Sorularınıza Cevaplar · Kardeşder
Soru: Evli olmayan ablam yıllar önce vefat etti. Vefatından önce bana bir miktar para vermişti. Mirasçıları anne ve babamızdır. Ben bu parayı anne babama sormadan, ablamın ruhuna sadaka niyetiyle ihtiyaç sahiplerine dağıttım. Bunda dinen bir sakınca var mıdır?
Hüküm, ablanın o parayı hangi sıfatla verdiğine bağlıdır. Parayı sağlığında “senin olsun” diyerek hediye etmiş ve eline teslim etmişse para sizindir; mirasa girmez, sadaka olarak dağıtmanızda hiçbir sakınca yoktur. Parayı ölüm hastalığında vermişse ya da emanet, vekâlet veya vasiyet olarak bırakmışsa, para kısmen veya tamamen mirasçıların hakkına girer. Bu durumda yapılacak iş, anne ve babaya durumu anlatıp onaylarını (icâzet) almaktır. Onaylarsa sadaka geçerlidir; onaylamazlarsa onların hakkı sizin malınızdan ödenir. Bilmeden yapılan işte günah yoktur, fakat kul hakkı kendiliğinden düşmez.
1. Meseleyi Belirleyen Soru: Para Hangi Sıfatla Verildi?
Bir kimsenin sağlığında başkasına verdiği para fıkıhta birkaç farklı akde konu olabilir ve her birinin hükmü ayrıdır. Bu yüzden önce verilen paranın niteliği tespit edilmelidir:
- Hibe (hediye): “Bu para senin olsun” denilerek mülkiyetin karşı tarafa geçirilmesi.
- Ölüm hastalığında hibe: Aynı hediye, fakat kişi ölümüne sebep olan hastalığın içindeyken verilmiş.
- Emanet: “Bende dursun, sende saklansın” kastıyla bırakılan para. Mülkiyet sahibinde kalır.
- Vekâlet: “Bunu fakirlere dağıt” diyerek sağlığında yapılacak bir iş için verilen para.
- Vasiyet: “Ben ölünce bunu sadaka olarak dağıt” diyerek ölüm sonrasına bırakılan tasarruf.
Soruyu soran kardeşimiz, ablasının o gün ne dediğini ve hangi durumda olduğunu en iyi bilen kişidir. Aşağıdaki hükümleri kendi durumuna göre değerlendirmelidir.
2. Birinci İhtimal: Sağlığında Hediye Olarak Verdiyse
Hibe, teslim (kabz) ile tamamlanır. Ablanız sağlıklı iken parayı “senin olsun” diyerek elinize vermişse, para o anda sizin mülkünüze geçmiştir. Vefatından sonra mirasçıların bu parada bir hakkı yoktur. Dolayısıyla onu dilediğiniz gibi harcayabilir, ablanızın ruhuna sadaka olarak da dağıtabilirsiniz. Bu güzel bir ameldir.
Hibenin teslimle tamamlandığına dair en açık delil, Hz. Ebû Bekir’in kızı Hz. Âişe’ye söylediği sözdür. Ebû Bekir, Âişe’ye bir hurmalığın mahsulünü hibe etmiş, fakat Âişe onu teslim alıp hasat etmeden ölüm hastalığına girmişti. Bunun üzerine şöyle dedi:
فَلَوْ كُنْتِ جَدَدْتِيهِ وَاحْتَزْتِيهِ كَانَ لَكِ، وَإِنَّمَا هُوَ الْيَوْمَ مَالُ وَارِثٍ
“Onu kesip hasat etmiş ve eline almış olsaydın senin olurdu. Ama o bugün mirasçının malıdır.”
Mâlik, el-Muvatta’, Kitâbu’l-Akdıye, Bâbu mâ lâ yecûzu mine’n-nuhl. İsnadı sahihtir.
Bu haber iki şeyi gösterir: Hibe teslim edilince tamamdır; teslim edilmeden kişi vefat ederse mal mirasçılara kalır. Sorudaki parada teslim gerçekleşmiştir. Bu yüzden hediye kastıyla ve sağlıkta verilmişse mesele kapanmıştır.
