İlmî Araştırma · Kardeşder
Soru: Bir kardeşimiz yemin kefareti olarak 14.000 lira teslim etti. Bu para ile kaç yemin kefareti ödenmiş olur? Kefarette fakiri doyurmak sabah-akşam iki öğün müdür, yoksa bir öğün yeter mi? Bu konuda ihtilaf var mıdır?
Bu meselede eski ve gerçek bir ihtilaf vardır. Hanefî ve Mâlikîlere göre sofrada doyurulacaksa aynı on kişiye iki öğün yedirilir. İbn Teymiyye ve bir grup selefe göre bir doyurucu öğün yeter. Şâfiî ve Hanbelîlere göre ise sofra yetmez, yiyecek fakire teslim edilir. En güvenli yol, bütün mezheplerin cins ve miktar şartlarını gözeten yeterli aynî temel gıdayı fakirin mülkiyetine teslim etmektir.
Diyanet’in asgari ölçüsüyle 2026’da bir kefaret 2.400 TL‘dir (10 × 240 TL). Önce kişinin kaç kefaret borcu olduğu belirlenir; 14.000 TL bu hesapla beş kefaret bedelini karşılar, 2.000 TL artar.
Mukaddime
Hamd, kullarına yeminlerin hükmünü açıklayan ve bozulan yeminden çıkış yolu gösteren Allah’a mahsustur. Salât ve selâm, Rasûlullah’a ﷺ, âline ve ashâbına olsun.
Derneğimize, bir kardeşimizin yemin kefareti olarak 14.000 lira bıraktığı ve “yemin parası olduğu belirtilsin, ona göre dağıtılsın” dediği bildirildi. Bunun üzerine iki soru soruldu:
1. Bu para ile kaç yemin kefareti ödenmiş olur?
2. Kefarette fakiri doyurmak sabah-akşam iki öğün müdür, yoksa bir öğün yeter mi? Bu konuda âlimler ihtilaf etmiş midir?
Bu risale, bu iki soruya Kur’an, Sünnet, sahâbe uygulaması ve mezhep imamlarının sözleriyle cevap vermek için yazıldı. Arapça terimler ilk geçtiği yerde açıklandı; risalenin sonunda alfabetik bir terim sözlüğü bulunmaktadır. Aceleyle okuyan kardeşlerimiz doğrudan “Tercih ve Netice” ile “Uygulama” bölümlerine geçebilir.
1. Yemin Kefareti Nedir?
Yemin, “Vallahi şunu yapacağım” yahut “Vallahi şunu yapmayacağım” diyerek Allah adına söz vermektir. Kefaret ise kelime olarak “örten” demektir; şer’î manada, bozulan yeminin borcunu kapatan ve günahını örten ibadettir.
Yemin kefaretinin asıl delili Mâide sûresindeki şu âyettir:
﴿ لَا يُؤَاخِذُكُمُ اللَّهُ بِاللَّغْوِ فِي أَيْمَانِكُمْ وَلَٰكِن يُؤَاخِذُكُم بِمَا عَقَّدتُّمُ الْأَيْمَانَ ۖ فَكَفَّارَتُهُ إِطْعَامُ عَشَرَةِ مَسَاكِينَ مِنْ أَوْسَطِ مَا تُطْعِمُونَ أَهْلِيكُمْ أَوْ كِسْوَتُهُمْ أَوْ تَحْرِيرُ رَقَبَةٍ ۖ فَمَن لَّمْ يَجِدْ فَصِيَامُ ثَلَاثَةِ أَيَّامٍ ۚ ذَٰلِكَ كَفَّارَةُ أَيْمَانِكُمْ إِذَا حَلَفْتُمْ ۚ وَاحْفَظُوا أَيْمَانَكُمْ ﴾[1]
“Allah sizi kasıtsız ağzınızdan çıkıveren yeminlerinizden dolayı sorumlu tutmaz; fakat bilerek bağladığınız yeminlerden dolayı sorumlu tutar. Bunun kefareti, ailenize yedirdiğinizin ortalamasından on fakiri doyurmak, yahut onları giydirmek, yahut bir köle azat etmektir. Bunlara imkân bulamayan kimse üç gün oruç tutar. İşte yemin ettiğinizde yeminlerinizin kefareti budur. Yeminlerinizi koruyun.”
Âyetten, âlimlerin üzerinde ittifak ettiği şu hükümler çıkar:
- Kasıtsız, dil alışkanlığıyla ağızdan çıkan yemine (lağv) kefaret gerekmez. Bilerek bağlanan ve bozulan yemine kefaret gerekir.
- Kefaretin üç şıkkı vardır ve kişi bunlardan dilediğini seçer: fakirleri doyurmak, fakirleri giydirmek veya köle azat etmek. Günümüzde köle bulunmadığı için pratikte ilk ikisi kalır.
- Oruç son çaredir. “Bunlara imkân bulamayan” kaydı açıktır: Fakirleri doyurmaya gücü yeten kimse oruçla kefaret ödeyemez.[2]
- Bozulan yeminin kefaretini ödemek, âyetin açık emriyle bütün mezheplerde bağlayıcı bir borçtur. Kefaret ödenmedikçe borç düşmez.
2. Meselenin Tahrîri: Tartışma Nerede Düğümleniyor?
“Tahrîr”, bir meselenin sınırlarını çizmek demektir. Önce âlimlerin birleştiği yerleri, sonra ayrıldıkları noktaları ayırmak gerekir; aksi hâlde ihtilaf olmayan yerde ihtilaf varmış gibi, ihtilaf olan yerde de ittifak varmış gibi konuşulur.
Üzerinde ittifak edilen noktalar
- Verilecek yemek, kişinin kendi ailesine yedirdiğinin ortalamasından (âyetteki ifadesiyle evsat) olmalıdır; en kötüsünden, bayatından verilmez.
- Yeterli miktardaki yiyeceği fakire teslim etmek (mülkiyetine vermek) bütün âlimlere göre geçerli bir yoldur; ihtilaf, gıdanın cinsinde ve miktarındadır.
- Oruç, ancak doyurma ve giydirmeye gücü yetmeyen içindir.
İhtilaf edilen noktalar
1. Yiyeceği fakire teslim etmek mi şarttır, yoksa onu sofraya davet edip doyurmak da yeter mi? Fıkıh dilinde birincisine temlik (mülk olarak vermek), ikincisine ibâha (yemeği önüne koyup yemesine izin vermek) denir.
2. Doyurmak yeterliyse, bir öğün mü, iki öğün mü gerekir? Sorulan asıl soru budur.
3. Teslim edilecekse, her fakire ne kadar verilir?
4. Yiyecek yerine para verilebilir mi?
5. Âyette on miskin zikredilmiştir. Cumhur bunu on ayrı şahıs olarak şart koşar. Hanefîler ise bir fakire on ayrı günde verilmesini de yeterli görür; Diyanet’in fetvası da Hanefî mezhebine göre bu uygulamayı kaydeder.[3]
Sorunun kalbi ikinci noktadır. Ancak ona birinci noktadan geçmeden varılamaz: Sofrada doyurmayı hiç kabul etmeyen âlime göre “bir öğün mü, iki öğün mü?” sorusu zaten doğmaz.
