Son Peygamber 2.cilt - 2Cilt - 11. Sayfa
İlk Müslüman Olanlar
Muhammed (sav), tslam'm ilk nüvesini oluşturmak için çalışmaya başladı. Başlangıçta, kendisiyle birlikte oturup kalkan ve kendisiyle beraber yaşayan kimseleri İslam'a çağırdı. En yakınında üç kişi vardı. Bunların birincisi, mü'minlerin annesi Hatice idi. Peygamber efendimiz onunla sükunet buluyor, onun şefkatini ve himayesini görüyordu. Peygamber efendimize iyilik eden bu mübarek kadın, onun çocuklarının anası ve şefkatli re-fikasıydı.
Peygamber efendimizle birlikte yaşamakta olanların ikincisi, Ebu Talib oğlu Ali'ydi. O Peygamber efendimizin himaye ve kefaleti altında bulunuyor, ondan terbiye görüyor ve geçimi de onun tarafından karşılanıyordu. Çünkü Ebu Talib'in çoluk çocuğu kalabalık, kendisi de dar gelirliydi. Kardeşinin oğlu Muhammed (sav) ise ona göre daha varlıklıydı. Bu zenginliği ve malı, Hatice'nin malıyla ticaret yaparak elde etmişti. Peygamber efendimizin amcası Abbas da zengin bir kimseydi. Ku-reyş'in servet sahibi kimselerindendi.
Duygulu, akrabalık bağlarına riayetkar ve sevecen bir insan olan Peygamber efendimiz, bu durumu amcası Abbas'a açtı. Kendisiyle amcası Abbas'dan her birinin, Ebu Talib'in çocuklarından birini yanlarına alıp bakımını üstlenmeyi önerdi. Abbas da ona muvafakat etti. Ebu Talib'den , yanlarında kalmak üzere birer çocuğunu istediler. Muhammed (sav) Ali (r.a)'yi aldı. islam daveti gelip ilahi vahiy indiğinde Hz. Ali on yaşındaydı.
Peygamber efendimizle beraber yaşamakta olanların üçüncüsü Zeyd bin Harise bin Şirahbil idi. Zeyd, Ben-i Kelb oğullan kabilesine mensup Araplar'dandı. Cahiliyet devrinde köle olarak alınmıştı. Çünkü kendisi 18 yaşlarındayken İranlı bir topluluk tarafından yakalanarak köle pazarında satılmıştı. Nihayet mü'minlerin annesi Hatice'nin mülkiyetine girmişti. Sonra Hatice onu Resulullah (sav)'a vermiş, böylece o, Resulullah'm kölesi olmuştu.
Babası, kaybolan oğlu Zeyd için çpk üzülmüş ve onu kaybettiğinden dolayı ağlayıp gözyaşları dökmüştü. Onun hasretini dile getiren şöyle bir şiir söylemişti:
"Zeyd'e ağlayıp duruyorum.
Ne olduğunu bilmiyorum. Acaba sağ mıdır?
Herhalde öyle olmalıdır.
Yoksa ecel mi uğradı yanma ?
Vallahi bilmiyorum.
Onu sorup duruyorum.
Zeydf Sana düz yerler mi, yoksa dağlar mı kıydı?
Ahf Ne olurdu zamanın,
Seni bir defa olsun geri döndüreceğini hileydim.
Senin dönmen en büyük şey,
Bana dünyada bu yeter! Güneş doğarken onu, bana hatırlatır!
Gurub zamanı yaklaşınca
Yine onu hatırlarım.
Rüzgarlar esince
Onun hatırasını dalgalandırırlar.
Ey onun hakkındaki üzüntülerim ve korkularım!
Ne kadar da uzunsunuz!
Onu aramak için akçıl deve
Yeryüzünde hızla sürülüp koşturulup duracak.
Deve, dolaşmaktan yorulmadıkça
Ben de bıkmayıp yorulmayacağım.
