Son Peygamber 2.cilt - 2Cilt - 55. Sayfa
Sevgi ile Birlikte Heybet
Cenab-ı Allah, Muhammed (sav) tarafından tebliğ edilen ri-saletini koruma altına almıştı. Bu risalet Peygamber efendimize bahşetmiş olduğu heybet sayesinde himaye edilmişti. Peygamber efendimiz şiddetli eziyetlere ve yapılan alaylara rağmen heybetini koruyarak îslam davetini ve risaletini korumuştu. Böylece Allah müşriklere, Peygamberini onların alay ve maskaralıklarıyla karşı karşıya bırakmayacağını hatırlatmıştı. Onların alayları ve nübüvvet makamına saldırıları karşısında Peygamber efendimizin caydırıcı ve kesin heybeti ortaya çıkmıştı. Bu hususta Peygamber efendimizin heybetinin büyüklügünü açıklayan iki olayı nakledeceğiz. Cenab-ı Allah ona verdiği sevgi ve rahmetin yanı sıra, büyük bir heybet de bağışlamıştı. Bu iki olayı şöylece Özetleyebiliriz:
1- Iraşlı adamın hikayesi: Muhammed bin îshak, Abdulme-lik bin ebi Süfyan es-Sekafî'den naklederek bu olayı şöyle anlatır:
"îraş'tan bir adam devesine binip Mekke-i Mükerreme'ye geldi. Devesini Ebu Cehil'e sattı. Fakat Ebu Cehil, devenin bedelini ödemeyi geciktirdi. îraşlı adanı Kureyşlilerin toplantı yerine gelip durdu. Resulullah (sav)da Kabe'nin bir tarafında otur-maktaydı. Kureyşlilere şöyle dedi: "Ey Kureyş topluluğu! Aranızda bana, Ebu Cehil'e karşı yardım edecek bir kimse yok mudur1?! Ben garip ve yolcu bir adamım. Benim hakkımı yedi." Orada oturanlar, Ebu CehiVin Peygamblerimize olan düşmanlığını bile bile, alay için ona, Peygamberimizi göstererek: "Şu oturan adamı görüyor musun? Sen ona git! O, ondaki alacağını alıp sana verir" dediler. Adamcağız, Peygamber efendimizin yanına gidip durdu. Başına gelenleri ona anlattı. Peygamber efendimiz kalkıp onunla birlikte yola koyuldu. Kureyşliler, Peygamber efendimizin, kalkıp îraşlı adamla birlikte gittiğini görünce, yanlarındaki birine şöyle dediler: "Şunu takip et. Ne yaptığına bak, sonra gel bize anlat" Resulullah (sav) gidip Ebu CehiVin kapısını çaldı. Ebu Cehil, "Kim o?" diye sorunca Peygamber efendimiz, "Ben Muhammed bin Abdullah'ım! Dışarı çık" cevabını verdi. Ebu Cehil dışarı çıktı, ama yüzünde bir damla kan bile kalmamıştı. Rengi sapsarı olmuştu. Peygamber efendimiz, ona: "Bu adamın hakkını hemen öde" dedi. Ebu Cehil de: "Ayrılmayın hemen hakkını getirip Ödeyeceğim" dedi. İçeri girdi. Sonra adamın hakkını getirip ödedi. Bundan soura da Resulullah (sav) efendimiz oradan ayrıldı ve îraşlı adama: "Artık yoluna gidebilirsin" dedi. haslı adam da oradan ayrılıp Kureyşlilerin meclisine geldi ve şöyle dedi: "Allah bu adama hayır versin. Hakkımı alıp Ödedi."Sonra Kureyşliler, takip için gönderdikleri adamın yanına geldiler ve ona "Yazıklar olsun sana neler gördün? Anlat bakalım" dediler. Adam da şu cevabı verdi: "Tuhaf şeyler gördüm. Muhammed, Ebu CehiVin kapısını çalar çalmaz, o dışarıya çıktı. Ama adeta bir ölü gibiydi.Mu-hammed, ona: "Bu adamın hakkını öde!" deyince, Ebu Cehil içeriye girdi ve hemen hakkını getirip ödedi."