Sâ’: Peygamber ﷺ devrinde kullanılan bir hacim ölçüsüdür; dört müd eder.
Müd: Orta boy bir adamın iki avucunun dolusudur. Buğday veya pirinç olarak yaklaşık yarım kilo ile 750 gram arası tutulur.[4]
Yarım sâ’: Hanefî ölçüsüyle Türkiye’de yaklaşık 1,5–1,67 kg buğday olarak hesaplanır; Diyanet’in fitre ölçüsü de budur.
Bu ölçüler hacimle olduğu için gram karşılıkları yaklaşıktır; ihtiyatlı olan, fazlasına yuvarlamaktır.
3. Âlimlerin Görüşleri ve Delilleri
Birinci görüş: Yiyecek fakire teslim edilmelidir; sofrada doyurmak yetmez
Bu, Şâfiî mezhebinin ve Hanbelî mezhebinde bilinen (meşhur) görüştür. Bunlara göre kefaret, her fakire belirli bir miktar yiyeceği mülk olarak vermekle ödenir. Şâfiîlere göre her fakire bir müd; Hanbelîlere göre buğdaydan bir müd, diğer yiyeceklerden yarım sâ’ verilir. Hanbelî kaynağı el-İnsâf bu görüşü şöyle nakleder: “Kıymetini (parasını) verse yahut fakirlere öğle veya akşam yemeği yedirse, kefaret yerine geçmez.”[5]
Delilleri:
a) Ka’b b. Ucre hadisi. İhramlıyken başındaki bitler sebebiyle saçını tıraş etmek zorunda kalan Ka’b b. Ucre’ye Peygamber ﷺ şöyle buyurmuştur:
«فَصُمْ ثَلَاثَةَ أَيَّامٍ، أَوْ أَطْعِمْ سِتَّةَ مَسَاكِينَ، لِكُلِّ مِسْكِينٍ نِصْفُ صَاعٍ»[6]
“Üç gün oruç tut, yahut altı fakiri doyur; her fakire yarım sâ’ vardır.”
Bu görüştekilere göre Peygamber ﷺ burada “doyurmak” emrini fakir başına ölçülü bir miktarla açıklamıştır. Yemin kefareti de aynı cinsten bir “doyurma” olduğu için ona kıyas edilir: Doyurma, ölçülü bir miktarın teslimiyle olur.
b) Abdullah b. Ömer’in uygulaması. İmam Mâlik, Nâfi’ yoluyla şunu rivayet eder:
أَنَّ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ عُمَرَ كَانَ يُكَفِّرُ عَنْ يَمِينِهِ بِإِطْعَامِ عَشَرَةِ مَسَاكِينَ، لِكُلِّ مِسْكِينٍ مُدًّا مِنْ حِنْطَةٍ
“Abdullah b. Ömer yemininin kefaretini on fakire, her fakire bir müd buğday vererek öderdi.”
c) Süleyman b. Yesâr’ın haberi. Medine’nin büyük tâbiî fakihlerinden Süleyman b. Yesâr şöyle der:
أَدْرَكْتُ النَّاسَ وَهُمْ إِذَا أَعْطَوْا فِي كَفَّارَةِ الْيَمِينِ أَعْطَوْا مُدًّا مِنْ حِنْطَةٍ بِالْمُدِّ الْأَصْغَرِ، وَرَأَوْا ذَلِكَ مُجْزِئًا عَنْهُمْ[7]
“İnsanlara (sahâbe ve büyük tâbiîlere) yetiştim; yemin kefaretinde verdikleri zaman küçük müd (Peygamber’in ﷺ müddü) ile bir müd buğday verirlerdi ve bunu yeterli görürlerdi.”
d) İmam Şâfiî’nin gerekçesi. Şâfiî der ki: “Fakirleri toptan bir sofrada doyurmak câiz değildir; çünkü insanlar yemek yemede birbirinden farklıdır. Bunun yerine her fakire bir müd verilir.”[8] Yani biri az yer, biri çok; sofrada kimin payını tam aldığı bilinmez. Teslimde ise her fakirin hakkı ölçülü olarak eline geçer.
İkinci görüş: Sofrada doyurmak yeter; fakat iki öğün şarttır
Bu, Hanefî ve Mâlikî mezheplerinin görüşüdür; sahâbeden Hz. Ali‘den rivayet edilmiştir. Tâbiînden Şa’bî, Katâde, İbrâhim en-Nehaî, Tâvus, Kâsım b. Muhammed ve Sâlim b. Abdillah da bu görüştedir. Endülüslü büyük hadis ve fıkıh âlimi İbn Abdilberr bu görüş için “şehirlerdeki fetva imamlarının görüşüdür” der.[9]
Bu âlimler, yiyeceği teslim etmeyi de câiz görür. Fakat teslim etmek yerine fakiri sofraya çağırıp doyurmayı seçen kimse için öğle (veya sabah) ve akşam olmak üzere iki doyurucu öğün şart koşarlar.
Delilleri:
a) Âyetin lafzı. Âyet “on fakiri doyurmak” (إِطْعَامُ) der; “on fakire mal vermek” demez. Birini sofrasına oturtup doyuran kimseye hem dilde hem örfte “yedirdi, doyurdu” denir. Öyleyse sofrada doyurmak da âyetin emrini yerine getirir.
b) “Ailenize yedirdiğinizin ortalamasından” kaydı. İnsan ailesini bir günde iki öğün doyurur. Kefarette de ölçü, fakirin bir günlük doyumudur; bu da iki öğünle olur.
c) Hz. Ali’nin sözü. Hz. Ali’den şöyle rivayet edilmiştir:
لَا يُجْزِئُ إِطْعَامُ الْعَشَرَةِ وَجْبَةً وَاحِدَةً، غَدَاءً دُونَ عَشَاءٍ، أَوْ عَشَاءً دُونَ غَدَاءٍ، حَتَّى يُغَدِّيَهُمْ وَيُعَشِّيَهُمْ[10]
“On fakiri tek öğün doyurmak —akşamsız bir öğle yemeği yahut öğlesiz bir akşam yemeği— kefaret yerine geçmez; ta ki onlara hem öğle hem akşam yemeği yedirsin.”
d) Mezhep kitaplarındaki açık ifade. Hanefî fıkhının temel şerhlerinden el-Binâye’de şöyle geçer:
فَإِنْ دَعَا عَشَرَةَ مَسَاكِينَ فَغَدَّاهُمْ وَعَشَّاهُمْ أَجْزَأَهُ[11]
“On fakiri davet edip onlara öğle ve akşam yemeği yedirirse, kefaret yerine geçer.”
