Onbirinci Bölüm - Fıkıh - Delileriyleislamfikhi - 10. Sayfa
DİBAĞAT VEYA BOĞAZLAMA İLE TEMİZLİK
ONBİRİNCİ BÖLÜM
DİBAĞAT VEYA BOĞAZLAMA İLE TEMİZLİK
Domuzdan başka diğer bütün hayvanların .derisi, İslâm Şeriatının belirttiği biçimde boğazlanmakla temi? sayılır. Derinin rutubeti iyice alındıktan sonra üzerinde hem oturulur, hem namaz dalınabilir. Bilindiği üzere her hayvanın eti yenilmez. İslâm Dini hangi hayvanların etinin yenilebileceğini hem genel Ölçüde, hem özel biçimde açıklamıştır. O halde derisi temiz olan her hayvanın eti helâldir, diye bir kaide yoktur. Yukarıda, da belirttiğimiz gibi, domuz bütünüyle murdar kabul edildiğinden derisi de necis sayılmıştır. Dişer hayvanlar şer'î biçimde boğazlandıkları takdirde çoğunun eti yenilmese bile derileri temizdir, yararlanılabilir.
l — Ölü, hayvanlara gelince, bunların da derisi dibağatle temizlenir. Ancak domuz derisi müstesna. Şafi'lere göre köpek derisi de domuz derisi gibidir.
Dibağat çeşitti kimyevi maddelerle yapılabileceği gibi kireç, arsenik ve alçı, güneş, toprak ve rüzgarla da yapılabilir. Yani ıfböfcün bu durumlarda derinin rutubeti giderilmiş, bozulma tehlikesi kalmamışsa, o takdirde ölmüş hayvanın olsa, ya da üzerinde daha önce kan hayvan pisliği gibi necasette dokunmuş olsa, temizlenmiş sayılır.
Ancak şap, mazı ve benzeri kimyasal özelliği ve te*süH bulunan maddelerle dibağat yapılması daha sıhhatlidir. Çünkü deri ve mikroorganizmaların etkisiyle çabuk bozulur. Bilhassa üzerinde et, yağ gibi artıklar bırakılan derilerde bozulma oram daha yüksektir.
Bu konuda içtihada nıesned olan hadis-i şerif ise îbn Abbas (R.A.) tarikiyle rivayet edilmiştir :
2 — «Deri dibağat edildiğinde temiz olur..»[1]
Mâlikîler dibağati temizleyici yollardan saymamışlar ve yukarıdaki hadîsi nezafet anlamına hamletmişler. Hanbelüer de buna yakın bir ictihadda bulunmuşlardır. Safilere göre, dibağatin mikroorganizmaları öldürecek ölçüdeki kimyevi maddelerden olmasını önermişlerdir.[2]
3 — Bu konu hakkındaki diğer sahih rivayetler ise şöyledir :
«Herhangi bir deri dibağat edilirse, gerçekten temizlenir, (yani temiz olur).»[3]
Hz. Meymune'nin kölesine bir koyun ya da keçi sadaka olarak verilmişti. Boğazlanmadan ölen bu hayvan henüz kaldırılmadan Re~ sûlüllah (A.S.) Efendimiz oradan geçti. Hayvanın öldüğünü görünce : «Neden bunun derisini yüzüp dibağat etmek suretiyle yararlanmıyorsunuz?» diyerek uyarıda bulundu. Onlar da «Ya Resûlellah hayvan diri değil, ölüdür.» deyince, Efendimiz (A.S.) : *Ölü ise onun ancak etini yemek haramdır..» buyurdu.[4]
Mü'minlerin Anası Hz. Şevde (R.A.) 'dan yapılan sahih rivayete göre, Hz. Şevde diyor ki :
«Bizim bir koyunumuz vardı, öldü, onun derisini yüzüp dibağat yaptık ve eskiyinceye kadar kullandık.»[5]
İbn Abbas (R.A.) diyor ki :
Batı (mağrib) cihetine gitmiştik, yanımızda Berberilerle Mecu-sîlerden bazı kimseler de vardı. Bir koyun boğazlayıp getirdiler, biz onun etinden yemedik. Fakat deri tutumlar içinde su getiriyorlardı. Bu durumu Resûlüllah (A.S.) Efendimizden sorduk. Bize şöyle buyurdu : «Dibağat o su tulumlarım temizlemiştir.»[6]
Yine îbn Abbas (R.A.)'dan yapılan sahih rivayette deniliyor ki :
«Resûlüllah (A.S.) Efendimiz hayvan derisinden ma'mul su tulumundan abdest almak istedi. Ashabdan birisi : «Bu ölmüş bir hayvanın derişidir» dedi. Bunun üzerine Peygamber (A.S.) Efendimiz «Dibağet edilmesi onun pisliğini ve murdarlığını gidermiştir.[7]
bu konuda birkaç sahih rivayet daha vardır. arzu edenler nas-burraye'nin birinci cilt, 115 - 116 - 117 sahifelerine baksın.
