Dokuzuncu Bölüm - Fıkıh - Delileriyleislamfikhi - 8. Sayfa
Adet Görme - Loğusalık Ve İstihaza İle İlgili Şer'i Hükümler :
B) Ayhali Ya Da Loğusa Kadının Kur'ân Öğretmesi :
D) Üzerinde Âyet Yazılı Bulunan Levha Ve Benzeri Şeyler :
— Cinsel Yaklaşmada Bulunabilir Mi?
— Kadın, Günlerinde Şüpheye Düşerse :
DOKUZUNCU BÖLÜM
ÎSTİHAZA KANI
Yukarıda da belirttiğimiz gibi, âdet görme süresinin en çoğu on , loğusalık süresinin en çoğu kırk gündür. Her iki durumda da en çok süre geçtiği halde kan kesilmezse ne gibi şer'İ hüküm gerekir? Ayrıca iki kan arasındaki temizlik süresinin en azı on beş gündür, bu süre içinde kan kesümeyip devam ederse kadın ne yapmalıdır?
a) Kadın daha ilk olarak adet görüyor veya ilk doğumunu yapıyorsa, o takdirde birinci durumda on günü, ikinci durumda kırk günü aşan kan istihaza kam sayılır. Kadının bir doktora baş vurması tavsiye edilir. Birkaç yıldır âdet görüyor veya birkaç doğum yapmışsa, belirlenen süresini aşan kan istihaza kam sayılır.
Bunun gibi âdet görme süresinin en azı oîan üç gün üç geceden daha az bir süre gelen kan da adet görme kanı değil, istihaza kanıdır,
b) Adetten kesilmenin tavanı olan 55 yaştan sonra ve tabanı olan sekiz ya da dokuz yaşından önce gelen kan ile doğum yapmadan yani henüz çocuk rahimden çıkmadan gelen kanı istihaza saymışlardır.[1]
Adet Görme - Loğusalık Ve İstihaza İle İlgili Şer'i Hükümler :
Bu üç halde de kan görülmedikçe herhangi bir hüküm sübut bulmaz. Hanefi mezhebinin zahiri görüşü budur. Fıkıhta söz sahibi ilim adamlarının hemen hepsi bunu benimsemiştir ve fetva buna göre verilmiştir.[2]
Âdet görme ve loğusalıkla ilgili hükümlerin birleştiği yerler sekizdir :
1. Namaz ikisinden de düşer ve kazası gerekmez.
2. İkisine de oruç tutmak haramdır, temizlendikten sonra kaza etmeleri gerekir.
3. Cami' ve mescidlere girmeleri haramdır.
4. Kâ'be-i Muazzamayı tavaf etmeleri haramdır.
5. Kur'ân okumaları da haramdır.
6. Kür'ân'a (Mushafa) el sürmeleri de haramdır.
7. Cinsel yaklaşmada bulunmaları yasaktır, haramdır.
8. Kan kesildiğinde gusletmeleri vâcibdir. Açıklaması :
Kadın kan gördüğünde namazı terkeder. Fetva buna göredir.
Sahih olan görüşte budur.[3]
Namaz vakti -cinde henâz namazı kılmadan kadm âdet görür veya doğum yaparsa, o vaktin farzı düşer; ister namaz kılacak kadar bir süre kalsın ister kalmasın farketmez.[4]
Vaktin sonuna doğru tekbir getirip namaza başlayan kadın bu durumda kan. görürse, namazı bırakır ve onu kaza etmesi gerekmez. Ama başladığı namaz nafile ise, o takdirde ileride onu kaza etmesi vâcib olur. Çünkü şeriat vakit namazlarını ondan kaldırmış; nafileyi değil. Bu nedenle vakit farzını kılarken kan görürse, o namazı kaza etmesi gerekmiyor, ama nafile kılarken kan görürse, onu ileride kaza, etmesi gerekiyor.[5]
— Âdet gören kadın evinde nasıl davranmalı?