Bu görüşe göre iki öğün aynı on kişiye yedirilmelidir. Öğle yemeğini bir on kişiye, akşam yemeğini başka on kişiye yedirmek, on kişinin hakkını yirmi kişiye bölmek demektir; kefaret yerine geçmez.[12] Aynı şekilde sofradakilerden biri doymayacak kadar küçük bir çocuksa, onun yerine bir fakir daha doyurulur.[13]
Üçüncü görüş: Sofrada doyurmak yeter; bir doyurucu öğün kâfidir
Bu, tâbiînden Hasan-ı Basrî, Muhammed b. Sîrîn, Câbir b. Zeyd ve Mekhûl‘ün görüşüdür; sahâbeden Enes b. Mâlik‘ten de rivayet edilmiştir.[14] İmam Ahmed’den de bir rivayet sofrada doyurmayı yeterli görür. İbn Teymiyye bu görüşü delil bakımından daha açık bulmuş; çağdaş âlimlerden İbn Bâz ve İbnü’l-Useymîn de bununla fetva vermiştir.[15]
Delilleri:
a) Âyet “doyurmak” emrini öğün kaydı koymadan bırakmıştır. Bir öğün doyurucu yemek yiyen kimse için de “doyuruldu” denir. Âyet “iki öğün” demediği gibi “şu kadar gram” da dememiştir. Hasan-ı Basrî bunu şöyle ifade eder:
إِنْ أَطْعَمَهُمْ خُبْزًا وَلَحْمًا، أَوْ خُبْزًا وَزَيْتًا، مَرَّةً وَاحِدَةً فِي الْيَوْمِ حَتَّى يَشْبَعُوا أَجْزَأَهُ[16]
“Onlara ekmek ve et, yahut ekmek ve zeytinyağı yedirirse —günde bir defa, doyuncaya kadar— kefaret yerine geçer.”
b) Şâri’in ölçü koymadığı şey örfe bırakılır. Bu, fıkıh usûlünün yerleşik bir kaidesidir. İbn Teymiyye onu şöyle ifade eder:
مَا لَمْ يُقَدِّرْهُ الشَّارِعُ فَإِنَّهُ يُرْجَعُ فِيهِ إِلَى الْعُرْفِ[17]
“Şâri’in (Allah ve Rasûlü’nün) miktarını belirlemediği şeyde, örfe (insanların yerleşik âdetine) başvurulur.”
Kaidenin izahı: Allah bir şeyi emredip miktarını belirlemediyse, o miktar insanların yaşadığı yerdeki âdete göre tespit edilir. Örnek: Âyet “doyurun” dedi, ama “kaç tabak” demedi. O hâlde bugün Türkiye’de “doyurucu bir öğün” ne sayılıyorsa —çorba, ana yemek, pilav, ekmek gibi— ölçü odur. Bir kâse çorba ile geçiştirmek ise doyurmak sayılmaz.
c) Enes b. Mâlik’in fidye uygulaması. İmam Buhârî, Bakara sûresindeki “Oruca güç yetiremeyenler için bir fakir doyumu kadar fidye vardır” âyetinin tefsirinde şunu nakleder:
وَأَمَّا الشَّيْخُ الْكَبِيرُ إِذَا لَمْ يُطِقِ الصِّيَامَ فَقَدْ أَطْعَمَ أَنَسٌ بَعْدَ مَا كَبِرَ عَامًا أَوْ عَامَيْنِ، كُلَّ يَوْمٍ مِسْكِينًا خُبْزًا وَلَحْمًا، وَأَفْطَرَ[18]
“Oruca gücü yetmeyen yaşlıya gelince: Enes (b. Mâlik) yaşlandıktan sonra bir veya iki yıl, her gün (orucun yerine) bir fakire ekmek ve et yedirdi ve oruç tutmadı.”
Fidye âyetinde de (طَعَامُ مِسْكِينٍ — “bir fakirin yemeği”) yemin kefareti âyetinde de (إِطْعَامُ عَشَرَةِ مَسَاكِينَ — “on fakiri doyurmak”) aynı kavram geçer. Bir sahâbî, bir günlük orucun karşılığı olan “bir fakirin yemeği”ni bir öğün ekmek ve et ile ödemiştir. Ancak bu uygulama oruç fidyesi hakkındadır; kefarete taşınması kıyasla olur. Bu delilin ağırlığı ona göre değerlendirilmelidir.
d) İbn Teymiyye’nin açıklaması. İbn Teymiyye, on fakiri toplayıp onlara ailesine yedirdiğinin ortalamasından bir öğün yedirmenin selefin çoğunluğuna göre kefaret yerine geçtiğini söyler ve gerekçesini şöyle bildirir:
فَإِنَّ اللَّهَ تَعَالَى أَمَرَ بِالْإِطْعَامِ، لَمْ يُوجِبِ التَّمْلِيكَ، وَهَذَا إِطْعَامٌ حَقِيقَةً[19]
“Çünkü Allah Teâlâ doyurmayı emretmiştir; mülk olarak vermeyi farz kılmamıştır. Bu ise hakiki bir doyurmadır.”
4. Münâkaşa: Deliller Tartılıyor
Sofrada doyurmak kefaret yerine geçer mi?
Birinci görüşün en güçlü delili Ka’b b. Ucre hadisidir. Fakat bu hadis, yiyecek teslim edildiğinde miktarın ne olacağını beyan eder. Sofrada doyurmayı yasaklayan bir ifadesi yoktur. Üstelik o hadis ihram fidyesi hakkındadır; yemin kefareti âyeti ise açıkça “doyurmak” lafzını kullanır. Âyetin lafzı bir yolu, hadisin beyanı başka bir yolu gösterir; ikisi çatışmaz. Sonuç: Teslim etmek geçerli bir yoldur, ama tek yol olduğu delille sabit değildir.
İbn Ömer’in uygulaması ve Süleyman b. Yesâr’ın haberi, teslim etmenin selef arasında yaygın olduğunu gösterir. Fakat bir yolun yaygın olması, öbür yolun geçersiz olduğunu göstermez. Hz. Ali sofrada doyurmayı kabul etmiş, Enes b. Mâlik de fiilen bununla amel etmiştir.
İmam Şâfiî’nin “insanlar yemekte farklıdır” itirazına gelince: Âyet zaten ölçüyü gram olarak değil, doyum olarak koymuştur. Az yiyen de doyar, çok yiyen de doyar; ölçü tabaktaki miktar değil, fakirin doymasıdır. Doymayan bir kişi (mesela küçük bir çocuk) varsa, yukarıda geçtiği gibi onun yerine bir fakir daha doyurulur.
Bu noktadaki netice: Hanefî, Mâlikî, İmam Ahmed’den bir rivayet ve selefin çoğunluğuna göre sofrada doyurmak kefaret yerine geçer; delil bakımından da bu görüş daha kuvvetlidir. Ancak Şâfiîlere ve Hanbelîlerin meşhur görüşüne göre sofra yolu yeterli değildir. Bu sebeple bütün mezhepler bakımından güvenli olan yol, yiyeceği fakirin mülkiyetine teslim etmektir.
Bir öğün mü, iki öğün mü?
İki öğün görüşünün en güçlü delili “ailenize yedirdiğinizin ortalamasından” kaydıdır: İnsan ailesini günde iki öğün doyurur, o hâlde fakire de bir günlük doyum verilmelidir. Hz. Ali’nin sözü de bu anlayışı destekler. Bu delil hafife alınacak bir delil değildir; İbn Abdilberr’in ifadesiyle şehirlerdeki fetva imamları bu görüştedir.