3. İkinci İhtimal: Ölüm Hastalığında Verdiyse
Kişinin ölümüyle sonuçlanan hastalığı sırasında (maraz-ı mevt) yaptığı bağışlar, cumhur-ı ulemâya göre vasiyet hükmündedir. Yani terekenin üçte birinden geçerli olur; üçte biri aşan kısım mirasçıların iznine bağlıdır. Delili, İmrân b. Husayn’ın rivayet ettiği şu hadistir:
أَنَّ رَجُلًا أَعْتَقَ سِتَّةَ مَمْلُوكِينَ لَهُ عِنْدَ مَوْتِهِ، لَمْ يَكُنْ لَهُ مَالٌ غَيْرُهُمْ، فَدَعَا بِهِمْ رَسُولُ اللَّهِ ﷺ فَجَزَّأَهُمْ أَثْلَاثًا، ثُمَّ أَقْرَعَ بَيْنَهُمْ، فَأَعْتَقَ اثْنَيْنِ وَأَرَقَّ أَرْبَعَةً
“Bir adam ölümü sırasında, başka malı olmadığı hâlde altı kölesini azat etti. Rasûlullah ﷺ onları çağırıp üç gruba ayırdı, aralarında kura çekti; ikisini azat etti, dördünü köle olarak bıraktı.”
Müslim, es-Sahîh, Kitâbu’l-Eymân, nr. 1668.
Rasûlullah ﷺ ölüm anındaki bu bağışı ancak malın üçte biri oranında geçerli saymıştır. Üçte bir sınırı Sa’d b. Ebî Vakkâs hadisinde de açıkça geçer:
الثُّلُثُ، وَالثُّلُثُ كَثِيرٌ
“Üçte bir. Üçte bir de çoktur.”
Buhârî, es-Sahîh, Kitâbu’l-Vesâyâ, nr. 2742; Müslim, Kitâbu’l-Vasıyye, nr. 1628.
Sorudaki kız kardeş, baba hayatta olduğu için mirasçı değildir. Bu yüzden “mirasçıya vasiyet yoktur” kuralı ona engel olmaz. Ölüm hastalığında verilen para, ablanın bütün terekesinin üçte birini aşmıyorsa geçerlidir ve sizin olmuştur. Aşıyorsa, aşan kısım için anne ve babanın izni gerekir.
4. Üçüncü İhtimal: Emanet, Vekâlet veya Vasiyet Olarak Bıraktıysa
Emanet olarak bıraktıysa: Para sahibinin mülkünde kalmıştır. Vefatıyla birlikte terekeye katılır ve mirasçılarına geçer. Allah Teâlâ şöyle buyurur:
إِنَّ اللَّهَ يَأْمُرُكُمْ أَنْ تُؤَدُّوا الْأَمَانَاتِ إِلَىٰ أَهْلِهَا
“Şüphesiz Allah size emanetleri ehline vermenizi emrediyor.”
Nisâ, 4/58.
“Fakirlere dağıt” diyerek sağlığında verdiyse (vekâlet): Vekâlet, vekâlet verenin ölümüyle sona erer. Para ablanın sağlığında dağıtıldıysa sorun yoktur. Fakat dağıtılmadan önce vefat ettiyse, para artık mirasçıların malıdır. Ancak ablanın sözünden, ölümünden sonra da dağıtılmasını istediği anlaşılıyorsa bu söz vasiyet hükmüne geçer.
“Ben ölünce sadaka olarak dağıt” dediyse (vasiyet): Bu geçerli bir vasiyettir. Terekenin üçte birine kadar olan kısım, mirasçılara sorulmadan sadaka olarak dağıtılabilir. Hatta vasiyeti yerine getirmek gereklidir. Üçte biri aşan kısım için mirasçıların izni şarttır. Sa’d hadisi bu sınırın delilidir.
5. Mirasçılar Kimdir, Payları Nedir?
Evli olmayan ve çocuğu bulunmayan bir kimse vefat ettiğinde, anne ve babası hayattaysa mirası onlar alır. Kardeşler, baba hayatta iken mirasçı olamaz (babanın varlığıyla hacb edilirler). Payları Kur’ân’da şöyle belirlenmiştir:
فَإِنْ لَمْ يَكُنْ لَهُ وَلَدٌ وَوَرِثَهُ أَبَوَاهُ فَلِأُمِّهِ الثُّلُثُ ۚ فَإِنْ كَانَ لَهُ إِخْوَةٌ فَلِأُمِّهِ السُّدُسُ
“Ölenin çocuğu yoksa ve ona anne babası mirasçı olmuşsa, annesine üçte bir düşer. Eğer kardeşleri varsa annesine altıda bir düşer.”