Bir süre sonra Ebu Cehil de Kureyşiilerin toplantı yerine geldi. Orada bulunanlar şöyle dediler:
hazıklar olsun sana! Şimdiye kadar böyle bir iş yaptığını görmemiştik.'* Ebu Cehil de onlara şu karşılığı verdi: "Bu da ne demek1? Allah'a andolsun ki, Muhammed benim kapımı çalar çalmaz sesini duydum, ama içim korkuyla doldu. Hemen dışarı çıktım, yanıbaşında damızlık bir deve duruyordu. Daha önce öylesine iri başlı ve uzun boyunlu, büyük dişli bir deve görmemiştim. Allah'a andolsun ki ben; adamın hakkını Ödeme-seydim, o deve beni kesinlikle yiyecekti!"
Öncelikle bu olay, Peygamber efendimizin heybetini göstermektedir. Peygamber efendimiz hakkı yerine getirmek ve batılı altetmek istediği zaman bu heybetini kullanırdı. Ancak Allah'a davet yolunda bu heybetinden her zaman istifade etmezdi. Çünkü o, şefkatli ve merhametli bir kimseydi. Şefkat ve merhamet kalpleri inceltir. Heybet ise sürekli kullanıldığı takdirde nefisleri ürkütür ve helake sürükler. Risalet ise kalplerin sürekli olarak ısındırılmasmı ve yumuşak tutulmasını gerekli kılar. Cenab-ı Allah bir ayet-i kerimede Peygamber efendimize hitaben şöyle buyurmuştur:
"Allah'ın rahmeti sebebiyledir ki, sen onlara yumuşak dav-randın. Eğer kaba ve katı yürekli olsaydın, çevrenden dağılıp giderlerdi." (Al-ı İmran 159)
ikinci olarak bu olay, insanların en beyinsizlerinin ve insanlara karşı en saldırgan olanlarının, onların hukuklarını hiçe sayanların, topluluk ortasında iken bile çok korkak olduklarını, tek başlarına kaldıkları zaman iyice ürkekleştiklerini, hasımla-rıyla yüzyüze geldiklerinde ise paniğe kapıl-dıklarını ispatlamaktadır. Nitekim eziyet ve cefa vermek hususunda aşırı giden yöneticiler, kendilerinin saldırılara hedef olduklarını hissettikleri zaman, çok korkar ve paniğe kapı-lırlar. Saldırganlık, korkaklıkla bir arada bulunmaz, diye bir şey yoktur. Aksine güçlü kimselerde bulunduğu zaman saldırganlık mutlaka beraberinde korkaklığı da getirir.
2- Abdullah bin Amr bin As'a sordum: "Kureyşlilerin Peygamber efendimize karşı düşmanlıklarını ortaya koyan en şiddetli eziyetlerine bir örnek gösterebilir misin?"
Bana şu cevabı verdi: "Günün birinde Kureyş müşriklerinin önde gelenleri, Kabe'nin yanında Hatim denen kısımda toplanmışlar, Resulullah (sav)den bahsediyorlardı. "Bu adama sabrettiğimiz kadar hiç kimseye sabrettiğimizi hatırlamıyoruz. Bu bizi horladı, atalarımıza sövdü, dinimizi kınadı, birliğimizi parçaladı, tanrılarımızı inkar etti. Artık bu adama karşı hüyük bir saldırının arifesindeyiz!" Onlar böyle konuşurlarken, Resulullah (sav) aniden çıkageldi. Kabe'ye doğru yürüdü. Hacerü'l-Esved'i istilam ederek tavafa başladı ve yanlarından geçti. Bu sırada ona bazı laflar attılar. Bunlardan duyduğu rahatsızlık Peygamber efendimizin mübarek yüzünden okunuyordu. Yine da yoluna devam etti. Tavafın ikinci turunda, yanlarından geçerken yine ona aynı laflar atıldı. Aynı şekilde, rahatsızlığı, mübarek yüzünden anlaşıldı. Fakat tavafına devam etti. Üçüncü turda yanlarından geçerken yine aynı laflar atılınca, Peygamber efendimiz dönüp onlara şöyle dedi: uEy Kureyş topluluğu! Duyuyor musunuz? Şunu iyi bilin ki, canımı elinde bulunduran Allah'a andolsun ki, ben size ölümü getirdim!"
