Alisveris Fıkhı - 2. Sayfa - 033Alisveris
24.1. Alışverişin Teşvik Edilmesi
24.1.1. Erkenden Rızık Aramaya Çıkmak
24.2.1. Alışveriş Hükümlerini Öğrenmek Vacibdir
24.3.1. Alışveriş Akdinin Siga Şartları
24.3.2. Yazışmayla Yapılan Akid
24.3.3. Elçi Vasıtasıyla Yapılan Akid
24.4.1. Akid Yapanların Şartlan
24.4.2. Akid Yapılan Malın Şartları
24.4.2.2. Malın İstifade Edilebilir Olması
24.4.2.3. Akid Yapanların, Tasarruf Edecek Mülkleri Olması
24.4.2.4. Akid Yapılan Malın Tesliminin Mümkün Olması
24.4.2.5. Malın ve Fiatının Belli Olması
24.4.2.6. Satılan Malın Teslim Alınması
24.4.3. Alış - Veriş Akdine Şahid Tutmak
24.4.5. Veresiye Müddetinin Artması ile Fiatın da Artması
24.4.6. Komisyonculuğun Caiz Olması
24.5.2. Zarurete Düşenin Satışı
24.5.4. Belirli Bir Şeyi İstisna Ederek Yapılan Satış
24.6. Ölçü Ve Tartının Yerine Getirilmesi
24.6.1. Terazinin Müşteri Kefesinin Ağır Basmasının Teşvik Edilmesi
24.6.2. Alım - Satımda Müsamaha
24.7. Meçhul (Ğarar) Alış-Veriş
24.7.1. Çakıl Taşı Atarak Yapılan Satışın Yasaklanması
24.7.2. Dalgıç Satışının Nehyi
24.7.3. Doğacak Yavrunun Satışı
24.7.9. Hayvanın Sırtındaki Yünün Satışı Bu Caiz Değildir.
24.7.10. Sütteki Yağın Satışı Bu Da Caiz Değildir.
24.7.11. Hable'l-Habele Satışı
24.8. Gase Edilen Ve Çalınan Şeyin Satın Alınmasının Haramlığı
24.9. İçki Yapana Üzüm Ve Fitne Çıkarana Silah Satmak
24.10. Haramla Karışık Bulunan Şeyin Satışı
24.11. Satış Sırasında Çok Yemin Etmenin Yasaklanması
24.12. Mescidde Alış-Veriş Yapmak
24.13. Cuma Ezanı Sırasında Yapılan Satış
24.14. Tevliyye, Murabaha Ve Vadîa'ntn Caiz Olması
24.15. Mushaf'ın Satılması Ve Satın Alınması
24.16. Mekke Evlerinin Satışı Vb Kiraya Verilmesi
24.19. İstesna Satışı (Siparişle Satış)
24.20. Ekin Ve Meyvaların Satışı
24.20.1. Ürünü Toprak Sahibinin veya Ağaç Sahibinin Satması
24.20.2. Ürünün Olgunlaşması (Salah) Nasıl Bilinir?
24.20.3. Tedricen Olgunlaşan Meyvaların Satışı
24.20.4. Başağındaki Buğdayın Satılması
24.20.5. Afete Uğrayan Ürünü Düşürmek
24.21.1. Akdin Gereklerine Uygun Olan Şartlar
24.23. Kusurlu Olmaması Şartıyla Satış
24.24. Satıcı İle Müşteri Arasındaki İhtilaf
24.25. Fasid Alışverişin Hükmü
24.26. Satılan Malın, Tesliminden Önce Telef Olması
25.27. Satılan Malın Teslimden Sonra Telef Olması
24.28.3. İhtiyaç Anında Fiatları Düşürmek
24.29.3. İhtikâr Ne Zaman Haram Olur?
24.30.4.1. Satış Sırasında Malin Kusurunu Gizlemenin Saramltğı
24.30.4.2. Kusurlu Malın Satışının Hükmü
24.30.4.3. Alıcı ile Satıcı Arasında îhtilaf
24.30.4.4. Bozuk Yumurta Almak
24.30.4.6. Alışverişle «Kusuru Gizleme» (Tedlis) Muhayyerliği
24.30.4.7. Alışverişte Aldanma Muhayyerliği
24.30.4.8. Satmak İçin Pazara Getirilen Malı Karşılamak
24.30.4.9. Fiatı İddia ile Arttırmak
24.31. El-İkâle: Alışverişi Bozma
24.32.3. Şer'î Kaidelere Uygunluğu
24.32.4.1. Sermayenin Şartları
24.32.4.2. Selem Yapılan Malın Şartları
24.32.6. Selem Yapılan Malın, Selem Yapanın Yanında Bulunması Şart Değildir
24.32.2. Teslim Yerinin Belirienmemesi Akdi Bozmaz
24.32.8. Süt ve Yaş Meyvede Selem
24.32.9. Selem Dışında Peşin Para Almanın Cevazı
24.BÖLÜM
ALIŞVERİŞ
24.1. Alışverişin Teşvik Edilmesi
24.1.1. Erkenden Rızık Aramaya Çıkmak
Tirmizi'nin, Sahr el-Gâmidi'den rivayetine göre, Nebi aley-hisselam şöyle buyurmuştur: «Allah'ım, ümmetimin sabah erkenden çıktıklarında, (ticaretlerini) bereketli kıl.»
Râvi, şöyle demiştir: Nebi, bir seriyye veya ordu göndereceği zaman, onu sabah erkenden gönderirdi. Sahr (r.a.) tacir biriydi. O da bir ticaret kervanı göndereceği zaman erkenden gönderir, böylece malı artar ve çoğalırdı.
24.1.2. Helâl Kazanç
Ali'den rivayete göre, Nebi aleyhisselam şöyle buyurmuştur : Allah Teâlâ, helal kazanç peşinde koşan bir kulunu görmekten hoşlanır.»
(Hadisi Taberâni ve Deylemi rivayet etmiştir.)
Mâlik bin Enes (r.a.) 'den yapılan rivayete göre, Allah Rasûlü, sallallahü aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: «Helâl kazanç aramak, her müslümana vacibdir.»
(Hadisi Taberâni rivayet etmiş; Münzİri, «înşaallah isnadı 'hasen'dir.» demiştir.)
Râfi' bin Hadîc'den rivayete göre; -Ey Allah'ın Rasûlü, hangi kazanç daha hoş (helâl) dur?» diye soruldu. Nebi aleyhisselam, şöyle buyurdu: -Kişinin kendi eliyle yaptığı ve aldatma olmayan alışveriştir.»
(Hadisi Ahmed ve Bezzar rivayet etmiştir. Taberâni'nin, İbn Ömer'den rivayetinin senedi 'sika' râvilerden oluşur.)
24.2. Alışveriş Hükmü
24.2.1. Alışveriş Hükümlerini Öğrenmek Vacibdir
Kazançla uğraşan herkesin, sahih muamelelerde bulunması ve harcamalarının fesaddan uzak olması için, alışverişi sahih yapan ve bozan şeyleri bilmesi vacibtir. Rivayete göre, Ömer (r.a.) çarşı-pazarları dolaşır ve bazı tüccarlara kamçıyla vurarak; «Pazarımızda sadece fakih olanlar alışveriş yapabilirler. Aksi takdirde riba yemek istenir veya kaçınılır» derdi.
Zamanımızda pek çok müslüman muamelâtı öğrenmeyi ihmal edip, gaflete düşmüşler ve kazancın artması ve kârın kat kat fazlalaşması üzerine, haram yemeyi önemsemez olmuşlardır. Bu pek büyük bir hata olup, bu hususu yok etmek için çalışmak, mubah ile sakıncalıyı ayırdetmek, kazancını temizlemek ve mümkün olduğu kadar şüpheli şeylerden uzak durmaya çalışmak, ticaretle uğraşan herkese vacibtir.
Allah Rasûlü, sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur : «İlim öğrenmek, kadın, erkek her müslümana farzdır.»
Helal yeyip temiz kazanç sağlamak ve insanların güveniyle, Allah'ın hoşnudluğunu kazanmak isteyen kimsenin buna dikkat etmesi gerekir.
Nu'man bin Beşîr'den rivayete göre, Nebi aleyhisselam şöyle buyurmuştur: «Helâl bellidir, haram da bellidir. Bu ikisi arasında şüpheli işler vardır. Günah olması şüphesi bulunan şeyi terkeden kimse, açık olanı da terketmiş olur. Günah olma şüphesi bulunan şeylere dalan kimsenin ise, açık olanlara da dalması yalandır. Günahlar, Allah'ın koruluğudur. Koruluk etrafında sürüsünü otlatanın, koruluğa dalmasından korkulur. »
(Hadisi Buhari ve Müslim kaydetmiştir.)
24.2.2. Alışverişin Mânâsı
Alışverişin manası, lügatte, mutlak değiş - tokuştur. Alışveriş ve ticaret kelimeleri aynı manada kullanılır. Alışveriş ile, bir mah diğer mal ile, karşılıklı rıza ile değiş - tokuş etmek veya bir mülkü bir bedel karşılığında izin verilen şekilde başkasına devretmek kastedilir.
24.2.3. Meşru Oluşu
Alışveriş, Kitab, Sünnet ve icmâ-ı ümmet ile meşrudur.
Kitab'dan delili: Allah Teâlâ, şöyle buyuruyor: Allah, alışverişi helâl, faizi ise, haranı kılmıştır.- (Bakara: 275)
Sünnetten deli: Allah Rasülü, sallallnhü aleyhi ve sellem söyle buyuruyor: Kazancın en üstünü kişinin el emeği ile yaptığı ve aldatma olmayan her alışveriştir.»
Ümmet, alışverişin caiz olduğunda birleşmiş ve Allah Ra-sulü'nün zamanından günümüze değin bunu yapmışlardır.
24.2.4. Alışverişin Hikmeti
Allah, alışverişi kullarını müreffeh kılmak için meşru kılmıştır. İnsan grublanndan hiç bir ferdin, yaşadığı müddetçe, müstağni kalamayacağı giyecek, gıda ve diğer zaruri ihtiyaçları vardır. Hiç kimsenin kendisini bunlardan ayrı tutması mümkün değildir. Çünkü onları kazanmaya, diğer şeylere göre daha muhtaçtır. Kişinin ihtiyaç duyduğu diğer şeylere karşılık, sahip olup ihtiyaç duymadığı şeyleri verdiği değiş - tokuştan daha mükemmel bir kazanç yolu yuktur.