Nisâ, 4/11.
- Ölenin tek kardeşi varsa: anneye 1/3, babaya kalan 2/3.
- Ölenin iki veya daha fazla kardeşi varsa: anneye 1/6, babaya kalan 5/6. Kardeşler kendileri mirasçı olmadıkları hâlde annenin payını düşürürler; cumhurun görüşü budur.
Anne veya babadan biri bu süre içinde vefat etmişse, onun payı bu sefer kendi mirasçılarına geçer. Helalleşme de o mirasçılarla yapılır.
6. Mirasçılara Sormadan Dağıtılan Paranın Hükmü
Para ikinci veya üçüncü ihtimale giriyorsa, mirasçıların hakkı olan kısım onların izni olmadan dağıtılmış olur. Başkasının malında izinsiz tasarruf caiz değildir:
لَا يَحِلُّ مَالُ امْرِئٍ مُسْلِمٍ إِلَّا بِطِيبِ نَفْسٍ مِنْهُ
“Müslüman bir kimsenin malı, ancak gönül rızasıyla helal olur.”
Ahmed b. Hanbel, el-Müsned (Ebû Hurre er-Rakâşî’nin amcasından); Dârekutnî, es-Sünen. Elbânî sahih saymıştır: İrvâu’l-Galîl, nr. 1459.
Ancak bu tasarruf iyi niyetle ve hükmü bilinmeden yapılmıştır. Bilmeden yapılan hatada günah yoktur. Allah Teâlâ müminlere şu duayı öğretmiştir: رَبَّنَا لَا تُؤَاخِذْنَا إِنْ نَسِينَا أَوْ أَخْطَأْنَا “Rabbimiz! Unutur veya hata edersek bizi sorumlu tutma.” (Bakara, 2/286). Fakat günahın kalkması, kul hakkının düşmesi demek değildir. Hatayla başkasının malını telef eden, onun bedelini öder.
Başkasının malında sahibinin izni olmadan yapılan tasarrufa fıkıhta fuzûlî tasarruf denir. Hanefî ve Mâlikîlere göre böyle bir tasarruf hükümsüz değildir; mal sahibinin onayına bağlı olarak askıda kalır (mevkûf). Mal sahibi sonradan onay verirse tasarruf baştan geçerli hâle gelir. İbn Teymiyye de bu görüşü tercih etmiştir. Delillerinden biri Urve el-Bârikî hadisidir: Rasûlullah ﷺ ona bir koyun alması için bir dinar vermiş, o ise bir dinarla iki koyun almış, birini bir dinara satmış ve Rasûlullah’a ﷺ bir koyun ve bir dinarla dönmüştü. Rasûlullah ﷺ, kendisine sorulmadan yapılan bu satışı onaylamış ve onun için bereket duası etmiştir (Buhârî, es-Sahîh, Kitâbu’l-Menâkıb, nr. 3642).
Buna göre anne ve baba, kendi paylarına düşen kısmın sadaka olarak dağıtılmasına bugün de onay verebilir. Onay verdiklerinde dağıtılan sadaka geçerli olur.
7. Pratikte Ne Yapılmalı?
1. Ablanın parayı verirken ne dediği ve o sırada hasta olup olmadığı hatırlanır.
2. Sağlığında ve açıkça hediye olarak verdiyse, yapılacak bir şey yoktur. Sadaka geçerlidir.
3. Diğer ihtimallerden biri söz konusuysa veya emin olunamıyorsa, anne ve babaya durum anlatılır ve helallik istenir. Kul hakkında ihtiyatlı ve selametli yol budur.
4. Onay verirlerse, dağıtılan para ablanın ruhuna sadaka olarak geçerlidir.
5. Onay vermezlerse, onların hakkı olan miktar kendi malınızdan onlara ödenir. Böylece kul hakkı ödenmiş olur.
8. Sadakanın Sevabı Ölüye Ulaşır mı?
Ölü adına verilen sadakanın sevabının ona ulaştığında Ehl-i Sünnet âlimleri arasında ittifak vardır. Delili, Hz. Âişe’nin rivayet ettiği şu hadistir:
إِنَّ أُمِّي افْتُلِتَتْ نَفْسُهَا، وَأَظُنُّهَا لَوْ تَكَلَّمَتْ تَصَدَّقَتْ، فَهَلْ لَهَا أَجْرٌ إِنْ تَصَدَّقْتُ عَنْهَا؟ قَالَ: نَعَمْ
Bir adam: “Annem ansızın vefat etti. Konuşabilseydi sadaka vereceğini sanıyorum. Onun adına sadaka versem ona sevap olur mu?” diye sordu. Rasûlullah ﷺ: “Evet” buyurdu.