Böyle dedikten sonra onlara tehdikar sözler sarfetti. Orada bulunanlardan hiçbiri başını kaldırıp ona cevap veremedi. Sanki başlarının üzerinde bir kuş vardı ve onlar bu kuşu ürkütüp uçurmamak için öylece hareketsiz kalakalmışlardı. Hatta aralarında Peygamber efendimize karşı daha önceleri en şiddetli eziyetlerde bulunanları bile ona şefkat ve merhametle yönelerek şöyle dedi: "Ey Eba Kasım! Sen doğruca yoluna git. Çünkü sen doğru yolda olan bir insansın. Cahil biri değilsin!"
Bundan sonra Resulullah (sav) efendimiz oradan ayrıldı. Ertesi gün yine Kureyşliler Hatim denen yerde toplandılar. Ben de onlarla birlikteydim. Birbirlerine şöyle dediler: "Dün Mu-hammed'e yaptıklarınızı ve onun bize yaptıklarını hatırlıyorsunuz. O size hoşunuza gitmeyen sözleri söyledi ve siz ona ilişmediniz!"
Bunları söylerken Resulullah (sav) efendimiz yine çıkageldi. Orada bulunanlar topluca ona saldırdılar etrafını kuşatıp şöyle dediler: "Dün şöyle şöyle diyen sendin, değil mi?!" Peygamber efendimiz onların tanrılarını ve dinlerini kötülediği için çok alınmışlardı. Resulullah (sav) efendimiz de onlara şu cevabı verdi: "Evet, bu sözleri söyleyen benim!" Bu söz üzerine Kureyşli müşriklerden biri Peygamber efendimizin yakasına sarıldı. Ebu Bekir araya girip şöyle dedi: "Rabbim Allah'tır, dediği için mi bir adamı öldürüyorsunuz? Yazıklar olsun size!" Ebu Bekir'in böyle demesinden sonra Kureyşliler ondan ayrıldılar ve yollarına gittiler. Doğrusu ben, Kureyşliler'in ona yaptıkları en büyük eziyetin bu olduğunu görmüştüm."
Bu olay da Peygamber Efendimizin heybetli ve medeni cesaret sahibi bir insan olduğunu ispatlamaktadır.
Onun heybetli oluşu, bu olaydan sonra da müşriklerin kendisine saldırıda bulunmalarına engel olamamıştır. Çünkü heybet, ilk darbeden sonra kendini gösterir. Nitekim Kureyşli müşrikler, kendisine sataştıkları zaman, onlara karşı durmuş ve gerekli cevabı vermiş ve yüreklerine korku salmıştı. Peygamber efendimizin, heybetiyle onlara karşı direnmesi ve ilk darbelerini savması müşrikleri tedbir zorunda bırakmıştı. Ertesi gün gelip bu tedbir ve planlarını uygulamışlar, yakasına sarılmışlardı. Bu da Peygamber efendimizin heybetsiz olduğunu göstermez. O kararını verdiği zaman müşrik düşmanlarına karşı cephe almış ve mukavemette bulunmuştu.
Şimdi de, Peygamber efendimizden aşağı derecede bulunan bazı şahsiyetlerin heybetlerim anlatalım.
Hz. Ömer (ra) da heybet sahibi kimselerdendi. Onun heybeti, suikastlara karşı tedbir almasına engel olmuyordu. Müşrik düşmanları, ondan adeta ürküyorlardı. Bu sebeple onu Öldürmeyi planlamışlardı. Özellikle iki kişi, kendilerini onu öldürmeye adamışlardı. Hz. Ömer'in heybeti düşmanlarının ona karşı suikast planları hazırlamalarına engel olamamıştı. Aynı şekilde Peygamber (sav) efendimiz de heybetli olduğu halde, Allah onu Kureyşliler'den ve kötü kimselerin şerlerinden korumuştu. Ona verdiği nefis ve azim gücü sayesinde Peygamber efendimiz, düşmanlarından korunmuştu.
İslami Okul Okulların En Önemlisi