Tek öğün görüşündekiler şöyle cevap verir: Âyetteki “ortalama” (أَوْسَط) kaydı, “ne ile doyurulacağını”, yani yemeğin cinsini ve kalitesini belirler: Ailene yedirdiğin yemeğin ne en iyisi ne en kötüsü. Öğün sayısı âyette geçmez. Öğün sayısını belirleyen bir nass bulunmadığına göre ölçü “doyurmak” kelimesinin kendisidir ve bir doyurucu öğün de doyurmaktır.
Hz. Ali’nin sözüne gelince: Sahâbî sözü, başka bir sahâbî ona muhalefet etmediğinde güçlü bir delildir. Sahâbîler bir meselede ayrıldığında ise hiçbirinin sözü tek başına diğerini bağlamaz; Kitap ve Sünnet’e en yakın olan tercih edilir.[20] Burada Hz. Ali iki öğün derken, Enes b. Mâlik’ten bir öğün rivayet edilmiştir. O hâlde âyetin lafzına dönülür; âyetin lafzı ise öğün sayısıyla kayıtlanmamıştır.
Enes rivayetine yöneltilen itiraz: “O rivayet oruç fidyesi hakkındadır, yemin kefareti hakkında değil.” Cevap: Doğrudur ve bu, delilin kıyasa dayandığını gösterir. Fakat iki âyetteki kavram aynıdır: “fakirin yemeği / fakiri doyurmak”. Fidye bir fakirin bir günlük yemeği yerine geçer ve Enes bunu bir öğün ekmek ve et ile ödemiştir. Kıyas yakındır; ama nass derecesinde değildir.
Bu noktadaki netice: Bu, eskiye dayanan ve her iki tarafında sahâbe ile tâbiînden isimler bulunan gerçek bir ihtilaftır. İbn Teymiyye ve bir grup selefin tercihine göre, delil bakımından bir doyurucu öğün yeterlidir. İki öğün görüşü ise Hanefî ve Mâlikî mezheplerinin, Hz. Ali’nin ve tâbiînden pek çok fakihin görüşüdür. Bu sebeple sofra yolunu seçen kimse için aynı on kişiye iki öğün yedirmek, sofrada doyurmayı geçerli gören âlimler arasındaki ihtilaftan çıkmanın yoludur. Şâfiî ve Hanbelîlerin temlik şartından ise iki öğünle değil, ancak yiyeceği teslim etmekle çıkılır.
Arapçası: الْخُرُوجُ مِنَ الْخِلَافِ مُسْتَحَبٌّ
Kaynak: Süyûtî, el-Eşbâh ve’n-Nezâir, ikinci kitap, “el-hurûc mine’l-hilâf” kaidesi.
İzahı: Bir amel, bir görüşe göre sahih, diğerine göre sahih değilse; her iki görüşe göre de sahih olacak şekilde yapmak müstehaptır. Bu, kuvvetli bir delile muhalefet etmediği sürece geçerlidir.
Örnek: Yemin kefaretinde sofra kurmak yerine, bütün mezheplerin cins ve miktar şartlarını gözeten yeterli yiyeceği (mesela her fakire yarım sâ’ taneli buğday) fakirin mülkiyetine teslim etmek. Böylece hem sofra-temlik ihtilafından hem de gıdanın cinsi ve miktarı hakkındaki ihtilaftan çıkılmış olur.
Teslim edilecek gıdanın cinsi ve miktarı
Temlik yolunda da mezheplerin ölçüleri birbirinden farklıdır. “Şu kadar kilo şu gıda dört mezhebe göre kesin yeterlidir” demeden önce bu farkları bilmek gerekir:
- Hanefîler: Her fakire buğday veya buğday unundan yarım sâ’, hurma veya arpadan bir sâ’ verilir; bundan azı yetmez. Pirinç gibi nassta ölçüsü geçmeyen gıdalarda hesap, bu ölçülerin kıymeti üzerinden yapılır.[21]
- Şâfiîler: Memleketin yaygın temel gıdasından bir müd verilir. İmam Şâfiî’ye göre un ve kavut (kavrulmuş un) yetmez: وَيُجْزِئُ فِي كَفَّارَةِ الْيَمِينِ مُدٌّ بِمُدِّ النَّبِيِّ ﷺ مِنْ حِنْطَةٍ، وَلَا يُجْزِئُ أَنْ يَكُونَ دَقِيقًا وَلَا سَوِيقًا.[22]
- Mâlikîler: Her fakire bir müd verilir. İmam Mâlik de unu kefarette yeterli görmez: وَلَا أَرَى أَنْ يُجْزِئَ الدَّقِيقُ وَالسَّوِيقُ فِي شَيْءٍ مِنَ الْكَفَّارَاتِ.[23]
- Hanbelîler: Buğday veya buğday unundan bir müd, hurma ve arpadan yarım sâ’ verilir. Mezhepte sahih görüşe göre un da yeterlidir.[24]
Netice: Un, pirinç ve bulgur bazı mezheplere göre yeterli, bazılarına göre yetersiz veya ancak kıymet hesabıyla geçerlidir. Bu sebeple doğru ifade şudur: Bütün mezheplerin şartlarını gözeten yeterli miktarda aynî temel gıda, fakirin mülkiyetine teslim edilir; gıdanın cinsi ve miktarı mezhep ölçüleri dikkate alınarak belirlenir. Bu şartları bir arada karşılayan ihtiyatlı standart, her fakire taneli buğdaydan yarım sâ’ vermektir. Yarım sâ’ Türkiye’de yaklaşık 1,5–1,67 kg olarak hesaplandığından, ihtiyaten 2 kg esas alınabilir. Yağ, bakliyat gibi katıklar bu miktara ilave olarak eklenebilir.
Yiyecek yerine para verilebilir mi?
Hanefî mezhebi, fitrede olduğu gibi kefarette de yiyeceğin bedelinin (kıymet) verilmesini câiz görür; Türkiye’de Diyanet’in fitre ve kefaret uygulaması bu görüşe dayanır.[25] Şâfiî, Mâlikî ve Hanbelî mezhepleri ise âyetin “doyurmak” lafzına bağlı kalarak yiyecek şartı koşar; İbn Bâz da parayla kefaret ödemeyi yeterli görmemiştir.[26]
Bu risalenin asıl konusu bu mesele değildir. Ancak pratik bir çıkış yolu vardır: Para, vekil (kefaret sahibinin adına iş gören) tarafından yeterli miktarda yiyeceğe çevrilip fakirin mülkiyetine teslim edilirse, bu bütün mezhepler bakımından güvenli yol olur. Paranın sofraya çevrilmesi ise Hanefî ve Mâlikîlere göre geçerlidir; Şâfiîlere ve Hanbelîlerin meşhur görüşüne göre geçerli değildir.
5. Tercih ve Netice
1. Bütün mezheplerin şartlarını gözeten yeterli miktarda aynî temel gıdayı on fakirin mülkiyetine teslim etmek, en güvenli yoldur. Gıdanın cinsi ve miktarı mezhep ölçüleri dikkate alınarak belirlenir; ihtiyatlı standart, her fakire yarım sâ’ (ihtiyaten 2 kg) taneli buğdaydır.
