Pazar, 7 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Son Peygamber 2.cilt - 2Cilt - 48. Sayfa

 

Boykot Belgesini İptal Çabaları

 

Şiddetin ve zulmün aşırı derecelere varması, bazı zalimlerde bile bir nevi şefkat duygularının kabarmasına yol açar. Hakka davet eden sabırlı mazlumların sebepsiz yere acı, zulüm ve iş­kencelerle karşı karşıya kalmaları, zalimlerin kalblerini bile yumuşatabilir.

Kureyşliler amcazadeleri olan Haşimilerle Muttaliboğulları-na zulmetmişlerdi. Halbuki bunlar, Kureyşlilerle yakın akraba idiler. Aralarında akrabalık bağları gibi, ortak bir şeref ve iti­bara da sahiptiler. Durum böyle olunca, Kureyşliler, bunların çekmekte oldukları eza ve cefaları da paylaşmak mecburiyetin­de olduklarını hissettiler. Nitekim bunlarla olan amcazadelik şerefini de paylaşmış ve bu şereften fayda görmüşlerdi.

Boykot kararma Kureyşlilerin tümünün gönülden katıl-mış olduklarını söyleyemeyiz. Haşimiler ve Muttaliboğulları'yla olan bütün dostluk bağlarını koparmamışlardı. Öfke, muhalefet veya hatalı muhafazakarlık sebepleriyle herhangi bir çağrı ya­pıldığı zaman, en korkakları dahi putperestlikten ve cahiliyet-ten kaynaklanan hamiyet ve gayretlerinin tesirine kapılarak o çağrıya icabet ederdi. Bu, bütün Kureyşliler'in, o günahkar da-vetçiye ve günah davete kulak verip icabet ettikleri anlamına gelmez. Aksine o karara katılanlar, fevri bir teessürün altında kalmışlardır. Fakat o fevri kızgınlık sakinleşince, geride saf duygular beliriyordu. Tıpkı unutkanlık halini andıran bir hal­deydiler. Sonunda yaptıklarının hatalı olduğunu anlamışlardı. Çünkü aralarında sevgi ve akrabalık bağları vardı. Yolları ayrı, itikatları birbirine zıt olsa da, aralarındaki bağlar onları bir noktada birleştiriyordu. Bu, devamlı zulmün tatbikini engelli­yordu.

Bu boykot, bazı kalpleri çatlatarak İslam'a karşı şefkat du­yulmasına sebep olmuştu. Batılın, hak ehline -zulmettiğini or­taya çıkarmıştı.Delilleri görmedikleri için, inatlarında ileri git­mişlerdi. Diğer Arap beldelerindeki insanlar bu boykotu duy­dukları ve sebebini öğrendikleri zaman, meseleyi kendi arala­rında tartışıyor ve bu kararı verenlerin zalimliklerine hükme­diyorlardı. Böylece de İslam'ın hakikati her tarafa yayılıyor ve insanların gönüllerine sirayet ediyordu. Peygamber efendimiz de hakikati açıklamaktan ve nuruyla, delilleriyle insanlığı aydınlatan Kur'an-ı Kerim'i okumaktan geri durmuyordu. Kur'an-ı Kerim, ilahi bir kitap olması nedeniyle yüksek bir şe­refe sahipti. İşte o Kitap ile insanlara sesleniyor ve müstakim yaratılışta olan kimseleri gerçeğe davet ediyordu.

Bütün bu sebeplerden dolayı boykot belgesinin iptali gereki­yordu. Çünkü bu belgenin, belirli bir amacı ve hedefi yoktu. Uzak yakın bütün Araplar arasında Muhammedi davetin yayıl­masını engelleyememişti. Bu daveti gizleme çabası ne kadar ço-ğalırsa çoğalsın, yine de onun nuru etrafa yayılıyor, pınarı fış­kırıyor, ışığı çevreyi aydınlatıyordu.

Daha Önce de işaret ettiğimiz gibi, birçok sebeplerden dolayı, müşriklerin uyguladığı boykot, tam anlamıyla başarıya ulaşa­mamıştı. Kendilerine boykot uygulananlar birtakım zulümlerle karşı karşıya kalmışlar, fakat bütün Kureyşliler'in gönülleri o boykotu desteklememişti. Buna örnek olarak Hakim bin Hüz­zamın hikayesini önceki sayfalarda anlatmıştık.