24.2.5. Tesirleri
Alışveriş anlaşması tamam olup gerekli şart ve rükünleri yerine getirildiği zaman, satılan malın mülkiyeti, satılana geçer, ücreti ise mülkiyeti satın alandan satana geçer, üöylucu bunlardan her birinin, kendisine geçen şeyleri, her türlü meşru tasarrufta kullanması helâl olur.
24.3. Alışverişin Rükünleri
Alışveriş akdi, icab ve kabul ile gerçekleşir. Değersiz şeyler bunun dışındadır. Bunlarda icab ve kabul şart olmayıp, karşılıklı alıp-verme yeterlidir. Bu konuda örfe başvurulur ve halk arasında genel olarak yaygınlaşmış adetler geçerlidir.
İcab ve kabulde muayyen lafızlar şart değildir. Çünkü akid-de, amaçlar ve manalara öner verilir, yoksa Iafi2lara ve şekillere değil.
Bu konuda, değiş tokuştan ve alıp vermeden hoşnut olduğunu gösteren, yani hoşnutluğa delalet eden, meselâ satanın “sattım”, verdim”, “temlik ettim”, «o senindir” veya «fialtını ver”gibi ve müşterinin de, “satın aldım”, »kabul ettim”, “razı oldum”veya “fiatını al” gibi sözleri ile temlik edip, temlik almayı bildiren karinelere i'tibar edilir.
24.3.1. Alışveriş Akdinin Siga Şartları
îcab ve kabulün her ikisinde de akid sîgası şarttır. Şöyle ki:
a) Her birinin aralarında uzun bir fasıla olmaması, bir mecliste ve diğeri ardından olması gerekir.
b) Karşılıklı rızanın gerekli olduğu satılan mal ve fiatı hakkındaki icab ve kabulün birbirine uygun olması gerekir. Eğer icab ve kabul ayrı ayrı şeylerde olursa, satış akdi gerçekleşmez. Meselâ satıcı: «Bu elbiseyi sana beş yüz liraya sattım», müşteri de «dört yüz liraya kabul ettim,- dese, aralarındaki alışveriş, icab ile kabul farklı olduğu için gerçekleşmez.
c) İkisinin de mazi (geçmiş zaman) lafızları ile olması gerekir. Meselâ satıcının «sattım,» müşterinin de «kabul ettim» demesi gibi. Veya hal (şimdiki zaman) kastedilen muzari (geniş zaman) lafızları ile olur. Mesela: hal kastedilerek; «satıyorum» ve «alıyorum» denmesi gibi. Bununla gelecek kastedilir veya başına Arapçada geleceğe ait olan ekler getirilirse, bu akid va'de-dilmiş olur. Akdin va'dedilmesi durumunda ise şer'an bu akde i'tibar edilmez. Bu yüzden, akid sahih olmaz.
24.3.2. Yazışmayla Yapılan Akid
İcab ve kabul ile akid gerçekleştiği gibi, akid yapanların birbirinden uzakta olması veya birinin dilsiz olması şartıyla yazışma ile yapılan akid de gerçekleşir. Her ikisi de bir mecliste iseler ve konuşmaya engel bir özürleri yoksa, yazışmayla akid olmaz. Çünkü yazışma, konuşmaya denk değildir. Konuşma, başka şeye delalet çeşitlerinin en açığıdır. Ancak, başka şeye delalette lafızlara denk başka bir şeyi lüzumlu kılan, gerçek bir neden (dinsizlik gibi) bulunursa, o başka...
Akdin tamamlanması için, kendisine yazılan kimsenin, bunu yüksek sesle okuyarak kabul etmesi şarttır.
24.3.3. Elçi Vasıtasıyla Yapılan Akid
Sözle ve yazışma ile akid gerçekleştiği gibi, akid yapanlardan birinin diğerine gönderdiği elçi vasıtasıyla da akid gerçekleşir. Ancak elçi gönderilen kimsenin, bildirme akabinde bunu kabul etmesi şarttır.
Bu iki şekilde, kabul meydana geldiği zaman, akid tamamlanır. Kabulü için gerekli bilgi beklenilmez.
24.3.4. Dilsizin Akdi
Dilsizin anlaşılan işaretlerle akid yapması da böyledir. Çünkü onun muteber işaretleri, dil ile konuşmaya eşittir. Dilsizin yazısı anlaşılıyorsa akid yapması da caizdir.
Bazı fakihlerin ileri sürdüğü muayyen lafızların bulunması şartı, ne kitapda, ne de sünnette yoktur.
24. 4. Alışverişin Şartları
Alış - verişin sahih olarak gerçekleşmesi için bulunması gereken bazı şartlar vardır. Bunlar aşağıdadır:
Bunlardan bir kısmı akid yapanlara ilişkindir. Bir kısmı akid yapılan şeye (yani akid yapanların birinden diğerine geçecek olan, fiat ve satılan mala) ilişkindir.
24.4.1. Akid Yapanların Şartlan
Akid yapanların, âkil ve müeyyiz olması şarttır. Delinin, sarhoşun ve mümeyyiz olmayan çocuğun yaptığı akid sahih değildir. Eğer delinin bazan aklı basma geliyorsa, delilikten kurtulduğu sırada yaptığı akid sahih, delilik halinde yaptığı akid ise, sahih değildir.
Mümeyyiz çocuğun akdi sahihtir ve velisinin iznine bağlıdır. Eğer velisi icazet verirse, şer'an akid gerçekleşmiş olur.
24.4.2. Akid Yapılan Malın Şartları
Akid yapılan malda altı şartın bulunması gerekir:
1- Malın helal olması,
2- Ondan istifade edilebilmesi,
3- Akid yapanın malık olması,
4- Tesliminin mümkün olması,
5- Onu tanıması,
6- Satılan malın teslim alınabilmesi. Bunların açıklaması aşağıda gelecektir.
24.4.2.1. Malın Helâl Olması
Câbir (r.a.)'in naklettiği hadis gereğince, akid yapılan mal teiniz (helâl) olmalıdır. Allah Rasûlü aleyhisselam şöyle buyurmuştur: «Allah hamr (içkilin, meyte (leş)'nin, domuzun ve putların satışını haram kılmıştır.» «Ey Allah'ın Rasûlü! Meyte yağlarına ne dersin! Onlarla gemiler boyanır, deriler yağlanır ve halk onunla aydınlanır.» diye soruldu. Nebi aleyhisselam: «Hayır, o haramdır,» buyurdu.
Hadiste bulunan «O haramdır» kelimesindeki «O» zamiri meyte yağlarının «alış - verişine» aittir. Bu sebeble satmaksızın meyte yağlarını kullanmak, derileri yağlamak ve onlarla aydınlanmak caiz olur. Yalnız bunlar yenmemeli ve insan bedenine dahil edilmemelidir.
İbn Kayyım «î'lâmu'I-Muvakkı'în»de «haramdır» sözü hakkında iki görüş olduğunu söyleyerek şöyle demiştir:
a) Onların satışı haramdır.
b) Bu fiiller haramdır.
îki görüş de şu soruya dayanmaktadır: «Anılan faydalanma şekilleri için, satılması mı, yoksa anılan faydalanma mı nehyedilmiştir?»
Alimlerimiz birincisini tercih etmiştir. Bu daha açıktır. Çünkü, Nebi aleyhisselam, onların buna ihtiyaçları olduğu için bu «faydalanma şekillerinin» haram olduğunu bildirmemiş, ancak onlara “satışının» haram olduğunu haber vermiş ve yahudilerin bu tür faydalanma için onları sattıklarını bildirmiştir. Onlara onun satışına izin vermemiş ve onları anılan faydalanma şekillerinden de nehyetmemiştir. Satışın caiz olmaması, onlardan faydalanmanın da helal olmadığını göstermez.»
Sonra Allah Resulü hadisin sonunda şöyle buyurmuştur: Allah yahudileri kahretsin. Allah onlara meytenin etlerini haram kıldı. Onlar da onu toplayıp, sattılar ve kazancını yediler.»
îlk üç şeyin (meyte, hanır ve domuz) satışının haram kılınmasının illeti, alimlerin çoğunluğuna göre, onların «necis» olmalarıdır. Bu illet, diğer bütün necis şeylere uygulanır.
Hanefiler ve Zahiriler, şer'an helal olan bir menfaat bulunan şeylerin tümünü bundan istisna etmişler ve satışına cevaz vererek şöyle demişlerdir: «Tarlalarda kullanılması zaruri» olan hayvanların necis olan tezek ve dışkılarının satışı caizdir. Onlardan yakacak ve gübre olarak faydalanılır. Yine aydınlatmada ve boyamada kullanılan necis yağlar gibi, yeme ve içme dışında faydalanılan necis şeylerin satışı da caizdir. Yeme dışında istifade edildiği sürece boyamak için satılan necis boyaların ve benzerlerinin satışı da caizdir.»
Beyhaki'nin sahih senedle rivayetine göre Ibn Ömer'e, içine fare düşmüş olan yağ hakkında soruldu. O şöyle dedi: «Onları aydınlatmada kullanın ve onlarla derilerinizi yağlayın.»
Allah Rasûlü sallallahü aleyhi ve sellem, Meymune'nin atılmış ölü koyununa rastladı. «Onun derisini alıp, tabaklasanız da ondan faydalansanız?- buyurdu. «Ey Allah'ın Rasûlü , O meytedir.» dediler. Nebi aleyhisselam: «Onun ancak yenmesi haramdır.» buyurdu. Bu hadisin anlamı, meyleden yeme dışında istifadenin caiz olduğunu gösterir. Ondan istifade etmek caiz olunca, mubah olan bu faydalanma için satılması kastedildiği sürece, onun satışı da caizdir.
24.4.2.2. Malın İstifade Edilebilir Olması
Haşerelerin, yılanın ve farenin satılması caiz değildir. Ancak onlarla faydalanılabiliyorsa o başka. Kedinin, arının, şahinin ve arşlarım satışı da — onlarla av yapılabildiği veya derisinden faydalanıldığı zaman — caizdir.
Yük için filin satışı caizdir. Yenilmese bile papağan, tavus ve görünüşü güzel diğer kuşların satılması da caizdir. Seslerini dinleme ve güzelliklerini seyretme gayeleri, mubah amaçlardır.
