Pazar, 7 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Islam Tarihi - 97. Sayfa - 1Cilt

 

Cesur İnsan

 

Bazı alimlerin anlattıklarına göre şecaat, gazap kuvvetinden doğar, ama akim, hikmetin ve marifetin hükmüne boyun eğer. Şe­caat, eziyetlerin bertaraf edilmesine ve topluma fayda verilmesi­ne zemin hazırlayan bir vesiledir. Kaynakları aynı olsa bile, şeca­at öfkelenmekle eş anlamlı değildir. Öfke, eziyete uğrama duru­munda nefsi müdafaa eden gazap kuvvetidir. Kaldı ki öfke, akla, hikmete ve marifete iitaat etmeyen, onların hükmü altına girme­yen bir patlama ve ileriye atılmadır. Şecaat ise, ancak selim bir düşünceden ve müstakim hikmetin sebeplerinden kaynaklanan bir fazilettir. Şecaat, tedbir almaya aykırı değildir. Aksine tedbir üzerinde hakim olur. Şecaatla birlikte korkunun bulunması da mümkündür. Çünkü şecaatlı kişi, ileriye atılmadan önce bir te­reddüt gösterir ve yapacağı işle, o işin sonucu arasında bir denge kurar, ileriye atılacaksa, o atılımın sonuçlarım düşünür. Şecaatli kişi, asla korkmayan kişi demek değildir. Şecaatli kişi, dürtüleri­ne egemen olan, sağlam tedbir aldıktan sonra ileriye atılan, sabır­lı ve dayanma gücüne sahip olan kişidir. Tedbirsiz, sabırsız, hik-metsiz, gayesiz ve maksatsız şecaat düşünülemez.

Şecaat bazan manevi de olabilir. O zaman şecaatin maddi görüntüsü olmaz. Bazan da manevi bir saikle beraber maddi şecaat görülebilir. Bu durumda hakkı yüceltmeye ve batılı alçaltmaya yönelinir. Peygamber (sav) efendimiz bi'setten önce manevi şeca­at için ideal bir örnek teşkil etmişti. Onun bu manevi şecaati, hak­ka muhalefet karşısında asla gerilemezdi. Kureyşliler'in hepsi putlara secde ederlerken, o, asla puta secde etmemişti. Bu tavrıyla Kureyş'e karşı direniyor, onları umursamıyordu. Onlar Lafa, Uz-za'ya ve üçüncü tanrıları olan Menat'a yemin ederlerken kendisi bu putlara asla iltifat etmezdi. Çünkü bu putların üstünlükleri hakkında Cenab-ı Allah hiçbir delil indirmemişti. Peygamber efendimiz kendisinden bu putlar adına yemin etmesini isteyenleri reddeder ve bu putlardan tiksindiğini ifade ederdi. Bu tavrı, ancak kuvvetli imanı olan şeceat sahibi kimseler sergileyebilirler. Böy-leleri, inancına ve itikadına sağlam imanla bağlı olurlar. Bir defa­sında Peygamber efendimiz fiyat hususunda bir satıcıyla ihtilafa düşmüş, satıcı kendisinden Lat ve Uzza adına yemin etmesini is­teyince, onu sertçe geri çevirmiş ve Lat ve Uzza adlarından hoş­lanmadığını ifade etmişti. Onun iman ve şecaati hususundaki bu parlak inancına hayran kalan adam, yemin etmeden sözünü ka­bul ve tasdik etmişti.

Yirmibeş yaşındayken Şam seferine gittiğinde de, ruhen, fik­ren ve kalben şecaatli idi. Bu seyahat esnasında kervandaki adamlar kendisinden, diğer kafilenin adamlarını geçmemesini is­temişlerdi. Buna rağmen o asla korku ve ürküntüye kapılmadan diğer yoldan giderek anasımn Ebva'daki mezarını ziyaret etmişti. Kendisi altı yaşındayken vefat eden anasının o günden bu yana mezarını ilk olarak ziyaret ediyordu. Kervandan ayrılıp başka yol­dan gittiği halde, yine kervandan önce menziline ulaşmıştı. Ker­vandaki adamlar, kendisinin gitmekte olduğu yolun ıssız ve kulla­nılmayan yol olduğunu söyledikleri halde o, bu yoldan gitmekten çekinmemiş ve gerçekten de o yol, dosdoğru bir yol çıkmıştı. - Bu rivayet Peygamber efendimizin tedbirli olduğunu ve işleri iyiden iyiye düşünüp karara bağladığını, kararında isabetli oldu­ğunu göstermektedir. Hedefe en yakın yoldan ulaşmayı bildiğini, beraberindeki yol arkadaşlarına yumuşakça muamele ettiğini, faydasız yarışlardan uzak durduğunu, çünkü böylesi yarışların insana yorgunluktan başka bir şey vermediğini bildiğini ispatla­maktadır. Ayrıca bu rivayet, Peygamber efendimizin, eşi görülmeyen bir şecaate sahip olduğunu ve zorluklara kuvvetle dayan­dığını göstermektedir.

Kabe'nin onarımı esnasında Hacer-ül-Esved'i yerine yerleştir­me hususunda Arap kabilelerinin kendisinin hakemliğini kabul ettikleri bir esnada o, benzeri görülmemiş bir şecaat örneği göster­mişti. O, hakemin, hakemliğini kabul eden herkesi razı edemeye­ceğini bildiği halde, öne çıkarak Hacer-ül-Esved'i alıp yerine yer­leştirmişti. Cenab-ı Allah'ın kendisine bahşettiği muvaffakiyet sayesinde, hakemliğine rıza gösteren herkesi memnun etmişti.

Görüldüğü üzere Peygamber efendimiz, bi'setten önce de şe-caatliydi. Gerçeği söyler, kmayıcıların kınamalarından çekin­mezdi. Kendisine karşı direnenlerin direnmelerine aldırış etme­den gerçeği haykırırdı. Dahası o, hakkı söylemekten razı ve mem­nun olurdu.