırmadı. Üzerine pislik ve dikenli çalılar atıldı. İğrenç sözler söylendi. Herşe-ye rağmen o, devamlı artan bir azim ve gayretle çabalarım sürdürdü.
Habeşistan'a Hicret
Allah'ın Peygamberi'ne ve ashabına yapılan baskı ve zulümler iyice yoğunlaştığında, seksen kadar müslümana, Kızıl Deniz'in karşı yakasındaki komşuları dost ülke Habeşistan'a hicret etmelerine izin verildi. O zamanlar Habeşistan iyi ve âdil bir hükümdar olan hıristiyan Necaşi tarafından idare edilmekteydi.
Nübüvvetin altıncı yılında Ömer ve amcası Hamza da müslüman oldular. Onların da İslâm'a girmesiyle müslümanlarm bilek gücü maya başladılar. Buna karşı Kureyş'in ileri gelenleri dehşete düşerek bu hareketi önlemek için biraraya gelmişlerdi.
Kureyş'in Müslümanlara Karşı Boykotu
Kureyşliler Rasulullah @'a ve müslümanla-ra yaptıkları tüm tehdit, zulüm ve işkencelerin etkili olmadığını ve müslürnanların sayıca istikrarlı olarak arttığını gördüler. Bu durumda amcası Ebu Tâlib'den Muhammed @'ı kendilerine vermesini istediler. Ebu Tâ-lib'in bu teklifi reddetmesi üzerine Mekke-nin bütün kabileleri Muhammed @'ın geldiği Haşimoğulları soyuna sosyal ve ekonomik boykot uyguladılar. Haşimoğulları Kabe civarında bir tepenin yanındaki Şi'b-i Ebî Tâlib'e (şimdi Şuayb Ali denmektedir) sığındı. Üç yıl boyunca çoğu günler açlık, susuzluk ve acı çektiler. Boykot, Peygamberliğin yedinci yılından, onuncu yılma kadar sürdü.
Üzüntü Yılı
Boykotun kalkışından hemen sonra Peygamberimiz @ müşfik amcasıyla sadık ve sevgili hanımını kaybetti. Aynı yıl içinde Ebu Tâ-lib ile Hz. Hatice'nin vefatı Peygamberimizi yalnız ve aile desteğinden mahrum bıraktı. Bu durumu fırsat bilen Kureyşliler tehdit ve baskılarını artırdılar.
Rasulullah @, tevhidi inancını insanlara tebliğ için, Mekke'ye otuz mil uzaklıkta, dağlar arasındaki Taif şehrine gitti. Fakat Taif-liler tarafından da insafsızca taşlanarak saldırıya uğradı. Çok kötü yaralanarak yarı baygın bir hale düşmüştü. Yaralarından akan kanlar ayaklarına inmekteydi. Yine de onlara beddua etmedi.
Miraç
Muhammed @ yalnız kalarak hakarete uğramaktaydı. O sırada Allah onu miraç ile şereflendirdi. Bu olay Kur'ân'da İsra Suresi1 nde şöyle anlatılmaktadır: "Kulu (Muham-med'i) geceleyin Mescİd-i Haram'dan (Kabe) ona bir kısım ayetleri göstermek için, çevresini bereketli kıldığımız Mescid-i Aksa'ya götüren (Allah'ın) şant yücedir. Gerçekten O, işitendir, görendir." (17: 1).
O gece Muhammed @, Cebrail tarafından, Kudüs'teki Mescid-i Aksa'ya ve oradan da kâinatın esrar ve mucizelerini göstermek için semanın en üst noktasına varıp, Cenab-ı Allah'ın huzuruna götürüldü. Miraç hadisesi, Muhammed @'m son peygamber olduğunun ve onun dininin Kıyamet gününe kadar insanoğluna rehberlik edeceğinin bir işaretiydi.
Akabe Bey'atı
Nübüvvetinin on birinci yılında Hacc için Medine'den gelen altı kişi Muhammed @'ı gördü. Bunlar İslâm'a girerek Medine'ye döndüler. Ertesi sene Medine'den on iki hacı daha geldi. Bunlar da İslâm dinini kabul ederek: "Allah'a hiçbir şeyi şirk koşmayacağız, hırsızlık yapmayacağız, insanları ve çocukları öldürmeyeceğiz. Allah'ın Peygambe-ri'ne hayırlı olan her işte itaat edeceğiz." diye yemin ettiler. Bu olay Birince Akabe Bey1 atı olarak bilinmektedir.
Bir yıl sonra, Nübüvvetin on üçücü yılında Hacc amacıyla Medine'den ikisi kadın 75 müslüman geldi. Muhammed @'m Mekke'den ayrılmayı düşündüğünü görünce, onu Medine'ye davet ettiler. Ve: "Ey Allah'ın Ra-sulü, her şartta, varlıkta ve yoklukta, sevinç ve tasada, hepimiz sana itaat edeceğiz. Kimseye fenalık yapmayacağız. Hiçbir kınamadan korkmaksızın, Allah yolunda ve Allah için daima Hakkı söyleyeceğiz!' diyerek yemin ettiler. Bu da İkinci Akabe Bey'atı'dır.
Medine'ye Hicret
Bütün çabalara rağmen İslâmî uyanışı önle-yemeyince gözü dönen Mekkeli liderler, işi temelli halletmeye karar verdiler. Geceleyin Rasulullah @'a suikast düzenlemeyi kararlaştırdılar. Ancak Muhammed @, Cebrail vasıtasıyla düşmanlarının planlarından haberdar oldu. Hemen o gece Mekke'yi terket-mekle emrolundu: "İnkâr edenler, seni tutup bağlamaları, öldürmeleri ya da (yurtlarından) çıkarmaları için sana düzen kuruyorlardı. Onlar düzen kurarken Allah da düzenlerini bozuyordu. Allah düzen yapanların en iyisidir." (8: 30).
Rasulullah @, Hz. Ali'den kendisine emanet edilen değerli eşyaları sahiplerine geri vermek için kendi yatağına girmesini istedi. Sessizce, etrafı müşriklerle çevrili evden kimseye görünmeden çıktı. Hz. Ebu Bekir ile birlikte Medine'ye doğru yola çıktı. Düşmanları onu her yerde ararken, onlar, Mekke'ye on kilometre uzaklıkta Sevr dağındaki Sevr mağarasında üç gün, üç gece saklandılar. Hadiseye Kur'an'da şöyle temas edilmektedir: "Eğer siz ona yardım ederseniz, iyi bilin ki, Allah ona yardım etmişti: Hani yalnız iki kişiden biri olduğu halde, inkâr edenler, kendisini (Mekke'den) çıkardıkları sırada ikisi mağarada iken arkadaşına 'Üzülme, Allah bizimle beraberdir!' diyordu..:1 (9: 40).
Ertesi sabah Mekke'nin ileri gelenleri Mu-hammed @'ın yatağında Hz. Ali'yi bulunca çok öfkelendiler. Onu bulmaya azmettiler. Rasulullah @'ı ölü veya diri yakalayana büyük bir ödül vadettiler. Bunlara rağmen, Peygamber @ ile Hz. Ebu Bekir Medine'ye salimen vardılar.
İslâmî Takvim
Daha sonra, Allah Rasulü'nün Medine'ye hicret yılı İslâmî Takvim'in başlangıç yılı kabul edildi. Bu takvim, Hicrî Muharrem ayının (kamerî ay) birinci günü başlar. (15 Temmuz, 622. M.S.)
3- Medine'deki Hayat
Medine
Rasulullah @ ve Hz. Ebu Bekir kendilerini bekleyen Medine halkı tarafından sevgi ve coşkuyla karşılandı.
Mescid-i Nebevi
Rasulullah @'ın Medine'ye varınca yaptığı ilk Önemli iş, müslümanların toplu olarak ibadet edebilecekleri, dinî, sosyal ve diğer faaliyetlerin yürütüleceği bir mescid inşa etmek olmuştur. Mescidin arsası iki yetimden satın alınmıştır. Peygamber @, ashabıyla birlikte mescidin tamamlanabilmesi için çok çalışmıştır. Mescid-i Nebevi olarak bilinen bu camiye Kur'an'da şöyle temas edilmektedir: "... Ta ilk günden beri takva üzere kurulan mescid elbette içinde namaza durmana daha uygundur. Orada arınmak isteyen insanlar vardır. Allah da arınmak isteyenleri sever." (9: 108).
Kardeşlik
Rasulullah @'ın Medine'de yaptığı ikinci önemli iş, Mekke'den hicret eden Muhacirler ile Medineli Ensar (yardımcılar) arasında kardeşlik tesis etmek olmuştur. Böylece hem yurdundan çıkarılmış insanların iltica problemi kısmen çözümlenmiş, hem de müs-lümanlar arasındaki kardeşlik bağları kuvvetlenmiş oldu. Tesis edilen İslâm kardeşliğine göre Ensar tüm mülkünü, her şeyini Mekke'de bırakarak muhtaç duruma düşen Muhacirlerle paylaşacaktı. Kur'an-ı Kerîm bu olaya Enfâl Suresi'nde işaret etmektedir: "Onlar ki inandılar hicret ettiler, Allah yolar ki (yurtlarına hicret edenleri) barındırdılar ve yardım ettiler; işte onlar, birbirlerinin velisi (yardımcısı, koruyucumu) dhierT (8: 72).
Ensar ve Muhacirler bu şekilde kardeşlik bağıyla bütünleşti. Hatta, Medine'nin Evs ve Hazreç kabileleri arasındaki uzun zamandan beri sürüp gelen husumet dahi unutuldu. Kur'an'da bu durum ise şöyle anlatılmaktadır: "... Allah'ın size olan nimetini hatırlayın. Hani siz birbirinize düşman idiniz, (Allah) kalplerinizi birleştirdi, O'nun nimetiyle kardeşler haline geldiniz." (3: 103).
Yahudilerle Antlaşma
Resulullah @'ın müslümanların Medine'deki durumunu sağlamlaştırmak bakımından attığı önemli bir adım da, komşu Yahudi ka-bileleriyle şehrin savunması için karşılıklı vardım üzerine anlaşmak olmuştur. Bu ant-
1- Hürriyet Beyannamesi
Bu antlaşma bir hürriyet beyannamesi olarak insanlık tarihinde bir dönüm noktasıdır. Müslümanlara olduğu gibi yahudiler için de düşünce ve ibadet özgürlüğü bu antlaşmayla garanti edilmektedir. Aynı zamanda bunların mülk ve canlan da teminat altına alınmaktadır. Rengi, inancı ne olursa olsun bütün insanlar için barış ve özgürlük sağlanmakta ve her türlü suç gayri meşru ilân edilmektedir. Ve bu antlaşma, aslında, insanlık tarihinin ilk yazılı anayasasıdır. Bununla, tüm Medine vatandaşlarına özgürlük tanınmaktadır.
2- Ortak Savunma
Bu antlaşma Medineli müslüman ve yahudiler arasında dostane ve samimi ilişkilerin kurulması için bir teşebbüs olmuştur. Aynı zamanda iki halkın bir arada barış içinde yaşayarak, şehrin tüm saldırganlardan korunması amaçlanmıştır.
3- Rasulullah'in Liderliği
Bu antlaşma ile Rasulutlah @ her meselenin uygulanmasında fiilen Medine Devleti'nin başkanı olmuştur. Her işin denetimi Rasu-lullah @ tarafından yapılacaktır. İhtilâflarda ve diğer meselelerde Allah ve O'nun Ra-sûlüne müracaat edilecektir. Hasım gruplar arasında doğabilecek çekişme ve kavgalara Medine Devleti'ndeki düzen ve barışın devamı için hakemlik yapacaktır.
Organizasyon
Müslümanların Medine'deki durumlarının sağlamlaştırılarak yerleştirilmelerinden sonra, toplum tedricen Tevhidi Kanun (şeriat) temeline göre düzenlenmeye başladı. Toplumun beslenme, içecek, evlenme, ticaret, suç ve ceza, savaş ve barışla ilgili meseleler, soshükmüne bağlandı. Rasulullah @, Medine halkının tartışılmaz lideri, hükümdar, hâkim ve komutanıydı artık.
Oruç
Hicretin ikinci yılında, yetişkin her müslü-manın Ramazan ayında oruç tutması farz kılındı. Bu emir Kur'an'da; "Ey inananlar, sizden öncekilere yazıldığı gibi, korunmanız için sizin üzerinize de oruç yazıldı." (2: 183), ayetiyle ifade edilmektedir.
Zekât
Bütün zengin müslümanlara mallarının bir kısmım zekât olarak vermeleri Allah tarafından emrolundu: "Onların mallarında muhtaç ve yoksullar için bir hak vardı..." (51: 19)
Kıblenin Değişmesi
Müslümanlar Mekkedeyken Kudüsteki Mescid-i Aksa'ya yönelerek namazlarını kılarlardı. Medineye geldiklerinde, Rasulullah @ kıblelerini Kabe'ye çevirmekle emrolundu. Bu durum, İsrailli peygamberlerin çağının Muhammed @'m gelmesiyle sona erdiğinin açık bir işaretiydi. Artık, Kabe'nin bütün müslümanların dinî merkezi olarak tesisinin tam zamanıydı: "Yüzünün göğe doğru çevrilip durduğunu (haber beklediğini) görüyoruz. Elbette seni hoşlanacağın bir kıbleye döndüreceğiz. Yüzünü Mescid-i Ha-ram'a doğru çevir. Nerede olursanız yönlerinizi o yöne çevirin. Kitap verilenler, bunun Rableri tarafından bir gerçek olduğunu bilirler." (2: 144).
Kureyş'le Savaş
Kureyşli müşrikler, müslümanların Medine1 de dahi huzur içinde yaşamasına uzun süre müsaade etmediler. Müslümanların Medine1 de gittikçe kuvvetlenmeleri, müşrik liderlerin Kabe'nin koruyucuları olarak prestijine, sosyol ve ekonomik olarak Önderliklerine karşı bir tehdit olarak görülmekteydi.
Bedir Gazası
Hicrî ikinci yılda, Mekke'nin İleri gelenleri bin silahlıyla Medine'ye saldırdılar. Müslümanlar, müşriklere karşı bir kısmı on dört -on altı yaşlarında çocuklardan oluşan, sadece 313 kişi toplayabilmişlerdi. Rasulullah @, Allah'a İslâm düşmanlarına karşı kendilerine yardım etmesi için şöyle dua etti: "Rabbim! Niyaz ediyorum, Vaadini unutma. Rabbim! Eğer bu ufacık İslâm kuvveti yok olursa, Sana ibadet eden kimse kalmayacak."
Peygamber @'ın duası kabul olundu ve ilâhî yardım vaadi geldi. Kur'an'da Allah; "Siz Rabbinizden yardım istiyordunuz, O da: 'Ben size birbiri ardınca bin melek ile yardım edeceğim' diye cevap vermişti." (8:9) buyurmaktadır.
Her şeyden Önce müslümanlar, kendilerini yıkayan yağmurla dinçleştiler, ruhlarını tazeleyip kumdaki durumlarını sağlamlaştırdılar.
Kur'an bu olayı şöyle anlatır: "O zaman sizi, Allah'tan bir güven olmak üzere hafif bir uyku buruyordu, üzerinize sizi temizlemek, şeytanın pisliğini (içinize attığı kötü düşünceleri) sizden gidermek, kalplerinizi (birbirine) bağlamak ve ayakları(nızı) pekiştirmek için üzerinize gökten bir su indiriyordu." (8:11). Ve onların moralini artırarak cesaretlendirmek için İlâhî Yardım haberi verilmektedir: "Rabbin meleklere 'Ben sizinle beraberim, inananları destekleyin; Ben inkâr edenlerin yüreklerine korku salacağım; vurun onların boyunlarım, parmaklarını!' diye vahyetti." (8: 12).
Düşmanlar öldürüldü. Bu arada müşrikler, birçok önderleri dahil yetmiş ölü, yetmiş de esir verdiler. Müslümanlar ise on dört şehid verdiler. Kur'an bu zaferi şöyle anlatır: "Siz zayıf durumda iken Allah size Bedir'de de yardım etmişti." (3: 123).
Uhud Savaşı
Ertesi yıl Mekkeli müşrikler Medine'ye tamamı silahlı 3000 kişiyle tekrar saldırdılar. Hedefleri önceki yılki mağlubiyetin intikamımı almaktı. Rasulullah @ 700 kişiyle yola çıkarak Medine'ye birkaç kilometre uzaklıktaki Uhud'da konakladı. Peygamber @ Uhud dağındaki geçide hâkim olmak ve düşmanların arkadan yapabilecekleri bir saldırıya karşı koymak üzere elli okçuyu görevlendirdi. Okçulara, zafer veya mağlubiyet, ne ulursa olsun görevlendirildikleri mevkileri kesinlikle terketmemeleri emrolundu.
Savaş başlayıp düşmanın geri çekilmesiyle, birçok okçu düşmanlarından ganimet toplamak için mevkilerini terkettiler. Geçidi savunmasız bulan düşman süvarisi Halid b. Ve-lid'in komutasında arkadan saldırıya geçti. Allah'ın Rasulüne itaat etmeyen bazı adamların açgözlülüğü yüzünden zafer bir anda bozguna dönüştü.
Rasulullah @, süren savaşın şiddetiyle yaralandı ve dört dişini kaybetti. Sonunda müslümanlar yetmiş şehid ve kırk yaralı verdiler. Düşmanın kaybı ise sadece otuz kişiydi. Rasulullah @'ın amcası Hz. Hamza da şe-hidlerin arasındaydı. Kur'an'da bu savaşa şu ifadeyle temas edilmektedir: "And olsun ki, Allah, size verdiği sözde durdu. Onun izniyle kâfirleri kırıp biçiyordunuz, ama Allah size arzuladığınız zaferi gösterdikten sonra savaş içinde (bu hususta) çekiştiniz ve isyan ettiniz. Kiminiz dünyayı, kiminiz ahireti istiyordu. Sonra Allah sizi denemek için geri çevirip, bozguna uğrattı..." (3: 152).
Ahzab (Hendek) Savaşı
Hicrî beşinci yılda, Mekke'nin önderleri tüm Arabistan beldesinde 10.000 kişi toplayarak Medine üzerine yürüdüler. Müslümanlar şehri korumada kararlıydılar. Şehrin etrafına hendek kazdılar. Medine etrafındaki kuşatma dört hafta kadar sürdü. Fakat, bir gece düşman şiddetli soğuk ve fırtınaya tutularak dehşete kapıldı. Tam bir kargaşa içinde geri çekildiler. Mekkeli müşriklerin güçlerinin sonu gelmişti. Kur'an buna şöyle işaret etmektedir: "Ey mü'minler! Allah'ın size olan nimetini hatırlayın, hani bir zamanlar size ordular gelmişti de, Biz onların üzerine bir rüzgâr ve sizin görmediğiniz ordular göndermiştik. Allah, yaptıklarınızı görmektedir. Hani onlar yukarınızdan ve aşağınızdan gelmişlerdi. Gözler kararmış, yürekler ağızlara gelmişti. Allah katında türlü zanlarda bulunuyordunuz." (33:9-10).
Hudeybiye Antlaşması
Rasulullah @, Hicrî altıncı yılda 1400 müminle birlikte Mekke'ye hacc için yola çıktı. Müslümanlar Mekke'nin Cidde tarafında birkaç kilometre uzaklıkta bir yer olan Hu-deybiye'de konakladılar. Rasulullah @, Hz. Osman'ı Kufeyş'in ileri gelenleriyle Hacc şartlan üzerinde müzakere etmek üzere gönderdi. Ancak, Hz. Osman dönmediği gibi cî dürüldüğüne dair bir söylenti de yayıldı. Peygamber @ bütün ashabını toplayarak onlara İslâm yolunda her şeylerini, hatta gerekirse canlarını dahi vereceklerine dair yemin ettirdi. Bu olay Rıdvan Bey'atı olarak bilinir. Kur'an olaya şu ifadeyle temas eder: "Allah, ağacın altında sana bey'at ettiklerinde müminlerden razı olmuştur. Gönüllerindekinİ bildiği için onların üzerine huzur ve güven indirdi ve onlara yakın bir fetih verdi." (48:18).
Mekkeli liderler bu olayı duyunca endişelenerek Rasulullah @ ile bir antlaşma imzalamaya karar verdiler. Bu antlaşmaya Hudeybiye Musahalası denilmektedir. Maddeleri aşağıdaki gibidir:
1- O yıl müslümanlar Medine'ye geri dönecekler.
2- Ertesi yıl Hacc için Mekke'ye gelebilecekler. Ancak sadece üç gün kalabilecekler.
3- Müslümanlar, Mekkeli hiçbir müslüma-m Medine'ye kabul etmeyecekler. Mekke'de kalmak isteyene de engel olmayacaklar.
4- Mekkeli bir müslüman Medine'ye giderse iade edilecek. Fakat Medineli bir müslüman Mekke'ye giderse, Medineli müs-lümanlara iade edilmeyecek.
5- Kureyşliler müslümanlara saldırmayacak, müslümanlara karşı başkalarına dayardım etmeyecek. Müslümanlar bir diğer grup ile savaştığında da tarafsız kalacaklar.
Bu maddeler çok ağır ve müslümanların aleyhineydi. Tabiî olarak Hz. Ömer gibi pek çok müslüman çok üzgün ve kızgındı... Fakat Rasulullah @ antlaşmayı Allah'ın emriyle kabul etmişti. Oysa uzun dönemde müslümanların rahat bırakılması bakımından hayırlı olmuştur. Kur'an bu olayı şöyle anlatır: "Biz sana apaçık bir fetih verdik, la ki Allah, senin günahından, geçmiş ve gelecek olanı bağışlasın ve sana olan nimetini taamlasın ve seni doğru yola iletsin. Ve Allah sana şanlı bir zafer versin." (48: 1-3).
Suriye'ye yerleşmelerini emretti. Daha sonra Benî Nâdir kabilesinden Medine'yi terket-meleri istendi. Onlar da barış anlaşmasını yenilemeyi kabul etmemiş, üstelik Rasulullah @'ın hayatına da suikast teşebbüsünde bulunmuşlardı.
Benî Kureyza kabilesi de anlaşmayfihlâl etti. Hendek Savaşı sırasında müminler, müş-riklerce her taraftan kuşatıldığında müşriklerle gizli temaslarda bulunarak yardım ettiler.
Düşman yenilgiye uğratıldıktan sonra Peygamber @ bu kabileyle uğraşmaya başladı. Barış anlaşması imzalamaya yanaşmayan bu kabile savaşa yönelik hazırlıklara da girişmişti. Bir ay kadar süren muhasaradan sonra teslim oldular. Müslümanlardan, akibetleri-ne eski arkadaşları Sad b. Muaz'm karar vermesini dilediler. O da, Tevrat'ın emirleri uyarınca bütün erkeklerin öldürülmesi, kadın ve çocukların esir edilmesi ve varlıklarına savaş ganimeti olarak el konması kararına vardı.
Kur'an bu olayı şöyle anlatır: "Kitap ehlinden onlara yardım eden (Kureyza yahudİ)le-rini de kalelerinden indirdi ve kalplerine korku düşürdü. Bir kısmını Öldürüyordunuz, bir kısmını da esir alıyordunuz. Topraklarım, evlerini, mallarını ve henüz ayak dahi basmadığınız yerleri Allah size miras olarak verdi. Allah her şeye kadirdir." (33: 26-27).
Hayber'e giden yahudi kabileleri müslüman-lara olan husumet ve entrikalarını hararetle sürdürdüler. Bu yıllarda Mekkeli müşrikleri müslümanlara karşı faal olarak desteklediler.
Rasulullah @, artık onları cezalandırmak mecburiyetin deydi. Hicrî yedince yılın Muharrem ayında 1400 kişiyle Medine'nin kuzey-doğusunda tahkim edilmiş bir yer olan Hayber üzerine yürüdü.
Yirmi günlük bir muhasaranın neticesinde yahudi kaleleri müslümanlar tarafından fet-holundu. Yahudilere, barış içinde yaşamak, arazilerini ekmek ve ürünün yarısını müslü-manlara vermek şartiyle Hayber'de kalma izni verildi. Kur'an'da Hayber zaferine şöyle işaret edilmektedir: "Topraklarını, evlerini, mallarını ve henüz ayak dahi basmadığınız yerleri Allah size miras olarak verdi. Allah her şeye kadirdir." (33-27). Fetih Suresi'nde de şu ifade vardır: "yine onlara alacakları birçok ganimetler bahşeyledi. Allah aziz (üstünedir, hikmet sahibidir." (48: 19).
Tebük Seferi
Tebük, Medine'nin kuzeyinde 500 kilometre kadar uzaklıkta bir yerdir. Romalılar, Gas-san, Lahm, Cüzam gibi kabilelerin yardımıyla Medine'ye saldırmayı planlıyorlardı. Rasulullah @, tedbir olarak Roma împarator-luğu'nun tehdidine karşılık vermeye kararlıydı. Otuz bin kişiyle Tebük'e doğru yola çıktı. Fakat düşman gelmedi. Orada yirmi gün kalarak bölgedeki kabile reisleriyle barış anlaşması yaptı.
Veda Haccı
Mekke'nin fethiyle Rasulullah @ ve Kureyş-Iiler arasındaki savaşın sonucunu beklemekte olan pek çok insan, onun dininin doğruluğuna ikna olarak İslâm'a girmeye başladı. Arabistan'ın her tarafından Medine'ye İslâm dinine girmek için heyetler gelmekteydi. Mekke'nin fethinden sonra binlerce insan dalga dalga İslâm Cemaati'ne dahil oldu.
Allah'ın dininin vahyi tamamlanmış ve İslâm bütün Arap yarımadasına yayılmıştı. Peygamber @ artık görevini tamamlamıştı. Hicretin onuncu yılında Rasulullah @ Son Hacc'm hazırlığını yapmaktaydı. Veda Hutbesini Arafat'ta, ülkenin her tarafından gelen 100.000'i aşkın müslüman dinledi.
Rasulullah @, bu hutbede Tevhid inancının ve hesap gününün önemini vurguladı. Her müslümanın can, şeref ve mülkünün kudsiyeti üzerinde durdu. Kadın hakları ve faiz yasağı konularını da önemle anlattı. Ve nihayet müslümanlara, Allah'ın Kitabı'nı ve kendi sünnetini bıraktığını söyledi. Şayet bu ikisine sımsıkı sanlırlarsa hiçbir zaman yanlışa düşmeyeceklerini açıkladı.
Vefatı
Veda Hacc'ı dönüşünden iki ay sonra Rasu-lullah @ hastalandı ve hicrî on birinci yılın (Risaletin 23'ncü yılı) Rebiülevvel'inl2'sinde Pazartesi günü vefat etti. (Temmuz 633/M). Allah'ın rahmeti ve selamı onun ve yolundan gidenlerin üzerine olsun.
KISIM 2
MUHAMMED : MÜKEMMEL İNSAN
1- Mükemmel İnsan
Bu dünya şu veya bu sahada büyüklüğünü göstermiş binlerce insana şahit olmuştur. Bir kısmı mührünü tarih sayfalarına da basmıştır. Nice büyük krallar, savaşçılar, fatihler, filozoflar, kanun adamları, şairler ve kumandanlar bu dünyadan gelip geçtiler. Hepsi de şöyle veya böyle insanların hayatlarını bir dönem için etkilemiştir. Ancak hiçbirinin etkisi ebedî ve kalıcı olmamıştır. Böyle adamların kimisi insan hayatını bazı yönleriyle etkileyebilmişlerdir. Fakat hiçbiri insan hayatım her yönüyle, tamamen etkileyememiştir. Hayatı bütünüyle etkileyen sadece Allah'ın rasulleri olmuştur. İnsanlığa fazilet ve iyilik getirerek günah ve zulüme karşı mücadele etmişlerdir. Zamanlarının hâkim sistemlerini ekonomik, sosyal ve siyasî olarak aşırılık, fenalık ve yolsuzluklardan paklamışlardır. Hayatın her anına adalet ve iyiliği hâkim kılmışlardır. Peygamberler, bu köklü inkılâbı, tevhidi öğreti ve örnek hayatlarıyla yapmışlardır. Baskı ve zora dayanmaksızın; sadece toprak ve ülkelere değil, insanların kalplerine de hükmettiler. Çünkü onlar insanlık için gerçekten hayırlıydılar. Gece-gündüz ve karşılık beklemeksizin insanların mutluluğu ve kurtuluşu için çaba sarfettiler. Seçkin kabiliyet ve şahsiyetleriyle çok sayıda insan bu dünyadan geçti. Fakat hiçbirinin yaşantısı, günlük hayatının tüm teferruatına kadar bilinmemektedir. Hatta, İbrahim @, Musa @ ve İsa @ gibi tarihi değiştiren ve insanlığın hayatını tevhidî dinleri ve şahsî örnek hayatlarıyla etkileyen peygamberlerin dahi hayatlarından, gelecek nesillere bıraktıkları, bilinen fazla bir şey yoktur.
Onların öğretileri kaybolmuş veya değişerek hakikî şekillerini kaybetmiştir. Hayatları, söz ve davranışları hakkındaki kayıtlar eksiktir.Hayat hikâyeleri tamam olmayıp, milyonlarca insanın hayranlık ve saygı duyduğu mükemmel hayat ve şahsiyetlerini yeterince göstermemektedir. Öğretilerinin bazı kısımları zamanla tahrif olmuş ve başka düşüncelerle karışmış olduğundan, gelecek nesillere vahyi ve peygamberlerin sünnetini intikal etti-rernemiştir. Hiçbir din, hatta öğreti, bir peygamber veya uygulayıcısı olmadan insanlığa telkin olunamamıştır. Muhakkak ki Öğreticinin şahsiyeti ve fiilî örnek verebilme kabiliyeti, öğreti ve misyonun başarısı bakımından çok önemlidir.
Tarihte hayatı tamamiyle kaydedilen tek peygamber Muhammed @ 'dır. Hayatında geçen önemli olaylarla birlikte, ömrünün, doğumundan vefatına kadar tamamı, günlük hayatı tarih sayfalarına geçmiştir. Bütün söz, iş, hareket, ilişki ve karakterinin teferruatı saklıdır. Hatta nasıl yürüdüğü, oturması, ibadet etmesi gibi hayat tarzının ince detayları dahi bilinmektedir. Saç, göz ve yüzü ne renkti? Nasıl giyinirdi? Namazlarda, yatmadan önce ve sonra, at veya deveye bindiğinde, yemekten önce ve sonrası, veya yeni bir elbiseyi ilk giydiğinde hangi duaları okurdu. Aile hayatı nasıldı? Hanım ve hizmetçilerine nasıl davranırdı? Kısacası evde, mescid-de ve dışarıdaki hayatı ashabında tamamen bilinmekteydi ve açık bir kitap olarak gelecek nesillerin faydalanması ve hayatlarını düzenlemesi için kaydedildi.
Rasulullah @'ın şümullü ve mükemmel hayatı, her yaş ve meslekteki kadın-erkek bütün insanlık için ideal bir örnektir. Muhammed @ sadece bir peygamber değildi. Aynı zamanda da bir insandı O. Öğretisi cami içinde kalmadı. Şahsî ve sosyal ilişkilerinde insanlara iyi, doğru ve âdil olmayı öğretti. Evde hammlarıyla konuşur; çarşıda ahş-veriş esaslarını anlatırdı. Ülke dışından heyetler geldiğinde devletlerarası meselelere temas ederdi. Bu şekilde milletlerarası hukukun temeli de atılmıştı. Savaş zamanı savaş ve ba-nş hukukunu ortaya koyardı. Ashabıyla ihtilaflara karar verirken, onlara muhakeme etmenin, medenî ve ceza kanunları vermişti. Devlet içinde kişi ve grupların haklarını korumak için, daha sonra İslâm Devleti'nin anayasası olan hükümler vermişti.
Kısaca, ömrü boyunca Rasulullah @, muhtelif safhalar geçirdi. Doğrudan pekçok olayı yaşadı. Çocukluğunda süt ailesinin yanında çobanlık yaptı. Mekke'de aile ve komşularının sürülerini güttü. Daha sonra geçimini sağlamak için bir süre tüccarlık yaptı. Evlenerek çocuk sahibi oldu ve ailesiyle mutlu bir hayat yaşadı. Medine'de ise toplumun başkanı oldu; hâkimlik, yöneticilik ve komutanlık gibi muhtelif fonksiyonları icra etti. Görüldüğü gibi Muhammed @ değişik yerlerle engin bir tecrübe sahibi, farklı şartlardaki insan ihtiyaçları hakkında bir hayli bilgi sahibi olmuştur.
Rasulullah @, tüm tecrübelerini gelecek nesillere bırakmıştır. Getirdiği din orijinal haliyle Kur'an'da, söz ve davranışları ise Hadis kaynaklarında mahfuzdur. Bu kayıtlarda ahlâk, maneviyat, iktisat, sosyoloji ve siyaset ile ilgili meseleler mevcuttur. Din mutlak, mükemmel ve insanın zaaflarından azade idi. Sağ veya sol her türlü aşırılığa izm vermeyerek bize doğru ve mutedil yaşamayı öğretmektedir. İlâve olarak bu din, insanın bütün ihtiyaçlarını karşılayan pratik bir dindir. Her şeyin üstünde İlâhî vahiy ve Rasulullah @'ın hayatı müslümanlar için bir Örnek olmak ve daima nesiller boyu insanlığa ışık tutmak üzere canlıdır.
Rasulullah @'ın hayatı insanlara iyilik, takva, ferdî ve sosyal hayatlarında başarı için mükemmel bir model ve örnektir. İnsanlar, onun mesajından "ışık", hayatından "rehberlik" bulacaktır; İkisi bir arada insanlığın ahlâk, maneviyat ve hayatın sosyal alanında mükemmellik mücadelesinde yolunu aydınlatan ebedî kaynaklardır.
Bu büyük İnsanın şahsiyetini Kur'an, Kalem Suresi'nde şöyle izah eder: "Şüphesiz sen büyük bir ahlâka sahipsindir." (68:4) Kur'an-in ifadesiyle Muhammed @'ın şahsiyet ve karakter düzeyi diğer insanların çok üzerindedir. Işıldayan şahsiyeti, örnek hayatı ve getirdiği İlâhî mesaj ile, çevreleyen karanlığı aydınlatan bir mücevher gibiydi.
RasuİulIah @'ın özellikleri hakkında soru soran birisine Hz. Aişe "Kur'an onun ahlâkıdır." cevabını vermiştir. O, Kur'an'ı insanlara sadece lafzen öğretmemiş, aynı zamanda hükümlerini de uygulamıştır. Muhammed @, Kur'an'ın uygulamadaki mükemmel bir örneğidir. Kur'an ne emrediyorsa uymuş, neyi yasaklıyorsa herkesten fazla sakmmıştır. Kur'an'ın emrettiği İyiliği herkesten çok benimsemiş; onun hoş görmediğini herkesten çok reddetmiştir. RasuİulIah @, hanımı Hz. Aişe'ye göre, hiçbir kölesine kötü davranmamış ve şahsı adına intikam davası gütmemiş-tir.
RasuİulIah @'a sekiz yaşından itibaren on yıl hizmet eden Enes'in kendi rivayetine göre, bu zaman zarfında RasuİulIah @ hiçbir zaman verdiği bir zarardan ötürü dahi onu suçlamamıştır. RasuİulIah @'ın ailesinden biri Enes'i suçladığında Peygamberimiz onu yalnız bırakmalarını isterdi. Câbir'in rivayetine göre RasuİulIah @: "Allah beni iyi ahlâkı tamamlamak üzere gönderdi." (Mişkât) buyurmuştur.
RasuİulIah @ mükemmel bir insan olmakla beraber, sade bir insan hayatı yaşamıştır. Fakirlere, dul ve yetimlere yardım etmiştir. Zayıflara karşı nazik ve müşfik; yabancı ve yolculara sıcak davranırdı. Çok eza çekmesine rağmen, kimseye zarar vermedi. Dostlarına candan ve sevgiyle; düşmanlarına karşı ise affedici ve merhamet ile muamele ederdi. Görevinde samimi ve fedakâr; işinde iyi ve doğru; dostunu olduğu gibi düşmanını da yargılarken hükmünde âdil idi. Kısaca bütün iyilik ve mükemmellik Muhammed @'ın şahsında toplanmıştır.
Bu kadar büyük bir insan zaman ve mekânın üstüne çıkar. Her çağın insanı onun hayatında muhtelif sahalarda kendisine rehberlik edecek bir şey bulacaktır. Kur'an, hayatın bu veçhesine şöyle temas etmektedir: "Andolsun ki sizin için, Allah'ı ve ahİreti arzu eden ve Allah'ı çok anan kimseler için Allah'ın elçisinde (RasuİulIah @'da) en güzel bir örnek vardır." (33: 21).
O, insanoğlunun günlük yaşayışında, Allah'a, hesap gününe inananların alacağı mükemmel bir örnek ve rehberdir.
2- Nezaket
Ona niçin mükemmel insan dendiğini görmek için Rasulullah @'ın hayatının değişik veçhelerini birer birer ele alalım.
Muhammed @, çok nazik ve iyi huylu bir insandı. Hanımı Hz, Aişe, Hz. Ali ve Enes gibi sahabeden pek çok kişinin rivayetine göre Rasulullah @ iyi ve güzel huylu olup, bütün insanlara çok nazik davranırdı. Her zaman mütebessimdi. Yüzünde daima ışıldayan bir parlaklık ve neşe ifadesi vardı. Ebu İshak'ın rivayetine göre el-Berea'ya Rasulullah @'ın yüzünün bir kılıç kadar parlak olup olmadığı sorulduğunda "Hayır, ay kadar parlaktır" şeklinde cevap vermiştir. Yine Abdullah b. Amr'ın rivayetine göre Rasulullah @, âdet üzere kullanılan hiçbir kötü sözü ağzına almamıştır. O, "Aranızda en iyi olanınız, en iyi ahlâka sahip olanınızdır." derdi. Rasulullah @'a göre bu dünyada çok hafif görünen nezaket, Hesap Günü'nde çok ağırlığa sahip olacaktır. (Mişkât).
Câbir b. Abdullah'ın ifadesine göre Rasulullah @ kendisini her gördüğünde daima tebessümle selamlar ve hüsnü kabul gösterirdi. Abdullah b. Haris, Muhammed @'dan daha nazik hiçbir insan görmediğini söylemiştir. Rasulullah©, birisiyle karşılaştığında selâm verirdi. Onunla özel olarak konuşmak isteyen olduğunda, o yanından ayrılmadıkça Rasulullah @ yüzünü başka tarafa çevirmezdi. Aynı şekilde herhangi bir kimse ile musafaha yaptığında karşısındaki elini sal-madıkça o elini bırakmazdı. Peygamber @ ashabıyla toplu olarak bir arada oturduğunda ayrıcalıklı bir yere oturmazdı. Hatta öyle olurdu ki, Medine'ye gelen yabancı heyetler mescidde oturan Rasulullah @'in.kim olduğunu ayırdedemezlerdi.
Bir defasında, Habeşistan hükümdarından °ir heyet geldiğinde Rasulullah @ onlara kendi misafiri gibi muamele etti. Kaldıkları süre içinde onlara hizmet etti ve lüzumlu her hizmeti kendisi sağladı. Ashabı, misafirlere hizmeti kendilerinin yapmak istediklerini rica ettiklerinde Rasulullah @, onlara kendilerini olduğu gibi Habeşlileri de yine kendisinin ağırlayacağını söylemiştir. Bedir savaşında bulunan Utbân b. Mâlik'in anlattığına göre, gözlerinin zayıfladığını hissedince Rasulullah @'a giderek evini ibadet yeri yapabilmek için kendi evine gelip orada namaz kılmasını rica etmiştir. Ertesi gün, Rasulullah @ Hz. Ebu Bekir'le birlikte erkenden Utbân b. Mâlik'in evine giderek iki rekat namaz kılmışlardır. (Mişkât).
Peygamber @, Ukbe b. Âmir İle birlikte dağlar arasında dar bir geçitten geçiyorlardı. Rasulullah @ deve üzerinde, Ukbe b. Âmir fte yayaydı. Ukbe'ye deveye binme sırasının geldiğini söyleyince Ukbe, kendisinin binek üzerinde, Allah Rasulü'nün ise yaya kalmasının doğru olmayacağını düşündü. Fakat Rasulullah @ deveden inerek onu zorla bindirdi.
Rasulullah @ sataşma, istihza ve insanların kaba söz ve davranışlarına daima hoşgörüyle bakmış, şikâyetçi olmamıştır. Zeyneb ile evlendiği zaman verdiği velime yemeğinde misafirlerin çoğu gece geç vakte kadar kalarak aralarında konuşmaya devam etmişlerdir. Bu durum, Peygamber @'e büyük terslik ve güçlük çıkarmıştı. Fakat yine de onlara karşı ağzından bir söz çıkmamıştı. Bunun üzerine, Allah müslümanlara birbirleriyle ilişkilerinde daha ince ve kibar olmayı öğretmek üzere vahyini gönderdi: "Ey inananlar! Peygamberin evlerine, yemeğe çağrılmaksızın vakitli vakitsiz girmeyin; fakat davet edüirseniz,gi-rin ve yemeği yiyince dağıhn. Sohbet etmek için de girip oturmayın. Bu haliniz Peygamberi üzüyor, o da sîze bir şey söylemeye çekiniyordu. Allah gerçeği söylemekten çekinmez. Peygamberin eşlerinden bir şey isteyeceğinizde onu perde arkasından isteyin. Bu sayede sizin gönülleriniz de, onların gönülleri de daha temiz kalır. Bundan sonra ne Allah'ın peygamberini üzmeniz ve ne de onun eşlerini nikahlamanız asla caiz değildir. Doğrusu bu Allah katında büyük şeydir." (33: 53)
Adamın biri evine gelmek için Rasulullah @'dan izin istedi. O da gelmesini söyledi; fakat ailesine de bu adamın kabilesinin iyi bir ferdi olarak bilinmediğini haber verdi. Evine geldiğinde Rasulullah @ onu çok İyi karşılayarak gayet kibar ve nazik muamele ederek konuşmuştur. Hz. Aişe bu duruma şaşırmıştı. Misafir gittiğinde bu şahsın iyi birisi olmadığım bilmesine rağmen, ona niçin bu kadar iyi ve candan davrandığını sordu. Rasulullah @, Allah indinde en kötü insanın; küstah ve kötü söz söylediği için insanların görüşmeyi kestiği insan olduğunu söylemiştir. (Mişkât).
Yahudilerin Rasulullah @ ve İslâm'a karşı husumetleri açık bir hakikatti. Fakat yine de Peygamber @ onlara daima İyilikle muamele etmiş ve onlara hiçbir garez gütmeksizin açık kalpli davranmıştır. Yahudiler, müslüman kadınlara kötülükle muamele etmiş, Allah Ra-sulü'ne kötü sözler söylemiş, hatta suikast teşebbüsünde bulunmuşlardır. Bütün bunlara rağmen^ahudilere olan davranışını değiştirmedi. Onlara daima nezaketle muamele etmiştir.
Rasulullah @'ın meclisi devamlı kalabalık olduğundan sonradan gelenlere yer kalmazdı. Sahabe, ona yakın yerleri de çabucak doldururdu. Bundan sonra gelenler için ise Peygamber @ kendi hırkasını yere sererdi. Bir defasında Ci'râne denilen yerde insanlara et dağıtırken Rasulullah @'m yanına bir kadın geldi. Rasulullah @ ona büyük saygı gösterdi. Sorulduğunda bu kadının onun süt annesi olduğu öğrenildi. Yine bir gün Peygamber @ otururken yanına süt babası geldi. Rasulullah @ oturması için hırkasının bir köşesini açtı. Birazdan da süt annesi geldi. Ona da hırkasının ikinci köşesini açtı. Sonra da süt kardeşi gelince, onu da önüne oturttu.
