Islam Tarihi - Siret Ansiklopedisi 6.4 - 6.Cilt
Hâtmü'n-nübüvvet Fikrine Şehadet Eden Diğer Hadisler
Yukarıda Zikredilen Hadislerde Hâtmü'n-nübüvvet't Deliller
SAHABENİN DİLİNDEN HÂTMÜ'N-NÜBÜVVET
Hâtmü'n-Nübüvvet Ve Bu Görüşün Reddine Karşı Ashabın İlk İcmaı
Diğer Sahte Peygamberler Ve Selef-İ Sâlihîn'in Tavrı
Ashab Ve Tâbiûnunhâtmü'n-Nübüvvet İle İlgili Delilleri
Tevrat Ve İncil'de Hâtmü'n-Nübüvvet Konusu
Nübüvvetin Sona Erişi İle İlgili Bazı Aklî Deliller
Âdetullah da Nübüvvetin Sona Ermesini Gerekli Görmektedir
9-10) Rabbim bana şöyle hitap etti: 'Ey Ha-bibim, Ey Muhammedi' Ben: 'Kulunuz olarak buradayım!' diye cevap verdim. Rabbim şöyle buyurdu: 'Seni nebilerin sonuncusu yapmama üzüldün mü?' Ben: 'Hayır ey Rabbim!' dedim. O: 'Ey habibim, senin ümmetini ümmetlerin sonuncusu yapmama üzülür müsün?1 buyurdu. Ben: 'Asla ey Rabbim!' dedim. Daha sonra bana şöyle buyurdu: 'O halde, rahmetimi ümmetine taşı ve onlara kendilerini ümmetlerin sonuncusu yaptığımı söyle!' buyurdu." (Nakleden Hâtıb ve Deylemî, bkz. Kenz, c. VI, s. 112).
Hadis No. 67
"Peygamberlerden söz almıştık, senden, Nuh'dan, İbrahim'den..." (33: 7) âyetinin tefsirini yaparken şöyle buyurduğunu Rasûlul-lah @'den bizzat işiterek rivayet eden Ebu Hureyre'dir: "Ben yaratılış bakımından ilkim, ancak hasrolunma bakımından onların sonun-cusuyum." (Nakledenler İbn-i Ebî Hatim, İbn-i Mirdeveyh, Ebû Nu'aym, Delâilü'n-nü-büvve [s. 6]; Deylemî, İbn-i Asâkİr, İbn-i Ebi Şeybe, İbn-i Cerîr ve İbn-i Sa'd; İbn-i Kesir, Tefsir, Begavî, Tefsir, c. VIII, s. 890; Dur-rü'l-Mensur, c. V, s. 84; Kenzü'l-Ummâl, c. VI, s. 112).
Hadis No. 68
Katade, Rasûlullah @'in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: "Ben, yaratılışta Âdemoğlu-nun ilkiyim, hasrolunma bakımından ise sonuncuyum." (İbn-i Sa'd hadisin mürsel olduğunu belirterek nakletmİştir; Kenz, c. VI, s. 102; İbn*i Ebî Şeybe de Katade'den naklet-miştir).
Hadis No. 69
Muâz b. Cebel, Rasûlullah @'in Hz. Ali'ye şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: "Ya Ali! Ben (sadece) nübüvvetle senden farklıyım. Sen ise insanlardan yedi şey ile üstünsün (farklısın). Kureyş'ten hiç kimse bunlarda seni geçemez. İlki, sen onların Allah'a ilk imân edenlerindensin..." (Ebu Nu'aym'ın Hıl-ye'sinden naklen Kenz, c. VI, s. 156).
Hadis No. 70
Hz. Enes, Rasûlullah @'in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: Risalet ve nübüvvet devam etmeyecektir; bundan dolayı benden sonra bir nebî gelmeyecektir, bir rasûl de gelmeyecektir. Geride yalnızca mübeşşirat kalacaktır." İnsanlar "mübeşşirat nelerdir?" diye sorduğunda Rasûlullah: "Müslümanların sadık rüyaları nübüvvetin bir cüzüdür." diye cevaplamıştır. (Nakleden Ebu Ya'la, -bkz. el- Feth, c. XII, s. 232).
Bu hadis daha önce ayrıntılı şekilde tartışılmıştı. Burada Rasûlullah @'den sonra yeni bir peygamber gelmeyeceği ve yalnızca nübüvvetten bir cüz kalacağı tekrar edilmiştir.
Hadis No. 71
Sehl b. Sa'd es-Sâ'idî'den rivayetle bir gün Hz. Abbas (Müslüman olduktan ve Mekke'nin fethinden sonra) Rasûlullah @ 'den hicret etmek için izin istedi. Rasûlullah ona şöyle yazdı: "Ey amcacığım, neredeysen orada kal; çünkü Allah nübüvvet (zincirini) benimle kapattığı gibi hicreti de seninle kapatmıştır." (Nakledenler Taberanî, Ebû Nu'aym, Ebu Ya'la, İbn-i Asâkir ve Îbnu'n-Neccâr; bkz. Kenz).
Mekke'nin fethiyle artık Mekke bir İslâm yurdu olduğuna göre, oradan hicret etmek için geçerli bir sebep kalmamıştır.
Hadis No. 72
Hz. Ali, Rasûlullah @'in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: "Seni arkamda halifem olarak bırakıyorum." Ali: "Ya Rasûlullah! Senden ayrı mı kalacağım?" diye sorunca Rasûlullah @ şöyle cevapladı: "Sen kendini bana Harun'un Musa'ya nisbeti gibi görmüyor musun? Şu kadar ki benden sonra peygamber yoktur." (Taberanî Mu'cemu'l-Evsâfmâ& nakletmİştir).
Hadis No. 73
Amr'den aynı lafızla aynı hadis rivayet edilmiştir. (Nakleden Hâtıb. Bkz. Kenzü'l-Ummâl,c. VI, s. 154).
Hadis No. 74
İbn-i Abbas'tan da benzer bir hadis rivayet edilmiştir. Bu hadis Taberanî'nin Mu'cem-i gebtr'vnûe nakledilmiştir. (Bkz. Kenz, c. VI, s. 154).
Hadis No. 75
Hubeyş b. Cünade, Rasûlullah @'in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: "Ya Ali! Senin bana nisbetin Harun'un Musa'ya nisbeti gibidir. Şu var ki benden sonra peygamber yoktur." (Nakleden Ebû Nu'aym -ÂT<?Hz'da zikre-dildiği üzere)
Hadis No. 76
Esma bint Humeys, Rasûlullah @'in Hz. Ali'ye şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: "Ya Ali, senin bana bağlılığın Harun'un Musa'ya bağlılığı gibidir, şu kadar ki benden sonra peygamber yoktur." (Nakleden Taberanî).
Hadis No. 77
Mâlik'in rivayetine göre Rasûlullah @ şöyle buyurmuştur; "Eğer benden sonra nebi olacak olsaydı, bu kimse şüphesiz Ömer b. Hat-tab olurdu." (Nakleden el-Hâtıb).
Bu hadis daha Önce ele alınmıştı. Buna göre, Ömer-ül Faruk nübüvvet kemalâtından büyük Ölçüde nasiplenmiş olmasına rağmen nübüvvet kapısı kapandığından dolayı o makama erişemeyecektir.
Hadis No. 78
Hz. Aişe'nin rivayetine göre Rasûlullah @ şöyle buyurmuştur: "Ben nebilerin sonuncu-suyum ve benim mescidim (bir peygamber tarafından inşa edilmiş bulunan) mescidlerin sonuncusudur." (Nakleden Deylemî, İbnu'n-Neccâr ve el-Bezzâr. Bkz. Kenz).
Bu hadisin söyleniş gayesi çok açıktır. Rasûlullah'tan sonra başka peygamber gelmeyeceği ve (ondan sonra) bir başka peygamberin mescid inşa etmeyeceği beyan buyrul-muştur.
Hadis No. 79
Hasan'dan rivayet edilen mürsel bir hadise göre Rasûlullah @ şöyle buyurmuştur: "Ben yaşayanlara ve benden sonra doğacak olanlara gelmiş olan bir tebliğciyim." (Nakleden İbn-i Sa'd; bkz. Kenz, c. VI, s. 101; Hasa'isü'l-Kübrâ, c. II, s. 188).
Hadis No. 80
Ebu Kubeyle'den rivayetle Rasûlullah @ şöyle buyurmuştur: "Benden sonra başka bir nebi, sizden sonra başka bir ümmet gelmeyecektir. Bundan dolayı, Rabbinize ibadet edin, günde beş vakit namaz kılın, Ramazan ayında oruç tutun ve aranızdaki meselelerde sizden olan emir sahiplerine itaat edin ki Cennete girebilesiniz." (Nakleden Taberanî ve Beğavî; bkz., Kenz).
Hadis No. 81
Ebû Saîd el-Hudrî, Rasûlullah'ın şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: "Benden önce gönderilmiş peygamberlerin ümmetleri içinde bir muhaddes (kendisine hâdiseler ilham olunan kimse) bulunurdu. Eğer ümmetim içinde de bunlardan bir kimse bulunursa (ki, şüphesiz bulunacaktır) o da muhakkak Ömer'dir." (Nakleden İbn-i Asâkir -bkz. Kenz; ayrıca el-Hasa'isül-Kübrâ'da, c. II, s. 129) kaydedildiği üzere nakleden Taberanî.)
Rasûlullah @ bir diğer vesile ile Ömer'in muhaddes olduğundan açıkça bahsettiği vâkidir. Diğer bazı hadislerde ise eğer bu ümmetten bir peygamber çıkacak olsaydı bunun Ömer olacağı bildirilmiştir. Bütün bu beyanların ışığında Hz. Ömer'in nübüvvet mertebesine varamayacağı anlaşılmakta ve böylece (Rasûlullah'ın vefatından sonra) hiç kimsenin nübüvvet makamına gelemeyeceği ortaya çıkmaktadır.
Hadis No. 82
Âkil b. Ebî Tâlib, Rasûlullah @'in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: "Yâ Âkil! Allah'a yemin ederim ki seni iki hususiyetin için severim: Bana olan yakın akrabalığın için ve Ebu Talib'in sana olan sevgisi için. Sana gelince yâ Cafer (İbn-i Talib)! Senin tabiatın ve davranışların bana benzemektedir. Ve sana gelince, yâ Ali! Senin bana bağlılığın Harun'un Musa'ya olan bağlılığı gibidir; şu kadar ki benden sonra peygamber gelmeyecektir." (Nakleden tbn-i Asâkir -bkz. Kem).
Hadis No. 83
Ebu'1-Fazl, Rasûlullah'ın şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: "Rabbim Allah, Kudret ve Yücelik sahibi bana on isim vermiştir: Mu-hammed, Ahmed, Ebu'l-Kâsım, Fâtih, Hâtem, Mâhi, Âkib, Haşir, Yasin, Tâ hâ!" (Nakleden İbn-i Asâkir, Kamil'de İbn-i Adiy, Kenzfi. VI, s. 116).
Hadis No. 84
Câbİr, Rasûlullah @'den şöyle buyurduğunu işittiğini rivayet etmiştir: "Ben Muham-med'im, ben Ahmed'İm, ben Hâşir'im." (Nakleden Taberanî- bkz., Kenz, c. VI, s. 116).
Hadis No. 85
Benzer bir hadis Huzeyfe'den rivayet edilmiştir. (Saîd b. Mansur Süneri'mde. naklet -miştir. Kenz, c. VI, s. 116).
Hadis No. 86
İbn-i Abbas Rasûlullah'ın: "Ben Ahmed'İm, ben Muhammedim, Haşirim, Mukaffayım ve Hâtemim!" buyurduğunu rivayet etmiştir. (Nakleden Hâtib ve İbn-i Asâkir -bkz. Kenz, c.VI, s. 116).
Bütün bu hadislerde, Rasûlullah'ın peygamberlerin sonuncusu olduğunu belirten sıfatı bir çok defa geçmektedir.
Hadis No. 87
Ebu Mâlik el-Eşarî, Rasûlullah'm şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: "Allah bu işi nübüvvet ve rahmet olarak benimle başlattı; (kısa bir süre sonra) halifelik olacak, ondan sonra zâlim sultanlık olacak ve nihayet ümmet içinde küstahlık, zulüm ve kargaşa galebe çalacaktır." (Nakleden Taberanî, Mu'cemü'l-Kebîr, bkz. Kenz, c. VI, s. 29).
Hadis No. 88
Benzer bir hadis Muaz tarafından bizzat Rasûlullah @'den rivayet edilmiştir. (Nakleden Ebû Dâvud et-Tayâlisî ve Beyhakî, Sü-neriinden Kenzü'l-Ummal, c. VI, s. 29).
Hadis No. 89
Hz. Aişe, Rasûlullah @'in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: "Benden sonra mübeşşi-ratian kişinin göreceği ya da ona gösterilecek olan sadık rüyadan başka bir şey kalmayacaktır." (Nakleden Beyhakî, Şuabe'l-İmam; Kenz, c. VIII, s. 33).
Hadis No. 90
Esma b. Mâlik, Rasûlullah'm şöyle buyurduğunu rivayet etmektedir: "Eğer benden sonra peygamber gelecek olsaydı bu muhakkak Ömer b. Hattab olurdu." (Nakleden Taberanî; bkz. Kenz, c. VI, s. 146).
Daha önce zikredilen diğer hadislerde de Hz. Ömer'in peygamber olmadığı ortaya konmuştur. Böylece Hz. Muhammed @'den sonra peygamber gelmeyeceği ispatlanmış olmaktadır.
Hadis No. 91
Muâz fitnelerle ilgili uzun bir hadiste Rasûlullah'm şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: "Nübüvvet sona ermiştir ve bundan sonra zâlim idareler olacaktır. Bu idareyi doğruluk üzere alıp aldığı gibi bırakana Allah'ın rahmeti daim olsun." (Taberanî Mu'ce-mü'l-Kebir'inde nakletmiştir; bkz. Kenz, c. VI, s. 29).
Hadis No. 92
Katade, Rasûlullah'ın bir gün Kabe'nin duvarına dayanmış vaziyette otururken şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: "Kıyamet gününde yetmiş ümmet haşrolacaktır. Biz onların en sonuncusu ve aynı zamanda en hayırlısı olacağız" İbn-i Cerir tarafından Tefsir'inde. kuntum hayra ümmeh [siz ümmetlerin en ha-yırlısısıniz] (3: 106) âyetini açıklarken nakledilmiştir. (Dürrü'l-Mensûr, c. VI, s. 64).
Hadis No. 93
Ensardan Muhammed b. Hazm da benzer bir hadisi rivayet etmiştir. (Nakleden Maverdî -Kenz'de c. VI, s. 232 kaydedildiği üzere).
Hadis No. 94
Abdurrahman b Semûre, Rasülullah @'in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: "Benim ümmetim bir bağ gibidir ki sahibi ona bakar. Kuyularını temiz tutar, sıraları düzenli yapar. Ağaçları budar. Meyvaları bir yıl bir topluluğa diğer yıl bir diğer topluluğa verir. Tevafu-ken ikinci yılın meyvesini tadı daha iyi ve ürünü daha bol olur. Beni hak din üzere gönderene yemin olsun ki, Meryem oğlu İsa benim ümmetimden kendi havarileri kıratında insanlar bulacaktır." (Nakleden Ebu Nu'aym bkz,/fenz,c.VI,s. 106).
Hadis No. 95
Katade'nin rivayet ettiği bir mürsel hadiste Rasülullah @ şöyle buyurmuştur: "Ben hatim (bir şeyi peygamberliği sonlandıran) ve fâtih (bir şeyi yeni yaratılanların ilki olmak sıfatıyla açan; başlatan) olarak gönderildim. Ben cevâmiu'l-kelim ve fevatihü'l-kelim olarak gönderildim." Hasa'isü'î-Kübra adlı eserde Ibn-i Şibab cevâmiu'l-kelim ifadesinin kısa ve veciz ifade yeteneği olduğunu bildirmektedir (c. II, s. 194). Geçmiş peygamberlere vahiy yoluyla belli emirler gönderilirdi, ancak bizim peygamberimize gönderilen emirler daha kısa ve veciz olmuştur. Fevatihü'l-kelim ise yeni ilim sahaları açan ve bazı bağımsız ilim dallarının ortaya çıkmasına neden olan terimler anlamına gelmektedir. (Nakleden Beyhakî, Şu'abü'l-İmamjbkz. Kenz, c. VI, s. 106).
Hadis No. 96
Amr b. Kays Rasülullah @Tin şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: "Allah Teâlâ beni beklenen bir vakit için ve önemli bir iş için seçti. Bundan dolayı kıyamet günü en son suale çekilecek ve ilk haşrolacak ümmet biz olacağız." (Nakleden Dârimî; Kem, c. VI, s. 110).
Hadis No. 97
Selman, Rasülullah @'in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: "Allah arşı yarattığında boyu doğudan batıya uzanan bir kalemle arş üzerine bir nurla (Lâ ilahe illallah Muhammed'er-Rasülullah) yazdı. Rasûlullah'a itaat etmeyen cezalandırılacak ve ona itaat eden mükâfatlandırıl ac aktır. Onun ümmeti, ümmetlerin en hayırlısı ve Ebu Bekr de o ümmetin en hayır-lısıdır." (Nakleden Râfi'î; Kenz, c. VI, s. 138).
Bu hadis peygamber olmamasına rağmen Ebu Bekr-i Sıddık'ın İslâm ümmetinin en hayırlısı olduğunu açıkça beyan etmektedir. Bu aynı zamanda bu ümmetten bir peygamber çıkmayacağını da ispat etmektedir. Aksi taktirde peygamber olmayan Ebu Bekr bir peygamberden daha hayırlı ve faziletli olurdu ki bu mantıken imkânsızdır.
Hadis No. 98
İbn-i Abbas: "Kur'ân'dan sonra başka vahiy olmadığını" rivayet etmiştir. (Bkz. el-Muhta-sar min Müşİkilu'l-Asâr, s. 452). Bu Kur'ân-ı Kerîm'den sonra bir başka kutsal kitabın vah-yedilmeyeceğini beyan eder.
Hadis No. 99
Ebu't-Tufeyl Rasûlullah @'in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: "Allah katında benim on ismim vardır:" (Ebu't-Tufeyl, "ben onların sekizini hatırlıyorum" demiştir) "Muham-med, Ahmed, Ebu'l-Kasım, Fâtih, Hatim, Akib, Haşir ve Mâhi." (Nakleden Ebû Nuıa.ym, Delâilü'n-Nübüvve s. 12).
Hadis No. 100
"İbn-i Abbas (r.a.) Rasûlullah'ın şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: "Nübüvvet benim içindir sizin içinse yalnızca halifelik vardır." (Nakleden İbn-İ Asâkir al Kenz, c. 6, s. 180).
Görevlerin bölüşümünün söz konusu edildiği bu hadis İslâm ümmetine halifelikten daha üstün bir vazife verilmediğini, bunun sebebinin nübüvvetin Rasûlullah'la birlikte sona ermiş olması olduğunu açıkça belirtmektedir.
Hadis No. 101
"İbn-i Şihâb'dan rivayet edilen bir mürsel hadîse göre (amcası Abbas'a hitaben) Rasûlullah @ şöyle buyurmuştur: 'Ey amcacığım, gönlün rahat olsun, seninle hicret sona ermiştir; tıpkı benim nübüvvet bakımından hâîeme'n-nebiyyîn (nebilerin sonuncusu) olduğum gibi." {Kenz, c. VI, s. 178. Nakledenler: Rûyânî ve İbn-i Asâkİr).
Hadis No. 102
Seleme b. el-Ekvâ, Rasûlullah @'in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: "Ebu Bekr insanların en efdalidir, şu kadar ki o peygamber değildir." (Taberanî; İbn-i Adiy, Kâmil; bkz Kenz, c. VI, s. 137).
Hadis No. 103
İkrime b. el-Ekva' babasından aktardığı bir rivayette babasının bizzat Rasûlullah'tan @ şöyle işittiğini söylemiştir: "Ebu Bekr benden sonra insanların en efdalidir, şu kadar ki o peygamber değildir." (İbn-i Adiy; Taberanî, Mu'cem-i Kebîr; el-Hâtıb, el-Müîtefek ve'l-Müfterek ve Deylemî; Kenz, c. VI, s. 138).
Hadis No. 104
Hz. Ali, Rasûlullah @'in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: "Cebrail bana göründü. Ona, '(Medine'ye) benimle kim hicret edecek?' diye sordum. Cebrail: 'O kişi Ebu Bekr'dir ve o senden sonra ümmetinin işlerinde emin olacaktır ve o senden sonra ümmetinin en efdalidir!' dedi." (Nakleden Deylemî; Kenz, c. VI, s. 138).
Hadis No. 105
Ebu'd-Derdâ, bir vesile ile Rasûlullah @'in kendisine şöyle hitap ettiğini rivayet etmiştir: "Yâ Ebu'd-Derdâ! Dünyada ve âhirette senden daha faziletli bir insanın önünden yürüyorsun. (Şunu bil ki) ondan daha faziletli olan nebiler ve rasûller dışında Ebu Bekr'den daha hayırlı bir adamın üstüne güneş doğmamış ve batmamıştır." (Nakleden İbnu'n-Neccâr; Kenz, c. VI, s. 140).
Hadis No. 106
Hz. Ali, Rasûlullah @'in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: "Peygamberlerinden sonra bu ümmetin en faziletlisi Ebu Bekr'dir; ondan sonra ise Ömer gelir." (Nakleden İbn-i Asâkir; Kenz, c. VI, s. 143).
Hadis No. 107
Zübeyr, Rasûlullah @'İn şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: "Benim ümmetimin benden sonra en faziletlisi Ebu Bekr ve ondan sonra Ömer'dir." (Nakleden İbn-i Asâkir; Kenz, c. VI, s. 142).
Bütün bu hadislerde zikredilen Ebu Bekr'in Muhammed ümmetinin en faziletlisi olmasına rağmen peygamber olmadığı gerçeğidir. Buna göre İslâm ümmetinden bir peygamber çıkmayacaktır ve peygamber olmayan bir kimse asla peygamberlerden efdal olamaz.
Hadis No. 108
Ömer b. Hattab'dan rivayet edilmiştir:
"Rasûlullah @ ashabı ile bir toplantıda idi.
Dabbe (çöl kertenkelesi) avlamış bir bedevi ikageldi ve 'kimdir bu adam?' diye sordu. Oradakiler: 'O, Allah'ın peygamberidir' dediler. Bedevi, elindeki dabbeyi Rasûlullah @'in Önüne atarak: 'Lat ve Uzza'ya yemin ederim kî, bu dabbe sana iman etmezse ben sana iman etmem', dedi. Bunun üzerine Rasûlullah @: 'Ey dabbe!' dedi. Kertenkele açık bir dille ve herkesin duyacağı şekilde: "Buyur, emrine amadeyim ey kıyamet ehlinin şereflisi!' dedi. Rasûlullah: 'Kime tapıyorsun?' diye sordu. Dabbe: 'Semud'da arşı, yeryüzünde saltanatı, denizde yolu, cennette rahmeti ve cehennemde cezası olana tapıyorum!" dedi. Hz. Peygamber: 'Ben kimim?' diye sordu. Dabbe şöyle cevap verdi: 'Sen âlemlerin Rabbinin elçisi ve peygamberlerin sonuncususun! Seni tasdik eden kurtuluşa ermiş, yalanlayan hüsrana uğramıştır!' Bunun üzerine bedevi müslüman oldu." (Nakledenler Taberanî Muce'mü'l-Evsat ve Mu'ce-mü's-Sagîr ve İbn Adiy; Hâkim Mucizât, Beyhakî, Ebu Nu'aym ve İbn-i Asâkir. Bu hadisin râvî zinciri içerisinde Taberanî'nin ve İbn-i Adiy'in hocası Muhammed b. Ali b. Ve-lid el-Basrî dışında sika olmayan hiç kimse yoktur. Süyûtî Hasais'inds Ömer'in bu hadisi ile ilgili İçlerinde Muhammed b. Ali b. Ve-lid'in bulunmadığı bîr başka ravi zincirini zikretmiştir. Ebû Nu'aym bu hadisi bu sika raviler zinciri ile nakletmiştir).
Hadis No. 109
Benzer bir hadisi Hz. Aİşe de rivayet etmiştir. (Nakleden Beyhakî, bkz. Hasa'isü'l-Kübrâ, c. II, s. 65).
Hadis No. 110
Benzer bir hadisi Ebu Hureyre de rivayet etmiştir. (Nakleden Beyhakî, Hasa'isü'l- Kübrâ).
Hadis No. 111
Benzer bir hadisi Hz. Ali de rivayet etmiştir. (Nakleden tbn-i Asâkir, Hasa'isü'l-Kübrâ, c. II, s. 65)
Vahşi hayvanların bile Rasûlullah @'in son peygamber olduğuna inandıkları gerçeği karşısında İslâm'a muti olduklarını iddia eden Kadıyanîlerin hâtmü'n-nübüvvet fikrini kabul etmemeleri ne kadar da üzücüdür.
Hadis No. 112
Ebu Zümel el-Cühennî'den rivayet edilen uzun bir hadis vardır. Ebu Zümel gördüğü rüyayı Rasûlullah @'e yorumlatmak istemiştir. Rüyayı Rasûlullah şöyle yorumlamıştır: "Rüyanda gördüğün dişi deve ve beni onun üzerinde binici olarak görmen Kıyamet saatinin bizim ümmetimiz zamanında geleceğine işarettir. Çünkü benden sonra peygamber yoktur, benim ümmetimden sonra da başka bir ümmet olmayacaktır." (Beyhakî'mDelâilü'n-Nübüvve'sinde nakledilmiştir. Bkz. İbn-i Kesir, Tefsir, eski basım; Tefsir-ül Beğavî, derkenar, c. IX, s. 369).
Hadis No. 113
İsra (Hz. Muhammed'in Mekke'den Kudüs'e olan gece yolculuğu) ile ilgili uzun bir hadisi Ebu Hureyre, Rasûlullah'tan bizzat rivayet etmiştir: "Melekler: 'Ey Cebrail! Seninle birlikte olan kimdir?' diye sordular. Cebrail: 'O, Muhammed Rasûlullah ve hâteme'n-nebiyyîndir_' d.iye cevap verdi. Daha sonra Allah Teâlâ Muhammed @'e: 'Sen benim habibim-sin.' Muhammed'in habibullah olduğu Tevrat'ta yazılıdır. Ve Biz seni bütün âlemlere gönderdik. Senin ümmetini bütün ümmetlerin içinde ilk ve sonuncu kıldık. Senin ümmetinde senin benim kulum ve elçim olduğuna şe-hadet edilmedikçe okunan bütün hutbeleri geçersiz kıldık. Seni yaratılışta peygamberlerin ilki, hasrolunma bakımından sonuncusu kıldık. Sana tekrarlanan yediyi (Fatiha sûresi) verdim; ve onu senden önce hiçbir peygambere vermedim; ve sana Levh-i Mah-fuz'da saklı duran ve hiçbir peygambere vermediğim Bakara sûresinin son âyetlerini verdim. Seni fâtih ve hatim yaptım." (Nakleden el-Bazzar; bkz. Mecma'u'z-Zevâid, ss. 27-29. Bu hadis Hasa'isü'l-Kübrâ'da s. 179 da İbn-i Cerir, İbn Ebî Hatim, İbn-i Mirdeveyhî, Ebu Ya'la ve Beyhakâ tarikiyle nakledilmiştir).