Anne her zaman çocuklarına örnek sayılır. Günlük yaşayışında çocuklarına en güzel söz ve davranışlarıyla örnek olması, onun en çok dikkat edeceği hususlardan biridir. Bu bakımdan İslâm Şeriatı kadın âdet görmeye başladığında, namaz vakitleri girince abdest alıp evindeki namaz kıldığı yere oturarak teşbih ile meşgul olmasını müstehab kılmıştır. Bu demek değildir ki bir vaktin tamamını teşbihle geçirecek; ama bir namaz kılnacak kadar bir zaman böyle yapması tavsiye edilmiş ve müstehab sayılmıştır.[6]
Âdet görme halindeki kadın secde âyetini işitirse tilâvet secdesinde bulunması gerekir mi? Fukahanm tesbitine göre, kendisine tilâvet secdesi gerekmez, temizlendikten sonra da kaza etmesi vâcib değildir.[7]
İkinci maddede, oruç tutmaları haram olur, ama temizlendikten sonra kazası gerekir, demiştik. Yukarıda namazla ilgili birinci bölümde olduğu gibi, nafile oruca başlar da henüz iftar etmeden âdet görür veya loğusa olursa, orucu bozulur, temizlendikten sonra, kaza etmesi gerekir. Çünkü Şeriat, farz namaz her gün beş vakit kılındığından her günün namazı o günde kılınmalı açısından hareketle âdet gören ya da loğusa olan kadının üzerinden bu ibâdeti temizleninceye kadar kaldırıyor ve kaza ile yükümlü tutmuyor. Ama oruç sadece yılda bir ay farz olduğundan, her güne ait bir oruç farizası bulunmadığından onun kazasını emrediyor. Bunun gibi nafile oruca başlayıp iftar etmeden kan gördüğünde onu da temizledikten sonra kaza etmesini vâcib kılıyor.
Üçüncü maddede cami' ve mescidlere girmesi haramdır, demiştik; bu tahrim sadece âdet gören ve loğusa olan kadına has değil, cünübün de girmesi haramdır. İster oturmak için, ister bir kapısından girip diğer kapısından çıkmak için olsun farketmez. [8]Ancak yol mescidin içinden geçiyorsa, o takdirde cünübün geçmesine cevaz verilmiştir.
Cami'den başka yerde bulunmazsa, o takdirde su almak için âdet görme halindeki kadının veya loğusanın ya da cünübün câmi'a girmesine de cevaz verilmiştir.
Bunun gibi cünüp, âdet gören kadm ya da loğusa canavar veya hırsızdan ve soyguncudan ya da şiddetli soğuktan korkar, başka da sığınacak yer bulamazlarsa, o takdirde câmi'a girip oturmaları caiz olur. Ancak mabede hürmeten teyemmüm etmeleri uygun bir davranış olarak nitelendirilmiştir.[9]
— Bu konuda câmi'in damına çıkılır mı?
Cünüp, aybaşı halindeki ya da loğusa kadın camiin damına çıkıp oturabilirler mi? Fakihlerin çoğuna göre, camilerin damı cami'lerin içinin hükmünü taşır. Nasıl içine girmek haramsa, damına da çıkıp oturmak öylece haramdır.[10]
Cenaze ya da bayram namazı için tahsis edilen yerlerin hükmü nedir?
En sahih kavle göre, bu yerler cami' hükmü taşımaz. Bu nedenle cünübün, ayhali ya da loğusa kadının bu yerlere girmesi haram değildir.[11]
Âdet gören kadının veya cünüp kimsenin kabirleri ziyaret etmesi caiz midir? Sahih tesbitlere göre, bunların kabir ziyaretinde bulunması haram değildir. Bu konuda bir sakınca görülmemiştir. [12]Çünkü kabirler ibret alınacak yerlerdir, ibâdet yeri değildir.
Dördüncü maddede bunların tavafta bulunması haramdır, demiştik; çünkü Kâ'be-i Muazzamayı tavaf etmek, namaz gibi bir ibâdettir. Ancak belirtilen hallerden temizlenip abdestli kişiler bu ibâdeti yerine getirebilir. Ayni zamanda Mescid-i Haram'a o vaziyette girmeleri de haramdır. O halde cünüp, âdet gören ve loğusa ne Mescid-i Haram'a girebilir, ne de tavaf yapabilirler. Mescid'in dışında durup tavaf yapsalar hüküm yine böyledir. Ancak ne var ki, tavaf Mescidin dışından yapılmaz.[13]
— Cünübün, âdet gören ya da loğusa olan kadının Kur'ân'dan bir şey okumaları haramdır, İster bir âyet, ister daha az bir miktar olsun bu konuda farketmez. En sahih görüş budur. Ancak bir âyetten az bir miktar ile sadece şükretmeyi veya bir işe başlamayı ya da bir şey yemeği düşünmesi gibi hususlarda el-hamdu lıllah veya bismillah demelerinde bir sakınca görülmemiştir.[14]
Bir de sık sık dil üzerine gelen çok kısa bir âyeti telefuz etmelerinde bir sakınca görülmemiştir; örneğin, sümme nazara, lem yeıid veya lem yûled gibi.[15]
A) Semavî Kitapları Okumak :
Sözü edilen bu üç kişinin Tevrat, İncil ya da Zebur okumaları caiz midir? Bu konuda farklı görüşler olmakla beraber yetkili ilim adamlarımıza göre mekruhtur. Çünkü bu üç Kitap her ne kadar bir takım değişikliklere uğratılmışsa da içinde Allah (C.C.) Kelâmının izleri mevcuttur. Bu nedenle cünübün, ayhali ve loğusa kadının Semavî Kitapları okuması hürmetsizlik sayılmıştır.