2. Fakirleri sofrada doyurmak; Hanefî, Mâlikî ve selefin çoğunluğuna göre geçerlidir. Şâfiîlere ve Hanbelîlerin meşhur görüşüne göre geçerli değildir.
3. Sofra yolunda, İbn Teymiyye ve bir grup selefin tercihine göre bir doyurucu öğün (ekmek ve katık; en üstünü ekmek ve et) delil bakımından yeterlidir.
4. Sofrada doyurmayı geçerli gören âlimlerin ihtilafından çıkmak için aynı on kişiye öğle ve akşam olmak üzere iki öğün yedirmek müstehaptır; Hanefîlere göre ise şarttır. İki öğün, Şâfiî ve Hanbelîlerin temlik şartını karşılamaz.
5. Para vermek Hanefîlere göre câizdir. Paranın vekil eliyle bu şartlara uygun yiyeceğe çevrilip fakire mülk olarak teslim edilmesi ise bütün mezhepleri gözeten güvenli yoldur.
Soruya kısa cevap: Evet, bu meselede eski ve gerçek bir ihtilaf vardır. Hanefî ve Mâlikîlere göre aynı on kişiye iki öğün yedirilir; İbn Teymiyye ve bir grup selefe göre bir doyurucu öğün yeter; Şâfiî ve Hanbelîlere göre ise sofra yetmez, yiyecek teslim edilir. En güvenli yol, bütün mezheplerin cins ve miktar şartlarını gözeten yeterli temel gıdayı fakirin mülkiyetine teslim etmektir.
Dikkat edilmesi gereken şartlar
- On fakir. Cumhura göre bir kefaret on ayrı kişiye ulaşmalıdır. Hanefîler tek bir fakire on ayrı günde verilmesini câiz görür; ama aynı gün tek fakire on payın birden verilmesi kefaret yerine geçmez.[27]
- Birden fazla kefaret aynı on kişiye verilebilir. Her kefaretin on kişilik payı ayrıca karşılandığı sürece, her kefaret için yeni on kişi bulmak şart değildir. Ancak Ebû Hanîfe’ye ve Hanbelîlerde bir görüşe göre aynı on kişiye aynı gün verilen birden fazla kefaret yalnız bir kefaret sayılır; ihtiyat, her kefareti ayrı bir günde vermektir.[28]
- Doyacak kimseler. Sofradakiler yemeğini yiyebilecek, doyacak kimseler olmalıdır. Doymayan küçük bir çocuk bir fakir yerine sayılmaz.
- Ortalama yemek. Kişi ailesine ne yediriyorsa, onun ortalamasından yedirir. Bayat, artık ve düşük kaliteli yemekle kefaret ödenmez.
- Kimlere verilmez. Zekât ve fitrenin verilemediği kimselere (anne-baba, dedeler-nineler, çocuklar-torunlar ve eş) kefaret de verilmez; zengin kimseye de verilmez.
- Oruç son çaredir. Fakirleri doyurmaya gücü yeten kimse üç gün oruç tutarak kefaretten kurtulamaz.
6. Uygulama: 14.000 Liralık Yemin Kefareti
Önce borç sayısı belirlenir
Para miktarı kefaret sayısını meydana getirmez. Bir kimsenin bir kefaret borcu varsa, 14.000 lira verdi diye onun adına beş kefaret yapılamaz. Bu sebeple ilk iş, kefaret sahibine kaç yemininin bozulduğunu sormaktır. Farklı konularda edilip bozulan her yemin için ayrı kefaret gerekir; Din İşleri Yüksek Kurulu da 1952/267 sayılı kararında bunu bildirmiştir.[29] Kefaret sayısı onun borcuna göre belirlenir; para bu borcu karşılamaya yetiyorsa borç ödenir, artarsa artan kısım sahibinin iznine göre kullanılır.
Diyanet/Hanefî ölçüsüne göre bir kefaret kaç lira eder?
Diyanet İşleri Başkanlığı Din İşleri Yüksek Kurulu, 2026 Ramazan’ından 2027 Ramazan’ına kadar geçerli fitre miktarını 240 TL olarak açıklamıştır.[30] Diyanet, yemin kefaretinde her fakirin payını bir fitre miktarı olarak esas alır.[31] Buna göre Diyanet/Hanefî uygulaması esas alındığında, 2026 için bir yemin kefareti 10 × 240 = 2.400 TL‘dir.
| Kalem | Hesap | Tutar |
|---|---|---|
| Bir fakirin payı | 2026 fitre miktarı | 240 TL |
| Bir yemin kefareti | 10 fakir × 240 TL | 2.400 TL |
| Teslim edilen para | — | 14.000 TL |
| Karşılayabileceği tam kefaret | 14.000 ÷ 2.400 | 5 kefaret (12.000 TL) |
| Artan | 14.000 − 12.000 | 2.000 TL |
Netice: 14.000 lira, bu hesapla beş tam kefaret bedelini karşılayabilecek miktardadır. Kefaret sahibinin borcu beş veya daha fazla ise beş kefareti ödenmiş olur; daha az ise fazlası onun iznine göre kullanılır.
240 TL, Diyanet’in belirlediği asgari tutardır. Kişi kendi ailesine daha iyi yediriyorsa, “ailenize yedirdiğinizin ortalamasından” kaydı gereği fakir başına daha fazla ayırması gerekir. Diyanet’in 2026 kararı da 240 TL’yi belirlemekle beraber, kişinin kendi günlük gıda harcamasını dikkate alarak daha yüksek bir miktar belirleyebileceğini açıkça söyler.[32] Tek öğün görüşüyle ve sofra yoluyla amel edilirse ise ölçü, bir doyurucu öğünün fiilî maliyetidir; bu, 240 TL’den az veya çok olabilir.
Artan 2.000 lira
240 TL ölçüsü esas alındığında 2.000 lira ile sekiz fakirin payı karşılanır; kefaret ise on fakir ister. Yarım kalan kefaret, kefaret sayılmaz. Bu sebeple kefaret sahibine sorulur:
- 400 lira daha ekleyip altıncı kefareti tamamlamak ister mi?
- Yoksa 2.000 lira, onun izniyle sadaka olarak mı dağıtılsın?
Tek öğün görüşüyle amel edilir ve bir doyurucu öğünün fiilî maliyeti 200 liranın altında kalırsa, 2.000 lira ile on fakir bir öğün doyurulabilir. Ancak bu yol, Hanefî ve Mâlikîlerin iki öğün şartına ve Şâfiî-Hanbelîlerin temlik şartına göre geçerli olmaz. Güvenli yol, yukarıdaki iki seçenektir.
Vekilin (derneğin) yapacağı işler
1. Borç sayısını teyit etmek: Kefaret sahibinden kaç kefaret borcu olduğu öğrenilir ve kayda geçirilir.
2. Ayrı kayıt tutmak: “[Ad Soyad] — yemin kefareti — … adet — … TL” şeklinde ayrı bir kalem açılır; bu para genel bağışlarla karıştırılmaz.