Hadis No. 114
İbn-i Abbas, Rasûlullah @'in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir. Hz. İbrahim'e bulunduğu yeri terketmesi emredildikten sonra Hacer ile birlikte Burak'a bindirilmiştir. Ne zaman, yeşil ve verimli bir arazinin üzerinde geçilse Cebrail'e bu yerde kalmak istediğini söylemiştir. Fakat Cebrail her defasında "burada değil" demiştir. Sonunda Mekke'ye geldiklerinde Cebrail "Ey İbrahim, burada in!" dedi. İbrahim: Burası ne biçim yer. Ne verimli bir vadi ne de sağılacak hayvanların olmadığı bir yer!" dedi. Cebrail: "Evet, burada senin neslinden gelen ümmî peygamber zuhur edecek, ve Allah'ın yüce kelâmı böylece tamamlanacak" dedi. (Hasa'ısü'l-Kübrâ, s. 9).
Hadis No. 115
Selman şefaat hadisi ile İlgili olarak Rasûlullah @'den şöyle rivayette bulunmuştur: "İnsanlar Muhammed @'in etrafında toplanacaklar ve 'Ey Allah'ın Rasûlü, Allah'ın (nübüvvet kapısını kendisi ile) açtığı sensin ve nübüvveti kendisi ile sona erdirdiği de sensin ve sensin geçmiş ve gelecek bütün hataları affedilen!' diyeceklerdir." (Nakleden İbn-i Ebî Şeybe; bkz. Fethu'l-Bâri, c. II, s. 378).
Hadis No. 116
Abdullah b. Haris, Rasûlullah'ın şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: "Eğer Musa şu zamanda gelseydi ve siz de beni terkedip ona itaat etseydiniz ve onun yoluna uysaydımz şüphesiz dalâlete düşmüş olurdunuz. Çünkü peygamberler içinden sizin hissenize düşen benim ve ümmetler içinden benim hisseme düşen sizsiniz." (Nakleden Beyhâkî, Şu'ubü'l-iman; buradan nakleden Kenz, c. I, s. 49).
Benzer gayeyi taşıyan bir hadis daha önce (No. 48) ele alınmıştı. Bir hadiste de Rasûlullah @ kendisinin bu ümmetin peygamberi olduğunu ve bu ümmet için kendisinden başka bir peygamber zuhur etmesinin mümkün olmadığım özellikle belirtmiştir.
Hadis No. 117
Ebu'd-Derdâ da buna benzer bir hadis rivayet etmiştir. Bu hadis Taberanî'nin Mu'cem-i Kebîr'inde (Kenz, c. I, s. 5) nakledilmiştir.
Hadis No. 118
Ebu Hureyre, Rasûlullah'ın şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: "Hz. Musa'ya Tevrat nazil olduğunda o, bu ümmetten bahsedildiğini gördü. Allah Teâlâ'ya: 'Ey Rabbim, bu levhalarda bütün ümmetlerin sonuncusu ve aynı zamanda bütün ümmetlerin Öncüsü olan bir ümmetten bahsedildiğini gördüm. Bu ümmetin benim ümmetim olmasını ümit ederim!' diye nida etti." (Nakleden Ebu^Nu'aym, Deiâilü'n-Nübüvve, s. 14).
Hadis No. 119
İbn-i Asâkir, Ebû'z-Zübeyr'den, o Câbir'den o da doğrudan Rasûlullah'tan (Rasûlullah @'in şöyle buyurduğunu) rivayet etmişlerdir: "Adem'in iki kürek kemiği arasında Muhammed Rasûlullah ve hâteme'n-nebiyyîn yazmaktadır." (Hasa'isü'l-Kübrâ, c. I, s. 7).
Hadis No. 120
Enes, uzun bir hadiste Rasûlullah @'in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: "Musa, Allah Teâlâ'ya şöyle duada bulundu: 'Beni bu ümmetin (yani Muhammed ümmetinin) peygamberi yap!' Allah: 'O ümmetin peygamberi aralarında çıkacaktır!' buyurdu. Musa: 'O halde beni o peygamber ümmetinin mensubu lal!' diye duada bulundu. (Allah): 'Sen ondan önce geldin ve o senden sonradır. Fakat sizi kıyamette dâr-ü Celâl'de bir araya getireceğim' buyurdu." (Nakleden Ebû Nu'aym Hil-y^'sinde H_asa'is'de aktarıldığı üzere, c. I, s. 14).
Bu hadisten Allah'ın yüce elçilerinden Hz. Musa'nın bile bu ümmetin bir mensbu olmasının kabul edilmediği açıkça anlaşılmaktadır. Buna göre Rasûlullah'tan sonra hiçbir kimse nübüvvet makamına yükselemeyecektir.
İkincisi nebiyyuha (o ümmetin peygamberi) kelimesi üzerinde durulmalıdır. Bu kelime tekil olarak kullanılmıştır ve bu ümmetin tek bir peygamberi olacağını bildirmektedir. Aksi taktirde kelime, "bu ümmetin peygamberlerinden biri" şeklinde kullanılırdı.
Hadis No. 121
Mücahid, Rasûlullah @'in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: "Ben Muharnmed'im, ben Ahmed'im; Ben Rahmet Elçisiyim. Ben Ci-had elçisiyim. Ben Mukaffayım (elçilerin so-nuncusuyum) ve ben Haşirim (kıyamet günü kendisinin ardından gelecek olan) Ben cihad için gönderildim, ziraat için gönderilmedim!" (Nakleden îbn-i Sad; Hasa'is, c. I, s. 76'da kaydedildiği üzere).
Hadis No. 122
Abdullah b. Mesud, miraçla ilgili olarak rivayet ettiği uzun bir hadiste Rasûlullah @'in Şöyle buyurduğunu anlatmıştır: "İbrahim aleyhisselâm bana: 'Ey oğlum, bu gece Rab-bini göreceksin. Senin ümmetin ümmetlerin sonuncusu ve en güçsüzü olacak. Eğer bu ümmet için bir şey istersen, ümmetine en kolay şeyin verilmesini iste. Bunu yap!' dedi." (Nakleden İbn-i Arafe, Ebû Nu'aym, İbn-i Asâkir, İbn-i Ebî Ubeyde vasıtasıyla İbn-i Mesud; bkz. Hasa'is, c. I, s. 162).
Hadis No. 123
Hz. Aişe, Rasûlullah @'in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: "Her ümmetin bir veya iki muallimi olur. Benim Ümmetimin muallimi olacaksa biri Ömer b. Hattab'dır." (Nakleden Taberanî, Mu'cemü'l-Evsat; oradan nakleden el-H_asa'ısü'l-Kübrâ, c. II, s. 129).
Aynı konu hakkındaki bir kaç hadis daha önce ele alınmıştı. Fakat bu hadiste muhaddis yerine muallim kelimesi kullanılmıştır. Bu hadislerin gaye ve muhtevası farklı değildir. Ana gaye nübüvvetin sona erdiğini izah etmektir.
Hadis No. 124
İbn-İ Asâkir, Selman'm rivayet ettiği uzunca bir hadis içinde Cebrail'in Rasûlullah @'e şöyle söylediğini nakletmiştir: "Rabbin diyor ki: Adem'i seçmiş olmamda bir beis yoktur, nebiler zincirini seninle sona erdirdim ve senden daha şerefli bir insan yaratmadım." (//<a-sa'isü'l-Kübrâ, c. II, s. 193).
Hadis No. 125
İbn-i Abbas, Rasûlullah @'in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: "Andolsun ki Allah Teâlâ bana dört vezirle yardım etti; ikisi semadan: Cebrail ve Mikâil ile ikisi de bu yeryüzünün sakini: Ebu Bekr ve Ömerdİr." (Nakleden Bezzar ve Taberanî- el-Hasa'isü'l-Kübrâ''dan aktarılmıştır: c. II, s. 200).
Bu hadis Ebu Bekir ve Ömer'in Rasûlullah'ın vezirleri olduğunu ortaya çıkarmaktadır. Fakat bütün yüce hasletlerine rağmen peygamber olarak kabul edilmemişlerdir. Ümmetin de bu konuda icmaı vardır. Halbuki önceki peygamberlerin vezirleri ve yardımcıları peygamberlik derecesine yükseltilmişlerdir. Allah Teâlâ şöyle buyuruyor: "...kardeşi Harun'u da kendisine vezir yaptık." (25: 35). Ve bir diğer keresinde ise Hz. Musa şu sözlerle dua etmektedir: "...Ailemden kardeşim Harun'u bana vezir yap..." (20: 30-31).
Buna göre önceki peygamberlerin vezir ve yardımcıları peygamber olabiliyorken, Hz. Muhammed @'in vezirlerinin peygamber olamamış olması da gösteriyor ki bu ümmetin Rasûlullah @'den başka peygamberi olmayacaktır.
Hadis No. 126
İbn-i Cerîr Kitabü's-Sünne adlı eserinde Câbir b. Abdullah'ın, Rasûlullah'tan rivayet ettiği şu hadisi nakletmİştir. "Rasûlullah şöyle buyurdu: 'Allah Teâlâ benim ashabımı, nebiler ve rasûller müstesna, bütün insanlara üstün kıldı. Benîm ashabımdan dördünü seçti. Ebu Bekir, Ömer, Osman ve Ali ve onları ashabımın en iyileri yaptı. Benim bütün ashabımın gönlünde iyilik bulunur." {el-Hasa'isü'l-Kübrâ'da nakledilmiştir: c. II, s. 203).
Hadis No. 127
Ömer, (uzun bir kıssa içinde) Rasûlullah @'in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: "Ey ya-hudİ, sen ve senin milletin (bizden önceki) milletlerin ilkisiniz, fakat bizler milletlerin sonuncusuyuz ve Kıyamet gününde en hayırlı olan milletiz." (Nakleden Müsnedinde İbn-i Rahuya, Musannafmda İbn-i Ebî Şeybe, aktarıldığı kaynak el-Hasa'isü'l-Kübrâ, c. II, s. 209).
Hadis No. 128
Ebu Nu'aym, Halid b. Velid'in rivayet ettiği uzunca bir hadisi nakletmİştir. Bizans'ın Suriye'deki valisi Mahan, Halid b. Velid'e şöyle sorar: "Sizin Rasûlünüz size kendisinden sonra başka bir peygamber geleceğini haber verdi mi?" Halid b. Velid cevaplar: "Hayır, bilakis kendisinden sonra peygamber gelmeyeceğini söylüyor. Meryem oğlu İsa'nın kendisinin müjdesini önceden halkına verdiğini de söylüyor." Bizanslı şöyle der: "Bunun bir şahidi de benim!" (bkz. Hasa'is, c. II, s. 484).
Hadis No. 129
Uzun bir hadiste Rasûlullah @'in şöyle buyurduğu Hz. Enes tarafından bizzat Rasûlullah'tan rivayet edilmiştir: "Beni bütün mahlukata rahmet ve bütün insanlığa rasûl olarak gönderen Rabbime hamd-ü sena olsun ki... benim ümmetimi ümmetlerin sonuncusu yaptı. Böyleyken onlar bütün ümmetlerin önderidirler. Allah Teâlâ: Senin Ümmetini ümmetlerin sonuncusu yaptım ve onları* diğer ümmetlere önder kıldım... yaratılma sırası bakımından seni nebilerin ilki yaptım ve diriliş bakımından nebilerin sonuncusu kıldım... ve seni fâtih ve hatim yaptım." (Nakleden Ebû Nu'aym -aktarıldığı kaynak el-Hasa'isü'l-Kübrâ, c. II, s. 197).
Hadis No. 130
İbn-i Ömer, Rasûlullah @'in Ali'ye şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: "Sen bana bağlılığın Harun'un Musa'ya bağlılığı gibi olmasından memnun değil misin, şu kadar ki benden sonra nübüvvet ve miras yoktur." (Nakleden Taberanî, aktarıldığı kaynak Hasa'is, c. II, s. 249).
Hadis No. 131
Ebu Nu'aym'ın naklettiği bir hadiste Yunus b. Meysere b. Halbis, Rasûlullah @'İn şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: "Bir melek yanıma geldi, elinde altın bir leğen vardı. Benim göğsümü açtı ve yıkadı. Sonra üzerine bir toz ekti. Sonra (melek) Sen Allah'ın Rasûlü Muhammed'sin, mukaffa ve haşirsin (kıyamete kadar kendisinden sonra peygamber gelmeyecek olan) dedi." (Hasa'is, c. II, s. 125).
Hadis No. 132
Dârimî ve İbn-İ Asâkir, İbn-i Ganem'den şu hadisi rivayet etmişlerdir: "Cebrail semadan İnerek Rasûlullah'a geldi ve onun göğsünü açtı. Sonra Cebrail şöyle dedi: (Seni) koruyan ve muhafaza eden bir kalp, (Allah'ın öğütlerini dinlemek için) iki kulak-ve basiretli iki göz verildi. Bu Muhammed er-Rasûlullah, mukaffa* haşirdir." (Hasa'is, c. I, s. 65).
Hadis No. 133
Numan b. Beşir'den şöyle bir hadis rivayet edilmiştir: Ensarın reislerinden Zeyd b. Harise öğle ile ikindi arası bir vakitte Medine sokaklarında yürüyorken, birden düştü ve öldü. Bunu haber alan ensar, oraya koştu ve onu evine taşıdı. Onu iki Örtüye sarmışlardı. Evde ensardan kadınlar vardı. Kadınlar (ölüye) ağlıyorlardı. Ensardan bazı adamlar da orada idi. Akşam ve yatsı arasında ansitu, ansitu (dikkatle dinleyin) diye bir ses işitin-ceye kadar bu hal böylece devarn etti. Sesin nereden geldiğini araştırınca, örtülerin altından geldiğini farkettiler. Mevta dili ile "Muhammed Allah'ın Rasûlüdür; ümmî nebî, nebilerin sonuncusudur. Ondan sonra peygamber gelmeyecektir. Bu sözler kadim kitaplarda da vardır (Tevrat/İncil), bu bir hakikattir, bu bir hakikattir!"
Hadis No. 134
Ebu Ya'la sağlam bir isnadla Abdullah b. Zü-beyr'den şu hadisi nakletmiştir: Rasûlullah şöyle buyurdu: "Otuz deccal zuhur edinceye kadar, ki bunların arasında Müseyleme, Ansi ve Muhtar da vardır, (kıyamet) saati gelmeyecektir." (Fethu'l-Bâri, 14. bölüm, s. 343).
Hadis No. 135
Ibn-i Ömer'in rivayet ettiği uzun bir hadisin başlangıcında Ebu Bekr'in insanlara şöyle hİ-tap ettiği bildirilmiştir: "Bakınız, Allah Teâlâ onları Muhammed @ vasıtasıyla bir araya topladı; onları tek bir vücut halinde sabit ve vasat bir ümmet kıldı." {Kenzu'l-Ümmâl, c. III, s. 142).
Bu ümmet sabit ve kalıcı olacaktır, yani Kıyamet gününe kadar başka bir peygamber gelmeyecektir.
Hadis No. 136
Beyhâkî, Delâilü'n-Nübüvve' sinde Hz. Enes'in rivayet ettiği Isra (mîraç) ile ilgili bir hadisi nakletmiştir: Rasûlullah (göğe) yükseldiğinde kendisini: "Selâmım aleyküm ey (yaratılmışlardan) ilki ve selâmünaleyküm ey (nebilerden) sonuncu (âhir) ve selâmünaleyküm ey haşir (kendisi ile hesap günü başlayacak olan)" diye selâmlayan bir grup insan gördü. (Zürkânî, Şerhü'l-Mevahib, c. VI, s. 40). Bu hadisin sonunda şöyle rivayet edilmiştir: Cebrail (Rasûlullah'a) bilgi verdi: Seni selamlayanlar İbrahim, Musa ve İsa idi.
Âhir ve hâşİr kelimeleri de hâtmü'n-nübüvvet inancının doğruluğuna şehadet etmektedirler.
Hadis No. 137
İbn-i Abbas, Rasûlullah @'in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: "Ebu Bekr ve Ömer'in bana olan bağlılığı Harun'un Musa'ya olan bağlılığı gibidir.'1 (İbn-İ Kayyım el-Cevziyye).
Bu hadiste Ebu Bekr ve Ömer'e peygamber olmadıkları halde Harun'un mevkiî verilmiştir. Bu da bu ümmetten (Rasûlullah'tan sonra) başka bir peygamber çıkmayacağını göstermektedir. Eğer böyle bir şey mümkün olsaydı ilk olarak Harun'un mevkiine yükseltilmiş bu iki sahabe peygamber yapılırdı.
Hadis No. 138
Hadis Külliyatında Hatmü'n-nübüvvet Fikrî Ebu Hureyre, Rasûlullah @'in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: "Ebu Bekr ve Ömer sema ve arz sâkinlerinin en hayırlı s ıdırlar ve (kıyamet gününe kadar varolacak mahlukatm da) en hayırlısıdırlar." (Nakleden Deylemî; bkz. Kenz, c. VI, s. 143).
Bu hadis bizim güttüğümüz gayeyi açıkça desteklemektedir. Bu iki yüce sahabe kıyamet kopana kadar yeryüzüne gelecek olanların en hayırlısı olarak tanımlanmışlardır. Bunun tabiî sonucu olarak, kıyamete kadar yeni bir peygamber zuhur etmeyeceğini söyleyebiliriz. Çünkü nebi olmayan kimselerin nebilerden daha hayırlı olmaları mümkün değildir. Aynı mesele ile ilgili iki hadisi daha önce de ele almıştık.
Hadis No. 139
Ebû Ümâme, Rasûlullah @'in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: "(Rüyamda) önüme bir terazi getirildi; terazinin bir kefesinde ben vardım. Daha sonra ümmetimin tamamı çağrıldı ve terazinin diğer kefesine kondu. Ben ümmetimin tamamından daha ağır bastım. Ben bu kefeden indirildim ve Ebu Bekr çıkarıldı; o da ümmetimden daha ağır bastı. Daha sonra Ebu Bekr kefeden indirildi ve Ömer b. Hattab çıkarıldı. O da ümmetimden daha ağır bastı. Daha sonra bu terazi semaya kaldırıldı ve ben onun gittiğini gördüm." (Ebû Nu'aym Fadaüü's-Sahabe'de nakletmiştir; Kenz, c. VI, s. 143).
Hadis No. 140
Muaz b. Cebel, içinde az bir değişiklik bulunan benzer bir hadisi rivayet etmiştir. Taberanî bu hadisi Mu'cem-i Kebîr'de nakletmiştir. Kenzu'l-Ummâl, c. VI, s. 143'te de bu hadis dercedilmiştİr.
Hadis No. 141
İbn-i Mesud, Rasûlullah @'in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: "De ki, ey Allah'ım rahmetin ve bereketin nebilerin önderi, müt-takilerin rehberi ve nebîlerin sonuncusunun üzerine olsun." (Nakleden Deylemî, Hafız İbn-i Hacer Askalânî bu hadis mevkufun [yani sened İbn-i Mesud'da kalmıştır] demiştir. Kenz, eh s. 125).
Hadis No. 142
Dahhak b. Nevfel bir rüya ile ilgili olan uzunca bir hadisin bir bölümünde Rasûlullah @'in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir; "...benim sürdüğümü gördüğün dişi deveye gelince, o gelmesi kaçınılmaz olan kıyamet saatidir. (Bundan dolayı) benden sonra peygamber ve benim ümmetimden sonra ümmet olmayacaktır." (Nakleden Taberanî, Mu'cem-i Kebîr ve Beyhâkî; bkz. Kenz, c. VIII, s. 35).
Hadis No. 143
Hz. Ali, Peygamberimize salâvat getirmeyi tarif ederken: "Nebilerin sonuncusu ve rasûllerin önderi" denilmesi gereğini beyan buyurmuştur. (Nakleden, Kadı İyâz, eş-Şifâ).
Hâtmü'n-nübüvvet Fikrine Şehadet Eden Diğer Hadisler
Hadis No. 144
Hz. Ali'nin rivayet ettiği merfu (hassaten Rasûlullah'a İzafe edilen) bir hadiste Rasûlullah @ şöyle buyurmuştur: "Andolsun ki pek yakında fitne vuku bulacak!" "Bundan kurtulmanın yolu nedir?" diye sorulduğunda Resul-ü Ekrem şöyle buyurmuştur: "Kitabul-lah (sizinledir). Önceki milletlerin kıssaları ve gelecek olan nesiller hakkında hükümler orada mevcuttur. Bunlar sizin aranızdaki anlaşmazlıklar ile İlgili olan hükümlerdir. Bu kitap nihai hükmü verir. O bir oyuncak değildir. Kim haddi tecavüz ederek onu arkasına atarsa Allah onu kahreder. Kur'ân'dan başka bir şeyden hidayet isteyeni Allah dalâlete sokar." (Nakleden Ahmed ve Tirmizî; Kenz, c. I, s. 45).
Hadis No. 145
Benzer bir hadis, sözlerinde çok az bir değişiklik olmak kaydıyla Zeyd b. Erkâm'dan da rivayet edilmiştir: "Kur'ân'a sarılan ve bunda devamlı olan kimse sırat-ı müstakim üzere olUr; bunu ihmal eden kimse ise dalâlete düşer." (Nakleden Müsned-i Ahmed ve Abdullah b. Humeyd; el-Kenz, c. I, s. 145).
Hadis No. 146
Zeyd b. Erkam'dan rivayet edilen merfu bir hadiste Rasûlullah @ şöyle buyurmuştur: "Size habîullah (Allah'ın ipi) olan Kitabul-lah'ı bırakıyorum. Her kim ona uyarsa sırat-ı müstakim Üzere olur; her kim de onu terke-derse dalâlete düşer." (Nakledenler İbn-i Ebî Şeybe ve İbn-i Hibbân Sahih 'inden Kenz, c. I, s. 147).
Bu hadisler Kur'ân'dan sonra başka bir ilâhi kitabın veya yeni bir şeriatın vahyedilmeye-ceğini ispatlamaktadır. Kur'ân'ın bîr kelimesinin bile hükmü ortadan kalkacak değildir. Bunlar teşriî nübüvvetin devam etmediğinin delilleridir.
Hadis No. 147
Enes, Rasûlullah @'İn şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: "Ey insanlar! Allah Kitabını Rasûlünün dilinden inzal etti; ve ona bütün helâlleri ve haramları bildirdi. Allah'ın Rasûlünün lisanı vasıtasıyla Kitabında meşru (helâl) kıldığı şeyler kıyamet gününe kadar helâl kalacaktır ve Allah Rasûlünün lisanı vasıtasıyla Kİtab'ında neyin haram olduğunu bildirdiyse o da ebediyen haram kalacaktır." (Nakleden el-Emanet adlı eserinden Ebu Nasr es-Sancarî; bkz. Kenz, c. I, s. 50).
Hadis No. 148
Câbir b. Sernûre, Rasûlullah'ın şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: "Bu din hükmünü sürdürecektir ve kıyamet günü gelinceye dek daima bir grup müslüman onu savunmak İçin cihada devam edecektir." (Nakleden Müslim-Kenz, c. VI, s. 23).
Hadis No. 149
Mugîre tarafından rivayet edilen benzer bir hadis Buharı ve Müslim tarafından nakledilmiştir (Bkz. Kenz, c. VI, s. 231).
Hadis No. 150
Benzer bir hadisi Ebu Hureyre rivayet etmiş, bu hadis İbn-i Mâce tarafından nakledilmiştir (Bkz. Kenz, c. VI, s. 231).
Hadis No. 151
Hz.Ömer, benzer bir hadisi rivayet etmiştir; bu hadis Hâkim tarafından Müstedrek'inde nakledilmiştir (Kenz, c. VI, s. 231).
Hadis No. 152
Benzer bir hadisi Muaviye rivayet etmiştir. Nakleden Ahmed b. Hanbel, Buharı ve Müslim (JKenz, c. VI, s. 232).
Hadis No. 153
Benzer bir hadis Sevban tarafından jivayet edilmiştir. Müslim, Tirmizî ve İbn-i Mâce tarafından nakledilmiştir. {Kenz, c. VI, s. 232).
Hadis No. 154
Benzer bir hadisi Ukbe b. Amr da sözlerindeki çok az bir değişiklikle rivayet etmiştir: "Saat gelene kadar onlar İslâm'a yapışacaklardır." (Nakleden Müslim, -Kenz, c. VI, s. 232).
Hadis No. 155
İmrân b. Husayn, kelimelerde çok az bir değişiklikle benzer bir hadisi rivayet etmiştir: "Nihayet onların sonuncusu deccal'le savaşacaktır." (Müsned-i Ahmed; Ebu Davud ve Hâkim, Müstedrek; bkz. Kenz, c. VI, s, 232).
Hadis No. 156
Kurre b. îyas Müzenî, benzer bir hadisi rivayet etmiştir. İbn-i Hibbân Sahih'inde, Ahmed Müsnedinde ve Tirmizî nakletmiştir (Kenz, c, VI, s. 232).
Hadis No. 157
Seleme b. Nufeyl benzer bir hadisi rivayet etmiştir. Taberanî'nin Mu'cem-i Kebîr'inde ve İbn-i Sa'd tarafından nakledilmiştir (bkz, Kenz, c. VI, s. 235.
Hadis No. 158
Benzer bir hadis Enes tarafından rivayet edilmiştir. İbn Hibbân'm Sahih'inde nakledilmiştir. (Kenz, c. VI, s. 235).
Hadis No. 159
Benzer bîr hadis Zeyd b. Erkam tarafından rivayet edilmiş Abd b. Humeyd tarafından nakledilmiştir.
Hadis No. 160
Sa'd b. Ebî Vakkâs benzer bir hadisi rivayet etmiştir. Nakledenler: Ebu Nasr es-Sencarî, el-lbâne ve Haravî, Dammii'l-Kelam, (Bkz. Kenz, c. VI, s. 235).
Yukarıda sıralanan bütün hadisler Muham-med ümmetinin kıyamet gününe kadar devam edeceğini yalın bir ifadeyle beyan etmektedir. Bu hadisler de Rasûlullah'tan sonra peygamber olmayacağının açık delilidirler. Aksı halde sonraki insanlar kendi peygamberlerinin ümmeti olarak adlandırılırlardı. Çünkü önceki milletler kendi peygamberlerine nisbetle isimlendirilirdi. Bizim peygamberimize inananlar da Rasûl-ü Ekrem'in ümmeti olarak isimlendirilir; önceki peygamberlerden birinin ümmeti değildirler.
Hadis No. 161
İbn-i Abbas, Rasûl-ü Ekrem'in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: "Bana daha önceki peygamberlere bahşedilmeyen beş şey verildi; ama ben bununla övünmem -kızıl, kahverengi ve siyahı (dahil) bütün insanlığa gönderildim." (Nakleden Ahmed, Müsned ve Hakim, Tirmizî -bkz. Kenz, c. VI, s. 109).
Hadis No. 162
Hz. Ali, Rasûlullah @'in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: "Bana benden önceki peygamberlerden hiçbirine bahşedilmeyen beş şey verildi. Ben beyazlara, siyahlara ve kızıllara gönderildim..." (Nakleden, Emsal'de As-kari -bkz. Kenz, c. VI, s. 109).
Hadis No. 163
Benzer bir hadisi Ebu Zerr rivayet etmiştir (Nakledenler Ahmed Müsned'mde, Hakim Müstedrek'te, ve Dârimî -bkz. Kenz, c. VI, s. 109).