Allah Rasûlü aleyhisselatu ve's-selam nıenettiği için, köpeğin satışı caiz değildir. Av için eğitilmiş köpek, bunun dışındadır. Ziraat ve bekçi köpeği gibi edinilmesi caiz olanlar hakkında Ebû Hanife «Bunların satışı caizdir.» demiştir, Atâ ve Nehâî: Nebi aleyhisselam'ın av köpeği dışında köpeğin kazancından nehyetmesi gereğince yalnız av köpeğinin satışı caizdir.» demişlerdir. Hadisi Nesâi Câbir'den rivayet etmiş, Hafız; «isnadının ricali sikadır.» demiştir.)
Onu (köpeği) telef edenin kıymetini ödemesi gerekli midir? Şevkanî şöyle demiştir: Satışının haram olduğunu söyleyen, bunun gerekli olmadığını söylemiştir. Bunu caiz görenler ise, tazminin vacib olduğunu söylemişlerdir. Alış - veriş konusunda ayırımlarda bulunan hakkında, kıymetinin tazmini konusunda da ayrılığa düşülmüştür. Malik'ten «Satışının caiz olmadığı ve kıymetinin tazmini gerektiği» nakledilmiştir. Yine ondan satışının sadece mekruh olduğu da rivayet edilmiştir. Ebu Hanife ise: «Satışı caizdir, onu telef eden de tazmin eder.» demiştir.
Müzik aletlerinin satımı
Müzik aletlerinin satışı da bu konuya dahildir. Müzik ile mubah ve helal olan bir faide amaçlanıyorsa, caizdir ve dinlenmesi de mubahtır. Böyle şer'i menfaat bulununca, müzik aletlerini satmak ve almak caiz olur. Çünkü bunlar kıymetli şeylerdir. Helal şarkının misali şunlardır:
1- Kadınların çocuklarına şarkı söylemeleri ve onları eğlendirmeleri.
2- Çalışanların ve zanaatkarların çalışma esnasında, yorgunluklarını hafifletmek ve birbirlerini teşvik etmek için şarkı söylemeleri.
3- Mutluluk anlarında, bunu belli etmek için şarkı söylemek.
4- Bayram günleri sevinci izhar ederek şarkı söylemek.
5- Cihada teşvik için şarkı söylemek.
Müziğin, neşelendirdiği ve çalışmayı desteklediği her türlü iyi işlerde de hükmü böyledir.
Sözleri güzel olan şarkı güzel, sözleri çirkin olan şarkı ise çirkindir. Şehveti azdıran, fıska çağıran, kötülükleri bildiren veya taatden alıkoyan şarkılar gibi şarkılar, helal dairesinden çıktığı zaman, helal değildir.
Müziğin kendisi helaldir. Ancak helal dairesinden çıkması arızidir.
Onu yasaklayan hadisler, buna hamlolunur.
Helal olduğunun delilleri:
Buharı, Müslim ve başkalarının Aişe (r.a.) 'den rivayetine göre Ebu Bekir (r.a.) Aişe (r.a.)'nin yanına yanında def çalan ve şarkı söyleyen iki cariye varken- girdi. Bu sırada Allah Ralusu sallallahu aleyhi ve sellem elbisesine sarılmış durumdaydı. Ebu Bekir (r.a) bunları azarladı. Allah Rasûlü sallaîlahu aleyhi ve sellem yüzünü açıp, «Onları bırak ey Ebu Bekir, çünkü onların bayram günleridir.» buyurdu.
Ahmed ve Tirmizi'nin sahih isnadla rivayetine göre- Allah Rasûlu aleyhisselam gazalarından birine çıktı. Döndüğü 'zaman kara bir cariye gelip; -Ey Allah'ın Rasûlü eğer Allah seni salimen dondürürse, önünde def çalıp, şarkı söylemeyi adamıştım., dedi. Nebî aleyhisselam: «Eğer adamışsan, çal.» buyurdu. Cariye de çalmaya başladı.
Sahabi ve tabiinden pek çoğunun şarkı dinledikleri ve çalgı aleti kullandığı sahih olarak nakledilmiştir. Sahabiden Abdullah bin Zübeyr, Abdullah bin Ca'fer ve başkaları ile tabiinden Ömer bin Abdülaziz, Kadı Şurayh, Abdülaziz bin Mesleme (Medine müftüsü) ve başkaları bunlardandır.
24.4.2.3. Akid Yapanların, Tasarruf Edecek Mülkleri Olması
Üçüncü olarak; tasarruf edecek mülkün bulunması veya maliki tarafından izinli bulunması gerekir. Alış veya satış, izinden önce olursa, bu fuzuli tasarruflardan sayılır.
Fuzuli satış: Fuzuli, izinsiz olarak başkası adına akid yapmaktır. Meselâ kocanın, izni olmadan karısının malını satması veya almasına izin vermediği halde birşeyi onun adına satın alması gibi.
Yine, kişinin başkasının mülkünü o yokken satması veya onun izni olmaksızın birşey satın alması da böyledir.
Fuzuli akid; ancak malikin veya velisinin onayına bağlı olarak sahih akid sayılır. Sahibi izin verirse gerçekleşir; izin vermezse batıl olur.
Delili, Buharî'nin Urve el-Bariki'den rivayet ettiği şu hadistir ; Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem bana bir dinar vererek, kendisine bir koyun satın almaya yolladı. Onunla iki koyun satın aldım. Birini bir dinara sattım ve bir dinar ile bir koyunu O'na verdim. Benim için: «Allah tuttuğunu bereketlendirsin.» diye dua etti.
Ebu Dâvûd ve Tirmizi'nin Hâkim bin Hizam'dan rivayetine göre. Nebi aleyhisselam onu bir dinara kurbanlık almaya gönderdi. O bir koyun satın aldı ve onu iki dinara satarak, bir dinar kâr etti. Sonra onun yerine bir dinara başka bir koyun satın aldı. Onu ve bir dinarı Allah Rasûlüne getirdi. Nebi aleyhisselam ona : «Allah alış - verişini bereketlendirsin.» buyurdu.
İlk hadiste, Urve, iki koyun satın almış ve ikinci koyunu malikinin — ki o Nebi aleyhisselam'dır — izni olmadan satmıştır. O'na dönüp, bunu bildirince Nebî aleyhisselam kabul edip ona dua etmiştir. Bu, ikinci bir koyunun satın alınıp, onun satılmasının sahih olduğuna delildir.
Bu ayrıca, kişinin başkasının mülkünü izinsiz olarak satmasının ve ona mülk satın almasının sahih olduğuna da delildir. Ancak, bu tasarrufta, mülk sahibinin zarara uğramasından sakınılarak onaylaması beklenir. İkinci hadiste geçtiğine göre; Hakim, bir koyun satm aldıktan sonra, Allah Rasûlü aleyhi sselam'm mülkü olan bu koyunu satmıştır. Sonra onun için ikinci bir koyun almış ve bunlar için O'ndan izin almamıştır. Rasûl aleyhisselam onun tasarrufunu onaylamış ve getirdiği koyunu kesmesini emrederek, ona dua etmiştir. Bu, ilk koyunun satılıp, ikinci bir koyun satm almasının sahih olduğuna delalet eder. Eğer sahih olmasaydı, Nebi aleyhisselam bunu hoş görmez ve ona alışverişten geri dönmesini emrederdi.
24.4.2.4. Akid Yapılan Malın Tesliminin Mümkün Olması
Akid yapılan şeyin tesliminin, şer'an ve hissen mümkün olması gerekir. Hissen teslimi mümkün değilse, — denizdeki balık gibi — satışı sahih olmaz.
Ahmed'in İbn Mes'ûd (r.a.)'dan rivayetine göre, o şöyle demiştir. «Denizdeki balığı satın almayın. Çünkü bu garar (meçhul alış - veriş) dir.» (Hadis îmran bin Husayn yoluyla Nebi aleyhisselam'a merfuan nakledilmiştir.)
Dalgıcın çıkardığı şeyden nehiy varid olmuştur. Bununla -Denize başkası için dalan kimsenin «Bu dalışımdan çıkardığım şeyler şu fiata senindir,» demesi kastedilmektedir.
Annesinin karnında bulunan cenin de böyledir. Yerine dönmesi mu'tad olmayan menfilet kuşunun satışı da bu konuya girer. Eğer gece bile olsa, kuş yerine dönmeyi adet edindiyse — alimlerin çoğunluğuna göre — bunun da — an hariç — satışı sahih değildir. Çünkü Allah Rasûlü aleyhisselam kişinin yanında olmayan şeyi satmasını menetmiştir.
Hanefilere göre bu sahihtir. Çünkü arı dışında bunları teslime kadirdir.
An beyinin veya bütün diğer hayvanların erkeklerinin döllerini satmak da bu konuya dahildir. Allah Ra-sûlü aleyhisselam — Buhari ve başkalarının naklettiği gibi— bundan menetmiştir. Çünkü bu değersiz, belirsiz ve teslime müsaid olmayan bir şeydir.
Alimlerin çoğu, onun satışının ve kiralanmasının haram olduğu, döle karşılık, şart koşulmadığı halde verilen ikramm ise bir mahzuru bulunmadığı görüşündedir.
Malum bir sürede döllenme için kiralamanın caiz olduğu da söylenmiştir. Bunu Hasan ve ibn Şirin demiştir. Bu görüş, Malik'den de nakledilmiş, Şafi'î ve Hanbeliler de bu görüşe yönelmiştir.
Kendisine meçhullük ve belirsizlik bulunduğu için memedeki sütü sağmadan satmak da böyledir.
Şevkani şöyle demiştir: Ancak, «sana ineğimin sütünden bir sa'ını sattım.» gibi Ölçü ile .satılması bunun dışındadır.
Hadis, meçhullüğû ve belirsizliği ortadan kalktığı için bunun caiz olduğuna delalet eder.
Süt annenin sütü de bundan müstesnadır. Ona ihtiyaç olduğu için, satışı caizdir.
Hayvanın sırtındaki yünü satmak ise caiz değildir. Çünkü satılmayan ile satılan şeyin karışık bulunması sebebiyle teslimi mahzurludur.
ibn Abbas (r.a.) 'dan rivayete göre, o şöyle demiştir: «Allah Rasûlü aleyhisselam yenilecek hale gelmemiş yaş hurmanın, hayvanın sırtındaki yünün, memedeki sütün ve sütteki yağın satışını menetti. (Hadisi Darekutni kaydetmiştir.)
