Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Son Peygamber 2.cilt - 2Cilt - 38. Sayfa

 

Peygamber Efendimizin Sabrı Tavsiye Etmesi

 

Peygamber (sav) efendimiz imanın, zorluklara katlanmayı gerektirdiğini, dünyada hak davetin icab ettirdiği şeylere ta­hammül etmenin ahiret sevabını artıracağını, ayrıca Cenab-ı Allah'ın, imanları sebebiyle imtihana uğrayan mü'min kulla­rına yardımcı olacağını açıklayarak mü'minlere sabrı telkin ediyordu.

Buhari, Habbab bin Eret'in şöyle dediğini rivayet eder: "Peygamber (sav)in yanına uğradım. O, Kabe'nin gölgesinde, başını abasının üzerine koyup uzanmıştı. Biz o esnada müşrik­lerden şiddetli eziyetler gördüğümüz için, kendisine: "Ya Resu-lullahl Bizim için Allah'a dua etsen olmaz mı?" dedim. Bunun üzerine kalkıp oturdu. Yüzü kızarmıştı. Bana dedi ki: "Bizden önceki milletlerden bazı kimselerin vücutları demir taraklarla taranır; kemikleri, etleriyle sinirlerinden ayrılırdı. Buna rağ­men bu eziyetler onları dinlerinden döndürmedi. Başlarının or­tasına testere konulur, vücutları ikiye yarılır, yine dinlerinden geri dönmezlerdi. Mutlaka Cenab-ı Allah, bu daveti tamamla­yacaktır. Öyle bir zaman gelecek ki, bir yolcu San'a'dan yola çı­kıp Hadramut'a kadar gidecek, yolda aziz ve celil olan Al­lah'tan başka hiçbir şeyden korku duymayacaktır. Ancak siz acele ediyorsunuz."

Mü'minler, Mekke'deki cehennemleşen taşlık ve kumlukla­rın sıcaklığından ve bu sıcak yerlerde müşrikler tarafından ezi­yete uğratılmalarmdan ötürü hallerini Peygamber (sav)e şika­yet ettiler. Peygamber efendimiz onlara sabretmelerini tavsiye etti. Sabırsız iman olmazdı. Kur'an-ı Kerim'in bildirdiği haber­leri onlara nakletti. Bu haberlere göre cennet, sabrın karşılığı olacaktı. İmtihandan geçmek zorunluydu:

"Yoksa siz, sizden önce geçenlerin durumu başınıza gelme­den cennete gireceğinizi mi sandınız? Onlara öyle yoksulluk ve sıkıntı dokunmuştu, öyle sarsılmışlardı ki, nihayet Peygamber ve onunla birlikte inananlar: 'Allah'ın yardımı ne zaman?' di­yecek olmuşlardı, iyi bilin ki Alah'ın yardımı yakındır." (Bakara: 214)

Şunu da belirtelim ki Peygamber efendimiz eğer o müşrikle­re beddua etmiş olsaydı, Cenab-ı Allah onları yeryüzünden sö­küp koparırdı. Ama kendilerinden sonra îslam davetinin bayra­ğını taşıyacak kimseler yeryüzünde kalmayacaktı. Bu sebeple­dir ki, Peygamber efendimiz, Cenab-ı Allah'ın 'Eğer diliyorsa Mekke'nin yanındaki Ahşebeyn dağlarını müşriklerin üzerine devireyim' buyurması üzerine şöyle demiştir: uCenab-ı Allah'ın müşriklerin soylarından kendisine ibadet edecek kimseler çıka­racağını umuyorum." Gerçekten de Allah, Peygamber efendi­mizin bu umudunu tahakkuk ettirmişti. O müşriklerin soyla­rından, Allah'a ibadet eden kimseler çıkmışlardı. Hatta bir kıs­mı mücahit olarak Allah yolunda kılıç sallamıştı. Yine o müş­riklerin soylarından bir kısmı İslam nurunu yeryüzünün doğu­larına ve batılarına ulaştırmıştı.