Hadis No. 164:
Benzer bir hadisi Abdullah b. Ömer rivayet etmiş olup Hâkim (Tirmizî) ve Taberanî Mu'cemü'l-Kebîr'd& nakletmiştir (Kenz, c. VI, s. 109).
Hadis No. 165
Benzer bir hadisi Ebû Mûsâ el-Eş'arî rivayet etmiş olup Müsned-i Ahmed'de ve Mu'ce-mü'l-Kebîr'de nakledilmiştir (Kenz, c. VI, s. 109).
Hadis No. 166
Amr b. Şu'ayb babasından, o da kendi babasından işittiğine göre Rasûlullah @ şöyle buyurmuştur: "Bana daha önceki peygamberlerin hiçbirine bahşedilmeyen beş şey verildi. Bunlardan birincisi benim bütün insanlara gönderilmiş olmamdır; çünkü, benden önceki bütün peygamberler yalnızca kendi kavimlerine gönderilmişlerdir." (Nakledenler: Ahmed, Müsned'de ve Hâkim (Tirmizî) -bkz. Kenz, c. VI, s. 110).
Hadis No. 167
Benzer bir hadis Ebû Ümâme tarafından rivayet edilmiş ve Taberanî tarafından Mu'ce-mü'l-Kebîr'de nakledilmiştir. Tirmizî bu hadisin yalnızca bir kısmını nakletmiş ve sahih ve hasen olduğunu söylemiştir. (Kenz, c. II, s. 110).
Hads No. 168
Hâlid b. Ma'dan, Rasûlullah @'in: "Ben, bütün insanlığa gönderildim" buyurduğunu rivayet etmiştir.
Bu hadisler Resul-i Ekrem'in bütün dünyaya ve kıyamet gününe kadar yeryüzüne gelecek olan bütün insanlara gönderildiğini ispatlar. Resul-i Ekrem zamanında günümüze kadar yaşayan insanlar bu ümmetin mensubudurlar. Bu nübüvvet evrenseldir -bütün milletlere, ırklara, nesillere ait olma bakımından evrenseldir ve zaman ve devir bakımından evrenseldir. Bu noktayı daha önce üzerinde durduğumuz Hasan'ın rivayet ettiği ve RasûluUah @'in "Ben (Allah'ın) yaşadığım günlerde yaşayanlara ve benden sonra doğacak olanlara gönderdiği Rasûlüyüm!" buyurduğu hadiste ve yukarıda zikredilen hadislerde açıklanmıştı.
Hz. Muhammed @'in nübüvveti kıyamet gününe kadar yeryüzüne gelecek olan bütün insanların muhatap olduğu evrensel bir nübüvvettir. Bunun için Rasûlullah'm nübüvveti kıyamet gününe kadar geçerliliğini sürdürecektir. Bu gerçek delillerle ispatlanmışken, halâ Rasûlullah'tan sonra peygamber geleceğini iddia etmek Nebiyyİ Ekrem'in azametini al-çaltmaktır. Aşağıdaki hadisler bu gerçeği açığa çıkaracaktır.
Hadis No. 169
Ebu Ümame, RasûluUah @'in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: "Andolsun ki, Yüce Allah beni insanlara rahmet ve hidayet kaynağı olarak göndermiştir!" (Müsned-i Ahmed ve Taberanî, Mu'cemü'l-Kebîr).
Hadis No. 170
Misver b. Mahreme Rasûlullah'm şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: "Andolsun ki, Allah beni bütün insanlara rahmet olarak göndermiştir." (Taberanî, Mu'cemü'l-Kebîr; bkz. Kenz, c. VI, s. 111).
Hadis No. 171
Hasan b. Süfyân, İbn-i Mende, Ebû Nu'aym ve Ibnu'n-Neccâr, Hz. Enes'ten rivayetle benzer bir hadis nakletmişlerdir. (Hasa'isüU Kübrâ, c. I, s. 16).
Hadis No. 172
Urve b. Ru'aym merfu bir hadiste RasûluUah @'den şöyle rivayet etmiştir: "Ümmetimin en iyileri onların ilkleri ve sonuncularıdır. Onların ilkleri arasında Rasûlullah'm ashabı vardır ve sonuncusu Meryem oğlu İsa'dır. Bunların ikisi arasında dalâlet üzere olan bir grup vardır. Onlar sizden değildir ve siz de onlar arasında değilsiniz." (Ebû Nu'aym Hilye's'mde mürsel hadis olarak nakletmiştir; Kenz, c. II, s. 132).
Hadis No. 173
Zümel b. Amr el-Ezherî'nin rivayet ettiği uzun bir hadis'te (Rasûlullah'm şöyle buyurduğu nakledilmiştir): "Ey Arabistan halkı, ben Allah'ın bütün insanlara gönderdiği Rasûlüyüm..." (En nihayet sonra dedi...) "Benim çağrımı kabul edenlere mükâfat olarak Cennet vardır. Fakat beni reddedenler için durak yeri olarak Cehennem ateşi vardır." (Kenz).
Hadis No. 174
İbn-i Abbas, RasûluUah @Tin şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: "Allah bana dört vezir ile yardım etti-ikisi sema ehlindendir, adları Cebrail ve Mikâildir; ikisi de yeryüzü ehlidir, adlan Ebu Bekir ve Ömer'dir." (Nakleden: Taberanî ve Bezzâr).
Bu hadislerde kıyamet gününe kadar dünyadaki bütün insanların Rasûlullah'ın ümmeti olduğunu ispatlamıştır. Hz. İsa nübüvvet makamında kalmış olmakla birlikte yalnızca Beni İsrail'in peygamberi olduğu için, ümmet-i Muhammed @'e peygamber olamayacaktır.
Hadis No. 175
Ebu'd-Derdâ, Rasûlullah'ın şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: "Arş'a yaptığım gece yolculuğunda bir nurla üzerine Allah'tan başka ibadete layık olan yoktur ve Muhammed Allah'ın Rasûlüdür. Ebu Bekr'ii S iddik, diye yazılmış yeşil bir inci gördüm." (Nakleden İbn-i Hibbân, Kiîâbu'z-Zu'afa ve Darekutnı, Ef-rad- bkz. Kem, c. VI, s. 138).
Hadis No. 176
Hz. Ali'den de benzer bir hadis şu ilave ile nakledilmiştir. "Ömer-ül Faruk, Osman Zin-nureyn." (Nakleden İbn-i Asâkir, bkz. Hasa'is).
Bu hadisler Rasûlullah'tan sonra bu ümmetin en iyisinin Sıddıkü'l-Ekber olduğunu ispatlamaktadır. O bile peygamberlik makamına yükselemediğine göre bu rütbeye kim yükselebilir?
Bir hikâye: İbn-i Asâkir Tarihinde ilginç bir hikâyeyi nakleder ve İbnu'n-Neccâr da kendi Tarihinde bunu Ebu Hasan Ali b. Abdullah Haşimî er-Rakkî'den rivayetle nakletmiştir: "Hindistan'a gitmiştim, orada pek çok şehir ve kasaba dolaştım. Bir köye gittiğimde üzerinde siyah bir gül açmış bulunan bir gül ağacı gördüm. Çok güzel bir kokusu ve parlak koyu bir rengi vardı. Taç yaprağında parlak bir yazıyla şöyle yazılmıştı: 'Allah'tan başka tapılacak olan yoktur, Muhammed Allah'ın Rasûlüdür, Ebu Bekr-i Sıddik, Ömer-ül Faruk.' Bunu gördüğümde hayretler içinde kaldım. Bunun, birilerinin üzerine bu yazıyı nakşettiği sûnİ bir çiçek olduğunu zannettim. Fakat henüz çiçek açmamış olan bir diğer fidanı açtığımda onun da taç yaprakları üzerinde aynı şeyin yazılı olduğunu gördüm. Sonradan, üstelik bu köy halkının puta tapar oldukları ve Allah mefhumundan habersiz oldukla-
rını da öğrendim." (Süyûtî, Hasa'isü'l-Küb-ra,c. I, s. 8).
Hadis No. 178
Câbir, Rasûlullah @'in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: "Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız müddetçe asla dalâlete düşmezsiniz. Allah'ın Kitabı ve Ehl-i Beyt'im." (Nakleden: Neseî ve Tirmizî -Kem, c. I, s. 44).
Bu hadiste Rasûlullah @ insanlığın kurtuluşunun Kur'ân'da zikredilen kurallara ve Ehli Beyt'e uymalarına bağlı olduğunu vurgulayarak kendisinden sonra başka bir peygamber daha gelmeyeceğini açıkça göstermiş olmaktadır. Yoksa bıraktığı şeyler arasında gelecek olan yeni bir peygamberden de bahsederdi.
Bu mahiyette pek çok hadis vardır. Bunlardan birkaçı aşağıda verilmiştir:
Hadis No. 179
Zeyd b. Sabit de buna benzer şöyle bir hadis rivayet etmiştir: "Size ardımdan iki yardımcı bırakıyorum: Allah Teâlâ'nın Kitab'ı ki, hükmü göklerle yer arasını kaplar ve benim Ehl-i Beyt'im. Bu ikisi Kevser'de, benimle buluşun-caya kadar birbirlerinden ayrılmayacaklardır." (Müsned-i Ahmed ve Mu'cem-i Kebîr'den nakille Kenz, c. I, s. 144).
Hadis No. 180
Benzer bir hadis Zeyd b. Erkam tarafından rivayet edilmiş ve Tirmizî tarafından nakledilmiştir, (Kem).
Hadis No. 181
Ebu Hureyre'nin rivayet ettiği benzeri bir hadisi Hâkim {Müstedrek) ve Ebu Bekr eş-Şafiî nakletmişlerdir. (Kem).
Hadis No. 182
Irbâz b. Sâriye, Rasûlullah @'in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: "Ben size Allah'tan korkmanızı ve başınızda bulunan Habeşli bir köle bile olsa ona itaati tavsiye ediyorum. Çünkü, benden sonra pek çok ihtilâf ve bölünmeler bulacaksınız. Bundan dolayı benim ve râşid halifelerimin sünnetine bağlı kalmanız şarttır. Benim sünnetime sıkı sıkıya sarıl-pıalı ve bid'arterden kaçınmalısınız. Çünkü, her yeni şey bir bid'at'tir ve her bidat bir hata kaynağıdır." (Nakledenler: Ahmed Müs-nedinfe, Hakim Müstedreklnde, Ebu Da-vud, Tirmizî, İbn-i Mace -Kem, c. IV, s. 144).
Hadis No. 183
İbn-i Abbas, Rasûlullah'ın şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: "Size sıkıca sarıldığınız taktirde asla dalâlete düşmeyeceğiniz bir şey bırakıyorum: Kitabullah ve Sünnetim!" Nakleden Hâkim, Müsîedrek. (Kem, c. IV, s. 147).
Hadis No. 184
Benzer bir hadisi Ebu Said rivayet etmiş ve Baverdî, İbn-i Ebî Şeybe, Ahmed, İbn-i Sa'd ve Ebu Ya'la nakletmiştir. (Kem, c. IV, s. 147).
Hadis No. 185
Benzer bir hadisi Zeyd b. Sabit rivayet etmiştir. (Müsned-i Ahmed, Mu'cem-İ Kebîr ve Sünen-i Sa'îd b. Mansûr'dan nakille Kenz, c. IV, s. 147).
Hadis No. 186:
Benzer bir hadis Câbir'den rivayet ediimiş olup hadisi İbn-i Ebî Şeybe ve Hatib naklet-mişlerdir. (Kenz, c. I, s. 148).
Hadis No. 187:
Benzer bir hadis Muaz tarafından rivayet edilmiştir. (Nakleden Deylemî. Kenz, c. I, s. 148).
Bütün bu hadislerde, Rasûlullah'ın ümmetine uymaları gerekli olan şeyleri tavsiye ederken, gelecekte zuhur edecek olan bir peygamberle ilgili bir İmada bulunmadığı aşikârdır.
Hadis No. 188:
Sa d, Rasûlullah'ın şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: "Ben Allah'a kulluk etmekten hoşnudum, Muhammed olarak onun Rasûlü olmaktan hoşnudum, din olarak İslâm'dan hoşnudum!" (İbn-i Saniy Ameî-i yevm ve'l-fe/dh kbında nakletmiştir.)
Hadis No. 189
Sa'îd b. Keysân, Suriyeli yaşlı bir âlimin (bizzat Rasûlullah'tan) şöyle işittiğim rivayet etmiştir: "Sizi Allah'tan korkmaya, sünnetime ve râşid halifelerin işlerine sıkı sıkıya bağlı kalmaya çağırıyorum ve başmızdaki Habeşli bir köle olsa bile onu dinleyin ve ona itaat edin!" (Begavî nakletmiştir -Kenz, c. I, s. 54).
Hadis No. 190
Hz. Ebu Bekr, Rasûlullah'ın şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: "Yeryüzünde her kim Allah'ın bir idarecisine karşı gelir ve onu küçük düşürürse, Allah da onu küçük düşürecektir. Her kim de bir idareciye hürmet gösterirse, Allah ona merhametli davranacaktır." (Taberanî -Kenz, c. I, s. 55).
Hadis No. 191
Benzer bir hadisi Hz. İbn-i Abbas rivayet etmiştir. (Nakleden Sencarî)
Hadis No. 192
Benzer bir hadis Huzeyfe tarafından rivayet edilmiştir. (Deylemî nakletmiştir -Kenz, c. I, s. 55).
Hadis No. 193
Ma'kıl b. Yesâr, Rasûlullah'ın şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: "Kur'ân'm emirlerine uygun hareket edin. Helâl dediğini helâl bilin, haram dediğini haram bilin, ve buna göre amelde bulunun. Kur'ân'da bulunan hiçbir şeyi hor görmeyin ve inkâr etmeyin. Size göre müteşabıh olan bir şey gördüğünüzde Allah'a ve âlimlere başvurun (Bu hadis bize kesinliğin olmadığı durumlarda âlimlere başvurmamızı emretmekte ve bu tarz bir taklit bizzat Rasûlulfah @'in buyruğu olmaktadır. Bazı cahil kimselerin düşündüğü gibi şirk olarak kabul edilmemelidir) ki, benden sonra size (doğru yorumları) bildirsinler. Tevrat'a., İncil'e, ve Zebur'a, ve önceki peygamberlere Rabb'Ierinden indirilenlere de inanın." (Nakleden Taberanî Mu'cem-i Kebîr ve Hakim -Müstedrek -Kem, c. I, s. 49).
Hadis No. 194
Ebu Hureyre, Rasûlullah @'in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: "Andolsun ki, Allah Tealâ bu ümmete her asrın sonunda dînlerini aslî şekline döndürecek müceddidler gönderecektir." (Nakledenler Ebu Davudi, Hakim, BeyhakiMari/e'sinde-Kenz, c. I, s. 338).
Hadis No. 195
Temîm ed-Dârî Rasûlullah'ın şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: "Din ihlastır!" Biz Rasûlullah'a "kime karşı?" diye sorduk. "Allah'a, Kitabına, Rasûlune, Müslümanların idarecilerine ve bütün insanlara karşı ihlastır!" buyurdu. (Müslim).
Hadis No. 196
Huzeyfe, Rasûlullah'ın şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: "Benden sonra iki adamı takip edin: Ebu Bekr ve Ömer." (Müsned-i Ahmed, Tirmizt, İbn-i Mâce -Kem, c. VI, s. 142).
Hadis No. 197
Ebu Hureyre, Rasûluliah'tan şöyle rivayet etmiştir: "Kıyamet gününde Ebu Bekr'i, Ömer'i, Osman'ı ve Ali'yi sevenler hariç bütün ümmetler mahşere susamış olarak geleceklerdir!" (Râfi'î -Kem, c. VI, s. 161).
Hadis No. 198
îbn-i Mesud, Rasûlullah @'den şöyle rivayette bulunmuştur: "Ashabımdan iki kişiyi izleyiniz: Ebu Bekr ve Ömer-Ammar (b. Yâsir)in yolunu izleyin ve İbn-i Mesud'un ahdine sâdık kalın!" (Tirmizî -Kem, c. VI, s. 142).
Hadis No. 199
Benzer bir hadisi Huzeyfe, rivayet etmiştir. (Nakleden: Rûyânî -Kem, c. VI, s. 142).
Hadis No. 200
Benzer bir hadîsi Hz. Enes rivayet etmiştir. {Kem, c. VI, s. 142).
Hadis No. 201
Taberanî'nin naklettiği benzer bir hadis Hz. Câbir, tarafından rivayet edilmiştir. {Mu'ce-mü'l-Evsat) -bkz. Kem, c. VI, s. 142.
Hadis No. 202
Benzer bir hadisi Ebû Said rivayet etmiştir. {Kem, c. VI, s. 142).
Hadis No. 203
Benzer bir hadisi Ebu'd-Derdâ rivayet etmiştir. {Kem, c. VI, s. 142).
Hadis No. 204
Câbir, Rasûiullah @'in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: "Her peygamberin bir havarisi vardır. Benim havarim de Zübeyr'dir." (Buharî, Müslim, Tİrmizî -bkz. Taberî, er-Riyâzu'n-Nadra, c. II, s. 204).
Hadis No. 205
Enes b. Mâlik, Rasûlullah @'in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: "Her ümmetin bîr emtn'i vardır. Bu ümmetin emini Ebu Ubey-de b. Cerrah'tır." (Buharî ve Müslim; Riyâzu'n-Nadra, c. II, s. 308).
Hadis No. 206
tbn-i Abbas, Rasûlullah'ın şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: "Her şeyin bir zirvesi vardır. Bu ümmetin zirvesi amcam Abbas'tır. Herşeyin bir dalı vardır. Bu ümmetin dallan Hasan ve Hüseyin'dir." {Kem, c. VI, s. 163).
Hadis No. 207
İbn-i Ömer, Rasûlullah @'in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: "Bu Ümmetin en hayırlısı Abdullah b. Abbas'tır." (Nakleden Hâttabî -bkz. Kem, c. VI, s. 163).
Hadis No. 208
Câbir, Rasûlullah @'in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: "Ümmetimin haram ve helâl konusundaki en bilgilisi Muaz b. Cebel'dir." (Kenz, c, 6, s. 163).
Hadis No. 209
Hz. Ali, Rasûlullah @'in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: "Abdal Suriye'den çıkacak ve sayılan 40 olacaktır. Onlardan biri Öldüğünde, Allah yerine yenisini getirir ve insanlara bu kimse ile birlikte bol yağmur ve düşmana karşı yardım verilir." (Müsned-i Ah-med; Mişkat, s. 575).
Hadis No. 210
İbn-i Ömer, Rasûlullah @'in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: "Size Yemen'den bir adam gelecek. Adı Üveys'dir"... (sonunda şunu söyledi): "Sizden her kim onunla karşılaşırsa ondan affedilmesi için dua istesin (çünkü Üveys'in duaları kabul edilecektir)." {Mişkat, s. 573).
Yukarıda Zikredilen Hadislerde Hâtmü'n-nübüvvet't Deliller
Hz. Muhammed @'in kalbinde ümmeti için beslediği sevgi ve merhamet ne kadar anlatılsa da tam olarak ifade edilemez. Hz. Muhammed @'e daha önceki bütün peygamberlerin ve meleklerin hiçbirine verilmediği kadar çok geçmiş ve gelecekle ilgili ilimlerin bahşedilmiş olduğu da bilinen bir gerçektir.
Ümmeti için hiç kimsenin bir yere sapıp, sendelemeyeceği düz ve açık bir yol bıraktığına da inanmalıyız. Ümmetini yollarına çıkabilecek bütün engeller konusunda bilgilendirdiği gibi doğru yolun işaretlerinden de haberdar etmiştir.
Bundan dolayı hadislerle ilgili geniş hazinelere baktığımızda, Hz. Muhammed @'in ümmetinin sırat-ı müslakîm'de kalmasını sağlamak için her türlü gayreti göstermiş olduğunu görürüz. Rasûlullah ümmetine kendisinden sonra önderlik edecek kişilerin isimlerini ve onların önde gelen özelliklerini de bildirmiş ve ümmetini bu önderlerin emirlerini yerine getirmeye ve onlara tam olarak itaat etmeye davet etmiştir. Bu görüşü destekleyen bazı hadisler yukarıda zikredilmiştir.
Hz. Peygamber @'in ümmetine olan bu şefkatinin idrakinde olan bir kimse hangi çeşit olursa olsun -zilli veya bürûzî- yeni bir peygamberin bu ümmete önderlik edemeyeceğine kesin şekilde inanır. Eğer bu böyle olmasaydı ümmetine gelecekteki olayları ayrıntısı ile haber veren Rasûlullah @ ümmetine yeni bir peygamber geleceğini de mutlaka haber verirdi ve kurtuluş için onu kabul etmeleri ve ona uymalarını emrederdi. Çünkü bir ümmete bir nebî geldiğinde bunların o nebiyi kabul etmeleri ve ona uymaları da farz olmaktadır; aksi taktirde bütün İyi amelleri neticesiz kalır ve boşa gitmiş olur.
Hz. Muhammed @'in ümmetine sürekli, râşid halifelere itaat etmeyi ve idarecilere Habeşî köle olsalar bile uymayı, ihtilâf ve çatışma durumunda âlimlere müracaat ederek onların tavsiyelerine uymayı emretmiş olması ve bunu sürekli vurgulaması çok Önemli bir husustur. Abdullah b. Mesud ve Ammar b. Yâsir'e uymayı da tavsiye buyurmuştur. Ashabından Zübeyr, Ebu Ubeyde b. Cerrah, Muaz b. Cebel ve Abdullah b. Abbas gibi isimlere hürmet etmelerini buyurmuş; Üveys el-Kara-nî'nin zuhur edeceğini ve bu kimsenin de hürmete lâyık biri olarak kabul edilmesini ve kendisinden dua istemesini haber vermiştir. Hz. Muhammed @, ümmetini her yüzyılda bir gelecek müceddidler konusunda da bilgi sahibi kılmıştır. Suriye'den gelecek olan abdallardan ve onların dualarının kabul göreceğinden bahsetmeyi de ilâve etmiştir.
Ancak yeni bir peygamberin zuhur edeceğine dair tek bir hadis bile yoktur. Ümmetine onun işaretleri konusunda, hiçbir bilgi vermemiştir. Mantıken, eğer yeni bir peygamber gelecek olsaydı, ümmetine karşı büyük bir şefkat hissiyle dolu olan Rasûlullah @'in bu peygamber ile ilgili ayrıntılı bilgiler vererek ümmetine rehberlik etmesi gerekirdi. Onun ismini, zuhur edeceği beldeyi, ne zaman ortaya çıkacağını vs. bildirmesi gerekirdi; ve böylece ümmet yeni peygamberi tanıma konusunda zorluk çekmezdi.
İmanlı ya da akl-ı selim sahibi bir kişi bu hadisleri inceledikten sonra şuna ikna olur: Hz. Muhammed'den sonra kıyamete kadar yeni bir peygamber daha gelmeyecektir.
Bunlar Hz. Muhammed @'in açıkça ve doğrudan ifade buyurduğu hadislerin yalnızca ikiyüz on tanesidir. Bu ifadelerin özü de şudur: Nübüvvet zincirinin son halkası Hz. Muhammed ile kapanmıştır ve nübüvvet Hz. Muhammed @'den sonra devam etmeyecektir. Bu konu ile ilgili garip tevillere yer yoktur.
Gören gözü ve işiten kulağı olan kimseler bunları görmeli ve duymalıdırlar. Bunda elbette ibret alacaklar için bir ders ve dikkate alacaklar için bir nasihat vardır. Hz. Muhammed @ bir şahittir.
Hamd, bütün yaratılmışların Rabbi, Rahman ve Rahîm Allah'adır! Salât ve selâm da, mut-takilerin önderi, nebilerin sonuncusu, bütün yaratılmışlara karşı Allah'ın elçisi, fahri kâinat, müjdeleyici ve uyarıcı, O'nun izniyle O'na davet edici olan efendimiz Muhammed tbn-İ Abdullah'ın üzerine olsun!
KISIM 6
SAHABENİN DİLİNDEN HÂTMÜ'N-NÜBÜVVET
Bu konu ile ilgili Önceki iki kısımda yüzden fazla âyet ile İki yüzden fazla hadis nakledilerek efendimiz Hz. Muhammed @"in peygamberlerin sonuncusu olduğu ve kendisinden sonra teşriî veya gayriteşriî ya da herhangi bir şekilde başka yeni bir peygamber daha gelmeyeceği ispatlanmıştır. Peygamberlik İddiasında bulunanların yalancı, sahtekâr ve deccal olduğu gösterilmiştir.
Üçüncü kısımda ise hâtmü'n-nübüvvet inancının İslâm akidesinin gereklerinden ve temellerinden biri olduğu ve bu fikir ile ilgili olarak İslâm ümmeti arasında peygamberimizin devrinden bu güne kadar geçen ondört asır boyunca hiç bir şüphe ve değişik yorum ortaya çıkmadığı, konu hakkında ümmetin tam bir icma içinde bulunduğu ispatlanacak-tır.
Hadis, tefsir, fıkıh, kelâm ve tasavvuf gibi İslâmî ilimlerin muhtelif sahalarındaki bütün âlimler bizlere bu konu ile ilgili reddi mümkün olamayacak açık deliller bırakmışlardır. Bütün bir literatürü buraya aktarmak imkânsız olduğu gibi, ne kadar gayret sarfe-dîlse de bütün kaynakları tüketmek mümkün değildir. Bundan dolayı verilecek bilgiler, yalnızca ümmetin ve özellikle ashabın icma halinde bulunduğu konularla sınırlı tutulacaktır. Bu kadarı bile konunun özeti mahiyetindedir.
İcmâ Ve Önemi
Hz. Muhammed @ bizlere pek çok nimet sunmuştur. Bunlardan birisi de icma-ı üm-met'tıv. icma Kur'ân ve Hz. Muhammed @'in sünnetinden sonra İslâm'ın üçüncü temel direğidir. İslâm ilahiyatında bu terim ortak kararı ve müçtehidlerin İttifak halinde olduğunu ifade eder. Kur'ân ve hadise itaat gibi jcmaya itaat de Müslüman için zorunludur. Uz. Muhammed @ peygamberlik devrini sona erdirdiğinde, ardında günah ve hatadan berî (masum) bir başka kimse kalmadığında Allah'ın rahmeti ümmetin müçtehidlerinin ic-maı şeklinde tecelli etmiştir. Bu icmada Hz. Muhammed @ kendisi gibi hatadan korunmuştur. Eğer ümmet bir konu hakkında olumlu ya da olumsuz ortak bir karar verirse bu Allah'ın dileği addedilir; çünkü Hz. Peygamber @: "Ümmetim hata üzerine ittifak etmez!" buyurmuştur.