Rehin bırakılmış veya vakfedilmiş mal gibi, şer'an teslimi mümkün olmayan şeylerin satılması durumunda akid gerçekleşmez.
Allah Rasûlü aleyhisselam hayvana işkence etmeyi menettiği için, dişi hayvan ile yavrusunun ayn ayn satılması da bu hükme girer.
Alimlerin bazılan, kesime kıyasen bunu caiz görmüşlerdir. Evla olan da budur.
Alacağm satışına gelince; alimlerin çoğunluğu alacağın borçluya satımının caiz olduğu görüşündedirler.
Hanefiler, Hanbeliler ve Zahirîler, borçludan başkasına satılmasının, satanın onu teslime kadir olmaması sebebiyle sahih olmadığını söylemişlerdir. Bu, borçlunun teslim etmesi şart koşulmuş bile olsa, sahih olmaz. Çünkü teslim şartı, satandan başkasına konulmuştur ve satışı bozan fasid bir şart olur.
24.4.2.5. Malın ve Fiatının Belli Olması
Satılan mal ile fiatinm belli olması gerekir. Her ikisi veya biri belirsiz olduğunda alışveriş, ğârar (meçhullük ve zarar) bulunduğu için sahih değildir. Satılan malın bilinmesinde —götürü usulü alışverişte olduğu gibi—malın görülmesi yeterlidir. Mal, zimmette ise akid yapanların her ikisinin de malın miktar ve sıfatını bilmesi gerekir.
Fiatın sıfatı, miktan ve müddetinin belirlenmiş olması va-cibdir. Akid meclisinde bulunmayan ve görülmesinde güçlük veya zarar bulunan şeyin satımı ise, götürü usulü alışveriştir. Bu alışverişin tümü için, aşağıda anlatacağımız hükümler vardır:
a) Akid yapılan mecliste bulunmayan şeyin satışı:
Hakkında bilgi edinmeyi sağlayacak vasıflarının belirtilmesi şartıyla, akid meclîsinde bulunmayan bir şeyin satışı caizdir.
Sonra, açıklanan vasıflan taşıdığı ortaya çıkarsa alışveriş bağlayıcı olur. Eğer aksi ortaya çıkarsa, akid yapan iki tarafdan onu görmeyen kimsenin akdi sürdürme veya feshetme muhayyerliği vardır. Bu hususta satıcı ile müşteri aynıdır.
Buharı ve başkalarının rivayetine göre, İbn Ömer Cr.a.) şöyle demiştir: -Mü'minlerin emiri Osman (r.a.)'a O'nun Hayber'-deki malı karşılığında bir vadi mal sattım.»
Ebu Hureyre'nin rivayetine göre, Nebi aleyhisselam şöyle buyurmuştur: «Kim görmediği bîrşey satın alırsa ,onu gördüğü zaman muhayyerdir.» (Hadisi Darakutni ve Beyhaki kaydetmiştir, îsnadmda Ömer bin İbrahim el-Kerdi vardır. Bu ise zaiftir)
b) Görülmesinde güçlük veya zarar bulunan şeyin satımı:
Hazır olmayan (gaib) şeyleri, adet ve örfe göre vasıflandığı veya vasıflan bilindiği zaman satmak caizdir.
Paketlenmiş yiyecekler, kutularındaki ilaçlar, oksijen tüpleri, benzin ve gaz bidonları ile açılmasında güçlük veya zarar olduğu için ancak kullanma sırasında açılan benzeri şeyler böyledir.
Havuç, şalgam, patates, mısır patatesi, soğan ve buna benzer ürünü yer altında bulunan sebzeler de bu konuya girerler. Bu, satılan şeyin topraktan çıkarılarak bir defada satışı mümkün olmamasındandır. Bunlan çıkarmanın güçlüğü ve genellikle malların bozulması veya kullanılmaz hale gelmesi sebebiyle parça parça satmak mümkün değildir.
Üstü örtülü olan, ürünü sadece bulunduğu şekilde satmak mümkün olan geniş tarlalardaki ürünün akidleşme vasıtasıyla satışı, adet olmuştur. Satılan ürün, benzerlerinden aşın şekilde farklılık gösterdiğinde ve bu akid yapanlardan birine zarar verdiğinde, muhayyerlik vardır. Dilerse akdi sürdürür, isterse onu fesh eder. Bu aynen, yumurta satın alan kimsenin onun bozuk olduğunu anlayınca tutma veya zararı sebebiyle iade etme arasında muhayyerlik hakkının olması gibidir.
c) Cizaf alış - verişi:
Cîzaf.- Miktarı ayrıntılı olarak bilinmeyen şeydir. Bu, Allah Rasülü aleyhisselam zamanında sahabe arasında bilinip, uygulanan alış - veriş çeşitlerinden biridir. Alış- veriş yapan iki tarafı, gördükleri bir ticaret malı hususunda, miktarını bilmeden—ancak az hata eder ve sıhhatli takdirde bulunan ehil kimselerin tahmini ile — akid yaparlardı.
Eğer fiatta zarar olursa, bu azlığı sebebiyle müsamaha ile karşılanan basit bir şey sayılırdı.
İbn Ömer (r.a.) şöyle demiştir: Çarşının yukarısında cizaf ile yiyecek alıp, satarlardı. Allah Rasulü aleyhisselam malı nakletmedikçe böyle alış - veriş yapmaktan onlan menetti.
Rasül aleyhisselam onların cizaf (götürü usulü) alış - verisini kabul etmiş, sadece onların nakletmeden önce alış-veriş yapmalarını yasaklamıştır.
îbn Kudâme şöyle demiştir: Satıcı ve müşteri onun miktarından habersiz oldukları zaman buğdayın cizaf ile satışı caizdir. Bu konuda ayrılık olduğunu bilmiyoruz.
24.4.2.6. Satılan Malın Teslim Alınması
Değerinden istifade edilecek ise, satılan malın kabzedümiş olması gerekir. Bu konunun açıklaması aşağıdadır:
Kabz (teslim alma) dan önce ve sonra değeri ile mülk hasıl olmayan şeylerin, vasiyyet, miras ve vedia (emanet)mn satışı caizdir. Birşey satın alan kimsenin, kabzından, sonra onu satması, hibe etmesi veya onda tasarrufta bulunması caizdir. Ama teslim alma gerçekleşmemişse, bu durumda o malda — satışı dışında — diğer tüm meşru tasarruf çeşitlerinden biri ile tasarrufta bulunması sahih olur.
Satışı dışındaki tasarrufların sahih olmasının sebebi, sırf akid sebebiyle müşterinin satılan şeye malik olması ve mülkünde dilediği gibi tasarrufta bulunma hakkına sahip olmasıdır.
îbn Ömer şöyle demiştir: «Sünnet, el sıkışarak akid yapılan şeyin, müşterinin malı olduğu şeklinde yerleşmiştir.» (Hadisi Bu-harî kaydetmiştir.)
Teslimden önce satışa gelince, bu caiz değildir. Çünkü malın ilk satıcının yanında iken telef olması ve böylece satışın garar (zarar) olması muhtemeldir. Garar satışı ise sahih değildir. İster gayr-ı menkul, ister menkûl olsun ve ister miktarı belli, isterse belirsiz olsun aynıdır. Çünkü, Ahmed, Beyhaki ve İbn Hibbân'ın «hasen isnadla» rivayetine göre. Hâkim bin Hizam : «Ey Allah'ın Rasûlü! Ben ticaret malları satın alıyorum. Bu hususta helal ve haramlar nelerdir?» diye sordu. Nebi aîeyhisselam şöyle buyurdu. «Bir şey satın aldığın zaman onu teslim almadıkça satma.»
Buharı ve Müslim'in rivayetine göre : «Allah Rasûlü aleyhisselam zamanında miktar belirsiz yiyecek satın alıp, onu kendi konak yerine nakletmeden sattıkları için insanlar dövülür idi.»
Bu prensipten, iki nakidden (altın ve gümüş) birinin diğeri ile teslimden önce satışının caiz olması müstesnadır.
İbn Ömer (r.a.) Rasulüllah sallallahu aleyhi ve sellem'e dinar ile deve satımı ve ona karşılık dirhem almayı sordu. Nebi aleyhisselam buna izin verdi.
Kabzın manası: Akar (gayr-ı menkûl) da kabz (teslim alma) ; satanın, onu mülküne dahil eden kimsenin, (toprağın ekime, evin yerleşmeye, ağacın gölgelenmeye veya meyvasımn toplanmaya ve benzeri) onunla amaçlanan faydalanma şekillerini yapmasına müsait hale getirmesi ile olur.
Yiyecek, elbise, hayvan ve benzeri gibi nakli mümkün olan menkûl eşyalardan kabz (teslim alma) ise, aşağıdaki şekilde olur:
Birincisi: Eğer ölçüsü belli ise ölçü veya tartı ile miktarının ödenmesi ile.
İkincisi: Eğer götürü usulüyle ise, bulunduğu mekandan nakledilmesi ile.
Üçüncüsü : Bunun dışında kalanlar hususunda ise örfe göre.
Menkûlde kabzın, miktarın belirlenmesi (ölçülmesi) öyle olduğunun delili, Buharî'nin naklettiği Nebi aleyhisselam'ın Osman bin Affan'a söylediği şu buyruğudur: -Ölçüsü belirlendiği zaman, onu ye.»
Bu hadis keyl ile miktarı belirleme şart koşulduğunda, keyî ile ölçmenin vacib olduğuna delildir. Her ikisi de eşyanın takdirinde mi'yar (ölçüt) olmada ortak oldukları için vezin (tartı) da böyledir. Her şeyin, miktarı belirlenerek temlik edilmesi gerekir. Bunların miktarının ölçülmesi kabz yerine geçer. Yiyecek veya başka bir şey olmaları aynıdır.
Bulunduğu yerden naklin vacibKğine delil ise, Buharı ve Müslim'in naklettiği İbn Ömer (r.a.)'m şu sözüdür: «Biz Rib-ban'dan götürü usulüyle yiyecek satın alırdık. Allah Rasûlü aley-hisselam onları yerlerinden nakletmedikçe satmamızı yasakladı.» Bu yiyeceğe mahsus değildir. Aksine yiyecek, pamuk, keten ve benzeri gibi diğer şeylere de —götürü usulü alındığında — şamildir, aralarında bir fark yoktur.
Bunlar dışında kalan, hakkmda nass bulunmayan şeyler hususunda halkın örfüne ve aralarında cari olan teamüle baş vurulur.