Bir gün Ebu Zer'i aradı; fakat evde yoktu. Kısa bir ^üre sonra Ebu Zer, Peygamber @ yatağa uzanmışken çıka geldi. Rasulullah @ onu görence ayağa kalkarak kucakladı. Cafer de Habeşistan'dan döndüğünde onu da kucaklayarak alnından öptü. İnsanları selamlamada önce davranan hep o olurdu. Yolda yürürken gördüğü kadın, erkek, çocuk herkese selâm verirdi. Bir defasında yürürken rastladığı müslüman ve münafıkların karışık olduğu bir grubu topluca selamlamış-tır. (Mişkât).
Enes şöyle demiştir: "Bir gün Rasulullah @ beni bir şey yapmak için gönderdi, ben de (kendi kendine) 'Allah'a and olsun ki gitmeyeceğim.' dedim. Fakat Allah'ın Rasulü'nün emrettiğini yapmam gerektiğini kalbimde hissettim. Bu yüzden yola çıktım. Sokakta oynayan çocuklarla karşılaştım. Arkamdan yanaşmış olan Rasulullah @ aniden ensemden yakaladı. Dönüp baktığımda gülerek, 'Emrettiğim yere gittin mi küçük Enes?' diye sordu. Ben de, 'Evet, oraya gidiyorum, ey Allah'ın Rasulü,' diye cevap verdim. Rasulullah @ bana hiçbir şey söylemeden gülümsedi"
Hz. Ali'nin rivayetine göre, Rasulullah @ bir yahudi doktora birkaç dinar borçluydu. Yahudi borcunu ödemesini isteyince, Rasulullah @: "Sana verecek hiçbir şeyim yok," dedi. Yahudi de: "Muhammed, parayı almadan ayrılmayacağım,'' diye cevap verdi. Rasulullah @ da: * 'O zaman ben de seninle otururum," dedi. Ve gerçekten de öyle yaptılar. Rasulullah @ öğleyin, ikindi vaktinde, akşam, gece ve ertesi sabah yahudi yanınday-ken namaz kıldı. Sahabe de yahudiyi tehdit ettiler. Rasulullah @ durumun farkındaydı. Ashabı Rasulullah @'a: "Ey Allah'ın Rasulü, bu yahudi seni esareti altına mı aldı?" diye sordular. Rasulullah @: "Aramızda akit yapılan birisine karşı kötülük yapmaktan Rabbim beni alıkoymuştur?' buyurdu. Daha sonra güneş yükseldiğinde yahudi: "Şehadet ederim ki Allah'tan başka ilâh yoktur ve yine şehadet ederim ki, sen Allah'ın elçisisin. Mülkümün yarısını Allah yoluna vakfediyorum. Allah'a yemin ederim ki sana öyle davranmamın sebebi Tevrat'ta; 'Muhammed b. Abdullah, doğum yeri Mekke, hicret ettiği yer Tabe ve hükümdarlığı Suriye'de olan,' şeklinde tarif edilenin sen olup, olmadığını anlamak içindi. Sıkıntılı olduğunda kaba veya sertleşip bağırmazdı. Ağzından hiç kaba, kötü bir söz çıkmamıştır." (Mişkât)
Bir defasında birisinden kırk say (hububat ağırlık ölçüsü) borç almıştı. Adam daha sonra muhtaç duruma düşünce Rasulullah @'a gelerek alacağını istedi. Adam bir şey söyleyecekken Rasulullah @: "İyilikten başka hiçbir şey söyleme, çünkü borcunu ödeme bakımından ben borçluların en iyisiyim," diyerek kırk say borcuna karşılık, kırk say da onun iyi niyetine karşılık bir jest olarak seksen say ödemiştir.
Rasulullah @ bir deve satın almıştı. Bir müddet sonra satıcı gelerek çok sert bir ifadeyle parasını istedi. Sahabe adamın üzerine yürümek istediyse de Rasulullah @ onu bırakmalarını, çünkü alacaklının daima alacağını isteme hakkı olduğunu söyledi. Yine bir başka alacaklı Rasulullah @'dan kaba bir tavırla alacağım istediğinde Ömer b. Hattab onun üzerine yürüdü. Peygamber @: "Ey Ömer, dur! Benden borcumu ödememi, ondan da sabırlı olmasını istemen daha doğru olur" buyurdu. (Mişkât)
Meclisinde bulunan hiç kimse Rasulullah @'ın kendine karşı kaba veya küçümseyici bir tavrını dahi hissetmemiştir. Söz veya hareketle hiç kimseye hakaret etmemiş, gücen-dirmemiştir. Hiç kimse ondan kötü bir söz işitmemiştir. Hiç kimseye arkasını dönmezdi. Meclisinde oturan herkes azami derecede saygı ve şerefli muamele gördüğünü hissederdi. Arkadaşlara nazik davranmanın hayırlı bir iş, her hayırlı işin de bir sadaka olduğunu söylemiştir. Yine Rasulullah @: "İçinizde en iyi olanınız şahsiyet ve ahlak olarak en iyi olanımzdır." buyurmuştur. Bir defasında da içi dışından, dışı da içinden görülebilenlere Cennet'te yüksek köşkler bulunduğunu müjdelemiştir. Bunu işiten bir Bedevi bu binaların kimler için olduğunu sordu. Rasulullah @ da, bunların nazik ve tatlı konuşanlar için olduğunu söylemiştir.
İbn Ömer, Ebû Hureyre ve Ebu Derde gibi pekçok sahabenin rivayetine göre Rasulullah @, Hesap Günü'nde müminlerin tartısında nezaketten fazla hiçbir şeyin ağır gelmeyeceğini, çünkü Allah'ın kaba ve terbiyesiz insanları sevmediğini söylemiştir. Yine başka bir rivayete göre terbiyeli bir insan iyi ilişkisinden ötürü namaz kılan, oruç tutan biri gibi sevap kazanır. Bir defasında Rasulullah @ 'a hangi amellerin insanları Cennet'e götüreceği sorulduğunda şöyle cevap vermiştir: "Allah korkusu ve iyi ahlâk." (Mişkât)
Rasulullah @'dan Ebu Derda'mn rivayetine göre, bir parça nezaket verilen insana bir hayır verilmiştir. Bir parça nezaketten mahrum insan da hayırdan yoksundur. Câbir'in rivayetine göre Resulü Ekrem @: "Hesap gününde bana yakın oturacak olan, içinizde bana sevgili olanlar, iyi ahlâk ve terbiye sahibi olanlarımzdır." buyurmuştur. (Mişkât)
Rasulullah @ kendisiyle konuşanı dikkatle dinler, yüzünü karşısındakinden başka bir yere çevirmezdi. Her kim olursa olsun karşısındakine sadece yüzünü döndürmekle yetinmez, tüm vücudunu ona çevirirdi. Onunla temas eden herkes onun özelliklerinden derinden etkilenirdi. Onunla işi olan, Rasulullah @'ın iyi huyu, nezaketi ve dostane davranışlarına hayran olurdu. Ebu Zer'in rivayetine göre Rasulullah @: "Kardeşlerinize iyi davranınız, yolunu kaybedene yolunu göstermeniz ve herkesin geçtiği bir yoldan bir taş veya dikeni kaldırmanız sizin için bir sadakadır." buyurmuştur. Peygamber @, davranış ve ahlâkını düzelten herkesin Cennette köşklere sahip olacağını müjdelemiştir. (Mişkât)
Birgün Rasulullah @'a bir yahudi gelir ve onu "Esselamualeyküm" (barış üzerine olsun) demek yerine "Essam aleyküm" (Ölüm sana...) diye selamlar. Hz. Aişe, sinirle sert bir cevap verir. Rasulullah @ hanımını susturarak, "Aişe, sert kelimeler kullanma; nâzik ol; Allah her şeyde ılımlı olanı sever!' demiştir. (Mişkât)
Kısaca Allah Rasulü Muhammed @ nazik, terbiyeli, iyi ahlâklı, güzel huylu ve ılımlı, mükemmel bir insan modelidir. Bu ahlâkı çölün sert, kaba ve cahil insanlarına vererek, onları dünyanın Öğreticileri ve önderleri kılmıştır. Kadın-erkek, zengin-fakir, büyük-küçük herkese karşı davranışı aynıydı. Herkesle medenî, nazik ve terbiyeli konuşurdu. Şahsî hayat örneğiydi diğer insanlara ahlâkını öğretti.
Kur'an-ı Kerim, Muhammed @'ın niteliklerini şöyle anlatır: "Allah'ın rahmeti sebebiyledir ki, sen onlara yumuşak davrandın. Eğer kaba, katı yürekli olsaydın, çevrenden dağılır, giderlerdi." (3: 159)
Muhammed @'ın kendini herkese sevdiren gayet yumuşak mizacı yukarıda ifade edildiği gibi "Allah'ın Rahmetidir". İşte Rasulullah @'ın bu özelliği, sayısız insanın kalbini bağlamış, deştiğini sağlamış ve dostları kadar can düşmanlarının dahi hayranlığını kazanmıştır.
3- Şefkat
Allah'ın elçisi Muhammed @, nazik ve terbiyeli olduğu kadar da müşfik idi. İnsanlara sevgi ve şefkatle muamele eder, hatta düşmanlarına karşı dahi sertlikte bulunmazdı. Ona dikenli çalı, taş ve pislikler atan, her türlü fenalığı yapan, canına kastedenler dahi şefkatten başka bir davranış görmemiştir. Dost-düşman herkese şefkat göstermiştir. Allah, Kur'an-ı Kerim'de Rasulünün bu özelliğine şöyle temas etmektedir: "Allah'ın rahmeti sebebiyledir ki, sen onlara yumuşak davrandın. Eğer kaba, katı yürekli olsaydın, çevrenden dağılır, giderlerdi." (3: 159). Rasulullah @'ın müşfik, yumuşak tabiatı kendini genç-yaşlı, zengin-fakir, kadın-erkek herkese sevdirmişti.
Çocuğunda Muhammed @, diğer yaşıtları gibi hiç kimseyle çekişip kavga etmemiştir. Yaşlılara olduğu gibi, gençlere de daima nazik, müşfik ve dostça davranmıştır. Olgunluk çağına eriştiğinde fakir, yetim ve dullara olan şefkat ve yakınlığıyla tanınmaktaydı. Peygamber olduktan sonra, insanlara olan şefkatinin sının yoktu^ Enes şöyle demiştir: "Ben, Allah'ın Rasulü'ne on yıl hizmet ettim. Bana bir defa dahi 'ayrp' veya 'şunu niye yaptın?' veya 'şunu niye yapmadın?' dememiştir? ' Medine'de, devletin başkanı olduğu zaman düşmanlarından intikam alma gücüne eriştiğinde, azılı düşmanları da dahil tüm savaş esirlerine şefkatle muamele etmiştir.
Fakirlere Karşı Davranışı
O, zenginlere olduğu gibi, fakirlere de iyi ve müşfik davranırdı. Hatta fakirlere, maddî refah eksikliğini telafi etmek gayesiyle daha da iyi ve müşfik davranırdı. Bir gün, Mekke-nin ileri gelenleriyle oturmuş, îslâm'ı tebliğ ederken fakir ve âmâ birisi olan Abdullah b. Ümmi Mektûm çıka geldi ve Rasulullah @'a bir şey sormak istedi. Mekkeli önderlere hararetle îslâm'ı anlatmaya dalmış olan Rasulullah @, âmâ şahsın daha sonra gelerek istediğini alabileceğini düşünerek onunla ilgilenmedi.
Mekkeli önderlere tebliğ gayesiyle bir müs-lümana önem vermeme şeklindeki bu hafif ihmal, Allah tarafından hoş karşılanmamış ve Rasulullah @'a karşı Kur'an'da şöyle bu-yurulmuştur: "Surat astı ve döndü. Kör geldi diye. Ne bilirsin, belki o arınacak. Yahut öğüt dinleyecek de öğüt, kendisine yarayacak. Kendisini zengin görüp, tenezzül etmeyene gelince; sen ona yöneliyorsun. Onun arınmasından sana ne? Fakat koşarak sana gelen, (Allah'tan) korkarak gelmişken, sen onunla ilgilenmiyorsun. Hayır, bu bir öğüttür. Dileyen onu düşünüp, öğüt alır." {80: 1-12)
Rasulullah @'a ve dinine en fazla destek olanların fakir ve ihtiyaç sahibi olduğu tarihî bir gerçektir. Rasulullah @ namaz kılmak için Beytullah'a girerdi. Mekkeli Önderler ona güler ve alaya alırdı. Sa'd b. Ebî Vakkas sahabe içinde nisbeten biraz daha varlıklı idi ve kendisini fakirlerden daha üstün görürdü. Rasulullah @ ona: "Sen başarı ve geçimini fakirlere borçlusun." demiştir.
Abdullah b. Amr el-Âs şöyle rivayet etmiştir: "Bir gün Mescid-i Nebevî'de otururken fakir muhacirler mescidin bir kısmında halka halinde oturuyorlardı. Bir müddet sonra RasuluJlah @ gelerek içlerine oturdu. Onu görünce, ben de onların içine girerek oturdum. Rasulullah @; 'Fakir muhacirlere müjdeler olsun. Onlar cennet bahçelerine zenginlerden kırk yıl önce girecekler.' buyurdu. Bunları duyanların sevinçten yüzlerinin par-ladığını görünce, ben de onlardan biri veya onlarla olmayı arzuladım." Ebu Zer de: "Dostum bana yedi şeye riayet etmemi emretti. İlki, fakirleri sevmek ve onlara yakın olmaktı." (Mişkât)
Bir gün Hz. Peygamber @ bir mecliste otururken önlerinden bir adam geçti. Yanında oturan adama geçen hakkındaki görüşünü sorunca; "Allah'ım! Öyle bir adamdır ki evlenmek istese müşerref olur, birisi için aracılık yapsa kabul olur.'' cevabını aldı. Rasulullah @ sustu. Biraz sonra aynı yerden bir adam daha geçti. Rasulullah @ aynı adama aynı soruyu tekrar sordu. Adam: "Ey Allah1 in Rasulü, bu fakir muhacirlerden biridir. Evlenmeye kalkıştığında Reddolunur. Başkası için aracılık yapsa başarısız olur. Bir şey söylemek istese duyulmaz!' deyince, Rasulullah @: "Bütün dünya zenginle dolu olsa, bu adam hepsinden daha iyidir!' buyurdu. (Mişkât).
Rasulullah @ sık sık, "Ey Allah'ım! Beni fakir bir insan olarak yaşat; bana fakir bir insan olarak ölümü nasip et ve beni fakirlerin arasında dirilt!' şeklinde dua ederdi. Hanımı Hz. Aişe, "Niçin, ey Allanın Rasulü?" diye sordu. Rasulullah @: "Çünkü onlar Cennete zenginlerden kırk yıl önce gireceklerdir!' buyurdu, Rasulullah @ devamlı, "Ey Aişe! Hiçbir zaman muhtaç birini kapından boş çevirme. Verebileceğin yarım bir hurma dahi olsa. Aişe! Fakirleri sev, yakınma al ki, Allah kıyamet gününde seni yakınına alsın." demiştir. Ebu Derda'nın rivayetine göre Rasulullah @: "Bana aranızdaki zayıfları arayıp bulun, çünkü sizin geçinmeniz, size yardım edilmesi, yalnız aranızda zayıfların bulunması yüzündendir!' demiştir. Bir gün Hz. Ebû Bekir, fakir muhacirlerden Selman ve Bilal'e sertlikle muamele etti. Peygamber @ Ebu Bekir'e: "Onları kırmadın değil mi?" diye sordu. Bunun üzerine Hz. Bekir gidip onlardan özür diledi. Onlar da affettiler. (Mişkât)
İbn Cerİr'İn rivayetine göre bir gün Rasulullah @ ile birlikte otururken bir kabile geldi. Paçavralarla giyinmiş, yan çıplak, yalın ayak, bir deri bir kemik kalmış, kılıçları boyunlarına asılmış, sersefil bir vaziyetteydiler. Onları bu vaziyette gören Peygamber @ çok müteessir oldu. Yüzünün rengi değişti ve zihni altüst olarak içeri girdi. Sonra dışarı çıkarak Bilal'den ezan okumasını istedi. Namazdan sonra cemaati toplayarak insanlardan kabile halkına yardım etmelerini istedi.
Rasulullah @ fakir, zayıf ve toplumun düşük kesimterindekilerine karşı çok müşfik ve merhametliydi. Cariye sahiplerinden, onları okutup eğitmeleri, iyi muamele etmelerini, azad edip evlenmelerini isterdi. Zekâtın her kabileden ve şehirden mutlaka toplanarak aynı kabile ve şehrin fakir ve muhtaçlarına dağıtılması Rasulullah @ tarafından kesinlikle sağlanmıştır. Ashabı da onun bu uygulamasına sımsıkı sarılmış ve bir şehrin zekatını başkasına göndermemiştir.
İnsanlardan hizmetçilerine iyi ve nazik muamele etmelerini, iyi besleyip, giyindirmelerini ve onlara hiçbir zaman kötülük yapmamalarını istemiştir. Hz. Ebu Bekir'in rivayetine göre Rasulullah @: "Kölelerine kötü ve kaba muamele edenler Cennete girmeyeceklerdir" buyurmuştur. Ebû MesL ud'un rivayetine göre, bir gün kölesine vururken bir ses işitti: "Ebu Mes'ud, bilmeliydin!" Arkasına döndüğünde Rasulullah @'ı gördü. Rasulullah @ devamla "Allah'ın senin üzerinde olan hakkı, senin kölen üzerinde olandan daha fazladır." buyurdu. Ebû Mes'ud bu olaydan sonra bir daha hiçbir kölesine vurmadığını söylemiştir. Ebu Zer'in rivayetine göre Rasulullah @ ona, nerede olursa olsun Allah'tan korkmasını; iyilik yapmasını, böylece günahlarının temizleneceğini ve insanlara şefkatle muamele etmesini söylemiştir. Bir defasında Medine'de kıtlık vardı. Abbad b. Şurahbil adlı aç bir adam bir bahçeye girdi. Birkaç hurma yedi ve bir miktar da hırkasına koydu. Bahçenin sahibi onu yakalayıp dövüp, elbiselerini soydu. Fakir adam bahçe sahibiyle birlikte Rasulullah @'m yanına gelerek bahçe sahibini şikayet etti- Rasulullah @ bahçe sahibine dönerek, "O cahildi, sen ona öğretmeliydin; o açtı, sen onu doyurmahydın." dedi. Ve bahçe sahibi adamın elbisesini iade etti. Ayrıca ona kendi anbarmdan altmış say buğday verdi." (Mişkât)
Çocuklara Karşı Davranışı
Amr b. Saîd, Enes'den şöyle rivayet etmiştir: "Çocuklara karşı Rasulullah @'dan daha müşfik davranan kimse görmedim."
Sahabe'den birinin anlattığına göre, çocukluğunda Ensar'dan birinin bahçesine gider, taş atarak hurma düşürüp toplardı. Bir gün bu yüzden Rasulullah @'ın huzuruna götürüldü. Rasulullah @ sordu: "Niye taş atıyorsun?" Çocuk, "Hurma toplamak İçin." diye cevap verdi. Bunun üzerine Rasulullah: "Sakın taş atarak düşürme, sadece yerdeki hurmaları ye." demiştir.
Rasulullah @ seyahat dönüşlerinde, önce karşılayan çocuklara selâm verir ye onları bineğinin önüne ve arkasına bindirirdi. Bir gün, yanında küçük kızı Hesne ile birlikte Halid b. Said, Peygamber @'a geldi. Rasulullah @, kıza "Sene" dedi. Hesne Habeşistan'da doğmuştu. Habeş dilinde "Sene", "Hesne" demekti. Kız, Rasulullah @'ın sırtında bulunan Peygamberlik Mühürü'yle oynamaya başladı. Halid, kızını azarlayınca Rasulullah @ onu susturarak çocuğun oynamasına İzin verdi.
Enes şöyle demiştir: "Ben namazım Rasulullah @ kadar kısa ve düzgün kılan hiçbir imamın arkasında namaz kılmadım. Bebek ağlaması duyduğunda, namazı, bebeğin annesi sıkılabilir diye kısa tutardı!' Ebu Kata-de'nin rivayetine göre Rasulullah @: "Namaza başladığımda, uzun tutmaya niyetlenirim; fakat bir bebek ağlaması işitince, bebeğin annesinin duygularını bildiğimden namazı çabuk kılarım." demiştir. (Mişkât)
Onun sevgi ve şefkati sadece müslüman çocuklarına mahsus değildi. Bütün çocuklara karşı aynı duyguyu taşırdı. Bir savaşta, savaşan kuvvetler arasında çocuklar da bulunmaktaydı ve çocuklar ölmüştü. Olayı öğrenince Rasulullah @ çok müteessir oldu. Rasulullah @'a birisi: "Ey Allah'ın Rasulü! Onlar müşriklerin çocuklarıydı." deyince, Muhammed @: "Müşriklerin dahi çocukları sizden daha iyidir. Sakın çocukları öldürmeyin! Sakın çocukları öldürmeyin" buyurmuştur. Mevsimin ilk meyvesi getirildiğinde, onu topluluğun en küçük ferdine vermek onun sünnetiydi. Çocukları çok sever ve onları öperdi. Bir gün çocukları öperken bir bedevi gelerek "Çocukları çok seviyorsun. Benim on çocuğum var ve daha birini bile öpmedim." deyince, Rasulullah @ "Allah senin gönlünden merhamet ve şefkati çekip çıkarmıştır, ben ne yapabilirim" diyerek cevap vermiştir. (Mişkât)
Sahabeden Câbir b. Semra çocukluğunda geçen bir olayı şöyle anlatmaktadır: "Bir defasında Rasulullah @'la birlikte namaz kılmıştım. Namazdan _sonra evine gittiğinde ben de onunla gittim. Yanımıza başka çocuklar da katıldı. Diğer çocuklarla birlikte beni de öptü. "Mekke'den hicret ettikten sonra Medine'ye girdiği zaman Ensardan bazı küçük kızlar evlerinin önünde sevinçle şarkı söylüyorlardı. Yanlarından geçerken Rasulullah @: "Ey kızlar! Beni seviyor musunuz?" dedi. Kızlar da "Evet, ey Allah'ın Rasulü" deyince, Muhammed @: "ben de sizi seviyorum!' demiştir. Yusuf b. Abdullah'ın anlattığına göre doğduğunda duası için Rasulullah @'a götürülmüştür. Rasulullah @ kucağına alarak 'Yusuf adını teklif etti. Başından okşayarak bebek için Allah'a dua etmiştir.
Özetle, Rasulullah @ çocuklara karşı çok müşfikti. Onları çok sever ve daima büyük şefkat ve nezaketle muamele ederdi.
Kölelere Karşı Davranışı
Rasulullah @ bilhassa kölelere karşı çok şefkatliydi. Ashabına, "Onlar sizin kardeşleri-nizdir; yediğinizden yedirin; giydiğinizden giydirin" derdi. Köle aldığında azad ederdi. Fakat onun şefkat ve cömertliğinden ötürü köleler ayrılmak istemezdi. Zeyd b. Haris, bir köleydi. Muhammed @ onu azad etti ve onu almaya gelen babasıyla gidebileceğini söylemesine rağmen o babasıyla gitmeyi reddederek, Rasulullah @'la kalmayı tercih etmiştir.
Köleler kendilerine köle denmesinden utanıyordu. Muhammed @, ashabına "kölem" veya "cariyem" yerme, "oğlum" veya "kızım" diye hitap etmelerini tavsiye ederdi. Kölelere de sahiplerine "Rab" dememelerini, çünkü sadece Allah'ın "Rab" oldu-' ğunu söylerdi. Kölelere o kadar müşfikti ki, ölmeden son vasiyeti, "Köleler hususunda Allah'tan korkun." olmuştur. İslâm'ı seçenlerden biri de Ebu Zer'di. Bir defasında bir Arap köleye kötü davranmıştı. Köle de Rasulullah @'a şikayet etti. Rasulullah @, Ebu Zer'i azarlayarak: "Sen hâlâ cahilsin. Köleler senin kardeşlerindir. Allah sana onlardan fazla kuvvet vermiş; onlar senin meşrebine uymuyorlarsa sat o zaman. Allah'ın yarattığına zarar verme. Yediğinden yedir; giydiğinden giydir. Yapabileceklerinden fazla iş yükleme, Şayet fazla iş verirsen, sen de onlara yardım et." demiştir. (Mişkât)
Bir gün Ebu Mes'ud Ensarî kölesini döverken arkasından bir ses geldi: "Ebû Mes'ud, Allah senden daha güçlüdür ve Allah'ın sende, senin kölen üzerinde olan hâkimiyet hakkından daha fazla hakkı vardır." Ebû Mes'ud dönünce Rasulullah @'ı gördü. Rasulullah @: "Bırakmasaydm sana cehennem ateşi değerdi!' dedi. İnsanlar kölelerini evlendirir-di. Fakat istedikleri zaman da zorla ayırırlardı. Adamın biri kölesini cariyesiyle evlen-dirmİşti. Sonra da onları ayırmak istedi. Köle, bu durumu mescidde vaaz eden Rasulullah @'a şikayet etti. Rasulullah @: "İnsanlar neden köleleri Önce evlendirir, sonra da ayırırlar? Evlenme ve boşanma hakkı yalnız karı ve kocaya aittir!' buyurdu. Kölelere karşı o kadar şefkatliydi ki, müşriklerin köleleri kaçıp ona gelmek isterlerdi. O da kölelere hürriyetlerini verirdi. Savaş ganimetleri dağıtıldığında köleler de haklarını alırdı. Yeni azad olan köleler henüz sermayeleri olmadığından paylarını öncelikle alırlardı.
Birgün adamın biri Peygamber @'e gelerek "Ey Allah'ın Rasulü! Kölelerin kaça kadar hatasını affetmem gerekir?" diye sordu. Ra-sulullah @ ses çıkarmayınca soruyu üç defa tekrarladı. O, üçüncüsünde cevapladı: "Her gün onları yetmiş defa affet." Birisinin pek memnun olmadığı iki kölesi vardı. Bu yüzden onları azarlar ve döverdi. Fakat köleler yine bildiklerini okurdu. Adam, Rasulullah @'a giderek şikayetçi oldu ve ne tavsiye edeceğini sordu. Rasulullah @ cezaların hatalara denk olması halinde iyi olacağını, cezaların aşırı olması halinde Allah'ın da onu cezalandıracağını söyledi. Bunu duyan adam üzüntüsünden ağlamaya başladı. Rasulullah @ Kur'an-ı Kerim'den şu ayeti okudu: "Hesap Günü'nde adalet terazileri kuracağız." (21: 47). Sonra o kişiye Kur'an okuyup okumadığını sordu. Bunun üzerine adam da; "Ey Allah'ın Rasulü! Onları benden ayırsam daha iyi olur. Şahit ol, onlar artık hürdürler." dedi.
Kadınlara Karşı Davranışı
Muhammed @, kadınlara karşı da şefkat ve sevgiyle muamele ederdi. Oysa, o zamanlar kadınlara çok kötü muamele edilmekteydi. Muhammed @ onlara toplumda erkekler kadar şeref ve değer vermiştir. Hz. Ömer şöyle anlatmaktadır: "Biz, Mekke'de kadınlara pek saygı göstermezdik; fakat Medine'de daha iyi muamele görmüşlerdir. Rusulullah @ söz ve emirleriyle kadm haklarını sağlamıştır. Böylece kadınların durum ve statüsü kuvvetlenmiştir." (Mişkât)
Rasulullah @'m çevresinde devamh erkekler bulunmaktaydı. Bu yüzden kadınlar onu dinleme zamanı ve meselelerini açabilme fırsatı bulamamaktaydılar. Bu amaçla kadınlar Rasulullah @'dan kendilerine bir gün tahsis etmesini rica ettiler. Muhammed @ bu isteği kabul ederek kadınlar için bir gün ayırdı. Genellikle kadınlar nazik ve zayıf bir yapıya sahip oldukları için kadınlara Özel bir itina gösterir ve onlara çok nazik davranırdı. Kadınlar, bu şekilde sorunları hakkında çekinmeksizin serbestçe soru sorarlardı.
Bir seyahat sırasında Enceşe adlı Habeşî bir köle develerin önünde giderken şarkı söylüyordu. Rasulullah @'ın hanımlarından bazıları da beraberlerindeydi. Enceşe şarkı söylerken develer daha hızlı gidiyordu. Rasulullah @: "Enceşe! Dikkat et, cam (kadınlar) kırılmasın." dedi. (Mişkât)
Esma bint Humeys İslâm'ın ilk dönemlerinde Habeşistan'a göç edenlerdendi. Hayber seferi sırasında Medine'ye dönmüşlerdi. Bir gün Esma, Hafsa'yı görmeye geldi. Orada bulunan Ömer, Esma'yı görünce Hafsa'ya: "Bu kadın kimdir?" diye sordu. Hafsa; "Umeys kızı Esmâ'dır" dedi. Ömer "A, bu kadm Habeşli Esma mıdır?" deyince Esma: "Evet, öyle!" diye cevap verdi. Ömer Esmaya: "Medine'ye hicret faziletinde biz sizi geçtik! Biz Rasulullah @'a sizden daha lâyık, daha yakın bulunuyoruz!" demesi üzerine Esma sinirle: "Asla! Biz evimizden uzakta bize eziyet eden garip Habeşî'ler arasında yaşarken, hayatımızdan korkuyorduk. Oysa siz, açları doyurucu Rasulullah'la yaşadınız!' dedi. Bu arada eve Rasulullah @ da geldi. Esma: "Ey Allah'ın Rasulü! Ömer şöyle şöyle dedi!' deyince, Rasulullah @ sordu: "Sen ne cevap verdin?" Esma tüm konuşmayı anlattı. Bunun üzerine Peygamber @; "Ömer'in benim üzerimde senden daha fazla hakkı yoktur. Ömer ve arkadaşları yalnız bir defa hicret ettiler, oysa siz iki kere." dedi. Bu olay Medine'de duyulunca Habeşistan'a göç edenler Esma'ya koştular ve tekrar tekrar Rasulullah @'ın sözlerini dinlediler. (Buharı -Tecridi Sarih Tercümesi)
Bir gün, çok sayıda kadın akrabası Peygamber @'in etrafına oturmuş, yüksek sesle konuşuyorlardı. Ömer içeri girince hepsi çekildi ve Muhammed @ güldü. Ömer: "Ey Allah-ın Rasulü, Allah seni hep mütebessim kılsın. Niçin güldün?" diye sordu. Rasulullah @, Ömer'in onları korkuttuğunu; Ömer'in sesini duyunca hepsinin saklandığını söyledi.Ömer, kadınları kastederek: "Benden değil, Rasulullah'tan korkun." dedi. Kadınların hepsi, "Sen Rasulullah'dan daha hiddetlisin." dediler. Bir bayram günü Aişe'nin evinde yüzünü örtmüş uyuyordu. Bayram olduğu için küçük kızlar şarkı söylüyordu. Eve gelen Ebu Bekir, çocuklara susmalarını söyledi. Bunun üzerine Muhammed @: "Bırak söylesinler, bugün onlara bayramdır." dedi.
Muhammed @'m iyi huyu ve nazik davranışı yüzünden kadınlar ona sorular sorarlardı. Ashabı kadınların cüretine şaşardı. Fakat, Rasulullah @ onlara hoşnutsuzluk göstermezdi. Ebu Said, Aişe, Enes, îbni Abbas ve Câbir gibi pek çok sahabenin rivayetine göre Rasulullah @ şöyle demiştir: "İki veya üç kız evladı veya kardeşi olup da bunlara iyi davranan herkes Cennet'e gidecektir."
Hayvanlara Karşı Davranışı
Muhammed @ herkese namütenahi şefkat duyardı. Hayvanlara karşı da böyle davranırdı. Bütün cahil ve eğitimsiz toplumlar gibi Araplar da hayvanlarına kötü davranırlardı. Arabistan'da devenin boynuna genellikle bir halka takılırdı. Bu uygulama Rasulullah @'ın emriyle durduruldu. İnsanlar, hayvanlar canlı oldukları halde üzerlerinden et keserek pişirip yerlerdi. Bu yaygın uygulamaya da son verildi. Hayvanların tüy ve kuyruklarının kesilmesi de yasakladı. Muhammed @, kuyruğun hayvanların fırçası ve yelpazesi, tüylerinin de yorganları olduğunu söylemiştir. Rasulullah @ ayrıca hayvanların fazlaca çalıştırılmalarını yasaklamış ve 'Hayvanların sırtını iskemleniz gibi kullanmayın." demiştir. Hayvan dövüştürme de kanun dışı kılınmıştır. Başka bir âdet de, bir hayvanı bir yere bağlıyarak onun üzerinde atış talimi yapmaktı. Bu da yasaklanmıştır.
Bir gün Rasulullah @ yolda yüzü dağlanmış bir merkep görünce; "Allah'ın laneti onu dağlayanın üzerinedir."demiştir. İnsanlar deve ve koyunları ayırdetmek amacıyla dağlama yoluyla işaretlemekteydi. Bu amaçla hayvanların sadece pek duyarlı olmayan yerlerinin dağlanmasına izin verilmiştir. Enes'in anlattığına göre bir ağıla gittiğinde Rasulullah @'ı koyunların kulaklarını dağlarken görmüştür. (Mişkât)
Bir kere Ashabıyla bir yolculuktayken dinlenmek amacıyla durdular. Oraya bir kuş yu-murtlamıştı. Birisi yumurtayı alınca kuş büyük bir korku içinde kanatlarını çırpmaya başladı. Peygamber @ yumurtayı alarak kuşu kimin ürküttüğünü sordu. Adam "Ben yaptım, ey Allah'ın Rasulü" dedi. Rasulullah @ "Geriye koy." dedi. Elindeki bir bez parçasına sarılı kuş yavruları olan sahabenin biri Peygamber @'e gelerek "Çalılardan ses duyup gidince, bu yavruları gördüm ve tutup aldım. Olanları gören anneleri de başımın üstünde uçarak dönüp durdu." dedi. Rasulullah @ adama kuşları geriye götürmesini söyledi. Bir gün Rasulullah @, yolda açlıktan karnı sırtına yapışmış bir deve görünce sahibine, "Konuşamayan bu hayvanlara muamele ederken Allah'tan kork" demiştir. Muhammed @ kendisi hayvanları beslemiş, deve bağlamış ve süt sağmıştır." (Mişkât)
Rasulullah @ sahabesine bir hikâye anlatmıştır. Adamın biri seyahate çıkmış. Bir ara çok susamış. Bir kuyu bulunca içine girip su içmiş. Kuyudan çıktığında susamışhğından tuzlu îoprağı yalayan bir köpekle karşılaşmış.
Hayvanın da kendisi gibi susamış olduğunu düşünerek tekrar kuyuya girip su kırbasını doldurarak, çıkıp köpeğe içirmiş. Allah da onun bu davranışından razı olarak onu Cen-net'e göndermiştir. Kedisini açlıktan öldüren bir kadının Cehennem'e gideceğine dair anlatılan başka bir hikaye de vardır.
Rasulullah @ hayvanlara karşı çok nazik ve müşfik idi. Ashabına da, yemek için kestiklerinde dahi iyi ve nazik davranıp, mümkün mertebe az acı çektirmelerini tavsiye ederdi. Onları asgari acıyla kesebilmek için çok keskin bıçakla kesmelerini istemiştir. Ayrıca bıçağı hayvanın gözü önünde veya kesilmeden hemen Önce bilemeyi yasaklamış, bu işin hayvanı kesim için getirilmeden önce yapılmasını istemiştir. (Mişkât)
Rasulullah @ söz ve haliyle herkese iyi, nazik ve dost olmayı göstermiştir. Ebu Hurey-re'nin rivayetine göre Rasulullah @: "Dost ve müşfik olun" demiştir. Enes ve İbni Mes1 ud'un rivayetlerine göre de Rasulullah @ şöyle demiştir: "Her yaratık Allah'ın evlatları gibidir. Allah'a en sevgili olanlar, O'nun evlatlarına şefkatli davrananlardır!' Rasulullah @ Aişe'nin rivayetine göre: "Allah şefkatlidir ve müşfik olmayı sever. Katılığa vermezken, müşfiklere hiçbir şeye vermediği kadar verir." demiştir. Yine Aİşe'den rivayetle -Rasulullah @: "Şefkat gösterene bu dünyada da, öteki dünyada da hayırlar verilecektir. Fakat, şefkatten mahrum olanlar bu ve Öteki dünyadaki hayırdan mahrum kalırlar." buyurmuştur.
İbni Mes'ud'un rivayetine göre Rasulullah @ şöyle söylemiştir: "Size kimin Cehennemden, Cehennemin de kimden uzak tutulduğunu söyleyeyim mi? Nazik, müşfik, merhametli, cana yakın ve yumuşak huylu herkes" (Mişkât).
Rasulullah @, bu davranış tarzım kendi örnek hayatıyla ashabının kalplerine nakşet-miştir. Ashabı da diğer insanlara örnek olmuştur. Şu olay buna işaret etmektedir: Abdullah b. Cafer'in anlattığına göre bir gün, bir otlaktan geçerken, keçi sürüsüne çobanlık yapan Habeşî bir köle görmüştür. Bir köpek gelerek çobanın önüne oturmuş, o da bir dilim ekmek çıkararak köpeğe vermiş. Köpek yiyince ikinci ve sonra da üçüncü dilimleri vermiş. Durumu gören Abdullah, köleye efendisinin kendisine kaç dilim ekmek verdiğini sormuş. O da "gördüğün kadar" cevabını vermiş. Abdullah neden bütün ekmeğini köpeğe verdiğini sorunca köle, köpeğin oraya alt olmadığını, yiyecek umuduyla uzaktan gelmiş olabileceğini, onun bu çabasının boşa çıkmasını istemediğini söylemiştir. Abdullah bu olaydan öyle etkilenmiş ki köleyi sahibinden otlak ve keçi sürüsüyle birlikte satın almış ve onu azad edip, keçileri ve otlağı kendisine vermiştir. Köle ona teşekkür ederek tüm sürü ve otlağı hayır için bahşedip, oradan ayrılmıştır.
Akrabaya Karşı Davranışı
Rasulullah @ akrabalarına karşı çok iyi ve nazik idi. Ashabına da ana-baba ve akrabalarına aynı şekilde davranmalarını tavsiye ederdi. Ebu Hureyre'nin rivayetine göre birisi Rasulullah @'a sormuş: "Benim üzerimde en fazla hakkı olan kimdir?" Rasulullah @ da: "Annen" cevabını vermiş. Adam ondan sonra kimin geldiğini sorunca Rasulullah @ "Baban" demiştir. Ye sormaya devam ettiğinde, "Yakın akrabaların" cevabını almıştır.
Abdullah b. Mesud'un anlattığına göre; "Nebiyyi Ekrem @'a amellerin hangisi Allah'a daha sevgilidir?" diye sordum. "Vaktinde kılman namazdır." buyurdu. "Sonra hangisi?" diye sordum. "Ana-babaya ihsan ile iyilik yapmandır" buyurdu. "Sonra hangisi?" dedim "Allah yolunda cihad" buyurdu. (Buharî). Ebu Bekir'in kızı Esma'nın anlattığına gö-re, Kureyş'le arada anlaşma olduğu dönemde bir gün yanına gelmiş, o da Rasulullah @'a giderek sormuş: "İslâm'a karşı olan annem bana geldi. Ona sevgi ve nezaket gösterecek miyim?" Rasuluilah @: "Evet, öyle davran" buyurmuştur. (Mişkât).
İbni Ömer, Rasuluilah @'ın şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Merhametli birisinin yapacağı ilk şeylerden biri, ölümünden sonra babasının arkadaşlarına iyi davranmaktır." Enes'in rivayet ettiğine göre Rasuluilah @: "Rızkını artırıp, ömrünü uzatmak isteyen akrabalarına iyi davransın." demiştir. Ebu Hureyre ve sahabeden diğerlerinin rivayetine göre Rasuluilah @ şöyle demiştir. "Rahm (akrabalık bağları) rahman kelimesinden alınmıştır. (Bu yakınlık) sık ağaçların birbirine sarılmış kökleri gibidir. Allah, sizi birlik içinde tutanı ben de kendime bağlı tutarım. Sizi ayıranla ben de bağımı koparırım" buyurmuştur. Abdullah b. Ebu Avf, Rasuluilah @'ın şöyle dediğini duyduğunu ifade etmiştir: "İçlerinden akrabalık bağlarını kesenin olduğu bir topluluğa rahmet inmez." Enes'den rivayet edildiğine göre Rasuluilah @: "Canım elinde olan hakkı için, kendiniz için istediğinizi kardeşiniz için de istemediğiniz sürece inanmış olamazsınız". Ebu Hu-reyre'nin rivayetine göre Rasuluilah @: "Allah'a yemin ederim ki mümin değildir." diye üç defa tekrarlamıştır. Kim için söylediği sorulunca Rasuluilah @: "Komşusunun, zarar gelmeyeceğinden emin olmadığı kimse" cevabım vermiştir. (Mişkât).
Bahsettiğimiz bu esas, İslâm'ın insan ilişkilerinin temelini teşkil eden ilkelerinden biridir. Allah: "Rabbin yalnız kendisine tapmanızı ve anaya babaya iyilik etmenizi emretti, ikisinden birisi yahut ikisi, senin yanında iken ihtiyarlayacak olursa onlara karşı "öf" bile demeyesin, onları.azarlamayasın. Onlara güzel söz söyle. Onlara acıyarak alçak gönüllülük kanatlarını ger ve: 'Rabbim! Küçükken beni yetiştirdikleri için sen de onlara merhamet et.' de" (17: 23-24) buyurmaktadır. Lokman Suresi'nde de: "Biz insana, ana ve babasına karşı iyi davranmasını tavsiye etmişizdir. Annesi onu, güçsüzlükten güçsüzlüğe uğrayarak karnında taşımıştı. Çocuğun sütten kesilmesi iki yıl içinde olur. Bana ve ana-babana şükret diye tavsiyede bulunmuşuzdur. Dönüş Banadır." (31: 14) buyurulmuştur.
İnsanın varoluş gayesi, Allah'a kulluk etmek ve diğer yaratıklara hayırlı ve merhametli olmaktır. "Allah'a ibadet edin, O'na hiçbir şeyi ortak koşmayın, ana-babaya, akrabaya, Öksüzlere, yoksullara, yakın komşuya, uzak komşuya, yanınızdaki arkadaşa, yolcuya ve elinizin altında bulunan kimselere iyilik edin." (4: 36). Aynı emir, geçmiş milletlere de verilmişti: "Biz İsrailoğullarından şöyle söz almıştık: 'Allah'tan başkasına kulluk etmeyeceksiniz, anaya-babaya, yakınlara, yetimlere, yoksullara iyilik edeceksiniz. İnsanlara güzel söz söyleyin, namazı kılın, zekatı verin!" (2: 83).
