Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Son Peygamber 2.cilt - 2Cilt - 61. Sayfa

 

İsra ve Miraç

 

îsra hadisesi Hicret'ten önceki senede vuku bulmuştur. Bey-haki'nin îbn Şihab Ez-zühri'den rivayet etiğine göre bu hadise, hicretten önceki sene içinde meydana gelmiştir. Hakim'den rivayet olunduğuna göre Isra hadisesi, Hicretten 16 ay önce meydana gelmiştir.

Buna göre îsra olayının hangi ayda meydana geldiği husu­sunda çeşitli görüşler ileri sürülmüştür. Süddi'nin dediğine gö­re Zilkade ayında, Zühri'nin dediğine göre ise Rebi'ul-evvel ayında vuku bulmuştur.

Cabir ile îbn Abbas'ın şöyle dedikleri rivayet edilir: "Resu-lullah (sav), Rebi'ul evvel ayının 12. gecesinde olan pazartesi gecesinde doğmuş, bu gecede risaletle görevlendirilmiş, bu gece­de göklere yükselmiş, bu gecede hicret etmiş ve yine bu gecede vefat etmiştir."

Bir başka rivayete göre ise İsra hadisesi, Recep ayının 27. gecesinde meydana gelmiştir. îbn Kesir şöyle demektedir: "Bu görüşü Hafız bin Sürür el-Makdisi de tercih etmiştir. Daha Ön­ce de bildirdiğimiz gibi senedi sahih olmayan bir hadisi, Recep ayının faziletlerinden söz ederken aktarmıştır. Ve bu hadise göre îsra olayı Recep ayının 27. gecesinde vuku bulmuştur ki doğ­rusunu Allah bilir. Bazıları îsra olayının Recep ayının ilk Cu­ma gecesinde meydana geldiğini iddia ederler ki bu da meşhur beş vakit namazın farz kılındığı Regaib gecesidir"

Bunun aslı yoktur. Doğrusunu Allah bilir.

Nihayetü'1-Erb adlı eserde anlatıldığına göre İsra olayı Ra-mazan'ın 17. gecesi olan bir cumartesi gecesinde, yani hicretten 18 ay önce meydana gelmiştir. Resulullah (sav), yaşı 51 sene dokuz ay iken göklere yükselmiştir.

Aktarılan bu rivayetlerden şu sonuca varıyoruz: Peygamber efendimizin siretini yazan bilginler, îsra olayının vuku bulduğu günün hangisi olduğu hususunda farklı görüşler ileri sürmüş­lerdir. Ancak bu olayın vuku bulduğu elbetteki kesindir. Ancak bu olayın, Peygamber efendimizin Taife gidişinden ve orada nahoş bir şekilde karşılanmasından sonra vuku bulduğu husu­sunda siyer alimleri görüş birliği etmişlerdir. îsra olayının Re­cep ayının 27. gecesinde meydana geldiği, Hafız îbn Kesir naza­rında sahih olmayan bir rivayetle sabittir. Doğrusunu yüce Al­lah bilir.

İnsanlar bu tarihi kabul etmiş ya da kabul ile karşılamış­lardır, insanların hüsn-ü kabulle karşıladıkları şeyi biz reddet­mez, aksine biz de doğrularız. Ancak kabul ederken de kesin görüş belirtmeyiz. îsra hadisesinin hicretten en azından bir se­ne önce vuku bulduğu hususunda rivayetler ittifak etmişlerdir. Öyle görülüyor ki bu olay, Hicretten önceki senenin ilk üçte bi­rinde ya da son üçte birinde meydana gelmiştir. Doğruyu nok­sanlıklardan münezzeh olan yüce Allah daha iyi bilir. Tarihi kronolojiden ve olaylar arasındaki münasebetlerden anlaşıldı­ğına göre îsra hadisesi, ay'ın ikiye bölünmesi olayından sonra vuku bulmuştur.

Adamın biri çıkıp da şöyle bir soruyu ileri atabilir: îsra ve Miraç meseleleri ile, bu olayın ne zamanda meydana geldiğini belirlemek arasında ne gibi bir münasebet vardır? Eksiklikler­den münezzeh olan yüce Allah her şeyi yerli yerince yapandır ve herşeyi bilendir. O işleri yerinde ve zamanında yapar. Vade­si geldiği zaman emrini infaz eder. Cenab-ı Allah'ın bu husus­taki muradının kesinlikle bu olduğunu söylemeden biz onun bu konudaki hikmetini Öğrenmek istiyoruz. O, herşeyi bilen ve her şeyden haberdar olandır. Göklerde ya da yerde büyük küçük hiçbir şey onun bilgisinden gizli kalamaz.

Yukarıda ileri sürülen soruya cevaben deriz ki, noksan-lık-lardan arınmış olan yüce Allah, Taif dönüşünde Rabbine el açıp yalvaran ve kuvvetinin azlığından şikayetçi olan Peygamberi­nin duasına icabet etmişti. Ona kuvvet ve yardımda bulunmuş­tu. Onu güzel tedbir ile desteklemiştir ki, güvenlik ve itminan içinde Mekke-i Mükerreme'ye girebilsin. Ayrıca müşriklerin kendisinden istemiş oldukları maddi mucizeleri vererek de onu güçlendirsin. Müşrikler, Peygamber efendimizin, yani Allah yo­luna davet eden davetçinin çağrısına uymamışlardı. Çünkü on­lar inatçı kimselerdi. İnatçıları deliller ikna etmez. Gözüyle görse, kendisine maddi deliller gösterilse de yine ikna olmaz ve "Büyülendik" derler. Halbuki ay'ın yarılması hadisesini Mekke dışında seferde bulunan kervancılar dahi müşahade etmişlerdi. Müşrikler bu maddi ve gözle görülür mucize ile de ikna olma­yınca Cenab-ı Allah, Peygamberini miraca çıkararak yalnızlığı­nı gidermek ve onu bir nevi teselli etmek istemişti. Mirac'm rü­ya halinde ruhen mi, yoksa rüyayı aşarak cesetle mi vuku bul­duğu hususuna değinmeden bu olayın Peygamber efendimizi teselli edici bir mucize olduğunu söylemekle yetineceğiz.[1]