Bu sebebîe biz, hakkında nass bulunan meseleleri aldık ve nass bulunmayanları ise örfe bıraktık.
Hikmeti: Ticaret matının teslim alınmadan satılmasının men-edilmesinin hikmeti saydıklarımızdan fazladır. Satıcı, onu sattığında müşteri teslim almamış ise, onun zimmetinde kalmayı sürdürür. Eğer telef olursa, hasan müşterinin değil satıcının üzerinedir. Müşteri bu durumdayken onu satar ise, ondan sağladığı kâr, hasarın tesirini yüklenmediği birşeyin kân olur. Bu hususta Ebü Dâvûd, Tirmizi, Nesâi ve İbn Mâce, Allah Rasûlü aley-hisselam'ın, zimmetine geçirilmemiş şeyin kârının satımından nehyettiğini nakletmiştir.
ibn Abbas (r.a.) bunu iyi anlamış ve kendisine kabzedilmt-miş şeyin satımının yasaklanma sebebi sorulduğunda, şöyle demiştir : «Bu, dirhem ve yiyecek karşılığında dirhemin te'cil edil-mesindedir.»
24.4.3. Alış - Veriş Akdine Şahid Tutmak
Allah, alış - veriş akdinde şahid bulundurmayı emrederek, şöyle buyurmuştur: «Ahş - veriş yaptığınız zaman şahid tutun. Katibe ve şahide zarar yoktur.» (Bakara : 282)
Şahid tutma emri, mendubluk içindir ve bunda maslahat ve hayır olduğuna işarettir. Yoksa bazılarının sandığı gibi farziyet için değildir.
Cessâs, «Ahkamü'l-Kur*ân»da şöyle demiştir: «Şehirler uleması arasında, ayette anılan yazışma, şahid tutma ve rehinin mendubluk için olduğunda ve bunlarda bizim için fayda, salah ve dünya - ahiret ihtiyacı bulunduğuna işaret olduğunda hilaf yoktur. Bunlardan hiçbiri vacib değildir.
-Ümmet, selef ve halef; borçlanma, satım ve alım akidleri-ni, şahid tutmaksızın bize kadar nakletmiş ve şehirler uleması bunları bildikleri halde hiçbiri bunu inkâr etmemiştir. Eğer şahid getirme vacib olsaydı, onlar bunu bildikleri halde terkede-ni uyarmayı bırakmazlardı.
«Bu durum, onların bunu mendub gördüklerine delildir. Nebi aleyhisselam'ın asrından günümüze kadar, bu böylece nakledilmiştir.
«Eğer sahabe ve tabiin, alışverişlerine şahid tutsalardı, bunu ifade eden ve onların şahid tutmayı terkedeni uyardıklarına dair mütevatir nakil gelirdi.
«Onlardan şahid tutmaya dair istifade edilecek bir nakil gelmediği ve onların, halkın bunu terk etmelerini hoş görmedikleri ortaya çıkmadığı için, borçlanma ve alış - verişte yazma ve şahid tutmanın vacib olmadığı sabit olur.»
24.4.4. Satış Üzerine Satış
ibn Ömer'in naklettiği, Nebi aleyhisselam'm: «Hiç biriniz kardeşinin satışı üzerine satış yapmasın.» buyruğu gereğince satış üzerine satış yapmak haramdır. (Hadisi Ahmed ve Nesâî kaydetmiştir.)
«Sahihayn»da, Ebû Hureyre (r.a.)'den rivayete göre, Nebi aleyhisselam şöyle buyurmuştur: *Kişi, kardeşinin üzerine satış yapamaz.»
Ahmed, Nesai, Ebû Dâvud ve Tirmizi'de — Tirmizî'nin «Hasen» dediği — şu hadis vardır: «Kim iki kişiye bir şey satarsa, bu onlardan ilk alanındır.»
Bunun şekli Nevevi'nin dediği gibi, şöyledir: Halkdan biri, bir ticaret malını, müşterinin muhayyerliği şartıyla satar. Sonra bir başkası gelerek, ona akdi feshetmesini ve satın aldığı şeyin benzerini daha az fiatla ona satmayı teklif eder.
Başkasının alımı üzerine alımın şekli ise şöyledir : Satıcı muhayyer olur. İnsanlardan biri ona, sattığı şeyi daha fazla fiat vererek satın almayı ve ilk akdi feshetmesini teklif eder.
Bu alış veya satışta yapılan ve menedilmiş olan bir günahtır. Fakat bunlardan hangisi satış veya alışı önce yaptıysa onun alış ve satış akdi gerçekleşir. Şafii, Ebû Hanife ve diğer fakih-lere göre durum böyledir. Zahirilerin ileri gelenlerinden Davud bin Ali'ye göre akid gerçekleşmez. Malik'den bu hususta iki görüş nakledilmiştir.
Açık artırma ile satış (müzayede) ise bunun aksinedir. Çünkü o, akid henüz gerçekleşmediği için caizdir. Rasûlüllah aley-hisselam'ın bir ticaret malını «artıran yok mu» diyerek öne sürdüğü sabit olmuştur. Kim, bir adama birşey satar, sonra onu başka birine daha satarsa, ikinci satış hükümsüz ve batıldır. Çünkü mal ilk müşterinin mülkünde olduğu için, malik olmadığı şeyi satmıştır. İkinci satışın, muhayyerlik müddetinde veya onun bitiminde olması aynıdır. Çünkü satılan mal, sırf satış sebebiyle onun mülkünden çıkmıştır. Semüre (r.a.)'den rivayete göre Nebi aleyhisselam şöyle buyurmuştur : *Bir kadını iki velisi birden evlendirirse, kadın ilk evlendirilenindir. Bir ticaret malı iki kişiye satılırsa, bu ilk satın alanındır.»
24.4.5. Veresiye Müddetinin Artması ile Fiatın da Artması
Peşin satış caiz olduğu gibi, veresiye satış da caizdir. Bîr malın fiatının bir kısmının peşin bir kısmının ise veresiye olması, — alıcı ve satıcı karşılıklı anlaştıkları zaman — caizdir.
Fiat veresiye olduğu zaman, satıcı fiatın veresiye Ödenmesi sebebiyle arttırma yaparsa, caizdir. Çünkü fiatın ödenmesinde belirli bir süre geçmektedir.
Hanefiler, Şafiiler, Zeyd bin Ali, Müeyyed Billah ve fakihlerin çoğunluğu, delillerin umumunun onu caiz kılması sebebiyle bu görüşe sahip olmuştur. Şevkanî de bunu tercih etmiştir.
24.4.6. Komisyonculuğun Caiz Olması
İmam Buharı şöyle demiştir: «İbn Şirin, 'At'a, İbrahim ve Hasan simsarlık (komisyonculuk) da bir beis görmezlerdi.
İbn Abbas; «Bu elbiseyi sat. Şu fiattan fazlası senindir,- denilmesinde bir mahzur yoktur.» demiştir.
İbn Şirin şöyle demiştir: «Mal sahibinin; «Şunu şu fiata sat, fazlalığı senindir, (veya aramızda bölüşürüz.)» demesinde bir mahzur yoktur.»
Rasûlüllah aleyhisselam şöyle buyurmuştur; «Müslüman şartlan(na riayetkardır.)»
(Hadisi Ahmed, Ebû Dâvûd ve Hâkim Ebû Hureyre'den nak-letmiştir. Buharî ise ta'liken zikretmiştir.)
24.5. Satış Şekilleri
24.5.1. Cebren Satış
Fakihîlerin çoğunluğu, akid yapanın malı satmada ihtiyaç sahibi olmasını şart koşmuşlardı. Malını «satmaya haksız yere zorlanırsa, Allah Subhanehû'nun «Karşılıklı rıza ile yaptığınız ticaretle olması müstesna.» (Nisa : 69) buyruğu gereğince alış - veriş gerçekleşmez.
Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem de : «Alış - veriş ancak, karşılıklı rıza iledir.» buyurmuştur.
Yine Nebi aleyhisselam : «Ümmetimden hata, unutma ve zorlama sonucu olan şeyler kaldırıldı.- buyurmuştur.
(Hadisi İbn Mâce, îbn Hibbân, Dârekutnî, Taberani, Beyhakî ve Hâkim kaydetmiş, «Hasen» veya «Zaif» olmasında ayrılığa düşmüşlerdir.
Satıcı, malını hakkıyla satmaya zorlanırsa, alış - veriş sahih olarak gerçekleşir.
Kişinin; mescidi veya kabristanı genişletmek için evini satmaya zorlanması da böyledir.
Altına girdiği borcu ödemek için veya karı ya da ana - babanın menfaati için bir ticaret malını satmaya zorlamak da caizdir. Bu durum ve benzerlerinde; onun rızasının yerine şer'i rıza geçtiği için alış - veriş sahih olur.
Abdurrahman bin Ka'b (r.a.) şöyle demiştir: «Muaz bin Cebel cömert bir genç idi. Elinde birşey tutumazdı. Mallannm tümü borca batıncaya değin borçlandı. Alacaklıları ile konuşması için, Nebi aleyhisselam'la konuşmaya geldi. Eğer biri Muaz'ı biraksa, Allah Rasûlü aleyhisselam sebebiyle bırakırdı. Allah Rasûlü aleyhisselam, Muaz'ın hiçbir şeyi kalmamacasına bütün mallarını (borcuna karşılık) sattı.»
24.5.2. Zarurete Düşenin Satışı
însan bazen, borcu veya geçimi için gerekli bir zorunluluk sebebiyle elindekini satmak zorunda kalır ve zaruret sebebiyle bu malları değerinden daha azıyla satar. Bu çeşit satış, mekruh olmakla beraber caizdir, bozulmaz.
Bu tür hallerde darda kalana yardım etmek ve ona elem veren sıkıntıdan kurtulması için borç para vermek meşru kılınmıştır.
Bu konuda meçhul bir adamdan hadis nakledilmiştir. Ebû Dâvûd'da «Beni Temimli bir şeyhden yapılan rivayete göre o, Şöyle demiştir: Ali bin Ebû Talib bize hitab ederek, şöyle dedi: «Halkın başına darlık zamanlan gelecektir. Zenginler ellerinde bulunanı sıkar ve bu sayede mallarını arttırırlar. Allah Teâlâ «Aranızda iyiliği unutmayın.- (Bakara: 237) buyurmuştur. Darda kalanlar mallarını satarlar. Nebi aleyhisselam darda kalanın satışını, zarar satışını ve mahsulünü elde etmeden satışını menetmiştir.»
