Son Peygamber 2.cilt - 2Cilt - 42. Sayfa
HABEŞİSTAN'A HİCRET
Habeşistan'a Hicret
Muhammed (sav)'e tabi olan, sabır ve sebat hususunda ona uyanların sayısı çoğalıp artmaktaydı. Peygamber efendimize iman edip uyanlar, sadece zayıf ve korumasız mü'minler değildi. Mekke'nin eşrafından da islam'a girenler ve müslümanların safları arasında yer alanlar olmuştu. Mü'minlerin sayısının artmasıyla orantılı olarak müşriklerin onlara yaptıkları eziyetlerin miktar ve çeşitleri de artmaktaydı. Kimi eliyle, kimi kır-bacıyla, kimi öğle sıcağında sıcak kum ve taşların üzerinde eziyet ediyor, kimi de ancak rezil ve alçakların yapabilecekleri eziyetleri tatbik ediyordu. Nitekim Ebu Cehil Peygamber efendimize eza ve cefada bulunmuş, onunla alay etmiş, ibadetini engellemek istemişti. Müşrikler, şerefli ve asil mü'minlere daha fazla eziyet edip onların şereflerini çiğnemek istemişlerdi. Eziyet ve cefalar umumileşmiş, artık kurtulma imkanı kalmamıştı. Mekke-i Mükerreme'de kalıp da eziyete uğramamak mümkün değildi. Şu halde hicret etmek zorunlu hale gelmişti.
"Allah yolunda hicret eden kimse, yeryüzünde çok bereketli yer ve genişlik bulur." (Nisa: ıoo)
Ama mü'minler nereye hicret edeceklerdi?
Hürriyet içinde yaşayacakları, Mekke müşriklerinin tahakkümünden uzak olan, Kureyşliler'in sözlerinin geçmediği, iyi bir hükümdar tarafından yönetilen bir beldeye göç etmek gerekiyordu. Eza ve cefaların yapılmadığı, hiç kimsenin eziyet görmediği, zulümden uzak olan bir beldeye hicret etmek gerekiyordu. Burası da ancak, Habeşistan olabilirdi. Çünkü orada Kureyş'in sözü geçmiyordu. Orası Kureyş'e boyun eğmiyordu. Diğer kabileler gibi Kureyş'in boyunduruğu altında değildi. Orada iyiliğiyle şöhret bulmuş adil bir hükümdar vardı. Peygamber (sav) efendimiz, müminlerin oraya hicret etmeleri gerektiğine, işaret etti. Mü'minlerin bela ve musibetlere uğradıklarını gördüğü ve onları bu eziyetlerden koruyamadığı için şöyle demişti: "Habeşistan'a hicret etseniz iyi olur. Çünkü orada hiç kimsenin zulüm görmesine müsaade etmeyen bir hükümdar vardır. Orası, doğruluğun hüküm sürdüğü bir yerdir. Oraya hicret edin ve içinde bulunduğunuz bu sıkıntılardan kurtulmanız için Allah'ın size bir çare yaratacağı zamana kadar orada bekleyin."
Habeşistan'a hicret eden ilk kafile, bi'setin beşinci yılında yola çıkmıştı. Şüphesiz hicretin, eziyetlerden kurtulmaktan başka bir faydası daha vardı. Mü'minler uğradıkları ve sıkıntı çektikleri eziyetlerden, fitne ve musibetlerden korunmanın ya-nısıra, gittikleri yerde İslamiyet'i de tanıtacaklardı. Hicret eden müslümanlarm sözcüsü sıfatıyla Ebu Talib oğlu Cafer, hükümdar Necaşi'nin huzurunda îslami hakikatleri ve tevhid dininin davet ettiği sıla-i rahim, ahlaki güzelliklere teşvik, ca-hiliyet kötülüklerini men etmek, insanı fesada daldıran asebi-yeti önlemek gibi prensipleri açıklamıştı. Bunlardan daha önce de söz etmiştik. Bütün bu faydaların yanısıra, bu hicret sayesinde Habeşistan'daki hıristiyanlar İslamiyet'i tanımış ve İslam'ın İsa peygamber hakkında söylediklerini Öğrenmişlerdi. İslamiyet Mekke dışındaki bir beldede yayılmaya ve kök salmaya başlamıştı. Nitekim ileriki tarihlerde Medine'ye yapılan hicret vesilesiyle de yahudiler İslamiyet'i tanımışlardı. Hakikati görenler müslüman olmuş, diğerleri de kafir kalmışlar, küfründe inat edip mukavemette bulunmuşlardı:
"Kim yola gelirse, kendisi için yola gelmiş olur. Kim de saparsa kendi aleyhine sapar." (îsra: 15)