Bundan dolayı usûl kitaplarında icma içti-had için faydalanılacak şaşmaz ve güvenilir bir ilke olarak kabul edilmiştir. Edille-i ser'iyye tâbir edilen içtihad hükümlerinin dayanağı olan kaynaklar sıralamasında icma Kur'ân ve sünnetten sonra üçüncü sırada yer alır. İcma, şeriatın temel ilkelerinden biri olduğu için hâtmü'n-nübüvvet fikri ile ilgili olarak bu kaynaktan da yararlanma yoluna başvurulmuştur. Tevhidin müellifi şöyle yazmaktadır: "Hz. Muhammed @ hâteme'n-nebiyyin olduğu ve kendisinden sonra artık vahiy gelmeyeceği için ondan sonraki her dönemde ve İslâm'ın herhangi bir kısmı ile ilgili olarak müçtehidlerin icmamm hüküm yetkisinin olması Muhammed ümmetinin özelliklerinden biridir. Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır: 'Bugün size dininizi bütünle-dim...' (5: 4). Günlük hayatta meydana gelen olaylarla ilgili düzenlemelerin doğrudan vahiy ile vazedilmiş olanları çok çok azdır. Vahiyle nazil olan hükümlerin günlük olaylar vasıtasıyla kavranması ve bilinmesi mümkün olmasaydı bu hükümler soyut ve anlamsız görünür ve din tamamlanmış ve kemale ermiş kabul edilemezdi. Vahiy hükümlerine anlam kazandırma ve yeni hükümler istidlal etmek (çıkarsama) konusunda ümmetin müçtehidle-
ri gerekli ve vazifelidirler." (Tevhid, c. I, s. 49)
Kısaca şeriat hükümleri Kur'ân ve hadisten çıkarılır. Yine buna benzer olarak icma gerektiren konularda da başvuru kaynağı Kur'ân ve sünnettir.
Ancak icma da sınıflara ayrılır. Aşağıda ic-mamn nisbî değer sıralamasından bahsedilecektir. En tercih edilen ve etkisi nihaî olan ashabın icmaldir. Fıkıh âlimlerinin tamamının kabul ettiği üzere, bütün sahabeler belli bir konu hakkında görüş birliğine varmışsa-lar, bu Kur'ân'm hükmü kadar kesin kabul edilir. Başka bir durum da söz konusu olabilir: Sahabeden bazıları bir konu hakkında kendi görüş ve kanaatlerini bildirebilirler; ancak sahabeden diğerleri bu hükmü reddetmez veya farklı bir görüş bildirmez ya da bir diğer ifadeyle sükût yoluyla tasdik etmiş sayılırlar. Bu da ashabın icmaı sayılır. Bu şekildeki İcma ise hadis-i mütevatir kuvvetindedir.
Konuyu daha derinlemesine incelediğimiz de delifm (icma) ikna etme bakımından en etkili yol olduğunu görürüz. Çünkü, Kur'ân âyetlerinin ve hadislerin hakiki mânalarını tanımlama konusunda pek çok görüş ayrılığı varolabilir. İcmada ise böyle görüş ayrılıklarına hiç yer kalmamaktadır. Hafız İbn-i Tey-miyye şöyle demektedir: "Ashabın İcmaı kesin bir hükümdür ve mutlaka uyulmalıdır. Bütün delillerin en etkîlİsidir ve bütün diğer görüş ve hükümlere nazaran önceliklidir. Burası bu konuyu ayrıntısı ile incelemek için uygun değildir ancak şeriat kaynaklarının temellerinden biri olan icmaya hakettiği mevki verilmiştir. Fukaha ve hakiki müminler arasında bu konu ile ilgili görüş ayrılığı mevcut değildir." {İkametü'd-delil, c. III, s. 130).
Şimdi asıl meselemize dönelim. Ve sahabenin icmamm hâtmü'n-nübüvveü nasıl İspatladığını görelim.
Hâtmü'n-Nübüvvet Ve Bu Görüşün Reddine Karşı Ashabın İlk İcmaı
Müseyleme'nin Sahtekârlığı: Müseylemet-ü'1-Kezzab (yalancı)ın daha Hz. Peygamber @ döneminde peygamberlik iddia ettiği ve kısa sürede bir miktar taraftar topladığı siyer kitaplarında aktarılan sahih bir hadisedir. Hz. Muhammed @'in vefatından hemen sonra Hz. Ebu Bekr-i Sıddık'm halifeliği zamanında Müseyleme ve taraftarlarına karşı bir cihad seferi gerçekleştirilmiştir. Muhacirlerden ve ensardan büyük bir çoğunluk, Müseyleme ve taraftarlarını, yalnızca Müseyleme peygamberlik İddia ettiği ve iddiasının kabul görmesini talep ettiği için kâfir olarak nitelemişlerdir. Bundan dolayı da bu kimselere kâfirlere uygulanan hükümler uygulanmıştır. Bu aynı zamanda ümmetin ilk icmaıdır. Müseyleme'nin de Mirza gibi Hz. Muhammed @'in peygamberliğinin hak olduğunu inkâr etmediği ve Kur'ân'ın güç ve yetkisini hafife almadığını kaydetmek ilgi çekici olabilir. Müseyleme de tıpkı Mirza gibi Hz. Muhammed @'in peygamberliğine inanıyor, ancak kendisinin de peygamber olduğunu iddia ediyordu. Hatta Müseyleme kendisi ve taraftarları için benimsediği ezanda bile eşhedü etme Mu-hammede'r-Rasûlullah kısmını muhafaza etmişti. Tarih-i Taberfde olay şöyle verilmiştir: "(Müseyleme) ezanda Hz. Muhammed'i tasdik ettirir, kendisi de teşehhüd'ü {eşhedü enne Mühammede'r-Rasûlullah) söylerdi. Ezanı Abdullah b. Nevaha okur ve kameti de Huceyr b. Umeyr getirirdi. Huceyr teşehhüd'ü söylerken Müseyleme de 'Huceyr doğruyu söylüyor' derdi. Bu teşehhüd kelimelerini yüksek sesle telâffuz ederdi." (Taberî, Tarih, c. III, s. 244).
Kısacası, Müseyleme namazını kıldı, orucunu tuttu, Hz. Muhammed @re ve Kur'ân'a da inandığını ifade etti. Ancak buna rağmen hâtmü'n-nübüvveû açıkça inkâr ettiği ve kendisinin de peygamber olduğunu iddia ettiği için içmenle kâfir ilân edildi. Hz. Ebu Bekr, Yemame'ye Müseyleme'nin üzerine Hâlid b. Velid kumandasında pek çok muhacir, ensar ve tabiûndan da kimselerin katıldığı büyük bir kuvvet gönderdi.
Ashabdan hiç kimse orduya katılmayı reddetmedi. Hiç kimse onların da ehl-i kıble olduğundan veya kelime-i şehadet getirdiklerinden, ya da Kur'ân'ı okuyup tâlim ettiklerinden, namaz kılıp oruç tuttuklarından, Hacca gidip zekâtlarını verdiklerinden dolayı bu kimselerle savaşılamayacağtndan dem vurmadı. Hiç kimse ümmetin konu hakkında aldığı genel karara itiraz etmedi; Müseyleme ve taraftarlarını kâfir ilan etmek için daha fazla delil getirilmesini talep etmedi. Hz. Ebu Bekr'in böyle bir sefer ilan ettiği ve Hz, Ömer'in buna itirazda bulunduğu şeklindeki bir hâdise siyer kitaplarında nakledilmektey-se de bu hâdise, zekatı vermek istemeyen bir kabileye karşı düzenlenen seferle ilgili olup şu şekilde gelişme göstermiştir:
Hz. Muhammed @'in vefatından sonra bazı kimseler zekât vermeyi reddettiler. Hz. Ebu Bekr bunların üzerine bir ordu göndermeye niyetlendi. Ömer-ül Faruk, halifelik makamından gelen bu teklife Müslümanların yeterli teçhizata sahip olmadıkları ve silahlı güç bakımından eksik oldukları gerekçesiyle muhalefet etti. Ancak, Hz. Ebu Bekr ile Hz. Ömer'in konuyu aralarında enine boyuna istişareleri sonucunda karan Hz. Ömer de onayladı.
Yani Müseyleme olayında Hz. Ömer'in başlangıçta farklı düşündüğü ve sonradan halife Ebu Bekr ile aynı görüşü paylaştığı şeklindeki bilgi yanlıştır.
fCisaca, bu büyük hizbullah ordusu Yema-jne'ye doğru yola koyuldu. Bu ordunun gücü konusunda ilk siyer kitaplarında bir kayıt bulunmamakla birlikte, Taberî, halife Hz. Ebu Bekir Sıddık'ın, Halid b. Velid'den istediği yazılı bir belgeden yaptığı nakilde, sahabe ve tabiûndan 1200 kişinin bu olayda şehit düştüklerini belirtmiştir. Taberî, Müseyleme'nin bu savaşa 40.000 kişi ile geldiğini ve bunların 28.000'inin öldürldüğünü de kaydetmiştir. Müseyleme de öldürülenler arasında idi. Geriye kalanlar silahlarını bırakarak teslim oldular. Hâlid b. Velid'in pek çok ganimet ve esir aldığı kaydedilmiştir. Daha sonra bir antlaşma imzalanmıştır.
Hâlid, Müseyleme'yi öldürüp Yemame halkı üzerinde kesin bîr zafer kazanınca Muceme adh bir kızla evlendi. Kız Müseyleme'nin taraftarlarından birinin kızıydı. Halife Ebu Bekr bunu öğrendiğinde Hâlid'i kınamak için bir mektup yazdı. Mektupta şöyle diyordu: "Evinin bahçesindeki 1200 müslümanın kanı daha kurumamışken nasıl olur da kendini evlenme konusunda bu kadar rahat hissedebilirsin?" (Taberî, Tarih, c. III, s. 254).
Bu gerçeklerden anlaşıldığı gibi pek çok sahabe kritik bir dönemde olunmasına bakmaksızın ve askerî bakımdan zayıf olduklarını farkettikleri halde korkmaksızın savaş alanına atılmışlardır. Bu kimselerin ezanı okuyor, narnaz kılıyor, Kur'ân tâlim ediyor ve Hz. Muhammed @'in peygamberliğini kabul ediyor olmalarına bakmaksızın cesaretle bu yalancının karşısına birlik içinde bir ordu halinde çıkmışlardır.
Sonuçlar
1- Bu vak'ada ashabın, Müseyleme'ye, peygamberlik iddiasını destekleyecek delil ve mucizeleri olup olmadığını sormadıklarını görüyoruz. Yine de bütün sahabeler onun sahtekâr ve büyük bir yalancı olduğu konusunda hemfikirdirler. Ashabın onun karşısına savaş alanında ve onu yoketmek gayesiyle çıkmış olmaları gerçeğinden şunu anlıyoruz ki, Hz. Muhammed @'den sonra her kim bir sözü veya bir takım sözleri tevil ederek Allah'ın Rasûlü olmak iddiasında bulunursa ashabın icmaı uyarınca küfür ve irti-dat suçu işlemiş kabul edilir ve gereğince cezalandırılır.
2- Bundan dolayı Mirza ve taraftarları da her ne kadar bir takım zorlama tevillerle yeni bir şeriat getirmeyen, gayrimüsta-kil, geçici, zıllî veya bürûzî ya da kısmî peygamberlik İddiasında bulunuyorlarsa da sonuç olarak hâtmü'n-nübüvvet kavramının İçini boşalttıklarından ve genelde Müslümanların gözlerini boyamaya çalıştıklarından dolayı küfür ve irîidat hükmünün açıkça muhatabıdırlar. Ashabın Müseyleme ve taraftarları hadisesi ile ilgili icmaı müslümanlann Kur'ân âyetlerinin teviline ve tahrifine kapılmalarını yasaklamakta ve nübüvvet iddiasının açıkça küfür fiili sayılacağını ortaya koymaktadır.
3- Buradan çıkarılacak bir diğer sonuç da şudur: Bir kimse İslâm'ın bütün yükümlülüklerini, ibadetlerini, emir ve yasaklarını samimiyetle yerine getirse ancak şeriatın bir hükmünü inkâr etse bile (eğer bu hüküm İslâm inancının temel hükümlerinden ise) şeriatın tümünü inkâr etmiş gibi küfür ve irtidat suçunu işlemiş sayılır. Müseyleme ve taraftarları da Hz. Muhammed @'e inanmalarına, namaz kılmalarına ve oruç tutmalarına rağmen kâfir olarak kabul edilmişlerdir.
Mirzâîler Tebliğ-i İslâm dedikleri çalışmaları ile pek övünürler. Ancak Müsey-leme'nİn olayı göstermektedir ki onlar İslâm'ı yaymak için her türlü adımı atsa-lar da inançları küfür ve irtidat temelli olduğu için (sonunda) kaybedenlerden olacaklardır.
Bu vak'adan çıkarılan, onun sahih olduğunu ispatlamayacağı gerçeğidir. Aksi taktirde, Müseyleme'nin iddiasına inananların Yemame'de çoğunluğu teşkil etmiş olması, iddialarının doğruluğuna delil teşkil ederdi. Onun askerlerinin sayısının 40.000'den aşağı olmadığı ve buna kadın, çocuk ve yaşlılar da eklendiğinde çıkacak rakamın ne olduğu tahmin edilebilir.
Halbuki Mirza çok daha az sayıdaki taraftarı ile pek gururlanmakta ve bu kimseleri iddiasına delil olarak göstermektedir. Halbuki Mirzâîlerin sayısı Müseyleme ve taraftarlarının sayısına asla erişemez.
Ashabın bu fiili, ümmetin herhangi bir grubunun bir sahtekârın ya da peygamberlik iddia eden bir kimsenin ardından gitmesi durumunda, doğrudan İslâm dairesinden çıkmış sayılacağını da göstermektedir: Bu tip insanlar Yahudiler, Hıristiyanlar ve müşrikler gibi İslâm'ın açık düşmanlarından bile daha kötü kabul edilirler. Çünkü bunlar, genellikle müslümanlarm dahilî ve haricî düşmanlar tarafından kuşatıldığında ve müslü-manlar siyasî ve askerî bakımdan güçsüz olduğu zamanlarda ortaya çıkarlar.
Müseyleme'ye karşı cihad ilân edildiğinde de müslümanîar teçhizat bakımından zayıf ve kötü durumdaydılarr. Hz. Muhammed @ daha yeni ebedî âleme göçmüştü. Yahudiler, Hıristiyanlar ve müşrikler gibi İslâm düşmanları Müslümanlara saldırmak için ve onlara karşı desiseler hazırlamak için fırsat kollamaktaydılar. Ayrıca Müseyleme'nin ordusuna taraftarlarından başka diğer bazı düşman Arap kabileleri de katıldılar. Arabistan yarımadasında karışıklık hüküm sürmeye başlamıştı; barış ve huzur için daimî bir tehlike başgöstermişti. Çeşitli mezheplere ve fikir ayrılıklarına her yerde sıklıkla rastlanmaya başlanmıştı. Sorumluluk makamında bulunan ve önde gelen sahabeler bu durumdan endişe etmeye başladılar. Günümüzün ateist eğilimli politikacılarına bu konuda danışılmış olsaydı, onlar o zamanın İslâm devletine Müseyleme ve taraftarlarını İslâm'ın şartlarından pek çoklarını Müslümanlar gibi yerine getirdikleri için Müslümanlığın bir mezhebi gibi kabul etmesini tavsiye ederlerdi. Ayrıca Müseyleme ve taraftarlarından gelecek saldırıyı bu şekilde bertaraf ederek, diğer düşmanlar ve muhalifler ile savaşılmasın! da tavsiye ederlerdi. Halbuki bu devlet ilâhî emirlere bağlı bir devletti. Hz. Ebu Bekir-i Sıddık ve diğer sahabeler bu hususta geri adım atmadılar. İlk cihad seferi bu sahtekar ve yalancı peygamberin üzerine gönderildi. Çünkü ashab, zafer ve galibiyetin sayılarının çokluğuna bağlı olmadığım; kendilerine sayıca az olmalarına ve silah bakımından zayıf olmalarına rağmen Bedir'de zafer bahşeden Yüce Allah'a bağlı olduğunu çok iyi biliyorlardı. Ve yine biliyorlardı ki kendilerine sayıca çok oldukları ve silahça güçlü oldukları bir zamanda güvendiklerinde Allah mağlûbiyeti tattırmıştı. Müminler gerçekten iman etmişlerse, sayıca az olsalar bile güçlüdürler; iman etmedikleri taktirde ise hiçbir şeye sahip değildirler ve hiçbir güçleri yoktur.
Kısaca, "Müslümanlar" kavramım bazı inanmayanları da kapsayacak şekilde genişleterek dış düşmanlara karşı sayıca üstün görünmek karşı olduğu bir uygulamadır ve ayrıca faydası da yoktur.
Diğer Sahte Peygamberler Ve Selef-İ Sâlihîn'in Tavrı
Hz. Muhammed @ kendisinden sonra bazı kimselerin peygamberlik iddia edeceğini Ölümünden Önce haber vermiştir. Ashab, tâbiûn ve daha sonrakiler her devir ve coğrafyada bu yalancı ve sahtekârlarla mücadele etmişler ve onlara mürted muamelesi yapmışlardır.
Hz. Muhammed @ döneminde, Esved Ansı peygamberlik iddiasında bulunduğunda bizzat Hz. Peygamber @'in emriyle öldürülmüştür. Halifeler devrinde her kim böyle bir iddia ile ortaya çıkarsa derhal ölümle cezalandırılırdı. İbn-i Hacer Askalânî bu yalancı peygamberlerden bazılarının akıbetlerini naklet-miştir (Fethu'l-Bâri, c. VI, s. 455).
İmam Beyhâkî Kitâbu'l-Mehâsin ve'l-Mesâvî adlı eserinde Hz. Ebu Bekr döneminde Tu-leyha adlı bir kimsenin peygamberlik iddiasında bulunduğunu yazmıştır. Halife Ebu Bekir, Hâlid b. Velid'i bu kimseyi öldürmekle görevlendirmiştir. Fakat Tuleyha kaçmayı başararak Suriye'ye gitmiş ve bu yüzden yakalanamamıştır. Hz. Ebu Bekr'in vefatından sonra tekrar İslâm'a girdiği nakledilmektedir. (Kitâbu'l-Mehâsin ve'l-Mesâvî, c. I, s. 64).
Abdülmelik b. Mervan'ın halifeliği esnasında Haris adlı bir kimse de peygamberlik iddiasında bulunmuştur. Halife ve (bazı sahabeler ve tâbiûnun da İçlerinde bulunduğu) âlimler Haris hakkında kanunî hükmü vermişler ve Haris çarmıha gerilmiştir. Kadı İyaz Şifa adlı eserinde şöyle demektedir: "Diğer halifeler ve yöneticiler de sahte peygamberlere, benzer muamelede bulundular. Zamanın âlimleri daima sahtekârlarla ilgili olarak aynı ortak fetvayı vermişler ve eğer bazı âlimler farklı fetva vermişlerse, bunlar da kâfir olarak kabul edilmişlerdir. (eş-Şifâ).
Harun Reşid'in halifeliği döneminde bir keresinde bir adam Nuh peygamber olduğunu, Nuh'un esasen 1000 yıl yaşaması gerektiğini kendisinin kalan elli seneyi tamamlamak için gönderildiğini söylemiş ve delil olarak da "...o, bin yıldan elli yıl eksik bir süre onların arasında kaldı..." (29: 14) âyetini göstermişti. Halife Harun İslâm âlimlerinden aldığı fetva mucibince adamı diğer insanlara da ibret teşkil etmek üzere çarmıha gerdirdi; çünkü adam sahte peygamberdi. (Beyhâkî, Kitâbu'l-Mehâsin ve'l-Mesâvî, c. I, s. 64).
Halbuki Mirza'nm iddiaları bu adammkinden de fazladır. O kendisinin Âdem ve aynı zamanda Şit olduğunu ve bazen de Nuh olduğunu iddia etmekte, diğer bazı durumlarda Musa veya İsa olabilmektedir. Davud oluşu ile de gurur duyabilmektedir. Reenkarnasyon yoluyla her peygamberin kimliğine bürüne-bilmektedir. Mirza, kitabında şöyle demektedir: "Ben Adem'im, Şit'im, Nuh'um, İbrahim'im, İshak'ım, Yakub'um, Yusufum, Musa'yım, Davud'um, İsa'yım, Allah Rasûlünün İsminin mükemmel tezahürüyüm, yani ben zili (yansıma) yoluyla Muhammed'im, Ah-med'im." (Hakikatü'l-Vahy, s. 72).
Bu iddialara ilave olarak, bazı peygamberlere hakaret etmektedir. Ama onun şansına, bir grup müslüman iman kavramından o derece bihaber kalmışlar ki onun küfriyatım (din dışı konuşmalarını) İslâm sayabİlmişlerdir. Tabiî ki İngiliz yönetimi döneminde doğmuş olması da onun şansıdır. Çünkü o dönemde İslâm devletleri birbiri ardısıra çöktüklerinden Mirza'dan hesap soracak hiçbir güç yoktu.
Kısaca, Müseylemetü'l-Kezzab'm ve diğer sahte peygamberlerin hikâyelerinden anlaşıldığı kadarıyla, Hz. Muhanımed @'den sonra yeni bir peygamber daha gelmeyeceği hususunda inkârı mümkün olmayan bir icma söz konusudur. Bu vak'alarda bu sahtekârlardan iddialarını ispat için herhangi bir mucize istenmemiştir. Bu kimseler doğrudan mürted ilân edilerek ölüm cezasına çarptırılmışlar, çoğunun cezası da infaz edilmiştir. Ashab ve tâbiûndan hiçbir kimse de ümmetin bu icmaı-na hiç bir şekilde itiraz etmemişlerdir.
Kadı İyaz, Şifa adlı eserinde bu icma'nm sebebini şöyle açıklamaktadır: "Çünkü Hz. Mu-hammed @ (ümmetine) kendisinin peygamberlerin sonuncusu olduğunu ve kendisinden sonra kesinlikle yeni bir peygamberin gelmeyeceğini bildirmiştir. Onun peygamberlerin sonuncusu olduğu vahiy yoluyla da sabit olmuştur. Üstelik ümmetin tamamı hâîeme'n-nebiyyîn teriminin dolaylı tevil ve tahsislere başvurmaksızın, açık ve zahiri anlamıyla anlaşılması gerektiği konusunda fikir birliğine varmışlardır. Bundan dolayı hâteme'n-nebiyyîn görüşünü reddeden herkes şüphesiz kâfirdir. Bu görüş İslâm akaidinin aslî ve belirleyici bir bölümüdür. (eş-Şifâ, Hindistan baskısı, s. 362).
Bağdatın ünlü müftüsü Seyyid Mahmud Alûsî, Rühü'l-Meâni adlı tefsirinde şöyle demektedir: "Hz. Mubammed @'in hâteme'n-nebiyyîn olduğu görüşü İlahi Kitabımızda yeralmaktadır ve sünnet tarafından özellikle vurgulanmaktadır ve ümmet bunun geçerliliği konusunda icma etmiştir. Bu nedenle bu görüşe karşı çıkan herhangi bir kimse kâfir ilân edilir; fikrinde İnat ederse ölümle cezalandırılır." (Ruhü'l-Meâni, c. VII, s. 65).
İbn-i Hacer el-Mekkî, el-Fetevî adlı kitabında benzer bir görüşe yer vermiştir; "Hz. Muhammed @'den sonra başka bir kimseye halâ vahiy geleceğine inanan ve bunun mümkün olduğunu savunan bir kimse bütün müslü-manların icmaıyla/eA/zr edilir.
Molla Ali-yül Kâri, Şerh-i Fıkhü'l-Ekber adlı eserinde şöyle demektedir: "Hz. Muhamnıed @'den sonra peygamberlik iddiasında bulunmak genel icmaya göre açıkça küfür içeren bir fiildir." (Şerh-İ Fıkhü'l-Ekber, s. 202)
Ashab Ve Tâbiûnunhâtmü'n-Nübüvvet İle İlgili Delilleri
Ashab ve tâbiûnun bu konu hakkında icma ettiklerini bildirdikten sonra, tek tek görüşlerinden bahsetmek zaruri gözükmeyebilir. Ancak yine de önde gelen sahabelerin ve tabiu-nun bu görüşü açıkça ve vazıh şekilde izah eden ifadelerine yer vereceğiz.
îbu Bekr Sıddık, Ridde (zekât vermekten sakınma) olayı ile ilgili olarak yaptığı bir konuşmanın seyri esnasında şöyle demiştir: "Vahiy ebediyen sona erdi. Din kemâle erdi. Şimdi ben hayatta iken din tökezlemeye mi başlayacak?" (Neseî'den ve Sahiheyn''den rivayetle Riyazu'n-Nadra, c. I, s. 98 ve Süyûtî, Tarihü'i-Hulefa, s. 94).
Yine Hz. Ebu Bekr, Rasülullah @ vefat ettiğinde: "Bugün Allah Teâlâ'dan gelen vahyi kaybettik." demiştir. (Delâilü't-Tevhidrmde nakleden Ebu İsmail Haravi -bkz. Kenzü'l-Â/, c. IV, s. 50).
Ömer b. Hattab'ın bu gerçeği defalarca tekrarladığı Sahih-i Buhari'de mevcuttur, (c. I, s. 310).
Enes, Hz. Peygamber @ vefat ettikten sonraki bir zamanda, Ebu Bekr-i Sıddık'm Ömer'e kendisiyle Ümmü Eymen'e gelmesini söylediğini nakletmektedir. Hz. Peygamber de onu ara sıra ziyaret edermiş. Enes, üçünün birlikte Ümm-ü Eymen'e gittiklerini anlatmaktadır. Bizi kapısında gördüğünde gözyaşlarına boğuldu. Hz. Ebu Bekr ve Hz. Ömer onu teselli ederek şöyle dediler: "Bak, Ümmü Eymen, Allah, Rasûlü için daima en iyisini arzular, bu da onun için hayırlıdır!" Ümmü Eymen şöyle cevapladı: "Allah'tan gelen herşeyin Rasûlullah @ için hayırlı olduğunu biliyorum. Ben göklerden gelen vahyin kesildiğine ağlıyorum!" dedi. Bunu duyunca üç sahabe de ağlamaya başladılar. (Kem, c. IV, s. 48).
frfevâhib-İ Ledüniye'de*, başlangıçta Hz. Ömer'in Rasûlullah @'in öldüğünü inkâr ettiği kaydedilmiştir. Hz. Ebu Bekr'in onu şiddetle ikaz ettiği ve şu hissiyat yüklü konuşmayı yaptığı nakledilmektedir: "Ey Allah'ın Rasûlü! Anam babam sana feda olsun. Senin fazilet ve kemalâtm o derece idi ki, Allah seni peygamberlerin sonuncusu olarak gönderdi ve seni (yaratılış bakımından) peygamberlerin ilki olarak halketti. 'Peygamberlerden söz almıştık. (Ey Muhammed!) Senden, Nuh'dan, İbrahim'den, Musa'dan, Meryem oğlu İsa'dan sağlam bir söz almışızdır." (33: 7) (el-Meva-hib, c. II, s. 496).
Hz. Ali, Rasûlullah @'i şöyle tarif etmektedir: "Omuzlarının arasında peygamberlik mührü vardı ve o peygamberlerin sonuncusu idi." (Tirmizî, Şemail, s. 3).
Ali'nin ifadesinden Rasûlullah'm sırtında bir peygamberlik mührü bulunduğunu ve bunun da peygamberlerin sonuncusunun alâmeti olduğunu anlıyoruz.
Tâbiûndan ve Ali'nin talebesi Seleme el-Kindî, Hz. Ali'nin talebelerine, Hz. Muhammed @'e şöyle salâvat getirilmesi gerektiğini söylediğini belirtmiştir: "Yeryüzünü yayan ve gökleri yaratan Rabbimiz! Her şeyin en hayırlısını, en yüce nimetlerini ve en yüce rahmetini, (saadet) kapılarını açan ve geçmişte açık kalmış olan nübüvvet (defterim) kapatan kulun ve elçin Muhammed'e bahçeyle!" (Kadı İyaz, eş-Şifâ).
