Son Peygamber 2.cilt - 2Cilt - 7. Sayfa
Peygamber Efendimize Vahyin Başladığı Ay
Îmam İbn Kayyım'ın, "Zadü'l-Mead" adlı eserinde şöyle denmektedir:
"Peygamber efendimiz kırk yaşını tamamlayınca, üzerine nübüvvet nurları yağdı ve çevresini aydınlattı. Cenab-ı Allah onu risaletiyle yüceltip ikrama mazhar kıldı. Yaratıklarına elçi olarak gönderdi. Ona özel ikramda bulundu. Kendisiyle kulları arasında onu güvenilir bir kimse yaptı." Peygamber efendimizin risalet görevini aldığı hususunda farklı görüşler ileri sürülmüştür. Bazılarına göre Fil olayının kırk birinci yılının Rebiül-evvel ayının sekizinde Peygamber efendimiz risalet görevini almıştır. Çoğu ulema bu görüştedir. Bazılarına göre ise risalet görevini Ramazan ayında almıştır. Bu görüşte olanlar şu ayet-i kerimeyi delil olarak ileri sürmektedirler:
''Ramazan ayı -kî insanlara yol gösterici, hidayeti, doğruyu ve yanlışı birbirinden ayırdedip açıklayıcı olarak-Kur'an o ayda İndirilmiştir." (Bakara: 185)
Bu görüşte olanlar derler ki: Cenab-ı Allah Ramazan ayının Kadir gecesinde Peygamber efendimizi risalet göreviyle şereflendirmiş ve bu gecede Kur'an-ı Kerim'i, Beyt-i Izzet'e indirmiştir. Bundan sonra yirmi üç yıllık bir süre içinde olaylara ve hadiselere uygun olarak onu peyderpey Peygamber efendimize inzal etmiştir.
Bu kelimelerden'açıkça anlaşıldığına göre, Peygamber efendimiz, alimlerin çoğunluğuna göre, Fil olayının kırkbirinci yılında risaletle görevlendirilmiştir. Tarihçilerin birleştikleri görüşe göre, Peygamber efendimiz Fil yılında doğmuştur. Buna göre o, kırkbir yaşına vardıktan sonra risaletle görevlendirilmiştir. Ama îbn Kayyım'ın da dediği gibi, nübüvvet nurları, Peygamber efendimizin kırkbir yaşından Önce zuhur etmiştir. Böyle olunca da nübüvvetin nurları, Peygamber efendimizin risaletle görevlendirilmesinden bir kaç ay önce zuhur etmiş oluyor. Çünkü Ibn Kayyım'ın sözleri açıkça şunu ifade ediyor. Nübüvvetin nurları kırk yaşında Peygamber efendimizde zuhur etmiştir. Bu nurlar, kırk yaşından sonra bir yıl geçince zuhur etmiştir, denilemez.
Cumhuru ulemanın ittifak ettikleri görüşe göre Peygamber efendimiz, Fil olayının kırkıncı yılında, Ramazan ayının 27. gecesinde nisaletle görevlendirilmiştir. Tercihe şayan olan kuvvetli görüş budur. Bazılarına göre Ramazan-ı Şerifin yedinci gecesinde, diğer bazılarına göre ise 24. gecesinde risaletle görevlendirilmiştir.