Mü'minler guruplar halinde hicret etmişlerdi. Birinci gurupta Osman bin Affan'ın eşi ve Peygamber efendimizin kerimesi Rukiye de vardı. Bu toplulukta on erkek ve kadın bulunuyordu. Bundan sonra hicret devam etmişti. îbn îshak bu konuda şöyle der: "Habeşistan'a hicret eden müslümanların sayısı seksen üçtü. Yalnız bu müslümanların beraberlerinde götürdükleri küçük çocukları veya Habeşistan'da doğan çocukları bu sayının dışındadır." îbn Kesir bu rakam üzerinde tartışmış ve Habeşistan'a hicret eden müslümanların sayısının daha fazla olduğu hususunda şüphesi bulunduğunu belirtmiştir. Ahmed bin Han-bel, İbn Mesud'un bu hususta şöyle dediğini rivayet eder: "Re-sulullah (sav) efendimiz, sayısı seksen civarında olan biz müs-lümanları Habeşistan'a gönderdi " [1]
Hz. Ebu Bekir, hicret edenler arasında değildi. Fakat Allah ona, Allah'ın yaratıklarının en yücesi ve en kıymetlisi olan Abdullah oğlu Muhammed (sav) ile birlikte hicret etmek şerefini bahsetmişti. Bu hususta îbn îshak ile Buhari, Urve bin Zübeyr kanalıyla Hz. Aişe'nin şöyle dediğini rivayet etmişlerdir:
"Ebu Bekir, kendisine yapılan eziyetler sebebiyle, artık Mekke'de kalamayacağını anlayınca Habeşistan'a hicret etmek için Resulullah'tan izin istedi. Resulullah ona bu izni verdi. Habeşistan'a hicret etmek üzere yola koyuldu. Mekke'den bir ya da iki günlük bir mesafeye ulaştığında yolda îbn Dağne ile karşılaştı, îbn Dağne, Beni Haris bin Ebi Bekir'in kardeşi idi. O "El habis" denen gurubun lideriydi. Ebu Bekir'e şöyle dedi:
- Nereye ey Ebu Bekir?
- Milletim beni Mekke'den kovdu. Bana eziyet etti. Beni baskı altında tutmak istedi.
- Niçin? Halbuki sen aşiretine iyilikte bulunur, uğradıkları bela ve musibetler dolayısıyla onlara yardım eder, iyilik yaparsın. Mekke'ye geri dön. Artık sen benim himayemdesin!
îbn Dağne'nin bu sözü üzerine, Ebu Bekir onunla birlikte Mekke'ye geri döndü. îbn Dağne Mekke'ye girdikten sonra Ku-reyşliler'e şöyle seslendi: "Ey Kureyş topluluğu! Ebu Kuhafe'yi (Ebu Bekir'i) himayeme aldım. Artık hiç kimse ona ilişmesin. Ondan elinizi çekin!" îbn Dağne'nin bu sözlerinden sonra Ebu Bekir kendi evine gitti. Evinin kapısının yanında bir mescidi vardı. Orada namaz kılardı. Yufka yürekli bir insandı. Kur'an-ı Kerim'i okurken ağlardı. Çocuklar gelip yanıbaşında dururlardı. Kölelerle kadınlar, onda gördükleri heybeti hayretle mü-şahade ederlerdi, Kureyşli erkekler, İbn Dağne'nin yanına gidip ona şöyle dediler: "Ey îbn Dağne! Sen bize eziyet etmesi için şu Ebu Bekir'i himayen altına almadın herhalde, O namaz kılıyor, Kur'an okuyor, Muhammed'in getirdiği şeyleri anlatıyor. Heybetli bir kimsedir. Çocuklarımızı, kadınlarımızı ve korumasız zayıf şahsiyetli kimselerimizi atalarımızın dininden saptırmasından korkuyoruz. Git ona; evine girmesini, evinde dilediği ibadeti yapmasını, yalnız çoluk çocuğumuza görünmemesini tembihle."
Kureyşliler'in bu ikazı üzerine, îbn Dağne Ebu Bekir'in yanına gitti ve ona şöyle dedi: "Ey Ebu Bekir, seni kavmine eziyet etmen için himayeme almadım! Onlar, içinde bulunduğun bu halden hoşlanmıyorlar. Bu yaptıklarından eziyet duyuyor, rahatsız oluyorlar. Evine kapan, evinin içinole dilediğini yap."
Ebu Bekir dedi ki: "Ne dersin? İstersen beni himayeden vazgeç. Ben Allah'ın himayesi altına gireyim. Çünkü O'nun himayesi altına girmek daha iyidir." îbn Dağne de: "Öyleyse üzerindeki himayemi kaldırıyorum" dedi. Sonra İbn Dağne, Kureyşliler'in meclisine vardı ve şöyle dedi: "Ey Kureyş topluluğu! Ebu Kuhafe (Ebu Bekir) himayemi bana geri verdi. Artık ona diledi-, ğinizi yapabilirsiniz." [2]
Ebu Bekir, müşriklerin eza ve cefaları arasında kalmaya razı oldu. Evinin Önünde namazım açıkça kılmaya devam etti. Sadece Allah'a güveniyordu. Peygamber efendimizin yakınında kalmaktan memnundu. Onun karşı karşıya kaldığı işkencelere uğramaya razıydı. Şerefli ve. alicenab insanın komşusu olmaktan memnun idi.
İslami Okul Okulların En Önemlisi