Fukahanm bu tesbit ve görüşü aslında İslâm'ın diğer semavî dinlere gösterdiği yakın ilgiyi yansıtmaktadır. Ne yazık ki Yahudilerle Hıristiyan din adamları Kur'ân'a bu saygıyı hiçbir zaman göstermemişlerdir. [16]
B) Ayhali Ya Da Loğusa Kadının Kur'ân Öğretmesi :
Kadın Kur'ân öğreticiliği yaparken ayhali ya da loğusa olursa, okutmaya devam edebilir mi? Kelimeleri birbirinden ayırarak tek tek teleffuz etmesi veya kelimeleri heceliyerek okutmaya çalışmasında bir sakınca görülmemiştir.[17]
Mezhebin zahir rivayetine göre kadının belirtilen durumlarda Kunut okuması mekruh sayılmamıştır. Fetva buna göredir. [18]Bunun gibi cünübün, ayhali ve loğusanın çeşitli dualar okuması, ezanı cevaplandırması ve benzeri zikirlerde bulunması caizdir.[19]
Çünkü İslâm, inanmış bir kişinin hiç bir zaman gönül gafleti içinde kalmasına razı değildir. İnsan kalbi her halü-kârda Allahını anmalı ve bu yoldan ruhuna gıda vermelidir. Esasen buna her an ihtiyacı vardır. Zikirsiz, duasız bir kalb, sudan çıkmış balığa benzer.[20]
C) Mushafa El Sürebilir Mi?
Altıncı madde de Mushafr el sürmelerinin haram olduğunu belirtmiştir. Bu sadece cünübe, ayhali ve loğusa kadına değil, aynı zamanda abdestsize de haramdır. Ancak Mushafa yapışık bulunmayan bir kılıf, kutu ve benzeri bir şey içinde dokunmaya cevaz verilmiştir. Çünkü bunda zaruret vardır. Sahih olan görüş budur. Fetvada buna göredir.[21]
Mushaf kenarında boş kalan yazılmadık yerlere el sürmekde haram sayılmıştır. Çünkü o yerler de Mushaftan bir parça hükmündedir.
Sözü edilen kişilerin sadece elle dokunmaları değil, başka bir organlarıyla da (dudak, alın gibi) dokunmaları haramdır. En sahih görüş ve tesbit budur.[22] Ayrıca üzerlerindeki elbiseyle de dokunmalarına cevaz verilmemiştir.
Tefsir, Hadis ve Fıkıh kitaplarına dokunmaları ise sadece mekruh sayılmıştır. Buradaki kerahatten maksad, tenzihidir. Çünkü bunlara dokunmaya büyük ihtiyaç vardır. Bu nedenle fukahadan bir kısmı kerahet bulunmadığını söylemiştir. îctihad ve görüşlere hür-meten bu gibi kitaplara gömlek veya üstlük yeni, ya da benzeri bir şeyle dokunmak daha uygun olur.[23]
D) Üzerinde Âyet Yazılı Bulunan Levha Ve Benzeri Şeyler :
Üzerinde tam bir âyet yazılı bulunan levha, para, süs eşyası ve benzeri şeylere de sözü edilen kişilerin ve bir de abdestsiz olanın el sürmesi caiz değildir. Yazılı bulunan âyet Farsça da olsa hüküm yine böyledir. Hanefî imamlarının bu konuda ittifakı vardır. Sahih olan da budur.[24]
Üzerinde Kur'ân'dan başka Zikrullah yazılı bulunan eşyaya dokunmakta bir sakınca görülmemiştir. Bunun gibi sözü edilen kişilerin el dokundurmadan Mushafa bakmalarında da bir beis yoktur.[25]
Cünüb ile ayhali olan kadına, bazı satırlarında Kur'ân âyeti konulacak kitap yazmaları mekruh sayılmıştır. İsterse yazdıkları âyetleri teîeffuz etmesinler, yine de hüküm aynıdır.
