Son Peygamber 2.cilt - 2Cilt - 63. Sayfa
Mîrac Ruhen Vuku Bulmuştur
Alimlerin çoğuna göre Miraç da tıpkı îsra gibi hem bedenen hem de ruhen vuku bulmuş bir hadisedir. Rivayet edilen sahih hadislerin zahir lafızlarına dayanarak bu görüşü ileri sürmüşlerdir. Çünkü bu hadislerde açıkça anlatıldığına göre Peygamber efendimiz gökte Adem, İbrahim, îdris, Isa, Yahya ve Musa peygamberlerle buluşmuştur. Ancak bu görüşte olan çoğunluktaki alimler Peygamber efendimizin Cenab-ı Allah'ı görüp görmediği hususunda kesin ifadeler kullanmamış, bilakis ihtiyatlı davranmışlardır. Bir kısmına göre Peygamber efendimiz rabbi-ni görmüş ve rabbi ile muhatap olmuştur. Bu da ona özgü ilahi bir ikram olmuştur. Cenab-ı Allah onu yüceltip yanına yakın kılmıştır. Bu da şu ayet-i kerimede anlatılan şereflerin fevkin-deki bir şereftir:
"Allah bir insanla (karşılıklı) konuşmaz. Ancak vahiyle yahut perde arkasından konuşur yahut bir elçi gönderip izniyle dilediğini vahyeder." (Şura: 5i)
Peygamber efendimizin miraç gecesinde rabbini görüp onunla yüz yüze konuşması, bu ayet-i kerimede anlatılan üç çeşit konuşmanın dışındaki bir konuşmadır. Bu alimlerin bir kısmının anlattıklarına göre Peygamber efendimiz miraç gecesinde arada bir perde bulunmaksızın rabbi ile görüşüp buluşmuş ve konuşmuştur. îmam Ahmed bin Hanbel bu görüştedir. Ebu Hasan el Eş'ari de bu görüşten yanadır. Diğer bir gurup Ulema ise böyle bir hadisenin vuku bulmadığını söylemişlerdir. Böyle derken de Müslim'in Ebu Zerr (ra)'den naklettiği hadisi delil olarak ileri sürmüşlerdir. Ebu Zerr demiş ki: uYa Resulullah Rabbini gördün mü?" diye Peygamber efendimize bir soru yönelttim. O da bana şöyle cevap verdi: "O nurdur. Ben onu nasıl görürüm?!" bir başka rivayette ise Peygamber efendimiz: aBen bir nur gördüm." demiştir.
tsra hadisesinin ruhen ya da sadık rüya şeklinde vuku bulduğunu söyleyenler bu hususun aynıyla Mirac'ta da cereyan ettiğini, hatta miracda cereyan etmesinin daha öncelik kazandığını söylemişlerdir. Bunlara göre o gecedeki bütün yolculuk sadık bir rüya şeklinde vuku bulmuştur. Bu görüşte olanların delillerini tsra hadisesiyle ilgili olarak daha önce açıklamıştık. îs-ra hadisesinin hem bedenen hem ruhen vuku bulduğu görüşünde olanlar da bunlara katılmıştır. Bunlardan bazıları derler ki: Miraç hadisesi ruhen cereyan etmiştir. Bu konuda Peygamber efendimizin hem bedenen hem ruhen miraca çıktığını teyid eden Kur'ani bir nas mevcut değildir. Mevcut olmadığı için de Öyle bir nasa uymak veya tevilini yapmak gereksizdir. Bilakis bu konuda varid olan lafızlara göre miracın sadece ruhen vuku bulduğu anlaşılmaktadır. Bu nasları te'vil etmeye gerek yoktur.
Şimdi de miraca delalet eden ayet-i kerimelere bir göz atalım:
İsra ayetlerinin miraca delaletleri, ibare ile değil de işaret ile olmuştur. Örneğin ayet-i kerimede Cenab-ı Allah şöyle buyuruyor: "Ona (Muhammed'e) ayetlerimizi gösterelim diye..." Cenab-ı Allah'ın Peygamber efendimize gösterdiği ayetler miraçtır ve sabık peygamberlere imamlığıdır.
Miraca delalet eden diğer ayetlere gelince bunların lafızları ancak beyani işaretle miraca delalet etmektedirler. Bu ayetlerin ibarelerine teker teker baktığımızda hepsinde yüksek bir beyan vardır. Erişilmez mertebede yüksek bir beyana sahiptirler. Örneğin bir ayet-i kerimede Cenab-ı Mevla şöyle buyuruyor;
"Onu müthiş kuvvetleri olan biri öğretti. Üstün akla sahip (olan) doğruldu. "(Necm: 5-6) Ayet-i kerimede sözü edilen müthiş kuvvet sahibinin Cenab-ı Allah değil de Cebrail (as) olduğunu söylemişlerdi. Eğer bundan kasıt Cenab-ı Allah olsaydı, O'nun öğretmesi telkin ile değil irşat ve vahiy yoluyla olurdu.
"O en yüksek ufukta iken ..." ayet-i kerimesindeki "O" zamiri ile Cebrail (as) kastedilmektedir. "Sonra yaklaştı, (yere doğru) sarktı." Yani inip Peygamber efendimizin yakınma geldi.
"Kuluna neler vahyetti neler." Yani Cebrail vasıtasıyla Cenab-ı Allah kulu Muhammed'e vahyetti.