4 — Necis (Murdar) şeylerin şer'î hükümleri :
Ayni necis olan şeyler ikiye ayrılır :
1. Muğallaza olanı ki bundan ancak bir dirhem (3,20 gr.) ibâdete engel sayılmaz. îdrar ve benzeri sıvı olanından ise bir elin ayası kadar ibâdete engel değildir. Fazlası engeldir.
2. Hafife olanı ki bundan dokunduğu elbisenin dörtte birinden az bir miktarı ibâdete engel sayılmaz.
Dirhemin her devirde mevcut örfe göre takdir edilmesini savunanlar olmuştur. Ancak şef*î dirhemin itibar edilmesi daha sahih bir görüş olarak kabul edilmiştir.[8]
5 — Muğallaza olan necis nelerdir?
a) însan bedeninden çıkıp abdest ya da guslü gerektiren her şey muğallaza kabul edilmiştir : Dışkı, idrar, meni, meyzi, vedyi, kanlı su, kusmuk -ağız dolusu olduğu takdirde- bu cümledendir. [9]Âdet görme, loğusalık ve istihaza (rahimdeki bir rahatsızlık ya da illetten dolayı gelen kan) da ayni kelimenin kapsamına girer. Yani bunlar da necasetti muğallazadan sayılır.[10]
Küçük yaşta kız ve erkek çocuklarının idrarı -yemek yesinler, demesinler fark etmez- bu tarife girer.[11]
b) Şarap, akıtılan kan, ölü eti, eti yenmiyen hayvanların idrarı, dışkısı, sığır tersi, köpek dışkısı, tavuk, ördek, kaz, hindi ve benzeri hayvanların dışkısı da necaset-i galizedendir.[12]
Yırtıcı hayvanların, kedi ve farenin dışkısı da bu cümledendir. Kedi ile fare idrarı bir aya miktarını aşarsa, zahir rivayete göre necaset-i galizedendir.[13]
Yılan dışkısı ile büyük kene pisliği (kanı) ve büyük keler kanı -akıcı olduğu takdirde- necaset-i galizdendir.[14] Tabii bunlar da belirtilen miktarı bulduğu takdirde ayni hükme girer. Bir dirhem miktarını aşacak kadar elbiseye dokunacak olursa, namazın cevazına mani. olur.
6 — Hafif sayılan necis nelerdir?
Yukarıda da belirttiğimiz gibi, dokunduğu yerin dörtte birinden az bir miktarı ibâdete engel sayılmamıştır. Ancak dörtte birin takdirinde farklı görüşler ortaya çıkmıştır :
a) Elbiseden dokunduğu kısmın dörtte biri,
Örneğin kol ya da etekten birine dokunduğunda, dokunan bu bölümün dörtte birini kapsayıp kapsamadığına bakılır. Dokunduğu yer elbise değil de belli bir organımız -el ve ayak gibi- ise yine ayni miktarı bulup bulmadığına göre takdir edilir. [15]Fetva da buna göredir, Tuhfe sahibi bunun sahih olduğunu savunmuştur.[16]
b) Bütün elbisenin dörtte biriyle itibar edilir. Bu görüş sahih kabul edilmemiştir.
7 — Hafif sayılan necisler :
1. Eti yenen hayvanların idrarı,
2. At'ın idrarı da (eti yenildiği için),
3. Eti yenmiyen kuşların dışkısı,
4. Şehid kanı, üzerinde bulunduğu takdirde,
Şehid kanını, üzerinde bulunduğu sürece temiz kabul edenler de olmuştur.
5. Her canlının safrası, idrarı gibidir,
6. Çok ufak damlalar, yani zerrecikler halinde elbiseye sıçrayan idrar af kapsamına giren necasetten sayılmıştır. Çünkü bilhassa rüzgarlı havalarda bundan korunmak çok zordur.
Dinimiz bu konuda da mü'minlere bir kolaylık getirmiş» insanı sık sık meydana gelen bir meşakatten kurtarmıştır. Ancak her zaman idrar sıçrama ve serpintisinden korunmak Sünnettir. Hem kabir azabının çoğu, idrardan korunmamaktan ileri geldiği sahih rivayetle sabit olmuştur.