Peygamber (sav) efendimiz iki sevdiği şefkatli Hatice ile müşfik amcası Ebu Talib'i kaybettikten sonra yalnızlık çekmiş­ti. Cenab-ı Allah ona fiilen şöyle demişti: Allah'ın dostluğu daha büyüktür. O'nun rahmeti daha muazzamdır. O'nun koru­ması daha yücedir. Onun seni ve tebliğ etmekte olduğun risale-tini muhafaza etmesi daha başarılı sonuçlar verir. Böylece sen amacına ulaşmış olacaksın. Allah; kollayıcı, merhamet edici ve şefkat göstericidir.

îşte bu sebeple îsra hadisesi ve ardı sıra göklere yükselme olayı meydana gelmişti.

Şimdi de îsra hadisesini açıkça ifade eden, sonra da Miraç olayını belirgin bir şekilde açıklayan ayet-i kerimelere geçelim. Yüce Allah buyuruyor ki:

"Eksiklikten uzaktır o (Allah) ki, geceleyin kulunu Mescid-i Haram'dan, çevresini bereketli kıldığımız Mescid-i Aksa'ya yü­rüttü. Ona ayetlerimizden bir kısmını gösterelim diye (böyle yaptık). Gerçekten o, işiten, görendir." (îsra: d Bu Kur'ani nasda îsra olayı açıkça beyan edilmektedir. Ayrı­ca uOna ayetlerimizden bir kısmını gösterelim diye..." ifadesiyle de Mirac'a işaret edilmektedir.

Bir başka ayet-i kerimede de Öenab-ı Allah şöyle buyurmuş­tur:

"Bir zaman sana: "Rabbin insanları kuşatmıştır" demiştik. Sana gösterdiğimiz rüyayı ve Kur'an'da lanetlenmiş ağacı, in­sanları sınama (aracı) yaptık. Biz onları (çeşitli şekillerde) kor­kutuyoruz. Fakat bu, onlara sadece büyük bir azgınlık arttır­maktan başka bir katkıda bulunmuyor." (lsra:60)

Tefsirciler bu ayet-i kerimede geçen rüya ile, Mirac'm amaç­landığını söylemişlerdir.

Necm suresinde Cenab-ı Allah şöyle buyurmuştur:

"İnmekte olan yıldıza andolsun ki arkadaşınız sapmadı, az­madı. O, havadan konuşmaz. O (na inen Kur'an veya onun söy­lediği sözler), kendisine vahyedilen vahiyden başka birşey de­ğildir. Onu, müthiş kuvvetleri olan biri öğretti. Üstün akla sa­hip (olan melek) doğruldu. (Gerçek melektik şeklinde göründü): Kendisi yüksek ufukta iken. Sonra yaklaştı, (yere doğru) sarktı onunla arasında ki mesafe, iki yay kadar yahut daha az kaldı. (Allah'ın) kuluna, vahyettiğini vahyetti. Onun (gözüyle) gördü­ğünü gönül yalanlamadı (Çünkü onu hem baş gözüyle, hem de gönül gözüyle görmüştü). Onun gördüğü üzerinde onunla tar­tışıyor musunuz1? Andolsun, onu bir kez daha inerken görmüş­tü. Sidretü'l-Münteha'da, ki barınılacak cennet onun yanında­dır. Sidreyi kaplayan kaplamıştı. (Onu kaplayan şeyin iç yüzü­nü akıllar anlayamaz).

(Muhammed'in) göz(ü) şaşmadı ve sınırı aşmadı. Andolsun, Rabbinin ayetlerinden en büyüğünü gördü." (Necm: ı-i8)

Tefsirciler bu ayet-i kerimelerin Miraç hakkında indiklerini ifade etmişlerdir ki bu apaçık bilinen bir şeydir.

Önceki ifadeler Peygamber efendimizin semalara yükseldiği­ni açıklıkla ortaya koymuyorsa da buna ilişkin sarih işaretler vardır ki, bu işaretler sarih lafızların yerini tutmaktadır. Açık işaretler, tıpkı sarih lafızlar gibi delil kuvvetine sahiptirler.

Bazı siyer alimlerinin anlattıklarına göre Peygamber efendi­miz Ebu Talib mahallesinde iken İsra hadisesi vuku bulmuş­tur. Eğer bu rivayetin senedi sahih ise, bundan anlaşıldığına göre o zamanlar Ebu Talib vefat etmiş ve görevi nihayete er­miştir. Oysa yüce Allah kalıcı ve ebedidir, evveldir, ahirdir, za­hirdir, batındır. O'nun yardımı devamlı ve yenilenen bir yar­dımdır. Musibetler anında insana ulaşır. Diğer yandan Buha-ri'de yer alan bir rivayetten anlaşıldığına göre îsra hadisesi, Peygamber efendimiz Mescid-i Haram'da Kabe'nin yanında Ha­tim denen yerde iken vuku bulmuştur.


 

[1] Nihayetü'l Erb. c.16, s.283-284.