Islam Tarihi - 97. Sayfa - 1Cilt
Cesur İnsan
Bazı alimlerin anlattıklarına göre şecaat, gazap kuvvetinden doğar, ama akim, hikmetin ve marifetin hükmüne boyun eğer. Şecaat, eziyetlerin bertaraf edilmesine ve topluma fayda verilmesine zemin hazırlayan bir vesiledir. Kaynakları aynı olsa bile, şecaat öfkelenmekle eş anlamlı değildir. Öfke, eziyete uğrama durumunda nefsi müdafaa eden gazap kuvvetidir. Kaldı ki öfke, akla, hikmete ve marifete iitaat etmeyen, onların hükmü altına girmeyen bir patlama ve ileriye atılmadır. Şecaat ise, ancak selim bir düşünceden ve müstakim hikmetin sebeplerinden kaynaklanan bir fazilettir. Şecaat, tedbir almaya aykırı değildir. Aksine tedbir üzerinde hakim olur. Şecaatla birlikte korkunun bulunması da mümkündür. Çünkü şecaatlı kişi, ileriye atılmadan önce bir tereddüt gösterir ve yapacağı işle, o işin sonucu arasında bir denge kurar, ileriye atılacaksa, o atılımın sonuçlarım düşünür. Şecaatli kişi, asla korkmayan kişi demek değildir. Şecaatli kişi, dürtülerine egemen olan, sağlam tedbir aldıktan sonra ileriye atılan, sabırlı ve dayanma gücüne sahip olan kişidir. Tedbirsiz, sabırsız, hik-metsiz, gayesiz ve maksatsız şecaat düşünülemez.
Şecaat bazan manevi de olabilir. O zaman şecaatin maddi görüntüsü olmaz. Bazan da manevi bir saikle beraber maddi şecaat görülebilir. Bu durumda hakkı yüceltmeye ve batılı alçaltmaya yönelinir. Peygamber (sav) efendimiz bi'setten önce manevi şecaat için ideal bir örnek teşkil etmişti. Onun bu manevi şecaati, hakka muhalefet karşısında asla gerilemezdi. Kureyşliler'in hepsi putlara secde ederlerken, o, asla puta secde etmemişti. Bu tavrıyla Kureyş'e karşı direniyor, onları umursamıyordu. Onlar Lafa, Uz-za'ya ve üçüncü tanrıları olan Menat'a yemin ederlerken kendisi bu putlara asla iltifat etmezdi. Çünkü bu putların üstünlükleri hakkında Cenab-ı Allah hiçbir delil indirmemişti. Peygamber efendimiz kendisinden bu putlar adına yemin etmesini isteyenleri reddeder ve bu putlardan tiksindiğini ifade ederdi. Bu tavrı, ancak kuvvetli imanı olan şeceat sahibi kimseler sergileyebilirler. Böy-leleri, inancına ve itikadına sağlam imanla bağlı olurlar. Bir defasında Peygamber efendimiz fiyat hususunda bir satıcıyla ihtilafa düşmüş, satıcı kendisinden Lat ve Uzza adına yemin etmesini isteyince, onu sertçe geri çevirmiş ve Lat ve Uzza adlarından hoşlanmadığını ifade etmişti. Onun iman ve şecaati hususundaki bu parlak inancına hayran kalan adam, yemin etmeden sözünü kabul ve tasdik etmişti.
Yirmibeş yaşındayken Şam seferine gittiğinde de, ruhen, fikren ve kalben şecaatli idi. Bu seyahat esnasında kervandaki adamlar kendisinden, diğer kafilenin adamlarını geçmemesini istemişlerdi. Buna rağmen o asla korku ve ürküntüye kapılmadan diğer yoldan giderek anasımn Ebva'daki mezarını ziyaret etmişti. Kendisi altı yaşındayken vefat eden anasının o günden bu yana mezarını ilk olarak ziyaret ediyordu. Kervandan ayrılıp başka yoldan gittiği halde, yine kervandan önce menziline ulaşmıştı. Kervandaki adamlar, kendisinin gitmekte olduğu yolun ıssız ve kullanılmayan yol olduğunu söyledikleri halde o, bu yoldan gitmekten çekinmemiş ve gerçekten de o yol, dosdoğru bir yol çıkmıştı. - Bu rivayet Peygamber efendimizin tedbirli olduğunu ve işleri iyiden iyiye düşünüp karara bağladığını, kararında isabetli olduğunu göstermektedir. Hedefe en yakın yoldan ulaşmayı bildiğini, beraberindeki yol arkadaşlarına yumuşakça muamele ettiğini, faydasız yarışlardan uzak durduğunu, çünkü böylesi yarışların insana yorgunluktan başka bir şey vermediğini bildiğini ispatlamaktadır. Ayrıca bu rivayet, Peygamber efendimizin, eşi görülmeyen bir şecaate sahip olduğunu ve zorluklara kuvvetle dayandığını göstermektedir.
Kabe'nin onarımı esnasında Hacer-ül-Esved'i yerine yerleştirme hususunda Arap kabilelerinin kendisinin hakemliğini kabul ettikleri bir esnada o, benzeri görülmemiş bir şecaat örneği göstermişti. O, hakemin, hakemliğini kabul eden herkesi razı edemeyeceğini bildiği halde, öne çıkarak Hacer-ül-Esved'i alıp yerine yerleştirmişti. Cenab-ı Allah'ın kendisine bahşettiği muvaffakiyet sayesinde, hakemliğine rıza gösteren herkesi memnun etmişti.
Görüldüğü üzere Peygamber efendimiz, bi'setten önce de şe-caatliydi. Gerçeği söyler, kmayıcıların kınamalarından çekinmezdi. Kendisine karşı direnenlerin direnmelerine aldırış etmeden gerçeği haykırırdı. Dahası o, hakkı söylemekten razı ve memnun olurdu.
İslami Okul Okulların En Önemlisi