Yetimlere Karşı Davranışı
Rasuluilah @ bütün insanlara merhametli davranmış ve yolundan gidenlerden de aynı şeyi istemiştir. Fakat bilhassa yetimlere çok merhametli davranırdı. Ashabından da aynı hassasiyeti göstermelerini istemiştir. Sev-bân'ın rivayet ettiğine göre Rasuluilah @ şöyle demiştir: "Kaderi yalnız dua değiştirir, ömrü yalnız şefkat uzatır ve günah işleyenin rızkı kesilir.". Ebu Hureyre'nin rivayetine göre Rasulullah @ şöyle demiştir: "Müslümanlar içindeki en güzel ev, iyi muamele edilen bir yetimin olduğu evdir. Müslümanlar İçindeki en kötü ev de, kötü muamele edilen bir yetimin olduğu evdir." (Mişkât)
Ebu Ümâme'nin rivayetine göre Rasulullah @: "Kim Allah rızası için bir yetimin başını okşarsa elinin değdiği her saç için sevap alacaktır.' dedikten sonra iki parmağını birleştirerek; 'Ve kim vesayetindeki kız veya erkek yetim çocuğa iyi davranırsa, o ve ben bu iki parmak gibi Cennet'te beraber olacağız." demiştir. Ebu Hureyre'nin rivayetine göre Rasulullah @: "Kim dul veya fakir biri yararına çalışır, gayret ederse Allah yolunda çalışmış gibidir." demiştir. Yine Ebu Hureyre'nin rivayetine göre birisi Rasulullah @'a katı kalpli olarak şikayet edildiğinde: "Yetimlerin başını okşayın ve fakirleri doyurun." buyurmuştur. (Mişkât)
Düşman Ve Kâfirlere Karşı Davranışı
Allah'ın Rasulü Muhammed @ dost düşman herkese merhametle muamele etmiş ve asha-bma da bunu telkin etmiştir. Ebu Basra el-Gıfarî'nin anlattığına göre, inançsızken Medine'ye gelmiş ve Rasulullah @'ın misafiri olarak kalmıştır. Akşam, keçilerinin hepsinden süt içmiş, fakat Rasulullah @ tek bir kelime dahi etmemiş. O gece Rasulullah @ ve ailesi aç yatmıştır. Benzer bir olay da Ebu Hureyre tarafından rivayet edilmektedir. Bir gece inançsızlardan biri Rasulullah @'a misafir olmuş. Akşam yedi keçinin tamamının sütünü teker teker içmiş. Ancak Peygamber @'da hiçbir kızgınlık veya hoşnutsuzluk emaresi görülmemiş. Rasulullah @'ın bu davranışı üzerine ertesi sabah adam İslâm'a girmiş ve keçilerden yalnız birinin sütüyle yetinmiştir. Ebu Hureyre'nin Medine'de beraber yaşadığı annesi kâfirlerdendi. Rasulullah @ hakkında kötü konuşurdu. Ebu Hureyre, annesinden şikayetçi olduğunda Rasulullah @ onun İçin dua etmiştir. Bilâl, evinin işlerini idare ettiğinden Peygamber @'a çok yakındı. Bir gün kâfirlerden biri Bilâl'e zenci diye hitap etmiş ona keçilerini otlattıracağını ve bu iş süresince dinlenmeyeceğini söylemiştir. Konuşmayı duyan Rasulullah @ kâfire bir şey söylememiştir. {Mişkât)
Medine'deki münafıklar meselesi Rasulullah @ ve ashabı için büyük bir imtihan olmuştur. Ancak Rasulullah @ onlara da şefkat ve anlayışla davranmıştır. Abdullah b. Ubeyye ve yolundan gidenler şeklen İslâm'a girmiş, fakat kalben tasdik etmemişlerdi. Onların Uhud savaşında ve pek çok olaydaki davranışı İslâm'a zarar vermekteydi. Buna rağmen Rasulullah @ onlara da merhametli davranmaktaydı. İbn Ubey Öldüğünde oğlu Abdullah'ın ricası üzerine Rasulullah @ kendi gömleğini ona kefen olarak vermiştir.
Yahudiler de Rasulullah @'ın ve getirdiği dinin düşmanlarıydı. Fakat Peygamber @ onlara da merhametle davranmıştır. Bİr gün Rasulullah @ bir yahudinin hasta oğlunu görmek için evine gitmiştir. Çocuğu İslâm'a davet ettiğinde çocuk izin için babasına bakmış. Babasının izin vermesi üzerine de İslâm'ı kabul etmiştir. Yine bir gün, bir yahudinin cenazesi yoldan geçerken Rasulullah @ ölüye saygı işareti olarak ayağa kalkmıştır. Bir defasında da yahudinin biri Rasulullah @'a gelerek bir müslümanı kendisine hakaret ettiği gerekçesiyle şikâyet etmiştir. Bunun üzerine Rasulullah @ o müslümanı çağırarak tekdir etmiştir. Rasul @, ashabıyla birlikte Hudeybiye vadisinde sabah namazını eda ederken yetmiş seksen kadar kâfir namaz esnasında müslümanları katletmek amacıyla Tenîm dağından aşağı sessizce inmişlerdi. Ancak kötü emellerine ulaşamadan yakalanarak Rasulullah @'ın önüne çıkarıldılar. Rasulullah @ onlara iyi davranmış ve hepsini serbest bırakmıştır.
Aslında Hz. Muhammed @ herkese, her şartta merhametle muamele etmiş ve hiç kimseye ne kötü davranmış ne de kin beslemiştir
4- Sevgi Ve Merhamet
Allah'ın Rasulü Muhammed @, herkese sevgi ve merhamet dolu bir insandı. Arkadaşlarını çok sever, düşmanlarına bile merhamet gösterirdi. Sevgi ve muhabbet sembolüydü. İnsanoğluna yaşayan bir merhamet örneğiydi. Kâinatın Yaratıcısı, onu âlemlere rahmet olsun diye göndermişti; "(Ey Muhammed!) Biz seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik." (21: 107).
Onun sevgi ve merhameti sadece Arap veya diğer insanlara mahsus değildi. İnancı, rengi veya ırkı, makam veya cinsiyeti ne olursa olsun Allah'ın yarattığı tüm mahlukata yönelikti. Rasulullah @ hayvanları sever, tüm ashabının da hayvanlara merhamet göstermesini emrederdi.
Ebu Hureyre'nin rivayetine göre bazı insanlar Rasulullah @'a gelerek müşriklere beddua etmesini rica ettiler. Bunun üzerine Rasulullah @ hırsla, "Ben dünyaya beddua etmek için gönderilmedim; ben yalnız rahmet olarak gönderildim." buyurmuştur. Ebu Hureyre'nin başka bir rivayetine göre Rasulullah @ şöyle demiştir: "İnanmadıkça Cen-net'e giremezsiniz. Birbirinizi sevmedikçe de inanmış (mümin) olamazsınız. Yaptığınızda birbirinizi seveceğiniz bir şey söyleyeyim: Kendi aranızda herkese selâm veriniz." Yine Ebu Hureyre'nin rivayetine göre Rasulullah @: "Müminlerin birbirine karşı göstereceği altı hususiyet vardır. Bunlardan sonuncusu, bir müslüman hapşırdığında 'Allah'ın rahmeti üzerine olsun (Yerhemükullah)' denmesi, müslümanın yüzüne karşı veya gıyabında samimi dav rami maşıdır.' demiştir." (Miş-kât) Allah Rasulü Muhammed @ örnek şahsı hayatıyla sevgi ve merhameti öğretmiştir, ^abir b. Abdullah'ın rivayetine göre Rasu-'ullah @; "Allah, başkalarına merhamet etmeyene merhamet etmez." buyurmuştur. Hz. Ai'in anlattığına göre Rasulullah @'a gelen göçebe bir Arap: "Sen çocukları öper misin? Biz öpmeyiz." diye sormuştur. Rasulullah @ da: "Allah sizden rahmeti çekip almışsa, ben ne yapabilirim." cevabını vermiştir. Numân b. Beşîr'in rivayetine göre Rasulullah @: "Müslümanlar arasında sevgi, muhabbet ve yakınlık öyledir ki, tek bir vücut gibidirler. Birinin derdi olduğunda diğerleri de onunla aynı telaşla birleşir." buyurmuştur. Yine Numân'ın rivayetine göre Rasulullah @ şöyle demiştir: "Müminler, tek bir vücut gibidir. Gözü ağrıdığında diğer uzuvlar etkilenir, başı ağrıdığında diğer uzuvlar da etkilenir."
Ebu Mûsâ el-Eşarî'nin rivayetine göre Rasulullah @: "Müminler parçalan birbirini tamamlayan bina gibidir?' buyurduktan sonra parmaklarını iç içe sokarak, "Cennet'te bulunanlar üç kısımdır. Biri: Merhamet sahibi, akraba ve müslümanlara müşfik olandır?' demiştir. Abdullah b. Amr'ın rivayet ettiğine göre Rasulullah @ şöyle demiştir: "Merhametli olanlar, Rahim Olan'm göstereceği rahmete mazhar olurlar. Siz dünyada-kilere merhamet gösterirseniz, Rabbİniz olan Allah da size merhamet gösterecektir." İbni Abbas'm rivayetine göre Rasuîullah @: "Küçüklerimize merhamet büyüklerimize saygı göstermeyen bizden değildir." buyurmuştur. (M iş kât)
Rasulullah @, yolundan gidenlerden Allah rızası için yaratıkları sevmelerini istemiştir. Ebu Hureyre'nin rivayetine göre Rasulullah @: "Kıyamet Günü'nde Yüce Allah diyecek ki, 'Benim şanım için birbirini sevenler nerede? Benden başkasının gölgesinin olmadığı bu günde onları gölgemde barındıracağım' " buyurmuştur. Muaz b. Cebel de Rasulullah @'m şöyle dediğini rivayet etmiştir: "En Yüce olan Allah, 'Sevgim, birbirini Rızam için sevenlere, Rızam için bir arada oturanlara, Rızam için birbirine verenleredir.' buyurmuştur." İbni Abbas'ın rivayetine göre Rasulullah @ Ebu Zerr'e sormuştur: "İyiliğin hangi tarafı en sağlam tutunacak bir yerdir, ey Ebu Zerr?" Ebu Zerr, Allah ve O'nun Rasulü'nün en iyi bildiğini söyleyince, Rasulul-lah @: "Allah Rızası için verip, Allah Rızası için sevmek." cevabını vermiştir.
Münafıklar ve Medine yahudileri, Rasulul-lah @- ve onun getirdiği dini küçük düşürmek için azami gayret sarfetmiş ve hatta İslâm düşmanlarıyla birlikte, yeni kurulmuş olan Medine Devleti'ni yıkıp liderini öldürmek için planlar yapmışlardır. Rasulullah @ onlara yine de merhamet göstermiş ve hiçbir zaman sertlikle muamele etmemiştir. Ömer'in rivayet ettiğine göre Rasulullah @ şöyle demiştir: "Allah'ın kullan arasında ne peygamber, ne de şehid olan, fakat Kıyamet Günü'nde Peygamberler ve şehİdlerce arzu edilen insanlar vardır." Rasulullah @'a kimler olduğu sorulduğunda, "Allah Rızası için birbirini seven ve akraba veya ortak mülk sahibi olmadığı halde birbirine hediye verenlerdir." dedikten sonra şu ayeti okumuştur: "İyi bilin ki Allah'ın dostlarına korku yoktur, onlar üzülmeyeceklerdir de," (10: 62). Ebu Zerr'in rivayetine göre: "Cennet'te üzerinde açık kapılı yıldız gibi parlayan zümrüt odaların bulunduğu yakut sütunlar vardır." diyen Rasulullah @'a orada kimlerin oturacağı sorulması üzerine: "Allah için birbirini seven, Allah için birarada oturan ve Allah için birbirini ziyaret edenler." cevabını vermiştir." (Mişkât)
Şu veya bu kimse arasında hiçbir ayırım yapmadan herkese merhamet göstermiştir. Kısacağı insanlara olan sevgi ve merhameti sonsuzdu.
5- Affedicilik
Allah Rasulü @'ın başka bir büyük hasleti de, şahsî sebeplerden ötürü hiç kimseden asla intikam almaması ve azılı düşmanlarını dahi affetmesidir. Hz. Aişe'nin söylediğine göre Rasulullah @, kimseden kendi namına intikam almamıştır. Yine Hz. Aişe'nin anlattığına göre, Rasulullah @, hiçbir zaman yakışıksız veya müstehcen sözü ağzına almaz, sokakta yüksek sesle konuşmaz, kötülüğe kötülükle karşılık vermez, buna mukabil bağışlar, affederdi. Kureyşliler onu tekdir ettiler, alay ettiler, hakir gördüler, sataştılar, saldırdılar, sövdüler. Medine'ye hicret ettiğinde Rasulullah @'ı öldürmeye çalıştılar. Ona karşı birçok savaş açtılar. Fakat o, 10.000 kişilik bir orduyla Mekke'ye muzaffer olarak girdiğinde hiç kimseden intikam almadı. Herkesi affetti. Birçok savaşta yer alan can 'düşmanı Ebu Süfyan ve evinde bulunanları dahi bağışladı.
Rasulullah @'m İslâm'a davet gayesiyle şehirlerini ziyaret ettiğinde onu taşlatan Taif1 in önderleri de affedilmiştir. Medineli münafıkların lideri Abdullah b. Ubey de bağışlandı. Ki o, hayatı boyunca Rasulullah @ ve İslâm'a karşı çalışmış, dinine engel olabilmek amacıyla Rasulullah @'ın itibarını düşürmek yolunda her fırsatta tevessül etmiştir. Uhud Savaşında 300 taraftarını geri çekerek müslümanların adeta belkemiğini kırmıştır.
İslâm Peygamberi ve müslümanlara karşı hasmane hareket ve entrikalara girişmişti. Rasulullah @'ın hanımı Hz. Aişe hakkında İftira atarak Rasulullah @'ı yandaşlarıyla birlikte gözden düşürmek amacıyla "ifk" hadisesini ortaya atan da oydu. Allah, Kur-an'da cevap vermektedir: "O yalan haberi uyduranlar içinizden bir güruhtur. Bunu kendiniz için kötü sanmayınız. Bilâkis o sizin için hayırlı olmuştur. Onlardan her birine kazandığı günah (karşılığı ceza) vardır. İçlerinden elebaşılık yapana da büyük azap vardır?' (24: 11)
Fitne ve Allah'ın Rasulü @'a zarar vermek amacıyla Mescid-i Dırar'ı inşa eden de oydu. "Zarar vermek, inkâr etmek, müminlerin arasını açmak Allah ve Peygamberi'ne karşı savaşanlara daha önceden gözcülük yapmak üzere bir mescid kurup: 'İyilikten başka bir niyetimiz yoktu' diye yemin edenlerin yalancı olduklarına şüphesiz ki Allah şahiddir." (9: 107). Mekke müşriklerini müs-lümanlara karşı savaş açmak için sürekli teşvik eden, entrikalar yapan oydu. Eğer bir vesileyle Medine'ye dönerse, daha güçlü olan zayıf olanı kovacaktır, diyen de oydu: "Diyorlar ki, Andolsun, eğer Medine'ye dönersek daha şerefli olanlar alçakları oradan çıkaracaktır.' Oysa, şeref Allah'a, peygamberine ve inananlara mahsustur. Ancak münafıklar bilmezler!' (63: 8). Bütün bu günah kayıtlarına rağmen Muhammed @ onu affetmiş ve ona daima nezaketle muamele etmiştir.
Medine yahudileri sürekli müslümanlara karşı düşmanca faaliyetler içinde olmuşlardır. Fakat RasuluUah @ yine de onları affetmiş ve onlara da çok nazik davranmıştır. Uhud savaşında Muhammed @'ın amcası Hamza-yı hunharca şehid eden Habeşî köle de Mekke'nin fethinden sonra İslâm'a girerek RasuluUah @'a gelmiş ve bağışlanmıştır. Ebu Süf-yan'ın karısı Hind, Uhud savaşında Hz. Hamza'nın göğsünü yararak ciğer ve kalbini parçalamıştır. O da sessizce Rasulullah @'a gelerek İslâm'ı kabul etmiştir. Rasulullah @ onu kabul etmiş, ancak "Gözüme az görün, bana amcam Hamza'yı hatırlatıyorsun." demiştir.
Ebu Cehil'in oğlu İkrime, Rasulullah @ ve Islâmın büyük bir düşmanıydı. Mekke'nin fethinden sonra bu beldeyi terkederek Ye-men'e gitmiştir. Karısı ise müslüman olarak, onu Peygamber @'ın yanına getirdi. Rasu-Jullah @ onu memnuniyetle karşılayarak şu sözlerle selâmladı: "ey göçmen süvari, hoş geldin." Mekke'nin önderlerinden biri Saf-fan b. Umaye, Peygamber @ ve İslâm'ın büyük bir düşmanıydı. Hz. Peygamber @'ı öldürmesi için bir ödül vaadiyle Amir b. Vah-hab'ı göndermişti. Mekke fetholunduğunda Cidde'ye kaçtı ve oradan da deniz yoluyla Ye-men'e geçmeyi ümid ediyordu. Amir b. Vah-hab, Rasulullah @'a gelerek, "Ey Allah'ın Rasulü! Saffan b. Ümaye, kabilesinin önderidir. Korkudan kaçtı ve kendisini denize atacak dedi. O da korunma altına alındı. Geriye döndüğünde Rasulullah @'dan düşünmek için iki ay süre istedi. Ona dört ay mühlet verildi ve daha sonra kendi isteğiyle müslüman oldu.
Habir b. el-Esved de İslâm'ın ve Rasulullah @'m azılı düşmanlarından biriydi. Rasulullah @'m Zeyneb'e acı çektirmişti. Zeyneb hamileydi ve Medine'ye hicret ediyordu. Mek-keli müşrikler ona engel oldular ve Habir b. El-Esved, Zeyneb'i kasten deveden aşağı attı. Zeyneb fena yaralanmıştı ve çocuğunu düşürdü. Habir bunun gibi pek çok suç işlemişti. Fetihten sonra İran'a kaçmak istediyse de, daha sonra Rasulullah @'a geldi. Rasulullah @ onu da affetti.
Medine devrinde, çevredeki kabileler, İslâm ırmağına katılırken Benî Hanife, kabilesi halâ isyankârdı. Liderlerinden Hamâme müslü-manlar tarafından yakalanarak Peygamber @'e getirildi. O da Hamâme'nin mescidin direğine bağlanmasını emretti. Rasulullah @ Mescide giderek Hamâme'ye isteğini sordu. O da: "Ey Muhammed! Şayet beni öldürür-sen bir katili öldürmüş olacaksın; şayet bana şefkat gösterirsen saygın bir insana lütufta bulunmuş olacaksın; bedel olarak para istersen sadece söyle, sana veririm." dedi. Rasulullah @ cevap vermedi. Hamâme aynı soruyu üç gün tekrarladıktan sonra Rasulullah @ salınmasını emretti. Hamâme bu davranıştan derinden müteessir olmuştu. Yıkandıktan sonra mescide gelip, Kelime-i Şeha-det getirerek müslüman oldu ve şöyle dedi: "Ey Allah'ın Rasulü, hiçbir insan gözümde senin kadar nefret ve tiksinti uyandırmıyordu. Fakat şimdi, hiç kimse gözümde senin kadar sevgili değil. Hiçbir din gözümde se-nİn dininden kötü değildi. Fakat şimdi benim İçin en mükemmel din o. Hiçbir şehirden senin şehrinden fazla nefret etmezdim. Fakat artık aynı şehri her şehirden daha çok seviyorum." (Siret, İbni İshak)
Düşmandan intikam almak normal olarak görülen tabiî bir uygulamadır. Fakat Peygamber @ hiçbir zaman intikam almamıştır. Bütün düşmanlarını affetmiş, onlara şeref ve değer vermiştir. Rasulullah @: "Rab-bim bana, intikam alacak gücüme rağmen düşmanlarımı affetmemi; benimle ilişkisini kesenle görüşmemi; ve beni mahrum bırakana vermemi emretmiştir." demiştir. Rasulullah @ risalete kadar dahi hiç intikam peşinde koşmamış, aksine dua etmiş ve affetmiş-tir. (9: 84); fakat peygamberliğinden itibaren düşmanlarına beddua bile etmemiştir. Uhud savaşında dört dişi kırılmış, baş ve yüzünden yaralanmıştı. Ashabı keder ve hırs içindeyken ondan düşmanlarına beddua etmesini İstemişlerdi. Onlara da, insanlara beddua etmek için değil, Allah'ın yoluna davet için gönderildiğini ifade etmiştir. Ve kendisini anlamayan halkının affı için Allah'a dua etmiştir. Zalimlerin, Kureyşlilerin saldırıları tahammül sınırını aştığı zaman ashabı Rasulullah @'dan onlar için beddua etmesini rica ettiklerinde Rasulullah @ şöyle dua etmiştir: "Ey Allah'ım! Halkımı affet, çünkü onlar cahiller." Hamâme, müslüman olunca Mekke'ye göndermekte olduğu tahılı kesti. Mekke'nin tahıl üretimi olmadığından tamamen onun gönderdiği tahıla bağlıydılar. Bu durum Mekkeliler için büyük bir tehlike ifadesiydi. Bîzar ve şaşkınlık içinde Rasulullah @'a başvurdular. Rasulullah @, Hamâme'-ye mektup yazarak Mekke'ye tahıl gönderilmesinin devamını sağladı. Oysa onlar, Mekke'de üç yıl müslümanlara boykot uygulayan, tek bir tahıl tanesi geçmesine İzin vermeyenlerin bizzat kendileriydi. Ama o bütün bunları unuttu. Kendine ve diğer müslümanlara karşı işledikleri suçları ve yaptıkları zulmü affetti.
Bir gün'Rasulullah @'ı öldürmeye niyetlenen biri yakalanarak huzuruna getirilmiş ve o da affedilmiştir. Hudeybiye antlaşmasının yürürlükte olduğu dönemde Ten'îm dağından Rasulullah @'ı öldürmek maksadıyla inen seksen kişilik grup da yakalanınca, affedilerek serbest bırakılmışlardı. Hayber'de yahudi bir kadın Rasulullah @'ın yemeğine zehir koymuştu. Yemeği tadınca zehiri far-kettİ. Bunun üzerine yahudiler toplatıldı. Soruşturma sonucu yemeğe zehir koyduklarını kabul ettiler. Rasulullah @ onlara bir şe> demeden affetti. Taif halkı Rasulullah @'la ve diniyle alay etmiş ve taşlarla onu hırpalamışlardı. Kanlar İçinde bir bahçeye sığındığında bir melek gelerek isterse dağı üstlerine yıkarak Taif halkını mahvedeceğini söylediğinde Rasulullah @: "Hayır, onların çocukları Allah'a kulluk edebilirler." cevabın: vermiştir. (Siret, İbni İshak)
Rasulullah @, kendine karşı yapılan suç ve ya saldırıyı ne kadar büyük olursa olsun af federdi. O, bağışlayıcılık ve merhamet sem bolüydü. Kur'an-ı Kerim bunu işaret etmek tedir: "(Ey Muhammed) Sen af yolunu tut bağışla, uygun olanı emret, cahillere aldırı; etme." (7: 199)
Günahı daima affederek ve şefkatle davra narak önlerdi. Çünkü panzehir mutlaka ze hirden daha iyiydi. Sevginin nefreti önleye ceği ve saldırganlığın yenileceğine inanmış v< göstermiştir. İnsanların cehaletini İslâmî bil giyle ortadan kaldırdı. Bağışlayıcılığıyla in sanları günah ve suça esaretten kurtarmış vı onları İslâm'ın dostları yapmıştır. Kur'an-Kerim'deki şu ayetin âdeta tam bir timsali ol muştur: "İyilik ve kötülük bir değildir. Seı fenalığı en güzel şekilde sav. O zaman, se ninle arasında düşmanlık bulunan kimse sanki sıcak bir dost oluvermiştir." (41: 34)
Peygamber @, Kur'an-ı Kerim'in canlı örne ği olduğundan doğruluk ve affedicüikte eş görülmemiş bir insandı. Kur'an-ı Kerim ina nanlara başka İnsanların hatalarını affetme; tavsiye etmiştir. Bu emrin fiiliyatta en güzel Örneği, Muhammed @'ın hayatıdır. Rasulul-lah @ Kur'an-ı Kerim'İn her ayetini inananlara talim etmiş ve bizzat kendisi Kur'an-ı Ke-rim'in pratiği olmuştur: "Sizden fazilet ve servet sahibi kimseler yakınlarına, yoksullara, Allah yolunda göç edenlere (bir şey) vermemeye yemin etmesinler, affetsinler, geçsinler. Allah'ın sizi bağışlamasından hoşlanmaz mısınız? Allah bağışlayandır, merhametlidir?' (24: 22) ÂI-i İmrân Suresi'nde: "Onlar, bollukta ve darlıkta sarfederler, öfkelerini yener-ler, insanların kusurlarını affederler. Allah iyilik yapanları sever." (3: 134). Muhammed @ bu ayette tarif edilen insan tipinin mükemmel bir örneğidir. O affedici ve merhametliydi, diğer insanların hata ve yanlışlarını hep görmezlikten gelmiştir.
6- Cömertlik
Allah'ın Rasulü Muhammed @, tabiatı gereği çok cömert ve hayırsever bir insandı. îb-ni Abbas'a göre Rasulullah @ insanların en cömertiydi. Bilhassa Ramazan ayında daha da cömertleşirdî. Rasulullah @ ömrü boyunca bir şey isteyen hiçbir kimseye "hayır" dememiştir. Bir defasında, kendisini yalnız dağıtıcı ve veznedar olarak nitelemiş, her şeyi verenin Allah olduğunu söylemiştir. Bir gün Rasulullah @'a gelen bir adam, keçi sürüsünün geniş bir sahaya yayılmış olduğunu gördü. Yardım isteyince Rasulullah @ bütün sürüyü ona verdi. Geriye dönen adam halkına İslâm'ı kabul etmelerini, çünkü Muhammed @'ın fakirlik korkusu olmayacak kadar cömert olduğunu söyledi. Rasulullah @'ın verecek hiçbir şeyi olmadığı sırada yanına yardım isteyen bir şahıs geldi. Rasulullah @ adama kendi adına borçlanmasını ve daha sonra kendisinin Ödeyeceğini söyledi. Orada bulunan Hz. Ömer, Rasulullah @'a Allah'ın ona taşıyabileceğinden fazlasını yüklemediğini söyledi. Rasulullah @ ses çıkarmadı. Orada bulunanlardan biri yardım teklif edince Peygamber @ gülerek memnuniyetle karşıladı. Bir defasında da bir dilenci için yarım vask zahire borç aldı. Alacaklı istemeye geldiğinde Rasulullah @ yarısı borcu, yarısı da hediye olarak bir vask zahire verdi.
Allah Rasulü Muhammed @ yardım isteyen herkese yardım ederdi ve bir şeyi olmadığında da daha sonra edeceğine söz verirdi. Rasulullah @'ın bu tavrı sonucunda insanlar öyle cüretkâr olmuşlardı ki, bir gün namaz kıldığı sırada yanına gelen bir bedevi elbisesinden tutarak "Karşılanması gereken bir ihtiyacım var, ne yazık ki aklımdan hiç çıkmıyor, sen karşılayabilir misin?" dedi. Rasulullah @ bedeviyle birlikte oradan ayrılıp ihtiyacını halletti. Daha sonra dönerek namazı kıldı. Bazan, Rasulullah @'ın bir şey satın alıp, satıcıya hediye ettiği olmuştur. Bir defasında İbni Ömer'den bir deve satın almış ve hemen Abdullah b. Ömer'e hediye etmiştir. Başka bir zaman da Câbir'den bir şey satın almış ve kendisine hediye olarak geri vermiştir, (Mişkât)
Rasulullah @ hiçbir öğün yemeğini yalnız yememiş, daima ashabını davet etmiştir. Bir savaşta yanında 130 ashabı bulunmaktaydı. Bir keçi satın aldı. Kestikten sonra ciğerinin kızartılmasını emretti. Hazırlanınca ashabına dağıttı. Orada bulunmayanlara da bir pay ayırdı. Ne zaman bir şey alsa onu bitirmeden rahat edemezdi. Müminlerin annesi Üm-mü Seleme'nİn rivayetine göre Rasulullah @ bir gün eve canı sıkkın bir vaziyette geldi. Ümmü Seleme meselenin ne olduğunu sordu. Rasulullah @ önceki gün yedi dinar aldığım ve bu paranın geceye kadar yatağın üzerinde kaldığını ve dağıtılmadığını söyledi. Onları dağıtana kadar Rasulullah @ rahat edememişti.
Ebu Zerr'in rivayet ettiğine göre, bir gece birlikte yürürken Rasulullah -@ ona şöyle demiştir: "Ebu Zerr, benim için Uhud dağı altına dönse, borçlarımı ödedikten sonra ben bir dinarın bende üç gün kalmasını istemezdim." Bir gün Fedek kabilesinin reisi Rasulullah @'a deve yükü tahıl göndermişti. Bilâl bunları satarak Rasulullah @'ın bir ya-hudiye olan borcunu ödedi. Daha sonra da haber vermek üzere Rasulullah @'a geldi. Rasulullah @ artan bir şeyin olup olmadığını sorunca, Bilâl, arttığını söyledi. Rasulullah @: "Tamamı gitmeden ayrılamam." dedi. Bilâl verilecek kimse olmadığım söyledi. Peygamber @ geceyi mescidde geçirdi. Ertesi gün, Bilâl gelerek Rasulullah @'a Allah'ın onu ferahlattığını söyledi. Her şey dağıtılmış, geriye hiçbir şey kalmamıştı. Rasulullah @ Allah'a hamd edip, evine gitti. Biraz sonra birden dışarıya çıktı. Etrafındakiler şaşırmıştı. Rasulullah @ namaz esnasında evinde bir miktar altın bulunduğunu hatırladığını ve unutarak altının bütün gece evde kalmasından korktuğunu söyledi. Eve girerek hemen altını hayır işlerine harcamak amacıyla dışarı çıktı. (Mişkât)
Rasulullah @ Huneyn savaşından elde edilen ganimeti dağıttıktan sonra geri dönüyordu. Durumu öğrenerek her taraftan gelip yoluna çıkan bedeviler sadaka istediler. Kalabalık tarafından iyice sıkıştırılan Rasulullah @ bir ağacın gölgesinde durdu. Bedeviler elbisesini çekiştirirken, Rasulullah @'ın elbisesi vücudundan çıkarak ellerine geldi. Rasulullah @: "Elbisemi verin; şu dağ kadar develerim olsaydı, size hepsini verirdim. O zaman beni ne cimri, ne yalancı, ne de namert bulurdunuz!' dedi. O daima ölenlerin borçlarım öderdi. Borçlu Ölenlerin, borçlarının kendisi tarafından ödenmesi için haber verilmesine ilişkin talimatlar vermiş ve yürürlüğe koymuştur. (Mişkât)
Bir gün Rasulullah @ ashabıyla otururken bir bedevi gelerek elbisesinin köşesinden çekerek; "Muhammedi Bu mülk ne senindir, ne babanın. Bana bir deve yükü ver." dedi. Rasulullah @'ın devesini arpa ve hurma yükleyerek aldı. Bir defasında Bahreyn'den vergi olarak yüklü miktarda bir para alınmıştı. Rasulullah @, bu paranın cemaatine harcanmasını emretti. Namazdan sonra, Rasulullah @ önüne gelen herkese dağıtmaya başladı. Bedir Savaşından sonra çok fakir düşen Abbas'a ayağa kalkıp yürüyemeyeceği kadar çok verdi. Hiçbir şey kalmadığında elbisesini silkeleyerek ayağa kalktı. (Mişkât) Rasulullah @, o kadar cömertti ki, hiç kimse hiçbir zaman onun kadar cömert olamaz. Ne alırsa alsın başkalarına verir ve hediyeyi alandan daha fazla haz duyardı. Kimseyi evinden eli boş çevirmezdi ve muhtaçlara kendi ihtiyaçlarına nazaran öncelik verirdi. Muhtelif türlerde yardım etmiştir; bazan hediye verirdi, bazan ödünç aldığı şeyi daha fazla veya daha iyi olarak geriye döndürür, bazan satın aldığı bir şeyi fiyatından fazla öderdi; bazan hediye, bazan bağış, bazan da sadaka. İnsanlardan hediye kabul eder; fakat fazlasıyla onlara da hediye verirdi. İnsanlara kendisi gibi hediye vermelerini de söylemiştir. Haris birisiyle karşılaştığında daha cömert ve yardımsever olmasını tavsiye ederdi.
Ebu Hureyre'nin rivayet ettiğine göre Rasu-lullah @ şöyle demiştir: "Cömert insan Allah'a, Cennet'e ve insanlara yakındır. Cehennem ateşinden ise uzaktır. Cimri insan ise Allah, Cennet ve insanlardan uzak, Cehen-nem'e yakındır. Cahil fakat cömert insan, Al-laha cimri fakat çok ibadet eden (abid) insandan daha sevgilidir." Ebu Said el-Hudrî'nin rivayetine göre de Rasulullah @: "Müminde şu iki haslet bulunamaz: cimrilik ve kötü huy!' buyurmuştur. Ebu Bekr'in rivayetine göre Rasulullah @ Cennet'e üç grubun girmeyeceğini ve bunlardan birinin hasis insan olduğunu ifade etmiştir. (Mişkât)
Rasulullah @ cömertliğin fazileti üzerinde durmuş ve cimri huyluluğu kınamıştır. "Allah'ın kitabına uyanlar, namazı kılanlar ve kendilerine verdiğimiz rızıktan gizli ve açık sarfedenler, asla zarara uğramayacak bir ticaret umarlar. (Umarlar ki Allah) onlara ücretlerini tam ödesin ve lütfundan onlara fazlasını da versin. Çünkü O, çok bağışlayan, şükrün karşılığını bol bol verendir." (35: 29-30) Ve Bakara Şuresi'nde: "... Verdiğiniz her hayır kendiniz içindir. Yalnız Allah'ın rızasını kazanmak maksadıyla verirseniz, verdiğiniz her hayır, size tastamam verilir ve hiç hakkınız yenmez." (2: 272). Ve Âl-i İmrân Şuresi'nde: "Sevdiğiniz şeylerden harcama-dıkça asla iyiliğe erişemezsiniz. Ne harcarsanız mutlaka Allah bilir." (3: 92)
Cimriliğin hazin sonu da açıklanmıştır: "Allah'ın bol nimetinden verdiklerinde cimrilik edenler, sakın bunun kendileri için hayırlı olduğunu sanmasınlar, bilâkis bu onların kö-tülüğünedir. Cimrilik yaptıkları şey, kıyamet günü boyunlarına dolanacaktır. Göklerin ve yerin mirası Allah'ındır. Allah işlediklerinizden haberdardır?' (3: 180) Ve Leyi Suresi'ndeL "Ama, cimrilik eden, kendini Allah'tan müstağni sayan, en güzel sözü yalanlayan kimsenin güçlüğe uğramasını kolaylaştırırız. O kimse ölüp ateşe yuvarlandığı zaman, malı ona fayda vermez." (92: 8-11) Kur'an-ı Ke-rim'de inananların mallarından Allah rızası için fakir ve muhtaçlara vermelerini isteyen pek çok ayet vardır. Tegâbun Şuresi'nde. "Eğer Allah (nzasın)a güzel bir borç takdiminde bulunursanız, onu sizin için kat kat yapar ve sizi .bağışlar. Allah karşılık verendir, Halîm'dir." (64: 17).
Rasulullah @'ın tüm hayatı insanoğluna cömertlik ve hayır örneğiydi. Ashabından da aynı şeyleri istemiştir. Enes'in rivayetine göre Rasulullah @ şöyle demiştir: "Ümmetimden muhtaç olanın ihtiyacını karşılayan biri, beni hoşnut etmiş olur; beni hoşnut eden, Allah'ı hoşnut etmiş olur; Allah da hoşnut olduğu kimseyi Cennet'ine gönderir." Yine Enes'in rivayetine göre Rasulullah @: "Sıkıntıda olan birine yardım edene Allah yetmiş üç mağfiret kaydeder. Bir tanesi tüm saadetini kapsar; yetmiş ikisi de Kıyamet Gü-nü'ndeki dereceler için mertebe olarak ayrılır." buyurmuştur. Ebu Hureyre'nin anlattığına göre, Rasulullah @'a katı kalpli birisi şikayet edildiğinde, Rasulullah @: "Ben yetimlerin başlarını okşar, fakirleri doyururum" demiştir. (Mişkât)
İbni Abbas, Rasulullah @'ın şöyle dediğini nakletmiştir: "Komşusu açken tok yatan bizden değildir." Ebu Hureyre, Rasulullah @'dan müminin sade ve cömert vasıflarına sahip olması gerektiğini rivayet eder. Kısacası, Rasulullah @ kendisine fazlalık hiçbir şey bırakmayacak kadar cömert ve hayırseverdi (Mişkât)
7- Misafirperverlik
Allah Rasulü Muhammed @ aynı zamanda çok misafirperver bir insandı. Risaletten önce dahi, misafirperver ve cömert bir insan olduğu bilinmektedir. Kimse yanından eli boş ayrılmamıştı. Fakir, muhtaç, dul ve yetimleri beslerdi. Medine'de ise zengin-fakir, dost-düşman, gelen herkese açık namütenahi misafirperver, cömert ve ikramkârdı. Her taraftan çok sayıda insanlar gelirdi. Rasulullah @ onları ağırlar, bizzat kendisi hizmet ederdi. Kimse ondan bir şey almadan geriye dönmemişti.
Onun misafirperveliği yalmz müslümanlara mahsus değildi. Sınıfı, dini ne olursa olsun tüm insanlar buna mazhar idi. Müşrikler ve yahudiler hep onun misafiri olmuşlar ve hiçbir ayırıma tâbi olmaksızın ağırlanmalardır.
Habeşistan'dan bir hıristiyan heyeti geldiğinde, Rasulullah @, onları kendi evinde ağırlamış ve kendisi hizmet etmiştir. Bir defasında müşriklerden birisi ona misafir olmuştu. Ona bir keçinin sütünü verdi ve müşrik tamamını içti. îkinci keçininki verildiğinde onu da içti. Rasulullah @, adam doyana kadar süt verdi. Bu şekilde, müşrik yedi keçinin sütünü içti. Bazan, öyle olmuştur ki, misafirleri evde ne var, ne yok herşeyi yemişler, Rasulullah @ ve ailesine yiyecek hiçbir şey kalmamış ve aç yatmak zorunda kalmışlardır. Bu, Rasulullah @'ın hayatında çok görülen olaylardandı. Evde konuk bulunduğunda, Rasulullah @ sık sık kalkarak konuklarının rahatını kontrol ederdi. Sahabe arasında en fakir ve muhtaç kesim Ashabı Suffe idi. Bunlar, ashabın daimi misafirleriydi. Ancak, çoğunlukla Rasulullah @'ın misafiri olurlardı. Bir defasında Rasulullah @ "İki kişilik yiyeceği olanlardan üçünü, dört kişilik yiyeceği olan da beşini misafir etsin." demiştir. Ebu Bekir Ashabı Suffe'den üçünü, Peygamber @ 'da on kişiyi yanında götürdü. (Mişkât)
Ashabı Suffe'den Ebu Hureyre, geçirdiği açlıkla ilgili üzücü bir olay anlatmıştır: "Bir gün son derece aç bir halde ana yolda otururken Ebu Bekir yoldan geçiyordu. Onun aciz halime dikkatini çekebilmek İçin Kur-an'daki bir ayet hakkında soru sordum. Hâlime pek dikkat etmeden yanımdan geçti. Aynı şey Ömer'le de oldu; onun da dikkatini çekemedim. Daha sonra Rasulullah @ yoldan geçiyordu. Beni görünce gülümseyerek, 'Benimle gel.' dedi. Eve vardığımızda Rasulullah @ gördüğü bir bardak sütün nereden geldiğini sordu. Hediye olarak geldiğini öğrenmesi üzerine benden bütün Suffe halkını getirmemi istedi. Ben de herkesi getirdim. Rasulullah @ bana bir bardak sütü herkese dağıtmamı söyledi." Mikdad'ın anlattığına göre, iki arkadaşıyla birlikte açlıktan o kadar güç duruma düşmüşler ki gözleri görmez olmuş. Bazılarından temel ihtiyaçlarına cevap vermelerini talep etmişler, fakat reddolunmuşlar. Sonunda Rasulullah @'a gelmişler. Rasulullah @ onları evine götürüp, üç keçi göstermiş ve bunların sütlerini içmelerini söylemiştir. Onlar da keçileri sağarak sütlerini içmişlerdir. (Mişkât)
Bir gün, Rasulullah @ Suffe halkını toplayıp Hz. Aişe'nin evine gitmiştir. Hz. Aişe-den, evde yiyecek ne varsa getirmesini istedi, O da pişirdiği her şeyi ortaya getirdi. Rasulullah @'ın daha fazla istemesi üzerine bir miktar hurma getirdi. Bundan sonra son olarak büyük bir bardak dolusu süt geldi. Ebu Hureyre'nin rivayetine göre Rasulullah @: "Allah'a ve ahiret gününe inanan, misafirlerine ikram etsin; Allah'a ve ahiret gününe inanan, komşularına eza etmesin; Allah'a ve ahiret gününe inanan, ya hayır söylesin ya da sussun." demiştir. (Buharî) Mikdâd b. Ma'dîkerb, Rasulullah @'dan şu sözleri duyduğunu ifade etmiştir: "Bir müslüman mi-safİr olur da, ona bir şey ikram edilmezse her müslümanın mülk ve ürününden —ağırlama halinde yetecek kadar— ona vererek yardım etmesi bir vecibedir." Ebu Said'in rivayetine göre de Rasulullah @ şöyle demiştir: "Fakirleri yiyeceğinizle besleyin ve müminler üzerine nezaketinizi tevcih ediniz." (Mişkât)
İbni Abbas'm rivayet ettiğine göre Rasulullah @: "Yemeğin bıçağın deve hörgücüne gelmesinden daha çabuk verildiği eve hayır gelir." demiştir, Ömer b. Hattab'ın rivayetine göre Rasulullah @: "Ayrı ayrı yemeyin, birlikte yeyin. Çünkü Allah'ın rahmeti topluluk üzerinedir" buyurmuştur. Ebu Hurey-re'nin rivayetine göre de Rasulullah @ şöyle demiştir: "Kişinin misafirini kapıya kadar geçirmesi sünnetin bir parçasıdır." İbni Ab-bas'dan nakledildiğine göre Rasulullah @: "Kim müslüman bir yetimi beslerse, Allah onu mutlaka Cennet'e gönderir!' buyurmuştur. Süheyl b. Sa'd'a göre Rasulullah @ kendisinin o şahsa Cennet'te (işaret ve orta parmaklarını göstererek) öyle yakın olacağını söylemiştir. Buharî'nin Ebu Şüreyh'den naklettiğine göre Rasulullah @: Allah'a ve ahi-ret gününe inanan, misafirlerine ikram etsin demiştir. Sahabe sordu: "İyi misafirperverlik ne kadar sürer?" Rasulullah @: "Bir gün, bir gece." dedi. Daha sonra da: "Üç gün!' diyerek cevap verdi. Ayrıca Rasulullah @, dul ve miskinlere bakmanın, Allah yolunda savaşmak veya gündüz oruç tutup, gece namaz kılmak gibi olduğunu ifade etmiştir.
