Son Peygamber 2.cilt - 2Cilt - 62. Sayfa
İsra Bedenen Vuku Bulmuştur[1]
"Eksikliklerden uzaktır O (Allah) ki geceleyin kulunu Mescid-i Haram'dan, çevresini bereketli kıldığımız Mescid-i Ak-sa'ya yürüttü." îsra olayını isbatlayan Kur1 ani ayetlerden biri olan bu ayet-i kerimenin zahirinden anlaşıldığına göre îsra hadisesi hem bedenen, hem de ruhen vuku bulmuştur. Çünkü bu ayet-i kerimede Cenab-ı Allah, kulunu geceleyin yürüttüğünden bahsetmektedir. Kul, hem ruh hem de cesetten oluşur. Ayet-i kerimenin zahiri manada ele alınmasını engelleyecek akli ya da nakli bir delil bulunmadığı'takdirde, zahirine göre hükmetmek zorunlu olur. Zıt bir delil bulunmadığı ve ayet-i kerimeyi zahiri manasında anlamayı engelleyici bir karine bulunmadığı takdirde ayet-i kerimeyi zahiri manasında ele almak, kesinleşen hükümlerdendir. Burada da ayet-i kerimeyi zahiri manası dışında yorumlamayı gerektiren her hangi bir delil mevcut değildir. îşin dahası var: Peygamber (sav) efendimiz îsra haberini Kureyşliler arasında ilan ettiği zaman, müslüman-lardan bazıları fitneye düşüp dinden irtidad ettiler. îbn Kesir, Katade'den rivayetle bu konuda şöyle demektedir: "Resulullah (sav) îsra hadisesinden sonra Mekke-i Mükerreme'ye döndü. Karşılaştığı şeyleri Kureyşlilere duyurdu. İnsanların çoğu onu yalanladılar. Bazıları da müslümanlıklanndan sonra irtidad ettiler. Ancak Ebu Bekir es-Sıddık, derhal Peygamber efendimizi doğruladı. Anlatıldığına göre Ebu Bekir es-Sıddık, Mescid-i Ak-sa'nın evsafını Peygamber efendimize sormuştu. Kureyşli müşrikler bu haberi nasıl tasdik ettiğini kendisine sorduklarında Ebu Bekir şöyle demişti: "Ben sabah akşam gökten gelen haberler hususunda Muhammed'i tasdik ederken Mescid-i Aksa haberleri hakkında mı onu tasdik etmeyeceğim?!" Böyle dediği için o günden itibaren Hz. Ebu Bekir'e, "es-Sıddık" unvanı verildi.
Rivayete göre Peygamber (sav) efendimiz Kudüs'den Mekke-i Mükerreme'ye dönerken yolda Kureyş Kervanına ait bir devenin kaybolduğunu ve kervandaki adamların o deveyi aramakta olduklarını görünce, devenin yerini onlara göstermişti. Kervandaki adamlar Mekke-i Mükerremeye döndüklerinde bu olayı halka duyurmuşlardı.[2]
Rivayete göre Peygamber efendimizin bu haberlerini reddeden Mekkeliler kendilerine ait bir kervanın yolda gelmekte olduğunu söylemişlerdi. Eğer vermiş olduğu bu haberler gerçek ise, yolda karşılaşması gereken bu kervanın özelliklerini kendilerine yapmasını istemişlerdi. Peygamber efendimiz de kendi doğruluğunu ortaya koyacak bir anlatımla onlara şöyle demişti: "Benim Miraç'a gidişimi doğrulayacak bir işareti size göstereyim. Ben Mekke'ye dönerken falan vadide size ait bir kervana rastladım. Bineğimin güzelliği, onların develerini ürkütmüştü. Develerinden biri kaçmıştı. Ben de Kudüs'e doğru gitmekte iken onların bu hallerini görünce yanlarına vardım. Şahnan mevkiine vardığımda falan oğullarının kervanına rastladım. Kervancıların uyumakta olduklarını gördüm. İçinde su bulunan bir kapları vardı. Kabın üzerini örtmüşlerdi. Örtüyü kaldırdım. Kabın içindeki suyu içtim. Sonra yine eskisi gibi kabın üzerini örttüm. Bu sözlerimin doğruluğuna delil olarak da şunu size söyleyeyim ki onların kervanları şu anda Tenim tepesindedir. Kervanın ön tarafında biri siyah, diğeri beyaz olmak üzere iki çuval taşıyan boz bir deve vardır." Peygamber efendimiz böyle dedikten sonra müşrikler Tenim tepesine gittiler. Kervanı görünce su kaplarını sordular. Onlar da Peygamber efendimizin kendilerine anlattığı şeyleri aynen anlattılar.