3. Parayı yiyeceğe çevirip teslim etmek: Her fakire, mezheplerin cins ve miktar ölçüleri gözetilerek belirlenen yeterli aynî temel gıda mülk olarak teslim edilir. İhtiyatlı standart paket: en az 2 kg taneli buğday; kefaret sahibinin fakir başına ayırdığı tutarın (Diyanet asgarisiyle 240 TL) kalanı yağ, bakliyat, pirinç gibi gıdalarla aynı pakete eklenir.
4. Fakirleri belirlemek: Birden fazla kefaret aynı on fakire verilebilir. Aynı kişilere verilecekse, her kefaret ayrı bir günde verilir. Dernek, yardımın daha çok haneye ulaşması için dilerse her kefareti ayrı on kişiye dağıtır; bu bir tercih ve ihtiyattır, şer’î zorunluluk değildir.
5. Kefaret niyetiyle teslim ve bilgi vermek: Kefaret sahibi parayı kefaret niyetiyle teslim etmiştir; vekil de onu kefaret olarak dağıtır. Dağıtım tamamlandığında kefaret sahibine tarih ve dağıtım şekli bildirilir.
7. Halk Arasında Dolaşan Sözler
“Parayı derneğe verdim, gerisi beni ilgilendirmez.” Borç, yiyecek fakire ulaştığında düşer; dernek sadece vekildir. Kefaret sahibi, kefareti yerine ulaştıracağına güvendiği bir yere vermelidir. Parayı teslim etmek, fakire ulaştırmak demek değildir.
“Oruç tutarım, olur biter.” Âyet orucu “imkân bulamayan” kimseye bağlamıştır. Fakirleri doyurmaya gücü yeten kimse oruç tutarsa, kefaret borcu üzerinde kalmaya devam eder.
“Hepsini tanıdığım bir fakire vereyim.” Cumhura göre on ayrı kişi şarttır. Hanefîlere göre ise tek fakire ancak on ayrı günde verilebilir. Aynı gün tek kişiye topluca vermek kefaret yerine geçmez.
“Bir kâse çorba verdim, doyurmuş oldum.” Âyetin emri doyurmaktır. Doyurmayan bir ikram, kefaret sayılmaz. Ölçü, fakirin doyması ve yemeğin kişinin ailesine yedirdiğinin ortalamasından olmasıdır.
“Sabah bir grubu, akşam başka bir grubu doyurdum.” İki öğün şart koşan âlimlere göre bu, on kişilik payı yirmi kişiye bölmektir ve kefaret yerine geçmez. İhtiyatlı olan, iki öğünü aynı kişilere yedirmek, daha da ihtiyatlı olanı, mezheplerin ölçülerine uygun yiyeceği teslim etmektir.
Hâtime
Bu risalede varılan hükümler özetle şunlardır:
- Bozulan yeminin kefareti, on fakiri doyurmak veya giydirmektir; oruç ancak buna gücü yetmeyene kalır.
- Mezheplerin cins ve miktar ölçülerine uygun yeterli yiyeceği fakire mülk olarak teslim etmek bütün mezheplere göre geçerlidir. Sofrada doyurmak Hanefî, Mâlikî ve selefin çoğunluğuna göre geçerlidir; Şâfiî ve Hanbelîlerin meşhur görüşüne göre geçerli değildir.
- Sofra yolunda, İbn Teymiyye ve bir grup selefin tercihine göre bir doyurucu öğün yeterlidir. Sofrayı geçerli görenlerin ihtilafından çıkmak için iki öğün müstehaptır; Hanefî mezhebine göre ise şarttır.
- Teslim yolunda gıdanın cinsi ve miktarı mezhep ölçüleriyle belirlenir; ihtiyatlı standart, fakir başına yarım sâ’ (ihtiyaten 2 kg) taneli buğdaydır.
- Diyanet/Hanefî uygulaması esas alındığında 2026 için bir yemin kefareti 2.400 TL‘dir. Önce kefaret borcunun sayısı belirlenir; 14.000 TL, bu hesapla beş kefaret bedelini karşılar.
- Birden fazla kefaret aynı on fakire verilebilir; aynı kişilere verilecekse her kefaret ayrı günde verilir.
Amelî tavsiye: Yeminde acele edilmemeli, “Vallahi” sözü dile alışkanlık hâline getirilmemelidir. Âyetin sonundaki “Yeminlerinizi koruyun” emri, kefaretten önce gelir. Yemin edilip bozulduysa kefaret ertelenmemeli, en kısa zamanda ödenmelidir.
İhtilaf edebi: Bu meselede ihtilaf, delile dayanan ve selefe kadar uzanan bir ihtilaftır. Bir öğünle amel eden kardeşimizi kınamak da, iki öğünde ısrar edeni zorlaştırıcı saymak da doğru değildir. Her iki taraf da bir sahâbîye ve âyetin bir anlayışına dayanmaktadır.
Doğru olan Allah’tandır; hata varsa bizdendir ve şeytandandır. Allah bizi yeminlerini koruyan ve borcunu vaktinde ödeyen kullarından eylesin. Âmin.
Bu risale, Kardeşder (Osmangazi Gençlik Hareketi Yardımlaşma ve Kardeşlik Derneği) tarafından, derneğimize gelen kefaret emanetlerinin doğru yere ulaşması için hazırlanmıştır.
Kardeşder, yemin kefareti bağışlarını genel bağışlardan ayrı kayıtla tutar; her kefareti bu risalede açıklanan güvenli yolla, yani mezheplerin cins ve miktar şartlarını gözeten aynî erzak (taneli buğday ve katık) olarak ihtiyaç sahiplerine mülk olarak teslim eder ve bağışçısını bilgilendirir.
Nasıl bağış yapılır? https://online.kardesder.com/serbest-bagis/ adresinden bağış yaparken açıklamaya “Yemin Kefareti — adet sayısı” yazmanız yeterlidir. 2026 yılı için Diyanet’in belirlediği asgari ölçü esas alındığında bir kefaret 2.400 TL‘dir; ailesine daha iyi yediren kimse fakir başına daha fazla ayırır.