Peygamber @ misafirperverliği sözle ve kendi sünnetiyle ashabına öğretmiştir. "O halde gücünüz yettiği kadar Allah'tan korkun, (buyruklarını) dinleyin, itaat edin, kendi iyiliğinize olarak (mallarınızdan) harcayın. Kim nefsinin cimriliğinden korunursa işte onlar, kurtuluşa erenlerdir." (64: 16). Allah, Bakara Suresi'nde: "Ey inananlar! Kazandıklarınızın temizlerinden ve size yerden çıkardıklarımızdan sarfedin... Allah için yaptığınız her harcamayı yahut adadığınız her adağı Allah bilir, zalimlerin yardımcısı yoktur." (2: 267-270) buyurmaktadır. İnsan Suresi'nde de: "Yoksula, yetime ve esire, O'nun sevgisi için yemek yedirirler. Biz size sırf Allah rızası için yediriyoruz, sizden bir karşılık ve teşekkür beklemiyoruz." (76: 8-9) buyurmaktadır.
Fakiri doyurmayan veya konuksever olmayan günahkâr insan ise yerilmektedir: "Hayır, doğrusu siz yetime ikram etmiyorsunuz. Yoksula yemek vermeğe (birbirinizi) teşvik etmiyorsunuz. Mirası helal-haram demeden (hak gözetmeden) yiyorsunuz. Malı da pek çok seviyorsunuz." (89: 17-20). Ve Beled Suresi'nde: "Bir boynu (kölelik zincirinden) çözmek veya açlık gününden akraba olan yetimi, yahut toprağa serilmiş bir yoksulu doyurmaktır." (90: 13-16). Maun Suresi'nde: "Öksüzü iten kakan, yoksulu doyurmaya yanaşmayan kimse işte odur." (107: 2-3) buyürulmakta-dır.
8- Fedakârlık
Allah Rasulü Muhammed @'ın en çok göze çarpan özelliği, onun İslâm mücadelesinde ve başkaları için yaptığı fedakârlıklardır. İslâm için, diğer insanlar için her türlü fedakârlıkta bulunmuş, hatta en çok sevdiklerinin isteklerinden, rahatlarından feda etmiştir. Kızı Fatma'yı, geldiğinde büyük bir sevgiyle ayakta karşılayıp alnından öpecek kadar severdi. Fatma büyük bir yokluk İçinde yaşadı. Un öğüten bir değirmen üzerinde çalışır, kuyudan su getirirdi. Avuç içleri un öğütmekten aşınmış ve su kırbası taşımaktan çökmüştü. Babasına gelerek bir hizmetçi kadın istedi. Bunun üzerine, Rasulullah @: "Ben halâ Ashabı Suffe için bir şey yapamıyorum. Bu mesele tatminkâr bir çözüme ulaşmadan diğer meselelere giremem." şeklinde cevap vermiştir.
Nakledildiğine göre Zübeyr ve Fatma'nın kızları Rasulullah @'a gelerek yoksulluktan yakındılar. Rasulullah @ 'dan bir savaştan elde edilen bir veya iki cariye talep ettiler. Rasulullah @ da Bedir harbi yetimlerinin daha önce istediklerini söyledi. Bir gün Hz. Ali'nin bir şey istemesi üzerine Rasulullah @: "Sana verip Ashabı Suffe'yi ölüme ter-ketmem imkânsızdır." diye cevap vermiştir. Rasulullah @ insanların refah ve mutluluğu için uğraşırken kendi veya çok sevdiklerinin çıkarlarına hiç önem vermemiştir. Bir defasında Rasulullah @'a bir kadın elbise vermek istedi. Rasulullah @'m da ihtiyacı vardı ve kabul etti. Birisi, elbisenin güzelliğini methedince Peygamber @ onu üzerinden çıkararak adama verdi. Rasulullah @ meclisten ayrılınca orada bulunanlar adama kızdılar: "Rasulullah @'ın buna ihtiyacı olduğunu biliyordun. Başkasının isteğini hiç geriye çevirmediğini de biliyordun." Adam söylenenleri kabul etmiş, fakat elbiseyi bir rahmet olarak istediğini ve kefen için saklayacağını söylemiştir.
Allah'ın Rasulü Muhammed @ bütün hayatını fakirlik içinde geçirmiş, fakat yine de kimsenin isteğini reddetmemiştir. İslâm'ın zaferlerinden sonra, büyük toprak ve bağlar elde edilmiş, ancak Rasulullah @ hepsini dağıtmıştır. Bir adam, ölümünde yedi tane bağının Rasulullah @'a verilmesini vasiyet etmişti. Rasulullah @ hepsini' hayır işlerine sarfetmiş, tüm mahsûl fakir ve muhtaçlara dağıtılmıştır. Ashabdan birisi evlenmişti. Fakat düğün yemeği (velime) olarak vereceği hiçbir şeyi yoktu. Rasulullah @ Hz. Aişe ile un gönderdi. Kendilerine ise hiçbir şey kalmamıştı. Bir defasında uzaktan gelen birisi Rasulullah @'da kaldı. Akşam yemeği olarak sadece keçi sütü vardı. Misafir hepsini içti. Hiçbir şey kalmadığı için Rasulullah @ ve ailesi geceyi aç geçirdiler. Bir önceki geceyi de aç geçirmişlerdi. Rasulullah @ fedakâr davranışlarıyla başkalarına Örnek olmuş ve ashabı da onun izinden yürümüştür: "Daha önceden Medine'yi yurt edinmiş ve gönüllerine imanı yerleştirmiş olan kimseler, kendilerine hicret edip gelenleri severler; onlara verilenler karşısında içlerinde bir çeke-memezlik hissetmezler; kendileri zaruret içinde bulunsalar bile onları kendilerinden önde tutarlar. Nefsin tamahkârlığından koru-nabilmiş kimseler, işte onlar, saadete erenlerdir." (59: 9) Rasulullah @'ın hayatında, kendini hiçe sayan ve yaptığı fedakârlıklara dair yüzlerce olaya şahit olunmuştur.
9- Sadelik
Rasul Muhammed @ çok sade bir insan olup, tüm hayatı sadelik içinde geçmiştir. Hareketlerinde şeklîlik ve resmiyet bulunmazdı. Devlet başkanı ve halkın tartışmasız lideri olduğu zaman bile ne verilirse yer, kalın ve kaba elbiseler giyerdi. Tek başına veya bir meclisteyken tereddüt etmeksizin yere, toprağa veya hasır üstüne otururdu. Kuru ekmek yemiş, günlerce sadece hurma ile idare etmiştir. Sade kıyafetler giyer, gösterişten hoşlanmazdı. Enes'den Buharî'nin naklettiğine göre "Nebî @'a en sevimli esvab bürd-i yemânî (pamuktan veya ketenden dokunmuş) elbise giymekti."
İbni Ömer, Rasulullah @'ı Kabe'nin avlusunda elleriyle dizlerini tutmuş otururken, Mahreme'nin kızı Kayle ise Rasulullah @'ı mescidde elleri bacaklarını sarmış, müteva-zi bir halde gördükleri nakledilmiştir. Ebu Katâde de Rasulullah @'ı akşamleyin istirahat için yattığında sağ tarafı üzerine yattığını, daha sonra sabahdan önce yattığında ise dirseğini yere koymuş ve başını elinin ayasına yaslamış yattığını gördüğünü söylemiştir. (M iş kât)
Müminlerin annesi Ümmü Seleme'nin söylediğine göre Rasulullah @'ın yatış yönü mezardaki gibiydi. Rasulullah @ başı camiye doğru gelecek şekilde uyurdu. İbni Mes'ud1 un söylediğine göre Rasulullah @ kamış hasır üzerinde uyumuş ve kalktığmda hasırın izleri vücuduna geçmiştir. Bunu görünce, "Ey Allah'ın Rasulü, senin İçin bir şeyler hazırlayıp yaymamızı istemez misin?" diye sordu. Rasulullah @: "Benim dünyayla İşim ne, ben bir ağacın gölgesinde bir an dinlenen, daha sonra kalkıp ayrılacak olan bir yolcu gibiyim." diye cevap vermiştir. Ebu Ümâme1 nin rivayetine göre Rasulullah @ şöyle demiştir: "Rabbim Mekke vadisini benim için altına çevirmeyi teklif etti, fakat ben, 'Hayır Yarabbim! Gün aşırı yiyeyim ve aç kalayım. Aç olduğum zaman Sana yakaracağım ve Seni hatırlayacağım; doyduğum zaman da Sana dua edip, şükredeceğim." Ubeydullah b. Mihsân'm rivayetine göre Rasulullah @: "İçinizden biri salim kafa ile, sıhhati yerinde ve günlük yiyeceğine sahip olarak sabah yerinden kalkarsa bütün dünya onun olmuş gibidir." demiştir. (Mişkât)
Hz. Aişe'nin söylediğine göre ölümüne kadar Peygamber @'ın ailesi ard arda iki gün idare edecek kadar arpa ekmeğine sahip olmamıştır. Hz. Ömer şöyle söylemiştir: "Rasulullah @'ı görmeye gittiğimde, onu kamıştan bir hasır üzerinde yattığını gördüm. Hasırla arasında bir örtü bulunmadığı için hasırın izleri yanlarına çıkmıştı. Hurma yaprağından doldurulmuş deri bir yastığa yaslanmıştı. Bunun üzerine, 'Ey Allah'ın Rasu-lü, Allah'a halkını zenginleştirmesi için dua et. Çünkü O, Allah'a kulluk etmeyen Fars ve Bizanslıları zenginleştirmiştir.' dedim. Rasulullah @ da: "Böyle mi düşünüyorsun, İbm Hattab? O insanlara güzel şeyler sadece bu dünyada verilmiştir.' şeklinde cevap verdi." Ebu Hureyre'nin rivayetine göre Rasulullah @: "Senden daha aşağı insanlara bak, senden üstünlere değil. Böyle yaparsan AUah-ın lütfunu küçük görmezsin." demiştir- Ebu Talha: "Rasulullah @'a açlıktan şikayet edip, elbisemizi kaldırarak karnımıza koyduğumuz taşı gösterdik. Bunun üzerine Rasulullah @ da elbisesini kaldırınca, onun karnı üzerinde iki taş olduğunu gördük." demiştir.
Muaz b. Cebel, Rasulullah @ kendisini Ye-men'e gönderdiği zaman: "Sefahat içinde yaşamaktan sakın, çünkü Allah'ın hizmetçileri sefahat içinde yaşamazlar." diye söylediğini rivayet etmiştir. Hz. Ali'nin rivayetine göre Rasulullah @: "Kim Allah'ın verdiği az rızıkla yetinirse, Allah da onun az ameliyle iktifa eder." demiştir. İmran b. Husayn'ın rivayetine göre Rasulullah @ şöyle demiştir: "Allah, çocuğu olduğu halde dilenmekten kaçınan mümin kulunu sever." (Mişkât)
Rasulullah @ sade yaşamayı severdi. Ailesinin de sade bir hayat sürmesini ve gösterişli hayattan kaçınmalarını isterdi. Kadınlar için altın ziynete izin verilmiş olmasına rağmen, kendi hanımlarının bunları takmasından hoşlanmazdı. Bir gün kızı Fatma'nın boynunda altın bir kolye görünce: "İnsanların, Rasulullah'ın kızı boynuna ateş takmış demeleri hoşuna gider mi?" demiştir. Bir defasında da Hz. Aişe'nin kollarında bilezikler görmüş ve şöyle demiştir: "Onların yerine safranla boyanmış darasstan bilezikler taksan daha iyi olur." O daima sade kıyafetler giyerdi. Ancak Hz. Ömer onun cumaları, bayramlarda ve başka ülkelerden heyetleri kabul ettiği zaman gösterişli kıyafetler giymesini isterdi. Bir kere, bir dükkanda ipek bir elbise gören Hz. Ömer, Rasulullah @'dan cuma günleri ve dış heyetleri kabul ederken giymek için onu satın almasını rica etti. Rasulullah @ şöyle cevap verdi: "Bunu, ahiret-ten alacağı bir payı olmayan giysin." Peygamber @, çoğu zaman kalın elbiseler giyerdi. Yatağı ise, bazan bir kaba battaniye, bazan hurma yaprağıyla doldurulmuş deri, bazan da basit, kaba bir kumaştı. Hanımı Hafsa-nın anlattığına göre bir gece yumuşatmak için Rasulullah @'ın yatağına dört kat bez koydu. Fakat ertesi sabah, Rasulullah @ memnun olmamıştı. İslâm Devleti'nin Ye-men'den Suriye'ye kadar yayıldığı Hicret'in dokuzuncu y'ılında, bu Devlet'İn hâkiminin yalnız bir yatağı, bir de su kırbası vardı. Hz. Aişe'nin rivayet ettiğine göre Rasulullah @ vefat ettiğinde, evde bir miktar arpadan başka yiyecek bir şey yoktu.
Bir gün Hz. Ömer, Peygamber @'ın evine geldiğinde evdeki eşyanın halini farketti. Rasulullah @'ın sadece vücudunun alt tarafını örtebilecek kadar elbisesi vardı. Evde yalnız basit bir yatakla, ceviz lifleriyle doldurulmuş bir yastık, odanın bir kenarında bir miktar arpa ve bir köşede ayaklarının yanında da bir hayvan derisi bulunmaktaydı. Yatağının yanlarında su kırbaları asılıydı. Bu manzara karşısında Hz. Ömer'in gözleri yaşarmıştı. Rasulullah @, Ömer'e ağlamasının sebebini sordu. O da; "Ey Allah'ın Rasulü, niçin ağlamayayım. Yatağın lifleri vücudunda iz bırakmış. Bütün eşyanla birlikte ufacık bir ev bu, ne varsa ortada. Bizans'ın Kay-ser'i, Fars'ın Kisrâ'sı debdebe içinde yaşarken, sen, Allah'ın Rasulü, Seçilmiş İnsan böyle mi yaşayacaksın?" dedi. Bunun üzerine Rasulullah @, "Ey İbni Hattab! Bilmez misin ki onlar bu dünyayı, biz ise ahireti seçmişiz?"
Kısacası, Peygamber @, sevdiği gibi sade bir hayat yaşadı. Hayatının her anından zevk aldı. Ashabına da kendi hayatının örneğiyle sade yaşamak ve sefahatten uzak durmayı öğretmiştir.
10- Tevazu
Hz. Muhammed @ aynı zamanda çok mütevazı bir insandı. Ne Medine'deki başarısından önce, ne de sonra asla kibirlenmemiş, hep tevazu içinde yaşamıştır. Rasıılullah @'ın tevazu hakkında sahabe tarafından nakledilen, hadis ve tarih kitaplarının kaydettiği yüzlerce olay vardır. Bu hadislerden birkaçını nakledelim: Bir seyahatte İken Sa-habe'den birkaç kişi yemek için bir keçi kesmeyi kararlaştırdılar. Aralarında İş bölümü yaptılar; biri kesecek, biri derisini yüzecek, bir diğeri de pişirecek. Rasulullah @ da ateş için odun toplayacağını söyledi. Ashabı İse odun toplama işini de kendilerinin yapacaklarını söyleyince, Rasulullah @: "Gerçekten isteyerek bunu yapacağınızı biliyorum. Ancak ben cemaatte mümtaz bir durumda bulunmaktan hoşlanmam. Böyle insanları Allah da sevmez." buyurmuştur. (Mişkât)
Ömer'in rivayet ettiğine göre Rasulullah @: "Beni övmede hıristiyanların İsa'yı övdükleri gibi aşırı gitmeyin. Onlar İsa'yı Allah'ın oğlu durumuna yükseltmişti. Ben Allah'ın bir kuluyum; bu yüzden bana Allah'ın kulu ve elçisi deyin." buyurmuştur. Enes'in anlattığına göre Rasulullah @ hastaları ziyaret eder, cenaze törenlerine katılır, merkebe biner, kölelerin davetini kabul ederdi. Benî Ku-rayza savaşında, eyer ve dizgini hurma yapraklarından yapılmış bir merkebe binmişti. Yine Enes'in rivayetine göre; Rasulullah @ sadece arpa ve kuru ekmekten oluşan yemek davetlerini tereddütsüz kabul etmiştir.
Enes'in anlattığına göre Rasulullah @,. Hacc'a yaşlı bir yük devesinin üstünde gitmekteydi. Üzerinde dört dirhem dahi etmeyecek basit bir hırka bulunduğu halde şöyle dua etti: "Allah'ım, bu Hacc'ı ün ve gösterişten uzak bir Hacc eyle." Bu olay Muham- 'ın tevazu ve kulluğunun büyüklüğünü ve Kadir olan Allah'a teslimiyetinin derecesini göstermiştir. Enes'in anlattığına göre, ashabı Rasulullah @'ı dünyada her şeyden daha çok severdi. Yine de dışarıdan geldiğinde, Rasulullah @ sevmediği için ayağa kalkmazlardı. Bu olay, da Rasulullah @'ın emsalsiz alçak gönüllülüğünün işaretidir. Rasulullah @, insanların kendisini krallar veya hükümdarların karşısında durulduğu gibi ayakta karşılamasından hoşlanmazdı. Hz. Aişe'ye Rasulullah @'ın evdeki hareketleri hakkında soruldu. O da, Rasulullah @'ın sıradan bir insan gibi ev işlerinden çoğunu yaptığını söyledi. Elbisesini diker, ayakkabılarını ve gömleğini tamir eder, keçilerin sütünü sağar ve ev süpürürdü. Fakir ve kölelerle yemeğini paylaşır ve beraber yerdi. En fakirlerin hastalarını evlerinde ziyaret ederdi. Fakir ve muhtaçlarla Öyle otururdu ki, onlardan ayırdedilemezdİ. Bir meclise gittiğinde, bulduğu yere otururdu.
Rasulullah @ sıradan hürmetkar unvanlarla dahi çağrılmaktan hoşlanmayacak kadar mütevaziydi. Bir defasında adamın biri şöyle seslendi: "Ey efendi! Efendimin oğlu! En iyimiz ve en iyimizin oğlu!" Rasulullah @: "Ey insanlar takva sahibi olun ki, şeytan sizi yolunuzdan saptırmasın. Ben Abdullah oğlu, Allah'ın kulu ve Rasulü (Elçisi) Mu-hammed'im. Bana Allah'ın verdiğinden başka paye vermenizi istemiyorum'' dedi. Bir gün, birisi Rasulullah @'ı; "Yaratıkların en iyisi!' diye çağırdı. Bunun üzerine Rasulullah @ mahlukatın en iyisinin İbrahim @ olduğunu söyledi. Abdullah b. Sahbere şöyle demiştir: "Benî Amir'den bir heyetle hep beraber ona gittiğimizde 'Rabbimizsin!' dedik. O da, 'Yaratıkların Rabbi Allah'tır.' diye cevap verdi. Sonra biz; 'Sen bizim en iyi ve en mükemmelim izsin.' dedik. Rasulullah @:* Konuştuğunuzda dikkat edin de, Şeytan sizi yanıltmasın! dedi." Hz. Ömer de, Peygamber @'ın minberde hutbe irad ederken; "Hıristiyanların Meryem Oğlu'nu batıl üzere methettikleri gibi, siz de beni methetmekte mübalağa etmeyiniz. Şüphesiz ki, ben bîr kulum. Dolayısıyla bana: Allah'ın kulu ve O-nun Rasulü deyiniz!" buyurduğunu işittim demiştir (Buharı). Mekke'ye fatih olarak girdiğinde hiç de bir fatih gibi gururlu ve kibirli değildi. Yüzünde şefkat ve alçak gönüllülüğün bir ifadesi vardı. Başını tevazudan öyle öne eğmişti ki, başı devesinin eğerine de-ğiyordu. Hayber savaşında, fetihten sonra şehre dizgini hurma ağacının kabuğundan yapılmış bir merkep üzerinde girdi.
Oğlu İbrahim'in vefat ettiği gün tesadüfen güneş tutulmuştu. İnsanlar, Rasulullah @'ın kederini kutsî varlıkların da paylaştığını düşündüler. Rasulullah @ bütün ashabım mescide toplayarak şöyle seslendi: "Ey insanlar! Bilin ki güneş tutulması Allah'ın işaretlerinden biridir. Kimsenin Ölüm veya doğumu üzerine vuku bulmaz." Hz. Ömer mimber-den şöyle hitabetti: "İnsanlar birbirine karşı mütevazi olmalıdır. Çünkü ben Rasulullah @'dan şu sözleri işittim: 'Allah rızası için mütevazi olan, Allah tarafından yüceltilecek-tir." îyaz b. Hımar'ın rivayetine göreRasu-lullah @: "Allah bana mütevazi olmanızı, birbirinize karşı gururlanıp, baskı yapmamanızı emretti." demiştir. (Mişkât)
Ebu Hureyre'nin rivayetine göre Rasulullah @ şöyle demiştir: "İnsanlar yalnız Cehen-nem'e yakın olacak ölmüş atalarıyla Övünmeyi kessinler. Yoksa Allah indinde burnuyla hayvan pisliği yuvarlayan bir böcekten daha düşük olurlar." Allah, İslâm öncesi cahi-liyye devrinin gurur ve atalarıyla övünme âdetini kaldırmıştır. Kişi ya sadece Allah'a inanan, takva sahibi bir mümin ya da sadece sefil bir günahkârdır. Bütün insanlar Adem @'ın oğludur. Adem @ ise topraktan yaratılmıştır. Yine Ebu Hureyre'nin rivayetine göre Rasulullah @, "Kim Allah rızası için alçak gönüllülüğü benimserse, O'nun tarafından derecesi yükseltilecektir." demiştir. Allah'ın rasullerinin fonksiyonlarından biri de, insanlara mütevazi olmayı öğretmektir: "Senden önce de ümmetlere elçiler (peygamberler) gönderdik. (İnkârlarından dönüp bize) yalvarsınlar diye onları darlık ve sıkıntıya sokmuştuk. Hiç değilse, onlara şiddetimiz geldiği zaman yalvarmak, yakarmak değil miydiler?.." (6: 42-43)
Musa Peygamber @ da insanlara mütevazi olmayı tavsiye etmişti: "Onlara; 'Şu şehirde oturun, dilediğiniz gibi yiyip için, Allah'a niyaz edip, bizi affet deyin ve secde ederek kapısından girin; Biz de hatalarınızı bağışlarız, iyi davrananlara daha da artıracağız.' denmişti." (7: 161). Görüldüğü gibi, alçak gönüllülük doğru ve takva sahibi insanların özelliğidir.
Allah'ın elçisi Muhammed @ hep mütevazi yaşamış ve ashabına da aynı şeyi öğretmiştir. Onun günlük hayatında ne kadar alçak gönüllü olduğuna dair pek çok olay zikredilebilir. O, sıradan bir insan gibi yaşamış ve kendi hayat örneğiyle büyük bir insanın nasıl mütevazi yaşayacağını göstermiştir.
11- Haya
Allah'ın elçisi Muhammed @ çok iffetli ve utangaçtı; aslında tam manasıyla bir namus sembolüydü. Sahabe'den pek çok kimsenin rivayet ettiğine göre, genç kızlardan daha haya sahibi ve utangaçtı. Hiçbir zaman yüksek sesle veya yakışıksız bir tavırla konuşmamış-tır. Ahş-veriş için pazara çıktığında insanların yanından yavaşça ve tebessüm ederek geçerdi. Bazı insanlar Kabe'nin yanında yıkanırken veya çıplak tavaf ederken Rasulullah @ bu tip davranışlardan hoşlanmazdı. Bir mecliste istemediği bir şey duyduğu zaman insanların yüzüne karşı bir şey söylemezdi. Fakat yüzünün rengi duygularını yansıtır ve ashabı da böylece ihtiyatlı olurdu.
Ebu Said el-Hudrî şöyle demiştir: "Rasulullah @ bakire kızdan daha hayâlıydı. Ashabı, Rasulullah @'ın bir şeyden hoşlanıp hoşlanmadığını yüzünden anlardı." Hz. Aişe, Rasulullah @'ın hayasızca, ağzının içi görülecek şekilde güldüğünü görmediğini, sadece gülümsemekle yetindiğini söylemiştir.
Câbir b. Semûre'nin rivayetine göre Rasulullah @ konuşkan değildi. Açık ve sükûnetle konuşurdu. Hz. Aişe şöyle demiştir: "Rasulullah @ sizin konuştuğunuz gibi hızlı konuşmaz, yamndakİlerin daha sonra hatırlamalarını kolaylaştıracak şekilde kelimeler arasında bir müddet duraklardı.'' İbni Ömer'in anlattığına göre Ensar'dan bir zat, kardeşini hayâlı olmaya karşı ikaz ederken, oradan geçen Rasulullah @ şöyle demiştir: "Onu yalnız bırak, haya imanın parçasıdır." İmran b. Hüseyin'in rivayetine göre Rasulullah @"Hayâ imandandır ve hayâlı olan kişi ise Cennet'tedir. Ahlâksızlık kalbin katılığın-dandır. Kalbi katı olan kişi ise Cehennem'-dedir.'' buyurmuştur.
Zeyd b. Talha'nın rivayetine göre Rasulullah @ şöyle demiştir: "Haya ve iman biraradadır; biri gittiğinde diğeri de peşinden gider." Yine aynı şahsın rivayetine göre Rasulullah @ "Her dinin bir hususiyeti vardır ve İslamcın hususiyeti ise hayadır." buyurmuştur. Ebu Hureyre şöyle rivayet etmiştir: "Rasulullah @ (sunulan) hiçbir yemek hakkında yorum yapmamıştır. İstediğinde yemiş; istemediğinde ise (menfi bir yorum yapmadan) bırakmıştır." Enes'in rivayetine göre de Rasulullah @: "Kaba söz ayıptan başka bir şey getirmez. Haya da girdiği yeri süsler." buyurmuştur. Hz. Aişe'nin bir rivayetinde Peygamber @ şöyle demiştir: "Cezasını ben bile çekecek olsam, hiç kimsenin kabahati hakkında konuşmak istemem." (Mişkât)
İbni Mes'ud, Rasulullah @'ın şöyle dediğini rivayet etmiştir: Ashabımdan hiç kimse bana bir diğeri hakkında bir şey söylemesin. Çünkü, hiç birinizin yanına (ön yargılı) kötü niyetle çıkmaktan hoşlanmam. Abdullah b. Müslim'in rivayetine göre Rasulullah @: "Haya önceki peygamberlerin dinlerinin bir patçasıdır. Ondan yoksun olan her istediğini yapabilir." demiştir. Rasul Muhammed @'ın çok hayâlı ve iffetli bir insan olduğu tarihî bir vakıadır. Kendi örnek hayatıyla bunu ashabına talim ettirmiştir.
O her işini kendisi yapardı. Sahabe'den iki kişinin anlattığına göre Rasulullah @'ı görmek İçin evine gittiklerinde onu bir tamir işiyle uğraşırken buldular. Onlar da Rasulullah @'a yardım ettiler. İş bittiğinde Allah1 in Rasulü onlara dua etti.
Muhammed @, daha çocukken Kabe'nin tamirine taş taşıyarak yardım etmişti. Kabe'deki cami ve Medine'deki Mescid-i Nebevinin inşasına katılmıştı. Hendek Savaşı'nda Medine'nin müdafaası için hendek kazmış-tı. Evde ve dışarıda sıradan insan gibi çalışmıştı. Peygamberlik veya Medine Devleti'nİn Başkanlığı gibi, büyük vazifelerin olması gereken ayrıcalığını hiçbir zaman göstermemiştir. Bir tüccar ve peygamber olarak MekkeL de, Devlet Başkanı ve Allah'ın Rasulü olarak Medine'de statü olarak çok mütevazi bir hayat yaşamıştır. Statü olarak Mekke'deki tüccardan, Medine'deki Devlet Başkanlığına yükselmesi, onun mütevazi ve ahlâk timsali hayatına en ufak bir değişiklik getirmemişti. Vefatından önce devleti güneyde Yemenden, kuzeyde Suriye'ye kadar yayıldığında da ahlâkı ve tevazuu aynıydı.
Enes'in anlattığına göre, Rasulullah @ develere yağ sürmüş, keçi ve develeri kendi elleriyle damgalamıştır. Rasulullah @ sahabeden Habbab b. el-Erett'i bir savaşta görevlendirmişti. Habbab'ın evinde başka erkek yoktu, kadınlar da süt sağmasını bilmiyorlardı. Rasulullah @, her gün evlerine giderek keçi ve sığırlarını sağmıştır. Medine'deki cariyeler ona gelerek yardım etmesini isterlerdi. Rasulullah @ da çekinmeksizin onlarla gider ve işlerine yardım ederdi. Abdullah b. Ebî Evfâ'nın söylediğine göre Rasulullah @ hiç kibir göstermeksizin veya aşağılanma gibi hisse kapılmadan dul ve muhtaçların işlerini yapardı. Rasulullah @ mes-cidde tam namaza durmak üzereyken bedevinin biri gelerek, gömleğini tutmuş ve; "Biraz işim var, sonraya bırakırsam unutabilirim. Bu yüzden evvelâ işimi gör." demiştir. Bunun üzerine Peygamber @ hemen mescid-den çıkarak bedevînin işini görmüş ve daha sonra namaz kılmıştır.
Abdullah b. Mes'ud, Rasulullah @'ın şöyle dediğini rivayet etmiştir. "Size kimlerin Ce-hennem'den, Cehennem'in de kimlerden uzak tutulduğunu söyleyeyim mi? Nazik, müşfik ve yanında kolay yaşanılabilen, cana yakın ve yumuşak huylu insanlar."
12- Samimiyet
Allah'ın Elçisi Muhammed @, hayatı boyunca arkadaşlarının iyiliği ve saadeti için, azamî derecede samimiyetle çalışmıştır. Bütün zamanını, gayretini, varını-yoğunu cahil Arap halkını İslâm ışığıyla aydınlatmak için çalışmış; hatta Cehennem ateşinden kurtarmaya çalıştığı insanların ellerinden çile ve ız-dırap çekmiştir.
Tamamen bir cehalet ve günah içinde yaşayan, kendileri için neyin iyi, neyin kötü olduğunu bile bilmeyen insanların halene üzülürdü. Onları günahkâr, bedbahd hayattan kurtarıp, iyilik ve Allah yoluna ulaştırmak istiyordu. Onların acı söz ve şiddetli muhalefetine zaman zaman üzülmüş, kırılmış, fakat asla umudunu kaybetmemiş ve yolundan dönmemiştir. Allah ayetleriyle onu rahatlatıyordu: "Kâfirlere (inkarcılara) ve münafıklara (iki yüzlülere) itaat etme; veziyetlerine aldırma; Allah'a güven, güvenilecek olarak Allah yeter." (33: 48)
Rasulullah @, Mekke'de iken Allah'ın dinini tebliğ gayesiyle büyük bir sabır, aşk ve samimiyetle kapı kapı dolaşmış, fakat karşılığında hakaret görmüştür. O yine de insanları hak yola, iyilik yoluna teşvik etmiştir. Bir vesileyle Allah, elçisini ferahlatmak için şu ayeti nazil etmiştir: "Biliyoruz, onların dedikleri elbette seni üzüyor, gerçekte onlar seni yalanlamıyorlar, fakat o zalimler bile bile Allah'ın ayetlerini inkâr ediyorlar." (6: 33) Ma-îde Suresi'nde de şöyle buyurulmaktadır: "Yalana kulak verirler, haram yerler. Sana gelirlerse, İster aralarında hüküm ver, İster onlardan yüz çevir; eğer onlardan yüz çevirirsen, sana hiçbir zarar veremezler. Ve eğer hüküm verirsen, aralarında adaletle hüküm ver. Çünkü Allah âdil olanları severi (5: 42).
Maruz kaldığı hakaret ve ezaya rağmen, Ra insanları İslâm'ın ışığına daveti sürdürdü. İnsanları Ha'.-k'a ulaştırma mücadelesinde sadece Allah rızası için gece gündüz çalıştı. Hiçbir zaman bir kar-şılık veya mükâfat beklemedi, "... De ki: 'Ben buna karşılık sizden bir ücret istemiyorum. Ancak akrabalık sevgisini diliyorum.' " Ve Sa'd Suresi'nde de, şu ifadeyi görüyoruz: "(Ey Muhammed) de ki: 'Buna karşılık sizden bir ücret istemiyorum. Kendiliğimden bir şey iddia eden kimselerden de değilim.' " (38: 86)
Rasulullah @'ın tüm hayatı, İslâm'ı anlatırken gösterdiği samimiyet ve aşkla doludur. Yakınlarını Safa tepesine ilk topladığında, Allah'ın emrine uyarak şöyle hitabetti. "Ey Kureyş halkı! Size şu tepelerin arkasında bir ordu olduğunu söylesem bana inanır mısınız?" Hepsi, tek bir ağızdan, "Evet, biz seni her zaman, doğru, samimi ve emin bul-muşuzdur!", Bunun üzerine Rasulullah @ onları, gayet açık ve sade bir şekilde Tevhid akidesini anlatarak İslâm'a davet etti ve inkarcılığın sonuçları hakkında onları uyardı. Ne yazık ki hiç kimse onun hüsnü niyetle yapılan, samimi tebliğini dikkate almadı. Amcası Ebu Leheb'in de içinde bulunduğu bazıları ona hakaretler yağdırdılar. Ancak Rasulullah @ sabırla ve samimiyetle insanların hayrı ve iyiliği için olan çabalarını devam ettirdi, (siret-i İbni İshak).
Kendi yakınlarını da evine davet etti. Çok etkili kısa bir konuşma yaparak İslâm'ın temel ilkelerini anlattı. Sonra da, "ey akrabalarım, size bu dünyada da, ahirette de refah ve rrmt-luluk getirecek bir şey getirdim." dedi. Çocuk olan Ali'den başka yine hiçbiri'onu desteklemedi. Fakat, Rasulullah @ davasında o kadar samimiydi ki, tüm hakaret, düşmanlık, baskı ve zulüme rağmen mücadelesini sürdürdü.
Bir gün Kureyş'in ileri gelenlerinden biri Rasulullah @'a gelerek; "Ey Muhammed, sen bizim tanrılarımızı incittin, içimize tartışma ve bozgunculuk tohumları ektin, dayanışmamızı, birliğimizi bozdun, hepimize üzüntü ve dert getjrdin. Eğer zenginlik istiyorsan, seni ülkemizin en zengini yapalım. Güç, iktidar ve liderlik istiyorsan, seni başımız yapalım. İstediğin güzel bir kadın varsa, söyle, hemen senin olacaktır. Eğer hastaysan en iyi doktoru bulup tedavi ettirebiliriz." dedi. Bütün bunları sessizce dinleyen Rasulullah @: "Ben mal ve zenginlik istemiyorum; kral veya hükümdar olmak gibi bir arzum da yok; hiçbir kadını da istemiyorum; hasta da değilim. Tekliflerinizin hiçbiri beni ilgilendirmiyor. Ben yalnız Allah'ın aciz bir kuluyum. O Allah ki, beni size Elçisi (Rasulü) olarak, Uini'ni inkâr ettiğiniz takdirde azab İle ikaz etmek ve Dini'ne iman ettiğiniz takdirde ise Rahmet ile müjdelemek üzere gönderdi. Bu dini kabul ediyorsanız peşimden gelin. O zaman hem bu dünyanın, hem de öteki dünyanın mahsulünü toplarsınız." demiş ve şöyle devam etmiştir: "Güneşin bir elime, ayı diğer elime koysanız, yine davamdan dönmem. Rabbimin verdiği göreve devam edeceğim." (Siret-i İbni İshak)
Rasulullah @'ın davasındaki samimiyetinin bundan iyi ispatı olabilir mi? O Mekkeli müşrik liderlerinin teklif ettiği bu dünyanın tüm maddî zenginlik ve unvanlarını reddetmiştir. Oysa onlara sadece-bazı temel ilkelerde taviz verecekti. Şayet Allah'ın Dini'ni yaymakla emredilmemiş olsaydı veya davasında samimi olmasaydı, muhalifleriyle kolayca taviz vererek uzlaşır ve bu dünyanın mal, zenginlik, zevk ve makamlarına sahip olurdu. Ancak o, bu önemsiz cazibenin çok üzerindeydi. Kendisini davasına samimiyetle adamıştı. Rasulullah @'ın samimiyeti hakkında Thomas Cariyle şöyle demiştir: "Yaratılışı icabı sahip olduğu bu sadakatte Öyle bir şey var ki, güneş, ay veya yaratılan başka şeylerden daha kıymetli. Her şeye Kadir Olan'ın izin verdiği sürece o orada konuşacaktır. Güneş'e ve Ay'a rağmen, bütün Ku-reyş'e, herkese ve her şeye rağmen. Öyle olmalıdır. Muhammed böyle cevap verdi; ve söylendiğine göre, gözyaşlarına boğularak."
"Yo! Hayır! Parıldayan kara gözleriyle ve geniş sosyal ruhuyla Sahra'nın bu yürekli oğlu, ihtiras ve hevesten başka duygularla doluydu. Sessiz ve büyük bir ruh; o gerçekten samimiydi. İçtenliği de yaratılışının gayele-rindendi. Hiçbir şayia bu tartışılmaz gerçeği gizleyemez. 'İşte ben!' Böyle samimiyet, bizim tabirimizle ancak ilâhî bir gerçeğe dayanabilir. Böyle bir insanın sözü ancak doğrudan Yaratıcıya bağlıdır." Ve Cariyle şöyle devam etmektedir: "Ciddî, samimi bir karakter; lâkin hoş, candan, sıcak kanlı, şakacı." (Thomas Cariyle, Tarihte Kahramanlar ve Kahramanperestlik, sf. 289-294).
Allah Rasulü Muhammed @, maddî, sosyal veya siyasî olarak hiçbir karşılık almadan ömrünü insanlığın kurtuluşu yolunda mücadeleyle geçirmiştir. İnsanlığın iyiliğini kalbinde taşımış ve hayatını Allah'dan aldığı vahyin ışığında bu uğurda geçirmiştir. Sıradan bir insan gibi sade bir hayatı vardı. Kendi evinin işini görür, hırkasını diker, ayakkabılarını, duvarları tamir ederdi. Mesciddeyken insanlar arasında onlardan biri olarak — herhangi bir farklı durumda olmaksızın— otururdu. Öyle ki kimin Peygamber ve hükümdar olduğu farkedilmezdi. Onun karakterine şöyle bir bakmakla bile, Allah tarafından verilen görevindeki büyük samimiyet görülürdü. Her şeyin üstünde, onun mücadelesi maddî kazanç veya dünyevî şan ve şöhret için değil, fakat Allah'ın şâm ve insanlığın kurtuluşu içindi.
Rasulullah @'ın bütün hayatı, onun iyilik ve takvasını bilen ve tasdik eden insanlar arasında geçmiştir. İnsanlar, onun samimi, içten ve dürüst olduğunu ve insanları sevdiğini biliyorlardı. Rasulullah @ kendilerine, aldığı vahyi nasihat ederken, kötülük ve hatalarına işaret ederken niçin ona sırt çevireceklerdi, Hepsi kendi iyilikleri içindi. Peygamber @ bunları gösterdi ve tekrar tekrar, usanmadan içlerinde yaşadığı hayata bakmaları için yalvardı. "(Ey Muhammed), de ki: 'Eğer Allah dileseydi, onu size okumazdım, size de hiç bildirmezdi. Daha önce yıllarca aranızda bulundum, hiç düşünmüyor musunuz?' " (10: 16).
13- Doğruluk Ve Dürüstlük
Şüphesiz, hiç kimse Allah'ın Elçisi'nden daha dürüst ve doğru olamaz. Rasulullah @ bunu hayatıyla göstermiştir. Onun bu özellikleri insanları derinden etkilemişti. Mu-hammed @ fakir bir yetim idi. Amcasının yanında ticarete başlamış, fakat kısa zamanda dürüstlüğü ve alış-verişteki adaletiyle herkes tarafından tanınmış ve saygı görmüştür, o, "Sadık" ve "Emîn" olarak tanınmaktaydı. Zengin, fakir herkes Muhammed @'ı bu namlarla çağırırdı. Kabe'nin tamiri esnasında mukaddes Hacer-ül Esved taşını yerine koyma konusunda Mekkeli kabileler arasında ihtilaf çıktığında, Kabe'ye ertesi sabah ilk girenin koymasını kararlaştırdılar. O sabah Kabe'ye ilk giren Muhammed @ olunca, herkes el-Emîn ve es-Sadık'ın gelmesine ve Hacer-ül Esved'i yerine koyacak olmasına çok sevindi.
Ancak, Muhammed @'a peygamberlik geldiğinde Mekkeli müşrikler onu reddettiler. Hakaret ettiler, deli, büyücü dediler, iftira attılar, kötü yolları denediler. Fakat ona hiçbir zaman yalancı diyemediler. Bir defasında Kureyş'in önderleri bir araya gelmiş onun hakkında konuşuyorlardı. En tecrübelileri olan Nadr b. Haris şöyle dedi: "Ey Kureyş! Başınıza gelen bu belâdan kurtulmanızı sağlayacak bir plan bulamadınız. Muhammed çocukluğundan itibaren içinizde, gözünüz önünde büyüdü. Aranızda en sevilen, en doğru, en dürüst oydu. Şimdi, o olgunluğa erişip size bunları sunduğunda, bu sefer, o bir sihirbazdır, kâhindir, şairdir, delidir diyorsunuz. Allah için ben onun söylediklerini işittim. O sizin söylediklerinizin hiçbiri de-ğ!İ. Başınıza gelen yepyeni bir derttir." En azılı düşmanı Ebu Cehil, sık sık şöyle söylerdi: "Muhammed, sana yalancısın demiyorum, ama bana göre senin söylediklerin doğru değil." (İbni İshak, Hz. Muhammed'in Hayatı) Kim, Muhammed @'ı onunla yüksek ahlâkı için evlenen, hanımı Hatice'den daha iyi tanıyabilir? Hatice, Kureyş'in en faziletli ka-dınlarmdandı. Şerefli, asil ve zengindi. Kocası Ebu Hâle ölmüş, dul kalmıştı. Hatice ticaretle uğraşıyordu. Kâr ortaklığı esasına göre kervanlarıyla ülke dışına gidecek adamlar tutardı. Muhammed @'ın doğruluk, güvenilirlik ve şerefli ahlâkından haberdar olunca onu çağırttırarak mallarını Suriye1 ye götürerek satmasını teklif etmiştir. Suriye dönüşü ahş-veriş sonuçlarını Hatice'ye getirdiğinde, eline aldığı malların değeri iki kat-na çıkmıştı. Hatice, Allah'ın şereflendirmesi için gerekli vasıfları haiz, asil, azimkar ve akıllı bir kadındı. Ve Hatice, Muhammed @'a giderek; "Ey amcamın oğlu, senin, akrabalığımız sebebiyle, halkın içindeki iyi şöhretin, güvenilirlik, doğruluk ve güzel ahlâkını görüyorum." dedi. Daha sonra da Hatice, Muhammed @'a evlenme teklifinde bulundu.
Hatice, ilk vahyin gelmesinden sonra şaşkınlık İçinde olan Muhammed @'ı teskin etti: "Allah seni esirgesin, Ey Ebû'l Kasım (Muhammed @ ilk oğlu Kasım'in doğumundan sonra bu nam ile çağrılmaktaydı). Allah seni hiçbir zaman yalnız bırakmayacaktır. Çünkü sen doğrusun, emanete riayet edersin, akrabanı gözetirkin, merhametlisin ve güzel ahlaklısın." (İbni İshak, A.g.e. s. 82-106).