İdrarın zerrecikler halindeki serpintisi elbise ve bedene dokunduğu takdirde hüküm böyledir..Suya dokunduğu, yani serpilip içine girdiği takdirde onu necis eder. Çünkü suyun temizliği, beden ve elbise temizliğinden daha önemlidir.[17]
Elbise ya da bedene sıçrayıp serpilen idrar tanecikleri iğne ucu gibi zerrecikler halinde değil de daha büyük parçalar halindeyse, o takdirde dokunduğu yeri -belirtilen miktarı bulmuşsa- necis yapar ve ibâdete engel olur.[18]
Dirhem (3,2 gr.) miktarı necaset her ne kadar namazın fesadını gerektirmiyorsa da bu vaziyette namaz kılmakta kerahet-i tahrimi-ye vardır. Bu hususta icmâ' vardır. Dirhem miktarından az ise, kerahet-i tenzihiye vardır. Ne var ki, kişi haberi olmadan beden, ya da elbisesinde dirhem miktarı necis bulunduğu halde namaz kılar ve sonra farkına varırsa, müftabih olan kavle göre, namazı iade etmek gerekmez. Ancak namazda iken farkına varılır veya bu esnada bir yerden sıçrayıp dokunursa, o takdirde cemaati kaçırma endişesis olsa bile namazı kesmek vâcib olur. Çünkü cemaatle namaz kılmak sünnettir; elbise ya da bedene dokunan necaseti yıkayıp temizlemek vâcibdir. Ama vakit daralmışsa, namazı kestiği takdirde vaktin çıkma endişesi mevcutsa, o takdirde namazı kesmeyip devam ederek tamamlar.[19]
8 — Bu konuda bir takım meseleler :
Yılan gömleği, sahih kavle göre temizdir. Beraberinde taşıyan ûmsenin namazına engel sayılmaz. Yılan derisi üzerinde farklı gömüşler varsa da günümüzün gelişen tekniği bunu açıklığa kavuşturmuş ve deri sanayiinde bu deriyi dibağat etmenin mümkün olduğu anlaşıldığından, o takdirde dibağat yapılmış yılan derisi temizdir, namaza engel değildir.
Uyumakta olan kimsenin ağzından akan salya, ister tükrük bezlerinden, ister mideden gelsin sahih kavle göre necis değildir. Bu bakımdan namaza engel görülmemiştir. Bu, İmam Ebû Hanîfe ile İmam Muhammed'e göredir. Fetva da buna göre verilmiştir.
Ölünün ağzından gelen salya, necis sayılmıştır.[20]
İpek böceğinin meydana getirdiği ıslaklık, dışkısı ve böceğin kendisi, sahih kavle göre necis değildir.
Eti yenen kuşların -güvercin, kumru, serçe ve benzeri kuşlar gibi- dışkısı temizdir.[21]
a) Merkebin sütü temizdir. En sahih olan görüş budur. Ancak içilmesi doğru değildir. Çok şerefli sayılan insanın eti yenmiyen bir hayvanın sütünü içmesi uygun görülmemiştir.[22]
Boğazlanan hayvanın damarlarında kalan kan, ma'fuvattan sayıldığı için bu durumda elbise ya da bedene dokunursa, fazla miktarda bile olsa necis değildir; kılman namazı bu durumda iradeye gerek yoktur. Çünkü Şer'i boğazlamadan sonra akacak olan kan dışarı çıkmıştır. Damarlarda kalan kanı tamamen çıkarmak çok zor, hatta imkânsızdır. İslâm her konuda olduğu gibi bu konuda da en güzel biçimi sunduktan sonra bunun dışında meşakkati gerektireni hoş karşılamıştır. Damarlarda kalan kan bu cümledendir. Kur'ân'da ve hadis-i şerifte «dem-i meshuf = Akan, akıtılmış olan kan» necis sayılmıştır. Ette kalan bu tarifin dışında kalır.[23]
Ancak hayvan boğazlandığında akan kan ete dokunursa, o necis sayılır, bu nedenle yıkanıp temizlenmesi vâcibdir.
Ciğer ve dalaktaki kan necis değildir; bu konuda icmâ vardır. Kesülüllah (A.S.) Efendimiz : «Bize iki ölü, iki de kan helâl kılınmıştır. Ölüler Balık ile çekirgedir. Kanlar ise, ciğer ve dalaktır.»[24]
b) Pire, bit ve benzeri parazitlerin dışkısı veya kanı -çok bile olsa- temiz sayılmıştır. Balık ve suda yaşayan hayvanların kanı elbiseyi necis yapmaz. Bu, İmam Ebû Hanîfe ile İmam Muhammed'e göredir. O halde balıçıkların elbisesine dokunan kan namaza engel sayılmaz.[25]
c) Fare dışkısı buğdaya karışır da o vaziyette buğday uyutulur veya yağ içine düşerse, tadlarını değiştirmedikçe, bunları necis etmiş sayılmaz. Çünkü çoğu yerlerde ve evlerde gıda maddelerini fare dışkısından korumak çok zordur. Ancak sağhk yönünden gıda maddelerini kullanmadan önce iyice gözden geçirilmesi sünnete daha uygundur. Fakih Ebû Leys, bu kavli uygun ve muteber görmüştür. Mesail-i Ebû Hafs'de de buna fetva verilmiştir. Fazla bilgi için Fetâvâ-yi Hindiyye'ye bakılması tavsiye edilir.