Kadı İyaz, Hz. Ali'nin "...Şüphesiz Allah ve melekleri Peygamber (Muhammed)e salâvat getirirler..." (33: 56) âyetini okuduğunda şu salâvati getirdiğini nakletmiştir: "Ey Rabbim! Aziz ve Rahim olan Allah'ın ve huzurundaki meleklerin ve nebilerin, sıddıkların, şehidle-rin ve müttakilerin ve Seni teşbih eden bütün mahlukâtm rahmeti, Abdullah'ın oğlu ve peygamberlerin sonuncusu Mulıammed'in üzerine olsun." (Şifa, c. III, s. 503).
İbn-i Mâce ve Beyhâkî ise İbn-i Mesud'dan şu salâvatı rivayet etmişlerdir: ''Ey Rabbim! Rahmetin, bereketin ve şefaatin rasûllerin 'e müttakilerin önderi, nebilerin sonuncusu olan Muhammed'in üzerine olsun!" (Şerhüş-Şifa, c. m, s. 530).
Hadisci Deylemî bunu doğrudan Hz. Muhammed @'den nakletmiştir, ancak Hafız İbn-i Hacer Askalânî bu hadisin mevkuf olduğunu bildiriliştir.
İbn-i Ebî Evfa ya, Hz. Muhammed @'in oğlu İbrahim'i görüp görmediği soruldu. İbn-i Ebî Evfa gördüğünü söyledi ve şunu ekledi: "Hz. Muhammed @'den sonra peygamber geleceği kaderde olsaydı İbrahim yaşardı." (Buharı, Sahih).
Suddî, Enes'e İbrahim'in kaç yaşında öldüğünü sordu. Hz. Enes: "Emekleme devrini tamamlamadan öldü. Eğer yaşasaydı peygamber olurdu, ancak yaşamadı; çünkü sizin peygamberiniz bütün peygamberlerin sonuncusudur." dedi. (İbn-i Asâkir, Telhis-i TarihÜ'l-Kebtr, c. I, s. 294).
Ka'bu'l-Ahbâr, Cennet ehlinin Rasûlullah @'in adını Abdülkerîm olarak ve Cehennem ehlinin ise Abdülcebbâr olarak bildiğini ifade etmiştir. Kutsal metinlerde ismi el-âkîb olarak geçer. Zebur'du ismi Fartk olarak geçer (el- Münâdî, Şerhü'ş-Şemâiî).
Daha önceki kısımlarda âkîb kelimesinin bizzat Hz. Muhammed @ tarafından kendisinden başka yeni bir peygamber daha gelmeyeceği anlamına geldiğinin açıklandığı zikredilmişti.
Vehb b. Münebbih, Önceki kutsal metinler konusunda uzman bir âlimdi. Bütün âlemlerin yaratıcısı olan Allah'ın bu ümmet hakkında şöyle buyurduğunu söylemektedir: "Rahmetimi yağdırmaya onlarla başladığım gibi rahmetimi yine bu ümmetle sona erdireceğim." (Tefstr-i İbn-i Kesir, c. VIII, s. 96).
Süyûtî, Ebu Cafer Muhammed b. Ali'den şu nakli yapmıştır: "Yüce Allah Âdem'in neslini Âdem'in çocuklarının kaburga kemiklerinden âlemi meselde yaratırken elestü bi Rabbi-küm! t (Ben sizin Rabbiniz değil miyim?) Şahit istemişti ve 'evet!' kelimesini (kalu belâ) ile söyleyen Hz. Muhammed @ olmuştu. Bundan dolayı o peygamberlerin ilki ve en son yeryüzüne gönderilecek olanıdır." İHa-saisü'l-Kübrâ, c. I, s. 3).
Ashab ve tâbiûnun hâtmü'n-nübüvvet konusunda söylediği her şeyi bir araya getirip büyük bir külliyat yapsak yine de konu hakkındaki bütün malzemeler toplanmış sayılamaz. Bu yüzden temel hadis kitaplarında hâtmü'n-nübüvvet konusu ile ilgili beyanlarda bulunmuş olduğu belirtilen zâtlardan ancak bir kısmının kısa bir listesini sunuyoruz:
Hâtmü'n-nübüvvet'm sahihliğine şehadet getirmiş olan ashabın listesi: Ebu Bekir Sıddık, Ömer-ül Faruk, Ali, Abdullah b. Ömer, Aişe, Ubey b. Ka'b, Enes, Hasan, Abbas, Zübeyr, Selman, Mugire, Sa'd b. Vakkâs, Ebu Zerr, Ebû Saîd el-Hudrî, Ebu Hureyre, Câbir b. Abdullah, Câbir b. Semûre, Muaz b. Cebel, Ebu'd-Derdâ, Huzeyfe, îbn-i Abbas, Hâlid b. Velid, Abdullah b. Zübeyr, Âkil b. Ebî Talİb, Muaviye b. Cunde, Behz b. Hâkim, Cübeyr b. Mutim, Büreyde, Zeyd b. Ebî Evfa, Avf b. Mâlik, Nâfi, Mâlik b. el-Huveyris, Sefine (Ümm-ü Seleme'nin azatlı kölesi), Ebu Tu-feyl, Nuaym b. Mesud, Abdullah b. Amr, Ebu Hazm, Ebu Mâlik Eş'arî, Ümm-ü Kurz, Zeyd b. Harise, Abdullah b. Sabit, Ebu Kata-de, Numan b. Beşir, İbn-i Ganem, Yunus b. Meysere, Ebu Bekre, Saîd b. Heysem (?), Sa'd, Zeyd b. Sabit, Irbâz b. Sâriye, Zeyd b. Erkâm, Mesud b. Mekreme, Urve b. Ruâym, Ebu Ümâme el-Bahilî, Temim ed-Dârî, Muhammed b. Hazm, Sehl b. Sad b. Saidi, Ebu Zümel el-Cühennî, Halid b. Ma'dan, Amr b.
Şuayb, Mesleme b. Nufeyl, Kurra b. İyas îmran b. Husayn, Ukbe b. Amr, Sevban, Dahhak b. Nevfel, Mücahid, Mâlik, Esma bint Humeys, Hubeyş b. Cünade, Adullah b. Haris, Seleme b. el-Ekvâ, İkrime b. el-Ekvâ Amr b. Kays, Abdurrahman b. Semûre, Esma b. Mâlik, Ebu Kayle, Ebu Musa Eşari, Abdullah b. Mesud (radiyallahü anhüm).
Ashabın önde gelenlerinden bu 80 zât, daha önce açıkladığımız konunun canlı şahitleridirler. Onlar Mirza'nm peygamberliğine şehadet eden Kanhayya Lal gibi değildirler. Onlar nübüvvet güneşinin ziyalarıdır. İlâhi rehberlik yolunun yıldızları, nebevî İlimlerin mirasçısı, iman ve sadakat timsali ve bütün dünyaya ilim ve amel öğretİcisidirler. Onlar mübarek sahabe topluluğudur.
Bizler onlan taklit edersek selamete erişebiliriz. Hz. Peygamber bu konuda şöyle buyurmuştur: "Benîm ve ashabımın benimsediği hayat tarzı budur!" Ashab doğru yolda olduğuna göre bizler de onları takip ederiz. Eğer hakikat Hz. Muhammed @ ve ashabının örneklik ettiğinden başkası ise biz böyle hakikati kesinlikle reddederiz. "Kurtuluşum senin sevgine son vermekle mümkün olacaksa, bırak olmasın. Böyle kurtarıcılığa ihtiyacım yok!" diyen şair ne güzel söylemiş.
Şimdi de iddiamızı delİllendirmek için İslâm'ın önde gelen âlimlerinin eserlerinden faydalanılacaktır. Tabiî ki bu da çok geniş bir ummandır. Ancak bu ifadelerin bazılarını aktarabilecektir. Alimlerin görüşleri muhad-disûn, müfessirûn vefukaha başlıkları altında incelenecektir.
Aslında İslâm âlimleri böylesi kesin sınıflara ayrılmış değildir. Her büyük âlim mukaddîs veya fakihtk. Aynı zamanda müfessîr'dir. Onları metodolojik bir sınıflama için de sergilemek çok güç olup aynı zamanda pratik de değildir. Bu yüzden aşağıdaki sınıflamalarda çok kesin sınırlar olmayışı tabiî karşılanmalıdır.
Hadisçiler (Muhaddisûn)
Konuyu, hâtmü'n-nübüvvet ile ilgili bir dizi hadisi doğrudan Hz. Muhammed @'den gelen şekliyle nakleden büyük muhaddislerden bahsederek açacağız. Bu nakledilen hadislere herhangi bir görüş farklılığı, yorum ya da tahsis karışmamıştır. Bu hadislerin tamamı zahiri manaları ile anlamını bulmuştur. Bu hadislerin tamamı önceki kısımda zikredilmiştir. Bundan dolayı hadisler değil, muhad-dislerin ismi zikredilmekle yetinilecektir:
İmam Buharı, İmam Müslim,
Neseî,
Ebu Davud Sicistanî,
Tirmizî,
İbn-i Mace,
İmam Malik,
Ahmed İbn-i Hanbel,
Tahavî,
İbn Ebî Şeybe,
Ebu Davud Tayalisî,
Taberanî,
İbn-i Şahin,
Ebu Nu'aym,
İbn-i Hibban,
İbn-i Asâkir,
Hâkim et-Tirmizî,
Hâkim,
İbn Sa'd,
Beyhâkî,
İbn Huzeyme,
Ziya,
Ebu Ya'la,
Muhyi's-Sünne el-Bagavî,
Dârimî,
Hatıb,
Said b. Mansur,
İbn Mirdeveyhî,
İbn Ebi'd-Dünyâ,
Deylemî,
îbn Ebî Hatem,
İbnu'n-Neccâr,
Bezzâr,
Ebu Said Baverdî,
İbn Adiy er-Râfiî,
İbn-i Arefe,
İbn-i Rahuye,
İbnu'l- Cevzî,
Kadı İyaz,
Abd b. Humeyd,
Ebû Nasr es-Sencerî,
Harevî,
İbn-i Münzir,
Dârekutnî,
Neseî'nin talebesi İbnu's-Seniy,
Rûyânî,
Taberî (fiiyazü'n-Nadra'sınâa),
Hattabi,
Hafecî,
Sahih-i Buharı şârihi Hafız İbn-i Hacer,
Sahİh-i Buharî şârihi Aynî,
Sahih-i Buharî sarihi Kastallanî,
Sahih-i Müslim şârihi Nevevî,
Siracü'l-Vehhac {Sahih-i Müslim Şerhi)'m
müellifi,
Sünen-i Neseînin şârihi Sindî ve
Câmiü't-Tİrmizî'nin şârihi eş-Şâbİ.
Bunlar hâtmü'n-nübüvvet ile ilgili hadis nakletmiş olan muhaddislerdir. Aşağıda bu mu-haddislerin bazı Özel yorumları aktarılacaktır.
Kadı İyaz'm hâtmü'n-nübüvvefı ispatlarken Kur'ân ve hadisten delil getirdiği ve ümmetin bu konu hakkında kelimenin zahirî, hakikî, ve açık anlamında olduğu gibi anlaşılması ve hiçbir tevil ve tahsisin kabul edilemeyeceği şeklinde icmaya vardığını aktardığı daha önce zikredilmişti.
Şeyhıı'l-İslâm Ebu Zur'a el-Irakî şöyle demektedir: "Bu ifade Hz. Muhammed @'in peygamberlerin sonuncusu olduğu gerçeğini göstermektedir." (Şerhü'ş-Şemâîl).
Muhaddis Abdu'r-Raûf Münâvî Şerhu'ş-Şemâil'de şöyle demektedir: "Hatmü'n-nü-biivve terimi yapısı itibariyle nübüvvetin nihayete erdiğini ispatın bir işareti olmaktadır; çünkü bir mühür ancak bir belge nihayete erdiğinde vurulur.
Hafız tbn-i Kesir bu mesele üzerinde çok durmuştur. Tefsirinden Önceki kısımlarda bazı nakiller yapılmıştı. Delilleri oldukça ikna edicidir ve nihayette Hz. Muhammed @'den sonra peygamberlik iddia eden kimsenin bu delillere dayanarak yalancı, sahtekâr ve Dec-cal kabul edileceğini, bazı tabiatüstü harikuladelikler gösterse bile buna inanılmayacağını beyan etmektedir. (Bkz. Tefsir, İbn-i Kesir).
Zürkânî de bu meseleyi ele almıştır. Dördüncü kısımda onun delillerini de ele almıştık. Zürkânî, Hz. Muhammed @'in son peygamber olduğunu ispat eden bir kaç hususî hâl ve durumunu tanımlamıştır.
Mevâhih-i Ledünniye adlı eserinde Kurtubî şöyle demektedir: "Bu böyledir çünkü Hz. Muhammed @'in Ölümünden sonra Vahy ebediyyen sona ermiştir." (Kurtubî, Mevâhib-i Ledünniye, s. 259).
Üçüncü asrın müceddidi İmam et-Tahavî el-Akidetü'î-Tahaviyye adlı risalesinde şöyle demektedir: "Hz. Muhammed @'den sonraki her peygamberlik iddiası bağy (isyan)dır. Ve şahsî hırs sebebiyledir. Hz. Muhammed @ bütün insanlara ve emlere gönderilmiştir. (Tahavî, el-Akideîü't-Tahavİyye, s. 14).
Şeyhülislâm İmam İbn-i Teymiyye, el-Fur-kan beyne evliya-u'r-Rahman ve evliyaü'ş-Şeytan adlı eserinde şöyle demektedir: ''Bütün peygamberlere vahiy gelmiştir. Özellikle Hz. Muhammed @, kendi peygamberliğinde, başkasına muhtaç kılmırudiği gibi, şeriatı da ne önceki ne sonrakilere muhtaç olmuştur. Hz. isa'nın durumu böyle değildir. Onun şeriatı pek çok hususlarda Tevrat'a da dayanır ve onun bir tamamlayıcısı olarak kabul edilir. 3u bakımdan Hıristiyanlar Zebur ve Tevrat gibi, daha Önce gelen kitaplara ve yirmi dört peygamberin getirdiklerine bir çok meselede muhtaçtırlar. Daha önceki ümmetler ilham yolu ile haber alan (rnuhaddisûn) kimselere muhtaç durumda idiler. Fakat Muhammed ümmeti böyle değildir. Peygamberimiz diğer peygamberlere ait fazilet, marifet ve güzel amellerin hepsi ile donatıldığından ilhamla haber alıcı veya yeni peygamberlere ihtiyaç duymazlar." (el-Furkan beyne evliya-u'r. Rahman ve evliyaü'§-Şeytan: s. 56).
İbn-i Kayyım e-Cevziyye de Zâdü'l-Meâd adlı eserinde hâtmü'n-nübüvve konusunu aydınlatmıştır.
Sahih-İ Buharı'nin büyük sarihlerinden Kastallanî Mevahib-i Ledünniye adlı eserinde hâtmü'n-nübüvve fikrini bazen ayrıntılı olarak ve bazen de Özet şekilde ele almıştır. Onun görüşlerini de önceki kısımda zikretmiştik. Müellif kitabında Hz. Muhammed @'in kabrini ziyaret şerefine nail olan bir kimsenin şöyle dua etmesini tavsiye buyurmaktadır: "Selâmün aleyküm ey rasûîlerin önderi, nebilerin sonuncusu!" (Mevahib, c. II, s. 509).
Büyük muhaddis Ebu Nu'aym Müsnedinde, İbn-i Teymiyye Cevab-ı Sahih li men bedde-le Dîne'l-Mesih'inde ve Şah Veliyullah Dehlevî İtikad'mda benzer şeyleri söylemişlerdir.
el-Hafecî, Kadı İyaz'ın Şifa'sını şerhederken şöyle demektedir: "Çünkü Hz. Muhammed @'den sonra hiçbiri rasûl ve nebi gönderilecek değildir." Yine bir başka yerde el-Hafecî şöyle demektedir: "Bu yolla İbn-ül Kasım peygamberlik iddiasında bulunan ve kendisine vahiy geldiğini söyleyen bir kimsenin bir tür akıl hastalığı bulunduğu hükmüne varılacağını ifade etmiştir." İbn-ül Kasım daha sonra peygamberlik iddiasında bulunan bir adam için ise mürted hükmünün uygun olacağını ifade etmiştir. İnsanları kendisine uymaya ve iddiasını kabul etmeye, gizli ya da Müseyleme gibi aşikâre çağırmış olması sonucu değiştirmez. Esbah b. Ferah, bir kişi peygamber olduğunu ve vahiy aldığım düşünüyorsa Şeriat hükümlerine göre mürted hükmündedir demektedir; çünkü bu kimse Allah'ın Kitab'ının hak olduğunu ve Hz. Muhammed @'in son peygamber olduğunu inkâr etmiş olmaktadır. Hz. Muhamnıed @ şöyle buyurmaktadır: 'Benden sonra yeni bir peygamber gelmeyecektir'1 Böyle bir iddia, Allah'a iftiradır."
Jbn-i Hibban şunları söylemektedir: "Nübüvvetin kesbî (ameller yoluyla elde edilebilecek) olduğunu ve bu nedenle nübüvvetin sona ermediğini veya bir velînin nebiden daha üstün olduğunu söyleyen kimse zındıktır ve cezalandırılmaya müstehaktır." (Zürkânî, c. VI, s. 188).
Kadı îyaz da e§-Şifâ'da. şunu zikretmektedir: "Halife Abdülmelik b. Mervan yalancı peygamber Haris'i çarmıha gerdirerek öldürdü. Diğer bazı halife ve yöneticiler (sultanlar) de kendilerinin peygamber olduğunu İddia etmeye kalkışan kimselere aynı cezayı verdiler. (Bütün devirlerdeki) âlimler de yalancı peygamberlerin ölüm cezası alması konusunda hükümdarlarla aynı görüşü paylaştılar ve hükümdarların bu hükmüne karşı çıkan kimselerin kâfir sayılacağına hükmettiler." (İkfar, s. 43).
Şerhü'ş-ŞifcidaL da şu ifadeler yer almaktadır: "Benzer şekilde, bizim de görüşümüz, kendisinin peygamber olduğunu iddia eden kimsenin kâfir olduğudur. Bu iddianın Müseyleme ya da Esved el-Ansî gibi Hz. Muhammed @'in sağlığında ya da onun vefatından sonra yapılmış olması farketmez. Çünkü açık Kur'ân ve Sünnet «(Malarına göre Hz. Muhammed @ nebîlerin sonuncusudur. Bu iddiada bulunmak Hıristiyanların yaptığı gibi Allah'ı ve Rasûlü yalancı çıkarmak mesabesindedir." (Şerhu'ş-Şifa).
Subhü'l-Aşâ adlı eserde şunları görmekteyiz: "Şunlar inkâr edildiğinde kişiyi kâfir yapan iki inanç esasıdır: Allah Teâlâ'nın bize Hz. Muhammed @'in son peygamber olduğunu bildirmesine rağmen Hz. Muhammed @'den sonra nübüvvet olduğuna İnanmak..." (Sub~ hü'l-Âşâ, c. XIII, s. 305).
Bunlar önde gelen hadis âlimlerinin beyan ve fikirleridir. Hiç birisi gayriteşriî, zıltî, bürûzi gibi yeni peygamberler sınıfından bahsetmemişlerdir ve hiçbirinin şeriat getiren peygamberliğin sona erdiğini bildirirken şeriat getirmeyen peygamberliklerin kıyamet gününe kadar devam edeceği gibi bir görüşü de olmamıştır.
Diyelim ki muhaddisûn bu noktayı ihmal etti; bakalım müfessirler bu konu hakkında ne söylemiş. Müfessirler daima Kur'ân metinleri ile ilgili olarak ortaya çıkan karmaşık durumların izahı ile meşgul olmuşlar ve her şeyi basit, çelişkiden uzak ve kesin sözlerle açıklamışlardır.
Müfessirler (Müfessirûn)
Hâteme'n-nebiyyîn teriminin gaye ve Önemi anlatılırken, dördüncü bölümde, müfessirle-rin çoğunluğunun ifade, hüküm ve tefsirlerine yer verilmişti. Bunları tekrarlamak yerine bu âlimlerin ve tefsirlerinin isimlerini zikretmeyi yeterli görüyoruz:
Muhammed b. Cerîr et-Taberî, Câmi'u'l-
Beyân an Te' vili'l-Kur' ân. İmam Râgıp el-İsfahanî, Müfredâtü'l-
Kıtr'ân. Hafız İmadüddin Îbn-İ Kesir, Tefsîru'l-
Kur'âni'İ-Azîm. Zemahşerî, Tefsinı'l-Keşşâf. Mahmud el-Âlûsî, Ruhu'l-Maânî fi Tefsin'l-
Kur' âni'l-Azîm. en-Nesefî, Medârİku'î-Tenzîl ve Hakâiku't-
Te'vil. Ebû Muhammed el-Huseyn el-Bagavî,
Maâlimu't'Tenzil.
el-Hâzin, Lübâbu't-Te'vilfi Maânİ'î-Tenzîl. Fahruddîn er-Râzî, Mefâtihu'l-Gayb. el-Beydâvî, Envânı't-Tenzîl ve Esrâru't-
Te'vil. Celaiüddin es-Süyûtî, Ceİâleyn ve ed~Dür-
rü'l-Men$ûr fi Tefsİri'l-Me'sûr. Ebu Hayyan, el-BahrÜ'l-Muhit. el-Hatîb eş-Şİrbinî, es-Sırâcu'l-Munir. Ebu'1-Leys es-Semerkandî, Tefsir u'l-
Kur'âni'l-Azîm.
Ebû İshak es-Sa'lebî, el-Keşf ve'l-Beyân an
Tefsiri'l-Kur' ân. İbn Atiyye el-Endelûsî, el-Muharrerru'l-
Vecîz fi Tefsiri'l-Kitâbi'l-Azîz. İbn-ül Arabi
Muhammed en-Nevevî, Marah Lebid. Kadı Senallah Panipati, Tefsirü'l-Mazhart. Şeyh İsmail Hakkı, Ruhü'l-Beyân. Şeyh Muiniddîn, Câmiu'l-Beyân. Şeyh Abdülkadir, Mudiu'l-Kur'ân. Ebu Muhammed Ruzbehan Şirâzî, Ârâisü'l-
Beyân. Abdurrahman es-Saâlibî, el-Cevahiru'l-
Hisânfı Tefsiri'l-Kur'ân. Şeyh Kemalüddin Hüseyin el-Haravî,
Fevâtih-i llahiyye. Ebû's-Suüd, İrşâdu'l-Akli's-Selim ila
Mezâye'l-Kitâbi'l-Kerîm. Ahmed (Molla Civan), Tefsiru'l-Ahmedi. Kastâlânî, Tefsir ül mevahİb el-ledünniyye.
Bu zikredilen âlimlerin görüşleri daha önceki bölümde ele alınmıştı. Bunların hiçbiri hâteme'n-nebiyyîn ifadesi ile yalnızca serî nübüvvetin sona erdiğinin belirtildiği, zilli veya bürûzî peygamberliğin devam edeceği gibi bir tefsirde asla bulunmamışlardır.
Şimdi de araştırmacı ve eleştirmen sıfatlarını \idiz fukahanm görüşlerini ele alalım.
Fakihler (Fukaha)
eî-Esbah ve'n-Nezâir'in müellifi Kitabü's-si-yer ve'r-ridde adlı çalışmasında şöyle demektedir: "Bİr kimse Hz. Muhammed @'in son peygamber olduğunu anlayıp, öğreninceye kadar hakiki mümin olamaz; çünkü bu, Din'in temel inanç kurallarından biridir. (Dinin şartları dendiğinde ise farz, vâcib veya mesnun [Hz. Muhammed @'in amelleril olan ve müslümanlar arasında çok iyi bilinen kavramları anlaşılır.) (el-Esbah, s. 396).
İbn-i Nuceym, Kenzii'd-Dekaifdn şerhi Ban-rü'r-Rekâik adlı eserinde şöyle demektedir:
"Peygamberlerin yalan söylediğini, adâletJe hükmetmediğini veya kendisinin Allah'ın elçisi olduğunu İddia eden bir kimse kâfirdir." (el-Bahr,c.V,s. 130).
Fetevâ-i Alemgirî'de şu ifadeler yer almaktadır: "Hz. Muhammed @'in nebilerin sonuncusu olduğu inancım taşımayan kimse Müslümanlıktan çıkmış olur. Eğer Allah'ın rasûlü olduğunu iddia eder veya aynı şeyi 'ben haber/tebligat taşıyorum' mânasında [bir başka dilde, meselâ] Farsça ifadeyle 'men peygam-berem' derse kâfir olur. (Feîevâ-İ Alemgİrî, c. III, s. 263).
İbn-i Hacer el-Mekkî eş-Şafî şöyle demektedir: "Müslümanların icmama göre Hz. Muhammed @'den sonra da vahyin devam ettiğine iman eden kimse kâfirdir."
Molla Aliyyü'1-Kari Şerhu's-Şemâil'dt hâtmü'n-nübüvveâ şöyle açıklamaktadır: "Hâtmü'n-nübüvvet cümle yapısı olarak hâtmi-nübüvveye nisbetİ şunun gibidir ki, Hz. Muhammed İle nübüvvet evi mühürlenmiştir ve ondan sonra bu eve kimse giremeyecektir."
Molla Şerh-i Fıkhü'l-Ekber'inâe şöyle demektedir: "İcmaya göre, Hz. Muhammed @'den sonra peygamberlik iddiasında bulunmak küfrü gerektirir."
Bu ifadelere rağmen Mirzâî cemaatinin, Molla Aliyyü'l-Karî'nin hâtmü'n-nübiivve doktrinini savunmadığını iddia edip ona 'Peygamber yeni bir şeriat getirmemişse bunun Hz. Muhammed @'den sonra da mümkün olabileceğini düşünüyordu' şeklinde yanıltıcı İftirada bulunmaları çok şaşırtıcı olmaktadır. Halbuki yukarıdaki ifadeler bu âlimin teşriî veya gayriteşrİÎ bütün peygamberlik çeşitlerinin Hz. Muhammed'den sonra kesinlikle mümkün olmayacağı görüşünde olduğunu açıklıkla ortaya koymaktadır.
Bağdat'lı Mahmud el-Alûsî de şöyle demektedir; "Hz. Muhammed @'in son peygamber olduğu fikri İlâhi Kitaplarda mevcut olup Sünnet tarafından tamamen açıklanmıştır. Ümmetin tamamı bu görüşün geçerliliği hakkında icma içindedirler. Bundan dolayı bu görüşe karşı çıkan bir kimse kâfir ilân edilir ve görüşünde ısrar ederse cezalandırılır." (Ruhu'l-Maâni, c. I, s. 65).
Şeyh Süleyman Buharı Şerhü'l-Minhac'daki şiirde şöyle demektedir:
Her mükellef müslüman tasdik etmeli Tanımalı her zaman peygamberleri Kur'ân'da zikredilen özellikleri Sekizi bir arada zaten bilinmeli Sekizden sonra bir on daha gelir Kalan yedisi ise şöyledir: İdris, Hud, Şuayb, Salih ve ayrıca Zülkifl, Âdem ve kendisiyle peygamberliğin sona erdiği Habib oîan Muhammed'dir
Fusulül-îmadi'de aşağıdaki sözlerin küfür sözü olduğu bildirilmiştir: "Bir kişi 'ben Allah'ın elçisiyim' veya Farsça 'men peygam-berem' dese doğrudan küfre girer. Şayet bazıları bu kişiden iddiasını ispat için mucizeler isteseler bunlar da kâfir olur. Daha sonraki âlimler bir sahtekârdan onun yalanım ortaya çıkarmak ve utandırmak için mucize talep edilmesinin küfür olmadığını söylemişlerdir." (Fusulü'l-İmadi, s. 1300).