Bu olayın da ortaya koyduğu gibi, bazı Kureyşliler mazlum­lara şefkat duymuş, yakınlarına ikram etmişlerdi. Bu hususta İbn îshak şöyle der:

"Hişam bin Amr bin Haris, bu konuda en güzel imtihan ge­çiren kimsedir. O, kavminin en şerefli kişilerinden biriydi. Ge­len rivayetlere göre, o, devesine erzak yükler, boykot altında bu­lunan Haşim oğullarıyla Muttalib oğullarının mahallesine ge­tirir, devenin yularını boynundan çıkarıp hayvanı serbest bıra­kırdı. Müslümanlar gece vakti gelen bu deve üzerindeki erzak yükünü boşaltırlar ve deveyi tekrar geldiği yöne gönderirlerdi. Bu olay hep aynı şekilde tekrarlanırdı. Böylece müslümanların ihtiyaç duydukları erzak kısmen temin edilmiş olurdu."

Onun böyle yapması, Kureyşliler'le arasındaki ahde muhale­fet sayılmazdı. Çünkü günahkarlar için ahid yoktu. Onların ah­dine vefa gösterilmez. Hişam, akrabalık bağlarına riayet ettiği için, kavminin, işlediği zulme ortak olmamıştı. Çünkü kavmi­nin yaptığı iş, büyük bir zulümden ibaretti.

Boykot altındaki akrabalarına bu şekilde yardım etmesi, Hi-şam'ın çok şerefli bir kimse olduğunu gösterir. O, sahip olduğu bu şeref dolayısıyla, boykot belgesini iptal çalışmasında da ilk sırayı işgal etmiştir. Önceki sayfalarda da anlattığımız gibi, Peygamber (sav) efendimiz, bir kurtçuğun gelerek o boykot belgesini yediğini ve sadece Allah adının yazılı olduğu kısmı bı­raktığını haber vermiştir. O kurtçuk, müşriklerin günahlarını yüzlerine çarpmıştır.

Fakat bu belge nasıl iptal edildi ve iptal çalışması nasıl so­nuçlandı? Boykot kararını verenlerin safları arasında nasıl ge­dik açıldı? Şimdi bu hususu açıklamaya çalışalım:

Bu çalışmaları Hişam bin Amr bin Haris başlatmıştı. Boyko­tun kaldırılması için uyguladığı yöntemi "el-Bidaye ve'n-Niha-ye" adlı eserden nakledelim:

"Hişam, Züheyl bin Umeyye bin Muğire'ye gitti. Onun anne­si, Abdülmuttalib kızı Atike idi. Ona şöyle dedi: fEy Züheyl, sen dayılarının alışverişten, kız ve erkeklerini evlendirmekten mah­rum ve aciz bırakıldıklarını bildiğin halde, nasıl olur da istedi­ğini yemeye, içmeye, giyinip kuşanmaya, evlenmeye razı olur­sun? Allah'a andolsun ki, Ebu CehiVin, seni dayıların aleyhin­de andlaşmaya davet ettiği gibi, sen de onu kendi dayıları aley­hinde böyle bir andlaşmaya davet etmiş olsaydın, senin daveti­ne o hiç kulak asmaz ve gelmezdi!"

Züheyl: "Ey Hişam! Ben yalnız bir adamım. Tek başıma ne yapabilirim? Eğer yanımda başka bir kişi daha olsaydı andlaş-mayı bozmaya kalkışır ve bozuncaya kadar uğraşırdım!" dedi.

Hişam: "Sana bir adam buldum!" dedi.

- Kimdir o adam?

- Benim!

Züheyl dedi ki: uBize üçüncü bir adam daha bul!"

Hişam, bunun üzerine Mut'im bin Adiy'e gitti ve ona şöyle dedi: "Ey Mut'im! Gönlün Kureyş'in, Abdü Menaf oğullarını gö­zünün önünde helak etmelerine nasıl razı olur? tmkan verdiği­niz takdirde, o andlaşmayı sizden önce bozmaya niyetliyim"

Mut'im şöyle dedi: "Ben bir tek adamım, tek başıma ne ya­pabilirim?!"

Hişam:

- Sana ikinci bir adam buldum!" dedi.

- Kimdir o?

- Benim!

- Bize üçüncü bir adam daha bul.

- Onu da sağladım.

- Peki o kim?

- Züheyl bin Ebi Ümeyye.

- Öyleyse bize bir dördüncü kişi daha bul.

Hişam, kalkıp Ebu'l-Buhteri bin Hişam'a gitti. Mut'im'e söy­lediğini ona da söyledi.

Ebu'l-Buhteri "Bu işte bana yardım edecek birisi var mı?" diye sordu. Hişam da, evet, cevabını verdi.

- Kimdir o?

-Züheyl bin Ebi Ümeyye ile Mut'im bin Adiy. Ben de seninle beraberim!

- Öyle ise bize beşinciyi de bul1.

Hişam, kalkıp Zem'a bin Esved bin Muttalib'e gitti. Durumu ona anlattı. Hayatları tehlikede bulunan Haşim ve Muttalib oğullarıyla olan akrabalığından ve aradaki haklarından bahset­ti.