Buhârî, es-Sahîh, Kitâbu’l-Cenâiz, nr. 1388; Müslim, Kitâbu’z-Zekât, nr. 1004.
Mirasçılar onay vermeyip bedel ödendiği durumda ise sadaka, ödemeyi yapanın kendi malından verilmiş olur. Kişi bu sadakayı da ablasına niyet edebilir. İyi niyetle yapılan amelin karşılıksız kalmayacağına şu hadis işaret eder: Ma’n b. Yezîd’in babası sadakasını mescitte birine bırakmış, o sadakayı farkında olmadan oğlu Ma’n almıştı. Rasûlullah ﷺ şöyle buyurdu: لَكَ مَا نَوَيْتَ يَا يَزِيدُ، وَلَكَ مَا أَخَذْتَ يَا مَعْنُ “Ey Yezîd, niyet ettiğin senindir. Ey Ma’n, aldığın da senindir.” (Buhârî, es-Sahîh, Kitâbu’z-Zekât, nr. 1422).
| Paranın niteliği | Kimin malı? | Ne yapılmalı? |
|---|---|---|
| Sağlıkta hediye | Hediye edilenin | Bir şey gerekmez, sadaka geçerli. |
| Ölüm hastalığında hediye | Terekenin 1/3’üne kadar hediye edilenin | 1/3’ü aşan kısım için mirasçılardan onay. |
| “Ölünce dağıt” vasiyeti | 1/3’e kadar vasiyet edilen yere | 1/3’ü aşan kısım için mirasçılardan onay. |
| Emanet | Mirasçıların | Mirasçılardan onay; yoksa bedeli ödenir. |
| Sağlıkta “dağıt” denip dağıtılmadan vefat | Mirasçıların (vasiyet kastı yoksa) | Mirasçılardan onay; yoksa bedeli ödenir. |
Emin olunamayan her durumda en selametli yol, mirasçılara durumu anlatıp helallik almaktır. Allah en doğrusunu bilir.
Ek Soru: “İhtiyacım İçin Kullan” Demişti; Ölümünden Sonra Onun İhtiyacı Sevap Değil mi?
Soru: Ablam bu parayı hastalığı sırasında bana verdi ve “Bir ihtiyacım olursa benim için kullanırsın” dedi. Anne babamıza muhtaç olmak istemediği için onların bilmesini de istemedi ve bu hâl üzere vefat etti. Ben de “Artık onun ihtiyacı sevap ve arkasından yapılan hayırdır” diye düşünüp parayı onun adına sadaka olarak dağıttım. Bu düşüncem doğru mudur?
Niyet güzeldir, fakat bu yorum hükmü değiştirmez. Anlatılan şekliyle para hibe değil, emanet ve vekâlettir. Ablanın vefatıyla birlikte vekâlet sona ermiş ve para mirasçıların hakkı olmuştur. Ablanın, anne babasının bilmesini istememesi de onların miras hakkını düşürmez. Yapılacak şey, sırrı açmadan anne babadan helallik istemektir.
1. Söz, sağlığındaki ihtiyacı kastediyordu. “İhtiyacım için kullan” sözü, ablanın hayattayken doğacak ihtiyaçlarını (tedavi, geçim ve benzeri) ifade eder. Sözler, söyleyenin kastına ve örfe göre anlaşılır. O gün ölümden sonraki sevabı kastettiğine dair bir karîne yoktur. “Senin olsun” da denmediği için bu bir hibe değildir. Para ablanın mülkünde kalmıştır.
2. Ölümden sonrası için verilen izin vasiyettir ve ölenin kendisinden sâdır olmalıdır. Vasiyet, ölenin kendi sözüyle ve ölüm sonrasına bağlanarak yapılır (“ben ölünce şunu yap” gibi). Abla böyle bir şey söylememiştir. Kardeşin, onun sözünü kendi yorumuyla ölüm sonrasına genişletme yetkisi yoktur. Vekâlet de vekâlet verenin ölümüyle sona erer.