Bizler, nakledilen bu rivayetler arasında şöyle bir telif sağlayabiliriz:
Peygamber efendimize vahyin ilk gelişi, Fil olayının kırkıncı yılının 24 Ramazanında olmuştur. Ancak tebliğ göreviyle mükellef kılınması, aynı yılın Rebiu'l-evvel ayının 8. günündedir. Şu halde iki olay arasındaki zaman farkı, beş ay ve birkaç gün kadardır. Bu aylar da Şevval, Zilkade, Zilhicce, Muharrem ve Rebiu'l-evvel aylarıdır. Bu süre, vahyin kesiliş süresinin ne kadar olduğu hususunda da bizi aydınlatmaktadır. Vahyin kesilmesi Peygamber efendimize çok ağır gelmişti. "Mevahibü'1-Le-dünniye" şerhinde buna işaret yoluyla şöyle değinilmektedir:
"Bu iki nakil, yani Peygamber efendimizin Ramazan'da risa-letle görevlendirildiğini ifade eden nakille, Rebiu'l-evvel ayında risaletle görevlendirildiğini ifade eden nakil arasında, Aişe (r.a)'mn rivayet ettiği hadis vasıtasıyla uyum sağlayabiliriz: "Peygamber efendimize gelen ilk vahiy, sadık rüya şeklinde olmuştur. Yani Peygamber efendimiz Rebiü'l-evvel ayında sadık rüya görerek risaletle görevlendirilmiş sonra da Cebrail, Ramazan ayında yanına gelmiştir." [1]
"Mevahib" adlı eserin sahibi, "Fethü'l-Bariwde tbn Hacer'den bu telifi nakletmiştir. Ancak biz aslında bağdaş-tırmaya muvafakat etmekteyiz. Ancak sadık rüyanın Fil olayının kırk birinci yılında görüldüğü fikrine katılmıyoruz. Yine onun görüşüne göre Cebrail, Fil olayının 41. yılında Ramazan ayında Peygamber efendimize gelmiştir. Evet bu görüşünde biz "Mevahib" adlı eserin sahibine katılmıyoruz. Çünkü Cebrail'in, Ramazan ayında Peygamber efendimizin yanına geldiğini söyleyenlere göre, o, bu esnada 41 yaşında değil, 40 yaşındaydı. Yani o zaman, Fil olayının 41. yılı değil, 40. yılı olmalıdır. îki rivayet arasında tam bir uyum sağlayabilmek için şöyle diyoruz: Fil olayının 40. yılının Ramazan ayında, Peygamber efendimiz sadık rüya görmüş ve risalet görevini üstlenmişti. Bu sadık rüyadan sonra Cebrail ile karşılaşmıştı. Peygamber efendimiz rüyada gördüğünü anlatmış ve daha sonra baş gözü ile Cebrail'i görerek bu rüyası doğrulanmıştı. Bundan sonra da vahye ara verilmiş, bu kesinti esnasında Peygamber efendimiz çok huzursuz olmuştu. Kur'an-ı Kerim ayetleri kendisine gelmez olmuştu. îşte bu da, kesinti süresi hakkında bize bir fikir vermektedir. Böylece aralarında çelişki görülen rivayetler arasında uzlaşma sağlanmaktadır.
Kuran-ı Kerim'in İlk Ayetleri
Az önce anlattığımız ve siyer ravilerinin üzerinde birleştikleri görüşe göre, Cebrail, Abdullah oğlu Muhammed (sav)'e sadık rüyada göründükten sonra vahiy getirerek hitapta bulunmuş ve"oku" demişti. Muhammed (sav) de: "Ben okuyamam" cevabını vermişti. Sonra Cebrail, Rabbinin şu buyruğunu kendisine telkin etmişti:
"Yaratan Rabbinin adıyla oku. O, insanı alaktân (kan pıhtısı biçimini alan embriyodan) yarattı. Oku, Rabbin en büyük kerem sahibidir. O (insana) kalemle (yazmayı) öğretti, insana bilmediğini Öğretti." (Alak: 1-5)
Kur'an-ı Kerim'in Ramazan ayında nazil olmaya başladığı görüşünde düşünce birliği vardır. Nitekim Yüce Allah şöyle buyurmuştur:
"Ramazan ayı ki, insanlara yol gösterici, hidayeti, doğruyu ve yanlışı birbirinden ayırt edip açıklayıcı olarak Kur'an o ayda İndirilmiştir." (Bakara: 185)
Bunlar üzerinde tartışma olmayan gerçeklerdir. Fakat şüphe götürmeyen bu gerçeklere muhalif bazı ifadeleri taşıyan rivayetler görülmektedir. Aslında aralarında çelişki olmadığını açıklamamız için, çelişkili görünen rivayetlerin bazısını nakletmeyi uygun gördük:
Buhari ve Müslim'in "Sahih'lerinde, Yahya bin Ebi Kesir'in şöyle dediği rivayet edilmektedir: Ebu Seleme bin Abdurrah-man'a, Kur'an-ı Kerim'in ilk nazil olan ayetinin hangisi olduğunu sorduğumda bana: "Ey elbisesine bürünen" (Muddesin ı-4) ayeti olduğunu söyledi. Bense; aRabbinin adıyla oku" (Alak Suresi) olduğunu söyledim. Bunun üzerine bana, Peygamber (sav) efendimizin şu sözlerini nakletti:
"Bir ay müddetle Hira mağarasında itikafa girdim. îtikafı-mı tamamladığımda, dağdan inerken vadinin ortalarından geçmekteydim. Bir ses duydum, Önüme arkama baktım. Sağıma ve soluma baktım, bir şey göremedim. Sonra göğe baktım.