"Andolsun, onu bir kez daha inerken görmüştü." Burada yine Cebrail kastedilmektedir. "Gördüğünü gönül yalanlamadı." Bu ifadeden de anlaşıldığına göre Peygamber (sav) efendimiz gördüğü büyük ayetleri gözüyle değil de gönlüyle görmüştür. "Göz şaşmadı ve sınırı aşmadı." Yani Peygamber efendimizin gözü, haddini tecavüz etmedi. Yani Peygamber efendimizin gözleri sınırı tecavüz edipte görünmesi mümkün olmayan şeyleri görmeye çabalamadı. Görmediği şeyleri nefsine ilham etmedi.
Derinlemesine araştırma sonucunda edindiğimiz kanaat îs-ra hadisesinin ruhen ve bedenen vuku bulmuş olup miraç olayı-nın da sadece ruhen meydana geldiğidir. Ve sadık rüya şeklinde gerçekleşmiştir. Bu kanaate varmamızı gerektiren gerekçeler şunlardır:
a- Hadiste anlatıldığına göre Peygamber efendimiz semada Adem, İbrahim, Musa, Yahya ve diğer peygamberlerle görüşmüştür. Onların hem ruhlarını hem bedenlerini görmüştür. Kir yamet gününde bütün insanların diriltileceği günde onlar ci-simleriyle de dirilecektir. Onların miraç gecesinde diriltildikle-rini, sonra yine bedenlerinin yok edildiğini farz edecek olursak, bu çok uzak bir faraziye olur. Ve böyle bir faraziyeden de hiç bir hadiste, -zayıf da olsa- hiçbir haberde söz edilmemiştir. Gaybi konularda delilsiz faraziyeleri sahiplerine reddederiz. Ancak akli burhanla te'yid edilmiş hususları kabul etmek mecburiyetindeyiz. Peygamber efendimizin semada miraç gecesinde kendileriyle buluştuğu ifade edilen Peygamberlerin cisimlerinin diriltildiklerini, sonra yine yok edildiklerini belirleyen akli, ya da nakli hiçbir delil mevcut değildir.
b- Miraçla ilgili olarak varid olan Kur'ani ifadeler; işaret, hatta sarahat yoluyla bildiriliyorlar ki bu semavi yolculuk ruhen gerçekleşmiştir. Peygamber efendimiz gördüğü şeyleri göz ve duyu organlarıyla değil, gönül ve kalp ile idrak etmiştir. Yüce Allah buyuruyor ki: "Gönül gördüğünü yalanlamadı. Gördüğü şeyler hususunda onunla tartışıyor musunuz?!" Kur'ani ifadelerin hepsi miraç gecesinde Peygamber efendimizin görmüş olduğu 'şeyleri gönül gözüyle gördüğünü isbatlamaktadırlar. Gördüklerini yalanlamayan gönlün gördüğü şeyler hususunda Peygamber efendimizle tartışmanın caiz olmadığı bildirilmektedir. Gönül gözüyle görmekse, ancak ruhen görmekle mümkün olur. Zira kalbin görmesi ancak ruhen mümkündür.
c- Miraç haberlerinde anlatıldığına göre Peygamber efendimiz rabbini görmüştür. Yüceliğini kalbe yerleştirmek ve ilahi, tesbihatı yaptırmak yoluyla kalbi görüş mümkündür. Zaten Peygamber (sav) de, Ebu Zerr el-Gıfari'nin rivayet ettiği hadiste rabbini görmemiş olduğunu açıkça beyan etmektedir. Büyük sahabi Ebu Zerr'in sorusuna cevaben Peygamber efendimiz şöyle buyurmuştur: "Şüphesiz Allah nurdur. Ben nuru nasıl görebilirim?!" Kıyamet gününde Cenab-ı Allah'ı görmek mümkün ya da gayr-ı mümkün olduğundan dolayı biz bu konuya değinmiyoruz. Kıyamet gününde insanlar diriltilip hesaba çekildikten ve cennetlikler cennete gittikten, cehennemlikler de cehenneme gittikten sonra vuku bulması mümkün olan ya da olmayan bir şeye değinmek istemiyoruz. Çünkü ahir ette olacak bir şeyden sözetmekle dünyada olacak bir şeyden sözetmek arasında fark vardır. Bizler bir çok şeyleri görüp hissederiz. Cenab-ı Allah'ın miraçta görünmesi fani gözlerle olacaktı. Halbuki cennetliklerin Allah'ı görmeleri baki ve kalıcı gözlerle olacaktır. Allah, ne şekilde kullarına görüneceğini elbetteki daha iyi bilir. Bu anlatılanlardan şu iki sonuca varıyoruz:
1- îsra hadisesi sabit nasların zahir ifadelerinden de anlaşıldığı gibi hem bedenen, hem ruhen vuku bulmuştur. Buna karşıt bir delil yoktur.
2- Miracın hem bedenen hem ruhen vuku bulduğunu ispatlayan Kur'ani bir delil olmadığı için, miraç olayının sadece ruhen vuku bulduğunu kabul ediyorz. Ayrıca miraç hadisesinin hem ruhen, hem bedenen vuku bulduğunu söyleyenlere karşı hem nakli hem de akli deliller mevcuttur.
Şimdi de sahih haberlerde anlatıldığı şekilde tsra ve Miraç hadisesine dönelim. Yukarıdaki iki esasın ışığında bu konuda aktarılan haberlerin lafızlarını açıklamaya çalışalım.
İslami Okul Okulların En Önemlisi