Ben sağ oldukça
Ya da ölüm gelip çatmadıkça böyle yapacağım.
Zaten herkes bir emel ve ümide kapılarak
Yok olup gider. "
Babası, oğlu Zeyd'i Arap beldelerinde uzun süre aradı. Nihayet bi'setten önce Resulullah'm yanında buldu. Abdullah oğlu Muhammed (sav) de, köleliğe düşmandı. Rızası olmadan, Zeyd'i kendi yanında alıkoymak istemedi. Onu kendi yanında kalmakla babasının evine gitmek arasında serbest bıraktı ve şöyle dedi: "Dilersen yanımda kal, dilersen babanla beraber git" Ama o genç, Peygamber efendimizin yanında kalmayı tercih etti. Babası ve ailesinin yanında kalmaktansa, nübüvvetin nurunu tercih etti. Ama babası onu kınamaya başladı ve şöyle dedi: "Ey Zeydl Ananı babanı bırakıp da köleliği mi tercih ediyorsun?!" O asil oğul şöyle dedi: "Doğrusu ben bu adamda üstün-lükler gördüm. Artık ebediyyen ondan ayrılmayacağım!"
Onun bu vefakarlığını gören Peygamber efendimiz, elinden tutup Kureyş cemaatinin yanma götürdü ve şöyle dedi: "Hepiniz şahit olun. Bu benim oğlumdur, bana mirasçı olacaktır."
Peygamber efendimizin böyle söylediğini duyan Zeyd'in babası sevindi. Artık bundan sonra Zeyd'e, "Muhammed'in oğlu Zeyd" denilmeye başlandı. Bu hal, evlat edinmenin Kur'an tarafından yasaklanmasına kadar devam etti. Evlat edinmeyi yasaklayan Kur'an ayetinde şöyle denmektedir:
"Onları babalarına nisbet ederek çağırın. Bu, Allah yanında daha adaletlidir. Eğer babalarını bilmiyorsanız, onlar sizin din kardeşleriniz ve dostlarmızdır." (Ahzab. 5)
Peygamber Evinde İslamiyet
İslam'ın başlangıcı Hz. Muhammed (sav)'in evinde oldu. Onun evindeki kimseler İslam davetini başlattılar. Bunlar üç kişiydiler: Biri Peygamber efendimizin şefkatli, güvenilir, vefakar ve iffetli zevcesi Huveylid kızı Hatice, ikincisi henüz bir çocuk olan Ebu Talib oğlu Ali'ydi. Peygamber efendimiz onu besleyip büyütmüştü. Üçüncüsü de Peygamber efendimizin üzerindeki kölelik bağını kaldırmış olduğu Zeyd idi. Zeyd'i Peygamber efendimiz kölelikten kurtarıp Kureyş içindeki yüksek mevkiine ulaştırmıştı. Öyle ki, Araplar ona Muhammed'in oğlu Zeyd diye seslenirlerdi. Bu hal, evlat edinmenin Allah tarafından yasaklanmasına kadar devam etti. Bu yasak indikten sonra Zeyd'in şerefi, islam ve îman sayesinde daha da arttı. Hürriyetine kavuşarak şerefli bir insan oldu.
Peygamber efendimiz Cebrail ile karşılaştığı günden itibaren iman edip islam'a girdi. Peygamber efendimiz Cebrail ile konuştuktan sonra, vücudu tiril tiril titremekte olduğu halde evine döndü. Hatice bu olayı Varaka bin Nevfel'e anlattığında Varaka, Peygamber efendimizin, zamanın Resulü olduğunu, ondan sonra bir peygamberin gelmeyeceğini bildirdi.