Kur'ân okumakta olan çocukların abdestsiz Mushaf taşımaları caiz midir? Çocuklar hem sorumluluk çağma gelmemişler, hem de sık sık abdest almaya zorlanmaları, okuma aşklarını kaçırabilir. Bu nedenle abdestsiz dokunmalarına ve taşımalarına cevaz verilmiştir. Sahih olan budur.[26]
— Cinsel Yaklaşmada Bulunabilir Mi?
Yedinci maddede cinsî yaklaşmada bulunmaları haramdır, demiştik. O halde koca ayhalinde bulunan karısını öpebilir, göbek ile diz arası dışında diğer yerlerine dokunabilir. Bu, İmam Ebû Hanîfe ile İmam Ebû Yusuf'un kavlidir. Bu vaziyette cinsel yaklaşmada bulunursa, büyük bir günah işlemiş olur. Allah'a tevbe edip istiğfarda bulunması gerekir. Bununla beraber bir ya da yarım DÎNAR sadaka vermesi müstehabdır.[27]
Sekizinci maddede, ayhali ve loğusalık kanı kesilince kadının gusletmesi gerektiğini belirtmiştik.
Bu duruma göre : îlk defa âdet gören kadın ile birkaç defa âdet gören kadının ayhalinin en çok süresi olan on gün geçtikten sonra gusletmese bile kocasiyle cinsel yaklaşmada bulunabilir. Ne var ki kadının bu durumda guslettikten sonra cinsel yaklaşamada bulunması müstehabdır.[28]
Adet görme kanının on günden önce kesilmesi halinde, kadın gusletmedikçe veya gusledecek ve îftitah tekbiri getirecek kadar kalan namaz vakti geçmedikçe kendisiyle cinsel yaklaşmada bulunmak caiz değildir. Çünkü vaktin sonunda gusledecek ve îftitah tekbiri getirecek kadar bir zaman kalmadıkça temizlenen kadına namaz (yani o vaktin namazı) vâcib olmaz.[29]
Adet görme süresi her ay altı ya da yedi gün olarak belirlenen kadının bu defa âdeti beş günü sonunda kesilmiş olursa, gusletse bile kendisiyle cinsel yaklaşmada bulunmak mekruhtur. Ancak belirlenen süre geçtikten yani altı ya da yedi gün geçtikten sonra bu kerahet kalkar. Ayni zamanda kanın kesilmesiyle belirli süre arasında namaz kılması, oruç tutması ve tavaf yapmasını da ihtiyaten mekruh sayanlar olmuşsa da Et-Tebyîn ve El-Mebsut'da bunun aksine kadının bu süre içinde namaz kılması ve oruç tutması ihtiyate daha uygundur, denilmiştir. Sahih oian da budur.
Âdet görme kanı on günden önce kesilir de kadın gusletmek için su bulamazsa, teyemmüm ederek namaz kılar. İmam Ebû Hanîfe ile îmam Ebû Yusuf'a göre bu durumda kadın namaz kılmadıkça kendisiyle cinsel yaklaşamada bulunmak helâl olmaz.