Rasul Muhammed @, Kureyşlileri Safa Tepesi'nde toplayıp onlara; "Ey Kureyş! Şu dağların arkasında size karşı hazırlanan bir ordu var desem, bana inanır mısınız?" diye sorduğunda, bilâ istisna hepsi tek bir ağızdan, "Evet, çünkü senden hiçbir yalan söz İşitmedik!' diyerek onun dürüstlük ve doğruluğunu yeminle tasdik etmişlerdi. Çünkü, Muhammed @, aralarında kırk yıl boyunca kusursuz, lekesiz bir hayat yaşamıştı. Kuran bu olaya işaret etmektedir: "De ki: 'Eğer Allah dileseydi, onu size okumazdım ve onu size de bildirmemiş olurdu. Daha önce yıllarca aranızda bulunmuştum, hiç düşünmüyor musunuz?' " (10: 16)
Aralarında tertemiz, faziletli ve ahlâklı bir hayat sürmüş ve bu durum azılı düşmanlar-nın çoğu tarafından dahi takdir edilmiştir. İçlerindeki en doğru ve emin insanın Muhammed @, olduğunu biliyorlardı. Bu yüzden, Kur'an-ı Kerim, Mekkelilerin onun hayatına bakıp,anlamalarını istiyordu.Oinsanlaraya-lan söylemez iken Allah'a nasıl yalan söylerdi! Roma Kayseri Rasulullah @'d n kendisini ve halkını İslâm'a davet eden bir mektup aldığında, o sırada ülkesinde bulunan bir Arap tüccarı çağırmış ve sormuştu: "Siz peygamberlik iddiasından önce Muhammed'in hiç yalan söylediğini gördünüz mü?" Tüccar, Muhammed @'ın hiç yalan söylemediğini söyleyince Kayser: "Sana onun hiç yalan söyleyip, söylemediğini sordum. Sen de söylemediğini ifade ettin. Şayet o, Allah'a karşı yanlış konuşmuş olsaydı, eminim ki insanlara karşı yalan söylemekten hiç sakınmazdı." demiştir. Kayser'in daha sonra da Muhammed @'ın diğer insanlara karşı genel olarak nasıl davrandığını ve onlarla nasıl iyi ilişki kurduğunu sorması üzerine, Arap tüccarı Ebu Süfyan, şöyle cevap vermiştir: "Muhammed asil doğmuştur; doğru ve emindir ve hiçbir söz veya taahhüdünden dönmemiştir. Yolundan gidenlerden Allah-tan başka kimseye kulluk ve ibadet etmemelerini istemektedir. Herkese ve sayıları artmakta olan takipçilerine, şefkat, nezaket, müsamaha, Allah'a bağlılık tavsiye etmektedir." (Fakir Said Vahdeddin, The Benefac-tor, Crescent Yayınları, 1964, Maryland, sf. 56-57)
Rasulullah @ bütün ömrü süresince uyguladığı, doğru ve güvenilir hayat tarzını herkese tavsiye etmiştir. Ebu Saİd el-Hudrî'nin rivayetine göre Rasulullah @ şöyle demiştir:
"Doğruluğunu bildiğiniz bir şeyi söylemenize engel olan insanlarla ilişki kurmayın." Ebu Rahman b. Ebu Kurad'ın rivayet ettiğine göre Rasulullah @ şunları söylemiştir: "Allah'ı ve Rasulünü seven, Allah ve Rasu-lünün sevgisine mazhar olmak isteyen, konuştuğunda doğruyu söylesin, kendine gösterilen güvene lâyık olsun ve iyi bir komşu olsun." (Mişkât)
Thomas Cariyle Muhammed @'m doğruluğundan şöyle bahseder: "Fakat, ilk çağlarından itibaren düşünceli ve saygılı bir insan olarak bilinirdi. Herkes onu el-Emîn (Güvenilir, doğru) olarak adlandırmıştı. Doğruluk ve sadakat timsali bir insan; yaptığı, söylediği, düşündüğü her şeyde doğru. Etrafında-kilerin söylediğine göre ciddi, samimî ve doğru konuşurdu. Güvenip-dayanılabilecek, kardeş gibi samimi gerçek bir insandı!' Ve devamla şöyle anlatılmaktadır: "İman, Allah'ın bildirdiği mucize değil midir? Muhammed'in bütün ruhu, ona İhsan edilen büyük hakikatle ateşlenmiştir. Allah onu vahye mazhar ederek, ölüm ve karanlıktan muhafaza ederek şereflendirmiştir, O, tüm mah-lukatın bildiğine bağlıydı. 'Muhammed Allah'ın Rasulü'dür' ile ifade edilen de başka bir şey değildir:'(Cariyle, sh. 287-292)
Rasulullah @'ın tertemiz ahlâkı ve Hakk'a uygun yaşayışı düşmanları da dahil, herke -sjn takdirini toplamıştı. Herkesi de en sonunda başarıya ulaştıran doğruluğa teşvik etmiştir, "Müminlerden Allah'a verdikleri sözü yerine getiren adamlar vardır. Kimi ahdini yerine getirmiş (şehid düşmüşler), kimi de (şe-hadeti) beklemektedir. Sözlerini asla değiştirmemişlerdir. Ki Allah, doğrulan doğruluk-larıyla mükâfatlandırır; iki yüzlülere de dilerse azabeder veya tövbelerini kabul eder. Şüphesiz Allah bağışlayandır, esirgeyendir." (33: 23-24)
14- Alışverişte Doğruluk
Allah'ın Rasulü Muhammed @, peygamberliğin gelişinden sonra olduğu gibi, risaletten önce de diğer insanlarla yaptığı alışverişte dürüst ve doğru idi. Olgunluk çağına eriştiğinde tüccar olmuş ve Arabistan'ın kuzeyindeki ülkelere seferlere çıkmıştı. Başkalarının parasıyla büyük bir basiretle ticaret yapmış ve büyük kârlar sağlamıştır. Mekke halkı onun bu alışverip kabiliyetine ve dürüstlüğüne hayrandı. Yavaş yavaş ünü yayıldı ve insanların güvenini kazandı. Kendisine önce işini ona güvenerek teslim eden, daha sonra da onunla evlenen Hatice'yi etkileyen, onun doğruluğu ve alışverişteki dürüstlüğüydü. Onun bu özelliğini, peygamberlikten önce de kendisiyle iş yapan herkes övmekteydi. Risaletten sonra ashabına da ticarette doğru ve dürüst olmayı tavsiye etmiştir. Numan b. Be-şir'in rivayetine göre Rasulullah @ şöyle demiştir: "Helâl da, haram da açıktır. Fakat ikisi arasında bazı şüpheli şeyler vardır ki pek çok insan bilmez. Şüpheli şeylerden sakınan dinini ve şerefini lekesiz olarak korur. Şüpheli şeylere giren ise, hayvanlarını kamu arazisi etrafında otlatan çobanın biraz sonra da o arazinin içinde otlatacağı gibi harama da düşer." (Buharı ve Müslim) Abdullah b. Mes'ud da Rasulullah @'ın şu sözlerini nakletmişsin "Mecburi olan görevlere ilâve olarak, helâl rızık kazanmak için çalışmak da mecburi bir görevdir." Rafî, b. Hadic'in anlattığına göre Rasulullah @ en iyi kazancın hangisi olduğu sorusuna şu cevabı vermiştir: "Kendi ellerinizin emeğiyle ve meşru alışveriş vasıtasıyla kazandıklarınız." (Ahmed). Câbir'in rivayetine göre Rasulullah @ şöyle demiştir:. "Satarken, satın alırken ve bir şey talep ettiğinde müşfik ve yumuşak başlı olana Allah rahmetini gösterir." (Buharı)
Ebu Saîd'in rivayetine göre Rasulullah @: "Doğru ve güvenilir tüccar;peygamber, doğrular ve şehidlerle birlikte olacaktır." buyurmuştur. (Tirmizî, Darİmî ve İbni Mace). Hu-zeyfe'nin rivayet ettiğine göre Rasulullah @ şöyle demiştir: "Bir zaman, bir adam vardı. Canım almak için Azrail @ geldiğinde adama ömründe hiç iyi bir şey yapıp yapmadığını sordu. Adam da bilmediğini söyledi. Melek düşünmesini isteyince, adam bildiği tek şeyin kendisinin iş icabı alışveriş yaptığı, ödemeler için bol zaman tanıdığı, fakirlerin borcunu İse affettiğini söyledi. Bunun üzerine Allah adamı Cennet'e gönderdi." (Bu-harî ve Müslim).
Rasulullah @ alışverişte doğru davranmayanları açıkça ikaz etmiştir. Abdullah b. Mes'ud'un rivayetine göre şöyle demiştir: "Haram bir mal edinen ve ondan hayır için veren kimsenin hayrı kabul olmaz; ondan sevap da alamaz. Kendisine kalan kısmı İse onu cehenneme götürecektir!' (Ahmed). Ebu Bekir ise Rasulullah @'m şöyle dediğini anlatmıştır: "Haram ile beslenen hiç kimse Cennet'e girmeyecektir." Muhammed @'ın hayatında, onun İnsanlarla yaptığı alışverişlerde ne kadar âdil, dürüst ve doğru olduğunu gösteren çok sayıda olay vardır.
Arabistan'da, müslüman olarak Rasulullah @'ı görmeye gelen, Saib adlı meşhur bir tüccar vardı. Müslümanlar onu Rasulullah @'a övücü sözlerle tanıttılar. Rasulullah @: "Ben onu sizden daha iyi tanıyorum." dedi. Saib de: "Anam babam ona feda olsun. O benim ortağımdı ve alışverişte daima dürüst ve tertemizdi!' demiştir. Bir gün Rasulullah @ birisinden borç olarak hurma aldı. Birkaç gün geçer geçmez, adam gelip borcunu istedi. Rasulullah @, Ensar'dan birisine borcunu ödemesini talep etti. Adama verilen hurmalar, onun Rasulullah @'a verdiklerinin kalitesinde değildi. Bu durumda alacaklı adam verilen hurmaları kabul etmedi. Bunun üzerine, Ensar'dan olan zat, bu durumu Peygamber @'a bildireceğini söyleyince, alacaklı: "Evet, eğer Allah'ın Rasulü âdil olmayacaksa, kimden adalet bekleyeceğiz?" diye cevap verdi. Bunu duyan'Rasulullah @ gözlerinden yaş gelerek; "Çok doğru" demiştir.
Bir defasında da Rasulullah @ bedevinin birinden bir miktar borç almıştı. Bedevi Rasulullah @'a gelerek sert bir tavırla borcunu istedi. Sahabe'den orada bulunanlar, adamı yaptığı küstahlık sebebiyle azarlayarak; "Sen kiminle konuştuğunu biliyor musun?" dediler. Bedevi de: "Ben alacağımı istiyorum." şeklinde cevap verdi. Bunun üzerine Rasulullah @: "Aslında onu dekteklemeli-siniz. Çünkü o konuşma hakkına sahip." demiş ve ashabından borcunu ödemelerini ve üstüne de bir miktar fazla vermelerini rica etmiştir. Bir savaşta, Câbir b. Abdullah En-sarî, Rasulullah @'a refakat etmekteydi. Devesi oldukça ağırdı. Yolculuğun sonunda ise tamamen bitkinleşmiş ve çok ağırlaşmıştı. Rasulullah @ deveyi önce satın aldı, daha sonra da deveyi ona geri verdi. Parasını da onda bırakarak "Her ikisi de senin olsun." dedi. Başka bir sefer de birisinden bir deve ödünç almış ve yerine daha iyi bir deveyi geri vererek şöyle demiştir: "İnsanların en hayırlısı, borcunu memnuniyet ve sevinçle ödeyenlerdir.' '
Bir gün Bedevinin biri deve eti satmaktaydı. Peygamber @ evde bir miktar kuru hurma olduğunu düşünerek bir bir vask karşılığında biraz et satın aldı. Eve geldiğinde ise evde hurma olmadığını gördü. Bedeviye giderek eti hurma karşılığı satın aldığını, fakat evde hurmanın bulunmadığını söyledi. Bedevi aldatıldığını söyleyerek bağırmaya başladı. Etraftaki insanlar Rasulullah @'ın hiç kimseyle haksız bir ahş-veriş yapmayacağını söylediler. Rasulullah @ da: "Bırakın onu, çıkışma hakkına sahiptir." dedi, sonra da adamı Ensar'dan bir kadına göndererek, hurmaları almasını rica etti. Bedevi hurmaları alıp döndüğü sırada Rasulullah @ asha-bıyla oturuyordu. Adam, Rasulullah @'ın nezaket, sabır, affedicilik ve alışverişteki dürüstlüğünden müteessir olmuştu. Rasulullah @'ı görünce; "Muhammed! Allah sana daha iyi bir mükâfat versin; sen tüm fiyatı aslında iyilikle ödemiştin" dedi.
Bir gün Medine dışında bir kervan konaklamıştı. Kırmızı bir develeri vardı. Tesadüfen oradan geçen Rasulullah @ devenin fiyatını sordu. Söyledikleri fiyatı da hiç tartışmadan kabul etti. Devenin yularından tutarak şehre doğru yürüdü. Satıştan sonra, kervanda-kiler deveyi pek fazla tanımadıkları birisine sattıklarını düşünerek pişman oldular. Kervanda bulunan bir kadın: "Rahat olun, bundan daha 'temiz ve nurlu yüze sahip başka bir insan görmemiştik." dedi. Yani, böyle bir insan aldatamazdı. Akşam olunca, Muham-med @ onlara devenin fiyatı olan yiyecek ve hurmaları gönderdi. Huneyn savaşında, Rasulullah @'m bazı teçhizata ihtiyacı vardı. Müşriklerden olan Safvan'dan kendisine zincirden örülmüş bir miktar zırh ödünç vermesini rica etti. Safvan, "Muhammedi Senin bunlara el koymaya niyetin mi var?" diye sorunca, Rasulullah @: "Hayır! Sadece ödünç alıyorum. Şayet kaybolan olursa, onların değerini öderim." diyerek kırk takım zincirli zırhı ödünç olarak almıştır. Savaştan sonra, bazı zırhlar kaybolduğunu ve onların değerini ödeyebileceğini söyleyince, Safvan: "Ey Allah'ın Rasulü! Kalbim önceki gibi değil şimdi. Yani, İslâm'ı kabul ediyorum. Artık telâfi edecek bir şey yok." demiştir.
15- Adalet
Allah Rasulü Muhammed @'ın hayatı, onun kadar âdil ve hakkaniyete riayet eden başka bir insan olmayacağını ispat etmiştir. Daha genç bir tüccarken, dürüst, doğru ve âdil bir işadamı olarak şöhret kazanmıştır. Tüm insanlarla, doğru ve adalete uygun alışveriş yapmıştır. Yine gençliğinde, Kabe'nin yeniden inşaatı sırasında Hacer-ül Esved'in kim tarafından yerine konacağı konusunda ihtilâf çıkmıştı. Bu durumda, Muhammed @ herkesi memnun eden, büyük ve kanlı bir kavgayı önleyen çok âdil bir çözüm yolu teklif etmişti.
Medine Devleti'nin Başkanı olduğunda, bütün davalarda, renk, inanç ve ırk ayırımı gözetmeksizin herkese adalet ve fazilet ile hükmetmiştir. Bir defasında, Kureyşli bir kadın hırsızlıktan suçlu bulunmuştu. Bazıları, Ku-reyş'in şerefini korumak için kadını cezadan kurtarmak İstediler. Olayı örtbas etmeye çalışıyorlardı. Üsame b. Zeyd'den araya girmesini istediler. O da Rasulullah @ 'dan kadını affetmesini rica etti. Bunun üzerine, Rasulullah @ hiddetle; "İsrail oğulları işte bu yüzden helak olmuştur. Onlar, kanunları fakirlere uygular, zenginleri ise affederlerdi" dedi. Abdullah b. Sehl yeğeni Muhise ile birlikte, hurmaların bölüşümü için Hayber'e gitmişti. Abdullah'ı yolda yürürken öldürdüler ve cesedini de bir hendeğe attılar. Muhise durumu Rasulullah @'a şikâyet etti. Rasulullah @ sordu: "Abdullah'ın yahudiler tarafından Öldürüldüğüne yemin edebilir misin?" Muhise de kendi gözleriyle görmediğini söyledi. Bunun üzerine Rasulullah @, yahudileri yemine davet etmeleri gerektiğini söyledi. Muhise: "Onların yeminine nasıl güvenebiliriz? Onlar yalan yere yüz kere dahi olsa yemin ederler." dedi. Hayber'de ya-hudilerden başka yaşayan kimse yoktur. Bu bakımdan Abdullah'ı Öldüren de mutlaka bir yahudiydi. Fakat hiçbir görgü şahidi yoktu. Rasulullah @, yahudilere hiçbir şey sormadı ve devlet hazinesinden yüz deve kan-bedeli ödedi.
Tank Muharbi'nin rivayet ettiğine göre, Rasulullah @ Mescid-i Nebevi'de vaaz verirken Ensar'dan bir zat gelerek: "Ey Allah'ın Ra-sulü! Bu insanlar Benî Halba kabilesine mensuplar. Bunların ataları bizim aileden birisini öldürmüşler. Ona karşılık biz de onlardan adamların asılmasını talep ediyoruz.'' dedi. Rasulullah @ şöyle cevap verdi: "Babanın intikamı oğlu üzerinden alınamaz." Sahabe'den Ebu Hadred el-Eslemî bir yahu-diye borçlanmıştı. Oysa, karşılığında verebileceği üzerindeki elbiseden başka hiçbir şeyi yoktu. Yahudiden ödeyebilmesi için bir vade talep ettiyse de yahudi bunu kabul etmedi ve sahabeyi yanına alarak Rasulullah @ 'a geldi. Durumu dinleyen Rasulullah @, sahabeden borcunu ödemesini istedi. Ebu Hadret el-Eslemî yine aciz ve çaresiz durumunu izah etti. Bununla beraber, Hayber seferinden bir şeyler alabileceğini ilave etti. Rasulullah @ ne dediğini birkaç kez sordu, fakat aynı mazeretle karşılaştı. Bunun üzerine, Rasulullah @ sahabenin pantolonunu yahudi-ye verdi, sarığını ise beline sardı.
Rasulullah @ adalet vasfıyla o kadar meşhurdu ki, en azılı düşmanı olan yahudiler dahi aralarındaki ihtilâfları ona getirir, o da önüne getirilen davaları onların kanunlarına göre çözümlerdi. Allah'ın emirlerine tam manasıyla riayet edirdi: "Onlar yalana kulak verirler, haram yerler. Eğer sana gelirlerse aralarında hükmet, yahut onlardan yüz çevir; yüz çevirirsen sana zarar veremezler. Eğer hükmederken aralarında adaletle hüküm ver. Allah âdil olanları sever." (5: 42). Adalet, hükmün; kendisine veya ailesine karşı da olsa herkese ve her şartta uygulanması demektir. "Ey inananlar! Kendiniz, ana-babamz ve yakınlarınız aleyhlerine de olsa Allah için şahid olarak adaleti gözetin; ister zengin, ister fakir olsun, Allah onlara daha yakındır. Adaletinizde heveslere uymayın. Eğer eğriltilirseniz veya yüz çevirirseniz bilin ki, Allah işlediklerinizden şüphesiz haberdardır!' (4: 135), Rasulullah @ hayatı boyunca kendi aleyhine de olsa yakınları veya sevdikleri aleyhine de olsa adaleti tam manasıyla uygulamıştır. Önüne gelen her davaya, dost-düşman ayırdetmeden, kimseden korkmadan, zengin-fakir kimseyi kayırmadan adaletle bakmıştır.
Düşmanlarının davalarını dahi tam bir adalet ve hakkaniyetle çözmüştür. Düşmanları kendi meselelerini korkmadan ve çekinmeden ona getirmişlerdir. Çünkü onlar bile sadece Muhammed @'dan âdil hüküm göreceklerini biliyorlardı. Adalet mevzubahis olduğunda, Rasulullah @, dost-düşman ayır-detmezdi. "Ey inananlar! Allah için adaletle şahitlik edenler olun. Bir topluluğa karşı duyduğunuz kin, sizi adaletten saptırmasın. Âdil davranın, takvaya yakışan budur. Allah'tan korkun, şüphesiz Allah yaptıklarınızı haber almaktadır." (5: 8). Sevilenler veya tarafsız olunan kişilere karşı âdil olmak mutlaka bir fazilettir. Ancak, gerçek büyüklük, birisinin açık düşmanlarına âdil muamele etmesidir. Medine İslâm Devleti'nin yöneticisi Muhammed @, yahudi ve müşrikler dahil tüm düşmanlarına daima âdil davranmıştır. Rasulullah @ savaş ganimetlerini dağıtıyordu. Etrafını kalabalık bir insan topluluğu çevirmişti. Bir adam gelerek Rasulullah @'a ağırlığını da vererek yaslandı. Rasulullah @ elindeki ince bir sopayla adama hafifçe vurdu. Sopanın ucu kazara adamın ağzına isabet etmiş ve ağzı biraz çizilmişti. Rasulullah @'ın ondan aynı şeyi kendisine yaparak öcünü almasını istemesi üzerine adam: "Ey Allah'ın Rasulü! Seni affediyorum." dedi.
Allah Rasulü @ hayatı boyunca başkalarının işlerini adaletle yargılamış, ashabına da âdil olmalarını öğütlemiştir. Ebu Saîd'in rivayet ettiğine göre Rasulullah @ şöyle buyurmuştur: "Kıyamet Günü'nde insanların Allah'a en yakın ve sevgilisi âdil lider olacaktır. Ve Allah'ın nazarında insanların en kötüsü ve O'na en uzak olanı da zalimdirler." Hz. Ali'nin rivayetine göre Rasulullah @ ona şöyle demiştir: "sana iki kişi muhakeme için geldiğinde, hiçbir zaman diğerini dinlemeden, birini dinleyerek karar verme. Ancak o zaman, ikisini dinlediğinde, doğruyu bulman mümkün olabilir." Muaviye de Rasulullah @'dan şöyle rivayet etmiştir: "Fakir, muhtaç ve yoksullara kapısını kapayan bir hâkime, yoksul ve ihtiyacı olduğu zaman Allah kapısını kapar." (Mişkât).
Rasulullah @, ölüm döşeğindeyken şu açıklamayı yapmıştı: "Birisine bir borcum varsa, veya birisini kırdiysam, yahut birisinin rnal veya şerefine zarar verdiysem, işte şahsını, işte şerefim, işte mülküm, benden intikamını bu dünyada alsın!" Çevresinde tam "ir sükunet vardı. Sadece bir kişi birkaç direni talep etti ve hemen ödendi.
16- Sözünü Yerine Getirmek
Hz. Muhammed @'ın başka bir büyük hususiyeti de, onun daima verdiği sözü yerine getirmesiydi. Neye söz vermişse, zamanında yerine getirmiştir. Risaletten önce dahi, dürüst, doğru ve mükemmel karakteriyle tanınmaktaydı. İnsanlar, mücevher ve paralarını ona emanet edecek kadar çok güveniyorlardı. Bu güvenilirliği, ona el-Emin namını kazandırmıştı. Düşmanları onu nasıl öldüreceklerini tasarlarken, o kendisine bırakılan emanetleri nasıl sahiplerine iade edeceğini düşünüyordu. Medine'ye hicret edeceği akşam, Rasulullah @ müşrikler tarafından sarılan evinde, kendisine emanet edilen para ve mücevherleri sahiplerine ulaştırması için yatağında daha çocuk olan Ali'yi bırakmış ve sessizce Medine'ye hicret için evden ayrılmıştır. (İbni İshak)
Düşmanları da onun doğruluğunu tasdik etmişlerdir. Kayser'in Ebu Süfyan'a, Muhammed @ hakkında sorduğu sorulardan biri de sözünde durup durmadığı olmuştur. Ebu Süfyan, Muhammed @'ın hiçbir sözünden dönmediğini itiraf etmek mecburiyetinde kalmıştır. Azılı düşmanlarından Sufyan b. Ümeyye, Mekke fetholununca Yemen'e geçmek gayesiyle Cidde'ye kaçmıştı. Umeyr b. Vehb Rasulullah @'a gelerek Sufyan hakkında konuştu. Rasulullah @ Umeyr'e sarığını vererek, "Bu onun emniyetinin teminatına bir işarettir!' dedi. Umeyr, Süfyan'a Rasulullah @'ın sarığıyla birlikte giderek, emniyetinin teminat altında olduğunu ve kaçmasına gerek olmadığını söyledi. Geri dönerek Rasulullah @'a geldiği zaman, 'Bana eman veriyor musun?' diye sorunca, Rasulullah @: 'Evet, veriyorum'cevabını verdi. Bir köle olan Ebu Rafi, Medine'ye Kureyş'in elçisi olarak gelmişti. Rasulullah @'ı gördüğünde İslâm-ın hak din olduğunu anladı ve "Ey Allah'ın Rasulü! Müşriklere asla dönmeyeceğim." dedi. Rasulullah @ ise şu cevabı verdi: "Ben ne anlaşmayı bozabilirim, ne de elçiyi yanımda alıkoyabilirim. Oraya gittiğin zaman da aynı şekilde düşünürsen, geriye dönebilirsin!' Bunun üzerine Ebu Rafi Mekke'ye döndü ve İslâm'a girdi.
Hudeybiye antlaşmasındaki şartlardan biri de, Mekke'den Medine'ye gidecek müslü-manlann talep edilmesi halinde Mekkelilere geri verilmesiydi. Antlaşma yapıldıktan sonra, Ebu Cendel, Mekke'de hapsedildiği zindandan kaçmış ve zincirli bir vaziyette Medine'ye ulaşmıştı. Onu bu halde gören müs-lümanlar üzüntüden sarsılmıştı. Ancak, Ra-sıılullah @ şöyle dedi: "Ey Ebu Cendel! Sabret. Ahdimizden dönemeyiz". Allah sana yakında bir yol açacaktır." Bunun üzerine, Ebu Cendel Mekke'ye döndürülmüştür. Sahabeden Huzeyfe b. El-Yemân ve bir arkadaşı Mekke'den gelirken müşrikler tarafından yakalanmıştı. Mekkeliler onların Rasulullah @'a gitmemesi için ısrar ediyorlar, fakat onlar da bunu kabul etmiyorlardı. Sonunda, Bedir savaşına müslümanlar safında katılmamaları şartıyla serbest bırakıldılar. Rasulullah @'a gelerek tüm olayı anlattılar. Onlar için ciddi bir doğruluk sınavıydı bu:Müs-lümanlar sayıca çok azdılar. Öte yandan müşriklere karşı savaşacak adama ihtiyaç vardı. İki adamın dahi onlara katılması önemli bir katkı olacaktı. Bu durumda Rasulullah @: "Siz geriye dönün; her halükârda sözünüze riayet edeceğiz. Bizim, yalnız ve yalnız Allah'ın yardımına ihtiyacımız var." buyurmuştur.
Peygamber @ maliyeti ne olursa olsun, düşmanlarına karşı bile ahdine riayet etmiş ve asla sözünden dönmemiştir. Kur'an-ı Kerim'i öğütlemiş, onu hayatına uygulamış, insanlara da Allah'ın emrettiğini öğretmiş ve talim etmiştir. "Ahidleştiğiniz zaman Allah'ın ahdini yerine getiriniz. Allah'ı kendinize kefil kılarak sağlama bağladığınız yeminleri bozmayın. Allah yaptıklarınızı şüphesiz bilir." (16: 91) Ve İsrâ Suresi'nde de şöyle buyurul-maktadır: "... Ahdi de yerine getirin, doğrusu verilen ahidde sorumluluk vardır" (17: 34).
Rasulullah @ Kur'an-ı Kerim'i açık hükümlerine ve ruhuna tam manasıyla uyarak yaşamış ve böylece insanoğluna, dost düşman herkese karşı ahid ve sözlere uyulması bakımından örnek olmuştur.
Abdullah b. Ebu Hamza, kendi rivayetine göre Muhammed @'dan (asaletten önce) bir şey satın almıştı. Rasulullah @'a ödenecek bir miktar kalmıştı. Bu Ödeme için ona gideceğine dair söz vermiş, fakat verdiği sözü de unutmuştu. Muhammed @'ın kendisini bekleyeceği yere gittiğinde onu halâ kendisini bekliyor buldu. Muhammed @: "Bana büyük bir mesele ve güçlük çıkardın. Üç gündür burada seni bekliyorum." dedi. Abdullah b. Amir'in anlattığına göre, annesi bir gün, evlerinde Rasulullah @'la otururken kendisini çağırmış ve "Buraya gel, sana bir şey vereceğim." demiştir. Rasulullah @ ne vereceğini sorunca, bir miktar hurma vereceğini söyledi. Rasulullah @: "Şayet ona.bir şey vermeseydin, sana bir yalan günahı yazılacaktı." buyurmuştur. Abdullah b. Amr-ın rivayetine göre Rasulullah @ şöyle buyurmuştur: "Dört haslete sahipseniz dünyada sahip olduklarınız (Hesap Gününde) durumunuza etki etmez. Bunlardan İlk ikisi ahde vefa ve Hakk'ı söylemektir."
Ebu Cuhayfe, şunları anlatmıştır: "Rasulullah @'ı saçları aklaşmış beyaz tenli bir adam alarak gördüm. Torunu Hasan b. Ali ona benzerdi. Bize on üç genç dişi deve verilmesini emretmişti. Fakat, biztdeveleri almak İçin gittiğimizde develeri almadan onun ölüm haberi ulaştı. Daha sonra Ebu Bekir halife olunca, 'Rasulullah @'ın verilmiş sözü olan kim varsa gelsin." dedi. Ben de kalkıp ona giderek Rasulullah @'ın verdiği sözden bahsettim. Ebu Bekir de develerin bana verilmesini emretti." (Tirmİzî)
17- Takva Ve Doğruluk
İnsanların, Allah'a en çok bağlı, en fazla takva sahibi, en doğru ve hayırlısı Muhammet! <@'dır. Allah'tan en fazla korkan ve fakirliğe yakın bir düzeyde yaşayan odur. Medine Devleti'nin başkanı olduğu zaman dahi, bütün savaş ganimetlerini halka dağıtır, kendiv si ise fakirlik içinde yaşardı. Bu açlık içindeki hayattan usanan hanımlarından bazıları Rasulullah @'dan daha fazla zahire istemekteydi. Beytül Mal (devlet hazinesi)'e giren miktardaki malın halka dağıtıldığını gördüklerinde kendi hisselerini istemekteydiler. Rasulullah @, dünyevî hoşnutluğun, Allah'ın Rasulü, onun eş ve akrabaları için olmadığını açıklamaya çalışıyordu. Onlar için bunları diğer insanlara bırakarak dinî bir hayat yaşamak daha hayırlıydı. Ancak, hanımları taleplerinde ısrar edince ilâhî emir geldi: "Ey Peygamber! Eşlerine söyle! 'Eğer siz, dünya hayatını ve onun süsünü istiyorsanız, gelin size müt'a (boşanma bedeli) vereyim ve sizi güzellikle salayım. Eğer Allah'ı, peygamberini, ahiret yurdunu istiyorsanız (bilin ki), Allah içinizden iyi davrananlara büyük bir ecir (mükafat) hazırlamıştır?' (33: 28-29). Burada Rasulullah @'ın hanımlarına yalnız dünyevî refah ve gösteriş peşindeyseler Rasulullah @'m evinde yerlerinin olmadığı açıkça ifade edilmektedir. Rasulullah @'m hanımları olarak onlardan, diğer kadınlara takva ve iyilik örneği olmaları ve dünyevî zevkler peşinde koşmamaları beklenmektedir.
Bu ikazdan sonra, Rasulullah @'ın hanımlarının hepsi fakirlik içinde de olsa Allah'ın Rasulüyle birlikte yaşadıkları hayatı sevinçle kabullenmişler, hiçbiri, dünyevî refah ve konfor için o mübarek evden ayrılma yolunu seçmemiştir. Bu dünyanın alelade bazı zevklerini Allah'ın Rasulü ile birlikte yaşadıkları faziletli, iyi ve Allah yolundaki bir hayat için gerçekten arzu ederek bırakmışlardı.
Rasulullah @ vefat ettiği zaman, zırhı üç say arpa karşılığında bir yahudiye rehin bırakılmıştı. Öldüğünde üzerinde bulunan elbise ise yama içindeydi. Halbuki, o devirde artık Suriye'den Aden'e kadar bütün Arabistan fet-holunmuş ve Medine altın ve gümüşle dolmuştu. İslâm'da aşırılık ve rahipler gibi, dünya nimetlerinden kendini mahrum bırakmak yasaklanmıştır. Nitekim, Rasulullah @ ara sıra güzel kıyafetler giymiş, iyi yemekler yemiş, fakat fıtratı İcabı dünya hayatının zevklerinden kaçınmıştır. Aişe'nin anlattığına göre, Muhammed @'ın ailesi onun ölümüne dek hiçbir zaman ard arda iki günün kâfi miktarda arpa ekmeğine sahip olmamıştır. (Mişkât)
Said-i Makbürî'nin, Ebu Hureyre'den naklettiğine göre, kızartılmış koyun yiyen bazı insanlar, oradan geçmekte olan Ebu Hurey-re'yi de davet ettiler. Ebu Hureyre bu teklifi şunları söyleyerek reddetti:'^Rasulullah @, arpa ekmeğinden dahi olsa hiçbir zaman tam doyana kadar yemek yemeden bu dünyadan geçti." Hz. Ömer de şöyle demiştir: "Rasu-lullah @'ı görmeye gittiğimde, altına bir şey serili olmadan, kamıştan bir hasır üzerinde yatıyordu. Hasırın izleri Rasulullah @'ın vücuduna çıkmıştı. Hurma lifleriyle doldurulmuş deri bir yastığa yaslanmıştı. 'Ey Allah'ın Rasulü, Allah'a halkını zenginleştirmesi için dua et. Çünkü O, kendisine kulluk ve ibadet etmeyen Fars ve Bizanslıları bile zenginleştirmiştir' dedim. Rasulullah @ da: 'Böyle mi düşünüyorsun, İbni el-Hattab? Onlar iyi şeylere yalnızca bu dünyada sahipler, cevabım verdi." Ebu Hureyre'nin rivayetine göre, Rasulullah @ şöyle buyurmuştur: "Kim Allah'ın verdiği az rızıka razı olursa, Allah da onun yaptığı küçük şeylerden razı olur." Hz. Aişe'nin anlattığına göre de, Mu-hammed @'m aynı anda üstündekinden başka giyebileceği ikinci bir elbisesi olmamıştır. Yine Hz. Aişe'nin rivayetine göre Rasulullah @, Medine'de vefatına dek, ömründe tam manasıyla hiç doymamıştır. Bir gün, aç birisi Rasulullah @'a gelerek yiyecek istemiştir. O da aç adamı hanımlarından birisine göndermiştir. Oradan aldığı cevap ilginçtir. Evde sudan başka hiçbir şey yoktur. Bunun üzerine, Rasulullah @ adamı ikinci hanımına gönderdi, fakat ondan aynı cevabı aldı. Bu şekilde sekiz hanımına gönderdi, fakat hepsi de sudan başka bir şeyler olmadığını söyledi.
Enes'in rivayet ettiğine göre, bir gün Rasulullah @'ı görmeye gittiğinde, onu midesini bir bezle hafifçe bağladığını görmüştür. Bunun sebebini sorduğunda, orada bulunanlardan biri açlıktan olduğunu söylemiştir. Ebu Talha'nın rivayetine göre, o da Rasulullah @'ı bir gün mescidde, yerde yatarken görmüştür. Açlığın şiddetinden bir o yana, bir bu yana dönmekteydi. Çoğu zaman olduğu gibi açlıktan sesi çıkmaz, Sahabe de durumu anlardı. Ebu Talha evine gelerek, hanımından götürmek için biraz yiyecek istedi. Hanımına Rasulullah @'m açlıktan sesinin zor çıktığını ve yiyeceği ona götüreceğini söyledi. Rasulullah @ çoğu sabahlan hanımlarına yiyecek istemek için gider, fakat olumsuz cevap alırdı. O zaman da o gün oruç tutacağını söylerdi. (Mişkât)
Rasulullah @ takva içinde yaşar, insanlardan da öyle yaşamalarını isterdi. Ebu Zerrin rivayetine göre Rasulullah @ şöyle buyurmuştur: "Ne beyaz derilinin siyaha, ne de Arab'ın Acem'e üstünlüğü vardır. Üstünlük ancak takvadadır." Cübeyr b. Nüfeyr, Rasulullah @'ın şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Bana mal biriktirmem ve tüccar olmam vahyolunmamıştır. Bana şu vahyolunmuştur: 'Rabbinin Şanını yay, secde edenlerden ol ve Rabbine kulluk et.' " Abdullah b. Amr'ın anlattığına göre Rasulullah @'a en mükemmel insanan kim olduğu sorulması üzerine şu cevabı vermiştir: "Kalbi kirden arınmış ve dili doğru söyleyenler'' Etrafındakiler 'dili doğru olanı' anladıklarını, fakat 'kalbi kirden arınanları' anlamadıklarını söylemeleri üzerine Rasulullah @: "Pâk olan, günahtan, şüphe, hile, yalan ve hasetten arınmış olan." buyurmuştur. Ebu Eyyûb el-Ensarî'nin söylediğine göre adamın biri Rasulullah @'a gelerek kısaca nasihat etmesini rica etmiştir.
Bunun üzerine Rasulü Ekrem @: "Namaza durduğunda, sanki son namazınmış gibi kıl. Yarın pişman olacağın bir şey söyleme. Ve insanların sahip olduklarına arzu duymayı bırak." diye öğüt vermiştir.
Muaz b. Cebel, Rasulullah @'m şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Bana en yakın olan, nerede ve kim olursa olsun takva sahipleridir." Namazda ayaktayken, çoğu zaman saatlerce Kur'an okur, hatta bazan yorgunluktan bacakları şişerdi. Gelmiş ve gelecek kabahatleri Allah tarafından affedilmiş (48: 2) olmasına rağmen, Allah'tan en fazla o korkar, Allah'a herkesten fazla ibadet ve dua ederdi. İnsanların en takvalısı ve en doğrusu oydu. Ama bu vasıflarıyla hiç övünme-miştir. Aksine çok mütevaziydi. Ümmü Alâ el-Evseriye'nin rivayetine göre, Rasulullah @ şunları söylemiştir: "Allah'a andolsun ki, ben Allah'ın Rasulü olmama rağmen, O'nun bana veya size ne yapacağını bilmiyorum."
Muhammed @ diğer insanların ulaşması mümkün olmayan derecede takva sahibi bir insandı. O, insanlar arasındaki ayırımın tüm ölçütlerini paramparça etmiş ve onları takva ve doğruluk esasına göre değerlendirmiştir: "Ey insanlar! Doğrusu Biz sizleri bir erkekle, bir dişiden yarattık. Sizi milletler ve kabileler haline koyduk ki, birbirinizi kolayca tanıyasınız. Şüphesiz, Allah katında en değerliniz, (O'na karşı gelmekten) en çok sa-kınanazdır. Allah bilendir, haber alandır." (49: 13) Onun davet ettiği din, ferdî ve sosyal hayatta fazilet, takva ve doğruluk; insanlara adalet üzerine muamele; başkalarının suç ve hatalarını bağışlamak; cömert ve hayırsever olmak ve anlaşmaya bağlılık üzerine kuruluydu. İşte bu davranış tarzları insanları takva sahibi kılar ve Allah'a yaklaştırır. "... İyilik ve takva üzerinde yardımlasın, günah ve düşmanlık üzerinde yardımlaşmayın. Allah'tan korkun, çünkü Allah'ın azabı çetindir." (5: 2) Yine Maİde Suresi'nde şu ifadeyi görüyoruz: "... Âdil davranın, takvaya yakışan budur. Allah'tan korkun, şüphesiz Allah yaptıklarınızı haber almaktadır?' (5: 8)
18- İtidal
Allah'ın Rasulü Muhammed @ hayatının her adımında tam bir itidal örneğiydi. İnsanlara, harcama yaparken kendi imkânları dahilinde kalmalarını, ne müsrif olmalarını, ne de kendilerini herşeyden mahrum bırakmalarını tavsiye ederdi. Mallarından bir şey isteyene verilmesini öğütlemiştir: "Elini boynuna bağlama (cimri kesilme), tamamen de açma (tutumsuz olma), yoksa pişman olur, açıkta kalırsın." (17: 29). Rasulullah @, insanlığa iki aşırı uç olan savurganlık ve cimrilik arasında itidalin altın kuralını vermiştir; ne normalmasraf ve hayır harcamalarında aşırı gitmek, ne de bunları cimrice çok kısmak. Bu kuralı hayatlarında uygulayan insanlar övülmüştür: "Onlar, harcadıkları zaman ne israf ederler, ne de cimrilik; ikisi arasında orta bir yol tutarlar." (25: 67).
Rasulullah @, kendi hayatıyla bu itidal kuralını, yerken, giyinirken ve ibadet ederken göstermiştir. Abdullah b. Amr b. el-Âs'ın anlattığına göre, kendisini tamamen ibadete hasretmeye, gündüzleri oruç tutup, geceleri Kur'an okumaya karar vermiştir. Babası onu genç bir kadınla evlendirmişti. Bir gün, babası, gelinine oğlu hakkında sordu. Gelini de: "Çok takva sahibi bir insan, ne uyumak için yatağına gelir, ne de kimseyle İlişki kurar." deyince, babası, Abdullah'a çok kızmış ve onu çok iyi bir kadınla evlendirdiğini, onunsa kadını ihmal ettiğini söylemiştir. Fakat bunun sebebi İbadete olan iştiyakı idi. Babası, Abdullah'ı Rasulullah @'a şikayet etti. Bunun üzerine Rasulullah @ Abdullah'a şöyle dedi: "İşittiğime göre her gün oruç tutup, bütün geceyi de ibadetle geçiri-yormuşsun." Abdullah doğru olduğunu söyleyince Rasulullah @ şöyle buyurmuştur: "Böyle yapma, fakat bazı günler tut, bazan da ye; geceleri ibadet et, uyu da. Çünkü, sizde vücudunuzun da hakkı vardır; gözünüzün de hakkı vardır; uykusuzluk onları zayıf düşürür; hanımınız, çocuklarınız ve akrabalarınızın da üzerinizde hakları vardır" (Mişkât)
Benzer bir hadis de, Buharı tarafından nakledilmiştir. Ashab'dan bazıları Rasulullah @ 'a gelerek kendilerini sadece ibadete hasredip, ibadetle meşgul olacaklarım söylemiştir; biri bütün gece namaz kılacağını; başkası hiç ara vermeden, devamlı oruç tutacağını, diğeri de hiç evlenmeyeceğini ve kadınlara yaklaşmayacağını söylemiştir. Bunun üzerine Rasulullah @ şöyle demiştir: "Allah'a an-doisun ki, içinizde Allah'tan en fazla korkan ve ona karşı sorumluluklarını en fazla bilen benimdir. Fakat, ben dahi bazı günler oruç tutar, bazı günler ise tutmam. Gündüz oruçlu olduğu gibi, gece de namaz kılarım; kadınlarla da evlenirim. Benim yolumu beğenmeyenin benimle de bir ilgisi yoktur!'
