Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Son Peygamber 2.cilt - 2Cilt - 49. Sayfa

 

İslami Davetin Harekete Geçmesi

 

Kızgın ve kindar putperestlik nefsinin icat ettiği bu boykot, İslam'ın yayılmasına ve Muhammed (sav)'in davetinin genişle­mesine sebep oldu. Araplar, Kureyşliler'in kendi üstün ve seç­kin adamları olan Haşimoğullarına boykot uyguladıklarını gör­müşlerdi. Çünkü Araplar hac, umre, ticaret ve benzeri sebep­lerle Mekke-i Mükerreme'ye geliyor, çarşı ve pazarlarda dolaşı­yor, Araplar'm büyük şahsiyetlerinin çarşı pazarında dolaş­maktan men edildiklerini görüyorlardı. İnsanların, Haşimoğul-ları'yla ve müslümanlarla ilişki kurmaları engelleniyor, onlarla irtibat içine girmemeleri için çağrıda bulunuluyordu. Arap­lar'm, bütün bunların niçin yapıldığını sormaları, hak daveti öğrenmeleri gerekirdi. Hz. Muhammed (sav)'in çağırdığı şeylere ilgi göstermeleri, onları dinlemeleri lazımdı. Kimi iman ediyor^ kimi de sapıklığında devam ediyordu.

İşte bu nedenle, bu boykot, Araplar'ı İslam'ı ve İslam daveti­ni dinlemeye itmiş, Muhammed (sav)'in davetinin kabilelere ulaşmasına neden olmuştu. Doğru yolu bulan kimseler, hidaye­te kavuşmuş, başkalarını da hidayete davet etmişlerdi. îman etmeyenler ise, inkar ettiği şey konusunda başkalarıyla bir şey­ler konuşmuştu. Böylece ister inanılsın, ister inanılmasın, her yerde İslam davetinden söz edilir olmuştu. Bu davetin yayılma­sında herkesin payı olmuştu.

İnsanlar Mekke-i Mükerreme'ye gelerek Muhammed (sav)'i dinlediler. Bunlar arasında kimileri imana meyletmişti. Fakat Kureyşliler bu gelen kimseleri takip ediyor ve onların Allah yo­luna girmelerini engellemeye çalışıyorlardı. Olanca güçleriyle insanları hakikatten uzaklaştırmaya çalışıyorlardı. Bazı kabi­leler arasında Muhammed (sav)'in şahsı ve davetiyle ilgili bir­takım bilgiler yayılmıştı. îşte bu şekilde İslam davetini duyan birisinin İslam'a girmek için gösterdiği çabanın hikayesini bu­rada anlatmak istiyoruz. Kureyşliler daha önce böyle bir kimse­yi ne görmüşler, ne de duymuşlardı. îşte böyle insanları gözet­liyor ve Hz. Muhammed (sav)'le görüştürmemek için ellerinden geleni yapıyorlardı. Fakat bütün bu çabalara rağmen o insan da Peygamberimizden uzaklaşmıyor, aksine onunla görüşme arzuları daha da güçleniyordu. Hikayesini anlatacağımız adam, Tufeyl bin Amr ed-Devsi idi. Mensup olduğu Devs kabilesi için­de sözüne güvenilen şerefli bir kimseydi. Mekke-i Mükerre-me'ye gelmişti. İleri gelen müşrikler onun başına toplanmış ve Peygamber efendimizle buluşmaktan sakındırmışlardı. Onunla görüşmemesini ve onu dinlememesini sıkı sıkıya tenbih etmiş­lerdi. Onu, Peygamber efendimizi dinlememek gerektiği husu­sunda o kadar sıkıştırmışlardı ki, sonunda kulağını pamukla tı­kamak zorunda kalmıştı. Ama ertesi gün Kabe-i Muazzama'nm yanına vardığında, ansızın Resulullah (sav)'la karşılaşmış, onu dinlememek için kendini zorlamıştı. Fakat Cenab-ı Allah'ın ba­ğışladığı güzel yüzlülük ve temizlik bakımından, saf kalbler Hz. Muhammed'e karşı eğilim duymaktan ve onun cazibesine kapılmaktan kendini alamıyordu. Kendini tutamayıp onun okuduğu şeyleri dinlemeye başladı. Şimdi bu adamın kendi nef­si hakkında söylediklerine kulak verelim. Tabii ki, kendisi hak­kında en iyi konuşan, yine kendisidir. O diyor ki:

"Muhammed'i görünce: 'Ben aklı başında bir adamım, sözün iyisini kötüsünden ayırmak benim için zor değildir. Eğer bu adamdan dinleyeceğim sözü güzel bulursam onu kabul ederim, değilse bırakırım" diye düşünerek, namazını kılıp evine dönün-ceye kadar orada bekledim. Evine girinceye kadar da peşine düştüm. Sonra ben de onunla birlikte eve girdim. <fYa Muham-med, kavmin, senin hakkında bana şöyle şöyle dediler. Beni o kadar korkuttular ki, ben de senin sözlerini dinlemeyeyim diye kulaklarıma pamuk tıkadım. Halbuki Allah bana senin oku­duklarını işittirdi Onları pek beğendim. Haydi bana ne söyle­mek istiyorsan söyle" dedim, Resulullah bana İslamiyet'i anlat­tı ve Kur'an-ı Kerim okudu. Hayatımda Kur'an'dan daha güzel bir söz ve islam'dan daha mükemrnel bir şey görmedim ve işit­medim. Hemen müslüman oldum ve şehadetgetirdim."

Tufeyl, kavmi içinde şeref sahibi ve sözü dinlenir bir kimsey­di. Yalan söylediği ve haksızlık yaptığı görülmemişti. Kavmini îslam'a davet etti. Kavmi de ona uyarak İslam'a girdi. Onun kabilesi olan Devsliler, kılıçla cihad dönemi gelinceye kadar bekledikten sonra, mücahitlerle birlikte cihad ettiler. Peygam­ber efendimiz hayattayken müşriklerle savaştılar. Onun irtiha-linden sonra da mürtedlerle çarpıştılar.

Kureyşliler'in boykot ve engellemeleri sonuçsuz kalmıştı. Nur hapsedilemez ve sabit kalamaz. Aksine o devamlı olarak çevreye yayılır ve alanını genişletir. Karanlık ne kadar yoğun olursa olsun, ışığın kendisine sirayetine engel olmaz. îşte Şair Tufeyl, Kureyşli müşriklerin boykotuna rağmen Muhammedi risaletin yayılmaya devam ettiğini ispatlayan güzel bir örnek­tir. Müşriklerin Peygamber efendimize ve onun risaletine karşı yaptıkları her türlü engellemeler neticede islam davetinin lehi­ne oluyordu. Apaçık hakkın çağrısı yararına sonuç doğuruyor­du.

Bu ve buna benzer kıssalardan anlaşıldığına göre -ki buna benzer birçok kıssa vardır- islamiyet, Arap Yarımadasının her köşesine sesini duyurmuş ve yayılmaya başlamıştı. Bu tevhid davetinin merkezi olan Peygamber efendimiz ise Mekke'de ika­met etmekteydi. O, bütün Araplar'ın toplanma merkezi olan bu şehirde hiçbir gevşekliğe düşmeden ve sesini kısmadan çağrısı­nı sürdürüyordu. Bu çağrı zayıf ve korumasız kimseler yanında bazı güçlü kimseler tarafından da kabul görüyordu. O, kavmi arasında açıkça namazını kılıyor ve asla gizlemiyordu. Ama müşrikler onunla açıkça alay ediyorlar, içten içe ona kin besli­yorlardı. O, kendisine karşı gerçek inancı ve kesin bilgisinden dolayı değil, duyduğu kin, kıskançlık ve asebiyet nedeniyle mü­cadele edenler ve şirke tutunan kimselerle mücadelesini sürdü­rüyordu.

Müşrikler ise, neye inanacaklarını bilmeyen ve inançlarında teredüt içinde bulunan kimselerdi. Kin ve Öfkeleri de bu tered­dütlerinden kaynaklanıyordu. Kesin bir inançla, gönülden iman eden mü'minler onların kin ve öfkelerinin biricik hedefi oluyorlardı, işte böylece apaçık hak ile mütereddit olan batıl arasında çarpışmalar devam etmişti.