d) Elbiseye dokunan, fakat ilk dokunduğunda bir dirhem miktarından az olan, sonra yayılarak bir dirhem miktarını aşan necis yağ namaza mani olur mu? Fukahanın çoğuna göre, mani' olur. Bu görüşle amel edilmiştir.[26]
Necis bir elbise temiz bir elbiseye sarılır da ondaki ıslaklık temiz elbiseye geçerse, bakılır : Nemlenen temiz elbise sıkılınca damlayacak kadar su emmişse, o da necis olmuş sayılır. Sadece nemlenmiş, sıkıldığında damlayacak kadar su çıkmazsa o takdirde necis olmuş sayılmaz. Bunun gibi temiz bir bez necis bir bez üzerine serilir veya necis bir yer üzerine konulur da elbise veya yerdeki ıslaklık konulan temiz elbiseye geçerse, yukarıdaki ölçüye göre amel edilir.[27]
Islak ayağını necis olan bir toprak üzerine ya da murdar bir yaygı üzerine korsa, ayağı necis olmaz. Bunun aksine ıslak olmayan yağını bu kez necis olan ıslak bir yaygı üzerine korsa, bakılır : Aya-ıslanırsa necis olduğu kabul edilir. Muhtar olan görüş budur.
e) Davar tersi çamura karıştırılarak sıva ve benzeri bir şeyde ullamlır da o duvar üzerine ıslak bir mendil ya da bez aşılırsa ne-is olur mu? Muhtar olan kavle göre necis olmaz.
Rüzgarın sürükleyip getirdiği ve elbiseye dokundurduğu kuru lavar tersi, dokunduğu yeri necis yapmaz. Tabii ıslak olanı bir dir-lıem miktarında bulunursa o takdirde necis etmiş sayılır.[28]
Necis olan maddelerden yükselen buhar dokunduğu yeri necis sapmaz. Sahih olan görüş budur.
f) Bir evin içinde tezek ve benzeri necis bir madde yakılır da pndan yükselen duman ya da buhar tavana aksedip orada bir tabaka meydana getirdikten sonra terlemeye baslar ve damlayan su elbise ya da başka bir eşyaya dokunursa, necasetin eseri açıktan belli olmadıkça dokunduğu yeri necis yapmaz. İmam Ebübekir Muham-med bin Fazl buna göre fetva vermiş ve Fetâvâ-yi Gıyasiyye de ayini hükmü fetva sadedinde belirtmiştir.
Genellikle buharlaşan necis bir maddenin necaseti buhar ile birlikte yükselmez. Fukaha buna dayanarak tavla ve ağıl gibi hayvanların çok eyleştiği yerlerde hayvan tersinden yükselen buharın tavanda ıslaklık meydana getirmesi ve zaman zaman su damlaları halinde düşmesi, dokunduğu yeri necis yapmaz, diye fetva vermişlerdir.
Büyük abdest bozduktan sonra su ile ya da kâğıt ve benzeri bir şeyle temizlenen kimse, dübüründeki ıslaklığı iyice gidermeden yellenecek olursa, bundan dolayı o nahiye necis olmuş sayılmaz.
Döşek çarşafına dokunup kuruyan meni üzerinde uyurken terleyen ve bu nedenle kuru meninin ıslanmasına yol açan kimsenin meniye dokunduğu elbisesi necis olur mu? Meninin ıslaklığı dokun-duğu yerde belirgin olmadıkça necis etmiş sayılmaz.[29]
Akar veya herhangi bir su kenarında dururken bir merkebin o suya idrar etmesiyle sıçrayan su serpintileri, dokunduğu yeri necis yapar mı? Dokunan serpintilerin necis olduğu kesinlik kazanmadık-çî namazın cevazına engel olmaz, isterse dokunan serpinti fazla miktarda olsun. Çünkü bu serpintinin su olması da muhtemeldir. Bunun gibi suya atılan hayvan tersi ve benzeri necis maddelerden dolayı meydana gelen serpinti, dokunduğu yeri necis yapmaz. Ancak dokunan serpintinin necis olduğu kesinlikle bilinirse, c takdirde namazın cevazına engel sayılır. Muhtar olan kavi budur. Fakih Ebû Leys bu görüşü tutmuş, onunla amel etmiştir. Bu durumlarda suyun akar, ya da durgun olması arasında bir fark gözetilin emiştir.
g) Açık hela ve benzeri necaset bulunan yerlere konan sineklerin dokunduğu elbise ve benzeri eşya necis olur mu? Gelip dokunan sinekler çok miktarda olursa, namazın cevazına engel sayılmıştır. Az miktarda olursa, engel olmayacağına fetva verilmiştir.