24. 5. 3. Sığınma Satışı
İnsanlar, bir zalimin mallarına saldıracağından korktuğunda bu zalimden kaçırmak için birbirine yardımcı olup şartlarını ve rükunlannı yerine getirerek zahiren (göstermelik) alışveriş akdi yaparlarsa, bu akid sahih olmaz. Çünkü akid yapan iki taraf alış - verişi kasdetmemişlerdir. Bu ikisi, şaka ile alış -veriş yapan kimseler gibidir.
«Bu akid sahihtir. Çünkü şart ve erkanına riayet edilmiştir.» de denilmiştir.
îbn Kudâme ise: «Sığınma satışı batıldır.» demiştir, Ebû Hanife ve Şafiî şöyle demiştir.- «Bu akid sahihtir. Çünkü alış - veriş, erkanı ve şartlarıyla tamamlanıp akdi bozan şeylerden hali olunca, sahih olur. Zira, alan ve satan fasid bir şart hususunda İttifak etseler, sonra da şartsız akid yapsalar, alış -veriş sahih olur. Bize göre bunlar alış - verişi amaçlamamış olsalar — şakacılar gibi— akidleri sahih olmaz.»
24.5.4. Belirli Bir Şeyi İstisna Ederek Yapılan Satış
Birinin bir ticaret malım, belirli bir şeyi istisna ederek satması caizdir. Meselâ ağaçlan — bir ağacı istisna ederek — satmak veya birkaç evi birden satıp, aralarından birini dışta bırakmak ya da bir arazi parçsım satıp bunun belirli bir kısmını istisna etmek gibi.
Câbir (r.a.)den rivayete göre : «Nebi aleyhisselam; münâkale, muzâbene[1] ve istisnai satışı —belirli olmadıkça— yasakladı.»
Cehalet ve zararı içerdiği için, belirli olmayan meçhul birşey istisna edildiğinde, satış sahih olmaz.
24.6. Ölçü Ve Tartının Yerine Getirilmesi
Allah Sübhanehû «Ölçü ve tartıya riayeti» emrederek şöyle buyuruyor: «Ölçüyü ve tartıyı doğru yapın.» (En'ani: 152)
Bir şeyi ölçtüğünüz zaman, ölçüyü tam tutun, doğru teraziyle tartın. Böyle yapmak, sonuç itibariyle daha güzel ve daha iyidir.» (İsrâ: 35)
ölçü ve tartıyla oynamayı ve hafifletmeyi menederek şöyle buyuruyor. İnsanlardan kendileri birşeyi ölçerek aldıkları zaman tam alan, ama onlara bir şeyi ölçüp tartarak verdiklerinde eksik tutan kimselerin vay haline! Bunlar büyük bir günde tekrar dirileceklerini sanmıyorlar mı? O gün insanlar âlemlerin Rabbinin huzurunda dururlar.» (Mutaffifîn : l - 6)
24.6.1. Terazinin Müşteri Kefesinin Ağır Basmasının Teşvik Edilmesi
Süveyd bin Kays'dan rivayete göre, o şöyle demiştir: Ben ve kölem Mahrefe, Hacre'den elbise yüklenip, Mekke'ye getirdik. Alıl" sallallahu aleyhi ve sellem bize yaya olarak geldi. Şalvarlar hususunda pazarlık edip, O'na sattık. Sonra bir adam ücreti tarttı.[2] Bu sırada Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem ona; Tart ve bir kefesi ağır bassın.» buyurdu. (Hadisi Tirmizî, Nesâî ve İbn Mâce kaydetmiş, Tirmizi «Hasen-Sahih» demiştir.)
24.6.2. Alım - Satımda Müsamaha
Buharî ve Tirmizi'nin Cabir (r.a.)'den rivayetine göre, Allah Rasülü sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: «Allah, sattığı, satın aldığı ve borcunu istediği zaman müsamahalı davranan adama rahmet etsin.»
24.7. Meçhul (Ğarar) Alış-Veriş
Meçhul alış - veriş, cehalet ihtiva eden veya zarar doğuran ya da kumar ile olan alış - verişlerin tümü olup, Sâri tarafından yasaklanmıştır.
Nevevi şöyle demiştir : «Meçhul alış - verişin nehyi, içine pek çok meselenin girdiği, şer'i asıllardan biridir.» Meçhul alış - verişten şu ikisi müstesnadır:
1- Satılan maidan ayrıldığı takdirde, satışı caiz olmayacak olan, satılan mala tabi olan şeyler. Meselâ, binaya tabi olan bina temelinin ve hayvana tabi olan memesindeki sütün satışı gibi.
2- Önemsizliği veya ayrıştırma ve ta'yinin güçlüğü sebebiyle adeten müsamaha gösterilen şeyler. Meselâ, insanların orada kalma sürelerinde ve kullandıkları suda farklılık bulunmasına rağmen, belirli bir ücret ile hamama girmeleri veya kapalı kapta bulunan sudan içmek ya da pamuktan yapılmış cüb-be gibi.
Sâri, meçhul alış - veriş olan konuları ifade etmiştir. Cahi-liyye döneminde uygulanan ve bu kapsama giren bazı alış - veriş türleri aşağıdadır:
24.7.1. Çakıl Taşı Atarak Yapılan Satışın Yasaklanması
Cahiliyye halkı, genişliği belirlenmemiş bir toprağı satarlardı. Sonra çakıl taşı atarlar ve çakıl taşı durduğu zaman, ulaştığı yer, satılan toprağın sınırı olurdu. Veya kendisi bilinmeyen birşey üzerine satış yaparlar, sonra çakıl taşını atarlar ve düştüğü şey satılan mal olurdu. Bu tür satışa «Çakılla satış» denir.
24.7.2. Dalgıç Satışının Nehyi
Cahiliyye halkı, dalgıç denize daldığı zaman denizde bulacağı şeyi dalgıçtan satm almak üzere alış - veriş yaparlardı. Akid, alış - veriş yapanları bağlardı. Müşteri — birşey bulunmasa bile— fiatı verildi. Satan da bulduğu şeyi —aldığı fiat daha değersiz bile olsa— müşteriye verirdi.
Bu alış - veriş türüne «Dalgıç satışı» denir.
24.7.3. Doğacak Yavrunun Satışı
Bu, hayvanın doğuracağı yavru üzerine, doğmadan önce yapılan akiddir. Memedeki sütü satmak da böyledir.
24.7.4. Mülamese Satışı
Elbiseyi veya bir ticaret malını, el ile yoklayarak yapılan satıştır. Onun durumunu bilmeden veya ondan hoşnut olmadan, böyle yapılan satış bağlayıcı olurdu.
24.7.5. Münabeze Satışı
Akid yapanlardan her birinin, yanındakini atarak yaptıkları ve karşılıklı rıza bulunmadan bağlayıcı saydıkları satıştır.
24.7.6. Münâkale Satışı
Muhakele; olmamış ekini, ölçüsü belirli bir yiyecek karşılığında satmaktır.
24.7.7. Müzâbene Satışı
Muzâbene, hurma ağacının meyvasını, bir miktar toplanmış
ürün karşılığında satmaktır.
24.7.8. Muhadere Satışı
Muhadere, yeşillenmiş meyvayı, olgunlaşmadan önce satmaktır.
24.7.9. Hayvanın Sırtındaki Yünün Satışı Bu Caiz Değildir.
24.7.10. Sütteki Yağın Satışı Bu Da Caiz Değildir.
24.7.11. Hable'l-Habele Satışı
Sahihayn'da yer aldığı üzere cahiliyye halkı, hable'l-habele'nin, kesildiğinde çıkacak eti üzerinde alış - veriş akdi yaparlardı.
Hable'l-habele; hayvanın karnmdakini doğurması, sonra da doğurduğu yavrunun hamile kalmasıdır. Nebi aleyhisselam onları bu alış - verişten menetti. Bu alışveriş ve benzerleri, üzerine akid yapılan şeyin bilinmesi sebebiyle Sari' tarafından yasaklanmıştır.
24.8. Gase Edilen Ve Çalınan Şeyin Satın Alınmasının Haramlığı
Müslümanın, sahibinden haksız yere alındığım bildiği şeyi satın alması haramdır. Çünkü onu almak, ona malik olan kimsenin elinden onun mülkiyetini haksız yere nakleder. Böylece satm alan kimse, onu malik olmayan kimseden satın almış ve günah ve düşmanlıkta onunla yardımîaşmış olur.
Beyhaki'nin rivayetine göre, Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve seilem şöyle buyurmuştur: «Kim —çalındığını bildiği halde — çalıntı bir malı satın alırsa, günah ve utançda ona ortak olmuştur.»
24.9. İçki Yapana Üzüm Ve Fitne Çıkarana Silah Satmak
Üzümün, içki yapana ve silahın, fitne çılıarana veya harbilere satılması iîe herhangi bir malın, onunla haram işlemeyi amaçlayana satılması caiz değildir. Akid yapıldığında, batıl olarak meydana gelir. Çünkü akidden amaç, alış - veriş yapan her iki tarafın bedel ile faydalanmasıdır. Satan fiattan faydalanır, müşteri ise ticaret malından istifade eder. Burada ise, tehlikeli şeylerin irtikabı neticesini doğurduğu ve bunda Şâri'in menet-tiği günah ve düşmanlıkta yardımlaşma bulunduğu için, istifade amacı gerçekleşmemiştir.
Allah Teâlâ şöyle buyuruyor: -İyilik ve takvada yardımlasın, günah ve düşmanlıkta ise yardımlaşmayın.» (Maide: 2)
Ibn Ömer'den rivayete göre, Allah Rasûîü aleyhisselam şöyle buyurmuştur: «Allah, içkiye, içene, dağıtana, satana, alana, akana, sıktırana, taşıyana ve kendisine taşmana la'net etmiştir.»
Allah Rasulü aleyhisselam şöyle buyurmuştur: «Üzümü, bağ bozumu sırasında depo edip, içki yapana satan kimse, göz göre göre kendini ateşe atmıştır.»
Ömer bin Husayn (r.aJ'dan rivayete göre, şöyle demiştir: «Allah Rasûlü aleyhisselam fitne çıkması için silah satmayı menetti.* (Hadisi Beyhaki kaydetmiştir.)