Enes'in rivayetine göre, Rasulullah @ şöyle demiştir: "Kendinize karşı zalim olmayınız. Bazı kavimler, kendilerine karşı aşırı gittikleri için Allah onları cezalandırmıştır. Onların kalıntılarını kilise ve manastırlarda görebilirsiniz." Rasulullah @, inzivaya çekilip normal dünyevî zevklerden mahrum kalmayı yasaklamıştır. Sürekli tek başına ibadet etmeyi de hoş görmemiştin O, insanlara her İnsan gibi yaşamalarını söylemiştir. Çünkü, Allah'a hizmet bu dünyanın dağdağa ve tela-şesi içindedir. İnsanların içine karışmayı ve onlar arasında kendilerini düzene sokmalarını, böylece günahlara karşı durmayı ve gerektiğinde büyük güçlükler karşısında Adalet ve Hak savaşı vermeyi öğrenmelerini söylemiştir. (Mişkât)
Ebu Hureyre, Rasulullah @'ın şöyle dediğini rivayet etmiştir: "İnsanı kurtaracak üç şey vardır. Mahvedecek de üç şey vardır. Kurtaracak olanlar gizli, aşikar Allah korkusu, hoşuna gitse de gitmese de doğruyu söylemek ve zenginken de, fakirken de aşırı gitmeyip itidal üzere olmaktır?' Yine Ebu Hureyre Rasulullah @'ın şu mealde sözlerini nakletmiş-tir: "Din kolay bir yoldur. Kim aşırı giderse ondan sapmış olur. Bu yüzden doğru yolu takip edin. En iyi şekilde onu yaşayarak Allah'ın rızasına kavuşun." Jbni Abbas da Rasulullah @'ın şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Peygamberliğin yirmi beşte biri iyi ahlâk, mutedil olmaktır?' Yine rivayet edildiğine göre Rasulullah @ şöyle buyurmuştur: "İtidal, amellerin en güzelidir." (Mişkât)
Rasulullah @, peygamber ve Medine Devle-ti'nin başkanı olmasına rağmen mutedil bir hayat yaşamıştır. Hayatın normal zevklerini tadmış, normal bir insan gibi evde ve dışarıda çalışmıştır. Özei ve sosyal hayatında Hak ve Adalet ilkelerini desteklemiş ve hayattaki aşırılıklardan kaçınmıştır. Mekke'de bir tüccar ve Medine'deki devlet reisi olarak tüm hayatında sadelik hâkimdi. Bütün ömrünce, ifrat ve tefritten sakınmış ve şahsî hayatıyla ashabına ve tüm insanlığa da benzer bir mutedil hayat yaşamaları için örnek olmuştur.
19- Azim
Allah'ın Rasulü Muhammed @, hayatı boyunca, var gücüyle amacı uğrunda mücadele etmiştir. Bir yetim olarak doğmuş, anne ve büyükbabasını da çocukken kaybetmişti. Doğru ve güvenilir namını, kendisi, zor ve sürekli sarfettiği gayretiyle kazanmıştır. Kırk yaşında peygamber olmuş ve Mekke'de azim ve sabırla çalışmalarıyla birkaç yıl içinde yüzlerce insanı İslâm'a döndürmüştür. Altmış dört yaşında vefat ettiği zaman, daha önce cehalet karanlığında olan yüz binlerce Arap, İslâm'ın Nuru'yla aydınlanmıştı. Hızlı haberleşme ve ulaşım vasıtalarının bulunmadığı bir devirde bu mükemmel inkılâbı emeğiyle, sıkı bir çalışma sonucu gerçekleştirmiştir. Tüm bunların Allah'ın Yardım ve Rahmetine bağlı olduğu bir vakıadır. Fakat Allah'ın Yardımı da sadece sabırlı olanlara ye çok çalışanlara vaadedilmiştir. Muhammed @, Allah'ın Dini'ni insanlara yaymak gayesiyle azimle çalıştı ve Allah da onun gayretini başarıya ulaştırdı. Bu başarının şerefi Rasulul-lah @'a aittir. Bugün, dünyanın dört yanında milyonlarca insan, Allah'ın zaferini haykırmakta, O'na ibadet etmekteyse, bunu, Allah'ın yardımıyla gerçekleştiren bir insana borçludur: Muhammed @.
Rasulullah @ çok sabırlıydı. Davası yolunda durmaksızın yürümüş, kâfirlerin zulmüne göğüs germiş, asla ümidini kaybetmemiş veya aceleci olmamıştır. Allah, eski peygamberlerin metanet ve azmini överek, Muhammed @'dan bu yüce insanların izinden gitmesini istemiştir. "O halde, sen de peygamberlerden azim sahiplerinin sabrettikleri gibi sabret; inkarcılar için acele etme..." (46: 35). Bir yerde bu ayet, Allah'ın son peygamberine azim ve sabır katkısıdır. Tarih de onun bu özelliğini teyid etmektedir. Başından sonuna dek, İslâm'a olan her katkı Rasulullah @'ın azirri ve sebatına eklenmektedir. Tek başına bir adam, hiçbir dış yardım olmaksızın, şirkin kalbinde kıyama durmuş ve insanları Tek İlah'a ve Tek Hakk'a çağırmıştır. Müşrikler de ona karşı çıkmış, onun dinine engel olmak ve hatta onu öldürmek için bütün güçlerini seferber etmişlerdir. Fakat o, bu şiddetli muhalefet fırtınasının ortasında sert bir kaya gibi durmuştur. Nihayet, Allah'ın Rasulü Muhammed @'ın büyük azim ve metaneti karşısında hepsi geri durmuştur.
Ona, en cesur insanın dahi azmini kırabilecek kadar, her tür nişan, makam, paye ve mülk teklif edilmiş, ancak, yine de yolundan dönmemiştir. Tüm karşı çıkma ve tahriklere rağmen Muhammed @ işine şevkle devam etmiştir. Mekke'nin önderleri onun şehrine üç defa, onun ordusundan kat kat kalabalık büyük ordularla saldırmış, fakat Rasulullah @ asla umudunu yitirmemiş, direnmiş ve sonunda onları yenmeyi başarmıştır.
20- Cesaret
Rasul Muhammed @'ın büyük bir cesareti vardı. Çok sayıda tehlike ve belâ ile aynı anda karşılaşmış; fakat asla herhangi bir zayıflık veya korkaklık göstermemiştir. Mekkeli-lerin baskı ve muhalefetinin dayanılmaz hale geldiği sırada, amcası Ebu Talip şöyle demiştir: "Bütün bu anlattıkların hakkında ko-nuşmasan olmaz mı? Kendi kendine inan* fa-Jcat başkalarıyla uğraşma. Konuşursan, ileri gelen insanları kızdırır, kendini ve hepimizi tehlikeye atarsın, o kadar?' Rasulullah @ ise şöyle cevap vermiştir: "Güneşi sağ elime, ayı da sol elime koysalar, yine yolumdan dönmem." Bu cevap, Rasulullah @'ın sahip olduğu ilâhî cesaretin en güzel ifadesidir.
Ebu Hureyre'nin rivayetine göre Rasulullah @ şöyle demiştir: "Canımın elinde olanın hakkı için, müminler arasında, onlarla uzlaşmadığımda benim arkamda kalmakla yetinmeyen insanlar yok mu? Allah yolunda sefere çıkıldığında geri durmam. Canımın elinde olanın hakkı için, Öldürülüp hayata tekrar gelmeyi, sonra tekrar öldürülmeyi arzularım." (Buharî ve Müslim). Sehl b. Saîd de Rasulullah @ 'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Allah yolunda bir gün bile sınırda durmak, bu dünya ve içindekilerden daha hayırlıdır." (Buharî ve Müslim). Ka'b b. Ma-lik'in anlattığına göre Rasulullah @ ne zaman bir sefere çıkmaya niyetlense, sefer zamanı gelene kadar herhangi bir yere gidecekmiş gibi davranırdı. Rasulullah @ Tebük seferine çıkmadan bu uzun yolculuk ve azılı düşmanla karşılaşmadan son derece hararet içindeydi. Müslümanlara düzen içinde nasıl hareket edeceklerini, sefer için silah ve teçhizatlarını hazırlamalarını ve nereye gideceklerini açıkladı. (Buharî) Rasulullah @ büyük cesaret ve yüreklilik gösterdiği, tam olarak hiç yenilmediği çok sayıda savaşa katılmıştır. Bedir Savaşında, zamanın silahlarıyla donanmış 1000 savaşçıdan müteşekkil bir orduya karşı iyi donatılmamış, içinde çocukların da bulunduğu 313 kişiyle karşı çıkmış, yine de en ufak bir korku veya ürkeklik emaresi görülmemiştir. Karşılarındaki bu ağır kuvvete karşı büyük bir cesaretle savaşmış ve savaşı kazanmıştır. Savaşın ateşi İçindeyken, müslümanlar korunma ve destek için ona bakıyorlardı. Uhud savaşında, kazanılmak üzere olan zafer, bazı askerlerin hatası sonucunda kısmî bir yenilgiye dönüşmüştü. Müslümanlar, Rasulullah @'ın öldüğüne dair çıkan yanlış bir söylentinin etkisiyle, tam bir kargaşa içinde etrafa koşuşmaktaydılar. Ama o, yine her zamanki gibi sakin idi. Sadık ashabından bazılarıyla birlikte dişlerini kaybettikten sonra bile, diğer müslümanlar, Rasulullah @'ın bulunduğu yeri öğrenerek etrafına toplanana kadar savaşa devam etmiştir. Ondan sonra da Rasulullah @'ın cesurane önderliğinde çetin bir savaşa giriştiler. Nihayet düşman, savaşın kesin sonucu ortaya çıkmadan çekildi.
Huneyn savaşında, düşmanın ok yağmuru karşısında dine yeni girenler tam bir kargaşa içinde meydandan kaçınca, ordunun geriye kalan kısmı da telaş içinde onları takip etmişti. Muhammed @ ve sadık bazı sahabi bozulmadan direnmişti. Rasulullah @, kaçan müslümanları çağırarak yeniden savaşa teşvik etmiştir. Bu çağrı üzerine bütün müslümanlar yeniden toplanarak saldırıya geçmiş ve günün galibi olmuşlardır. Savaşa katılanlardan Berâ b. Azib savaştayken kaçıp kaçmadıkları sorulduğunda; "Evet, kaçtığımız doğru. Ancak, Rasulullah @'ın sebat ederek, yerini terketmediğine şahitlik ederim. Allah için savaşın en kızgın anında onun yanına sığındık. Aramızdaki en cesur kimseler de onunla birlikte direnenlerdi." demiştir. Ve Enes de Rasulullah @'ın herkesten cesur olduğunu söylemiştir. Bir gün, Medine-de düşmanların saldırdığı şayiası yayıldı. Halk savaşmaya hazırlandı. Yine başta olan Hz. Peygamber @ idi. Eyerini dahi takmadan, hayvanına çıplak olarak atlamış ve bütün muhtemel tehlike yerlerine sürmüştür. Sonunda hiçbir tehlike olmadığı haberiyle dönmüştür. Muhammed @, kendi elleriyle, kimseyi öldürmemiştir. Übey b. Halef onun can düşmanıydı. Bedir harbinden sonra fidye ile salındığında at üstündeyken Übey b. Halef Peygamber @'ı öldüreceğini söyledi. Zaten, bu amaçla beslenip, desteklenmişti. Müslümanlar, onu alıkoymak istediyseler de, Rasulullah @ bırakmalarını söyledi. Übey-in Peygamber @'ın üzerine at sürmesiyle Rasulullah @ ashabından birinin elinden bir mızrak alarak Übey b. Halefin üstüne yürüdü; mızrağın ucunu yavaşça boynuna doğru itti. Übey b. Halef bağırarak at üstünde kaçmaya başladı. Etraftaki insanlar, bu ufak yara yüzünden niçin bu kadar korktuğunu sorunca, şu cevabı verdi: "Evet, yara küçük, ama Muhammed'in elinden bu!" bir müddet sonra bu yaradan öldü.
21- Latife
Peygamberlik vazifesiyle birlikte Muhammed @ çok şen, neşeli ve latif bir insandı. Ciddi ve zor bir işle görevli olmasına rağmen, alışılmış dinî liderlerin aksine, arkadaşlığı ne sıkıcı, ne kasvetli, ne de monotondu. Bilâ-ki, tatlı, sevinçli ve neşe doluydu. Sık sık as-habıyla şakalaşır ve gülerdi. Abdullah b. Haris, Rasulullah @'dan daha hoş ve mütebes-sim kimse görmediğini söylemiştir. Ebu Hu-reyre'nin rivayet ettiğine göre Muhammed @ şakalaşmak derecesine varan samimi sözlerle onların içine karışırdı. Yalnız Rasulullah @'ın şakalarında da yanlış söz bulunmazdı. Latifeleri de doğru şeyler üzerine olurdu. Sahabe'den bazıları sormuştu: "Ey Allah'ın Rasulü! Bize şaka yapar mısın?" Rasulullah @: "Doğru sözden başkasını söylemem." (Tirmizî) Enes'in rivayetine göre, bir defasında, birisi Rasulullah @'dan bir binek hayvan istemişti. Rasulullah @ da, ona bir dişi-deve yavrusu vereceğini söyledi. Adamın dişi-deve yavrusunu ne yapacağjnı söylemesi üzerine Rasulullah @ şöyle demiştir: "Dişi-deveden doğmayan bir deve var mıdır?" Yine Enes'in rivayetine göre, bir gün Rasulullah @ ona, "Ey iki kulaklı" (çok yumuşak-başlı anlamında) diye seslenmiştir. (Tirmizî ve Ebû Davud). Aynı sahabenin rivayetine göre, Rasulullah @ onlarla sık sık şakalaşır ve gülerdi. Bir gün, Rasulullah @, "Küçük kuşu"nun ölümünde çok üzülen Enes'in küçük kardeşine sormuştur: "Ebu Ümeyr, nu-heyr'e (küçük serçene) ne oldu?" Enes'in anlattığına göre, yaşlı bir kadın Rasulullah @ 'a gelmiş ve Cennet'e gidebilmesi için ona dua etmesini rica etmiştir. Rasulullah @'ın "Hiçbir yaşlı kadın Cennet'e girmeyecektir!" demesi üzerine, kadın üzülerek ağlamaya başlamıştır. Bunun üzerine, Rasulullah @, ashabından kadına Cennet'e gireceğini, fakat genç bir kız olarak gireceğini söylemelerini istemiştir. Avf b. Malik'in anlattığına göre, Tebük seferinde küçük bir çadırda oturmakta olan Rasulullah @'a selâm vererek gelmişti: "Rasulullah @, (Girin) diyerek cevap ver-di. Ben de, 'Her tarafım mı, ya Rasulullah?' diye sordum. O da, 'lamamın1 cevabını verdi ve içeri girdim!*
Bir gün, Hz. Ali yerde toprak içinde kalmış bir vaziyette uyuyordu. Muhammed @, tesadüfen oradan geçerken Hz. Ali'ye şöyle seslendi: "Uyan Ebu Turab (toprak babası) "Bu olaydan sonra, bu hitap onun lakabı olmuştur. İbni Ömer'e, Peygamber @ ve ashabının gülüp, latife yapıp yapmadıkları sorulduğunda, onların kalplerinde dağdan daha ağır bir iman taşıdıkları halde bunları yaptıklarını söylemiştir. Cabir b. Semure'nin anlattığına göre, Rasulullah @, kendisini müs-lüman olduğu andan itibaren daima iyi karşılamıştı, hatta onun tebessüm etmediğini görmediğini söylemiştir.
Enes'in anlattığına göre, Zahir b. Harun adlı bir zat çölden hediyelerle birlikte Rasulullah @'a gelirdi. Rasulullah @ da ayrılacağı vakit Zâhir'in ihtiyaçlarını tedarik ederdi. Rasulullah @, onun bir bedevi, kendisinin de şehir adamı (medenî) olduğunu söylerdi. Sert yapılı bir adam olmasına rağmen, onu severdi. Bir gün, Rasulullah @, ürünlerini sattığı sırada Zâhir'e yaklaşmış ve arkadan ona sarılmıştır. Kim olduğunu göremiyordu. Bu yüzden Zahir, "Bırak gideyim! Kim bu?" dedi. Fakat arkasına döndüğünde Rasulullah @'ı görünce, sırtını, Rasulullah @'ın göğsüne yasladı. Rasulullah @: "Kim bir köle satın alacak?" dedi. Zahir; "Ey Allah'ın Rasulü! Allah için, işe yaramaz mallar bulursun!" deyince, Rasulullah @ şöyle demiştir; "Ama Allah indinde, sen değersiz bir mal değilsin!'
KISIM 3
MUHAMMED: MÜKEMMEL ÖRNEK İNSAN
"Andolsun ki, Allah'ın Rasulü; sizin için, Allah'ı ve ahireti arzu eden ve Allah'ı çok anan kimseler için en güzel örnektir!' Kur'an-ı Kerim, Ahzâb Suresi (33): 21. âyet.
Giriş
Rasulullah @, mükemmel bir takva, itidal ve adalet örneğiydi. İnsanlara güzel ahlâk ve dürüst hayatı sadece telkin etmemiş, aynı zamanda kendi hayatında uygulamıştır. KurL an'in Övdüğü hasleti herkesten fazla benimsemiş, yasaklanan davranışlardan herkesten fazla sakınmıştır. Bir defasında, Hz. Ayşe'ye Rasulullah @'m huyunu sorduklarında, onun huyunun Kur'an olduğunu söylemiştir. Genç-yaşlı, fakir-zengin,. yönetici-yönetilen herkesin, hayatından alacağı büyük dersler vardır. İnsanlık, onun izinden giderek bu dünyada gerçek başarıya, kurtuluş ve iyiliğe ulaşabilir. Şu anda olduğu gibi tüm çağların ve gelecek nesillerin onun hayatından öğreneceği önemli dersler vardır. Onun hayatından, her kadın ve erkek, günah ve cehaletin karanlık vadisinden çıkaracak yeterli ışığı kendi adlarında bulacaklardır. İlim, hayır ve mutluluk dünyasına ışıldayan bir ışık. Şüphesiz, hepimizin ahlâk ve sosyal davranışlarımızın temizlenip, paklanmasına yardım edecek, böylece bizim sosyal hayatta daha iyi, barış ve selâmet içinde yaşamamızı sağlayacaktır.
Muhammed @ bir yetim olarak doğmuş ve çocukluğunu fakirlik içinde geçirmiştir. Ancak en büyük servet olan doğru ve çalışkan bir genç şöhretini de kazanmıştır. Onun, sevecen ve müşfik davranışı, dürüst ve Hakk'a uygun hayatı ve güzel ahlâkı tüm Mekke halkının hayranlık, sevgi ve saygısına mazhar olmuştu. Genç bir adam olduğunda, Muhammed @, dürüst bir tüccar, nazik, müşfik, sadık bir koca olarak biliniyordu. Daha sonra Medine Devleti'nin Başkanı ve savaşta mü'minlerin kumandanı olarak, merhametli, affedici, hayırsever ve âdil bir insan olarak ün yapmıştı. Her sahadan kadın-erkek herkesin, onun hayatından gerçek bir örnek alacağına ve bu kahraman önderin, onları gerçek başarı ve mutluluğa ulaştıracağına şüphe yoktur.
|
|
|
|
|
1- Çocukluğu
Rasulullah @, her genç insanın, günlük hayatında rehber alabileceği gerçekten ttyğun bir örnektir. Çocukluğunda, nazik ve iyi huyluydu. Diğer çocukların aksine, yaramazlık veya edepsizlik yapmazdı; sakin ve kendine hâkim bir çocuktu. Gençliğinde, mükemmel ve kusursuz bir ahlâkı vardı. "Tek olan Allah'a tam olarak inanmıştı. Her şeyiyle güvenilir bir dosttu o, yardımsever, yol gösterici. Merhametliydi, nazik, müşfik ve cana-yakm; daima saygılı, doğru ve samimi; tüm anlaşma ve sözlere tamamen sadıktı. Kumar, içki, kavga, şehvet ve diğer insanlar arasında yaygın olan ayıp, kötü ve bayağı davranışlardan uzak dururdu!' (Abdul Hamid Sıd-dıkî, Muhammed'in Hayatı, Lahore, 1969, sf. 62.) Muhammed @, gençliğinde de müstehcen, edebe aykırı hiçbir şeye yaklaşmamış; tüm bu yıllar boyunca tertemiz ve mutedil ahlâklı bir hayat yaşamıştır. Birkaç defa, böyle bayağı zevklerin tuzağına tam düşmek üzereyken, iradesi ve karakterinin sağlamlığı onu bunlardan uzak tutmuştur.
"Söylendiğine göre, Muhammed @ çobanlık yaptığı sırada yanında bulunan arkadaşına işini üstlenmesini rica etti. O da, o zamanlar diğer gençlerin devam ettiği eğlence yerlerine gidip, geceyi orada geçirmek üzere Mekke'ye doğru yola çıktı. Şehre varmadan, yol üstünde bir evdeki düğün Muhammed @'ın dikkatini çekti. Evden etrafa yayılan sesleri dinlemek için orada durdu ve bu arada uykuya daldı. Başka bir sefer de, yine aynı amaçla Mekke'ye giderken dikkatini hoş bir müzik çekmiş ve yolda dinlemek amacıyla otururken uyuya kalmıştı." (Muhammed, Hüseyn Heykel, Muhammed'in Hayatı, U.S.A., sf. 59)
Şehir hayatının cazibesi ve günah dolu hayatı onun İlgisini çekmiyordu. Gençliğinde dahi mazbut ve barış içinde bir hayatı vardı.
Genç insanlar da Muhammed @'ın örnek hayatını takip ederep sakin, namuslu ve mutedil yaşayabilirler. Böylece, günah ve aylaklığın karanlık yollarına düşmekten; kendilerine ve topluma türlü türlü sorun çıkarmaktan kurtulacaklardır. Gençler, boş vakitlerini Muhammed @'ın yaptığı gibi topluma daha yapıcı ve faydalı faaliyetlerde kullanabilirler. "O, her türlü gösterişten, caka, kibir, görkem ve debdebeden hoşlanmazdı. Çocukların konuşmasına katılır, fakir, yaşlı ve zayıfların acılarını paylaşırdı." (Abdul Hamid Sıddıkî, Muhammed'in Hayatı, Lahore, 1969, sf. 62) Muhammed @'in sosyal davranış ve faaliyetleri, her devrin genç nesilleri için ebedî bir örnektir. "O, tıastaları ziyaret eder, komşulara karşı düşünceli ve saygılı; gençlere nazik, yaşlılara hürmetkar davranırdı. Dul ve yetime, yardıma muhtaçlara, zayıflara, dertliye, haksızlığa uğrayana daima yardım için hazırdı." (Fakir Seyid Vahded-din, Hayır Sahibi, sf. 6)
Onun dürüst ve doğruluğu, sosyal davranışı öyle etkileyiciydi ki, insanlar ona es-Sadık (Doğru) ve el-Emin (Güvenilir) derdi.
Rasulullah @, gençliğinin en dinç ve güzel devresinde Hilfrul-Fudul adıyla oluşturulan birliğe devrinin fenalık ve adaletsizlikleriyle mücadele etmek amacıyla faal olarak katılmıştır. Fakir, zulüm ve adaletsizlik kurbanlarının haklarını savunmak bu birliğin ana gayesiydi. Bu anlaşmaya katılanların hepsi amaçlarına ulaşmak için Allah önünde söz verdiler. Muhammed @ sonraları bu ahid-den şöyle bahsederdi: "Bu anlaşma yerine kırmızı develer teklif etselerdi dahi reddeder-dim.Bugün, kim bu anlaşmaya davet etse, hemen kabul ederim." (Muhammed Hüseyn Heykel, Muhammed'in Hayatı, U.S.A., sf. 57) Gençliğinde o kadar doğru ve faziletliydi ki, bu özelliğinin bir kimsenin dikkatini çekmemesi mümkün değildi. Onun gençliği hakkında Thomas Carlyle'nin tespitleri oldukça aydınlatıcıdır: "Ancak, ilk çağlardan itibaren, o düşünceli bir insan olarak işaret edilirdi. Doğru ve sadık; yaptığı her işte, konuştuğu her sözde, her düşüncesinde doğru bir insan. Bütün hayatı boyunca onu, sağlam karakterli, samimi gerçek bir adam olarak görürüz. Onun güzelliğini herkes duymuştur; onun güzel, zarif, ferasetli ve arif yüzünü." Genç erkek ve kadınlara Muhammed @'ın gençlik numunesini göstermenin tam zamanıdır: Onun gençliğini gerçekleri öğrenerek ve halkının sorunlarına çözüm yollan bularak nasıl değerlendirdiği görülecektir. O, kendini halkına hizmetle meşgul etmiş ve hayatın faydasız meşgalelerine vaktini harcamamıştır.
Günümüz gençliğinin duçar olduğu ve battığı günah ve fenalıklar etkin olarak ancak gençliğin Rasulullah @*m gençlik günlerinin ışığında eğitilerek yöneltilmesiyle mümkündür. Böylece, umudunu yitirmiş karanlık ruhlar aydınlatılabilir. Günah ve suç fütursuzluğunda dolaşan herkese barış ve mutluluk getirilebilir. Hepsinden öte, suçlu ve aylakların verimsiz,yıkıcı ve asosyal hareketlerinden yapıcı ve faydalı sahalara, dönmelerine yardımcı olacaktır. Böylelikle Muham-med @'ın hayat örneği, milyonlarca genci sefil bir hayattan ve diğer günahlardan sağlıklı bir sosyal hayata döndürerek, milyonlarca aileye huzur ve mutluluk getirebilir.
Yetişkinliği
Rasûlullah Sallallahu Aleyhi Vesellem'in Görünüş Ve Şahsiyeti
Ümmü Ma'bed şöyle demiştir: "Göz alıcı güzellik ve zerafette bir adam gördüm. Yüzü parlak, davranış ve yürüyüşü lâtif İdi. Vücudu ne geniş ne de zayıf olmayıp, güzel ve oranlıydı. Gözleri koyu siyah, uzun kirpikleri vardı. Sesi gür, fakat sert değildi. Göz bebekleri koyu siyah, çevresi ise bembeyazdı. Kaşları ne tamamen birbirinden ayrı, ne bitişikti. İki kaşı seyrek tüylerle ayrılmıştı. Kaşlarının sonu keskindi, Saçı koyu siyahtı. Geniş sakalı ve uzun boynu vardı. Sessizken ağırbaşlıydı. Konuşurken çevresindekileri adeta kuşatırdı. Konuşması parıldayan inci dizileri gibi tatlı ve berraktı. Çok konuşkan olmadığı gibi konuştuğunda tutuk da değildi. Sesi uzaktan ışıtıldiğinde gür, fakat oldukça hoş, yakından ışıtıldığinde İse tatlı ve sıcaktı. Rasulullah @ orta boyluydu. Ne kaba derecede uzun, ne de kısaydı. Ashabı arasında en güzel görünen oydu. En fazla şeref ve fazilet sahibi oydu. Ashabı hep onun etrafında, sözlerini dikkatle dinler, emirlerini büyük bir istekle ve süratle yerine getirirdi. Ona itaat edilirdi ve çok sevilirdi. Ancak o, hiçbir zaman kötü ve kaba davranmadı."
2- Yetişkinliği
Erginliğe ulaştığı zaman, Muhammed @, emin ve doğruluk vasıflarıyla iyice tanınmıştı. Şu anda insanların kıymetli varlıklarını bankalara bıraktıkları gibi, o zaman Mekke halkı da mücevher ve paralarım ona bırakacak kadar güveniyordu. İslamî Tevhİd akidesini tebliğe ve putlara karşı çıkmaya başladıktan sonra, Kureyşliler Muhammed @'a düşman olmuşlar, onun peygamberliğine muhalefet etmişler, fakat yine de değerli eşyalarını onda muhafaza etmişlerdi. Rasulullah @ ve ashabı üzerlerinde baskı ve zulüm iyice arttığında Medine'ye hicret etmeye karar verdi. O gece, müşrikler Rasulullah @'ın evini sarmıştı. Amaçları Rasulullah @'ı öldürmekti. Fakat o, görevinin öyle bilincindeydi ki, kendisine emanet edilen bütün değerli eşyaları ertesi gün sahiplerine dağıtmak üzere Ali'ye bıraktı. Kabe'nin inşaatı sırasında Hacerül Esved taşının yerine konması hakkında Kureyşliler arasında çıkan ve kanlı bir kavgaya dönüşmek üzere olan ihtilâfı da yine zeki bir planla genç Muhammed @ çözmüştü.
Muhammed @, daha sonra olgunluk devresinde olduğu gibi gençliğinde de çok sade ve faziletli bir hayat yaşamış ve her tür dünyevî eğlencelerden uzak durmuştur. İbni İshak'a göre: 'Allah'ın elçisi büyürken, Allah onu putperestliğin kötülüklerinden muhafaza etmekteydi. Çünkü, o olgunluğa erdiğinde İnsanlığın en iyisi, en mükemmeli olacaktı; mükemmel bir karakter ve ahlâka sahip, mükemmel bir komşu, en nazik, en müşfik, en doğru ve güvenilir insan. Yüce ve erdemli bir hayat ile kötülük ve ahlâksızlıklardan korunmuştur. Çünkü Allah onu peygamberlikle şe-reflendirecekti." Hz. Ali'nin anlattığına göre, bir gün Rasulullah @'a hiç putlara ibadet edip etmediğini sormuşlardı. Rasulullah @, putlara asla ibadet edip, tapınmadığını söylemiştir. Hiç içki içip içmediği sorulduğunda da hiç ağzına almadığını söylemiştir. Rasulullah @ bu davranışları, peygamberlikten önce dahi hiç sevmediğini, ahlâksızlık ve putperestliği, cehalet ve küfrün utanç verici işleri olarak gördüğünü söylemiştir.
Tarihte, Muhammed @'dan daha iyi peşinden gidilecek bir örneği kim bulabilir? Üstün bir hayat düsturu, yüksek bir ahlâka sahip ve mükemmel bir insan. Gençliğinin do-ruğundayken çoğu insanın genç ve güzel bir kızla evlenmek istediği bir zamanda, kendisinden on beş yaş daha büyük, kırk yaşında bir dulla evlenmiştir. O vaktinin çoğunu tefekkür ile geçiriyordu. Çevresini kuşatan ahlâkî çöküş; kabilevî çekişme ve savaşlar, putperestlik, karanlığa boğulmuş halkının günahları onu rahatsız ediyordu. Çoğu zaman, Mekke yakınındaki Hira dağında günlerce insanlığı ilgilendiren bu konularda tefekkür ederdi. Rahim olan Allah'a, insanları karanlık, cehalet ve günah vadilerinden kurtarması için dua, ederdi. Ama, Allah'ın Rahmeti'nin yakın zamanda kendisine peygamberlik olarak İneceğini de bilmiyordu; "... Allah sana Kitab'ı ve hikmeti indirmiş ve sana bilmediğin şeyleri öğretmiştir. Allah'ın sana olan lütfü ve büyüktür." (4: 113). Ve Kasas suresinde ne şöyle buyurulmaktadır: "Sen, sana bu Kitab'm verileceğini ummazdın. O, ancak Rabbi'nin bir Rahmeti'dir. O halde sakın kâfirlere uyma." (28: 86).
Evlendiğinde, hanımı Muhammed @'a Zeyd adlı bir köle hediye etmiş, o da hemen Zeyd'i azad etmiştir. Ancak, Zeyd onun sevgi, şefkat, nezaket ve cömertliğinden öyle etkilenmişti ki, ana-babasına dönmeyi kabul etmemiş, hayatının geri kalan kısmını velinime-tiyle birlikte geçirmeyi tercih etmiştir. Daha sonra, Muhammed @, Zeyd'i yeğeni Zeynep ile evlendirmİştir.
Şüphesiz, Muhammed @'ın ahlâk ve huyu, onunla herhangi bir vesileyle teması olan, dost-düşmân herkesi etkilemiş ve hayran bırakmıştır. Onu öldürmek için büyük gayret sarfeden düşmanları dahi onun hakkında iyi konuşmaktaydılar. Onun dinine pek çok şahsî, nefsî, sosyal ve ekonomik sebeplerden karşı çıkmalarına rağmen, onun doğruluk, dürüstlük ve iyiliğini her zaman Övmüşlerdir. Muhammed @, tarihin hiçbir devrinde görülmemiş bir karakter sahibi olarak yetişmiştir. Onun her hareketi, insanların daha iyi, mutlu ve kardeşçe yaşamaları için örnek olarak tarih sayfalarına geçmiştir. O, ashabına da aynı hayat tarzını öğretip, onları da eğiterek, cahil bedevi Arap halkından yirmi üç yıl içinde Hak ve Adalet meşalesini taşıyan bir ordu çıkarmıştır.
Rasulullah @, Arap yarımadasının tek lideri olduğu zaman dahi sade ve mütevazi bir hayat sürmekteydi. Fethedilen muhtelif yerlerden büyük miktarda para ve kıymetli eşya gelmekteydi. Ancak, bütün bu güç ve iktidar, onun sade hayat tarzında en ufak bir değişikliğe yol açmamıştı. O, sadelik ve kanaat sembolüydü. Maddî hiçbir varlığa eğilim duymazdı. Meselâ, Benî Nadir kabilesi liderinin kızıyla evlenirken dahi tören son derece sadeydi. Davetlilere, kendi yemeklerini beraberinde düğün yemeği olarak getirmeleri rica edilmişti. Acaba, tarih, düğünün zafer zenginlikleri arasında böylesine kutlayan başka bir fatih gösterebilir mi? (Abdül Ha-mid Sıddıkî, The Life of Muhammed, Lahor, sf. 291.)
Rasulullah @, hayatının her safhasında aşırılıklardan sakınmış ve dengeli bir hayat yaşamıştır. Yolundan gidenlere de aynı hayat tarzını Öğütlemiştir. "Yavrum, namazı kıl, iyiliği emret, kötülüğü önle, başına gelene sabret; doğrusu bunlar azmedilmeye değer işlerdir." (31: 17). "Ey inananlar! Bir topluluk bir diğerini alaya almasın, belki de (onlar) kendilerinden daha iyidirlir. Kadınlar da (diğer) kadınlarla alay etmesinler, belki de onlar kendilerinden daha iyidirler. Birbirinizi ayıplamayın; birbirinizi kötü lakaplarla çağırmayın; inandıktan sonra kötü bir ad (yoldan çıkmış olmak) ne kötü bir şeydir! Kim tövbe etmezse, işte onlar zalimlerdir. Ey inananlar! Zannın çoğundan sakının, zira zannın bir kısmı günahtır. Birbirinizin gizli şeylerini araştırmayın; biriniz diğerinizi arkasından çekiştirmesin; hangi biriniz ölü kardeşinin etini yemekten hoşlanır? Ondan tiksinirsiniz; Allah'tan sakının, şüphesiz Allah tövbeleri daima kabul edendir, çok esirgeyendir." (49: 11-12). Yine Lokman Suresi'nde şu ayeti görüyoruz: "İnsanlardan (küçümseyerek) yüz çevirme, yeryüzünde böbürlenerek yürüme; Zira Allah, kendini beğenip övünen kimseyi sevmez. Yürüyüşünde tabiî (ne çabuk, ne yavaş; ölçülü) ol; sesini kıs. Seslerin en çirkini şüphesiz merkeplerin sesidir." (31: 18-19) Ve Nur Suresi'nde de şu sözlerle karşılaşıyoruz: "Ey İnananlar! Kendi evlerinizden başka evlere, izin almadan, (seslenip) halkına selâm vermeden girmeyin. Eğer düşünürseniz bu sizin için daha iyidir." (24: 27). Yine aynı surede şöyle buyurulmaktadır: "(Ey Muhammedi) mü'min erkeklere söyle: Gözlerini bakılması yasak olandan çevirsinler, mahrem yerlerini korusunlar. Bu, on-larm arınmasını daha iyi sağlar. Allah yaptıklarından şüphesiz haberdardır. Mü'min kadınlara da söyle: Gözlerini bakılması yasak olandan çevirsinler, iffetlerini korusunlar. Süslerini, kendiliğfhden görünen kısmı müstesna, açmasınlar. Başörtülerini yakalarının üzerine salsınlar. Süslerini kimseye gös-termesinler..:' (24: 30-31)
Sosyal mevki: "Ey insanlar! Doğrusu Biz, sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık. Sizi cemaatler ve kabileler haline koyduk ki, birbirinizi kolayca tanıyasmız. Şüphesiz, Allah katında en değerliniz, O'na karşı gelmekten en çok sakınanınızdır. Allah bilendir, haberdardır." (49: 13).
İşte bu, Rasul @'a bahşedilen ve onun da rengi, ırkı, inancı ne olursa olsun bütün insanlığı davet ettiği en yüce ahlâktır.
KISIM 4
ALLAH'IN ELÇİSİ (RASULÜ)
"(Ey Muhammedi) De ki: 'Ey insanlar, ben Allah'ın hepiniz için gönderdiği Elçisiyim..; Kur'an-ı Kerîm, A'raf Suresi (7): 158. âyet.
1- Allah'ın Rasulü
1- Mulıammed @: Peygamber (Rasul-Elçi)
Rasulullah @, Allah tarafından daha önce gönderilen peygamberlerin, halklarına tebliğ ettikleri aynı dinle gönderilmiştir. Bu da Hakk'a ulaşmanın tek yoludur: "Ey insanlar! Rasul size Rabbinizden hakkı (gerçeği) getirdi. İnanın, bu sizin hayrınızadır.." (4: 170). Ve A'râf Suresi'nde şöyle buyurulmaktadır; "De ki: 'Ey insanlar! Ben, göklerin ve yerin hükümranı (sahibi) Allah'ın elçisiyim. O'ndan başka tanrı yoktur. O, diriltir, öldürür. Gelin Allah'a ve O'nun ümmi (okuma yazması olmayan) peygamberi olan elçisine inanın —ki o da Allah'a ve sözlerine inanmıştır. Ona uyun ki doğru yolu bulaşınız." (7: 158).
Peygamber'in gelişine Nisa Suresi'nde şu ifadeyle işaret edilmektedir.: "Ey insanlar! Rabbinizden size apaçık bir nur indirdik." (4: 174). Yine aynı surede: "Fakat Allah sana indirdiğini kendi bilgisiyle indirmiş olduğuna şahidlik eder, melekler de şahidlik ederler. Şahid olarak Allah yeter." (4: 166).
Ankebut Suresi'nde de şöyle buyurulmaktadır: "(Ey Muhammedi) Sana Kitab'ı böylece indirdik; kendilerine Kitap verdiklerimiz, ona inanırlar; bunlardan da ona inanan bulunur. Ayetlerimizi kâfirlerden (inkarcılardan) başkası irtkâr etmez." (29: 47). Nisa Su-resi'nde şu ifade yer alır: "... Seni insanlara peygamber (rasul-elçi) olarak gönderdik, şa-hid olarak Allah yeter." (4: 79)
Allah, ondan önceki peygamber (elçi)lere olduğu gibi Muhammed @'a da vahyetmiştir: "Nuh'a ve ondan sonra gelen peygamberlere vahyettiğimiz gibi, sana da vahyettik. Nitekim İbrahim'e, İsmail'e, İshak'a, Yakub'a, torunlarına, İsa'ya, Eyyub'a, Yunus'a, Harun'a ve Süleyman'a da vahyetmiş ve Davud'a da Zebur'u vermiştik." (4: 163)
Ona verilen .din daha Önceki peygamberlere verilen dinin aynısıydı: "Allah, Nuh'a buyurduğu şeyleri size de din olarak buyurmuştur. İbrahim'e, Musa'ya ve İsa'ya da buyurduk ku: 'Dine bağlı kalın, ondan ayrılığa düşmeyin.' ..." (42: 13)
"(Ey insanlar!) Biz size, üzerinizde şahidlik edecek bir elçi gönderdik; nasıl ki Firavun'a da bir elçi göndermiştik." (173: 15). Rasulul-lah @, çağının insanlarım ve bütün gelecek nesilleri uyarmak, iyi işlere, sadakatlerine, sevap ve günahlarına şahit olarak gönderilmiştir.
2- Peygamberler De İnsandı
Hz. Muhammed @ Allah'ın Rasulü (Peygamberi-Elçisi)ydü. İnsanlığa rehber olarak gönderilmişti. Ondan önce gönderilen bütün peygamberler de insandılar. Diğer insanlar gibi tabiî bir insan hayatı yaşamışlardır. Evlenmişlerdi, çocuk sahibi olmuşlar, acı ve ızdırap çekmişler, Allah aşkına güçlüklere göğüs germişlerdir. Muhammed @ da müstesna değildi. O da diğer peygamberler gibi bir İnsandı. Sadece Allah aşkı için, İslâm için acı, ızdırap zulüm ve güçlüklere göğüs germiştir.
Allah'ın Rasulü Muhammed @, Allah tarafından insanlara rehber olması için gönderilmiştir. Kâfirlerin (inkarcıların) önderleri insanlara şöyle demişlerdi: "Bu da sizin gibi bir insandan başka bir şey değildir. Sizden üstün olmak istiyor. Şayet Allah (elçi göndermek) dileseydi, melekleri indirirdi. Biz ilk atalarımızdan (beri) böyle bir şey işitme-dik." (23: 24)
Nuh Peygamber'in halkı da aynı şeyleri söylemişti: "Kavminden, kendilerine dünya hayatında bol nimet verdiğimiz o inkâr eden ve ahirete kavuşmayı yalanlayan eşraf takımı (ileri gelenler) dedi ki: 'Bu da sizin gibi bir insandan başka bir şey değildir. Sizin yediğinizden yiyor, içtiğinizden içiyor. Eğer sizin gibi bir insana itaat ederseniz, o takdirde siz, mutlaka ziyana uğrayanlardan olacaksınız.' " (23: 33-34)
Musa @ ve kardeşi Harun @ peygamberler de benzer bir durumla karşılaşmıştı: "Kavmi bize köle iken, bizim gibi şu iki adama mı inanacağız." (23: 47)
Aynı muhalefet, Mekkeli kâfirler tarafından Allah'ın Rasulü Muhammed @'a karşı da yapılmıştı. "Dediler ki: 'Bu Peygamber'e ne oluyor ki yemek yiyor, çarşılarda geziyor? Ona kendisiyle beraber uyarıcı olarak bir melek indirilmeli değil mi?', 'Yahut kendisine bir hazine verilseydi veya besleneceği bir bahçe olsaydı ya!' " (25: 7-8). İsraSuresi'ndeşu ifadeyi görüyoruz: "İnsanlara doğruluk rehberi geldiği zaman, inanmalarına engel olan, sadece: 'Allah, bir insanı mı elçi gönderdi?' demeleridir." (17: 94)
Kâfirlerin bu düşüncelerini Kur'an-ı Kerim vurgulayarak reddetmektedir. Onlara açıkça, insanlara yalnız bir insanın önderlik yapabileceğini belirtmektedir: "Dekk.'Eğer yeryüzünde yerleşip dolaşanlar, melek olsalardı, biz de onlara gökten peygamber olarak bir melek gönderirdik.' " (17: 95)
Kur'an-ı Kerim'de, Allah'ın elçilerinin de diğer insanlar gibi olduğu, aynı şekilde yiyip, içtiğini ve tabiî bir hayat yaşadığı anlatılmaktadır: "(Ey Muhammedi) Senden önce yalnız kendilerine vahyedilen erkeklerden başkasını peygamber göndermedik. Eğer bilmiyorsanız zikir ehline (eski Kitap sahiplerine) sorun. Biz onları yemek yemeyen cesetler yapmadık. (Onlar) ölümsüz de değildi." (21: 7-8) Furkan Suresi'nde de şöyle buyurulmak-tadır: "(Ey Muhammed!) Senden önce gönderdiğimiz bütün peygamberler de şüphesiz, yemek yerler, sokaklarda gezerlerdi. (Ey insanlar!) Sabreder misiniz diye sizi birbirinizle sınarız. Rabbin her şeyi görür." (25: 20)
Ra'd Suresi'nde şunları okuyoruz: "Andol-sun ki senden önce nice elçiler (rasuller) göndermiştik, onlara da eşler ve çocuklar verdik. Allah'ın izni olmadan hiçbir peygamber (rasul) bir ayet getiremez. Her şeyin vakti ve süresi yazılıdır." (13: 38)
Aynı şekilde, son Peygamber @ da gayet açık sözlerle diğer insanlar gibi olup, Allah tarafından insanlığa önder olarak seçildiğini açıklamıştır. "De ki: 'Ben de sizler gibi bir insanım, ancak bana Rabbinizin tek bir Tanrı olduğu vahyolunuyor..." (18: 110).