Ne var ki, sinekler kondukları pisliklerden ayaklarıyla durmadan mikrop taşır ve şuraya buraya bulaştırırlar. İslâm Şeriatı burada konuyu bu açıdan değil de namaza engel olup olmayacağı açısından ele almıştır. Çünkü sineklerin namaz kılan bir adamın üzerine gelip konmasını her yerde engellemek mümkün değildir. Din bu konuda bir kolaylık getirmektedir. Sağlık yönünden ise, Resûlül-lah CA.S.) Efendimiz bunun için önlem alınmasını emretmiş ve : «Kim pis çamaşırlarını Müslümanların gelip geçtiği yol üzerinde yıkar [veya evindeki hamam ve tuvaletin suyunu sokağa akıtırsa), Allah'ın meleklerin ve bütün insanların iâneti ona olur.»[30]
Diğer bir hadislerin de ise :
«Lanete sebep olan iki şeyden sakının! Bunun üzerine Ashab soruyor :
— Lanete sebep olan iki şey nedir?
Cevap veriyor :
— İnsanların yollarına veya gölgeliklerine hela yapan, büyük küçük abdest bozan kimselerdir.»[31]
Ayak ya da elbisesine çamur dokunan ve bunu yıkamadan gelip namaz kılan kimsenin ayağında veya elbisesinde necaset eseri görülmedikçe, kıldığı namaz sahihtir.
h) Temiz bir toprak necis bir su ile çamur edilir veya bunun aksi yapılırsa, sahih olan kavle göre, o çamur necis sayılır.[32]
Necis saman çamura karıştırılıp sıva ya da başka bir işte kullanılırsa, bakılır : Saman çok miktarda olup çamurun üstünde kendini hissettiriyorsa, o takdirde çamur necis olmuş sayılır.
Ancak sözü edilen çamur samanla birlikte iyice kurursa, artık necis olma hükmü kalkar. Yani onun temizliğine hükmedilir.[33]
i) Köpek insan azasından birini veya elbisesinden bir bolümü ağzıyla tutar, ya da ısırırsa -ister bu durumda, köpek öfkeli olsun, ister normal bulunsun- tuttuğu ya da ısırdığı yerde ıslaklık belirgin halde ise necis sayılır.
Muhtar olan da bu kavidir.[34]
Fil yeşil bitki ile karnını doyuran memeli bir hayvan olmasına sı, aslan, kaplan, pars ve benzeri yırtıcı hayvanlardaki gibi necis sayılmıştır;-hortumuyla bir elbise ya da bedeni ıslatırsa, temizlenmesi gerekir.[35]
Fil yeşil biki ile karnını doyuran memeli bir hayvan olmasına rağmen, salyası necis sayılmış ve bu konuda yırtıcılardan olan aslan ve kaplana benzetilmiştir. Bu bir ictihaddır ki Hanefilerin görüşünü yansıtır. Malikilere göre, köpeğin de, filin de salyası necis.değildir. Çünkü bu mezhebe göre diri olan her hayvan ve ondan meydana gelen salya, ter ve benzeri şeyler temizdir.[36]
Deve, koyun ve keçilerin kıyık ve dışkısı içindeki arpa daneleri yıkanırsa temizlenmiş sayılır. Sığır tersi kıyığı içindekiler ise yıkansa bile necis sayîır. Çünkü arpanın onda tam bozulmadık kalması pek mümkün değildir.[37]
Ekmek içinde raslanan fare dışkısı, dağılmadık bir vaziyette ise bulunduğu nahiye kesilip atıldıktan sonra geriye kalan kısım yenilir. Ama dağılmış ve çevresinin rengini değiştirmişse, şüpheyi giderecek kadar kısım kesilip atılır. Gerisi temiz sayılır.[38]
Koyun, keçi ve deve sağılırken dışkısı süt kabına düşecek olursa, henüz rengini vermeden ve dağılma isti.'dadı göstermeden almır-sa bir sakınca görülmemiştir. Aksi halde süt necis olur.
9 — İdrar ve Dışkıdan sonra temizlenme :
Bu iki ihtiyacı giderirken mümkün olduğu kadar kıble cihetine yönelmemek sünnettir. Bunun müstehab olduğu da söylenir. Unutarak kıbleye karşı oturmuşsa, hatırlayınca derhal yönünü değiştirmesi de müstehabdır. Kadının da çocuğunu kıbleye karşı tutup çişini ya da dışkısmr yaptırması mekruh sayılmıştır.