3. Ölenin malından karşılanacak “ihtiyaçlar” Kur’ân’da sıralanmıştır. Önce cenaze masrafları, sonra borçlar, sonra (en fazla üçte bir olmak üzere) vasiyet, en son miras gelir. Allah Teâlâ miras paylarını bildirirken şöyle buyurur:
مِنْ بَعْدِ وَصِيَّةٍ يُوصِي بِهَا أَوْ دَيْنٍ
“(Bu paylar,) ölenin yapacağı vasiyetten ve borcundan sonradır.”
Nisâ, 4/11.
Nafile sadaka bu sırada yer almaz. Ölen kişi vasiyet etmemişse, onun adına yapılacak nafile hayır ancak mirasçıların kendi paylarından ve rızalarıyla yapılabilir.
4. Bir istisna: Ablanın borcu varsa. Ablanın insanlara ödenmemiş bir borcu ya da kazası kalmış zekât, kefaret veya adak gibi bir yükümlülüğü varsa, bu paradan onu ödemek gerçekten “ölünün ihtiyacı”dır. Borç mirastan önce geldiği için mirasçılara sormadan da yapılabilir. Rasûlullah ﷺ şöyle buyurmuştur:
نَفْسُ الْمُؤْمِنِ مُعَلَّقَةٌ بِدَيْنِهِ حَتَّى يُقْضَى عَنْهُ
“Müminin ruhu, borcu kendisi adına ödenene kadar ona bağlı kalır.”
Tirmizî, es-Sünen, Kitâbu’l-Cenâiz, nr. 1078-1079 (Tirmizî: hasen); İbn Mâce, nr. 2413.
Böyle bir borç varsa önce o tespit edilip ödenmelidir. Geriye kalan kısım mirasçılarındır.
5. “Bilmesinler” demesi miras hakkını düşürmez. Mirasçıların paylarını Allah belirlemiştir ve ayetlerin sonunda تِلْكَ حُدُودُ اللَّهِ “Bunlar Allah’ın sınırlarıdır” (Nisâ, 4/13) buyurulmuştur. Ölen kişi, mirasçısını kendi malından mahrum edemez. Abla paranın gizli kalmasını kendi hayatı için, kimseye muhtaç olmamak için istemişti. Bu isteğin, ölümünden sonra mirasçıların hakkına bir etkisi yoktur.
6. Sırrı açmadan helalleşmek mümkündür. Gerekli olan, hakkın sahibine ulaşması veya sahibinin rızasıdır. Ablanın hastalığını, neden gizlediğini ve kimden çekindiğini anlatmak gerekmez. Şöyle demek yeterlidir: “Ablamın bende kalan bir parası vardı. Bilmeden onu ruhuna sadaka olarak dağıttım. Helal eder misiniz?” Bir ana babanın, vefat eden evladı için verilmiş sadakaya razı olmaması pek beklenmez. Razı olurlarsa sadaka geçerli olur ve sevabı hem ablaya hem onlara ulaşır. Razı olmazlarsa paylarına düşen miktar onlara ödenir.
Kaynaklar
- Kur’ân-ı Kerîm: Bakara 2/286; Nisâ 4/11, 4/13, 4/58.
- Buhârî, es-Sahîh: nr. 1388, 1422, 2742, 3642.
- Müslim, es-Sahîh: nr. 1004, 1628, 1668.
- Mâlik b. Enes, el-Muvatta’, Kitâbu’l-Akdıye.
- Ahmed b. Hanbel, el-Müsned; Dârekutnî, es-Sünen.
- Tirmizî, es-Sünen, nr. 1078-1079; İbn Mâce, es-Sünen, nr. 2413.
- Elbânî, İrvâu’l-Galîl fî Tahrîci Ehâdîsi Menâri’s-Sebîl, nr. 1459.
- İbn Kudâme, el-Muğnî: Kitâbu’l-Vesâyâ ve Kitâbu’l-Hibe (maraz-ı mevtte hibe, vasiyette üçte bir).
- İbn Teymiyye, Mecmûu’l-Fetâvâ: fuzûlî tasarrufun mal sahibinin onayına bağlı olması.
Bu makale Kardeşder (Osmangazi Gençlik Hareketi Yardımlaşma ve Kardeşlik Derneği) tarafından hazırlanmıştır.
İslami Okul Okulların En Önemlisi