Bütün bu anlatılanlar îsra hadisesinin ruhen ve bedenen vaki olduğuna delalet etmektedirler. Peygamber efendimiz Mekke ile Kudüs arasında kervanla karşılaşmıştı. Bu haberini kervancılar da doğrulamışlardı.
Bu konuda nakledilen rivayetlerin senetleri hakkında bazı şeyler söylenebilirse de rivayetlerin bazısı diğerlerini takviye etmektedirler. Kur'an-ı Kerim'in nasları da bu hadiseyi doğrulamaktadırlar.
Eğer îsra hadisesi sadece ruh ya da sadık rüya yoluyla vuku bulmuş olsaydı doğrulanmasını engelleyecek bir gariplik söz konusu olmazdı ve müşrikler bu olayı garipsedikleri zaman Peygamber efendimiz bu olayın sadece uyku halindeki bir rüya ya da Cenab-ı Allah tarafından kendisine vahyedilen bir vahiy yoluyla gerçekleşmiş olduğunu söylerdi.
Ayet-i kerimenin bahsettiği bu hadiseyi teyid edici bir hadis de vardır. Şöyle ki: Mü'minlerin annesi Hz. Aişe, babası Ebu Bekir'den rivayet ediyor. Aynı şekilde o zamanlarda îslam davetine düşman olan Muaviye bin Ebu Süfyan da rivayette bulunuyor. Ancak Hz. Aişe'nin diğerlerinden aktardığı gibi Ebu Süf-yan'ın da, bu hadiseyi görüp müşahede eden kimselerden nakilde bulunmuş olması gerekir. Rivayetin sahiplerinden biri olan Hz. Aişe de o zamanlar Peygamber efendimiz ile evli değildi. Muaviye, müminlerin annesi Hz. Aişe'den ve babası Ebu Bekir es-Sıddık'tan sonra müslüman olmuştur. Peygamber (sav) efendimizin, dini konuları Hz. Aişe'den öğrenmeleri için sahabilere emir verdiğine dair bir rivayet varid olmuştur ki, bu da Hz. Aişe'nin söylediği rivayet edilen bir haberde bu haberin Hz. Aişe tarafından aktarılmasının olmasının imkansız olduğunu ortaya koyan bir unsur vardır. Haberde güya Hz. Aişe şöyle demiştir: "Peygamber (sav)'in bedeni îsra gecesinde yatağından ayrılmıştır." Bu ifadelerden vehmolunduğuna göre Hz. Aişe, Peygamber efendimizle aynı yatakta yatıyormuş. Halbuki tarihçilerle hadisçilerin icmaına göre Peygamber efendimiz Mekke'de değil de Medine'de Hz. Aişe ile evlenip zifafa girmiştir. Hasan-ı Bas-ri'nin rivayetine göre bu görüşte olan kimseler, Cenab-ı Allah'ın bu kavli şerifini delil olarak ileri sürmüşlerdir:
"Sana gösterdiğimiz rüyayı, insanlan(n imanını) sınama (aracı) yaptık." (îsra 60)
Bu ayet-i kerimede geçen rüyanın, miraç gecesinde meydana gelen rüya olduğunu söylemişlerdir. Rüya uykuda görülen bir haldir. Nitekim Hz. Yakub da, rüya halinde gördüğü şeyleri kendisine anlatan oğlu Yusuftas)'a şöyle demişti: "Rüyanı kardeşlerine anlatma."
Firuzabadi'nin Besair adlı kitabında şöyle denmektedir: "Rüya, uyku halinde gördüğün şeydir. Cemi tıpkı hüda veznin-deki gibi Rüa şeklindedir. Rüya kelimesindeki hemze hafifleterek okunur. Yani Rüya şeklinde okunur."[3]
Bu ve diğer ifadelerden açıkça anlaşıldığına göre rüya uyku halinde görülen şeye denir.