İbn Kudâme şöyle demiştir: -İçki yapacağı sanılan kimseye, sıkımhk üzüm satmak, haramdır.
Bu sabit olunca, satış haram olur ve müşterinin bu amacı ya sözü veya bu işe mahsus bir karine ile bilinirse, satış batıl olur.
Hali bilinmeyen veya — içki ve sirkeyi birlikte yapan kimsenin onu satm alması gibi — durumu muhtemel olan biri olursa ve içki yapmayı amaçladığına delalet eden bir şey söylemezse, satış caizdir.
Bu hüküm, harb ehline veya yol kesene yada fitne çıkarana... silah satmak yada içinde içki satımı ve benzeri şeyler yapılması için evini kiralamak gibi haram amaçlanan tüm şeyler hakkında geçerlidir.
Bu tür satışlar, haramdır ve akid batıldır.»
24.10. Haramla Karışık Bulunan Şeyin Satışı
Satış akdi, hem mubah ve hem de haram olan şeylere şamil olduğu zaman; «Mubah hakkındaki akid sahih, haram olan şeydeki ise batıl olur.» demiştir. Bu Şafii'nin iki görüşünden en zahiri ve Malik'in mezhebidir.
«Akid her ikisinde de batıl olur» da denmiştir.
24.11. Satış Sırasında Çok Yemin Etmenin Yasaklanması
Allah Rasûlü sallallahü aleyhi ve seilem çok yemin etmeyi yasaklayarak şöyle buyurmuştur: «Yemin, ticaret malına menfaat getirir, bereketi ise yok eder.- (Hadisi Buhari ve başkaları Ebû Hüreyre'den nakletmişlerdir.)
Bu, Allah'ı büyükleme dolayısıyla yapılıyor ise, aldatma se-beblerinden biri olur. Müslim'de ise şöyle geçmektedir: «Alışveriş sırasında çok yemin etmekten sakının. Çünkü o malı revaç buldurur, sonra da bereketini giderir.»
Allah Rasûlü saüallahu aleyhi ve sellem: «Tüccarlar fâcir-dir.» buyurdu. «Ey Allah'ın Rasûlü! Allah alış - verişi helal kılmadı mı?» diye soruldu. Nebi aleyhisselam şöyle buyurdu: «Evet, fakat onlar yemin ederler ve günaha girerler. Konuşurlar ve yalan söylerler.» (Hadisi Ahmed ve diğerleri «Sahih isnad» ile kaydetmiştir.)
îbn Mes'ud'dan rivayete göre, Nebi aleyhisselam şöyle buyurmuştur : «Kim, müslüman bir kimsenin malı üzerine haksız yere yemin ederse, Allah ile —ona gadaplanmiş iken— karşılaşır.» Ibn Mes'ûd şöyle dedi: «Sonra Allah Rasûlü aleyhisselam bize Allah'ın kitabından delil getirerek şu ayeti okudu : «Allah'ın ahdini ve yeminlerini az bir değere değiştirenlerin, işte onların, ahirette bir paylan yoktur. Allah onlara kıyamet günü hi-tabetmeyecek, onlara bakmayacak, onları temize çıkarmayacaktır. Elem verici azab onlar içindir.» (Âl-i İmran: 77) (Hadisi Bu-hari ve Müslim kaydetmiştir.)
Buhari'nin rivayetine göre; bir bedevi Nebi aleyhisselam'a giderek: «Ey Allah'ın Rasûlü büyük günah nedir?» diye sordu. Nebi aleyhisselam «Allah'a şirk koşmak» buyurdu. Adam: «Sonra hangisi?» dedi. Nebi aleyhisselam «Yemin-i ğamûs» buyurdu. Adam: «Yemin-i ğamûs nedir?» diye sordu. Nebi aleyhisselam şöyle buyurdu: «Müslüman bir kimsenin malını yalan yemin ile koparmaktır.»
Nebi aleyhisselam onu «Ğamûs» (batıran) olarak isimlendirmiştir. Çünkü o, yemin edeni cehennem ateşine batırır. Fa-kihlerin bir kısmına göre onun kefareti yoktur. Çünkü aşırılığı pek şiddetli ve günahı pek büyüktür. Kefaret ile onun telafisi mümkün değildir.
Ebû Ümâme îyâs bin Sa'lebe el-Hârisî (r.a.)'dan rivayete göre, Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur : «Kim, yemin ile müslüman birinin hakkını alırsa, Allah ona cehennemi gerekli, cenneti ise haram kılar.» Bir adam O'na «Ya değersiz birşey olursa! Ey Allah'ın Rasûlü!» diye sordu. Nebi aleyhisselam: «Arak ağacından yapılan bir misvak sopası bile olsa.» buyurdu. (Hadisi Müslim kaydetmiştir.)
24.12. Mescidde Alış-Veriş Yapmak
Ebû Hanîfe, mescidde alış-veriş yapmayı caiz görmüş ve alış-veriş sırasında mescidde ticaret malını bulundurmayı ise tenzihen mekruh savmıştı»-
tenzihen mekruh saymıştır. 36
Malik ve Şâfi'i de mekruh olmasına rağmen cevaz vermiştir Ahmed ise sıhhatinin caiz olmasını kabul etmemiş ve onu haram saymıştır.
Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyuruyor: «Mescidde abş - veriş yapan birini gördüğünüz zaman «Allah ticaretini kârh kılmasın.» deyin.»
24.13. Cuma Ezanı Sırasında Yapılan Satış
Farz bir namazın vakti daraldığı sırada ve cuma ezanı okunurken alış - veriş yapmak, haramdır.
Ahmed'e göre, «Allah Teâlâ'nın «Ey inananlar! cuma günü namaz için ezan okunduğu zaman, Allah'ı anmaya koşun; alış -verişi bırakın. Bilseniz, bu sizin için daha hayırlıdır.» {Cum'a: 9) âyeti gereğince, alış - veriş sahih olmaz.»
Nehiy, cuma günü ile ilgili olarak, alış - veriş akdinin fasid olmasını gerektirir. Diğer namazlar da buna kıyas edilir.
24.14. Tevliyye, Murabaha Ve Vadîa'ntn Caiz Olması
Tevliyye, murabaha ve vadi'a, -satıcı ile alıcıdan her birinin ticaret malının alınacağı fiatı bilmeleri şartı ile — caizdir.
Tevliyye} eksik veya fazla olmaksızın sermayesine (kârsız) satmasıdır.
Murabaha; ticaret malının alındığı fiata belirli bir kâr koyarak satılmasıdır.
Vadî'a ise; aldığı fiattan daha düşük bir fiata satmadır.
24.15. Mushaf'ın Satılması Ve Satın Alınması
Fakihler, mushafın satın alınabileceği konusunda ittifak edip, satılması hususunda ayrılığa düşmüşlerdir. Üç imam bunu mubah görmüş, Hanbeliler ise haram saymıştır.
Ahmed: «Mushafın satışı hususunda bir izin bilmiyorum » demiştir.
24.16. Mekke Evlerinin Satışı Vb Kiraya Verilmesi
Aralarında Evzâ'î, Sevri, Mâlik ve Şafiî'nin de bulunduğu pek çok fakih bunu caiz saymıştır. Ebû Hanife'nin de görüşü böyledir.
24.17. Suyun Satılması
Nehir, deniz, kaynak ve yağmur sularının tümü, insanların hepsinin mülkündedir. Hiçbiri bunlara diğerinden daha haklı değildir. Yerlerinde bulundukları sürece ne satılmaları ne de satın alınmaları caiz değildir.
Rasûl aleyhisseîâm Ebû Davud'un rivayet ettiği bir hadiste şöyle buyurmuştur: Müslümanlar üç şeyde ortaktırj Su, ot ve ateş.»
Rivayete göre 'İyas el-Müzenî su satan bir grub insan görmüş ve şöyle demiştir; «Su satmayın. Çünkü ben Allah Rasûlü'nü su satılmasını yasaklarken işittim.»
İnsanlar suyu biriktirip, topladıkları zaman, ona malik olurlar. Mülkünde bir kuyu kazan ve onu çıkarmak için aletler yapan kimsenin bu durumda onu satması caizdir. Nebi aleyhisselam'ın Medine'ye geldiği sırada «Rıme» denilen, Yahudilerin malik olduğu ve halkın ondan su satın aldığı, Nebi aleyhisselam'ın onun satışını ikrar ettiği, müslümanların da ondan su aldığı, bu işin Osman (r.a.)'m onu satın alıp müslümanlara vakfedince-ye kadar sürdüğü sabit olmuş bir kuyu vardı.
Bu durumda havuz haline getirildikten sonra suyun satışı, odun satışı gibi olur. Çünkü o toplanmadan önce, herkese mubah olur. Toplanıp muayyen bir şahsın malı olunca, satışı sahih olur. Nebi aleyhisselam şöyle buyuruyor: »Birinizin bir ip alıp, bir yük odun toplaması, insanlardan dilenmesinden daha hayırlıdır. Onlar ya verirler, ya da vermezler.»
Su satıldığı zaman, sayaç gibi harcanan suyun miktarını hesab eden bir cihaz varsa onun ölçülmesi sahih olur. Eğer kullanılan suyu tesbit etmenin mümkün olacağı bir cihaz bulunmuyorsa, satışta örfe müracaat edilir.
Tüm bunlar genel durumlardadır. Zorunlu durumlarda ise su sahibinin ücret almadan suyu vermesi vacib olur.
Ebû Hüreyre (r.a.) 'dan rivayete göre, Rasûl aleyhisselam şöyle buyurmuştur: Allah üç kişiyle kıyamet günü konuşmaz: Yanındaki fazla suyu yolcuya vermeyen adam, İkindiden sonra ticaret malım satmak için yalan yere yemin eden adam,- bir imama biat edip, ona ihsanda bulunursa, biatına vefa gösteren, ihsanda bulunmaz ise, ona vefa göstermeyen kimse.»
24.18. Îade Satışı
îade satışı, paraya muhtaç olan kimsenin akar (gayr-i menkûl) un, fiatıru ödeyince tekrar geri almak üzere satmasıdır. Bu-
nun hükmü, görüşlerin en tercih, edilenine göre, rehin hükmündedir.
24.19. İstesna Satışı (Siparişle Satış)
İsteğe uygun olarak ima! edilen şeyi satın almaktır. Bu İslamdan önce de bilmiyor idi. İmamlar, bunun meşru olduğunda ve rükûnlarının «icab ve kabul» olduğunda icma etmişlerdir.