İmam Abdurreşid el-Buharî, Hülasâtü'l-Fetevâ adlı eserinde şöyle demiştir: "Bir kimse peygamberlik iddia etse ve diğer bir kimse de ondan iddiasını ispat için mucize göstermesini talep etse, bu talepte bulunan, bazı fakihlere göre kâfirdir; ancak, diğer bazıları niyet, sahtekârın mucize gösteremeyeceğini ortaya koymak ise, bu kimsenin kâfir olmayacağı görüşündedirler."
Mînhacın şerhi Tuhfe adlı eserde bazı küfür sözleri şöylece sıralanmıştır: "Veya, bir kimse bir rasûl veya nebiyi yalanlarsa, peygamberlerden birinin bir günahı olduğunu iddia ederse, veya onların isminden toplumda onları aşağı duruma düşürecek şekilde alaylı olarak bahsederse, veya Hz. Muhammed @'den sonra yeni bir peygamber gelmesinin mümkün olabileceğini iddia ederse..." (İkfar, s. 42).
Bunlar sahih ve güvenilir fıkıh kaynakları olarak bilinen Fusûl ve Hülasatü'l-Fetevâ'd&n alman metinlerdir. Buralarda bize Hz. Muhammed @'den sonra peygamberlik iddia eden bir kimsenin kâfir (mürted) sayılacağı ve cezalandırılacağı anlatılmaktadır. Bu İddiayı mümkün gören ve ispat için mucize isteyen kimseler de kafir olmaktadır. Bu, diğer bir İfadeyle her sınıf ve çeşit peygamberliğin Hz. Muhammed @'in vefatından sonra zuhurunun imkânsız olduğu anlamına gelmektedir. Bir kimse peygamberlik iddiasında bulunduğu zaman, müslümanların görevi onu doğrudan sahtekâr ve yalancı saymak olup, onun gerçek olup olmadığını araştırmak ve ondan mucize istemek yoluna gitmemektir. Bunların gerekli sonucu olarak şunu söyleyebiliriz: Bir sahtekârın iddialarında doğruluk payı olabileceğini düşünmek -hâşâ— Hz. Muhammed @'İ yalancı saymak ve yüzlerce hadisi inkâr etmek anlamına gelir.
Fıkıh hükümlerinde açıklıkla belirtildiği üzere her çeşit ve türdeki nübüvvet devam etmemektedir, sona ermiştir. Yalnızca bu da değil, her peygamberlik iddia eden, her kendisine vahiy geldiğini söyleyen kâfirdir, yalancıdır, deccalâır; şeriat getirdiğini söyleyip söylememesi durumu değiştirmez.
Şimdi kelâmcılara (mütekellimûn) gelelim. Onlar bütün karmaşık meseleleri kılı kırk yararak açığa çıkarmışlardır.
Kelâmcılar {Mütekellimûn)
Büyük hadis ve kelâm âlimi Hafız İbn-i Hazm Endülüsî, el-Milel ve'n-Nihal adlı meşhur eserinde şöyle demektedir: "Bundan dolayı bütün bunları itiraf etmek zaruridir; Hz. Muhammed @'den sonra peygamberlik makamının varlığının ve devamlılığının geçerli bir iddia olmadığı aşikârdır; böyle bir iddia yalnızca safsatadır." (el-Fasl fi'l-Milel ve'l-Ehvâ ve'n-Nihal, c. I, s. 77).
Daha sonra şunları söylemektedir: "Yine bir kimse Hz. Muhammed @'den sonra Meryem oğlu İsa'dan başka birisinin de peygamber olabileceğini söylemesi, kâfir olduğunu söylemesinden farklı değildir. Çünkü hâtmü'n-nübüvvet'm hakk olduğu ispatlanmıştır." İbn-i Hazm aynı ifadeleri birkaç yerde tekrarlamıştır (Bkz., a.g.e., c. I, s. 113; c. IV, s. 180, 198).
Kitabın bir başka yerinde ise şöyle demektedir: "Bir Müslüman Hz. Muhammed @'İn vefatından sonra yeryüzüne başka bir insanın peygamber olarak gelmesinin mümkün ve ca-İz olduğunu iddiaya nasıl kalkışabilir?"
Molla Aliyyü'l-Kaarî de Şerhü'l-Fıkhİ'l-Ek-ber'de daha önce de naklettiğimiz gibi nübüvvet iddiasının bizzat küfür olduğunu belirtmiştir.
Ebu Hafs Necmüddİn Ömer en-Nesefî Aka-(V/'İnde "Peygamberlerin ilki Âdem aleyhis-seîâm, sonuncusu ise Muhammed @'dir." demiştir.
Saadüddin et-Teftazânî, Nesefî'nin ifadesini şerhederken şöyle demiştir: "Hz. Muhammed @'in sözleri ve ona inen Allah kelâmı (Kur'ân) Hz. Peygamber @'in peygamberlerin sonuncusu olduğunu bildirmiştir (33: 40). Yalnızca bütün insanlığa değil dnnlere de gönderilmiş olması onun peygamberlerin sonuncusu olduğuna işaret etmektedir." (Şer-hu'l-Akaid, s. 135).
Bu konu temel akaid ve kelâm kitaplarında işlenmiştir. Bunların başlıcaları şunlardır:
el-Mu'tekadel-Müntekad, s. 209. Süyûtî, el-İtkan, c. II, s. 128. İbnu'l-Humâm, el-Müsâyere fİ'l-Akaidi'l~Munciye fİ'l-Ahira s. 204. el-Yafiî, Mecmuâtu'l-Akaid, s. 15. Ahmed el-Merzuki, Akidetü'l-Avam, s. 12. Nevevi, Şerhu'l-Akidetü'l-Avam. Ebu Leys, Mesaîl.
Nevevi, Kesrü'l-Gays, s. 150. Mîzânü'l-Akaid'mde Şeyh Abdülaziz şöyle demektedir: "Muhammed @ Rasül, rasûllerin sonuncusudur." Cevheretü't-Tevhid adlı meşhur akaid kitabında şu naat'ı görmekteyiz:
Yaratılanların en hayırlısı en mükemmelidir o Rabbimizin âlemlere rahmet gönderdiği son peygamberdir o
Şeyh Abdüsselâm b. İbrahim el-Mâlikî İthâfü'l-Mürid adlı kitabında şöyle demektedir: "Rabbimiz, Hz. Muhammed @'İ nübüvvet makamına getirerek peygamberliği sona erdirmiştir ve ona hâteme'n-nebiyyîn demiştir (33: 40). Bu ifade risalet görevinin de devam etmemesini gerektirmektedir. Çünkü genel olan sona ererse onun bir parçası olan özel de sona erer; ancak bunun tersi sözkonu-su değildir. Bundan dolayı Hz. Muhammed @'den sonra yeniden peygamber zuhur etmeyeceği gibi yeni bir şeriat da gelmeyecektir." (İthâfü'l-Mürid, s. 126).
Bu metindeki lâ tahtada'u (tekrar zuhur etmeyecek) kelimesi Hz. İsa'nın yeniden ortaya çıkacak olmasının hâtmü'n-nübüvveti naklettiği yanılgısını da bertaraf etmektedir. Çünkü Hz. Muhammed @'den sonra yeni bir peygamberin zuhur etmeyeceğini açıklamaktadır. Çünkü Hz. İsa daha önce peygamber olmuştur.
Şeyh Abdülgâni Nablûsû Şerh-i Kifâyetü'l-Avöm'mda şöyle demektedir: "(Peygamberlerin) ilki Adem'dir ve kendisinden sonra yeni bir peygamber daha gelmeyecek olması bakımında Hz. Muhammed @ sonuncusudur. O, Muhammed b. Abdullah, hâîemü'l-enbi-ya'dır, nübüvvet ve risalet makamını bütün devirlerde dünya hayatının sonuna kadar korumaya devam edecektir." (Şerh-i Kifâyeîü'l-Avam, s. 18).
Teşriî ve gayriteşriî gibi yeni nübüvvet sınıf ve kategorileri icat etmek isteyenler toplanan ve iktibas edilen bu metinleri dikkatle incelemelidirler. Kısa bir süre sonra bu tefsir ve vuzuha kavuşturucu izahların tahrif kapısını kapadığını farkedeceklerdir. Burada nübüvvetin her çeşidinin sona erdiği beyan edilmiş ve hâtmü'n-nübüvvet ile Hz. Muhammed @'den sonra peygamberlik makamına yeni bir kimsenin geçemeyeceğinden başka bir şey kastedilmem iştir. Bu nedenle daha önce peygamberlik makamına ulaşmış bir kimsenin yeniden zuhur edecek olması veya makamında kalmaya devam etmesi hâtmü'n-nübüvvet için bir çelişki teşkil etmez.
Şeyh Ebu Şükür es-Selimî Tevhid'ınde şöyle demektedir: "Rafızî'ler (gulat Şii'ler) dünya nebi'siz kalamaz demektedirler. Şia'nın bu görüşü küfürdür, çünkü Yüce Allah ve hâteme'n-nebiyyîn (yani nebilerin sonuncusudur) buyurmaktadır. Peygamberlik iddiasında bulunan bir kimse bu iddiasıyla doğrudan küfrünü ilân etmiş bulunmaktadır. Bu kişiden delil için mucize isteyen kimse de kendisini küfür bataklığına atmış olmaktadır. Çünkü Kur'ân nassları hakkında şüphe ve belirsizlik hisleri taşınamaz. Bundan dolayı nübüvvet makamına Hz. Muhammed @ ile birlikte başka bir ortağın oturamıyacağına kati şekilde iman etmek müslümana vaciptir. Diğer yandan guiat Şia, 'Ali, nübüvvet makamını Muhammed @ ile paylaşıyordu' demektedirler ki, bu başlıbaşına bir küfürdür."
Akidetü's Sajfarinî şerhinde şu ifadeler yer almaktadır: "Nübüvvetin ameller vasıtasıyla kazanılabileceğini düşünen kimse zındıktır ve cezalandırılmalıdır; çünkü onun kavli, itikadı, ve fikri nübüvvetin sona ermemiş ve bitmemiş bir kurum olduğu yönündedir. Halbuki bu Kur'ân ve mütevatir hadisle çelişkili bir durumdur. Çünkü bizim Peygamberimiz, peygamberlerin sonuncusudur. ...Bu nübüvvet makamının ilk sahibi atamız Âdem aleyhisselâmdır ve Habibullah Muhammed @ ile makam sonuncu sahibini bulmuştur. (Şerh-i Akidetü's Saffarini, s. 257).
Hüccetü'l-İslâm İmam Gazzalî İktisad adlı eserinde hâtmü'n-nübüvvet konusuna değinmekte ve destekleyici deliller sunmaktadır: "Ümmet, hâteme'n-nebiyyîn (33: 40) ifadesini ayrıntılı delillerin ışığında Hz. Muhammed @'den sonra başka bir nebinin ve başka bir rasûlün ebediyen mutlak yokluğu anlamında anlamıştır. Bu yorum, tevil ve tahsis götürmeyecek açıklıkta bir gerçektir." {el-İktisad fi'l-İtikad, Mısır baskısı, s. 128).
Aynı eserde İmam Gazzalî bu terimle ilgili her türlü tevil ve yorumu zırvalama ve delilik kabul etmiştir. Hâteme'n-nebiyyîn ve iâ ne-biyyi ba'de terimleri ile İlgili tevillerin ateistler tarafından ortaya atıldığına inanmaktadır.
Kelâm ve akaid âlimleri hâtmü'n-nübüvvet hakkında görüşlerini bildirmişlerdir. Bütün bu görüşler incelendiğinde teşriî peygamberliğin sona ermesine rağmen gayritesriî peygamberliğin sürdüğüne dair bir ipucu aranmış; ancak Mirzâîlerin kendi icatları olan böyle bir peygamberlik sınıflamasına gidildiğine kesinlikle rastlanılmamıştır. Şimdi de önde gelen sofilerin eserleri incelenerek teşriî veya gayriteşriî peygamberlik çeşitlerinden bahsedilip bahsedilmediğine bakılacaktır.
Sûfîler {Mutasavvıflar)
İrfan ehlinin Önde gelenlerinden Molla Cami Akaidnâme'sinde şöyle demektedir:
O sonuncusudur nebi ve rasûllerin Diğerleri her bir cüz iken, o bütünüdür rasûllerin
Ondan sonra yoktur başka gelecek rasûl Kimse yükselemez ondan sonra makam-ı rasûle
Hadis-İ Rasûl'e göre kıyamete yakın Arz'a gelecek Mesih-i İsa; ona bakın O da tâbi olacak Muhammed'İn şeriatına Takip edecek kökü, çünkü Mesih aittir nübüvvet ağacına, Muhammed'İn şeriatının hak olduğunu söyleyecek Ve herkese aynı hak inancı vazedecek.
Şerhü't-Tearufda hâtmü'n-nübüvvet çok berrak bir şekilde açıklanmıştır. Şerhü't-Tearuf tasavvuf ile ilgili en iyi kitaplardan biridir ve Keşfü'z-Zünun'ua müellifi Hacı Halife "et~ Tearruf adlı kitap olmasaydı, insanlar tasavvufu anlayamazlardı" demektedir. "Yüce Allah nebiler silsilesini Muhammed @ ile sona erdirmiştir. Bundan dolayı Allah Teâlâ: 'O Rasûlullah ve hâteme'n-nebiyyîn'dir.' (33: 40) buyurmuştur. Bu kelime nasb (fetha) ile okunursa 'rasûl ve nebilerin mührüdür' yani sonuncusudur anlamına gelir. Kesre ile okunursa 'mührü basan ve (bîr işi) kapatan' yani sonlandıran anlamına gelir. Hz. Muhammed @ bir keresinde Hz. Ali'ye şöyle buyurmuştur: 'Senin bana nisbetin Harun'un Musa'ya nis'oetİ gibidir; şurası müstesna ki benden sonra peygamber gelmeyecektir!' Bir diğer zamanda ise Rasûlullah @ 'Ben Âkib'im (benden sonra peygamber gelmeyecek)' buyurmuştur." (Şerhü't-Tearuf, s. 14).
Mevlana Nizamî Gencevî, Mahzenü'l-Esrar'mda şöyle demektedir:
Sen ilmi ileriye taşıyacak nebi,
Muhammedi'sin Sen nübüvvet mührü eline verilmiş Muhammed'sin
Abdülkadir Geylânî Gunyetu't-Tâlibîn adlı eserinde şöyle buyurmaktadır: "(Gulat) Şİa Hz. Ali'nin de peygamber olduğunu iddia ediyor... Allah'ın, meleklerin ve bütün mahlu-katın lâneü kıyamet gününde bu şiilerin üstüne olsun ve toprak ve bahçeleri talan olsun, çöle dönsün, arzda yaşayacakları bir yer bu-lamasınlar! Çünkü aşırı fikirlerini abartarak ve küfürlerinde İnat ederek İslâm'a karşı çıkmışlar ve iman yolundan sapmışlardır. Allah'ı, Rasûlünü ve vahyi reddetmişlerdir. Bu fikre sahip olan kimselerin şerrinden Allah'a sığınırım!" (İkfarü'l-Mülhidîn, s. 42).
Şeyh Abdülgani Nablûsî Şerhü'l-Fera'id adlı eserinde gulat Şia'nın kâfir olduğunu beyan ederek şöyle demektedir: "Onların mezheplerini tahrif ettikleri ve imanlarını bozdukları çok açıktır. Onların mezhebi, Hz. Muham-
med @'den sonra yeni bir peygamber geleceği gibi yanlış ve sapık bir fikri benimsemektedir. Bu Kur'ânî hakikatleri inkâra kadar varmaktadır. Kur'ân nassı açıktır, o nebilerin ve rasûllerin sonuncusudur (33: 40). Ayrıca şu hadis de göz önünde bulundurulmalıdır: 'Ben Âkib'im ve benden sonra peygamber olmayacaktır!' Yine bütün İslâm ümmeti bu âyet ve hadisin zahirî anlamıyla anlaşılması gerektiği konusunda icma halindedir. Bu fikre karşı çıkan her kimseyi bu delillere dayanarak M/zr sayabiliriz." (a.g.e., s. 42).
Büyük tasavvuf ve sülük âlimleri gulat Şia'yı kâfir saymaktadırlar. Çünkü bu Şiiler teşriî olmasa da Hz. Ali'yi peygamber saymaktadırlar. Bu da bir kimsenin her hangi bir çeşit nübüvvet iddiasını kabul etmenin Kur'ân ve hadis hakikatlerini İnkâr etmeye eşdeğer olduğunu göstermektedir.
Şeyh İmadüddin el-Umevî, Hayatü'l-kulûb fi Keyfiyet-i vusul ilel-mahbub adlı eserinde sufilerin genel inançlarını özetlemeye çalışmıştır: "İcma ettikleri inanç esaslarını ve uymaları gereken kural ve düzenlemeler konusunda benimsedikleri mezhebi bildirir dördüncü bölümdür. Ebu'l-Hasan Eş'ari ve tale-belerince savunulan (ana) fikir Hz. Muhammed @'in, mahlukatın ilki ve peygamberlerin sonuncusu olduğudur." (Hayatü'l-kulûb, c. II, s. 2 derkenar).
Bunu kısaca tanımladıktan sonra, yazar konuyu ayrıntısıyla ele alarak şöyle demiştir: "Hz. Muhammed @ peygamberlerin en kâmil olanıdır ve onunla birlikte Allah Teâlâ nübüvveti ebediyyen sona erdirmiştir, (a.g.e., c. II, s. 4).
Takiyüddin Abdülmâlİk Nüzhetü'n-Nâzirın adlı eserinde Hz. Muhammed @'İn fazilet ve kemalâtından bahsederken hâtmü'n-nübüvveti onun en kâmil özelliklerinden biri olarak nitelemektedir. Bu görüşünü desteklemek için de çok sayıda hadis nakletmİştir. Bu hadislerin tamamı bir önceki kısımda aktarılmıştı. (Nüzhetü'n-Nâzirîn, c. I, s. 15).söylemiştir: "Hz. Rasûl @ bize rüyaların peygamberlik cüzlerinden bir cüz olduğunu bildirmiştir- Nübüvvetten insanlara bu cüzden başka bir şey kalmamıştır. Bu nedenle nübüvvet kelimesi artık hiçbir şeye atfedilemez; şeriat getirmemiş kimselerden başkasına da atfedilemez. Bundan dolayı nübüvvet kelimesinin Hz. Muhammed @'den sonra gelen İnsanlara izafe edilmesi yasaklanmıştır." (el-Fütuhatü'l-Mekkîyye, c. II, s. 495).
Fütuhatü'l-Mekkîyye'mn başka bir yerinde şunu görmekteyiz: "Bir insan nübüvvetten bir cüz olan mübeşşimt'& (rüyayı sadıka) nail olsa, bu kimseye hakikatte peygamberlik izafe edilemez; nübüvvet ancak nübüvvetin bütün cüzlerini haiz kimselere izafe edilebilir ve ancak o kimseye nebi denebilir. Bize yasaklanan ve ebediyete kadar sona ermiş olan nübüvvetin bu özellikleri vardır. Bunlardan birisi de Cebrail vasıtasıyla gelen vahiy yoluyla ikame edilen şeriat'tır. Bu özellik yalnızca peygamberlere hastır." (a.g.e,, c. II, s. 568).
Arabî, bu kavram hakkındaki görüşlerini İslâm ümmetinin tamamının ve bütün sofilerin ifade ettiğine yakın sözlerle beyan etmiş ve peygamberlik makamının Hz. Muhammed @'den sonra hiç kimseye izafe edilemeyeceğini; şeriat ıstılahı olan peygamberliğin kıyamet gününe kadar mutlak olarak ve tamamen ortadan kalktığını söylemiştir. Ancak peygamberliğin kemâlatı bu ümmet içinde, Önceki ümmetlere nazaran çok daha sık ve güzel şekilde zuhur edecektir. Bu gerçek zahir ve batın âlimlerince inkâr edilemez. Bu husus önceki kısımda, Hz. Peygamber @'in hadislerinden ve ashab ve tâbiûnun kavillerinden alıntılar yapılarak açıklığa kavuşturulmuştu.
Yukarıda nakledilen metinlerden ve Arabi'nin eserinden çıkardığımız sonuç şudur: "Şeyh, gayritesriî peygamberlik devam edecektir anlamında bir şey söylememiştir, bilakis o kemalât, mübesşirât ve velayet halen devam etmektedir ve bunlar gayritesriî nübüvvetin cüzleridir, demek istemektedir.
Bu satırlarda şeyh gayritesriî olan nebilerin rasûl olmadığını açıklamaktadır. Risalet ancak nebilere şeriat geldiği zaman kemalâtma kavuşmuş olmaktadır. Bu satırlar hadiste tanımlanan şeyin aynısını tekrarlamış olmaktadır: Sâdık rüya nübüvvetin bir parçasıdır. Ancak hiç kimse sâdık rüyanın nübüvvet olduğunu iddia edemez.
Arabî, tesrî'm nübüvvet'in bir cüzü olduğunu söylemekte ve gayritesriî nübüvvetin de mümkün olduğunu bildirmektedir. Bu nübüvvetin sona erdiği anlamına gelir: Sadece bazı cüzleri mevcut olacaktır ve böyle bir şey İslâm hukukuna ve akaidine göre ya da genel anlamda nübüvvet olarak kabul edilemez. Arabî, nübüvvetin aslî cüzlerinden olan teşri olmadığı müddetçe kimseye nübüvvet affedilemeyeceğini açıkça söylemiştir,
Böylece, Müslümanları, Muhiddin-i Arabî'-nin peygamberliğin devam ettiğine inandığına ikna etmeye çalışan Mirzâîlerin oyun ve aldatmacaları da açığa çıkarılmış olmaktadır. Buradan Muhiddİn-i Arabi'nin gayritesriî peygamberliği peygamberlik saymadığı, onun yalnızca nübüvvetin bir cüzü olduğunu ifade ettiği kolayca anlaşılacaktır.
Kısaca, Şeyh'in devam ettiğine inandığı şey nübüvvet değildir ve Şeyh nübüvvetin devam ettiğine inanmamaktadır. Bu, ümmetin icmaı ile oluşturulan bir inançtır ve buna sahip çıkmak farzdır.
Şeyh'in gerçek niyeti anlaşılamasa dahi, Kur'ân ve hadis gibi açık nasslar ve İslâm ümmetinin icmaı Muhiddin-i Arabi'nin muğlak bîr ifadesi uğruna silinip atılamaz.
Şeyh Abdülgani en-Nablûsî, Muhİddin-i Arabî'nin Fusûsü'l-Hİkemlnden bir pasajı şöyle açıklamaktadır: Risalet ve nübüvvet Hz. Muhammed @'in nübüvvete nail oluşundan sonra sona ermiştir, çünkü kıyamet gününe kadar nübüvvet niteliklerine sahip hiç kimse kalmamıştır." (Şerh-ü Fusûsü'i-Hikem, s. 81).
Müceddid-i Elf-i Sâni İmam Rabbani Mektu-bat'mda şöyle demektedir: "Bu bidat fırka (gulat Şia) ehl-i Kıble olduklarını iddia ettiklerinden, onların dinin aslî akidelerini ve yaygın şekilde bilinen ve uyulan şeriat kural ve kavramlarını inkâr ettiklerini anlayana kadar bunları kâfir ilân etmekten sakınırız." (Mek-tubat, c. III, s. 38; c. VIII, s. 90).
Böylece açığa çıkmaktadır ki, her kim müte-vatir olan İslâmî amel ve inanç esaslarını inkâr ederse kendini küfür bataklığına atmış olur. Hâtmü'n-nübüvvet de mütevatir bir fikirdir ve Ümmetin her devrinde ve herkes tarafından kabul görmüştür. Bundan dolayı Müceddid'in gözünde bu gerçeği inkâr eden bir kimse kâfirdir. Bu konu Fütuhatla. Mu-hiddin-i Arabî tarafından da ele alınmıştır: "Dinin esaslarında tevil'e kaçmak küfürdür" (Fütuhat't&(c. II, s. 257).
Bunlar sufİlerin görüşleridir. Böylece, ümmet bütün ilim dallarındaki âlimler ve bütün muttaki ileri gelenlerin nübüvvetin Hz. Muham-med @ ile sona erdiğini düşündüğü ve bunu imanlarının bir parçası olarak telakki ettiği müşahade edilmiş olmaktadır.
Ümmetin bütün âlimlerinin görüşleri burada ele alınmış; tevile, tahsise ve sınıflandırmada ayrıntılara girilmeksizin şeriata göre nübüvvetin Hz. Muhammed @ ile birlikte sona erdiği ve devam etmediği sarahaten ispatlanmış oldu.
Şimdi ise önceki nebilerin ve ümmetlerin görüşleri ele alınacaktır. Gören gözlere ve işiten kulaklara hitapla: "...Allah'ın nûr vermediği kimsenin nuru olmaz." (24: 40).
Tevrat Ve İncil'de Hâtmü'n-Nübüvvet Konusu
Son olarak hâtmü'n-nübüvvet'in kadim kitaplarda hangi ayrıntılar ile ele alındığı incelenecektir. Nübüvvetin Hz. Muhammed @ ile sona ermesi yalnızca bizim peygamberimize has bir özelliktir. Bu kâmil özellikten önceki ümmetlere kendi kitaplarında daha peygamberimiz yeryüzüne gelmeden önce bahsedilmiştir.
Ancak Tevrat ve İncil daha sonra tahrif edilmişlerdir. Bu kitapların pek çok kısmı değiştirilmiş, sansür edilmiş, tevil edilmiş veya kitaplara eklemelerde bulunulmuştur. Günümüze dek bu konu ile ilgili komisyonlar kurularak bu kitapların metinlerinde değişiklikler yapılmaya devam edilmiştir. Bundan dolayı bu konu ile ilgili olarak Selef-i Sâlihin'in alıntılarından ve bizzat hadis-i şeriflerden faydalanılacaktır. Yani bu görüşleri muhad-dİslerin görüşleri olarak kabul edilebilir. Yine burada da engin bir ilim denizine dahnmakta-dır. Bu yüzden konu ile alâkalı birkaç misâl sunulacaktır.
Musa Aleyhisselâm Ve Kavmi
İbn-i Cerir Taberî, "...levhaları attı..." (7:150) âyetim yorumlarken uzun bir hikaye anlattıktan sonra nihayet şu ifadede bulunur: "Musa: 'Ey Rabbim, ben bu levhalarda yaratılış bakımından sonuncu ancak Cennete giriş bakımından birinci olan bir ümmet olduğunu gördüm. Ey Rabbim, onları benim ümmetim yap! (Allah) buyurdu: Onlar Muhammed ümmetidir."