Gökte Arşın üzerinde, havada onu (Cebrail'i) gördüfn. Beni bir titreme aldı. Hemen Hatice'ye gittim. Beni örtmelerini istedim. Bunun üzerine, "Ey elbisesine bürünen, kalk , uyar. Rabbini tekbir et, elbiseni temizle" ayetleri nazil oldu."
Bir başka rivayette bu ayetlerin, ilk nazil olan ayetler olmadıklarına işaret edilmektedir. Ayrıca bu rivayette, görünen Cebrail'in, vahyin ilk gelişinde görünen Ruhü'l-Kudüs olduğuna delil teşkil eden bir ifade de yoktur. Şüphesiz ki, bu vahyin ilk olarak Hıra mağarasında geddiğini ve orada: "Yaratan Rab-binin adıyla oku" ayetinin nazil olduğunu ifade etmektedir. Sonra Cebrail, Ebu Seleme'nin vehmettiği gibi, "Ey elbisesine bürünen" ayeti kerimesini getirirken, ilk defa değil, ikinci defa gelmiş oluyor. İlk defa gelişinde, "Yaratan Rabbinin adıyla oku" ayetini getirmişti.
Dikkatli bir bakış bize, Kur'an-ı Kerim'in ilk nazil olan ayetinin "Yaratan Rabbinin adıyla oku..." ayeti olduğunu açıklar. Nitekim şüphe götürmeyen gerçek de budur. Fakat vahyin kesilmesi beş ay ve birkaç gün devam etmiş, bundan sonra: "Ey elbisesine bürünen! Kalk, uyar" ayet-i kerimesi nazil olmuştur. Vardığımız kesin hükme göre vahyin kesilişi, Fil olayının kırkıncı yılının Ramazan ayında, "Yaratan Rabbinin adıyla oku" ayetinin nüzulünden sonra başlamış ve bu kesinti dönemi, Fil olayının kırk birinci yılma kadar devam etmiştir.
Düşünen ve hakikati gören kimse için bu rivayetler arasında herhangi bir çelişki yoktur. Kur'an-ı Kerim'in nazil olan ilk ayetinde tebliğ emri yoktur.. Aksine bu ayette, Ruhü'l-Kudüs'le buluşma ve Kur'an-ı Kerim'in mevcudiyetini bildirme, onun ilk maksadı olan halkı eğitme, hakkı açıklama amacı vardır. Allah'ın kitabının Kur'an olduğu, Kur'an'm O'nun adıyla okunduğu ve zikrinin onunla bilindiği gerçeği açıklanmıştır. Tebliğ görevini ifa etme mükellefiyeti ise: "Ey elbisesine bürünen! Kalk, uyar ve Rabbini tekbir et" ayetiyle ifade edilmiştir. Ibn Kesir de buna işaret etmiştir. Buhari, Abdurrahman bin Ebi Sele-me'den nakledilen rivayet hakkında şöyle demiştir: "Bu, Cebrail'in daha önce birinci defa Peygambere vahiy getirmiş olduğuna ve "Yaratan Rabbinin adıyla oku" ayetini indirdiğine engel teşkil etmemektedir. Bu ayeti getirdikten sonra Cebrail, yine Peygamber efendimizle karşılaşmış ve ona şu ayetleri getirmiştir: "Ey elbisesine bürünen! Kalk, uyar. Rabbini tekbir et (Onun büyüklüğünü an) Elbiseni temizle. Pislikten (Allah'a eş tutmak, puta tapmak gibi çirkin şeylerden) kaçın." (Muddessin 1-5)
Bu ayetlerin nüzulünden sonra vahiy gelmeye devam etti. Ortaya çıkan şartlara ve olaylara göre peyderpey inmeye başladı. Artık Resulullah (sav) da risalet görevini mükemmel bir şekilde yerine getirmeye başladı. Büyük bir azimle yakın ve uzak herkesi, hürleri ve köleleri Allah'a davet etti. Aklı başında asil ve mutlu kimseler ona iman ettiler. Zorba ve inatçı kimselerse buna karşı çıktılar.
İslami Okul Okulların En Önemlisi