Hatice daha işin başından iman etmişti. Onun imanı güvenlik ve esenlik olmuştu. O Peygamber efendimize sükunet verir, onun üzerine şefkat ve merhamet kanatlarını gererdi. Müşriklerin şiddetli baskıları ve sert direnmeleri ortamında Hatice, rahmet ve şefkat kanatlarıyla Peygamber efendimizi gölgelendirir, hep destek olurdu. Nitekim "Siret" adlı kitabında Ibn Hişam şöyle der: "Davet hususunda Hatice Peygamber efendimizi destekledi. O, Allah ve Resulüne inanan, Peygamberin getirdiklerini tasdik eden ilk insan oldu. Bu sayede Cenab-ı Allah, elçisinin yükünü hafifletti. Hoşuna gitmediği red ve tekzib-leri duyunca üzülüyordu. Fakat Hatice'nin yanına döndüğünde Cenab-ı Allah ondaki sıkıntıları gideriyor, ona sebat veriyor, yükünü hafifletiyordu. Hatice ona direnme tavsiye ediyor, onu tasdik ediyor, insanların yaptığı işlerin basit ve kaale alınmayacak kadar önemsiz olduğunu söylüyordu. Allah Hatice'den razı olsun. Bu sayede Hatice'nin, bütün peygamberlerin zevcelerinden daha üst bir makamı oldu. Hatta bütün dünya kadınlarının fevkinde bir makama sahip oldu. Fazilet hususunda dünyadaki kadınların üçüncüsü oldu. Bu kadınlardan birinci mertebede bulunan, gökteki meleklerle muhatap olan iffetli ve bakire Meryem'di. Diğeri Peygamber efendimizin vücudunun bir parçası ve ciğerparesi olan Fatıma-i Zehra idi. Üçüncü sırada olan Hatice'ye Cenab-ı Allah gökten güzel bir selam ve tebrik göndermişti. Cenab-ı Allah, Peygamberine Cebrail'in diliyle şu emri göndermişti: "De ki: Ey Hatice, Allah sana selam söylüyor,"
Abdullah bin Cafer bin Ebu Talib'in rivayetine göre, Resul-lulah (sav) efendimiz, Hatice'ye, cennette bir evinin bulunduğunu müjdelemekle emrolunmuştu.
Hatice, Peygamber efendimize, sükunet, bereket, güvenlik ve esenlik dolu bir ev hazırlamıştı. Dışarıda gürültü ve kavgaların tozu yorgunluk ve meşakkatlerin baskısı vardı. Fakat bu evin içinde Cenab-ı Allah ona tam bir rahatlık, aydınlık ve güzellik bahsetmişti. Eve gelen Peygamber efendimiz, güzel bir görünüm ve tatlı bir manzarayla karşılaşırdı. Yorgunluktan sonra sükunetin tatlılığıyla yüzyüze gelirdi.
Hatice, Allah tarafından kendisine selam gönderildiği zaman, onun katında ne kadar yüce bir mertebede bulunduğunu anlamış ve iman etmiş bir kadına mahsus olarak Cenab-ı Allah'a şu sözleriyle mukabil selamlarını göndermişti: "Allah selamdır. Selam ondandır, Cebrail'e de selam olsun." Ondaki sadık ve dürüst iman, Allah'ı tenzih etmekle biraraya gelmişti. Cebrail'e de selam vermişti. Ama Allah, selamın ve esenliğin kendisiydi. İnsanlara selam ve esenliği bahşeden Allah'tı. O'nun şanı ve zatı yücedir.
Hatice'nin bu mukabil selamıyla ilgili yorumunda, "Mevahi-bü'l-Ledünniye" adlı eserin sarihi şöyle der: "Hatice'nin mukabil selamda bulunması, onun anlayışının derinliğine işaret eder. Çünkü o Allah'a mukabil selamda bulunurken O'na övgü ve senada bulunmuştur. Sonra Allah hakkında layık olan şeyle, layık olmayan şey arasında seçim yaptı. Onun bu yaptıkları, selim bir idrakin semeresi olmak yanında engin bir duyarlılığının ve Allah'a olan dürüst imanının da bir semeresiydL"
İslami Okul Okulların En Önemlisi