Muhaddİs Ebû Nu'aym de Delâilü'n-Nübüv-ve adlı eserinde bu olayı nakletmiş ve ayrıca Hassan'dan rivayetle şunu nakletmiştir: "Bir gece, gecenin son saatlerinde bir tümsekde dikiliyorken bir ses işittim; bu en yüksek avazında bir insan sesiydi. Bunun bir tepenin zirvesinde duran ve elinde bir meşale tutan Me-dine'ü bir Yahudiye ait olduğunu farkettim. İnsanlar onun etrafında toplanmışlardı. Niye bağırdığı sorulduğunda Yahudi şunları söyledi: 'Ahmed yıldızı doğdu. Bu yıldız yalnızca nübüvvetin habercisi olarak doğar, başkaca da ufuktan tekrar zuhur etmez; bundan böyle Ahmed'den başka gelecek peygamber de kalmamıştır."' (Delâilü'n-Nübüvve, s. 17).
Hüveyse b. Mesud nakletmektedir: "Aramızda Yahudiler yaşardı. Yeni bir peygamber zuhur etmesinin yakın olduğundan bahsederlerdi. (Bu Hz. Muhammed @ peygamberliğini ilân etmeden önce vuku bulan bir hadisedir). Daima bu peygamberin Mekke'de zuhur edeceğini ve adının Ahmed olacağını söylerlerdi. 'Şimdiye kadar böyle bir peygamber gelmedi. Bütün bunlar bizim kitaplarımızda ayrıntısı ile mevcuttur' derlerdi." (a.g.e., s. 17).
Ebû Saîd el-Hudrî, Mâlik b, Sinan'ın şöyle rivayet ettiğini nakletmiş tir: "Bir keresinde Benî Abd-ül Eşal kabilesine gittiğimde Yahudi Yuşa ile karşılaştım, bana şöyle dedi: 'Ahmed adlı bir peygamberin doğması (zuhuru) yakındır. Harem'de (Mekke) zuhur edecektir.' Daha sonra şunları ekledi: Bu yalnızca Yuşa'nm değil, diğer Yesrib (Medine) Yahudilerinin de söylediği bir haberdir!"
Ebû Mâlik b. Sinan şöyle devam etti: "Oradan ayrıldım ve Benî Kurayza'ya gittim, orada da yakında zuhur edecek olan peygamberden bahseden bîr grup insanla karşılaştım. (Kurayzalı) Züheyr b. Bete: 'Ahmed yıldızı doğdu! Bu yıldız sadece bir peygamber zuhur edeceği zaman doğar. Artık Ahmed'den başka gelecek bir peygamber kalmadı. Onun hicret edeceği kasaba burasıdır!' dedi." (Ebû Nu'aym,De/â//,s. 18).
Kâbu'l-Ahbâr, babasının Yesrib'liler İçinde Tevrat'ı ve Musa'ya gelen vahyi en iyi bilen bir kimse olduğunu naklederek şöyle devam etmiştir. Bildiğini benden saklamazdı. Son saatlerinde beni yatağının başına çağırarak şöyle dedi: "Evladım, öğrenebildiğim her şeyi sana aktardığımı biliyorsun. Hâlâ sana aktarmadığım iki sahife vardır ki, bunlardan biri peygamberin tarifi ile ilgilidir. Onun zuhur etme zamanı yaklaşmıştır. Bunu sana söylemeyi uygun bulmadım; ola ki bir sahtekâr bunu öğrenir de nübüvvet iddiasında bulunur ve sen de ona itaat edebilirdin. Bu iki sahife-yı senin görebileceğin bir sütuna kerpiçle sıvayarak gömdüm."
Kâbu'l-Ahbâr bu olayı nakletti ve nihayet şunları söyledi: "Bu sahifeleri aldım ve aşağıdaki satırların orada yazılı olduğunu gördüm: 'Muhammed @ Allah'ın elçisidir ve peygamberlerin sonuncusudur, ondan sonra yeni bir peygamber daha zuhur etmeyecektir." (Nakleden Ebû Nu'aym; bkz. ed-Dürrü'l-Mensûr, c. III, s. 122).
Şuayb Aleyhisselâm
Vehb b Münebbih, Allah Teâlâ'nın Şuayb aleyhisselâma şöyle bir vahiy gönderdiğini rivayet etmiştir: "Yakında ümmî bir peygamber göndereceğim. Onun vasıtasıyla sağır kulakları, mühürlü kalpleri ve kör gözleri açacağım. Onun doğum yeri Mekke, hicret mahalli Teybe (Medine) ve hüküm mahalli Suriye olacaktır... (sonunda şunu buyurdu)... Onun ümmetini, ümmetlerin en hayırlısı kılacağım. Vahiy defterini bu ümmete nazil olacak kitap İle kapatacağım, Bütün şeriatları bu ümmetin şeriatı ile ve bütün dinleri bu ümmetin dini ile nihayete erdireceğim." (Ebu Nu'aym, Delâil, s. 16; Süyûtî, Dürrü'î-Man-sur,c. III, s. 114).
Daniel Peygamber
Kâbu'l-Ahbâr İsrail oğullarının Babil'de azad edilişinin esas nedeninin Nabukadnezzar'm rüyası olduğunu rivayet etmiştir. O rüyasında, başı gökleri, ayağı yerlere değen büyük bir yaratık gördü. Vücudunun üst kısmı altından, göğsü ve kolları gümüşten, karnı ve uylukları tunçtan, bacakları demirden ve ayakları kısmen demirden ve kısmen kildendi. Aniden gökten gelen bir taş bu yaratığın başına düştü ve onu paramparça etti. Bütün altın, gümüş, tunç, demir, bakır bir örnek hâle geldiler. Daha sonra taş dağ haline geldi ve her yana yayılarak bütün yeryüzünü kapladı. Gökyüzü hariç herşey görünmez hale geldi. Bu rüyayı Daniel peygamber yorumladı: "O büyük yaratığın başını paramparça eden taş Allah'ın dinidir, kıyamete yakın bu ümmetin başına fırlatılacaktır. Allah daha sonra Arabistan'a ümmî bir peygamber gönderecektir. Bu din bütün dünyaya yayılacak ve taşın yaratığı yok ettiği gibi bütün dinleri ve milletleri yok edecektir!" (Ebû Nu'aym; Delâil, s. 20).
Aynı hâdise Süyûtî'nin Hasa'is adlı eserinde de mevcuttur. ( c. III, s. 24).
İsa Aleyhisselâm Ve Kıssası
Mugire b. Şube rivayet etmiştir: "Ben ve İbn-i Mâlik, Bizans kralı Mukavkıs'ın sarayına vardık. Kral bize Muhammed @ bizim aramazdayken nasıl Bizans'a varabildiğimizi ve Muhammed @ ve ashabının bizim kendisine gelmemizi engelleyip engellemediğini sordu. Biz de aynı korkuyla sürekli deniz kıyısını takip ederek geldiğimizi söyledik. Daha sonra bize peygamberlik vazifesi ile zuhur eden Muhammed @ hakkında soru sordu. Biz de henüz içimizden hiç kimsenin onun davetini kabul etmediğini söyledik. 'Niçin?' diye sorduğunda, 'o alalarımızca malum olmayan yeni bir din getirdi bizlere' dedik. Kral ve bizler atalarımızın dinine bağlı idik.
Mukavkıs daha sonra, kendi halkının (Ku-reyş) Muhammed @'e nasıl muamele ettiğini sordu. Biz de 'genç kimseler onu takip etmekte; ona muhalefet edip savaşanlar ise bazen yenmekte ve bazen yenilmektedirler1 dedik.
Mukavkıs onun gerçekten ne öğrettiğini söyleyip söylemeyeceğimizi sordu. Biz de kısaca söylemek gerekirse 'vazettiği tebliğ çok sade, yalnızca eşi ve benzeri olmayan bir Allah'a İbadet etmemizi ve atalarımızın putlanna tapmamamızı ve namaz kılıp zekât vermemizi istiyor' dedik.
Mukavkıs, 'bu namaz ve zekat nedir?' dedi. Biz de ona vakit isimleri ile birlikte günlük beş vakit namazı ve yirmi miskal altının kırkta biri olan zekatı anlattık.
Mukavkıs çok meraklıydı. Yine sordu: 'Bu zekatı nerelere sarfediyor?' Biz şöyle cevapladık: 'Paralaı aramızdaki fakir ve muhtaçlara sarfetmektedir.' Bİz ona ayrıca peygamberin akrabalık bağlarını birleştirmeyi ve kişinin sözüne sâdık olması gerektiğini tavsiye ettiğini de söyledik. Faizin, zinanın ve şarabın yasaklandığım, Allah'tan başkasının adına kesilen hayvanların ona haram olduğunu da söyledik.
Mukavkıs haykırdı: 'Hakikaten o bir peygamberdir. Kıptilere ve Bizans'a erişince onlar da tabiî ki onu kabul ve takip edecek. Çünkü İsa, onlara (kitap vasıtasıyla Kıpti ve Bizanslı âlimlere), gelecek bir peygamberin bu vasıflarından bahsetmiştir. Başarı onun olacak ve yaşayan hiç bir kul onu yenemeyecektir. Onun dini, develer ve atlarla ulaşılabilecek bütün memleketlere yayılacaktır. Onun halkı onu her tür silahla savunacaktır.'
Biz, 'hayır biz ona bütün insanlık tâbi olsa bile asla katılmayacağız!' dedik, Mukavkıs başını Öfkeli bir şekilde sallayarak: 'Siz kan dökülmesini istiyorsunuz!' dedi.
Daha sonra Mukavkıs Hz. Muhammed'in soyu ile ilgili somlar sordu. Ona Muhammed'in soylu bir kabileye mensup olduğunu söyledik Mukavkıs: 'Bütün peygamberler tıpkı İsa Mesih gibi hep soylu ailelere mensupturlar' dedi.
'O daima doğru mu konuşur?' diye sordu Mukavkıs. Bİz ona 'Evet, zaten doğruluğu sebebiyle Araplar arasında el-Emîn diye bilinir' dedik. Bunun üzerine Mukavkıs bize meseleyi bîr kere daha düşünmemizi tavsiye etti ve 'herkese doğru konuşan bir kimse Allah Teâlâ'ya yalan isnad etmez!' dedi.
Daha sonra bize Muhammed'i kimin takip ettiğini ve kimin takip etmediğini sordu. Kendisine 'onu genç kimseler takip ediyorlar' dediğimizde, Mukavkıs: 'O tıpkı İsa Mesih ve geçmiş peygamberler gibi' dedi.
Ivlukavkis, 'Tevrat ehli Yesrib Yahudileri oiıu nasıl karşıladı?' diye sordu. Biz de: 'On-jar mukalefet ettiler. Onlara karşı savaşıldı, Ve bazıları öldürüldü, bazıları esir edildi, bazıları ise yurtlarından sürüldü.' dedik.
Mukavkıs: 'Onlar kıskançtır. Hasetlerinden dolayı muhalefet etmişlerdir. Yoksa biz Hıristiyanlar gibi Yahudiler de peygamberlerin Özelliklerini bilirler' dedi.
Mugire daha sonra şunları ekledi: Gitmemize izin verince ayağa kalktık. Ondan öyle ikna edici ifadeler duymuştuk ki, neredeyse Mu-hammed'e itaat eder hâle gelecektik. Birbirimizle konuşup şöyle dedik: 'Şu işe bak! Bu sâdık olmayan ve peygamberlerden çok çok uzakta yaşayan kral bile onun vazifesinin hak olduğuna şehadet ve bunu ispat edip ondan korkarken, ona bu kadar yakın yaşayan, onun akrabası olan bizler Allah'ın tebliğini ulaştırmak için kapımıza bir kaç kere gelmiş olan Allah'ın peygamberinin inanç ve dinini reddettik!'
Mugire daha sonra şunları da söyledi: 'Daha sonra ben İskenderiye'de kaldım ve Kıptî ve Bizans papaz ve keşişlerinden Muhammed @'in alâmetleri ile ilgili kitaplarında neler bulunduğunu sormak için her kilise ve manastıra gittim.
Ebu Gani, halkın çok değer verdiği bir Hıristiyan âlim idi. Hastalara şifa vermesi için dua ettirmek üzere insanlar sürekli ona ziyarete geliyorlardı. Onu izledim. Büyük bir huşu içinde beş kez namaz kılıyordu. Ona, 'gelecek yeni bir peygamber daha kaldı mı?1 diye sordum. O da 'Evet. O peygamberlerin sonuncusudur. Meryem oğlu İsa ile onun arasında başka peygamber yoktur. O hakikaten peygamberdir. İsa (zuhur ettiğinde) ona iman etmemizi söylemiştir. Ahmed isimli ümmî bir Araptır. Yapı itibariyle ne çok kısa ne de çok uzun olacaktır. Gözlerinde hafif bir kırmızılık bulunacaktır..." (Ebû Nu'aytn, Delâil, ss. 20-21).
Mukavkıs, 'onlar kıskançtırlar' demişti. Bu ifadeler ve diğer din adamlarının söyledikleri zihnimde yer etli. Daha sonra Hz. Peygamber @'e gelerek bütün hadiseyi naklettim ve İslâm'la müşerref oldum. Bunun için Allah'a hamd ediyorum."
Nakledilen bu hâdisenin iki satırına özellikle dikkat edilmelidir; bu iki satırda nübüvvetin sona ereceği ve bizim peygamberimizden sonra devam etmeyeceği açıkça belirtilmiştir.
Bilal b. Haris şöyle nakletmektedir: "Suriye'ye ticarî bir sefere çıkmıştım. Şam yakınlarına vardığımda ehl-İ kitaptan birine rastladım. Bana 'aranızdan peygamberlik iddia eden biri çıktı mı?' dedi. Ben de 'evet!' dedim. Bana peygamberin simasını hatırlayıp hatırlamadığımı sordu. Ben olumlu şekilde cevap verdim. Daha sonra beni evine götürdü ve evinde peygamberin bir resmini buldu. Resimde peygamberin arkasında duran başka bir adam daha gördüm. Ona, 'Peygamberin arkasında duran bu adam kim?" diye sordum. O da şöyle cevapladı: 'Bundan başka bir peygamber gelmeyecektir ve bu kimseden sonra yeni bir peygamber daha olmayacaktır; ardındaki kimse ise ondan sonra gelecek olan halifedir." (Taberanî, Kem, c. VI, s. 281).
Bilal b. Haris daha sonra şunu eklemiştir:
"Resme daha yakından baktığımda onun Ebu Bekr-i Sıddık olduğunu gördüm."'
İbrahim Aleyhisselâm
İmam Şa'bî, Hz. İbrahim'in sahi/elerinde (kutsal metinler) şöyle yazdığını nakletmiştir: "Senin neslinden, ümmî bir peygamber çıkıncaya kadar pek çok kabile birbiri ardınca gelecektir. Bu ümmî peygamber peygamberlerin sonuncusu olacaktır." (Süyûtî, Ha-sa'isu'l-Kübrâ, c. I, s. 9).
İbn-i Cerir Taberî tefsirinde, Ebu'l-Aliyye'dan rivayetle şöyle nakletmektedir: Hz. İbrahim (Allah'a) şöyle dua etmiştir: "Rabbimiz! İçlerinden onlara bir peygamber gönder!" (2: 123) Ona vahiy yoluyla şöyle hitap olunmuştur. "Duana icabet ettim, ancak bu önder peygamber kıyamete yakın zuhur edecektir."
İmam Beyhâkî, Amr b. Hakem'den rivayetle şöyle nakletmektedir: "Bize İslâm öncesi dönemde atalarımızdan kalan ve nesilden nesile intikal eden bir sahife miras kalmıştı. Hz. Peygamber @ Medine'ye hicret edince bu sahifeyi ona sundular. Alimlerden bu yazıyı çözmeleri istendi. Sahifede şunlar yazıyordu: 'Allah'ın adıyla, ki O Sâdık-i Mutlak'tır. Bu kıyamete yakın günlerde gelecek olan İnsanlara bir Öğüttür, uyarıdır. Onların elbiseleri bol ve havadar olacaktır ve bellerine izar bağlayacaklardır. Düşmanları ile savaşmak için ummanlara dalacaklardır. Nuh kavminin söylemiş olsaydılar Tufan'dan kurtulabilecekleri duaları söyleyeceklerdir. Ad kavmi de böyle dualar etseydİler kasırga ile yok olmazlardı veya Semud kavmi de böyle dualar et-seydiler o şiddetli çığlıkla yok olmazlardı." {Hasa'isü'l-Kübrâ, c. 1, s. 16).
Hz. Peygamber @ bunu duyduğunda gülümsedi ve tasdik etti.
Dinî metinler konusunda bilgi sahibi olan ve Hz. Peygamber @'den önce ölmüş bulunan Zeyd b. Amr b. Nevfel, Peygamber'in nitelik ve Özelliklerini tanımlardı. Bir keresinde şöyle demişti: "Hz. İbrahim'in dinini araştırmak için bütün kasaba ve şehirleri gezdim. Yahudilerden, Hıristiyanlardan ve Mecusilerden, bu din İle ilgili olarak kime soru yönelttiy-sem, daima şöyle dediler: 'Bu din senden sonra zuhur edecek!' ve bana peygamberin Özelliklerini, benim size tarif ettiğim gibi anlattılar. Yani bu peygamberden başka bir peygamber daha zuhur etmeyecek!" dediler. (Hasa'isu'l-Kübrâ, c. I, s. 25).
Muhaddis Ebû Nu'aym, Sa'd b. Sâbit'ten rivayetle şöyle nakletmiştir. Benî Kurayza ve Benî Nadir yahudilerinin hahamları özellikle Ahmed yıldızı zuhur ettiğinde peygamberin özelliklerini aynı şekilde tarif etmişlerdir: "Muhakkak o bir peygamberdir ve kendisinden sonra peygaı aber gelmeyecektir. Adı Ah-med'dir." Jlasa'isu'l-Kübrâ, c. I, s. 27).
Ebû Nu'aym, Ziyâd b. Lebîd'den rivayetle şöyle nakletmektedir: "Bir defasında Medine civarında bir tepeciğin üstünde iken aniden şöyle bir ses işittim: 'Ey Yesrib halkı! Allah'a yemin ederim ki, İsrailoğullarmm peygamberliği artık gitmiştir (sona ermiştir, bitmiştir)! Bu Ahmed'in doğumu ile zuhur eden yıldızdır. O peygamberdir ve peygamberlerin sonuncusudur. O bir gün Yesrib'e hicret edecektir." {Hasa'isu'l'Kübrâ, c. I, s. 27).
Beyhâkî, Taberanî, Ebû Nu'aym ve el-Heraitî, Halife b. Abda'dan rivayetle şöyle nakletmişlerdir: "Bir gün Muhammed b. Adiy b. Rebiâ'ya şöyle sordum: 'Baban senin adını nasıl oldu da Muhammed koydu?" 'Bunu ben de babama sordum, bana şunu söyledi: 'Suriye seferine çıkmış Benî Temim kabilesinden dört kişiydik. Diğerleri Safyan b. Mücaşi b. Adem, Yezid b. Amr b. Rebiâ ve Üsame b. Mâlik b. Hindif idi. Suriye topraklarına girdiğimizde, kenarında bir kaç ağaç bulunan bir havuzun yakınında konakladık. Bu sırada yanımıza bir rahip geldi ve bizlere kim olduğumuzu sordu. Ona Mudar kabilesinden olduğumuzu söyledik. Bunun üzerine bize şöyle dedi: 'Yakın bir gelecekte sizin aranızdan biri peygamberlik vazifesine tayin edilecek. Onu kabul etmekte acele edin ve ondan olan (rahmetle ilgili) hissenizi alın ki kendinize iyi bir rehber bulmuş olasınız. Çünkü O bütün peygamberlerin sonuncusu olacaktır.' Biz bunun üzerine daha da meraklanarak 'o kimsenin adı ne olacak?' diye sorduk. 'Muhammed!' dedi. Suriyeden döndükten sonra dördümüz de doğan erkek çocuklarımıza peygamber olabilmesi ümidiyle Muhammed ismini koyduk." (Hasa'isu'I-Kübrâ, c.I, s. 23).
Yakûb Aleyhisselâm
îbn-i Sad, Muhammed b. Kâ'b el-Kurazî'den rivayetle şöyle nakletmiştir: Allah Teâlâ, Yakûb'a şöyle vahyetmiştir: "Harem'de ümmeti Beyt-ül makdisi yeniden inşa edecek olan bir peygamber gönderinceye kadar senin neslinden krallar ve peygamberler çıkarmaya devam edeceğim. O, peygamberlerin sonuncusu olacak ve İsmi Ahmed olacak." (Ha-sa'is,c.l,s.9).
Bu mesele hakkında, hür düşünceli ve akl-ı selîm sahibi kimseleri bilgilendirmek maksadıyla bütün meşru delil ve dayanaklar ortaya konulmuştur. Hâtmü'n-nübüvvet doktrininin ardındaki hikmet kısaca ve akılcı bir biçimde açıklanacaktır. Ancak hür düşünceden kasıt din ve imandan uzak olmak değildir. Kur'ân ve hadİsden beslenmeyen kimseler, Önlerine getirilen delillere gözlerini ve kulaklarını kapatarak cevap verirler. Buna rağmen, bilgilendirme bakımından her gayretin gösterilmesi gerekmektedir.
Nübüvvetin Sona Erişi İle İlgili Bazı Aklî Deliller
Hâtmü'n-nübüvvetlç ilgili Kur'ân kaynaklı kesin delilleri ve bunların ayrıntılı açıklaması şeklindeki hadisler ortaya konulmuştu. Bunun haricinde ashabın icmaını ve din büyükleri ve âlimlerin konu ile ilgili yüzlerce beyan ve tefsiri de aktarılmıştı. Akaid ve fıkıh ile ilgili genel kural ve esaslar başlıca bu üç kaynağa dayanmaktadır. Dördüncü esas ise âlimlerin Kur'ân, hadis ve icmadan Öğrendikleri ilmin yardımıyla kıyasta (akıl yürütme) bulunmalarıdır. Ancak kıyas akaidle değil, fıkıhla ilgilidir. Kıyasın bir fıkhı hüküm tesis edebilmesi için Kur'ân'da, hadislerde ve ic-ma-i ümmette konu ile ilgili hüküm bulunamamış olması gereklidir. Bir diğer ifadeyle, ancak ilk üç esas konu hakkında sessiz kalmışsa kıyasa başvurulabilir. Kıyas akaid ile ilgili konulara uygulanamaz. Nasların ve ashabın söyledikleri akaid konusunda ele alınır ve değerlendirilir.
Konu Kur'ân ve hadislerden getirilen deliller ve selef-i sâlihin'in beyanları ile ispat edilmiş olduğundan muttaki müminler gönüllerinin derinliklerinden şöyle söylerler:
Kalbim ilim hakikati ile doldu Sırlar hazinesidir şimdi o Filozofların safsataları artık nazarımda bir kuruş bile değil Mesih olan meleğin tatlı sesi kulaklarımda çınlarken Bir eşek anırtısı beni korkutabilir ya da Çevirebilir mi yolumdan?
Gerçek şu ki akide ile ilgili bir hususun kalp itminanı ile kabul edilebilmesi ancak nübüvvet ve vahiy ışığı ile mümkün olabilir; akıl yürütme ve delil getirme yolu hiçbir zaman kesin tatmin sağlamaz. İnanç konularında akıl yürütme yolu ile sonuca varmak isteyenler başarıya ulaşamamıştır. Celâleddin-i Rûmî şöyle demektedir:
Ne zaman akla son haddine kadar başvurdurma Divâne buldum kendimi sonunda Kısaca, bir müslüman Kur'ân'a, Sünnet'e ve ashabın icmaına baktıktan sonra başka bir şeyin ihtiyacını duymaz. Bazı inanç esaslarının ardındaki hikmeti araştırma yoluna gitmez. Bütün bu zahirî hikmet, akıl ve mantık pırıltılarını yüce Peygamberimizi bütün insanlığı aydınlatıcı meşale olarak yaratan Allah Teâlâ'mn mutlak hikmet ışığı hatırına feda eder. Belli bir inanç esasının altında yatan hikmet veya sebebi araştırma isteği duymaz. Çünkü, Hz. Peygamber @ bütün akıl ve mantıkların üstündeki Akil-i Mutlakm gösterdiği yolu izlemektedir.
Hz. Peygamber @'in gönlü, dünyadaki bütün akıl ve idrakin sadece bir yansıma olduğunu gösteren İlahi hikmete açıktır.
Kısacası, kendimizi meşru ve kesin nass ve delillerle tatmin ettikten sonra, aslında bu beyhude düşünce deryasına dalmaya gerek yoktur. Buna belki şu iki sebepten dolayı ihtiyaç duyulabilir: Birincisi, bir mesele mantık yoluyla açıklandığında etkili olur ve onu kabul etmek ve ona göre amel etmek kolaylaşır.
İkincisi, Mirzâîler Kur'ân ve hadiste geçen özel terimlere değişik ve uzak anlamlı yorumlar getirerek hâtmü'n-nübüvvet doktrininin mantıkla uyuşmadığını ima etmektedirler ve bu doktrinin Hz. Peygamber @'in mevkiini düşürdüğünü iddia etmektedirler. (Farsça beyit):
Haİn kimseler daima (iyi şeyleri) yok eder FaziJetleri saklar, serleri açık eder
Bundan dolayı, Mirzâîlerin hilelerini etkisiz kılmak ve düzenlerini bozmak arzusu İle hareket edilmiştir. Böylece hâtmü'n-nübüvveh akıl ve mantık yoluyla ispat edilmeye, bunun Hz. Muhammed @'e has ek bir mükemmeliyet olduğu gösterilmeye çalışılmaktadır. Hâtmü'n-nübüvveî Hz. Muhammed @'in diğer peygamberlere nazaran sahip olduğu bir mazhariyettir.
Rasûlullah @'den sonra her ne zaman, Allah'ın peygamberi ya da elçisi oldukları iddiasıyla ortaya çıkanlar, Müslümanları dalâlete yöneltmek için türlü çeşit hileler hazırlamışlardır. Onların çabalan üç nokta üzerinde odaklanmıştır: Birincisi, nübüvvet rahmet kaynağıdır. Eğer Hz. Muhammed ile birlikte nübüvvet sona ermiştir denirse bu rahmeten li'î-âleminln zuhuru ile rahmetin sona erdiği ve kıyamete kadar rahmet kapılarının kapandığı anlamına gelir ki böyle bir şeyin olamayacağı bellidir.
İkincisi, ezelden ebede Allah'ın hükmü devam etmektedir, çünkü "Allah'ın yasasında bir değişme bulamazsın." (33: 62; 35: 41; 48: 23). Dünyada kötülük ve sapkınlık çoğaldığında ve insanlar Allah'ın sırat-ı musta-kiffl'iaĞ&n döndüklerinde, Allah onlara rahmetinden olmak üzere peygamberler gönderir. Şimdi dünyada zulüm ve adaletsizlik bu derece yaygınken ve inançsızlık ve kötülük taraftar buluyorken, peygambere ihtiyaç duyulmaktadır. Allah'ın rahmeti sonsuz olduğundan, Allah sözü gereği dünyanın herhangi bir yerinde peygamber çıkabilir.
Üçüncüsü, geçmişte büyük peygamberleri daima şeriatlarını devam ettiren ve tebliğlerini sürdüren bir dizi kendilerine kitap ya da sahife verilmeyen peygamberler izlemiştir. Bu onların büyüklüğünü belirlemektedir. Buna benzer olarak pek çok devleti hükmü altında bulunduran, özerk ya da yarı-özerk topraklara sözünü geçiren krallara imparator denir. Kıyas yaparsak Peygamberlerin Önderi olan bizim peygamberimizin de altında en az diğer peygamberlerin olduğu kadar takipçi peygamberleri olmalıdır. Nübüvvetin sona ermemesi onun şanına yakışmaz, vb...