Dernek hakkında: https://www.kardesder.com
Terim Sözlüğü
| Terim | Açıklama |
|---|---|
| Cumhur (الجمهور) | Âlimlerin çoğunluğu. Bu risalede çoğu zaman Mâlikî, Şâfiî ve Hanbelî mezhepleri kastedilir. [fıkıh] |
| Evsat (الأوسط) | Ortalama. Âyette, kişinin ailesine yedirdiği yemeğin ne en iyisi ne en kötüsü olan orta derecesi. [lugat] |
| Fidye (الفدية) | Bir ibadeti yapamamanın karşılığında ödenen bedel; burada oruca gücü yetmeyenin her gün için bir fakiri doyurması. [fıkıh] |
| İbâha (الإباحة) | Yemeği fakirin önüne koyup yemesine izin vermek; sofraya davet ederek doyurmak. Yiyecek fakirin mülkü olmaz, sadece onu yer. [fıkıh] |
| İhtiyat (الاحتياط) | Borcun kesin olarak düştüğünden emin olmak için daha sağlam olan yolu seçmek. [usûl] |
| Kefaret (الكفارة) | Bozulan yeminin veya işlenen bazı kusurların borcunu kapatan ve günahını örten ibadet. Kelime anlamı “örten”. [fıkıh] |
| Kıyas (القياس) | Hakkında nass bulunmayan bir meseleyi, ortak gerekçeleri sebebiyle nass bulunan benzerine ölçmek. [usûl] |
| Kıymet (القيمة) | Bir malın para olarak bedeli. Kefarette yiyecek yerine para vermek. [fıkıh] |
| Lağv yemin (يمين اللغو) | Kasıt olmadan, dil alışkanlığıyla ağızdan çıkan yemin. Kefaret gerektirmez. [fıkıh] |
| Muallak (المعلّق) | Senedinin baş tarafı zikredilmeden nakledilen rivayet. Buhârî’nin kesin ifadeyle naklettiği muallaklar ona göre sahihtir. [hadis] |
| Müd (المُدّ) | Peygamber ﷺ devrinde bir hacim ölçüsü; orta boy bir adamın iki avuç dolusu. Yaklaşık yarım kilo ile 750 gram arası buğday veya pirinç. Dört müd bir sâ’ eder. [fıkıh] |
| Müstehap (المستحب) | Yapılması sevap olan, terk edilmesi günah olmayan amel. [fıkıh] |
| Muttefekun aleyh (متفق عليه) | Hem Buhârî’nin hem Müslim’in rivayet ettiği hadis. [hadis] |
| Nass (النص) | Kur’an âyeti veya sahih hadis metni. [usûl] |
| Örf (العرف) | Bir toplumda yerleşmiş ve genel kabul görmüş âdet. Şâri’in ölçü koymadığı yerde ölçü olarak başvurulur. [usûl] |
| Sâ’ (الصاع) | Peygamber ﷺ devrinde bir hacim ölçüsü; dört müd. Yarım sâ’ buğday yaklaşık 1,5 kg tutulur. [fıkıh] |
| Sahâbî sözü (قول الصحابي) | Bir sahâbînin fetvası veya uygulaması. Başka bir sahâbî muhalefet etmediğinde güçlü delildir. [usûl] |
| Şâri’ (الشارع) | Hükmü koyan; Allah Teâlâ ve O’nun adına tebliğ eden Rasûlü ﷺ. [usûl] |
| Tahrîr (التحرير) | Bir meselenin sınırlarını çizmek; ittifak ve ihtilaf noktalarını ayırmak. [usûl] |
| Temlik (التمليك) | Yiyeceği fakire mülk olarak teslim etmek; fakir onu dilediği gibi kullanır. [fıkıh] |
| Vekil (الوكيل) | Başkası adına, onun izniyle iş yapan kimse. Kefareti dağıtan dernek, kefaret sahibinin vekilidir. [fıkıh] |
Dipnotlar
- Mâide 5/89. ↩
- Âyetteki فَمَن لَّمْ يَجِدْ (“imkân bulamayan kimse”) kaydı, orucu ilk üç şıktan acze bağlar. Kurtubî, el-Câmi’ li-Ahkâmi’l-Kur’ân, Mâide 5/89 tefsiri. Çevrimiçi: http://quran.ksu.edu.sa/tafseer/qortobi/sura5-aya89.html ↩
- Cumhurun on ayrı şahıs şartı ve Hanefîlerin on gün görüşü: https://www.islamweb.net/ar/fatwa/375847 ve https://www.islamweb.net/ar/fatwa/132899 . Diyanet Din İşleri Yüksek Kurulu, “Yemin keffâreti nasıl yerine getirilir?”: “on fakire birer fitre miktarı veya bir fakire on ayrı günde her gün birer fitre miktarı para vermek veya on yoksulu sabah akşam doyurmak ya da giydirmek”. https://kurul.diyanet.gov.tr/tr/fetva/yemin-keffareti-nasil-yerine-getirilir/0193c42d-8428-745f-c361-bdb6250a919f ↩
- Müddün pirinç olarak yaklaşık 750 gram, yarım sâ’ın yaklaşık 1,5 kg tutulduğu hakkında: https://islamqa.info/ar/answers/319601 ve https://islamweb.net/ar/fatwa/242041 . ↩
- Mirdâvî, el-İnsâf fî Ma’rifeti’r-Râcih mine’l-Hilâf, “Kitâbü’l-Eymân”, “Bâbü Kefâreti’l-Yemîn”: وَإِنْ أَخْرَجَ الْقِيمَةَ، أَوْ غَدَّى الْمَسَاكِينَ أَوْ عَشَّاهُمْ: لَمْ يُجْزِئْهُ. Metin için: https://www.islamweb.net/ar/fatwa/313702/ ↩
- Buhârî, “Muhsar”, “el-İt’âm fi’l-fidye nısfu sâ’” bâbı, nr. 1816; Müslim, “Hac”, nr. 1201. Muttefekun aleyh; hadis sahihtir. Buhârî metni: https://islamicurdubooks.com/hadith/hadith-.php?bookid=1&hadith_number=1816 ↩
- Her iki haber: Mâlik, el-Muvatta’, “Nüzûr ve’l-Eymân” kitabı. İbn Abdilberr, “müdd-i asğar”ın Peygamber’in ﷺ müddü olduğunu söyler: el-İstizkâr, XV/87-88. Muvatta’ metni için: https://fiqh.islamonline.net/الكبير-أو-المريض-الذي-لا-يطيق-الصيام/ ↩
- Kurtubî, el-Câmi’ li-Ahkâmi’l-Kur’ân, Mâide 5/89, 26. mesele: وَقَالَ الشَّافِعِيُّ: لَا يَجُوزُ أَنْ يُطْعِمَهُمْ جُمْلَةً وَاحِدَةً؛ لِأَنَّهُمْ يَخْتَلِفُونَ فِي الْأَكْلِ، وَلَكِنْ يُعْطِي كُلَّ مِسْكِينٍ مُدًّا. http://quran.ksu.edu.sa/tafseer/qortobi/sura5-aya89.html ↩
- İbn Abdilberr, el-İstizkâr, Kefâretü’l-yemîn bahsi; naklen Kurtubî, a.g.e., Mâide 5/89, 26. mesele ve https://islamqa.info/ar/answers/319601 ↩
