Pazar, 7 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Son Peygamber 2.cilt - 2Cilt - 28. Sayfa

 

Resulullah'ı Davetinden Caydırma Çabaları

 

Kafirler, Peygamber (sav) efendimizden umut kesmişlerdi. Ona yardım edenlere işkence yapmışlar, ama onlar sebat et­mişlerdi. Eziyetlerini artırdıkça iman nuru gönüllere daha faz­la akıyordu. Onların Peygamber efendimize yaptığı eziyet, Hamza'nm iman ve hidayetine sebep olmuştu. Hamza kendilerine karşı amansız bir düşman haline gelmişti. Hz. Ömer'in, kızkardeşine ve eniştesine yaptığı eziyet ile mü'minlerin Habe­şistan'a hicret ettiklerini görmesi, onun kalbini inceltmiş, merhamete gelmiş ve bu onun iman etmesine sebep olmuştu. Onun iman etmesi ise, müşrikler için büyük bir darbe olmuştu. Hz. Ömer, daveti gizlilikten çıkarıp aleniyete dönüştüren bir güç olmuştu. İbadeti açığa vurmuştu. Hakkın sesini Mescid-i Haram'm ortasında dalgalandırmıştı.

Müşrikler eziyetlerine devam ederken, Peygamber (sav) efendimiz durmadan hikmet ve güzel öğütle insanları hakka çağırıyor, barışı telkin ediyor, onlardan ilişkisini kesmiyor, da­vetten geri durmuyordu. Aksine onların üzüntülerine ortak olu­yor, buhranlı hallerinde onlara yardım ediyordu. Hatta Mekk-i Mükerreme'ye kıtlık geldiğinde Peygamber efendimiz yağmur için dua etmiş ve duası üzerine yağmur yağmıştı. Bu sebeple ri­vayet edilir ki, Peygamber (sav) efendimiz, duasına icabet olun­duktan sonra, amcası Ebu Talib'in mü'min olmasını ümit ettiği için: "Keşke hayatta olsaydı" demiştir. Çünkü Peygamber efen­dimiz, dininin kendi kavmi için hayırlı bir din olduğunu biliyor­du. Yine rivayet olunduğuna göre, Peygamber efendimiz Medi­ne'de iken yağmur duasına çıkmıştır. Ve Ebu Talib'in o zaman sağ olmasını ve kendisine yardımcı olmasını temenni etmiştir.

Müşriklerin bazısı, Peygamber efendimize gelen îslam'ı ka­bul etme durumuna yaklaşıyorlardı. Ya da en azından, onun davetini ilk anda yalanlamıyor ve bu hususta davetin neticesini beklemeyi uygun görüyorlardı. Davetinin tamamlanıp kabul göreceği veya reddedilip mağlup olacağı günü bekliyorlardı. Nadir bin Haris: "Ey Kureyş topluluğu! Allah'a andolsun ki, artık ona karşı koyamayacağınız bir durum meydana gelmiştir. Muhammed aranızda bir genç olarak yetişti. Siz ondan mem­nunsunuz. İçinizde en sevilen ve güven duyulan insan odur. Ar­tık şakağına beyaz tüyler düştü. Yaşlanmak üzeredir. Bu dö­nemde size bir din getirdi. Onun sihirbaz olduğunu söyediniz. Allah'a andolsun ki o, sihirbaz değildir. Biz sihirbazları ve on­ların düğümlere üfleyişlerini görmüşüzdür. Onun kahin oldu­ğunu söylediniz. Allah'a andolsun ki o, kahin de değildir. Çün­kü biz kahinleri ve onların karışık sözlerini, secilerini duymu­şuzdur. Ona şair dediniz. Allah'a andolsun ki, o şair de değildir. Çünkü biz şiiri ve şiirin her türlüsünü işitmişizdir. Hezec ve Recez bahrinden söylenmiş şiirleri de görmüşüzdür. Ona de­li dediniz, o deli de değildir. Kendi durumunuza bakın. Doğru­su Allah size büyük bir şey göndermiştir.[1]


 

[1] İbn Hışam, Siret, c.l, s.289.