Günümüzde İslâm'ın bu sünnetini bilmiyenler tarafından yaptırılan bina, büro ve apartman dairelerinde tuvalet taşı kıbleye karşı konulmaktadır. Dinî kültürün toplum yapısında ne kadar zayıfladığı bundan da anlaşılmaktadır. Tevhid Dininin odağı sayılan Kâ'be mü'minlerin birliğini sağlayan tek merkezdir. Ona karşı saygısızlık, îslâm'm birleştirici ve kaynaştırıp kardeş yapıcı havasının dışına çıkmak demektir. Bu hususa dikkat edilmesi her zaman tavsiye edilir.
Bu konuda ön ve arkayı sağ el ile temizlemek mekruhtur. Çünkü sağ el, daha nezih ve temiz işlerde kullanılır. Sol el ise bu ve benzeri konularda... Sağ feyiz ve bereketi, uğur ve ikbali temsil eder, onu âdi şeylerde kullanmamak sünnete uygun olur. Ne var ki sol eli felçli, ya da sakat olan kimselerin sağ ellerinde belirtilen şeylerde kullanmalarında bir sakınca kalmaz.
Necis eşya i?e temizlik yapılmaz. Bunun gibi kemik, tezek, cam, ağaç yaprağı, saç et ve yiyecek maddeleriyle temizlik yapmak mekruhtur. Sözü edilen maddelerin çoğunu insanlar bazı yararlı konularda da kullanmaktalar. Kemiklerin toplanıp üğütülerek hayvan yemine katılması, tezeğin gübre ya da yakıt olarak kullanılması, cam ve benzeri madenî eşyanın toplatılarak fabrikalarda değerlendirilmesi bu cümledendir.
İslâm Dini, her çağa ve her millete seslenen son dindir. İnsanların yararlanacağı maddeleri her zaman muhterem saymış ve korunması için bir takım çare ve önlemler koymuştur.
Taşla temizlenmek mümkündür. Su bulunmadığı veya su bulunduğu halde önce taşla temizlenip sonra su ile iyice paklanmak daha iyidir.
a) Kâğıtın bu konuda kullanılmasını mahzurlu görenler olmuşsa da bunun bir dayanağı yoktur. Sırf üzerine âyet, hadîs yazıldığı dikkate alınarak bu hükme varılmıştır. Bu konuda tesbit edilen bir hadîs de yoktur.
Kemik ve tezekle istincanın mekruh sayıldığının ise dayanağı vardır. Ebû Hüreyre (R.A.) diyor ki :
«Resûlüllah (A.S.) Efendimiz idrar ve dışkımızı yaparken kıbleye yönelmekten ve bir de tezek ve kemik ile ön ve arkamızı temizlemekten men'etti bizi.»[39]
Sağ el ile de bu konuda temizlik yapılmaması şuhadîsle men'-edilmiştir :
«Sizden biriniz idrarını yaptığında tenasül aletini sağ eliyle tutmasın. Helaya girdiğinizde sağ elinizle ön ve arkanızın temizliğini yapmayın. Su içtiğinizde bir nefesle içmeyin.»[40]
10 — Bu konudaki diğer hadîsler :
Üzerinde Allah (C.C.) ismi, ya da bir âyet yazılı bulunan bir eşya ile helaya girilir mi? Fukaha bunu mekruh saymıştır; ancak sözü edilen eşyanın çalınmasından veya kaybolmasından endişe edilir ya da iyice bir kılıfa yerleştirilmiş bulunursa, o takdirde mekruh sayılmamıştır.
Bize kadar ulaşan bir rivayette, Hazreti Enes (R.A.) diyor ki :
«resülüllah (a.s.î efendimiz, üzerinde muhammedün resû-lüllah yazılı bulunan bir yüzük takınmıştı. Helaya gireceği zaman çıkarıp bir yere kordu.»
Bu hadîsin münker olduğunu Ebû Davud tesbit etmiştir. Hadisin birinci cümlesi sahihtir. Yani Resûlüllah (A.S.) Efendimizin yüzüğünün üzerinde sözü edilen ibare yazılı idi. İkinci cümlenin ma'lûl olduğu El-Hafız söylemekedir.[41]
11 — Küçük ve büyük ihtiyacı giderirken gizlenmek :
Şehirde yaşayanların haliyle tuvalete gitmeleri gerekir. Sokaklarda idrarını yapanlar, Peygamber (A.S.) Efendimizin hem önemli Sünnetlerinden birine saygısızlık ediyor, hem de insanlığını unutmuşa benziyor.