Ancak bu rüya tsra hadisesinde mi yoksa Miraç hadisesinde mi görülmüştür? Hasan (ra)'dan gelen bir rivayette şöyle denmektedir: Rüya, Miraç gecesinde görülmüştür. Evet hem îs-ra'nın, hem de Mirac'ın vuku bulduğu gece aynıdır. Ancak Miraç gecesinden bahseden nas, Hasan ile beraberindeki kimselerin sözlerinin îsra gecesiyle değil de Miraç gecesiyle ilgili olduğunu göstermektedir. Bu görüşte olan kimseler delil olarak şu hususu ileri sürerler: îsra hadisesi, Buhari'nin Enes bin Ma-lik'ten rivayet ettiği hadisten de anlaşıldığı gibi ruhen vuku bulmuştur. Enes bin Malik'ten rivayet: "Resulullah (sav) efendimiz Mekke-i Mükerreme'den Kudüs'e gittiği gecede yolculuğa çıkmadan önce Kabe-i Muazzama da yanına üç melek gelmişti. -Bu hadise, kendisine vahiy yani nübüvvet gelmezden önce vuku bulmuştur- O Mescid-i Haram'da uyumaktaydı. Üç melekten birincisi: "hangisidir?" diye sorunca ortadaki melek, "O bunların en hayırlısıdır" dedi. En sondaki üçüncü melek de: aResulûllah (uyurla uyanıklık arasında) kalbinin görmesi halinde bu melekleri- başka bir gece gelmelerine kadar- bir daha görmemiştir." Peygamber (sav) efendimizin gözü uyurdu ama kalbi uyumazdı. Diğer peygamberlerin hepsi de böyledirler. Gözleri uyur ama kalpleri uyumaz. Melekler onu hiç konuşmadan yüklenip götürdüler. Zemzem kuyusunun yanına bıraktılar; orada Cebrail, Peygamber efendimizi onlardan teslim aldı. Miraç hadisesi tamamlandıktan sonra Peygamber efendimiz Mescid-i Haram'da uyanıverdi." Ravzul Enf in yazarına göre bu nasda herhangi bir müşkil yoktur. Ancak biz bunda bir nevi müşkil görmekteyiz. Çünkü üç meleğin nübüvvetten önce Peygamber efendimize geldiklerinden söz edilmektedir. Halbuki nübüvvetten önce Peygamber efendimizin îsra ve Miraç hadisesinden söz etmediği görüşündeyiz. Ravzul Enf in müellifinin dediğine göre îsra hadisesinden bahseden deliller arasında çelişki vardır. Kendisi bu deliller arasında uzlaşma sağlamaktadır ki, buna göre îsra hadisesi hem ceset hem ruh yoluyla; Miraç hadisesi ise sadece ruh yoluyla vuku bulmuştur. Bizce bu deliller arasında herhangi bir çelişki görülmemektedir. Tam aksine Isra'dan bahseden ruhen vuku bulduğu anlatılmaktadır ki bunlardan kuşkpı duyulmasını gerektirecek bir husus yoktur. Zayıf delilin kuvvetli delile muarız olmasına imkan yoktur. Bize göre Isra hadisesi hem ruhen, hem bedenen vuku bulmuştur. Bu hadisenin sadece ruhen vuku bulduğunu ileri sürenlerin delillerinin yersiz olduğu kanaatindeyiz. "Sana gösterdiğimiz rüyayı, insanları (m imanını) sınama (aracı) yaptık." Ayet-i kerimesinin mevzuunun îsra değil de Miraç olduğu görüşündeyiz.
Cenab-ı Allah'ın, peygamberini Mekke-i Mükerreme'den alıp Kudüs'e götürmesi ve tekrar aynı gecede Mekke-i Mükerre-me'ye geri göndermesi tuhaf karşılanmamalıdır. Bu iş, Allah'ın kudretinden uzak değildir. Zira zaman ve mekan hususundaki mesafeler kullara göredir. Bu mesafeler Cenab-ı Allah'ın kudretinde hiç bir önem taşımazlar. O herşeye kadirdir. Zamanları ve mekanları yaratan odur.
İslami Okul Okulların En Önemlisi