Son Peygamber 2.cilt - 2Cilt - 40. Sayfa
Resulüllah'ın Heybeti
Bu anlattıklarımız, müşriklerin Peygamber (sav) efendimize reva gördükleri bazı işkence ve eziyetlerdi. O yürüdüğü veya konuştuğu zaman onunla alay ederlerdi. Onun sihirbaz ve deli olduğunu söylerlerdi. Ona karşı inatçı bir tutum içine girerlerdi. O kabileleri İslam'a davet ederken kendisine karşı böyle tavırlar takınırlardı.
Acaba müşrikler, Peygamber efendimiz güçsüz bir kimse olduğu için mi ona eziyet veriyorlardı? Peygamber (sav) efendimiz, aslında heybetli ve güçlü bir şahsiyete sahipti. Cenab-ı Allah ona tam bir insani kuvvet vermişti. O hem korkulan, hem sevilen bir kimseydi. Sevimliliği, heybetliliğini yok etmemişti. O karşısındakini korkutmak istediği zaman, bunu yapacak güçteydi. Cenab-ı Allah onu insanlara karşı koruyacaktı, ama bazı beyinsizlerle ahmaklar, asil kimseleri Peygamber efendimize karşı kışkırtmak istiyorlardı. Muhammed (sav) alicenab bir insandı. O insanlara kaba kuvvet göstermek ve onları korkutmak istemiyordu. Aksine insanlara yakın olmak, onlara iyi davranmak ve ülfet kurmak istiyordu. Peygamber (sav) efendimiz, yeri gelince müşriklerin kalplerine korku saçıyordu. Onun heybetli bir insan olduğunu iki olay naklederek kesin bir şekilde ifade etmek istiyoruz:
1- Abdullah bin Amr bin As şöyle demiştir:
"Bir gün müşriklerin Kabe yanındaki Hatim'de biraraya gelip toplanmış olduklarını gördüm. Resulullah (sav)'den bahsederek şöyle diyorlardı: "Bu adama sabrettiğimiz kadar hiç kimseye sabretmedik. O bize hakaret etti. Düşlerimizi bozdu. Atalarımıza sövdü. Dinimizi kötüledi. Cemaatimizi dağıttı. Tanrılarımıza küfretti. Doğrusu ona karşı biz büyük bir karar aşamasındayız." Bu sırada Resulullah (sav) efendimiz çıkageldi. Kabe'ye yaklaştı. Hacer'ül Esvedi istilam etti. Sonra Kabe'yi tavaf ederek yanlarından geçti. Bazı laflar attılar. Bu lafları duyduğu ve rahatsız olduğu, Resulullah'ın mübarek yüzünden anlaşıldı. Geçip gitti, ikinci defa yanlarından geçtiğinde yine aynı şekilde sözlerle karşılaştı. Yine rahatsız olduğu, yüzünden anlaşıldı. Üçüncü kez yanlarından geçerken, yine aynı şekilde kendisine laflar atılınca Peygamber efendimiz onlara şöyle dedi: "Ey Kureyş topluluğu işitiyor musunuz?! Hayatımı elinde tutan Allah'a andolsun ki, ben size ölüm getirdim!" Orada bulunanlar bu sözünü işittiler, sükutla dinlediler. O kadar sessizleştiler ki, sanki herbirinin başının üzerinde bir kuş vardı da, o kuşu ürkütüp uçurmamak için seslerini çıkarmıyor ve hareket etmiyorlardı. Hatta orada bulunan müşriklerin Peygamber efendimize karşı en şiddetli olanları bile şöyle diyordu: "Ey Eba Kasım, doğruca yoluna git, sen cahil bir kimse değilsin."
Müşrikleri bu kadar ürküten şey, Muhammed (sav)in azmi ve heybeti idi. Onlar dehşete kapılmış ve heybetinden ötürü titremişlerdi. Bundan sonra Peygamber efendimize eziyet yapmak hususunda omuz omuza verip karar birliği yapmış iseler de, bu, onlar üzerinde heybetinin tesir icra etmesine engel olmamıştı. Bu olaydan sonra uzun bir müddet Peygamber efendimize karşılık verememişlerdi. Ancak aralarında konuşup tartıştıktan ve müşaverede bulunduktan sonra, onun heybetine karşı direnmekte ısrar etmişlerdi. Aslında Peygamber efendimiz ikinci kez de onlara mukabelede bulunmuş olsaydı. Onları daha çok ürkütecek ve heybetinden sarsacaktı. Fakat Peygamber efendimiz her zaman yumuşaklıktan yana olmuştu.
