Son Peygamber 2.cilt - 2Cilt - 27. Sayfa
ENGELLEMELER
İki Dönem Arası
Hamza (r.a)'nm ve arkasından Ömer (r.a)'in müslüman oluşu, İslamiyet için yeni bir dönem açmıştı. Önceki dönemde müslümanlar horlanıyor ve zulüm görüyorlardı. Kendilerine yapılan kötülük ve eziyetlere karşı koyamıyor, kendilerini sa-vunamıyorlardı. Düşmanları onlara verdikleri sözlere uymuyor, güzel komşuluk ilkelerine riayet etmiyor, dostluğa veya akrabalığa önem vermiyorlardı. Tam aksine onlara eziyetlerin en kötüsünü çektiriyor, onları küçümsüyor ve karşılık veremeyeceklerini bildikleri için her türlü hakarette bulunuyorlardı. Müşriklerin mürüvvet sahibi olanları, mü'minlere eziyet etmek istemiyorlardı. Çünkü onlar köle, zayıf, korumasız olan kimselere eziyet etmeyi alçaklık olarak değerlendiriyorlardı.
Hamza (r.a) müslüman olunca, müslümanlara en çok eziyet çektiren Ebu Cehil, kafasına darbeler yedi. Başından kanlar akmaya başladı. Eğer yardımcıları ve aşireti kendisine yardım edemezlerse, bir savaşla karşılaşmaktan korktu. Bu savaşın başlangıcında kendisi korkunç akibetle karşılanacaktı. Noksan mürüvvetli, zayıflara karşı saldırgan ve güçlülere karşı korkak olan kimselerin ortak karakteri budur.
Ömer de müslüman olunca, şirke büyük bir darbe indirilmiş oldu. Böylece yeni bir dönem açılmış, îslam güçlenmiş ve gizlilikten aleniyete dönüşmüştü. Müslümanlar artık topluca bir araya gelip bir saf halinde müşriklere karşı duruyorlardı. Halbuki daha önce dağınık ve ferdi hareketler içinde bulunuyorlardı.
Hz. Ömer, Safa tepesinin yanında bulunan Erkanı bin Er-kam'm evinde müslüman olduğunda, müslümanların sayıları kırk civarına ulaşmıştı. Ayağa kalkıp şöyle dedi: "Ey Allah'ın Resulü! Ne diye dinimizi gizliyoruz? Oysa biz, hak yoldayız. Onlar batıl dinlerini açığa vururlarken, biz dinimizi gizleyecek miyiz?!" Ömer'in bu sözüne Resulullah şu karşılığı vermişti: "Bizim sayımız azdır, başımıza gelenleri görmüşsündür!.." Bu defa Ömer şöyle dedi: "Seni hak ile gönderen Allah'a yemin olsun ki, her yerde ve her topluluk içinde küfre meydan okuyacağım, imanımı açığa vuracağım!" Sonra Kabe'yi tavaf etti, kendisini beklemekte olan Kureyşliler'in meclisine gitti. Onlar, Ömer'in müslüman olduğunu duymuşlardı. Ebu Cehil: "Ey Ömer, senin dinden çıktığını söylüyorlar, ne dersin?" deyince, Hz. Ömer yüksek sesle kelime-i şehadet getirerek müslüman olduğunu ilan etti. Bunun üzerine müşrikler üzerine saldırdılar. Başlarında müslümanların azılı düşmanlarından Utbe bin Rebia vardı. Daha önceleri Utbe, Hz. Ebu Bekir'i vurup yere yatırmış ve hırpalamıştı. Bu defa da Ömer'i aynı şekilde hırpalayabileceğim sanıyordu. Fakat Hz. Ömer onun üzerine atıldı, yere yıktı ve göğsünün üstüne oturarak onu dövmeye başladı. Parmağını gözlerine soktu; Utbe bağırmaya başladı, fakat etrafındakiler uzaklaştılar. Ömer de nihayet onu bıraktı. Böylece bütün müslümanların, özellikle Ebu Bekir'in gönlü rahatladı.
Hz. Ömer, Kureyş'in önde gelen şahsiyetlerini dövmek istiyordu. Bu istek onda adeta bir tutku haline gelmişti. Maksadı, onların suratlarına indirdiği tokatların suratlarında iz yapması ve darbelerin hararetini hissetmeleri idi. Ömer'in başlattığı bu savaşta her müşrik ondan dayak yemiş, nihayet müşrik topluluğu onunla baş edemeyeceklerini anlamıştı. Bütün toplantı yerlerine uğruyor, iman ettiğini açığa vuruyordu.[1]
Hz. Ömer, daha sonra Peygamber efendimizin yanına döndü. Sahabiler, topluca Peygamber efendimizin etrafında bulunmaktaydılar. Ömer, onları topluca dışarıya çıkmaya ve dağınık vaziyette kalmamaya davet etti. Onun bu daveti üzerine müslümanlar toplanıp dışarı çıktılar ve namaz kılmak üzere Kabe-i Muazzama'ya gittiler, iki saf halinde namaza durdular. Birinci safın başında Allah'ın arslanı ve şehitlerin efendisi Hz. Hamza vardı. İkinci safın başında da Hz. Ömer bulunuyordu. Allah hepsinden razı olsun. Müslümanların toplu halde namaz kılmaları, müşriklere karşı meydan okumak anlamına geliyordu. Artık kendilerini kimsenin durduramayacağım gösteriyorlardı. Müşrikler de bu meydan okuyuşa bir cevap veremediler. Çünkü kötülüğün davetçisi olan Ebu Cehil, kafasına indirilmiş ve kafasını yarmış olan Hz. Hamza'nm yayını unutmamıştı. Rebia oğlu Utbe de, Ömer'in kendisini dövüp yere yatırdığını ve parmağını gözlerine batırdığını unutmamıştı. İslamiyet açığa çıktı, nur zuhur etti. Davet kafilesi yola koyuldu, islamiyet güçlendi, şirk yardımsız ve güçsüz kaldı. İleride zulüm bahsinde de anlatacağımız gibi, ferdi zulümler toplu zulme dönüştü. Çünkü ferdi zulümler Mekke-i Mükerreme'de davetin gizli kaldığı müddetçe devam etmişti. Ama davet aleniyete dönüşünce toplu zulümler dönemi başlamıştı. Bu dönem hicretle sona ermişti.
Müşrikler, zulümle birlikte üç yol takip etmeyi kararlaştırmışlardı:
1- Davetin açığa vurulmasını engellemek ve Peygamber efendimizin gönlünü çelmek için uğraştılar.
2- Peygamber efendimizin inancında zaaf bulunduğunu yaymak, ya da onu aciz bırakmak için mücadele verdiler.
3- Onu, amcası Ebu Talib'e şikayet ettiler.
İslami Okul Okulların En Önemlisi