- İbn Abdilberr, el-İstizkâr, Kefâretü’l-yemîn bahsi; Kurtubî, a.g.e., Mâide 5/89, 26. mesele. http://quran.ksu.edu.sa/tafseer/qortobi/sura5-aya89.html ↩
- Bedrüddîn el-Aynî, el-Binâye şerhu’l-Hidâye, “Kefâretü’l-yemîn” bahsi, VI/135 (Şâmile nüshası): https://shamela.ws/book/427/3183 . İmam Mâlik’in aynı mealdeki sözü: قَالَ مَالِكٌ: إِنْ غَدَّى عَشَرَةَ مَسَاكِينَ وَعَشَّاهُمْ أَجْزَأَهُ (Kurtubî, a.g.e., 26. mesele). ↩
- Cezîrî, el-Fıkh ale’l-Mezâhibi’l-Erbaa, “Kefâretü’l-yemîn” bahsi: يشترط أن يغدي كل مسكين من العشرة ويعشيه، أما إذا غدى واحداً وعشى واحداً آخر غيره لم يجزئه، لأنه يكون قد فرق طعام العشرة على عشرين. ↩
- el-Aynî, el-Binâye, a.y.: وَإِنْ غَدَّاهُمْ وَعَشَّاهُمْ وَفِيهِمْ صَبِيٌّ فَطِيمٌ … لَمْ يُجْزِئْهُ، وَعَلَيْهِ إِطْعَامُ مِسْكِينٍ وَاحِدٍ. https://shamela.ws/book/427/3183 ↩
- İbn Abdilberr, el-İstizkâr, Kefâretü’l-yemîn bahsi; naklen: https://islamqa.info/ar/answers/319601 ↩
- İbn Bâz’ın “onlara akşam yemeği veya öğle yemeği yedirir” (يُعَشِّيهِمْ أَوْ يُغَدِّيهِمْ) fetvası: https://binbaz.org.sa/fatwas/5935 . İbnü’l-Useymîn’in tercihi için: https://www.islamweb.net/ar/fatwa/313702/ ↩
- İbn Abdilberr, el-İstizkâr, a.y.; naklen: https://islamqa.info/ar/answers/319601 ↩
- İbn Teymiyye, Mecmû’u’l-Fetâvâ, XXXV/349-352, “Kefâretü’l-yemîn” bahsi. Naklen: https://islamqa.info/ar/answers/319601 ve https://islamqa.info/ar/answers/278729 ↩
- Buhârî, “Tefsîr”, Bakara sûresi, “Eyyâmen ma’dûdât” bâbı, 4505 numaralı hadisten önce muallak (senedsiz) olarak. Buhârî’nin kesin ifadeyle naklettiği muallaklar ona göre sahih kabul edilir. Metin: https://alathar.net/home/esound/index.php?op=codevi&coid=205963 ↩
- İbn Teymiyye, Mecmû’u’l-Fetâvâ, XXXV/349. Aynı yerde bu görüşün “delil bakımından iki görüşün daha açık olanı” (وَهُوَ أَظْهَرُ الْقَوْلَيْنِ فِي الدَّلِيلِ) olduğunu ve en üst derecenin “ekmek ve et” (وَالْأَعْلَى خُبْزٌ وَلَحْمٌ) olduğunu söyler. Naklen: https://islamqa.info/ar/answers/278729 ↩
- Sahâbî sözünün delil oluşu ve sahâbîlerin ihtilafı hâlinde durum: İbnü’l-Kayyim, İ’lâmü’l-Muvakkı’în, “sahâbî fetvalarıyla amel” bahsi. ↩
- Hanefî kaynaktan naklen: وَإِنِ اخْتَارَ التَّمْلِيكَ أَعْطَى كُلَّ مِسْكِينٍ نِصْفَ صَاعٍ مِنْ بُرٍّ أَوْ دَقِيقٍ أَوْ سَوِيقٍ، أَوْ صَاعًا مِنْ تَمْرٍ أَوْ صَاعًا مِنْ شَعِيرٍ، لَا يُجْزِئُهُ دُونَ ذَلِكَ عِنْدَنَا. https://www.islamweb.net/ar/fatwa/101407/ . Aynı ölçüler: Kâsânî, Bedâiu’s-Sanâi’, “Kitâbü’l-Eymân”, kefaret bahsi. ↩
- Şâfiî, el-Ümm, “Kefâretü’l-yemîn” bahsi; metin için: https://www.islamweb.net/ar/fatwa/101407/ ↩
- Sahnûn, el-Müdevvene, “Kefâretü’l-yemîn” bahsi; metin için: https://www.islamweb.net/ar/fatwa/101407/ ↩
- Mirdâvî, el-İnsâf, “Bâbü Kefâreti’l-Yemîn” ve İbn Kudâme, el-Muğnî, kefaretlerde yiyecek miktarı bahsi: قَدْرُ الطَّعَامِ فِي الْكَفَّارَاتِ كُلِّهَا مُدٌّ مِنْ بُرٍّ لِكُلِّ مِسْكِينٍ، أَوْ نِصْفُ صَاعٍ مِنْ تَمْرٍ أَوْ شَعِيرٍ. Metin için: https://islamweb.net/ar/fatwa/242041 ↩
- Kâsânî, Bedâiu’s-Sanâi’, “Kitâbü’l-Eymân”, kefaretin keyfiyeti bahsi (Hanefîlerde temlik, ibâha ve kıymetin câizliği). Mezheplerin bu konudaki görüşlerinin toplu nakli: https://islamweb.net/ar/fatwa/242041 . Diyanet’in 2026 fitre açıklaması: https://www.diyanet.gov.tr/tr-TR/Kurumsal/Detay/38239/din-isleri-yuksek-kurulu-2026-yili-fitre-miktarini-acikladi ↩
- https://binbaz.org.sa/fatwas/15777 ve https://www.islamweb.net/ar/fatwa/137617/ ↩
- https://www.islamweb.net/ar/fatwa/375847 ve https://www.islamweb.net/ar/fatwa/6602 ↩
- Aynı on fakire birden fazla kefaretin verilebileceği: https://www.islamweb.net/ar/fatwa/297010/ . Aynı gün verilen birden fazla kefaretin Ebû Hanîfe’ye ve Hanbelîlerde bir vecihe göre yalnız bir kefaret sayılacağı: https://www.islamweb.net/ar/fatwa/28568/ ↩
- Din İşleri Yüksek Kurulu, 1952/267 tarih ve sayılı karar; Kurul’un “Bozulan her bir yemin için ayrı ayrı mı yoksa hepsi için bir keffâret mi ödenmelidir?” fetvasında: https://kurul.diyanet.gov.tr/tr/fetva/bozulan-her-bir-yemin-icin-ayri-ayri-mi-yoksa-hepsi-icin/0193c42d-844f-759f-cdc7-adaca9277b7e ↩
- Diyanet İşleri Başkanlığı, “Din İşleri Yüksek Kurulu, 2026 yılı fitre miktarını açıkladı”: https://www.diyanet.gov.tr/tr-TR/Kurumsal/Detay/38239/din-isleri-yuksek-kurulu-2026-yili-fitre-miktarini-acikladi ↩
- Din İşleri Yüksek Kurulu, “Yemin keffâreti nasıl yerine getirilir?”: https://kurul.diyanet.gov.tr/tr/fetva/yemin-keffareti-nasil-yerine-getirilir/0193c42d-8428-745f-c361-bdb6250a919f ↩
- https://www.diyanet.gov.tr/tr-TR/Kurumsal/Detay/38239/din-isleri-yuksek-kurulu-2026-yili-fitre-miktarini-acikladi ↩
Bu makale Kardeşder (Osmangazi Gençlik Hareketi Yardımlaşma ve Kardeşlik Derneği) tarafından hazırlanmıştır.
İslami Okul Okulların En Önemlisi