Sahabeden Hz. Cabir bin Abdülah (R.A.) diyor ki :
»Resûlüllah (A.S.) Efendimizle birlikte bir seferde bulunuyorduk. Efendimiz tuvalet yapmak istediğinde herkesten uzaklaşır, gö-rülmüyecek bir yere sığınırdı.»[42]
İstinca (Ön ve arkayı temizlemek) beş türlüdür :
Bunlardan ikisi vâcibdir, biri sünnet, biri müstehab, biri de bid'-at'tir.[43]
Vâcib Olanlar :
a) Büyük abdesti bozduktan sonra çıkış yerini yıkamak vâcibdir. Bunun gibi cünüp, ayhali ve loğusanın da ön ve arkalarını iyice yıkamaları bu cümledendir.
b) Necaset (dışkı) çıkış yerinin çevresine yayıldığında dokunduğu yerleri de iyice yıkamak, temizlemek vâcibdir. Bu, İmam Mu-hammed'e göredir. İmam Ebû Hanîfe ile İmam Ebû Yusuf'a göre çevreye taşan dirhem miktarı olursa vâcib, az bir miktar olursa sünnettir. Burada İmam Muhammed'in görüş ve içtihadıyla amel etmekte yarar vardır. İhtiyata daha uygundur.[44]
c) Necaset çıkış yerinin çevresine dağılıp yayılmazsa, o takdirde temizlenmesi, su ile yıkanması veya taş ve benzen bir madde ile temizlenmesi sünnettir.
d) Sadece idrar yapılırsa, o takdirde tenasül aletini veya cihazını yıkamak müstehabdır.
e) Yellendikten sonra temizlenmeye kalkışmak bid'attır.
12 — Helaya girilirken :
Helaya girilirken, mümkünse üzerindeki elbisenin başkasıyla girmek müstehabdır. Mümkün olmadığı takdirde hiçbir beis görülmemiştir. Burada üzerindeki elbiseden maksat, içinde namaz kıldığı elbisedir. Bununla beraber tuvalette elbise ve bedeni necasetten ve kullanılan su serpintilerinden korumakta titizlik göstermek sünnete uygun bir davranıştır. Bunu müstehab sayanlar ria olmuştur.
Helaya sol ayak atılarak girilirken şöyle duâ etmek müstehabdır:
«Allahim! hubs ve habaisden sana sığınırım.»[45]
Helada bulunduğu süre içinde konuşmak, Allah'ı zikretmek, ak-sıranı cevaplandırmak, verilen selâm'ı alıp karşılık vermek, okunan ezanı cevaplandırmak mekruhtur.
Kendisi aksırdığı takdirde içinden Allah'a hamdetmekle yetinir, dilini kullanmaz. Yine bu süre içinde mümkün olduğu takdirde sümkürmez, tükürmez, sağa sola iltifat etmez, beden ve elbisesiyle oynamaz, başını göğe doğru kaldırmaz, lüzumundan fazla oturmaz.
Nitekim tbn Ömer (R.A.)'in tesbitine göre, Resûlüllah (A.S.) Efendimiz tenha bir yere çekilip idrarını yaparken yakınından geçip selâm veren adamın selâmına karşılık vermedi.»[46]
Diğer bir rivayette ise deniliyor ki :
«İki kişi tabii ihtiyaçlarını gidermek için çıkar da avret yerlerini açpı konuşmaya başlarlarsa, herhalde Allah onlara gazab eder.»[47]
13 — Heladan çıkarken şöyle dua eder :
«Hamdolsun o Allaha ki benden bana eziyyet vereni giderdi ve bana yararlı olanı bıraktı.»[48]
Hz. Âişe (R.A.î Validemiz'den yapılan rivayette ise, Resûlüllah (A.S.) Efendimiz heladan çıkarken «gufraneke» dediği tesbit edilmiştir.[49]
Akar ya da durgun suya ihtiyacı gidermek, nehir ve akar kenarına pislemek, kuyu, havuz, çeşme, kabir ve davarların otlaklarında idrar yapmak yada büyük abdest bozmak mekruhtur. Yollara, gölgeliklere ve halkın zaman zaman toplanıp sohbet ettiği açık hava yerlere bu gibi ihtiyaçları gidermek te men'edilmiş ve yapana lanet kapısı açılmıştır.
a) Ayakta, uzanık vaziyette veya tamamen soyunmuş bir vaziyette -hiç bir özür yokken- idrar yapmak mekruhtur. Bir özürden dolayı ise sakınca görülmemiştir.
Bu konuda Hazreti Âişe (R.A.) Validemiz diyor ki :
«Kim size Resûlüllah (A.S.) Efendimizin ayakta durup idrarını yapığını söylerse salan onu tasdik etmeyin. Çünkü Resûlüllah (A.S.l ancak çömeierek idrarını yapardı.»[50]
îmam-ı Nevevi (R.A.) bu konuda diyor ki :
«Şüphesiz ki çömeierek idrar yapmak daha uygun olanıdır. Ama ayakta idrar yapmak ta Resûlüllah (A.S.) Efendimizin fiiliyle sabit olmuştur. Ö halde ayakta idrar yapmak mubahtır. Nitekim Hz. Hu-zeyfe (R.A.)'nin bu konuda rivayet ettiği sahih bir hadis vardır.»