2- îraşi'nin hikayesi: îraş denen yerden bir adam, devesini alıp Mekke'ye getirmiş, orada Ebu Cehil'e satmıştı. Fakat Ebu Cehil, adamın hakkını ödemiyordu. îraşi, Kureyşlilerin meclisine geldi. Kendisine yardımcı olacak birini istedi. O esnada Peygamber efendimiz de Mescid-i Haram'ın bir tarafında oturuyordu, îraşi, Kureyşlilere şöyle dedi: "Ey Kureyş topluluğu ben garip ve yolcu bir adamım, Ebu Cehil benim hakkımı vermiyor, Ona karşı bana kim yardımca olacak?!" Orada bulunanlar, Peygamber efendimizle Ebu Cehil arasındaki düşmanlığı bildikleri için işi alaya alarak Iraşlı adama, Peygamber efendimizi gösterdiler ve: "Ona git! O sana yardımca olur" dediler. îraşlı adam Resulullah'm yanına varıp durdu. Olayı anlattı. Peygamber efendimiz bu garip adama yardımcı olmak kararıyla kalktı. Yanında hiç kimse yoktu. Sadece Allah'ın yardımına güvenerek Ebu Cehil'in evine gitmek üzere yola koyuldu. Kureyş topluluğu, yanlarında bulunan birine, olup bitenleri görüp kendilerine anlatması için Peygamber efendimizi takip etmesini emrettiler. Resulullah (sav) nihayet Ebu Cehil'in kapısına vardı. Kapıyı şiddetle vurdu. O tacir ve azgın adamın hakkından gelmek istiyordu. İçeriden ukim o?" diye seslenince, Peygamber efendimiz Ebu Cehil'e şöyle cevap verdi: "Ben Muhammmed'im, dışarıya çık!" Ebu Cehil dışarıya çıktığında rengi sararmış, yüzünde bir damla kan kalmamıştı. Ebu Cehil'e kararlı ve heybetli bir eda ile: "Bu adamın hakkını hemen öde" dedi. Yalnız ve yardımsız kalmış olan o azgın ve sapık herif: "Ayrılmayın hemen hakkını getirip vereceğim" dedi. İçeriye girip adamın hakkını getirdi ve hemen oracıkta ödedi. Resulullah da oradan ayrilıp evine döndü. Cenab-ı Allah hakkı, Muhammed (sav)'in heybeti vasıtasıyla yerine getirmişti. îraşi, Peygamber efendimize "Hak senin yolundur" dedikten sonra kendilerinden yardım istemiş olduğu Kureyş meclisine vardı. Peygamber efendimiz hakkında övücü sözler söyledikten sonra: "Allah o adama hayırlar versin. Hakkı alıp bana verdi" dedi. Öte yandan müşriklerin, gözetim için gönderdikleri adam da gelip onlara şöyle dedi: "Tuhaf bir hal gördüm: Allah'a yemin olsun ki, Muhammed, Ebu Cehil'in kapısını çalınca Ebu Cehil dışarıya çıktı, ama sanki bedeninde ruh kalmamıştı!"
Ebu Cehil de Kureyş meclisine geldiğinde ona şöyle dediler: "Yazıklar olsun sana. Allah'a andolsun ki, bu güne kadar böyle bir şey yapmış olduğunu görmemiştik" Ebu Cehil onlara şu karşılığı verdi: "Vay halinize! Yemin ederim ki, Muhammed kapımı çaldığında ve ben onun sesini duyduğumda, içim korkuyla doldu. Kapıya çıktığımda da yanıbaşında damızlık bir deve vardı. O deve gibi başı, boyu ve dişleri iri bir deve görmedim. Allah'a andolsun ki, eğer ben onun istediğini yapmasaydım o deve beni mutlaka yiyecekti!"
İslami Okul Okulların En Önemlisi