3- Peygamberler Hakkında Yanlış Kanaatler
İnsanlar arasındaki yaygın bir yanlış kanaat ta, peygamberlerin olağanüstü güçlere sahip olduğudur. Bazı insanlar, peygamberlerin, Hesap Günü'nde mükâfat ve ceza üzerinde sözü olduğunu; kader ve kazayı değiştirme gücüne sahip olduklarını; günah ve sevapların sahibi olduğunu, insanlara fayda ve zarar verebileceklerini; tabiattaki tüm kuvvetlerin onların kortrolünde olduğunu ve görülmeyen güçlere sahip olduklarını sanırlar.
Böyle düşünceler insanlar arasında oldukça yaygındı. Bu yüzden, inananlar Rasulullah @'dan değişik şeyler istemiştir: "Şöyle söylediler: 'Bize yerden kaynaklar fışkırtmadıkça sana inanmayacağız! 'Veya hurmalıkların, bağların olup, aralarında ırmaklar akıtmalısın. Yahut da iddia ettiğin gibi, göğü tepemize parça parça düşürmeli, ya da Allah'ı ve melekleri karşımıza getirmelisin.' 'Veya altın bir evin olmalı, yahut göğe yükselmelisin — ama oradan okuyacağımız bir kitap indir-mezsen, yine o yükselmene inanmayacağız.' De ki: 'Fesübhanallah! Ben peygamber olan bir insandan başka bir şey miyim?' " (17: 90-93)
Kur'an, peygamberlerin tabiat üstü güce sahip oldukları şeklindeki bütün bu yanlış fikirleri reddetmektedir. Peygamberlerin, Allah'ın emri olmadan kimseye ne faydası, ne de zararı olabileceğini; ne de Allah istemeden kendi kendilerine bir zararı önleyemeyeceğini belirtmektedir. "De ki: 'Ben Rabbi-me karşı gelirsem, büyük günün azabından korkarım.' O gün kim azabdan alıkonursa, şüphesiz o kimse rahmete erişmiştir. Bu apaçık bir kurtuluştur. Allah sana bir sıkıntı verirse, O'ndan başkası gideremez. Sana bir iyilik verirse, başkası onu engelleyemez. O her şeye Kâdir'dtf' (6: 15-17).
Rasulullah @'dan şöyle demesi istenmektedir: "De ki: 'Allah'ın dilemesi dışında ben kendime bir fayda ve zarar verecek durumda değilim..' " (10: 49). Yine Peygamber @'a tabiatüstü bir kuvveti olmadığı ve gayb (görünmeyen) hakkında bilgi sahibi olmadığını açıklaması söylenmiştir: "De ki: 'Size Allah'ın hazineleri elimdedir, demiyorum; gay-bı da bilmiyorum; size ben meleğim demiyorum, ben ancak bana vahyolana uyuyorum.' ..." (6: 50). Ve A'râf Suresi'nde şöyle denmektedir: "De ki: 'Allah'ın dilemesi dışında ben bir fayda ve zarar verecek durumda değilim. Görülmeyeni bilseydim, daha çok iyilik yapardım ve bana kötülük de gelmezdi. Ben sadece, inanan bir topluluğu uyaran ve müjdeleyen bir peygamberim.' " (7: 188)
Rasulullah @ Hak Yolu'nun rehberidir. Fakat Hesap Günü'nde insanlar için ceza veya mükafata karar vermeye yetki-ve gücü yoktur. "De ki: 'Ben Rabbimden (gelen) açık bir delil üzerindeyim. Siz ise onu yalanladınız. Acele istediğiniz (azab) da elimde değildir. Hüküm ancak Allah'ındır. O hükmedenlerin en iyisi olarak gerçeği anlatır! De ki: 'Acele istediğiniz şey elimde olsaydı, benimle aranızda iş bitmiş olurdu.' Allah zalimleri en iyi bilendir!' (6: 57-58)
Peygamber @, insanlara sadece yol gösterir, onların hareketlerinden sorumlu değildir: "(Ey Muhammed) Onlara vaatettiğimiz azabın bir kısmını sana göstersek de, senin canım alsak da, senin vazifen sadece tebliğ etmektir. Hesap görmek de Bize düşer." (13: 40)
Rasulullah @ yalnız yol göstermektedir. İnsanları ne zorla doğru yola getirmekle yükümlü, ne de onların kalbini Hak din olan İslâm'a çevirmeye gücü yeter. "Sen, ölülere şüphesiz ki işittiremezsin; dönüp giden sağırlara da çağrıyı duyuramazsın. Körleri sapıklıktan vazgeçirip, doğru yola döndüre-nıezsin; ancak ayetlerimize inananlara sen duyurabilirsin; işte onlar müslümanlardır" (27: 80-81) Fatır Suresi'nde de şöyle buyurulmaktadır: "... Allah dilediğine işittirir. Sen kabirlerde olanlara işittiremezsin. Sen sadece bir uyarıcısın. Biz seni müjdeleyici ve uyarıcı olarak, gerçekle gönderdik. Her ümmet içinde mutlaka bir uyarıcı gelmiştir!' (35: 22-24).
4- Peygamberdin Yüksek Değeri
Peygamber @'ın şeref ve mevkiî, Allah'a sa-dakatında ve O'nun Dinini kendine vahye-dildiği gibi, en ufak bir değişiklik yapmaksızın insanlara tebliğindedir, "... Sana gelen ilimden sonra .onların keyiflerine uyarsan, şüphesiz zalimlerden olursun." (2: 145). Ve aynı surede şu ifadeyle karşılaştyoruz: "... Sana gelen ilimden sonra onların arzularına uyacak olursan, andolsun ki, Allah'tan sana ne bir dost, ne de bir yardımcı olmaz." (2: 120)
Yunus Suresi'nde de şöyle buyurulmaktadır: "De ki: 'Onu kendiliğimden değiştiremem. Ben ancak bana vahyolunana uyarım. Şayet ben Rabbime karşı gelirsem, büyük günün azabından korkarım! " (10: 15).
5- Önceki İnsan Topluluklarının Hepsine Peygamber Gönderilmesi
Muhammed @ yeni bir şey getirmemiştir. Ondan önce de, bütün insan toplulukları
arasında insanlığa rehber olmaları için Allah'ın Kitap verdiği rasuller vardı. "Şüphesiz Biz seni, müjdeci ve uyarıcı olarak gerçekle gönderdik. Geçmiş her ümmet içinde de mutlaka bir uyarıcı geçmiştir." (35: 24). [sfahl Suresi'nde de şu sözler buyurulmuştur: "Andolsun biz, her ümmet içinde: 'Allah'a kulluk edin, tağuttan kaçının' diyen bir elçi gönderdik." (16: 36). Muhammed @ da uyarıcı ve müjdeleyici rasul (elçi)lerden biriydi, "işte ilk uyaranlar gibi bu da (Muhammed @) bir uyarandır." (53: 56). Yasin Suresi'nde de şunları okuyoruz: "Sen elbette doğru yol üzerinde gönderilmiş elçilerdensin. Bu, babalan uyarılmadığından gafil kalmış bir kavmi uyarman için güçlü ve merhametli olan Allah'ın indirdiği Kur'an'dır." (36: 3-6).
Ahkâf Suresi'nde şöyle buyurulmaktadır: "De ki: 'Ben yeni çıkmış ilk peygamber değilim. Benim ve sizin başınıza gelecekleri bilmem. Ben ancak bana vahyolunana uymaktayım ve ben sadece apaçık bir uyarıcıyım." (46: 9).
Âl-i İmrân Suresi'nde de şu ayeti okuyoruz: "Muhammed sadece bir peygamber (elçi)dir. Ondan önce de peygamberler geçmişti." (3: 144).
6- Önceki Peygamberlerle Aynı Dinin Getirilmesi
Muhammed @ ondan öncekiler gibi bir peygamber olduğundan, ona verilen Din de, önceki peygamberlere verilen dinlerin aynısıydı. Allah'a, bize gönderilene, Musa ve isa'ya verilene ve peygamberlere Rableri tarafından verilene inanırız. Onlar arasında bir ayırımı yapmayız. Biz Allah'a teslim olanlarız' deyin. Eğer sizin inandığınız gibi inanırlarsa doğru yolu bulmuş olurlar. Yüz Çevirirlerse, şüphesiz onlar çıkmazdadırlar..'' (2: 136-137).
Muhammed @'m diğer peygamberler gibi Allah'ın peygamberi olduğuna şüphe yoktur.
O, insanoğluna önceki peygamberlere verilenle aynı dini, saf, sade, en ufak bir değiştirme ve karıştırma yapmaksınız, en güzel şekilde tebliğ etmek için gelmiştir. Allah'ın son rasulü Muhammed @, önceki rasulleri reddetmek, tekzib etmek veya onların dinini yalanlamak için gelmemiştir. "Sonra, seni de din konusunda bir şeriat sahibi kıldık; ona uy, bilmeyenlerin heveslerine uyma." (45: 18).
2- Hedef Ve Gaye
Kur'an-ı Kerim, son rasul Muhammed @'ın yeryüzüne Allah'ın nizamını hâkim kılmak, insanların barış ve mutluluk içinde yaşayacakları bir düzen kurmak için gönderildiğini anlatmaktadır. O, hayatı boyunca, insanları Allah'ın Kanunu'na tabi kılmak için elinden gelen her şeyi yapmıştır. Bu amacın gerçekleşmesi ve böyle kutsal bir sistemin tesisi için önce insanların buna hazır olması gerekiyordu. İnsanların eğitilerek temizlenmesi lâzımdı. Onlara Allah'ın Kanunu anlatılarak, dünyaya iyi, âdil ve Hakk'a dayalı bir sistemin kurulması için kendilerini bekleyen ağır görevlere hazırlanmaları gerekiyordu.
Rasulullah @'a bu görev aşağıda izah edilen değişik sıfat ve konumlarda verilmişti. O da aldığı Tevhidî Vahiy doğrultusunda ve rehberliğinde bütün gücüyle bu göreve lâyık olmaya çalışmıştır.
1- Öğretmen Ve Veli
İbrahim Peygamber @, İsmail'in neslinden bir peygamber çıkarması, onları eğitip temizlemesi için Allah'a dua etmişti: "İbrahim ve İsmail Ev'in (Kabe'nin) temellerini yükseltiyordu: 'Rabbimiz (yaptığımızı) kabul buyur. Şüphesiz Sen işitensin, bilensin.' 'Rabbimiz! Bizi Sana teslim olanlardan kıl, neslimizden de Sana teslim olan bir ümmet çıkar; bize ibadet yerlerimizi göster, tövbemizi kabul buyur. Zira, tövbeleri kabul eden, çok merhametli olan ancak Sensin, Sen!' " (2: 127-129)
İbrahim Peygamber @'ın duası kabul olmuş ve Araplar arasından onları temizleyerek ve eğiterek doğru yola iletecek bir peygamber çıkmıştı: "Nitekim, Biz size aranızdan ayetlerimizi oyukacak, sizi her kötülükten temizleyecek, size Kitab'ı ve hikmeti öğretecek ve bilmediklerinizi bildirecek bir rasul (peygamber) gönderdik." (2: 151).
Cuma Suresi'nde şunları okuyoruz: "Kitapsız kimseler arasından, kendilerine ayetlerini okuyan, onları arıtan, onlara Kitabı ve hikmeti öğreten bir peygamber gönderen O1 dur. Onlar, daha önce, şüphesiz apaçık bir sapıklık içindeydiler..." (62: 2). Âl-i İmrâri Suresi'nde de şöyle buyurulmuştur: "Andol-sun ki Allah, daha önce açık bir sapıklık içindeyken mü'minlere, ayetlerini okuyan, onları arıtan, onlara Kitap ve hikmeti öğreten, kendilerinden bir peygamber göndermekle büyük bir lütufta bulunmuştur." (3: 164)
Kur'an-ı Kerim'deki bu ayet, Hasulullah @'m üç amacını açıklamaktadır:
1- İnsanlara Allah'ın emirlerini açıklamak ve göstermek.
2- İnsanlara, Kitabı ve Kitap'ta anlatılanların gayesini anlayabilmek için hikmeti öğretmek. Hikmet, aynı zamanda insanlar için Allah'ın Kanunu'na göre doğru karar verme kabiliyeti, sağduyusu demektir.
3- Onların kalplerini, hareket ve ahlâklarını yanlış ve günahlardan arındırmak ve yerine, güzel huy, ahlâk ve hareket sahibi kılmak. Arındırmanın iki bakımdan önemi vardır. İlki, arındırma vücut ve ruhun bütün kir ve günahlardan temizlenmesi demektir: ikincisi de vücut ve ruhun kendi tabiî ve fıtrî kabiliyetlerine göre beslenip, geliştirilmesidir. İnsanların peygamberler tarafından temizlenmesi her ikisini de içermektedir.
2- Kur'an Yorumcusu
Rasulullah @, Allah tarafından Kur'an-ı Kerim'in emir ve talimini insanlara açıklıkla izah etmek için gönderilmiştir. Bu görev, sadece Kur'an-ı Kerim'in ayetlerini nakletmekten öte bir iştir. Rasulullah @, Kur'an-ı Ke-rim'i kendi hadis ve sünnetiyle (söz ve davranış örneğiyle) açıklamıştır. "Açık delillerle ve Kitap'larla sana da bu zikri (Kur'an'ı) indirdik ki; kendilerine indirileni insanlara açıklayasın, ta ki düşünüp öğüt alsınlar." (16: 44).
Şüphesiz, Kur'an ayetlerinin tam anlaşılması için müfessirin izahına ihtiyaç vardır. Muhtelif gruplar arasındaki görüş ayrılıklarının da ortadan kaldırılması ve onlara Allah'ın emirlerinin anlatılması da Peygamber @'ın görevleri arasındadır: "Allah'a andolsun ki, senden önceki ümmetlere de (peygamberler) gönderdik; şeytan onlara yaptıkları şeyleri güzel gösterdi. O bugün de onların dostudur. Onlar için acı bir azap vardır. Sana Kitabı indirdik kî, hakkında ayrılığa düştüğü şeyi onlara açıklayasın ve inanan bir kavim için yol gösterici ve rahmet olsun." (16: 63-64).
Maide Suresi'nde şöyle buyurulmuştur: "Ey Kitap Ehli, elçilerin arasının kesildiği, bir boşluk meydana geldiği sırada size Elçimiz geldi, gerçekleri açıklıyor ki, 'Bize bir müj-deleyicİ ve uyarıcı gelmedi' demeyesiniz. İşte müjdeleyici ve uyarıcı geldi."Allah her şeye 'kadirdir.1' (5:" 19)
Rasulullah @ bu şekilde insanların bütün şüphelerini kaldırmakta ve onları cehalet küfründen (karanlığından) ilmin nuruna (ışığına) kavuşturmaktadır.
3- Lider Ve Rehber
Rasulullah @ insanlara aynı zamanda bir lider, rehber, önder ve imam olmuştur: "De ki: 'Eğer Allah'ı seviyorsanız bana uyun ki, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah bağışlayan, esirgeyendir.' De ki: Allah'a ve peygambere itaat edin.' Eğer yüz Çevirirlerse, bilsinler ki Allah, kâfirleri sevmez." (3: 31-32). Allah'ın kullarına olan sevgisi onların Allah'ın Rasulünü rehber ve önder olarak takip etmeyi kabul etmeleri şartına bağlıdır: "Ey inananlar! Allah'a itaat edin, Rasul'e ve sizden olan emir sahibine itaat edin. Eğer bir şeyde anlaşmazlığa düşerseniz —Allah'a ve ahiret gününe inanmışsanız— onu Allah'a ve Rasulüne götürün..." (4: 59).
Son karar yetkisi Allah'a ve O'nun Rasulüne aittir. Rasulüne itaat etmeyen Allah'a etmemektedir. Rasulullah @'ın otoritesini hiç kimse tehdit edemez. Rasulullah @'dan yüz çeviren mü'min (inanmış) değildir. "Ey iman edenler, Allah'a ve Rasulüne itaat edin. İşittiğiniz halde ondan dönmeyin." (8: 20). Te-ğabun Suresi'nde şu ayet bulunmaktadır: "Allah'a itaat edin, Rasul'e (Peygamber'e) itaat edin. Eğer bundan yüz çevirirseniz (bilin ki) Rasulümüze düşen apaçık tebliğdir." (64: 12).
Arafat'ta hacılar.
Allah-u Teala, Rasulünü İnsanlara önder ve rehber olarak tayin etmiş ve insanların ona itaat etmelerini emretmiştir. Allah'ın sevgi ve hoşnutluğunu kazanmanın, O'nun Rasulünü sevmek ve yolundan gitmekten başka bir yolu yoktur.
4- Kanun Koyucu
Rasulullah @, sadece Allah'ın emirlerini açıklamakla kalmamıştır. Allah'ın izniyle ona, onlara iyilikle emredip, kötülükten neh-yetmek yetkisi de verilmiştir. "... O peygamber onlara, uygun olanı emreder ve fenalıktan meneder, temiz şeyleri helâl, murdar şeyleri haram kılar; onların ağır yüklerini indirir, zor tekliflerini hafifletir. O peygambere inanan, hürmet eden, yardım eden, onunla gönderilen nura uyanlar yok mu? İşte onlar saadete erenlerdir." (7: 157).
Bu ayet, Allah'ın, peygamberine kanun koyma yetkisi verdiğinin açık bir ifadesidir. Rasulullah @, insanların bazı şeyleri yapmalarının şer'î (kanunî) olduğunu ilân etmeye, bazı şeyleri ise yasaklamaya tam yetkilidir. İzin verdiği veya yasakladığı her şey şüphesiz Allah'ın emirleriyle ilgilidir. Rabbinin gücü, işareti ve izni olmadan en ufak bir şeye İzin veremez veya yasaklayamazdı. "O, kendiliğinden konuşmamaktadır. Onun konuşması ancak bildirilen bir vahiyledir." (53: 3-4). Allah da, insanların, Rasulullah @'m emrettiklerine uymalarım ve yasakladıklarından sakınmalarını istemiştir. "Allah ve Rasulü-ne inanın, size varis kıldığı şeylerden sarfe-din. Sizden, inanıp da, sarfeden kimselere büyük bir ecir (mükâfat) vardır." (57: 7).
5- Hâkim
Rasulullah @'ın gönderiliş gayelerinden biri de, onun insanlar arasındaki davalarda Allah'ın Kanunu ışığında hüküm vermektir. Onun hâkim olarak mevkii peygamberlikten ayrı değildi. Bu fonksiyon da, ona Allah ta-
rafından verilmiştir: "Biz sana Kitabı gerçek ile gönderdik ki, insanlar arasında Allah'ın sana gösterdiği biçimde hüküm veresin..." (4: 105). Şûra Suresi'nde de şöyle buyurulmuş-tur: "... Ve de ki: 'Ben Allah'ın indirdiği Ki-tab'a inandım; aranızda adalet ile hükmetmekle emrolundum.' ..." (42: 15).
Nur Suresi'nde şu ayeti kerimeyi görüyoruz: "Aralarında hüküm verilmek üzere Allah'a ve Rasulüne çağırıldıkları vakit inananların sözü ancak; 'İşittik, itaat ettik.7 demeleridir?' (24: 51). Nisa Suresi'nde de şöyle buyurul-muştur: "Onlara: 'Allah'ın indirdiğine ve Peygamber'e gelin!' dendiğinde, münafıkların (iki yüzlülerin) senden büsbütün uzaklaştıklarını görürsün. Başlarına kendi işlediklerinden ötürü bir musibet çattığında sana gelip: 'Biz sadece iyilik etmek ve uzlaştırmak İstedik.' diye Allah'a yemin ediyorlar... Biz her peygamberi ancak, Allah'ın izniyle, itaat olunması için gönderdik... Hayır, Rabbi-ne andolsun ki, aralarında çekiştikleri şeylerde seni hakem tayin edip, sonra senin verdiğin hükmü içlerinde bir sıkıntı duymadan tamamen kabul etmedikçe inanmış olmazlar." (4: 61-65).
6- Yönetici
Kur'an-ı Kerim, Muhammed @'m Allah tarafından insanları yönetmek için gönderildiğini muhtelif vesilelerle açıkça ifade etmektedir: Bu görev, onun Allah'ın Rasulü-Elçisi olma görevinin bir parçasıdır. "Biz hiçbir peygamberi, Allah'ın izni ile İtaat edilmekten başka bir amaçla göndermedik..;' (4: 64). Yine aynı surede, "Kim Rasul'e itaat ederse Allah'a itaat etmiş olur. Kim yüz çevirirse (bilsin ki), Biz seni onlara bekçi göndermedik." buyurulmuştur. (4: 80). Fetih Suresi1 nde de şu Kelamullah'ı görüyoruz: "Sana biat edenler gerçekte Allah'a biat etmektedirler..." (48: 10). Muhammed Suresi'nde şöyle buyurulmaktadır: "Ey İnananlar! Allah'a ve Rasulüne itaat edin, işlerinizi boşa çıkarmayın." (47: 33).
Ahzâb Suresi'nde bu konu daha da açık olarak ifade edilmiştir: "Allah ve Rasulü, bir işte hüküm verdiği zaman, artık inanan bir erkek ve kadına o işi kendi isteklerine göre seçme hakkı yoktur. Kim, Allah'a ve Rasulüne karşı gelirse, apaçık bir sapıklığa düşmüş olur." (33: 36).
Mü'minlere, aralarındaki bütün ihtilâfların çözümü için bunları Allah'a ve Rasulüne getirmeleri emrolunmaktadır: "Ey inananlar! Allah'a itaat edin, Rasule ve sizden emir sahiplerine itaat edin. Eğer bir şeyde çekişirseniz, —Allah'a ve ahiret gününe inanmışsanız— onun hallini Allah'a ve Rasulüne bırakın..." (4: 59).
7- Uyarıcı Ve Müjdeleyicı
Rasulullah @, aynı zamanda, kâfirleri Allah'ın Dini'ni kabul etmemeleri ve bunun elim sonuçları bakımından uyarmak ve korkutmak, öte yandan, inananları Hüküm Gü-nü'ndeki mükâfat ve fecirleri müjdelemekle görevliydi: "Ey Peygamber! Biz seni şahit, müjdeci ve uyarıcı olarak gönderdik." (33: 45).
Fatır Suresi'nde şöyle denmektedir: "Sen sadece bir uyarıcısın. Biz, seni gerçek ile birlikte müjdeleyicı ve uyarıcı olarak gönderdik. Geçmiş her ümmet içinde mutlaka bir uyarıcı bulunagelmiştir." (35: 23-24). Sebe Suresi'nde de şöyle buyurulmaktadır: "Biz, seni ancak bütün insanlara müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik; fakat insanların çoğu bilmezler." (34: 28).
8- İyiliği Emreden, Kötülüğü Nehyeden
Rasulullah @'ın hayatında diğer bir Önemli amaç da, iyi ve Hakk'a uygun olan işleri teşvik ve emretmek; şer olan işleri engellemektir. O, hayır ve selâmetin insanlar arasında yayılması, yeryüzünde âdil ve Hakkaniyet'e uygun bir düzeni kurmak için gönderilmiştir. "... O ki, kendilerine iyiliği emreder, kötülükten meneder; onlara güzel şeyleri helâl, kötü şeyleri haram kılar..." (7: 157).
Peygamber @, bütün bu fonksiyonları, Allah'ın Rasulü sıfatıyla üstlenmiş ve,bunları büyük gayretiyle yerine getirmiştir.
3- Peygamber @'a Selâm Ve Salât Getirmenin Önemi
Anlamı
Kur'an-ı Kerim bütün müslümanları, Allah1 m Dini'ni insanlığa yaymak için büyük çaba sarfeden ve Allah yolunda onlara önderlik eden, Peygamber @'ı övmeye, ona dua etmeye ve esenlik dilemeye çağırmaktadır. "Allah ve melekleri peygamberine salât etmekte (övmekte)dir. Ey inananlar, siz de ona salât ve selâm getirin." (33: 56). Selâm ve sa-lâtın manasım müslümanların idrak etmesi
"Şüphesiz Allah ve melekleri peygambere salât etmektedir. Ey inananlar, siz de ona salât edin, içtenlikle selâm edin."
Kur'an-ı Kerîm, Ahzâb Suresi (33): 56. âyet.
Allah tarafından salât, rahmet ve kulunun sânını yüceltmek anlamına gelir. Meleklerin salât) da burada yine peygamberin şanını yüceltmek demektir. Ayrıca meleklerin mü'minlere salât etmesi, onlar için bağış dilemeleridir. Mü'minlerin salâti ise dua anlamındadır. Yüce Allah, bütün mü'minlere, peygamberine salât ve selam getirmelerini emretmektedir. Yani onun için rahmet ve esenlik dilemelerini, böylece ona saygı göstermelerini istemektedir. Ömürde bir kere olsun. Hz. Peygamber @'a salât ve selam getirmek farzdır. Bir rivayete göre onun adı her anıldığında salât ve selam getirmek vâcibdir. "Allahümme sallı ala Muhammedin" demek salât, "esselâmu aleyke eyyühe'n-nebiyyü" demek selamdır. Rasulullah @'dan rivayet edilen birçok salâvât-ı şerife vardır. Bunları okumak, mümkün olduğu kadar çok salât ve selam getirmek, bize karşı peygamberin sevgisini çeker ve onun, bize şefaat etmesine sebep, kendimiz için de rahmet olur. (Prof, Dr. Süleyman Ateş, Kur'an-ı Kerim ve* Yüce Meali, sh. 425):
çok önemlidir. Ancak böylece, daha önceki ümmetlerin peygamberlerini överken düştükleri tuzaklardan ve dolayısıyla doğru yoldan sapmalarından korunabilirler. Bu ayette geçen kelimeler sallû ve teslimâ'dır. Sallu salât, Allah'a peygamber @ için dua etmek demektir. Teslimâ (selâm) da peygambere, barış ve emniyet, esenlik dilemektir. Salât, aynı zamanda, selâm ve selâmet anlamı taşımakta ve Allah'a, peygamberine rahmet, esenlik ve selâmet vermesi için dua etmektir. Bu iki kelime; dua, barış, selâm, övgü ve esenlik anlamlarını taşır. Allah ve melekleri, bunları Peygamber @'a göndermekte ve müslümanlardan da aynı şeyi istemektedir.
Allah tarafından salât; rahmet ve kulunun şanını yüceltmek anlamına gelir. Meleklerin salâtı da yine peygamberin sânını yüceltmek demektir. Mü'minlerin salâtı ise dua anlamındadır.
Önemi
Şimdi de salât ve selâmın önemini ele alalım. (Ebû'l Âlâ Mevdûdi, Tefhimül Kur'an, İng. Cilt IV, sf. 122-128). Bu kelimeler Allah ile ilgili olarak kullanıldığında, Allah'ın peygamberine karşı çok merhametli olduğu ve onu övmesi anlamına gelir. Onu ve işini övmekte şanını yüceltmekte; selâm ve salâ-tını tevcih etmektedir. Salavât, ayrıca İnsanların ve Şeytanın şerrinden Allah'ın Rasulü1 nü muhafaza etmesidir. Allah'ın peygamberine şeref ve selâmet lütfettiğini gösterir. Sa-lavat, meleklerle ilgili kullanıldığında, meleklerin Rasulullah @'a büyük bir sevgi ve şefkatle saygı göstermesi, Allah'a onu mağfiret etmesi, şanını çok ve daha çok yüceltmesi, dininin sancağını yüceltmesi, onun Şeriatını (hayat tarzını) yayması ve onu makamların en şereflisine —Makamı Mahmud— ulaştırmasını dilemeleri anlamına gelir.
Salavat, müminler tarafından yapıldığında, dua, övgü ve selâm anlamlarına gelir. İmam Buharî'nin Ebû'l-Aliyye'den naklettiğine göre Allah'ın salât'ı, Peygamber'İn yüceltilmesi ve övülmesi ve melekler önünde methedîlme-sidir. Onun adı ezan, İkamet, Cuma ve Bayram hutbelerinde Allah'ın yüce ismi ile birlikte anılmaktadır. Allah dinini tüm dünyaya yaymış ve diğer hayat tarzları, dinler üzerine hâkim kılmıştır. Bu Rasumllah @'ın bu dünyada zafer ve övgüsüdür. Ve Ahiret'te de o, bütün yaratılanların üstünde olacak, mevkilerin en yükseğine —Makam-ı Mahmud'a— çıkarılacaktır. (Mevlânâ Müftü Muhammed Safi, Maarifel-Kur'an, İng., Cilt VII, sf. 221-225).
Yukarıda işaret edilen, Allah'ın Rahmeti'nin Rasulü üzerine olduğunu, meleklerinin de onu desteklediklerini açıkça göstermektedir. Allah ve melekleri Rasulullah @'ı desteklerken, kâfirler ve şeytan nasıl ona engel olabilir? Bu ayetle, müsltimanlara iki şey yapmaları emrolunmaktadır: İlki, sallû aleyhi ve ikincisi sellimû teslimâ. Salât, sonrasında âlâ gelirse üç anlama gelir: Birincisi, birisine karşı sevgi ve muhabbet ile eğilim göstermektir;'ikincisi, birisini övmek ve yüceltmek; üçüncüsü, birisine dua etmektir. Salât kelimesi Allah'a atfedildiğinde üçüncü anlamda kullanılamayacağı açıktır. Çünkü, Allah-m birisinden bir şey istemesi veya temenni etmesi düşünülemez. Bu yüzden sadece ilk iki anlam anlaşılabilir. Ancak, bu tabir melekler veya insanlarla ilgili olarak kullanıldığında üç anlamı da taşır. Bu anlamda, salât; sevgi ve muhabbet, övgü ve yüceltme, Allah'a rahmet ve selâmet için dua demektir.
Selâm kelimesi de üç mâna taşır. İlki her tür zarar, şer ve eksiklikten muhafaza ve tam bir emniyet içinde olmak demektir. İkincisi, selâm; düşmanlık, husumet, çatışmanın olmadığı barış ve esenlik demektir. Üçüncüsü de, selâmlama ve karşılama anlamıdır.
Müslümanlara, Rasulullah @ için Sellimû Teslimâ demek emri, Peygamber @'ın emniyet ve selâmeti için dua etmeleri anlamına gelir. İkincisi, onu tüm kalpleriyle, mal ve canlarıyla desteklemeleri ve her şeyleriyle onun davasının mücadelesini vermeleri demektir. Aynı zamanda ona karşı gelmekten sakınmaları ve tam manasıyla teslim olup, yolundan gitmeleridir.
Usûl
Bu ayet vahyolunduğunda, Sahabe'den bazıları Rasulullah @'a sordular: "Ey Allah-ın Rasulü; Sen bize selâm usulünü öğrettin:
'Es-Selâmu aleyke eyyuhe nebiyyi ve rahmu-tuAllahı ve berekâtuhu.' (Selâm senin üzerine olsun ey Peygamber ve Allah'ın rahmet ve bereketi de), ve seninle karşılaştığımızda, 'Es-Selâmu aleyke ya Rasulullah' (selam senin üzerine olsun, ey Allah'ın Rasulü). Peki sana salât göndermenin usulü nasıldır?"
Bu soruya cevap olarak Rasulullah @, muhtelif münasebetlerle insanlara salâtı öğretmiştir. (Ebû'l Âla Mevdûdi, Tefhimül Kur1 an, Cilt IV, sf. 123-128). Ka'b b. Ucre'nin rivayet ettiğine göre Rasulullah @ salât hakkında şunları söylemiştir: (Allahümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âli Mu-hammedin kema salleyte alâ İbrahime ve alâ âli İbrahime inneke hamidün mecid. Allahümme barik alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammedin Kemâ barekte alâ İbrahime ve âli İbrahime inneke hamidün mecid): "Allah'ım! Muhammed'e ve onun yolundan gidenlere, İbrahim'e ve onun yolundan gidenlere rahmet ettiğin gibi rahmet et! Muhakkak ki sen övülmüşsün. Allah'ım! Muhammed'e ve onun âline, İbrahim'e ve âline ha yır ve bereket verdiğin gibi hayır ve bereke" ver. Muhakkak ki sen; Övülen ve sânı yüce olansın!"
Zikredilen salât'la ilgili bu hadis, ufak ifade farklarıyla meşhur altı hadis kitabımn(kütü-bü sitte) hepsinde mevcuttur. Raviler arasında İmam Ahmed, îbni Ebî Hatem, İbni Cu-reyr, İbni Ebî Şeybe ve Abdurrezzak da bulunmaktadır. İbni Abbas, Ebû Hamid Saî-dî, Ebû Said Bedri, Ebû Said Hudri, Büreyde b. Husayb, Ebû Hureyre ve Talha'nın da dahil olduğu başka sahabeler Rasulullah @'dan benzer şekilde salâtı rivayet etmişlerdir. Sözlerde çok az farklılıklar olmakla beraber anlamları tamamen aynıdır. Bu kelimelerde izaha ve değerlendirmeye muhtaç birkaç nokta bulunmaktadır.
Evvela, hepsinde, Rasulullah @, kendisine salavat göndermenin en güzel yolunu öğretmiştir. Bu da Allah'a şöyle dua etmektir: ''Allah'ım! Muhammed @ üzerine salât gönder. Bu ifadeyle, Rasulullah @ açıkça göstermektedir ki, ona ne kadar salât göndermekle en iyi dileklerini yollasalar da, ona lâyık olanı, yeterince yerine getirmiş, onu değerini tam manasıyla bilmiş olamazlar. Onun müminler üzerindeki yükümlülük, nimet ve hayrı çok büyüktür. Onları cehalet ve inançsızlık karanlığından (küfürden) bilgi ve iman ışığına (nuruna) ulaştırmıştır. Bu yüzden güçlerinin yettiğince, ne kadar çalışırlarsa çalışsınlar, Rasulullah @'m hakkını ödeyemezler. Bunun için, Peygamber @, ashabına kendisine salât göndermesi için Allah'a dua etmelerini söylemiştir. Gerçekten de insanlar onu övmekle, ona ne görev ve mevkiinin karşılığını verebilir, ne de onun şerefi ve mevkiine bir şey ekleyebilirler. Onun şeref ve sânını, onun mevkiîni yükseltecek olan ancak Allah'tır. İnsanlar, onun ifadesi ve ölçülmesi mümkün olmayan nimet ve hayırları için yeterli şükran ve kadri asla tamamen ve hakkıyla gösteremezler. Onun insanlığa olan hizmetinin karşılığını ancak Allah ödeyebilir. Aslında, Peygamber @'a salât göndermenin Allah'a, ona salât göndermesi için dua etmekten başka bir yolu da yoktur. Başka bir ifadeyle, biz insanlar, kendi kendimize Rasulullah @'a lâyık salavat göndermeye muktedir olmadığımız için, Allah-u Teâlâ'ya kendi namımıza ona salavat göndermesi için dua etmekteyiz.
İkincisi, salât sadece Muhammed @'ın ailesine değil, onun yolundan gidenleri içermektedir. Kur'an-ı Kerim'de bu kelime bu emrolunmuştur. Böylece, peygamberlerine zaten çok borçlu ve sorumlu oları müminlerin ona salât göndermelerinin önemini daha da artırmaktadır. Bu yüzden, müslüman-lar, Rasulullah @'a salât göndermek konusunda çok hassas olmalıdırlar. Peygamber @'a salât gönderenlerin, bu hareketle Allah ve meleklerine katılmış olmaları onların iyilik ve faziletlerini göstermektedir. (Emin Ah-sen Islahı, Tudabbar-i Kur'an Cilt V, s. 265).
Rasulullah @'ın öğrettiği en güzel salât her namazın son ka'desinde okunmaktadır. Bununla beraber, hadislerde rivayet edilen ufak kelime farkları bulunan salât şekilleri de vardır, ama hepsinin manası aynıdır. Esas Rasulullah @'ın talim ettiği şekliyle salavat'ın içinde hem salât, hem de selâmın olmasıdır.
Mecburî Veya İhtiyarî
Şimdi de şu soruyu soralım: Peygamber @'ın her adı anıldığında ona selâm ve sâlât getirmek zorunlu mu, yoksa ihtiyari midir? Bütün âlimler, fakihler ve müfessirler bunun sevap ve müstehap olduğunda ittifak etmektedirler. Rasulullah @'a salât ve selâm gönderen herkese Allah tarafından mükâfat vardır; fakat bunu ihmal edenlere de Allah bir ceza vermeyecektir. Ancak, adının her anılı-şında Rasulullah @'a salât ve selâm göndermek, İslâm ananesi ile tesis ve teyid edilen normal bir hareket ve gelenek haline gelmiştir. Özellikle Sünnet ile salavat nizama konmuştur. Namazda Rasulullah @'a selâm ve salât göndermek İslâmî uygulama ile yerleşmiştir. Allah'ın yukarıda zikredilen ayeti üzere, her insanın ömründe bir defa dahi olsa Rasulullah @'a salât göndermesi hususunda bütün mezhepler müttefiktir. Bu ayetle Allah'ın bunu emrettiği gayet açıktır. Ancak, Kur'an'da emredilen salata verilecek önemin yapısı ile ilgili olarak âlimler arasında farklar vardır.
İmamı Şafi'ye göre, namazın sonunda teşeh-hüdde iken Rasulullah @'a salât göndermek anlamda pek çok yerde geçmektedir. (2: 49-50; 3:11; 7:130; ve 40:4 6)
Üçüncüsü, Rasulullah @ tarafından öğretilen bütün salât şekilleri, ona karşı nezaket ve saygı gösterilmesine ve İbrahim ve âlî İbrahim'e gönderildiği gibi, ona da selâm gönderilmesine işaret etmektedir. Şüphesiz, Allah, başka insan ve toplumlara göstermediği kadar ihsanını İbrahim ve takipçilerine göstermiştir. (3:33; 4:54; 4:125; ve 16:121-123). O ve takipçileri peygamberlikle şereflendirilmiş, onlara Kitab'm bilgisi ihsan edilmiştir. Allah'a ve O'nun peygamberler vasıtasıyla indirdiği vahye inanan müslüman, hıristiyan, musevî herkes ittifakla onun Önderliğini kabul etmektedir. Hatta başka inanç sahipleri de, onun adını kitaplarında ilk önderler arasında bulurlar ve mühim şeklî farklar olmasına rağmen ona saygı gösterirler. Bu yüzden, Rasulullah @ izleyicilerinden; Allah'a İbrahim @'a ve izleyicilerine gönderdiği gibi, kendisine de salât ve selâm göndermesi için dua etmelerini istemiştir.
Dördüncüsü,Peygamber@'asalât gönderenler ona bir iyilikte bulunmamakta,fakat, bu konuda Allah ve melekleriyle birleşerek, Allah'ın rahmetine lâyık olmaktadırlar. Haddi zatında, Allah'ın rahmetine ve meleklerin dua ve selâmına mazhar olan Rasulullah @'ın başkalarının duasına hiç ihtiyacı yoktur.
Beşincisi, müslümanların bu hareketi, onları sadece nifak hastalığından kurtarmakla kalmayacak, aynı zamanda Allah'ın rahmet ve mağfiretine lâyık adayları yapacaktır. (Emin Ahsen Islahı, Tudabbar-ı Kur'an, Cilt V, sh. 265).
Altıncısı, bu ayette Allah'ın inananlara Ra-' sulullah @'a salât gönderilmesini emrediş Şekli de, onun kıymet ve mevkiini artırmıştır. Allah, onu kendi ve melekleri namına salata işaret etmekte, daha sonra da müminlerden aynı şeyi istemektedir. İnananlara, Allah ve meleklerinin yaptıkları şeyi yapmak mecburidir. Salâtı terkederse namazı fâsid olur. Sahabe'den, İbni Mes'ud Ensarî, İbni Ömer ve Cabir b. Abdullah ve tabiinden Şey-be, İmam Muhammed Bekir, Muhammed b. Ka'b Kurzi ve Mukatib b. Hayyan da aynı görüştedirler. Fakihler arasında İshak b. Rahû-ye ve son günlerinde Ahmed b. Hanbel de bu görüşü desteklemişlerdir. İmam Ebu Ha-nife ve İmam Mâlik'in de dahil olduğu fa-kihlerİn çoğunluğu herkesin ömründe en az bir defa salavat göndermesinin farz olduğu görüşündedirler. Bu tam Kelime-i Şehadet gibidir. Yani birisi, Allah'ın vahdetini (tevhid) ve Muhammed @'ın peygamberliğini (risa-let) bir defa tasdik etmekle bu farzı yerine getirmiş olur. Aynı şekilde, birisi Peygamber @'a, bir defa salât gönderirse, (salat' alâ'n-nebiy) yükümlülüğünden kurtulmuş olur. Ondan sonra, Kelime-i Şehadet gibi, salât da bir defa olsun yerine getirdiği için farz değildir artık.
Ancak salâtın namazda okunmasını mutlaka farz kabul eden başka mezhepler vardır. Bunu namazda teşehhüd okumasıyla sınırlamazlar. Salâtın her duada farz olduğunu kabul edenler de vardır. Bazıları da Rasulullah @'ın her zikredildiğinde salât getirmenin farziyeti görüşündedirler. Bir görüşe göre de, bir mecliste Muhammed @'ın adı kaç defa geçerse geçsin, bir defa salât getirmek farzdır.
Bu farklı görüşlere rağmen salâtın namaz.daki mecburiyeti açıktır. Çünkü, ashabı Rasulullah @'a nasıl salât göndereceklerini sorduğunda bu şekilde göstermiştir. Rasulullah @'ın ilk takipçilerinden sonraki nesillere ka-darki (selef ve halef) bütün âlim, fakih ve müfessirler yaklaşık aynı görüştedir. Bu yüzden, bunun sadece İmamı Şafi'nin görüşü olduğunu söylemek doğru olmaz. İbni Ab-bas tarafından nakledilen ve Tirmizî, Ah-med, Ebu Davud, Nesei ve İbni Huzeyme-nin kaydettiği bir hadis de bunu desteklemektedir: Rasulullah @'ı Allah'a hamdet-meden ve salât göndermeden niyat ettiğini işitti. Rasululiah @ duasını çok çabuk yaptığını söyledi. Daha sonra da, dua eden birisinin evvelâ Allah'a hamd etmesini, daha sonra peygamberine salât göndermesini, ondan sonra da İstediği şey için dua etmesini söyledi. İbnİ Mace'nin rivayetine göre Rasulullah @ şöyle demiştir: "Abdestsiz namaz olmaz, Besmele'siz abdest olmaz ve Peygam-ber'e salât göndermeksizin namaz olmaz." Yine İbni Mace'nin Abdullah b. Mes'ud'dan rivayet ettiğine göre başka bir hadiste şöyle buyurulmuştur: "Peygambere salât gönderdiğiniz zaman güzel bir şekilde gönderin ki, ona sunulma ihtimali olsun." (İbni Kesir, Tefsir, Böl. 22, sf. 31-35).