Nevevî'nin bu tesbitinde ümmet için kolaylık vardır. Allah (C.C.) daha iyisini bilir.[51]
[1] Buharı - Müslim : İbn - Abbaa (R.A.)'dan.
[2] Bu konuda geniş bilgi için bak : Kitabu'l-Fıkhi Ala'l-Mezahibi'l-Arbaa / Ab-durrahman El-Ceziri : C. l, S. : 36-37.
[3] Dare-Kutni : îbn. Ömer (R.A.)'dan sahih isnadla.
[4] Buhari-- Müslim : îbn Abbas (R.A.)'dan Dare-Kutnî : îsnadlannm hepsi sahihtir.
[5] Buhari ; Eymân ve Nüzur bahsinde : Hz. Şevde (RA.)'dan.
[6] Müslim : Ebuihayr hadîsinden rivayet etmiştir.
[7] Beyhakî : İsnadı sahihtir. : Hâkim Sahihtir.
[8] Siracülvehhac - Fetâvâ-yi Hindiyye.
[9] Bahririk / ibn Nüceym. - Fetavâ-yi Hindiyye.
[10] Siracülvehhac.
[11] EI-İhtiyar Şerhi Muhtar.
[12] Fetvâ-yi Kadıhan - Fetâvâ-yi Hindiyye.
[13] Fetâvâ-yi Kadıhan - Fetâvâ-yi Hindiyye. - El-Hulasa.
[14] Tatarhaniyye - Fetâvâ-yi Hindiyye.
[15] Et-Tuhfe - El-Muhit - El-Bedayi' - Siracülvehhac - Fetâvâ-yi Hindiyye.
[16] Bahrirâik.
[17] Siracülvehhac - Fetâvâ-yi Hindiyye.
[18] Bahrirâüc - Fetâvâ-yi Hindiyye.
[19] Tahtâvi : 84.
[20] Siracülvehhac - Fetâvâ-yi Hindiyye.
[21] Siracülvehhac : Kitabulfıkh Alâ'ı-Mezahibi'l-Arbaa.
[22] Et-Tebyin - Münyetü'I-Musalli - El-Hidaye - En-Nihaye.
[23] El-Muhit / Radiyüddin Sarahsî.
[24] İbn Mâce - Hâkim : İbn Ömer (R;A.)'darı.
[25] Fetâ"vâ-yi Kadıhan - Fetâvâ-yi Hindiyye.
[26] Siracülvehhac - Münyetü'l-Musalli - Fetâvâ-yi Hindiyye.
[27] EI-Hulasa.- Fetâvâ-yi Hindiyye.
[28] Fetâvâ-yi Kadıhan.
[29] Fetâvâ-yi Kadıhan. - Fetâvâ-yi Hindiyye.
[30] Taberani - Beyhakî : Muhammed bin Sirîn'den.
[31] Müslim - Ebû Dâvud : Ebû Hüreyre (R.A,)'den.
[32] Fetâvâ-yi Kadıhan - Fetâvâ-yi Hindiyye.
[33] El-Muhit / Radiyüddin Sarahsî.
[34] Münyetü'l-Musallî - El-Halöbt.
[35] Fada bilgi için bak : El-Fıkhu Ala'l-Mezhabi'l-Arbaa : C. 1, S. : 10-11 / A'yan-i necise.
[36] El-Muhit / Radiyûddin Sarahsi - Fetiva-yi Kadıhan.
[37] Siracülvehhac.
[38] Fetva-yi Kadıhan.
[39] Buhari - Nasbu'r-Râye / Zeylai.
[40] Kütüb-i Sitte - Nasbu'rRaye / Zeylai.
[41] Fıkhu's-Sünne / Seyyid Sabık.
[42] îbn Mâce - Ebü Dâvud Cabir (R.A.)'dan.
[43] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 1/133-145.
[44] Fetava-yi Hindiyye.
[45] muhaddislerden bir cemaat rivayet etmiştir. hubs ve habais, insanın beden ve ruh yapısına zarar veren her türlü kötülük, mikrop, pislik, cin ve şeytanlardır.
[46] Buhari'den başka diğer muhaddisler.
[47] Ahmed bin Hanbel - Ebû Davud - İbn Mâce s Ebû Saîd (RA)'den
[48] Fetâvâ-yi Hindiyye - Ebû Hatim.
[49] Nesa'nin dışında Kütüb-i Sitte sahipleri.
[50] Ebû Davud hariç diğer beş muhaddîs rivayet etmişlerdir.
[51] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 1/145-147.
İslami Okul Okulların En Önemlisi