Bu konudaki genel kaide şudur :
İlk ayhali gören on günden az bir süre içinde temizlenir; belirlenmiş âdet süresi olan ise belirli süresinden evvel temizlenirse, abdest ve gusletmeyi kerahet vaktine girmiyecek şekilde vaktin sonuna geciktirir.[30]
— Ayhalîne Has Hükümler :
Adet görme haline has olan hükümler beştir :
1. îddet (şer'i bekleme süresi) in sona ermesi,
2. Gebe olmadığının anlaşılması,
3. Ergen olduğuna hükmedilmesi,
4. Sünnet talâkla bid'at talâk arasının ayrılması,
5. Keffaret orucunun tutulmasında tetabû un (ara vermeden tutma mecburiyetinin) kopmaması... (Yani keffaret orucu utan kadın henüz bunu tamamlamadan ayhali olursa, orucu kesmek zorunda kalır ne var ki bu zorunluk keffaret orucunun ardarda ara verilmeden tutulmasını bozmuş ya da engellenmiş sayılmaz.) [31]
— Îstihaza Kanı
Bu genellikle ayhali ve loğusalık sebeplerinin dışında başka bir sebepten dolayı gelen kandır. Kadın bu durumda özürlü sayılır ve şer'î ahkâma göre özürlü kişilerin hükmüne tabi tutulur. Devamlı yellenen ya da devamlı idrarı akan kimse gibi. Vakit girince abdest alır, ikinci vakit girinceye kadar abdesti başka bir nedenle bozulma-dıkça dilediği kadar namaz kılabilir. Bu kan onun oruç tutmasına, tavaf etmesine engel değildir. Cinsel yaklaşamada bulunmasında da bir beis yoksa da uzman bir doktora baş vurması ve ona göre hareket etmesi uygun olur.[32]
Âdet görmenin intikali, yani bir önceki süreye uymaması, İmam Ebû Yusuf'a göre bir defayla gerçekleşir. İmameyne göre iki defa ile gerçekleşir. Burada fetva Ebû Yusuf'un kavline göredir.
Akıntı belirlenen süreyle birlikte on günü aşarsa, o takdirde kadının asıl bilinen süresine dönülür, geri kalan günlerdeki akıntı is-tihaza sayılır. Bunu bir misal ile açıklıyalım : Kadın daha önceki aylarda altı gün kan gördüğü halde bu ay on iki gün görmüş olursa, asıl belirlenmiş adeti altı gün olduğuna göre, bunun altı günü ayhali, gerisi istihaza kanı sayılır. On günden aşağı bir süre devam etmiş olsaydı, bununla kadının âdetinin değiştiğine hükmedüirdi.
Loğusa olan kadının durumu da böyledir : Bir önceki doğumda kanı otuz günde kesildiği halde bu kez 50 günde ancak kesiliyorsa, bunun otuz günü loğusa kanı, geriye kalanı istihaza kanı kabul edilir, ona göre şer'î ahkâm uygulanır. Bunun aksine kan otuz beş gün devam ederse, bununla kadının loğusalık âdetinin değiştiğine hükmedilir ve böylece loğusalık süresi 35 gün olarak kabul edilir.[33]
— Kadın, Günlerinde Şüpheye Düşerse :
Belirli âdeti bulunan kadının bu kez kanı devam eder de ayhali günlerinin sayısında, nerede ne zaman ayhalinin başladığında şüpheye düşer ve ne zaman temizlendiğini ve bu temizliğin ne kadar sürdüğünü kestiremezse şu yolda ihtiyatla amel eder :
a) Ayhali olan kadının kaçındığı her şeyden kaçınır,
b) Her namaz için gusleder,
c) Sadece farz, vacib ve nıüekked sünnet namazları kılar, nafile namaz kılmaz,
d) Sadece kıraatte farz olan, ya da vâcib kabul edilen miktarı okur, fazlasını okumaz.
e) Farz namazların son iki rek'atinde okur. Sahih olan görüş ve tesbit budur.[34]
Temizlik süresiyle ayhalinin başlaması arasında tereddüde düşer, kesin bir sonuca varamazsa, o takdirde her namaz için vakit girince abdest alır, öylece kılar.