Zem'a: "Beni davet ettiğin bu işte bize yardımcı olacak kimse var mı?" diye sordu. Hişam, "evet vardır" dedi ve onların isim­lerini saydı. Bunun üzerine, geceleyin Mekke'nin Hacun deni­len yöresinde buluşmayı kararlaştırdılar ve orada bir araya gel-dier. Andlaşmayı bozup Haşim ve Muttalib oğullarını boykot altında tutuldukları mahalleden çıkarmcaya kadar çalışmak üzere yemin ettiler. Züheyl: "Aranızda ilk konuşan ben olaca­ğım" dedi. Ertesi günü sabahleyin Kureyş'in toplantı yerine geldiler. Züheyl, üzerinde ağır ve kıymetli bir elbise olduğu hal­de, Kabe çevresinde tavaf ettikten sonra, halkın yanına geldi ve şöyle dedi: "Ey Mekkeliler! Biz burada yeyip içerken ve giyinip kuşanırken, öte tarafta Haşim oğullarının alış verişten mah­rum edilmeleri, darlıklar, sefaletler içinde kıvranmaları doğru mudur?! Vallahi akrabalık bağlarını kesen o zalim boykot bel­gesi yırtıljnadıkça sizinle mücadeleden vazgeçmeyeceğim." O sı­rada Mescid-i Haram'm bir tarafında bulunan ve Züheyl'ih ko­nuşmasına sinirlenen Ebu Cehil'in sesi yükseldi: "Yalan söylü­yorsun, o belgeyi yırtmaya gücün yetmez!" dedi.

Zem'a bin Esved, Ebu CehiFe şu karşılığı verdi: "Asıl yalan­cı sensin! Zaten biz o yazıya daha işin başında razı değildik."

Ebu'l-Buhteri de şöyle dedi: "Zem'a doğru söylüyor biz orada yazılı olanları tamamiyle kabul ve tasdik etmemiştik! Mut'im de şöyle dedi: "Bu ikisinin söyledikleri doğrudur! Bunun tersini söyleyen yalan söylemiş olur. Biz bu sahifeden ve onda yazılı olanlardan uzaklaşır, Allah'a sığınırız!"

Hişam bin Amr de Mut'im'i destekleyince, Ebu Cehil daya­namadı ve şöyle dedi: "Burada söylenenler daha önce planlan­mış şeyler!"

Bu karşılıklı konuşmalardan anlaşıldığına göre kalplerinde Haşimoğullarına karşı kin bulunmayan Kureyşli büyükler, her ne kadar Peygamber efendimizin davetine icabet etmemişlerse de, böyle bir boykotu da desteklememişlerdir. Çünkü bu boykot, sonuç olarak Peygamber efendimize, onun aşiretine ve onun davetine karşı insanların şefkat duygularım galeyana getirmiş­ti. Bu boykota karar verenlerin bir çoğu aldatılmışlardı.

Bu karşılıklı tartışmalar ve konuşmalar cereyan ederken, kavmin büyüğü olan Ebu Talib Mescid-i Haram'ın bir köşesin­de oturmuş, konuşulanları dinliyordu. Söylenenler sanki onu il­gilendirmiyor gibiydi. Ebu Cehil ile benzerlerinin yaptıkları eziyetleri çekenler, sanki kendisi ve aşireti değildi. O, kavminin alicenab kimselerinin sevgilerini bekliyordu. Kureyşliler ara­sında bu tartışmaların yapıldığını ve işi seçkin kimselerin ele aldığını, boykot kararım iptal etmek istediklerini anlayınca, Peygamber efendimizin kendisine verdiği gerçek haberi ve doğ­ru sözleri Kureyşliler'e intikal ettirmek istedi ve şöyle dedi:

"Ey Kureyş topluluğu! Yeğenim Muhammed'in bana verdiği habere göre bir kurtçuk gelip boykot kararının yazılı olduğu sa-hifeyi yemiştir. Böylece o yalan ve iftiralarla dolu belge ortadan kalkmıştır. Kurt, yalnızca Allah adının yazılı olduğu kısmı bı­rakmıştır. Eğer onun söyledikleri doğru ise, gelin şu boykot ka­rarınızdan vazgeçin. Ama Muhammed'in söyledikleri yalan ise, onu size teslim edeceğime söz veriyorum." Belgeyi getirip yenil­miş olduğunu ve Peygamber efendimizin haber verdiği gibi Al­lah adının yazılı olduğu kısmın bırakıldığını görünce, Kureyşli­ler o belgeyi yürürlükten kaldırdılar. Ebu Cehil ve benzerleri­nin hoşuna gitmese de, boykot kararı böylece iptal edilmiş oldu.