Bunlar, kendi görüşlerine kuvvet kazandırmak için istismar ettikleri fikirlerdir ve bu kisve altında peygamberlik ya da rasûllük iddialarına zemin hazırlamaya çalışmaktadırlar.
Bu iddiaları en kısa ve gene) şekilde reddetmek, onlara hâîmü'n-nübüvvet fikrinin kaynağının bizler olmayıp kulu Muhammed @'i fahr-i kâinat olarak yaratan Allah Teâlâ olduğunu söylemekle mümkündür. Ve bu yüce Peygamber bize Rabbinden ne getirmişse bizler onu seksiz şüphesiz kabul ederiz Meselâ, eğer hâtmü'n-nübüvvet doktrini Hz. Muhammed @'in kemalâtmdan değilse, Allah'ın Rasûlünün kemalâtına kim nasıl karar verecektir? Bu kemalât Allah'ın, Rasûlüne bizzat vermiş olduğundan daha mı üstündür?
Gerçekte makul bir idrak seviyesi olan her insan hâtmü'n-nübüvvet'in Hz. Peygamber için ne derece büyük bir kemalat ve fazilet olduğuna ve kendisi için bundan daha iyi bir şey tahayyül edilemeyeceğine kendi kendine hükmedebilir. Ama yine de bu iddiaları ele alalım.
Birincisi, nübüvvet kesinlikle bir rahmet ve selâmet kaynağıdır. Hz. Muhammed @'in bu rahmeti elinde tutan son kimse olduğuna da inanıyoruz. Ancak rahmeten li'l-âlemin'in zuhur etmiş olmasının zahmet haline gelmiş olduğu, çünkü Allah'ın rahmet sıfatının bundan dolayı dünyada artık tecelli etmeyeceği görüşü kabul edilemez.
Buna cevap olarak, küçük rahmet kapıları kapanmış olmakla beraber dünyanın payına düşeni kolayca alabileceği büyük bir rahmet kanısının açılmış olduğu, bunun da zahmet olarak nitelendirilemeyeceğidir. Bu rahmet, bütün insanlığın her devirde ulaşabileceği büyük bir rahmetttir. Mumların söndürülüp yerine büyük bir elektrik lambası yakılırsa ve bu lamba parlaklık ve güzellik itibariyle bütün diğer eski ışıklara üstün gelirse, bu ışık karanlığın kaynağı olarak gösterilebilir mi? Daha açık olmak gerekirse, göz kırpan bütün yıldızlar gökyüzünden kaybolup yerini güneşin parlak ışığına bıraksalar, bu, gece gibi karanlık menbaı mı sayılacaktır? "...Bunlara ne oluyor ki hiç bir sözü anlamaya yanaşmıyorlar..." (4: 78).
Dünyanın kuruluşundan beri nebevi rahmet yalnızca yeryüzünün belli bir bölgesine, belli bir dönem için ve belli bir kavme has olmak üzere zuhur ediyordu. Hz. Musa, kavmine rahmet olmak üzere belli bir coğrafyaya gönderilmişken, Şuayb da aynı çeşit bir hizmet için gönderilmişti. Eğer Halilullah Hz. İbrahim bir bölgeye Allah'ın rahmetini ulaştırmak için gönderilmîşse Hz. Lût da ayrı bir bölgeye gönderilmişti. Aynı şekilde Âdem aleyhisselâm belli bir dönem belli bir millete gönderilmişken Hz. Nuh da başka bir dönemde başka bir millete gönderilmişti. Hz. İbrahim, Allah'ın tebliğini vazetmek için bir asırda gönderildi ise bir diğer asırda aynı vazifeleri yapmak İçin Hz. Musa bir diğerinde ise Hz. İsa gönderilmiştir.
Sonunda, Allah'ın rahmetini bütün insanlığa ve bütün devirlere şamil olmak üzere ulaştıracak olan bir şahsiyetin Allah tarafından halk edildiğini görüyoruz. Bütün nur ve rahmetin gerçek ve aslî kaynağı olan bu kimse Hz. Muhammed @'dir. Şairin dediği gibi:
Allah için imkânsız değildir Bütün faziletleri bir zâtta biraraya getirmek!
Bu evrensel rahmet kaynağı önceki peygamberlerin önderi ve peygamberlerin sonuncusu
olan Hz. Muhammed @'dir. O kendisinde bütün peygamberlere ait kemâlâtı toplamıştır:
Sen Yusuf un güzelliğine,
İsa'nın mucizelerine
ve (Musa'nın) Yed-i Beyza'sına sahipsin Diğer mükemmel insanlar neye sahipse, Sen bütün o faziletlere tek başına
sahipsin.
Önceki peygamberler kendi devirlerinde, kendi yörelerinde ve kendi toplumlarına önderlik yapmışlardı. Ancak bu parlak ay zuhur ettiğinde diğer ışıklar gözden kayboldu. Ve bu ay bütün devirlerde, bütün insanlığa yol göstermeye yetecek derecede parlaktı.
Veya, diğer bir ifadeyle, önceki peygamberler küfür karanlığını kendi bölgelerinde ve kendi toplulukları içinde kendilerine has yollarla gidermeye çalıştılar. Sonunda peygamberlerin sonuncusunun irhasat (ir kas'ı çoğulu) ışığının [irhas, kelime anlamı olarak 'temeli koyan' demektir. Teknik olarak ise bir peygamberdeki peygamberlik gelmeden önce peygamber olacağına yorulabilecek olağandışı haller anlamına gelir, meselâ Hz. Muhammed @'İn atalarının alnında bir parlaklığın varlığı gibi. Nübüvvetten sonra gösterilen olağandışı haller ise mucize'dk] zuhur zamanı yaklaştı. Ve bunu nübüvvet güneşinin doğuşu takip etti. Şİmdi bu göz kırpan yıldızlar görülmüyor. Güneş ışınları bütün kâinatı tüm parlaklığı ile doldurdu.
Artık sönen yıldızlardan dolayı dünyanın karanlıkta kaldığına belki üzülen çıkabilir. Halbuki bilge kişiler "evrensel nûr"un özel bir rahmet olduğunu bilirler ve bunun için Yüce Rablerine şükrederler.
Bir soru: Şimdi MirzaÜere şu soruyu yöneltiyoruz: Sİz sözde gayriteşriî peygamberimizin rahmet kaynağı olduğunu söylüyorsunuz. Teşriî peygamberliğin, müstakil bir şeriatın, İlâhi kitap nazil olmasının, melek vasıtasıyla vahiy gelmesinin zahmet kaynağı olduğunu söylemeyi arzu etmezsiniz. Hatta bunların rahmet kaynağı olduğunu da itiraf edersiniz. Hz. Muhammed @'den sonra teşrif peygamberliğin bittiğini, yeni bir şeriatın ya da yeni bir ilâhi kitab'ın nazil olmayacağını söylersiniz. Şimdi düşünün bakalım bize karşı yönelttiğiniz suçlama size dönmüş olmuyor mu? Siz Rahmeten li'l-âlemiri'm rahmetin sona ermesi anlamına geldiği iddiasında bulunuyorsunuz. Rahmet'in sona ermesi bile hâtemü'l-enbiydmn yüceliğine bir eksiklik getirmiyorsa gayri-teşriî peygamberliğin devam etmemesi kesinlikle bir eksiklik getirmez.
Kısaca, siz teşriî peygamberliğin rahmetinin kesildiğini kabul ediyorken nasıl olur da gayrİteşriîpeygamber rahmet dağıtmaya devam edebilir.
İkinci noktaya gelince, kısaca şunu söyleyebiliriz: Allah'ın hükmünün ve yasasının kâinat yaratıldığından beri değişmediği ve değişmeden de devam edeceğine şüphe yoktur. Bundan dolayı ne zaman küfür ve isyan bu dünyada ağırlık kazansa, doğru ve yanlış arasındaki ayrım kalkmaya başlasa, Allah yeryüzüne rahmetinin tecellisi olarak peygamberler gönderir.
Ancak günümüzde bu iddiaya karşı iki itiraz Öne sürülebilir. Birincisi, küfür ve isyanın bu dünyada ağırlık kazandığı ve küfür ve İslâm arasını ayırdettirecek ölçülerin tamamen ortadan kalktığı söylenemez; hakikati arayan kimselerin başvuracağı merci de kalmamış değildir. Bu iddia gerçeklere, gözlenenlere ve ayrıca nebilerin sonuncusu Hz. Muhammed @'in söylediklerine tamamen zıttır: "Benim ümmetimden daima sırat-ı müstakim üzere olan bir fırka bulunacak ve Allah'ın hükmü galebe çalana ve Meryem oğlu İsa Mesih yeryüzüne inene kadar muhalifleri ile cihad etmeye devam edecektir." (Müsned-i Ahmed, s. 429). Ravi zinciri sikâ'dır.
Gerçekler ve gözlemler yine ispatlamaktadır ki nebîienn sonuncusunun manevî nüfuzu, aradan uzun bir zaman geçmiş olmasına ve İnancı çok değişik coğrafyalara yayılmış olmasına rağmen kuvvetle hissedilmektedir. Ümmet sürekli İslâmî hayat tarzına göre yetiştirilmekte ve eğitilmektedir. Bu günlerde şirkin ve bidatlerin aşırı derecede etkin olmasına rağmen bu nübüvvet güneşinin ışıkları kötülüğün fazilet ve doğruluk üzerinde tam bir zafer kazanmasına müsaade etmemiştir. Müslümanlar halen uyanıktır ve doğru ile yanlışı ayırdetme bilincine sahiptirler.
Önceki peygamberlerin Hz. Peygamber @ karşısındaki durumu göz kırpan yıldızların parlak güneş ışığı karşısındaki durumu gibidir. Gökyüzü koyu yağmur bulutları ile kaplı olsa bile bu güneşin ışığı yine de bu yoğun bulut katmanlarım aşarak yeryüzünü aydınlatır. Halbuki bulutlar gökyüzünü geceleyin kaplayacak olsa bütün dünya yıldızlardan gelebilecek en ufak bir ışık pırıltısından bile mahrum kalacaktır. Yine tamamen aynı şekilde, küfür ve isyan önceki peygamberlerin devrinde dünyada ağırlık kazandığında ve doğru ile yanlış, iyi ile kötü. küfür ile İslâm arasını ayırdettirecek ölçüler kalktığında yeni bir peygamber gönderme ihtiyacı hissediliyordu. Ancak, nebilerin sonuncusunun zuhurundan sonra böyle bir olay olması durumunda küfür ve isyan utku kararsa bile, güneş ışığı daima mevcuttur ve mevcut kalacaktır. Gündüz gündüzdür ve koyu bir geceye dönmemiştir.
Kısaca, nübüvet ve risalet güneşi halen evrensel nurunu dünya yüzüne saçmaktadır. Bu güneşin bazı ışınları belli bir dönemde Ebu Bekr-i Sıddık, Ömer, Osman Zinnureyn ve Ali-yül Murtaza şeklinde dünyayı aydınlatmışlardı; bugün de aynı hizmeti bu ümmetin âlimleri görmektedirler. Ümmetin âlimleri ve din büyükleri önceki peygamberlerin kendi dönemlerinde gördükleri vazifeyi görmektedirler. Bu hizmetlerin banisi ise tabiî ki halâ Hz. Muhammed @, yani hâteme'n-nebiyyînûir. Ne mutlu İslâm topluluğunda yaşayarak bundan sonsuz menfaat sağlayanlara! Bu parlak güneşin inayeti dururken müslümanların başka bir gaz lambası ya da muma ihtiyacı bulunmamaktadır.
Yİne eğer bir peygambere ihtiyaç duyulmuş olsa, bu durumun Hz. Peygamber @'in mutlak Önderliği ve nübüvvetinin âlem-şümul ve kapsayıcı olduğu gerçekleriyle çslişeceği akılda bulundurulmalıdır. Üstelik küfür ve isyan günün kuralı haline geldiğinde insanların yeni bir peygamberin zuhur etmesini istemeleri de mutlaka gerekli değildir. Çünkü, Allah dilemediği sürece kâinat varlığını sürdürürken Allah'ın kanununda bir değişiklik olmaz. Bu kâinatın düzeninin sona erme vakti geldiğinde, Allah Teâlâ kıyamet ve diriliş gününü halkeder. O vakit de nübüvvet zincirinin kaçınılmaz olarak kırılması gerekir. Aksi taktirde kıyamet gününün gerçekleşmesi diye birşey sözkonusu olmazdı. Yani hep kötülük arttığında yeni peygamberler gelir ve dünya düzeni ebedİyyen devam ederdi; halbuki bu Allah'ın iradesine aykırıdır.
Hadislerden öğrendiğimiz kadarıyla kıyamet günü yeryüzünde Allah'ı hatırlayan ve zikreden hiç kimse kalmadığında gerçekleşecek. Diğer yandan Mirzâîler, insanlar Allah'ı ve sânım unuttuğunda, Allah'ın insanları doğru yola döndürmek için peygamber vazifelendireceğini iddia etmektedirler. Bunun doğuracağı sonuç İse yeryüzünde insanların Allah'ı hatırlamayacağı vaktin hiç gelmemesi demektir. Ve böyle bir zaman gelmedikçe kıyametin kopması da mümkün olmayacaktır.
Kısacası küfür, şirk, isyan ve kötülük yeryüzünde çoğaldığında Allah insanları doğru yola iletmek için peygamberlerini gönderir. Ancak, bu Allah dünyanın devam etmesini dilediği sürece olur. Şimdi peygamberlerin sonuncusu zuhur ettiğine göre bu dünyanın yaratılış gayesine ulaşılmış olduğundan dünya Allah'ın iradesi sonucunda yok olacaktır. Ve bu ancak yeni bir peygamber daha zuhur etmemesi ile mümkün olacaktır.
Üçüncü noktaya gelince, Hz. Muhammed @'den sonra yardımcı peygamberler gelmesi kesinlikle hâteme'n-nebiyytn'in şanını yüceltmez. Kur'ân ve hadisten öğrendiğimize göre önceki peygamberlerden bazısı diğer peygamberlerin hayat süreleri İçinde tamamlaya-madığı vazifelerini tamamlamak veya bir diğer peygambere yardımcı olmak için gönderilmiştir. Ama hâteme'n-nebiyyîn Hz. Muhammed @'in böyle bir yardıma ihtiyacı yoktur; çünkü, kendisi her türlü şahsiyet mükemmeliyetine sahiptir.
Kur'ân'ın izah buyurduğu üzere Harun, Musa'ya yardım için gönderilmiştir: "...Seni kardeşinle destekleyeceğiz..." (28: 35).
Hz. Musa, bizzat bu yardım için dua etmiştir: "Rabbim! Doğrusu ben onlardan bir cana kıydım. Beni öldürmelerinden korkarım. Kardeşim Harun'un dili benimkinden daha düzgündür. Onu, beni destekleyen bir yardımcı olarak gönder, çünkü, beni yalanlamalarından korkarım." (28: 33-34).
Ama hâteme'n-nebiyyîn nübüvvetle ilgili bütün cesaret ve kemalâtı haiz olduğu için bir başka peygamberin yardımına hiç bir zaman ihtiyaç duymamıştır. Bunun için kendisine bir yardımcı ya da yarım bıraktığı vazifeyi tamamlamak için kendisinden sonra bir peygamber gönderilmemiştir.
Misâl olarak bağımsız ve yarı bağımsız bir çok devletin yöneticilerinin bunlar üzerinde hükümran imparatorla olan ilişkileri gösteriliyor ve imparatorun şaşaası ancak emri altındaki yönetici ve yardımcıların çokluğu ile belli olur deniyorsa, biz de nübüvveti imparatorlukla kıyaslamayız deriz. Eğer onların içti-hadlan buysa, Allah'ın haşmetini göstermek İçin emri altında bir çok tanrı ve tanrıçalar bulundurması gerekir ki Allah bizi böyle bir şeyi düşünmekten muhafaza buyursun.
Eğer Allah'ın yüceliğini ispat için emri altında pek çok tanrı ve tanrıça bulunması gerekmiyorsa (ki gerekmiyor), o halde fahr-i kainat, rasûl ve hâteme'n-nebiyyîn olan Hz. Muhammed @ 'in hayatı esnasında ve daha sonra yardımcı ve tamamlayıcı peygamberlere İhtiyaç duyması niçin vâki olsun?
Yine, aklın işaret ettiği üzere, bir imparatorluk için emri altında pek çok devletlerin bulunmasının onun kudret ve şaşaasına delalet etmesi ancak kendisinin bazı haklarını bu devletlerin yöneticilerine devretmesi veya onları vekil tayin etmesiyle mümkündür. Bu böyle olmazsa, bir toprak üzerinde iki kral kesinlikle barış içinde yaşayamaz. Bir kralm güç, iktidar ve eesaret kazanması durumunda aynı topraklar üzerinde bir diğer yöneticinin hüküm sürmesine müsamaha ile bakmayacağı herkesin bildiği bir gerçektir.
Ancak nübüvvet, bir insanın başka bir insana tevcih edeceği bir makam değildir; yakın bir ifadeyle söylersek, derecesi ne kadar yüksek olursa olsun hiçbir İnsan bir diğerini peygamberlik makamına çıkaramaz. Nübüvvet ilâhi bir lûtuftur ve doğrudan Allah tarafından verilir.
Bundan dolayı, bir peygambere yaşadığı donemde başka bir peygamberin yardımcı olması veya kendisinden sonra tamamlayama-diğı tebliği tamamlamak için başka bir peygamberin gelmiş olması o peygamberle ilgisi olmayan tamamen Allah'ın iradesi dahilinde bir hadisedir.
Yine, kendisine yardımcı gelmedi diye diğer peygamberlerin derece bakımından Hz. Mu-hammed @'den üstün olduklarım söylemek de mümkün değildir. Çünkü Kur'ân ve hadise dayanan delillere göre kıyamet gününde bütün nebi ve rasûller Hz. Muhammed @'in sancağı altında toplanacaklardır. Bundan dolayı ona nebiyü'l-enbiya da denmektedir. Bu Özellik de Hz. Muhammed @'e has bir fazilet ve üstünlük olup, önceki peygamberlerin dönem dönem ona tâbi olarak gönderildiklerini ve kendisinin başka bir peygamberin yardımına ihtiyaç duymadığını göstermektedir. Allah, Hz. Muhammed'e ve onun âl ve ashabına rahmetlerin en yücesini nasip etsin!
İkinci bir soru: Peygamberlerin sonuncusunun büyüklüğü gerçekten kendisinden sonra gelecek olan gayriteşriî peyganjberlere bağh olmuş olsaydı, o vakit Hz. Muhammed @'e tâbi olan ve kendinden sonra gelen peygamberlerin sayısının Musa ve diğer peygamberlere gönderilenlerden daha fazla olması gerekmez mi? Mirza Hz. Muhammed @'in vefatından sonra kendisinden başka hiçkimse-nin pe)'gamber olarak zuhur etmediğini açık ifadelerle beyan etmiştir. Onların mantığına göre Hz. Muhammed @'in şanının yüceliğini bu da ispat etmez, çünkü Hz. Musa'ya Harun ve sonraları daha pekçok peygamber yardım etmişken {400 yıldır yalnızca bir peygamber ortaya çıkmıştır. Ve yine bu yeni peygamber (Mirza) kendisinin herhangi bir müslüman-dan daha İyi, makul bilgi seviyesindeki bir müslümandan daha âlim ve ahlaken daha mazbut olduğunu ispatlayamamıştır. Allah bu gibilerden bizi muhafaza buyursun! Bu iddialar tamamen hâteme'n-nebİyyîn Hz. Muhammed @'i taciz etmek içindir. Allah'ın laneti sahtekâr ve yalancıların üzerine olsun!
Âdetullah da Nübüvvetin Sona Ermesini Gerekli Görmektedir
İnsan akl-ı selimle iki şeyi bulabilir. Birincisi vahdet ve ikincisi kesret. Kişi biraz derinlemesine düşündüğünde bunların her ikisinde de vahdet'in temel unsur olduğunu görür. Bizim zahiren gözlemlediğimiz bütün çokluk (kesret) aslında bir tekliğe bağlıdır. Bundan dolayı vahdet (teklik) ile sonlanmayan ve vahdete bağlı olmayan kesretin varlık yapısının parçalanması ve hiçliğe dönüşmesi kaçınılmazdır. Bundan dolayı böyle bir kesretin varolduğunu iddia etmek saçma olur.
Meselâ, gökyüzüne baktığımızda sonsuzluk içinde parıldayan bir kesret görürüz. Onları yakından incelediğimizde bunların bir merkeze bağlı olup onun etrafında döndüğüne şahit oluruz. Bu kesret bu vahdet ile sonlanmamış olsaydı, semavî sistem yerli yerinde duramazdı.
Şimdi hayvanlar, bitkiler ve madenler alemlerine bakalım. Burada da aynı kanun geçerlidir ve bu âlemleri de aynı kanun yönlendirmektedir. Bir madenin değişik moleküllerine bakacak olursak, kesret buluruz, ancak bunlar da bir özlü bütün (tevhid) içinde biraraya gelmektedirler. Bu özle olan ilişki bozulduğunda bütün parçalanır.
Bitkiler âleminde dallar, yapraklar, meyve ve çiçekleri görürüz. Her birinin ayrı renkleri ve Şekilleri vardır. Kökle ilişkileri kalmadığı taktirde bu kesretin varlığım sürdürmesi beklenebilir mi?
Hayvanlar âleminin unsurları da el, ayak, göz, burun ve 360 adet eklem gibi uzuvlara sahiptirler. Bütün bu kesret tek bir öz birim şeklinde biraraya gelmemiş olsa yok olur gider.
Şimdi de şu makinalara, motorlara, arabalara, elektrik tellerine, su tesisat, vb. sistemlere bakalım; hepsinin de kesret olduğu halde vahdete tâbi olduğunu görürüz. Makineler kendilerine enerji veren kaynaktan uzak tutulsa-lar, ya da arabalar parçalansalar, elektrik tellerinin bağlantısı kesilse veya su tesisatının boruları sökülse varlık sebepleri kaybolmuş ve işe yaramaz hâle gelmiş olmazlar mı?
Nübüvvet ve risalet örneği de bütün diğer âdetullah Örneklerinden farklı değildir. Bütün nübüvvet zincirinin en güçlü ve en mükemmel peygamberin şahsında sona ereceğini ve bu vasıtayla nübüvvet kesretinin faydalı ve kendi kendine yeterli bir vahdete kavuşacağını söyleyebiliriz. Bu şahsiyet mükemmelliğine sahip tek kişi ise bizim peygamberimiz, hâteme'n-nebiyytn Hz. Muhammed @'dir. Bütün önceki peygamberler ve onlara nazil olan ilâhi kitaplar da bu gerçeğe şehadet etmektedir.
Aynı sembol Allah'ın bütün peygamberlerden aldığı ahidde de tebarüz etmektedir; eğer onlardan herhangi biri, peygamberimizin devrinde yaşıyor olsaydı Hz. Peygamber @'e inanıp ona yardım edeceklerdi; "...ona mutlaka inanacaksınız ve ona mutlaka yardım edeceksiniz..." (3: 81).
Peygamberlerin bu ahdini tasdik ve Hz. Muhammed @'in peygamberlerin önderi olduğunu göstermek için Allah Teâlâ Hz. Peygamberin hayat süresi boyunca iki defa bütün peygamberleri bir arada toplamıştır. Hz. Peygamber @ onlara namazda imamlık yaptığı için önderliği de böylece tescil edilmiştir. Bu hâdiseler sahih hadis kitaplarında rivayet edilen İsra ve Miraç hadiseleridir. Yine Hz. Muhammed @ bütün peygamberlerden sonra ve kıyamete yakın bir zamanda gönderilmiştir ve Hz. İsa Mesih zuhur ettiğinde onun şeriatını takip edecektir; böylece ahidin bütün şartlan yerine gelmiş olmaktadır.
Diriliş gününde de yalnızca Hz. Muhammed @'e şefaat hakkı verildiğinden Hz. Peygamberin önderliği bir kez daha tescil edilmiş olacaktır. Kısacası mantık, hikmet ve âdetullah nübüvvetin Hz. Muhammed @ İle son bulmasmı gerektirmektedir.
Âdetullahütan bir diğer misâl: Eşyaya baktığımızda belli bir amacın gerçekleşmesi için birkaç vasıta ve sebebin biraraya gelmesi gerektiğini ve bu ön gereklerin gerçekleşmesi için de uzun bir zaman süresinin geçtiğini görürüz. Ve amacın daima en sonunda elde edildiğine şehadet ederiz.
Meselâ bitkileri ele alalım. Tohum yeşermeden önce meydana gelen müdahİl süreçlerin tamamını gözönünde bulundurmamız gerekir. Tohumun yeşerme zamanı gelmeden önceki hazırlık süreçleri çok karmaşıktır ve uzun süre almıştır.
Buna benzer olarak bu kâinatın yaratılışının gerçek ve nihaî gayesi ve nübüvvetin gerçek özü Hz. Muhammed @'dir; o bu yüzden peygamberlik vazifesi ile vazifelendirilen son kimsedir.
Farsça bir dörtlükte Mevlana Muhammed Ever Şah, bu fikri ifade için şöyle beyan buyurmuştur:
Ey nebilerin ve rasûllerin sonuncusu, Senin ümmetin bütün milletlerin en hayırlısı
Biçil meye başlandığında ekin Kıymetli bir hasad olacaktır
Üçüncü misâl: Yine devlet yönetimi için yüzlerce memurun yetiştirildiğini, eğitildiğini ve bu amaç İçin terbiye edildiğini görmekteyiz. Bunlar hep nitelikli kişiler yetiştirmek için yapılır. Bütün hazırlıklar tamamlandığında Sarayın Kralı ortaya çıkar ve tahta oturur; bundan sonra daha başka bir kimse beklenmez.
Hâtmü'n-nübüvvet konusu da buna benzer. Peygamberlerin şahı da peygamberlik zincirinin sonuncusu olan Hz. Muhammed @'dir. Bu âdetullah:n ve mantığın gerekli gördüğüdür. Kısaca düşündükten sonra birkaç değişik örnek daha getirilebilir.
Bu hususta Kur'ân'dan, hadisden, icma-ı ümmetten ve selef-i sâlihinin söz ve yorumlarından yeterli deliller alınmıştır. Görebilen bir göz ve işiten bir kulak için bunlar yeterlidir. Ebediyen şerri savunan insan için ise hiçbir ilaç çare değildir!
Kısaca, yaratılışın ilk gününden günümüze kadar nebiler, rasûller, ashab ve büyük âlimler ve büyük sufiler daima Hz. Muhammed @'den sonra hiçbir yeni peygamber gelmeyeceğini söyleyegelmişlerdir. Bu kimselerin hiçbiri bu konu ile ilgili bir tahsise veya dolaylı yorumlara girişmemiştir. Hâtmü'n-nübüvvet fikrini olduğu gibi kabul etmiş ve diğerlerine de aynı şekilde öğretmişlerdir. Bundan sonra da her kim, dinî metinleri tahrif etmeye veya Kur'ânî terimlerin anlamlarını eğip bükmeye kalkarsa cevabını şimdiden almıştır. (Müfti Muhammed Şafii).
Düzeltir, okuyucularımızdan özür dileriz, İNKILÂB YAYINLARI
İslami Okul Okulların En Önemlisi