Son Peygamber 2.cilt - 2Cilt - 52. Sayfa
Hz, Hatice
Peygamber efendimizin ikinci kaybı Hz. Hatice olmuştu. Onun ölümü de, Peygamber efendimizin kalbinde büyük bir hüzün meydana getirmişti. O, Peygamber efendimizin canının bir parçasıydı. îlk vahiy geldiğinde, kalbi tiril tiril titremekte olduğu halde vardığı evinde, korku ve heyecanını gideren, Hz. Hatice olmuştu. Onu sakini eştirmiş, yaralarına merhem olmuştu. Kavminden gördüğü eza va cefaları dindiren, gönlünde açtığı yaralan tedavi eden yine Hz. Hatice'ydi. Üzüntülerine ortak olmuş, zevceleri arasında birinci sırayı ve en yüksek mertebeyi işgal etmişti. Peygamber efendimizin gönlünde tuttuğu müstesna yer dolayısıyla, Peygamber efendimiz hayatta olduğu sürece başka bir kadınla evlenmemişti. Peygamber efendimizin birden fazla kadınla evlenmesi, şehvetini tatmin amacına yönelik değildi. Bu evliliklerin bazı sebepleri vardı. Değişik kabilelerle dostluk bağları kurmak, onların gönüllerini almak, ya da şehit düşen veya normal ölümleriyle dünyayı terkeden ve geride kendisine bakacak kimsesi kalmamış olanları, muhtaç duruma düşürmemek ve şu sözünü tahakkuk ettirmek için evlenmişti: "Her kim mal bırakırsa o mal mirasçılarına kalır. Her kim de geride, muhtaç durumda çoluk çocuk bırakırsa, onlar benim so-rumluluğumdadır!"
Hz. Hatice, Peygamber efendimizin nazarında ve Islamiyette büyük bir mertebe sahibi olduğu içn cennette kendisi için inciden bir ev yapıldığı müjdesini almıştı:
Buhari, Ebu Hüreyre'nin şöyle dediğini rivayet eder:
"Cebrail, Resulullah (sav)e gelip şöyle dedi:
"Ya Resulullah! Şu Hatice, sana içinde biraz katık bulunan bir kap getirdiği zaman ona Rabbinden ve benden selam söyle. Onun için cennette, içinde gürültü ve zahmet bulunmayan, inciden yapılmış bir köşkün inşa edildiğini de müjdele."
Süheyli der ki: "Hatice için cennette inciden bir köşk yapıldığı müjdelenmişti. Bu köşk, inci kökünden yapılmıştı. Çünkü o, imana ilk koşan insan olarak imanın kökünü ele geçirmişti. Cennette kendisi için yapılan köşkün içinde gürültü ve zahmet olmayacaktır. Çünkü o hayatta iken Peygamber efendimizin huzurunda sesini yükseltmemiş, bağırıp çağırmamıştır. Onu hiçbir zahmete sokmamış, asla eziyette bulunmamıştır."
Peygamber efendimiz Hz. Hatice'yi her zaman hayırla anardı. Onu seveni sever, dost olana, dost olurdu. Peygamberimiz sık sık Hatice'yi andığı için bazı zevceleri kıskançlık göstermişlerdi. Hatta bir defasında müzminlerin annesi Hz. Aişe şöyle demiştir: "Devamlı kendisini andığı ve Cenab-ı Allah'ın, kendisine cennette inciden bir köşk müjdelemesini emrettiği için, Peygamber efendizin zevceleri arasında Hatice'yi kıskandığım kadar hiçbirini kıskanmadım. Peygamber efendimiz bir kurban kestiği zaman, hepsine yetecek kadar kısmını, Hz Hatice'nin dostlarına gönderirdi. [1]
Peygamber efendimiz Hz. Hatice'yi anar onun hatırasına saygı gösterir, onu ananlara ikramda bulunurdu. Bir defasında Hatice'nin kızkardeşi Hale, Peygamber efendimizin yanına gelmek için izin istemişti. Onun sesini tanıyınca çok sevinen Efendimiz: "Allah'ım! Hale geliyor, Hale!" demişti.
îmam Ahmed bin Hanbel, Hz. Aişe'nin şöyle dediğini rivayet eder:
"Peygamber (sav) efendimiz, Hatice'yi en güzel övgülerle anardı. Bu sebeple bir gün Hatice'yi kıskandım ve şöyle dedim: "Şu avurtları kızaran kadını ne kadar çok anıyorsun? Halbuki Allah sana ondan daha iyisini verdi!" Bunun üzerine Peygamber efendimiz bana şu cevabı verdi: "Hayır, Allah ondan daha iyisini bana vermedi. İnsanlar beni inkar ettikleri zaman, o bana iman etti. insanlar beni yalanladıkları zaman, beni o doğruladı. Başkaları beni mahrum bıraktıkları zaman, o kendi malı ile bana yardımda bulundu. Onun sayesinde Allah beni çocuk sahibi yaptı." Peygamber efendimiz, bu sözleri Mısırlı Mariye'den oğlu îbfahim henüz doğmadan önce söylemiştir.
Bütün bu sözlerinden, Hz. Hatice'nin Peygamber efendimizin kalbinde ne kadar yüksek bir yer tuttuğunu anlamaktayız. Davet hususunda işler sarpa sardığı, bela ve musibetler şiddetlendiği zaman Hz. Hatice ona yardım ve iyilikte bulunmuştu. în-sanlar kendisini yalnız bırakıp dostsuz kaldığı zaman, Hatice Peygamber efendimize dost olmuştu. Yapılan eza ve cefa karşısında, Hz. Hatice onu teskin etmiş ve huzura kavuşturmuştu. Zaten bunun sonucu olarak onun ve Ebu Talib'in vefat ettiği yıla, Peygamber efendimiz "hüzün yılı" adını vermişti. Bunda da gerçekten haklıydı. Çünkü bu yılda o, iki sevgilisini, kendisini himaye eden mücadeleci amcasını ve kendisine devamlı iyilikte bulunmuş olan dostu ve eşini kaybetmişti.
Sahih rivayetlere göre Ebu Talib, Hz. Hatice'den önce vefat etmiştir. Hz. Hatice'den üç gece önce vefat ettiğini söyleyenler olduğu gibi, 35 gece önce vefat ettiğini söyleyenler de olmuştur. Burada önemli olan, bu iki insandan hangisinin diğerinden ne kadar Önce öldüğü meselesi değildir. Ancak şunu kesin olarak biliyoruz ki, bu iki insanın ölümü Peygamber efendimizi şiddetli bir hüzne gark etmişti.
İslami Okul Okulların En Önemlisi