Boykot Kararının Fiilen İptali

O uğursuz belge iptal edildi. Şüphesiz cahiliyet ortamında bile, hakkı gören gözler eksik değildi. Akrabalık bağlarına ria­yet eden kimseler vardı. Zaten Kureyşliler'in bir çoğu, boykot altındaki Haşimiler ve Muttalib oğulları ile hısım ya da yakın akraba idiler. Bir kısmı mürüvvet ve hamiyyet duygularına bir kısmı şefkat ve merhamet duygularına kapılarak -dinleri farklı da olsalar- müslümanlara yapılan eziyetlere son verilmesini is­tediler. Ebu Cehil'in alçaklığına karşı direndiler. Onun burnu­nu yere sürdüler. Hatta sözcüleri: "Eğer Ebu CehiVin bu müs-lümanlarla akrabalığı olsaydı, bu boykota razı olmazdı" demiş­ti.

Müslümanlara karşı mürüvvet gösteren şerefli kimseleri Peygamber efendimiz takdir etmiş ve kadirşinaslıkla karşıla­mıştı. O mürüvvet sahiplerinin bir çoğu İslam'a girmiş ve mü­kemmel birer müslüman olmuşlardı. Cahiliyetleri döneminde hayırlı kimseler oldukları gibi İslamiyet döneminde de hayırlı kimseler olmuşlardı. Böylece iki güzelliği kendi işlerinde bir araya getirmişlerdi. Hem himmet ve mürüvvet şerefi, hem iman şerefini elde etmişlerdi. Ama bir kısmı da İslam'a girme­mişlerdi. Buna rağmen Peygamber efendimiz, onların mürüv­vetlerini takdir etmiş ve haklarım unutmamıştı. îşte bu mü­rüvvet sahibi olan, ancak İslam'a girmeyenlerden biri de Ebu'l-Buhteri idi. Ebu'l-Buhteri, boykot altında bulunan Peygamber efendimizin zevcesi ve kendisinin de halası olan Hz. Hatice'ye erzak götürmekte olan Hakim bin Hüzzam'a engel olan Ebu Cehil'in yakasından tutmuş, bir deve kemiğiyle onun kafasına vurarak yaralamış, sonra da ayağının altına alıp dövmüştü. Yi­ne Ebul-Buhteri, Kabe-i Muazzama'nın etrafında toplanıp boy­kot belgesinin yırtılmasını ve ondaki kararların iptal edilmesi­ni savunan beş şerefli kimseden biriydi. Bu kararında ısrar ederek Ebu Cehil ve benzerlerini yenik düşürüp rezil etmiştir. Peygamber efendimiz onun bu iyiliklerini unutmamıştı. Al­lah'ın elçisi Muhammed (sav), zaten yapılan eski iyilikleri hiç­bir zaman unutmayan bir insandı. Bu iyiliklere karşı en büyük ikramlarda bulunmuştur. Vefakarlık, İslam ahlakının canlı bir örneği olan Peygamber efendimizin en başta gelen özelliklerin­den biriydi.

Peygamber (sav) efendimizin, diğer kardeşleri gibi, Ebu'l-Buhteri'nin de müslüman olmasını ve iki güzelliğe erişmesini temenni etmişti. Ama Ebu'l-Buhteri İslam'a girmemiş, müşrik olarak kalmıştı. Peygamber efendimiz onun müşrikler safında yer alarak büyük Bedir gazasına katıldığını haber aldığında müslümanlara, onunla karşılaştıkları takdirde öldürmemeleri­ni ve ona karşı temkinli davranmalarım tavsiye etmişti. Müca­hitlerden biri Ebu'l-Buhteri ile karşılaşmıştı. Fakat Ebu'1-Buh-teri'nin yanında bir de arkadaşı vardı. Mücahit, ona Peygamber efendimizin tavsiyesini anlatmıştı. Fakat o, arkadaşı öldürül­düğü halde kendisinin hayatta kalmasını kabul etmiyordu. Ya ikisi birden kurtulacak, ya da ikisi birlikte öldürüleceklerdi. Mücahitler, neticede ikisini de öldürdüler.

Zanmmca onu ve arkadaşını öldüren mücahit, Peygamber efendimizin tavsiyesine aykırı davranmıştır. Çünkü Peygamber efendimiz, onunla karşılaşıldığı takdirde öldürülmemesini em­retmişti. Ebu'l-Buhteri ile arkadaşını öldjirmemeyi engelleyen bir sebep yoktu. Her ikisini de serbest bırakmak, belki de yapı­lanların en güzeli olurdu. Çünkü islamiyet, zaruret olmadıkça adam öldürmeyi yasaklamıştır. Eğer Ebu'l-Buhteri yaşasaydı, belki de müslüman olacaktı. îman ettikleri takdirde cahiliyet devrindeki Kureyşliler'in seçkinleri, İslamiyet devrinde de seç­kin kimseler olmuşlardı. İçimde Ebu'l-Buhteri'nin, Peygamber efendimizin iradesi dışında öldürülmüş olduğu konusunda bir duygu vardır: