Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Son Peygamber 2.cilt - 2Cilt - 40. Sayfa

 

Resulüllah'ın Heybeti

 

Bu anlattıklarımız, müşriklerin Peygamber (sav) efendimize reva gördükleri bazı işkence ve eziyetlerdi. O yürüdüğü veya konuştuğu zaman onunla alay ederlerdi. Onun sihirbaz ve deli olduğunu söylerlerdi. Ona karşı inatçı bir tutum içine girerler­di. O kabileleri İslam'a davet ederken kendisine karşı böyle ta­vırlar takınırlardı.

Acaba müşrikler, Peygamber efendimiz güçsüz bir kimse ol­duğu için mi ona eziyet veriyorlardı? Peygamber (sav) efendi­miz, aslında heybetli ve güçlü bir şahsiyete sahipti. Cenab-ı Al­lah ona tam bir insani kuvvet vermişti. O hem korkulan, hem sevilen bir kimseydi. Sevimliliği, heybetliliğini yok etmemişti. O karşısındakini korkutmak istediği zaman, bunu yapacak güç­teydi. Cenab-ı Allah onu insanlara karşı koruyacaktı, ama bazı beyinsizlerle ahmaklar, asil kimseleri Peygamber efendimize karşı kışkırtmak istiyorlardı. Muhammed (sav) alicenab bir in­sandı. O insanlara kaba kuvvet göstermek ve onları korkutmak istemiyordu. Aksine insanlara yakın olmak, onlara iyi davran­mak ve ülfet kurmak istiyordu. Peygamber (sav) efendimiz, ye­ri gelince müşriklerin kalplerine korku saçıyordu. Onun hey­betli bir insan olduğunu iki olay naklederek kesin bir şekilde ifade etmek istiyoruz:

1- Abdullah bin Amr bin As şöyle demiştir:

"Bir gün müşriklerin Kabe yanındaki Hatim'de biraraya ge­lip toplanmış olduklarını gördüm. Resulullah (sav)'den bahse­derek şöyle diyorlardı: "Bu adama sabrettiğimiz kadar hiç kim­seye sabretmedik. O bize hakaret etti. Düşlerimizi bozdu. Atala­rımıza sövdü. Dinimizi kötüledi. Cemaatimizi dağıttı. Tanrıla­rımıza küfretti. Doğrusu ona karşı biz büyük bir karar aşama­sındayız." Bu sırada Resulullah (sav) efendimiz çıkageldi. Ka­be'ye yaklaştı. Hacer'ül Esvedi istilam etti. Sonra Kabe'yi tavaf ederek yanlarından geçti. Bazı laflar attılar. Bu lafları duydu­ğu ve rahatsız olduğu, Resulullah'ın mübarek yüzünden anla­şıldı. Geçip gitti, ikinci defa yanlarından geçtiğinde yine aynı şekilde sözlerle karşılaştı. Yine rahatsız olduğu, yüzünden an­laşıldı. Üçüncü kez yanlarından geçerken, yine aynı şekilde kendisine laflar atılınca Peygamber efendimiz onlara şöyle de­di: "Ey Kureyş topluluğu işitiyor musunuz?! Hayatımı elinde tutan Allah'a andolsun ki, ben size ölüm getirdim!" Orada bu­lunanlar bu sözünü işittiler, sükutla dinlediler. O kadar sessiz­leştiler ki, sanki herbirinin başının üzerinde bir kuş vardı da, o kuşu ürkütüp uçurmamak için seslerini çıkarmıyor ve hareket etmiyorlardı. Hatta orada bulunan müşriklerin Peygamber efendimize karşı en şiddetli olanları bile şöyle diyordu: "Ey Eba Kasım, doğruca yoluna git, sen cahil bir kimse değilsin."

Müşrikleri bu kadar ürküten şey, Muhammed (sav)in azmi ve heybeti idi. Onlar dehşete kapılmış ve heybetinden ötürü tit­remişlerdi. Bundan sonra Peygamber efendimize eziyet yap­mak hususunda omuz omuza verip karar birliği yapmış iseler de, bu, onlar üzerinde heybetinin tesir icra etmesine engel ol­mamıştı. Bu olaydan sonra uzun bir müddet Peygamber efendi­mize karşılık verememişlerdi. Ancak aralarında konuşup tar­tıştıktan ve müşaverede bulunduktan sonra, onun heybetine karşı direnmekte ısrar etmişlerdi. Aslında Peygamber efendi­miz ikinci kez de onlara mukabelede bulunmuş olsaydı. Onları daha çok ürkütecek ve heybetinden sarsacaktı. Fakat Peygam­ber efendimiz her zaman yumuşaklıktan yana olmuştu.

2- îraşi'nin hikayesi: îraş denen yerden bir adam, devesini alıp Mekke'ye getirmiş, orada Ebu Cehil'e satmıştı. Fakat Ebu Cehil, adamın hakkını ödemiyordu. îraşi, Kureyşlilerin meclisi­ne geldi. Kendisine yardımcı olacak birini istedi. O esnada Pey­gamber efendimiz de Mescid-i Haram'ın bir tarafında oturuyor­du, îraşi, Kureyşlilere şöyle dedi: "Ey Kureyş topluluğu ben ga­rip ve yolcu bir adamım, Ebu Cehil benim hakkımı vermiyor, Ona karşı bana kim yardımca olacak?!" Orada bulunanlar, Peygamber efendimizle Ebu Cehil arasındaki düşmanlığı bil­dikleri için işi alaya alarak Iraşlı adama, Peygamber efendimizi gösterdiler ve: "Ona git! O sana yardımca olur" dediler. îraşlı adam Resulullah'm yanına varıp durdu. Olayı anlattı. Peygam­ber efendimiz bu garip adama yardımcı olmak kararıyla kalktı. Yanında hiç kimse yoktu. Sadece Allah'ın yardımına güvenerek Ebu Cehil'in evine gitmek üzere yola koyuldu. Kureyş toplulu­ğu, yanlarında bulunan birine, olup bitenleri görüp kendilerine anlatması için Peygamber efendimizi takip etmesini emrettiler. Resulullah (sav) nihayet Ebu Cehil'in kapısına vardı. Kapıyı şiddetle vurdu. O tacir ve azgın adamın hakkından gelmek isti­yordu. İçeriden ukim o?" diye seslenince, Peygamber efendimiz Ebu Cehil'e şöyle cevap verdi: "Ben Muhammmed'im, dışarıya çık!" Ebu Cehil dışarıya çıktığında rengi sararmış, yüzünde bir damla kan kalmamıştı. Ebu Cehil'e kararlı ve heybetli bir eda ile: "Bu adamın hakkını hemen öde" dedi. Yalnız ve yar­dımsız kalmış olan o azgın ve sapık herif: "Ayrılmayın hemen hakkını getirip vereceğim" dedi. İçeriye girip adamın hakkını getirdi ve hemen oracıkta ödedi. Resulullah da oradan ayrilıp evine döndü. Cenab-ı Allah hakkı, Muhammed (sav)'in heybeti vasıtasıyla yerine getirmişti. îraşi, Peygamber efendimize "Hak senin yolundur" dedikten sonra kendilerinden yardım is­temiş olduğu Kureyş meclisine vardı. Peygamber efendimiz hakkında övücü sözler söyledikten sonra: "Allah o adama ha­yırlar versin. Hakkı alıp bana verdi" dedi. Öte yandan müşrik­lerin, gözetim için gönderdikleri adam da gelip onlara şöyle de­di: "Tuhaf bir hal gördüm: Allah'a yemin olsun ki, Muhammed, Ebu Cehil'in kapısını çalınca Ebu Cehil dışarıya çıktı, ama sanki bedeninde ruh kalmamıştı!"

Ebu Cehil de Kureyş meclisine geldiğinde ona şöyle dediler: "Yazıklar olsun sana. Allah'a andolsun ki, bu güne kadar böyle bir şey yapmış olduğunu görmemiştik" Ebu Cehil onlara şu karşılığı verdi: "Vay halinize! Yemin ederim ki, Muhammed ka­pımı çaldığında ve ben onun sesini duyduğumda, içim korkuy­la doldu. Kapıya çıktığımda da yanıbaşında damızlık bir deve vardı. O deve gibi başı, boyu ve dişleri iri bir deve görmedim. Allah'a andolsun ki, eğer ben onun istediğini yapmasaydım o deve beni mutlaka yiyecekti!"