İmam Ahmed, Rasulullah @'m şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Kimin yanında adım anılırsa, bana salât göndersin. Bir salât gönderdiği için Allah ona on sevap gönderir." Ebu Davut et-Tayâlisî'nin rivayetine göre bir salât rahmet getirir ve on gühanın affına sebep olur. (Müsned). Hz. Ali'nin rivayet ettiğine göre Rasulullah @ şöyle demiştir: "Hasis İnsan, benim adımın anıldığında bana salât göndermeyen kişidir." (Tirmizİ ve Ahmed Hasan b. Ali'den naklen). Başka bir hadiste böyle birinin en cimri adam olduğu İfade edilmektedir. Başka bir hadiste Rasulullah @ şöyle buyurmuştur: "benim adım zikredil-diğinde, orada bulunup da bana salât göndermeyen insana yazıklar olsun. Ramazanın tamanını geçirip de günahları affolmayan kimseye yazıklar olsun. Ana-babasından birinin olsun yanında yaşlılığa erip de, onun Cennet'e girmesine sebep olmadığı kimseye yazıklar olsun." (Tirmizî)
Rasulullah @'ın bu sözleri, Rasulullah @'a salât getirilmesi gerektiği yolundaki görüşü teyid etmektedir. Bu görüş Tehanî Safi ve el-Halimî'nin de içinde bulunduğu bir grup âlim ve fakih tarafından da desteklenmektedir. (İbni Kesir, Tefsir, XXII, sh. 31-35)
Salâtın Fazileti
Salâtın mecburiyeti bakımından fikir ayrılırları bulunmaktadır. Fakat, salâtın, fazileti, iyiliği, büyük bir mükâfata vesile olması hususunda bütün ümmet fikir birliğindedir. Hiçbir müminin bu nokta üzerinde en ufak bir şüphesi olamaz. Rasulullah @'ın adını duyan ve okuyan her müslüman, hemen, kendiliğinden samimiyetle ona salât gönderecektir. Aksi düşünülebilir mi? Kİm velinimetine minnettar olmaz ki? En cimri insan bile velinimetine şükranını ifade için bir anını sakınır? Kim insanlığa Muhammed @'dan daha hayırlı olabilir? İnsanın kalbinde ne kadar fazla iman ve İslâm olursa, Rasulullah @'ın hayrını daha çok takdir ederse, o kadar çok salât niyaz eder. Başka bir deyişle bir insanın salâtının bolluğu ve sıklığı, onun Muhammed @?m Şeriatı (Hayat tarzı) ile olan ilgisini, içindeki iman ve şükranın derecesini gösterir. Bu yüzden Rasulullah @' kendisine salât gönderen salata devam ettiği sürece, meleklerin de hayır dua ettiğini söylemiştir. (Ahmed ve İbni Mace, —Ebû'l Âlâ Mevdûdi, Tefhimül Kur'an, İng., Cilt IV, sh. 123-128).
Rasulullah @'m, salâtın faziletine işaret eden çok sayıda hadisi mevcuttur. îbni Mes'ud-un rivayetine göre Rasulullah @ şöyle demiştir: "Kıyamet Günü'nde bana en yakın olan bana salât gönderenler olacaktır." (Nesei ve Dârimî). Ebu Hureyre, Rasulullah @'ın şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Hiç kimse bana, (Allah'ın izniyle) karşılığını vermeyeceğim bir selâm vermeyecektir!' (Ebu Davud ve Beyhakî). Aynı Sahabenin rivayetine göre Rasulullah @ şöyle demiştir: "Bana salât, dua edin; çünkü nerede olursanız olun, sizin salâtınız bana ulaşır." (Neseî). Ebu Tal-ha'nın anlattığına göre, Rasulullah @ bir gün yüzünde neşeli bir ifadeyle gelerek şöyle demiştir: "Cebrail @ geldi ve bana Rab-bimin şöyle dediğini söyledi: 'Ümmetinin hd birinin —Benim onlara on misli nimetimle— sana salât ve selâm göndermelerinden hoşlanmaz mısın Muhammed?' " (Neseî ve Da-rimî).
Übey b. Kâ'b'ın anlattığına göre bir gün Rasulullah @*a sık sık salât gönderdiğini söylemiş ve ona ne kadar salât gönderilmesi gerektiğini sormuştur. Rasulullah @ istediği kadar gönderebileceğini söylemiştir. Übey b. Kâ'b duasının dörtte birini salata ayırmayı-teklif edince, Rasulullah @: "Ne kadar istersen, fakat artırırsan senin için daha İyi olur." cevabını vermiştir. Yarısını teklif edince, Rasulullah @ yine: "Ne kadar istersen, fakar artırırsan, senin için daha iyi olurT demiştir. Übey b. Kâ'b, daha sonra, duasının üçte ikisini ona salât göndermeye tahsis edeceğini söyleyince de aynı cevabı almıştır. Duasının tamanını salât'a tahsis edeceğim söylemesi üzerine ise Rasulullah @: "Sen o zaman endişeden âri olursun ve günahların da kefarete uğrar." demiştir. (Tirmizî). Abdullah b. Mes'ud şunları anlatmıştır: "Ben ve Rasulullah, Ebu Bekir ve Ömer'le birlikte namaz kılıyorduk. Oturunca, önce Allah'a hamdettim, sonra da Rasulullah @'a salât duası okudum. Daha sonra da kendim için dua ettim. Rasulullah @: 'İstersen, istediğin sana verilir; istersen istediğin sana verilir' dedi." (Tirmizî). Ebu Hureyre, Rasulullah @'ın Şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Kim mezarımda bana salât dua ederse, ben onu duyarım. Kim de bana uzaktan salât niyaz ederse, salâtı bana ulaşır:1 (Beyhakî). Abdullah b. Amr da şöyle demiştir: "Bir kimse Rasulullah @'a bir defa salât ederse, Allah ve melekleri ona yetmiş sevap yazar." (Ahmed). Rüveyli'nin rivayetine göre Rasulullah @ Şöyle demiştir: "Kim Muhammed'e 'Allahım, Kıyamet Günü'nde onu yanına al' diyerek salât ederse, benim şefaatimden emin olur." (Ahmed). Ömer b. Hattab'a göre, bir hadiste şöyle buyurulmuştur: "Dua yer ile gök arasında durdurulur. Rasulullah @'a salât niyaz etmeden yükselmez." (Tirmizî, Miş-kât el-Mesâbih)
Bir gün, bütün hayatı boyunca devamlı Peygamber @'a salât göndereceğini söyleyen birisine Rasulullah @ şu cevabı vermiştir: "O zaman bu dünyadaki ve uhrevî bütün arzuların yerine gelir." (Ahmed). Rasulullah @'ın şöyle dediği rivayet edilmiştir: "Bana (sık sık) salât gönderin. Çünkü bu sizin zekâtı-nızdır. Ve bunun için beni vesile yapın. Cen-net'te sadece bir kişiye bahşedilecek yüksek bir makam vardır. Benim bu şahıs olmam şaşırtıcı olmaz." (Ahmed) (Y. Allame İbni Kesir, Tefsir, İng., Bölüm 22, sh. 31-35)
Muhtelif Vesilelerle Salât
Müminlerin, Rasulullah @'a salât dua etmeleri gereken pek çok hal vardır. Bu, bazen farz, bazen ise sadece övülen ve arzu edilen bir iştir.
1- Ezan: Müsned'de rivayet edildiğine göre Rasulullah @ şöyle demiştir: "Ezan'ı duyduğunuzda müezzinin söylediklerini tekrar edin ve sonra da bana salât gönderin. Bir salât için Allah size on sevap verir... Dinleyin: Benim vesilem ile dua eden için şefaatim haktır." (Ahmed).
2- Camiye Girerken ve Çıkarken: Fatıma-nın rivayetine göre Rasulullah @, camiye hem girerken, hem de çıkarken salât ve selâm okurdu. Ve Hz. Ali de şöyle demiştir: "Camiye girdiğinizde Rasulul-lah'a salât niyaz edin." (Ahmed)
3- Teşehhüd: Namazın son kadesinde âlim ve fakihlerin çoğunluğuna göre teşehhüd okurken salât farzdır.
4- Cenaze Namazı: Rasulullah @'ın sünnetine göre, her cenaze namazını kılarken salât okunur. İlk tekbirden sonra, Fatiha Suresi okunur; ikinci tekbirden sonra Rasulullah @'a salât gönderilir; ve üçüncü tekbirden sonra da ölen için dua edilir. (Neseî).
5- Bayram Namazı: Velid b. Ukbe İbni Mes'ud, Ebu Musa ve Huzeyfe'ye gelerek Bayram namazındaki tekbir hakkında sordu. Abdullah b. Mes'ud şöyle dedi: "Tekbir al ve Allah'a hamdet, sonra da Rasulullah @'a salât oku, sonra da dua et. Sonra tekbir al, aynısını yap. Sonra da tekbir al ve Kur'an oku. Daha sonra da tekbir getirerek rükûa git Tekrar düzeldiğinde, Allah'a hamd et ve Rasulullah @'a salât getir ve dua et. Yine tekbir getirerek aynı şeyi yap ve rükûya git." Ebu Musa ve Huzeyfe de bunu te-yid etti. '
6- Duanın Sonunda: Hz. Ömer'in rivayetini göre, "Salât okumana kadar dua yerle gök arasında asılı kalır!' (Tirmizî).
Başka bir hadiste de, duanın başında, ortasında ve sonunda salât getirilmesi gerektiği ifade edilmiştir. Kunut duasında da salâtın önemli bir yeri vardır.
7- Cuma Günü: Rivayet edildiğine göre Rasulullah @, günlerin en hayırlısının Cuma günü olduğunu söylemiştir. "Bana sık sık salât dua edin. Salâtmız bana ulaşır." Sahabenin, "Bizim salâtımız sana, sen mezardayken nasıl ulaşır?" diye sorunca, Rasulullah @; Allah, toprağın paygamberlerin cesetlerini yemesine izin vermez." cevabını vermiştir." (Ahmed) Başka bir rivayete göre Rasulullah @: "Cuma günleri çok salât okuyun.. Çünkü o gün melekler yanınızdadır. Kim bana salât okursa, salât daha bitmeden bana ulaşır." demiştir. "Ölümünden sonra da mı?" diye sorduklarında Rasulullah @, Allah'ın toprağın peygamberlerin cesetlerini çürütmesini yasakladığını söylemiştir. "Allah'ın rasulleri diridirler ve Rablerİ tarafından rızıklandırılırlar.'' (Ebu Davud ve Neseî) Cuma günü ve gecesi çokça salât getirmeyi tavsiye eden çok sayıda benzer hadis vardır.
8- Cuma Hutbesi: Cuma hutbesinde salat okunması farzdır, Salât okunmadan hutbe eksik ve geçersizdir. Çünkü bu da bir ibadet şeklidir. Bu ibadetle de Allah'a hamd ve zikrullah mecburidir. Zikrullah ile, ezan ve duada olduğu gibi, Rasulullah @'a salât mecburî olur. Bu görüş İmam Safi ve Ahmed'in de dahil olduğu pek çok ileri gelen âlim ve fakihlere aittir.
9- İhramdakiler: İhramdaki insanların da Allah'a hamd ile salât okumalarının gerektiği rivayet edilmektedir: Hz. Ömer'e göre Rasulullah @ şöyle demiştir:"Mekke'ye vardığımızda, Kabe'yi tavaf etmeyi bitirip, Makam-ı İbrahim'de iki rekat namaz kılmalısınız. Sonra Beytullah'ı görünceye kadar Safa'ya çıkın. Burada dururken yedi defa tekbir getirin; Allah'a hamdedin ve Rasulullah'a salât ve kendiniz için dua edin. Sonra Merve'ye gidin ve aynısını yapın." (İbni Kesir, Tefsir, İng. Böl. 22, sh. 31-35).
Sonuç
Salâtın fazileti hususunda bütün mezhepler arasında ittifak vardır. Rasulullah @ 'a salât göndermek çok hayırlı ve mübarek bir hareket olup, bunu çok yapanın mevkiini yüceltir. Allah'ın nazarında, onun hayır derecesi yükselir. Kalbi, bütün kir ve dünyevî kötülüklerden arınır ve Cennet'e nail olur. Hüküm Günü'nde Rasulullah @'ın şefaatine mazhar olacaktır. Bu davranış, sünnet-i mü-ekkededir ve herkes tarafından kabul görmüştür. Rasulullah @'ın devrinden beri, namazda son kadede okunmaktadır. îmam Safi, İmam Ahmed ve çok sayıda âlim ve fa-kih bunu farz kabul etmekte ve salâtın okunmadığı namazı eksik ve fasid kabul etmektedir.
Eğer bir mecliste, Rasulullah @'ın adı anı-lırsa, ona salât getirilmesi tavsiye edilir ve istenen bir harekettir. Ancak âlim ve fakihler bunun farziyeti üzerinde ihtilaf etmektedirler. Çoğunluğu, herhangi bir mecliste veya konuşmada Muhammed @'ın adı zikredil-diğinde, müminler olarak ona salât göndermenin övülmeye değer ve saygılı bir davranış olduğu görüşündedir. Bu hareket, faillerinin Allah nazanndaki mevkiini yüceltir ve onlara büyük bir hayır getirir. Fakat bu mecburi değildir. Bu durumda salât etmeyen bir cezaya maruz kalmaz. Çünkü, Rasulullah @'m adının bir mecliste veya konuşmada her zikredilişinde ona salât dua etmemek ne bir suç, ne de günahtır.
Gerçi, yukarıdaki durumda salât'ı ihmal eden kişiler Rasulullah @'a salât dua etmenin getireceği büyük iyilik, ruhî haz ve yüksek mevkiînden mahrum olurlar. Ama bundan ötürü bir ceza görmezler. Bu konuda salâtın faziletine ve bundan kaçınmanın talihsizliğine işaret eden Rasulullah @'ın çok sayıda hadisi vardır. Bazı hadislere göre, bu insanlar, büyük bir hayırdan mahrum kalacaklardır. Bir kısmı da bunların karakter olarak zavallılığını vurgulamaktadır. Diğer bazı hadislere göre de, bu salâttan sakınan insanlar Allah'ın rahmetinden mahrum, kendilerini (ahlaken ve ruhen) tahrip etmiş kimselerdir. Bazı hadisler, böyle insanları cimri olarak nitelemektedir. Şüphesiz, bütün bu hadislerde en kötü insanın velinimetini tanımayan insan olduğunu göstermektedir. Velinimetine şükrünü elinden geldiğince, en iyi ve saygılı şekilde yerine getirmek, her insanın uyacağı basit ahlâk kuralıdır.
Kim, Muhammed @'dan daha büyük bir velinimet olabilir? İnsanlığı, cehalet ve şer karanlığından aydınlığa, bilgi, iman ve mutluluğa ulaştıran Muhammed @'dan? Onun efendiliğini tanımayan ve ona saygılı davranmayan şüphesiz zavallı bir cimri olup, iyi ve mükemmel bir karakterden mahrumdur. O cezalandırılmayacak; fakat bütün bu faziletten kendi ahmaklığından ötürü yoksun kalacaktır. Bu yüzden, böyle bir insan Rasulullah @'a salât göndermemekle büyük bir hayır kaybına uğramakla beraber: Hesap Günü'nde bu davranışından dolayı ne yükümlü olacak, ne de bir cezaya uğrayacaktır.
Bu hususta ele alınacak başka bir nokta da Rasulullah @'a salât dua etmekten imtina eden cimrilerin kimliğiyle ilgilidir. Mutlaka bu, gerçek bir müslümanın tarifi değildir. Her müslüman Rasulullah @'a, adı her anıldığında —bazan kaçırılmakla beraber— sık sık salât dua eder. Cimri olan insan, salâttan kaçınmayı alışkanlık haline getiren, Rasulullah @'a saygı veya onun hayat tarzını benimsemeyen kişidir. Böyle bir kimse için müslümanlık, sadece soydan gelen, nüfus kağıdında yazılı bir kimliktir. Bununla beraber ele aldığımız muhtelif hadislerin ışığında, Rasulullah @'ın isminin her zikredilişinde ona salât getirmeyen herkesin melun, aşağılık, iyilikten yoksun olduğunu ve Hesap Günü'nde cezalandırılacaklarını söylemek de doğru olmaz. Bu aşırı bir görüş olup, herhangi bir hadis ve yerleşmiş islâm geleneğiyle de bağdaşmamaktadır. Alimlerimizin çoğunluğu, salâtı tavsiye etmiş, övülen ve müste-hap bir hareket olarak görmüştür. Bu fikirleri de, kuvvetli hadislere ve yerleşmiş îslâm geleneğine dayanmaktadır. Bu durumda, salâtı farz kabul eden âlimler küçük bir azınlığı teşkil eder. Bunların görüşleri ise zayıf, güvenilir, olmayan hatta uydurma hadislere dayanmaktadır.
Ancak, bütün âlim, fakih ve düşünürlerimizin sık sık Rasulullah @'ın adını duymaları halinde salât getirmeleri de yerleşmiş bir gelenektir. O kadar ki, bütün hadis kitaplarımız salâtla doludur. Rasulullah @'ın adı ne zamar karşımıza çıksa, "sallallahu aleyhi ve-sellem (Allah'ın salât ve selâmı onun üzerine olsun)" ibaresi hemen ardından yazılmıştır.
Özel" olarak, îslâmî hareket tarzı, salât ve selâmın bir arada okunmasını gerektirir. Yalnız salât getirmekte bir günah olmamakla beraber, her şeye rağmen, selâmla tamamlamak tavsiye edilmiş ve övülmüştür.
KISIM 5
MUHAMMED @’IN PEYGAMBERLİĞİNİN DELİLLERİ
1- "Kutsal Metinlerden Deliller
Her rasulün kendinden sonra gelecek rasulü haber vermesi ve yolundan gelenlere de halefini takip etmelerini emretmesi, Tevhİdi-İlâhi dinlerde bir usul ve gelenektir. Son olarak İncil'de işaret edilen bazı rasuller ümmetlerini son elçinin geleceği konusunda muhtelif şekillerde uyarmıştır. Bazıları son rasulün adını Muhammed veya Ahmed olarak belirtmiş; bir kısmı da, onun bariz fonksiyonlarını ve elde edeceği şeyleri açıklamış; bazıları da onun özelliklerini saymıştır. Tevrat ve İncil'de Allah'ın son rasulünün dünyaya gelmesinden bahseden kısımlara rastlıyoruz. Bunlar kısaca aşağıda özetlenmiştir.
Açık Deliller Eski Ahid (Tevrat)
Ahmed. Yahudilere, Süleyman Peygamber @'ın mabedi yıkıldığı ve sürgünde bulundukları zaman büyük bir rasulün geleceği müjdelenmişti. Ve bütün milletleri sarsacağını ve bütün milletlerin Hamda'sı (değerli şeyleri) gelecek; ve bu evi izzetle dolduracağım, orduların Rabbi diyor... Bu evin sonraki izzeti öncekinden büyük olacak, orduların Rabbi diyor; ve bu yerde Şalom'u (selâmet) vereceğim, ordular Rabbinin sözü. (Haggay II, 7-9) Hamda kelimesi, hemen hemen tavsiye edilir, övülmeye lâyık, arzu edilen beklenen mânasına gelen 'Ahmed' ile aynı anlamdadır. İslâm. Aynı şekilde, Şalom kelimesi de islâm ile tam manasıyla aynı anlamdadır. Her ikisi de 'selâmet, barış, itaat ve teslimiyet' demektir. (Prof. Abdul Ahad Davud, Muham-med in the Bible —İncil'de Muhammed—, sh. 22-127).
Eski Ahid (Tevrat) da, bu görüşü kuvvetlendiren başka bir tahmin de vardır: "İşte, size elçimi göndereceğim ve önümdeki yolu hazırlayacağım, o, aniden bu mabede gelecektir. O, sizin arzu ettiğiniz sizi sevindirecek Ahid'in elçisi Adon (yani Rab)dur..Bak, geliyor, demektedir sahiplerin Rabbi." (Mala-ki, III, 1). Allah'ın son elçisi (rasulü)nin, mabede aniden gelişi Kur'an'da da doğrulanmaktadır: "Kulu Muhammed'i bir gece Mescid-i Haram'dan kendisine bir kısım ayetlerimizi göstermek için, çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksa'ya götüren Allah'ın şâm yücedir. Doğrusu O, işitendir, görendir." (17:1).
Muhammed @: Tekvin'deki bir haber de Muhammed @'ın Allah'ın vaad edilen elçisi olduğuna işaret etmektedir: "Saltanat Ya-huda'dan ve Kanun-vericinin ayaklan arasından Şilo'nun gelişine kadar uzaklaşmayacak-tır." (Tekvin XXV. 1). Bu kelime Şilua'ya benzemektedir. Muhtemelen, bir lisandan diğerine çevirilirken böyle bir değişikliğe uğramıştır. Haddi zatında, ''Yahova'nın Havarisi" tabiri, Muhammed @ 'm resmî sıfatı olan "Allah'ın Rasulü (EIçisi)"ne tekabül etmektedir. Zaten, o bölgede "hükümranlık ve kanun" ile çok kuvvetli bir hâkimiyeti tesis edenin Muhammed @'ın olduğunu söylemeye gerek bile yoktur. Rasulul-lah @ kesinlikle eski tahrif olmuş Yahudiliğin saltanatı yerine, arza, Rabbinin ve Şeri-atı'nın Nihaî Hâkimiyetini tesis etmiştir.
Eğer Şİlo veya Şilua salim ve emin anlamlarında da alınsa, tam olarak Muhammed @'a uymaktadır. Gençliğinde, Mekkeliler ona, °nıın dürüst ve doğruluğundan ötürü "el-Errdn" (güvenilir) ve "el-Sadık" (doğru) derlerdi.
Daniel Peygamber'in Rüyası. Daniel Pey-gamber'in gördüğü rüya ise, mecazî de olsa, Muhammed @'ın gelişine işaret etmektedir. "Tanrı'nın dört rüzgârı büyük denize doğru gümbürdüyordu. Derin denizden çıkan ilk canavar kanatlı bir aslandır; sonra dişleri arasında üç parça et tutan ayı şeklinde bir hayvan ikinci olarak öne çıkar. Bunu müthiş bir hayvan takip eder; gelen dört başlı, dört kanatlı kaplandır. Dördüncü hayvan öncekilerden daha korkunç ve vahşidir. Bu başında on boynuzu, demirden dişleri olan hilkat garibesi bir canavar, bir devdir. Boynuzlarından biri yükselmektedir. İşte, bu boynuzun üstünde insan ağzı ve gözleri vardır. Ve En Yüksek Olan'a karşı büyük şeyler söylemeye başlar. Birdenbire göz kamaştıran bir ışık arasında, ışıktan bir alevin üstündeki tekerlekli nurdan olan Kürsüsüne oturmuş bir vaziyette semadan Tanrı'nın hayali göründü, önünde nurdan bir ırmak akmakta; milyonlarca kutsal yaratıklar Ona hizmet ediyor ve onbinlercesi de önünde duruyordu. Hüküm Kürsüsü olağanüstü bir dönemini sürüyordu; kitaplar açıldı. Canavarın vücudu ateşle yakıldı, fakat küfreden boynuzu, 'Bar Neşe' —Adamın Oğlu— bulutların üstüne alınıp, güç, şeref ve ebedî hükümranlık aldığı Tanrı'ya sunulana kadar yaşayacaktır." (Daniel VII).
Tarihî olaylara baktığımızda, şer güçlerin dünyada yaygınlaştığı ve insanlara her yerde zulmedildiği görülür. Bu rüyada bilinmeyen bir dönemde Rabbin yardımıyla hayırlı geliş ve bölgeye yayılışı gösterilmektedir. 'Bar Neşe' (Adamın Oğlu) ye Şoltana (saltanat), yağar ve melkute (melekût) bahşedilmiştir. Bunlar ülke, şan ve egemenlik anlamına gelmektedir. 'Bar Neşe', bütün diğer kıralhkla-rı ezmeye ve arzda Rabbin kanununu tesis etmeye yetkili kılınmıştır. Bu tarif, hiç kimseyle değil, sadece Allah tarafından yetki verilen (53: 2-4) ve Miraç gecesinde İlâhî işaretlere, mucizelere mazhar olan, Allah'ın şeriatını, hayır ve adaleti arza hâkim kılan Muham-med @'a uymaktadır.
Davud Peygamber @'ın Kerameti. Davud Peygamber de, Allah'ın yetkili ve güçlü bir elçisi (rasulü) nin geleceğine işaret eden bir rüya görmüştü: "Rab, efendime dedi: Ben düşmanlarını senin ayakların altına koyun-caya kadar sağımda otur." (Matta XXII. 44: Markos XII. 36 ve Luka XX. 42) Allah'ın, düşmanlarım ezmesi için ilâhî yetkiyi vereceği bu kutsal insandan Davud Peygamber @ 'efendim' diye bahsetmektedir. Bu, İsa Peygamber @ olamaz. Çünkü, o hükümranlığı haiz değildir. Ayrıca Peygamber @'ın oğlu olup olmadığı sorulduğunda, kendisi olmadığını söylemiştir. Barnaba İncili'nde İsa @'nın cevabı açıkça ifade edilmektedir: "Tanrı, İbrahim ve İsmail arasında Ahid yapıldı." Ve "en yüce ve övülen" Davud vasıtasıyla îshak'ın olmayıp, İsmail'in neslidir." (Prof. Abdul Ahad Davud, Muhammed in the Bible, —İncil'de Muhammed—, sf. 22-127).
Bu durum, Davud Peygamber'in sözlerine baktığımızda daha da doğrulanmaktadır. Davud @ ona 'efendim' veya 'Adon'um' demektedir. Davud Peygamber @'den sonra, Muhammed @'den başka kim peygamberlerin 'Efendisi' olabilir. Ona, 'Peygamberlerin önderi-efendisi' (Seyyid el-Mürselin) de denmektedir. Çünkü, Miraç gecesinde Rasu-lullah @ Allah'ın mucizelerine mazhar olmadan önce, Kudüs'te bütün peygamberlerin önünde, onlara namaz kıldırmıştır. Muhammed @'dan başka hiçbir peygamber bu şerefe nail olmamıştır.
Ahİd'in Efendisi ve Elçisi. Muhammed @'a başka bir atıf da, tahmin şeklinde yapılmıştır. Malakî Kitabı'nda şöyle ifade edilmiştir: "İşte! Size elçimi göndereceğim ve önümdeki yolu hazırlayacağım; o aniden bu mabede gelecektir. O, sizin arzu ettiğiniz, sizi sevindirecek Ahid'in elçisi Adon'dur. Bak, geliyor, demektedir sahiplerin Rabbi." (Malakî, III, 1). Bu tahmin beş noktaya işaret etmektedir. İlki, "benim için yol açacak"; ikincisi, "aniden Kudüs Mabedi'ne gelecektir."; üçüncüsü, "O Ahid'in (İbrahim Peygamber'e yapılan) Elçisi (Rasulü) dir."; dördüncüsü, o dinin elçisi (rasulü) dir; ve beşincisi, Hüküm Sahibi Rab'dir.
Her şeyden önce, bu tahminden beri görülen o ki, Allah'ın dininin yolundaki bütün engelleri temizleyen Muhammed @'dan başkası değildir. Allah'ın dinini sıradan bir imanın anlayıp uygulayabileceği kadar, sade ve açık vaazetmiş, kolaylaştırmıştır. O, tüm insanlık için, yeryüzünde barış, adalet ve İyiliğin tesisi için evrensel bir din verilen tek insandır. İbrahim Peygamber @'ın dinini 'hâkim kılan, insanların kalbine tek olan Allah1 in şanım ve sevgisini nakşeden yine odur. İkincisi, "o aniden mabede gelecektir." ifadesidir. Miraç gecesi aniden Kudüs'de olan ve peygamberlere namazda imamlık eden de Muhammed @'dır. Üçüncüsü, 'Ahid'in Elçisi' olarak nitelenebilecek de daha önce de ifade edildiği gibi Muhammed @'dır. Dördüncü olarak, Musa @'dan beri bağımsız bir dini kuran Muhammed @'dan başka peygamber yoktur. İslâm dinini açıklayarak, musevîlik ve hıristiyanhğın âdet ve geleneklerini kaldıran ve İbrahim @'ın tevhidi dinine bağlayan yine odur. Beşincisi, Musa (S)'in zamanından beri devrinin şeytanî ve şer kuvvetlerine karşı mücadele eden, onları yok etmek için büyük ordular kuran ve Allah'ın gerçek ve saf dinini insanlığa tesis eden yalnız Muhammed @'dır. (Prof. Abdul Ahed Davud, a.g.e., 22-127).
Bir Peygamberin Ayırdedici Özellikleri. Allah'ın gerçek peygamberinin açık bir işareti Yeremya'da şu sözlerle açıklanmıştır. "İslâm (Şalom) ı haber veren Peygamber, bu peygamber sözünün gelişinde, gerçekten Allah tarafından gönderilen bir Peygamber olarak bilinecektir." (Yeremya, XXVIII, 9) Gerçekten de insanları Allah'ın dinine davet etmek ve kendiliğinden bir şey söylemediğini ve ancak kendisine vahyolunana davet ettiğini söylemek, Muhammed @'ın ayırdedici bir özelliğidir. "De ki: 'Ben de ancak sizin gibi bir insanım; bana tanrınızın tek bir Tanrı olduğu vahyolunuyor..'"(18: 110). Fussilet Sure-si'nde de şöyle buyurulmaktadır: "De ki: 'Ben de ancak sizin gibi bir insanım. Bana, tarîrınızın bir tek Tanrı olduğu vahyediliyor. O'na yönelin, O'ndan mağfiret dileyin. Ortak koşanların vay haline!'"(41: 6). Yerem-ya'ya göre her gerçek peygamber İslâm dinini tebliğ etmiştir. (Prof. Abdul Ahed Davud, a.e.g., 22-127). "İslâm (Şalom)'ı tebliğ eden Peygamber, bu Peygamber sözünün gelişinde, gerçekten Allah tarafından gönderilen bir Peygamber olarak bilinecektir'' Şüphesiz, o zamandan beri insanlara saf olarak İslâm'ı (İbrahim'in tevhidi dinini) tebliğ eden ve diğer bütün hayat tarzlarını reddeden Muhammed @'dır. "İbrahim ne yahudi, ne de hıristiyandı; dosdoğru bir müslümandı. Müşriklerden de değildi." (3: 67).
İslâm Dünyada Allah'ın Hükümranlığıdır.
Daniel'den bir pasaj da, İslâm'ın gelişiyle Allah'ın Hükümranlığının dünyaya hâkim olduğunu teyid etmektedir. "Hükümranlık sunanın altındaki bu hükümranlığın azameti ve egemenliği En Yüksek olan Azizlerin halkına verilecektir; onun (halkın) hükümranlığı ebedî bir hükamdarlık olacak ve bütün icareler ona itaat ve "hizmet edeceklerdir." (Daniel, VII, 22 ve 27). Daniel'in bu tahmini de İslâm'ın devlet konularında din ayırımı yapmayışı ve bunları aynı şeyin iki veçhesi olarak ele almasına uymaktadır. Bu, insanların günlük hayatlarına, işlerine hükmeden ve Allah'ın arzdaki Hâkimiyet ve Şeriatını tesis eden bir dindir. Diğer bir ifadeyle, Allah'ın Dini aynı zamanda Allah'ın hükümlerinin cari olduğu, dünyevî egemenliğidir. Ve bu tahminden bu yana, Muhammed @'dan başka Allah'ın hiçbir rasulü (elçisi) bunu tesis etmemiştir.
Yeni Ahid (İncil)
Aynı şekilde, Yeni Ahid (İncil)'de de Muhammed @'ın geleceğine açıkça işaret eden pek çok kısımlar mevcuttur. Bunlar, ya doğrudan onun ismini zikretmekte ya da onun hareketleri veya fonksiyonlarının özelliklerine atıf şeklindedir. Bunlardan birkaçını örnek olarak vermekte fayda vardır.
Baptist John (Yahya Peygamber).Yahudiler, kim olduklarını öğrenmek amacıyla ona rahiplerini göndermişti. "O ise, 'Ben Mesih değilim' diye itiraf etti. Yine sordular : 'O zaman kimsin? İlyas mısın sen?' Yine 'Hayır' dedi. 'Sen o peygamber misin?' diye sordular 'Hayır' dedi. Ve tekrar sorarak şöyle dediler: 'Öyleyse sen Mesih, İlyas veya o peygamber değilsen, niçin vaftiz ediyorsun?' " (Yuhanna, I, 20-25). O peygamber denen İsa değildir; ancak Muhammed @ olabilir. Çünkü Yahya Peygamber @, nübüvvetini ve tebliğini ve o peygamberin geleceğini haber vermeyi İsa'nın yaşadığı dönemde sürdürmüştür. Bundan da Öte, Yahya @'ın verdiği o peygamberin, kendinden 'daha güçlü' şeklindeki tarifi İsa'ya değil, fakat Muhammed @'a uymaktadır. "Yahya onlara cevap verip, dedi: Ben sizi su ile vaftiz ediyorum; fakat benden sonra gelen birisi vardır ki, benden daha güçlüdür; ben onun çarığının bağını çözmeye bile lâyık değilim. O sizi ruh ve ateş ile kutsayacaktır." (Yuhanna, I, 26-27). "Sonra" edatı, İsa @'ın o peygamber olamayacağını sarih olarak göstermektedir.
(Prof. Abdul Ahad Davud, incil'de Muhammed, sf. 156-263). Çünkü İsa @ ve Yahya @ aynı çağda yaşamışlardır. 'Sonra1 edatı ise belirsiz bir geleceğe atıf ifadesidir. Ve bu haberden sonra, Muhammed @ 'dan başka hiçbir peygamber yeryüzünde ateş ve şeref ile tesis etmemiştir. Yahya @'ın verdiği bu habere göre, su ile kutsama Şilah'a (Yani Allah'ın Rasulü) gelip insanları 'ruh ve ateş' ile kutsayana kadar devam edecektir. Muhtemelen, Yahya @ Bakara Suresi'nde ifade edilen Kur'anî kutsamaya işaret ediyordu: "... Allah'ın boyası. Kimin boyası Allah'mkin-den daha güzeldir?..." (2: 138).
İsa @, İsa Peygamber, adı öğreten anlamına gelen 'Perakliytos' veya 'Paraklet' veya 'Parakalon' olan ve ebedî sürecek başka bir peygamberin geleceğini haber vermiştir. "Ben Peder'e ibadet edeceğim ve O size başka bir teselli edici (peraklitos) gönderecek ki, o sizinle ebediyyen kalabilir." (Yuhanna, XIV, 16). Peraklitos kelimesi, 'meşhur', 'bilinen' ve 'övgüye lâyık' demektir. Bu da tamamen 'Ahmed'le aynı mânaya gelir. Isa @'ın Arapça veya İbranice kullandığı asıl kelime, önce Latince'ye sonra İngilizce'ye çe-virilirken Öyle değişmiştir ki, orijinal şeklini bulmak güçtür.
Bununla beraber, tahrif olmuş ve değişmiş şekliyle de olsa peraklitos veya xerakletos kelimesi de, Ahmed veya Muhammed'in anlamanı uygun asıl isme gerçekten işaret etmektedir. Kur'an-ı Kerim, İsa Peygamber @'ın kendisinden sonra Ahmed isimli bir peygamberin geleceğini haber verdiğini doğrulamaktadır: "Meryem oğlu İsa da: 'Ey İsrail oğulları! Doğrusu ben, benden önce gelmiş olan Tevrat'ı doğrulayan, benden sonra gelecek olan Ahmed adlı peygamberi müjdeleyen, Allah'ın size gönderdiği bir peygamber (el-Çİ)im.' demiştir..." (61: 6).
İsa @, peygamber geldiği zaman ona şahitlik edecek ve adını açığa vuracaktır. "Babadan size göndereceğim Tesellici (veya öven, Ahmed) Baba'dan çıkan hakikat Ruhu geldiği zaman o bana şahitlik edecektir." (Yuhanna, XV, 26). Ve Muhammed @ gerçekten de onun mucizevî ve şerefli doğumuna ve yüksek mevkiine şu sözlerle şahitlik etmiştir: "Melekler demişti ki: 'Ey Meryem! Allah seni, kendisinden bir kelime ile müjdeliyor: Adı Meryem oğlu İsa Mesih'dir; dünyada ve ahirette şerefli ve (Allah'a) yakın olanlardandır.' " (3: 45). Rasulullah @ İsa @'nın düşmanları tarafından öldürülmediğini de, çarmıha gerilmediğini de açıkça bildirmiştir: " 'Biz Allah'ın elçisi Meryem oğlu İsa Mesih'i öldürdük! demelerinden ötürü... Oysa onu öldürmediler ve asmadılar; fakat onlar öyle göründü. Onun hakkında anlaşmazlığa düşenler, ondan yana tam bir kuşku içindedirler. O hususta bir bilgileri yoktur. Sadece zanna uyuyorlar. Onu kesin olarak öldürmediler. Hayır, Allah onu kendisine yükseltti. Allah daima üstündür, hikmet sahibidir.' (4: 157-158).
Isa @, aynı zamanda Ruhul Kudüs'ün onlara rehberlik ederek Doğru Yol'a ulaştıracağını ve kendiliğinden bir şey söylemeyip, sadece Rabbinin kendisine vahyettiğini söyleyeceğini haber vermiştir. "Mamafih, o, Ruhul Kudüs geldiği zaman, o sizi tam Hakk'a götürecektir; fakat o ne duyarsa, onu konuşacaktır:' (Yuhanna, XVI, 13). Kur'an-ı Kerim de bu görüşü kesinlikle desteklemekte ve Rasulullah @'ın sadece kendine vahyoluna-m söylediğini teyid etmektedir: "Arkadaşınız sapmamış ve azmamıştır. O, kendiliğinden konuşmamaktadır. Onun konuşması ancak, bildirilen bir vahiy iledir!' (53: 2-4).
İncil'deki Diğer Haberler. Pek çok Peygamber, son Peygamberin İshak @' in soyundan olmayıp, ismail @'ın neslinden geleceğini ve onun şeriatının bütün diğer kanun ve sistemlere hâkim olacağını haber vermiş ve ona karşı çıkanların mahvolacağına işaret etmişlerdir. "İsa onlara dedi: 'Siz Kitap'ta inşa edenlerin reddettiği taşı okumadınız mı? Aynısı köşenin başı olmuştur? Bu Rabbinizin işidir ve bizim gözümüzde olağanüstüdür. Bu yüzden Tanrı'nın Hükümranlığı sizden alınacak ve ondan meyveler getiren bir millete verilecektir. Ve bu taşın üstüne kim düşerse parçalanacaktır: Ve o kimin başına düşerse onu un gibi dağıtacaktır." (Matta, XXI, 42-44) Bu haberde reddedilen taş, çocuk iken annesiyle birlikte Faran (Mekke) vadisine gönderilen, fakat soyundan bu dünyaya Allah'ın Son Peygamberi'nin geleceği, İbrahim @'m büyük oğlu İsmail @'dır.
Eski Ahid (Tevrat). Son Peygamberin gelmesi ile ilgili benzer işaretler Eski Ahid'de de bulunmaktadır. Bunlardan bazısı aşağıda ifade edilmektedir. "Allah'ın Rab sizin için aranızdan kardeşlerinden benim gibi bir peygamber çıkaracak, onu dinleyeceksiniz. Nasıl ki Hareb'de toplantı gününde: Bir daha Allah'ım Rabbim Sesini işitmeyeyim ve artık bu büyük ateşi görmeyeyim ve ölmeyeyim, diye Allah'ın Rabden istedin. Ve Rab sana dedi ki, 'Onlar bütün konuştuklarını doğruca söylediler. Ben onların kardeşleri arasından onlar için sizin gibi bir peygamber çıkaracağım. Onun ağzına Benim Sözlerimi koyacağım ve onlara Benim emrettiğimi söyleyecek. Ve kim, onun Benim ismimle söyleyeceği Sözlerimi dinlemezse, Ben, Kendim ondan bunu isteyeceğim." (Tesniye, XVIII, 15-19).
Bu da Yeni Ahid (İncil)deki tahmini doğrulamaktadır. (Yuhanna, I, 21-25 ve Rasullerin işleri III, 22 ve VII, 37). Kur'an-ı Kerim de bu haberi, Peygamber @'m kendiliğinden bir şey söylemediğini fakat sadece ona vahyolu-nanı söylediğini ifade ederek teyid etmiştir. (53: 2-4).
O Peygamber'in, Musa @ gibi olacağı şeklindeki bu tahmine göre, ordulara hükmeden ve yeryüzünde Tanrı Hükümranlığını ve Şeriatını hâkim kılan, güçlü birisidir. İsrailo-ğullarının kardeşleri'nin Araplardan başkası olmadığı açıktır. Ve Araplar (İsmailoğul-ları) arasında Muhammed @'dan başka hiç kimse peygamberliğinserdetmemiştir." (Ey insanlar!) Doğrusu biz size, üzerinize şahitlik edecek bir elçi gönderdik; nasıl ki Firavun'a da bir elçi göndermiştik.' (73: 15). Bu ayet, Musa @'ın, Firavun ve çağının İnsanlarına şahit olarak gönderildiği gibi, Muhammed @'ın da kendi çağının (yani, günümüz) insanlarına, onları kötülüğe karşı uyarmak ve doğrulara iyi haberler vermek için gönderildiğini açıkça belirtmektedir.
Musa Peygamber @ da ashabının ileri gelenlerinden birisiyle konuşurken Rasulullah Muhammed @ hakkında gayet açık olarak bahsetmiştir, "Ve bu Tanrı'mn adamı Musa'nın İsrailoğullarım ölümünden önce kut-sadığıdır. O şöyle dedi: 'Rab Sina'dan geldi. Ve onlara Seir'den doğdu. Paran dağından parladı. Ve muhaddeslerin on binleri İçinden geldi. Onlar için sağında ateşli ferman vardı. Evet, o halkım seviyordu.' " (Tesniye XXXIII, 1-3). Burada, tarihte, Allah'ın düşmanlarına karşı peygamberlerine yardım ettiği açıkça görülen birkaç olaya atıf vardır. Böyle bir olay Sina'da, Firavun'un şer güçlerine karşı ona meydan okuması ve yıkması için gerekli güçle teçhiz edilip, yetkilendirdiği Musa @ ile vuku bulmuştur. Bir başka atıf da, Mekke'nin fethine yapılmaktadır. Rasulullah @, on bin sahabesinin başında Mekke şehrinin kurulduğu Faran (Paran) Dağı'na yürümüştür. Şer kuvvetleri nihayet bu sefer sonunda ezilmişti. Düşmanlar, savaşmaya dahi cesaret edememişler ve kan dökülmeden teslim olmuşlardır. Bu olay Muhammed @'m gelişine işaret eden özellikleri doğrulamaktadır. İlâhî (Allah tarafından gönderilen) kitaplarda, muhtelif peygamberlere onların hayatlarında sadece önemli bir olaya atıfda bulunarak işaret etmek yerleşmiş bir gelenektir. Kur'an-ı Kerim de bu tekniği muhtelif vesilelerle kullanmıştır. "And olsun incire, zeytine, Sina Dağına. Bu emin şehire (Mekke'ye). Biz gerçekten insanı en mükemmel şekilde yarattık..." (95: 1-4). Bu ayetlerin son kısmında Allah-u Teâlâ insanı en mükemmel şekilde yarattığını ifade etmiştir. Bunu isbat etmek İçin dört büyük rasu-lünü (elçisini) örnek vermekte, fakat sadece iki meyveye (incir ve zeytin) ve iki şehire atıfta bulunmaktadır. Nuh @ (Suriye), İsa @
İslami Okul Okulların En Önemlisi