Temizlenmeyle ayhalinden çıkma arasında tereddüd ederse her namaz vakti girince gusletmesi istihsanen uygun olur. Necmuddin Nesefî bu konuda diyor ki : «Sahih olan şudur ki, kadın bu durumda her namaz vakti girince gusleder.» Nitekim EI-Muhit'te de bu husus açıklanmıştır. En sahih olan da budur.[35]
Yine belirtilen durumda tereddüd eden kadın Ramazan ayında bulunuyorsa iftar etmez, yani orucunu tutar, ancak Ramazan ayı geçtikten sonra ayhâli günleri sayısınca orucu kaza eder. Bu arada ayhalinin geceden başladığını biliyorsa, o takdirde yirmi günün orucunu, gündüz başladığını biliyorsa yirmi iki günün orucunu ihtiyaten kaza eder. Gece ya da gündüz başladığını bilmiyorsa, fukahanm çoğuna göre yirmi günün orucunu kaza eder. Yalnız Fakih Ebû Cafer Hazretleri bu durumda da kadının ihtiyaten yirmi iki günlük orucunu kaza etmesini önermiştir.[36]
— Konuyla İlgili Hadîsler :
Fatima binti Ebî Hubeyş (R.A.) anlatıyor ; Resûlüllah (A.S.) Efendimiz bana şöyle buyurdu :
«Ayhali kanın siyaha yakın (kadınlarca) bilinen bir renk ya da koku alırsa, namazı bırak. Bundan başka bir renkte olursa, abdest al ve namazını kıl, çünkü o bir damar çatlamasmdandır.»[37]
Yani ayhali kanı böyle başlar, sonra rengi bulanık bir hal alır, daha sonra koyu sarı ve netice sanmtıraklaşır ve temizlenmeye başlayınca kremi bir renge dönüşür. Nitekim kadınlar bu durumu Hz. Âişe Validemizden sorduklarında, onlara : «Acele etmeyin, dölyata-ğına koyduğunuz pamuk beyaz çıkmadıkça temizlenmiş sayılmazsınız.» demiştir. [38]İctihâd bu rivayete göredir.
«Bakire ya da dul cariyenin ayhalinin en az süresi üç gün, en çok süresi on gündür.»[39]
[1] Hıdaye - Bedayi' - Fetâvi-yt Hindlyye.
Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 1/111.
[2] El-Muhit – Serahsi.
[3] Ez-Zahira - Fethulkadir - Fetvâ-yi Hindiyye.
[4] Ez-Zahira - Fethulkadir - Fetvâ-yi Hindiyye.
[5] El-Hulasa - Fetavâ-yi Hindiyye - ibn Abidin.
[6] Siraciyye - Fetâvâ-yi Hindiyye.
[7] Tatarhaniyye - Eahriraik - Fetâvâ-yi Hindiyye.
[8] Münyetul-Musalli - Fetâvâ-yi Hindiyye.
[9] Tatarhaniyye - Fetâvâ-yi Hindiyye.
[10] Cevhere-i Neyyire - Fetâvâ-yi Hindiyye.
[11] Bahrirâik - İbn Nüceym - Fetâvâ-yi Hindiyye.
[12] Siraciyye - Fetâvâ-yi Hindiyye.
[13] Et-Tebyin – Zeylaî.
[14] Cevher-i Neyyire.
[15] El-Hulasa : Fetâvâ-yi Hindiyye.
Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 1/111-115.
[16] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 1/115.
[17] El-Muhit - Serahsî - Fetâvâ-yi Hindiyye.
[18] Et-Tebyin - Et-Tencis - Fetâvâ-yi Hindiyye.
[19] Siraciyye - Fetâvâ-yi Hindiyye.
[20] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 1/115.
[21] Hidâye - Cevhere-i Neyyire.
[22] Et-Tebyin - Ez-Zahitü - Fetâvâ-yi Hindiyye.
[23] Bedayi' - Et-Tebyin - Bahr-i Râik.
Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 1/115-116.
[24] Cevhere-i Neyyire - El-Huîasa - Fetavâ-yi Hindiyye.
[25] Nihaye - Cevhere-i Neyyire.
[26] Siracülvehhac - Fetâvâ-yi Hindiyye.
Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 1/116-117.
[27] El-Muhit - Serahsi DİNAR : 4 gr., 25 mg.dır.
[28] El-Muhit – Serahsi.
[29] Ez-Zahidî - Bedayi' - Fetâvâ-yi Hindiyye.
[30] Fetâvâ-yi Hindiyye - Ez-Zahidi.
Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 1/117-118.
[31] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 1/118.
[32] Hidâye - Fetâv-yi Hindiyye.
[33] El-Muhit -. Bedayi1 r Fetâvâ-yi Hindiyye – Siracülvehhac.
Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 1/118-119.
[34] Bahrirâik - îbn Nüceym - Fetâvâ-yi Hindiyye.
[35] Şerh-i Mebsut - Bahrirâik - Fetâvâ-yi Hindiyye.
[36] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 1/119-120.
[37] Ebû Davud - Nesâi - İbn Hibban - Dare-Kutni. Kavilerinin hepsi güvenilirdir.
[38] imam Mâlik - Muhammed bin Hasen rivayet etmiştir. Buharı bunu ta'liken almıştır.
[39] Nesburraye ; Babul-hayş / Zeylai.
Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 1/120.
İslami Okul Okulların En Önemlisi