Bu satış, siparişle muamelenin cari olduğu her şeyde caizdir.
Hükmü: Fiat ve satılan şeyde mülkiyeti doğurur.
Sıhhat şartları: Sipariş edilen şeyin cinsi, çeşidi, vasıfları ve miktarı, cehaleti ortadan kaldırıp, tartışmayı giderecek şekilde açıkça belirtilmelidir.
Müşteri, «görme muhayyerliği» sebebiyle, malın görülmesi sırasında, fiatı verip, onu almak ile akdi feshetmek arasında muhayyerdir.
Onun vasıflandırılan şekilde olması veya olmaması eşittir. Bu, Ebû Hanife ve Muhammed'e göredir.
Ebû Yusuf ise şöyle demiştir; «Eğer vasıflandırdığı şekilde yapılmış bulursa, zanaatkarı zarara sokacağı için iade etme muhayerliği yoktur. Onu alacağı fiat karşılığında, yapılan şeyden başkasını satın alamaz.»
24.20. Ekin Ve Meyvaların Satışı
Olgunlaşmadan önce meyvanın satışı, tane olmadan önce de ekinin satışı, onların, toplanmadan Önce telef olmasından ve hastalığa uğramalarından korkulduğundan sahih değildir.
Buhari ve Müslim'in İbn Ömer'den rivayetine göre: «Nebi aleyhisselam meyvanın olgunlaşmadan satışım (alana da, satana da) yasakladım
Müslim'in İbn Ömer'den rivayetine göre; «Nebi aleyhisselam hurmayı renklenmeden satmayı, başağı, buğday vermeden ve hastalıktan emin olunmadan satmayı yasakladı.»
Buharî'nin Enes'den rivayetine göre, Nebi aleyhisselam şöyle buyurmşutur: «Ne dersiniz, şayet Allah meyva vermesini en-gellese, biriniz kardeşinin malını ne ile alacak?»
Olgunlaşmadan meyva, tane vermeden ekin — eğer faydalanmak mümkünse ve hisseli değilse — hemen toplamak şartıyla satılırsa sahih olur. Çünkü bu durumda ıdef olması ve hastalık meydana gelmesi korkusu yoktur.
Eğer toplanması şartıyla satsa, sonra da müşteri olgunla-şıncaya kadar ürünü toplamasa; «Satış batıl olur.» denmiştir. «Batıl olmaz, fazlalığa ortak olurlar.» da denmiştir.
24.20.1. Ürünü Toprak Sahibinin veya Ağaç Sahibinin Satması
Bu hükümler, toprak ve arazi sahiplerinden başkalarına nis-betledir. Eğer meyva olgunlaşmadan önce ağacın malikine satılmış olsa —meyvanın olgunlaşmadan önce ağacıyla birlikte satılması gibi — bu satış sahih olur. Yine ekinin olgunlaşmadan Önce toprak sahibine satışı da, müşteriye nisbetle teslimin olgunlaştıktan sonra meydana gelmesi sebebiyle sahih olur.
24.20.2. Ürünün Olgunlaşması (Salah) Nasıl Bilinir?
Yaş hurmanın olgunlaşması; kızarması ve sararması ile anlaşılır.
Buharı ve Müslim'in Enes (r.a.)'den rivayetine göre, Nebi aleyhisselam meyvanın renklenmeden satışını yasakladı. Enes (r.a.) 'a «Renklenmesi nasıldır?» diye soruldu. «Kızarması ve sararması.» dedi.
Üzümün olgunlaşması ise, suyunun tatlanması, yumuşaması ve sararması ile bilinir. Diğer meyvalann olgunlaşması da yenmesinin hoş olması ve sulanmaları ile bilinir.
Buharı ve Müslim'in Cabir'den rivayetine göre: «Nebi aleyhisselam, tatlanmadan meyvamn satışını yasakladı.»
Hububat ve ekinin olgunlaşması ise, tanesinin sertleşmesiy-le anlaşılır.
24.20.3. Tedricen Olgunlaşan Meyvaların Satışı
Meyva ve ekinlerde, tümün içerisinden bir kısmı olgunlaşıp, diğer kısmı henüz olgunlaşmasa ve her iki tip ürün bir akitle satılsa, akdin aynı cins üründe varid olması şartıyla 6 satış caizdir. Böyle durumlar, ürün verme zamanlan birbirine yakın ve farklı olan muz, gül, salatalık ve benzeri bitkilerde söz konusu olur.
Maliki fakihleri, bazı Hanefi fakihleri ve Hanbeliler bu görüşü benimsemiş ve bunu aşağıdaki delillere dayandırmışlardır:
1- Şari'in, bir kısmı olgunlaşan meyvanın satışına cevaz verdiği sabit olmuştur. Olgunlaşmayan meyvalar ise, olgunlasanlara tabi olur. Böylece, akid mevcudlar üzerine yapılır ve henüz bulunmayanlar ise onlara tabidir.
2- Bu alış - verişin caiz olmaması, iki mahzur doğurur.
a- Tartışma meydana gelir: Çünkü akid, genellikle geniş tarlalarda vaki olur. Müşterinin ilk ürünü toplaması ancak uzun bir vaktin geçmesiyle mümkün olur ve ikinci ürünün çıkması için yeterli zaman geçmiş olur. Bu durumda ilk ürünü diğerinden ayırmak mümkün olmaz. Akid yapan iki taraf arasında tartışma çıkar. Bunlardan biri diğerinin malını yemiş olur.
b- Mallar atıl bırakılır : Satan, ilk ürünün çıkması sırasında onu satm alacak kimseyi her zaman hazırda bulamaz. Ürün eksilir ve böylece mah zayi olur.
Durum böyle olunca, bu şekil satış caiz kılınmıştır. Caiz olmadığına dair görüş, karışıklık ve güçlük çıkanr. Bu ikisi ise Allah Teâlâ'nın şu sözüyle kaldırılmıştır:
«O, dinde sizin için bir zorluk kılmamıştır.» (Hacc: 78) İbn Abidin, bu görüşü tercih etmiş ve «Mecelle-i Ahkam-ı Şer'iyye»de bunu almıştır.
24.20.4. Başağındaki Buğdayın Satılması
Başağında bulunan buğdayın ve kabuğundaki bakla, pirinç, susam, ceviz ve bademin satışı caizdir. Çünkü tane bunlarla faydalı olur, arpa gibi başağında satılmaları caizdir.
Nebi aleyhisselam, buğday vermeden ve hastalıktan emin olmadan başağın satılmasını yasaklamıştır. Çünkü bu zarar doğurur. Başak içinde bulunanı gizlediği için, meçhul alışveriş olur.
Bu, Hanefi ve Malikilerin mezhebidir.
24.20.5. Afete Uğrayan Ürünü Düşürmek
Afet, insani bir fiil olmadan ekine veya meyvaya isabet edip, onu helak eden şeydir. Meselâ kıtlık, dolu, kuraklık afetdir.
Afetlere mahsus hükümler vardır :
Meyva, olgunlaştıktan sonra satılır ve müşteriye onu kaldırması için müddet verilir de, sonra hasadından önce felakete uğrayıp, telef olursa, bunları satıcı tazmin eder. Müşterinin, fiatını vermesi vacib değildir. Çünkü Rasûl aleyhisselam «felakete uğrayan üründe akdi kaldırmayı» emretmiştir. (Hadisi Müslim, Cabir (r.a.)'den nakletmiştir.)
Bir lafızda Nebi aleyhisselam şöyle buyurmuştur: «Kardeşine meyva satar da, ürün afete uğrarsa, ondan fiat olarak birşey alman helal olmaz. Kardeşinin malını haksız yere neyle alacaksın?»
Bu hüküm, satıcının onu ağacıyla birlikte veya mülkü, tar-lasıyla birlikte satmadığı ya da müşterinin onu adet üzere almadığı durumdadır. Bu durumlarda ise, müşterinin kefaleti altında, nlnr
Eğer ürünün telef olması, tabii afetler sebebiyle değil de, İnsanın kusurundan dolayı olursa; müşteri, akdi feshedip fiatı satandan geri almak ile akdi geçerli sayıp telef olan kısmın kıymetini almak arasında muhayyerdir.
Bu görüşe, Ahmed bin Hanbel, Ebû Ubeyde ve bir grup hadis ehli sahib olmuştur. İbn Kayyim de bu görüşü tercih edip «Ebû Dâvud»a yazdığı «Tezhib» de şöyle demiştir: «Alimlerin cumhuru, felaketler sebebiyle akdi kaldırma emrini, nıenduplu-ğa ve ma'ruf ve ihsan yoluyla istihbaba hamletmişlerdir. Vucub ve bağlayıcılığa değil.»
Malik; «Zarar, üçte bir ve daha fazla olursa, akid kalkar, üçte birden daha az olduğunda ise kalkmaz,» demiştir.
Malikiler ise: «Bu sözün anlamı şudur - «Afetler, üçte birden daha azmi telef ettiği zaman, telef olan müşterinin malından sayılır. Üçte birden daha çoğunda ise, telef olan kısım, satanın malı sayılır.» demişlerdir. Hadisin, vücuba değil de nebd ve istihbaba hamîediîmesi, hadisteki emrin, müşterinin ürün üzerindeki mülkünün meydana gelmesinden sonra olmasına dayandırılmıştır. Müşteri onu satmayı veya hibe etmeyi istese, ondaki mülkiyeti sebebiyle bunlar sahih olur.
«Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem zararın yüklenil-mediği şeyde kâr etmeyi yasakladı.»
Müşterinin onu satması sahih olunca, zararım da yüklendiği sabit olur.
«Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem olgunlaşmadan önce meyvayı satmayı yasakladı.» Eğer felaket, olgunlaşmadan sonra olmuşken, zarar müşterinin malından sayılsa, bu nehiy bir kaide olmaktan çıkardı.
24.21. Alış-Verişte Şartlar
Alış - veriş şartlan iki kısma ayrılır:
1- Sahih - bağlayıcı şartlar.
2- Akdi iptal eden şartlar.
24.21.1. Akdin Gereklerine Uygun Olan Şartlar
Bunlar üç çeşittir:
a- Satışın gereklerinden olan şartlar: Trampa ve fiatın ödenmesi şartı gibi.
b- Akdin maslahatından olan şartlar: Fiatın veresiye olması, bir kısmının veresiye ödenmesi şartı veya satılan şeyde muayyen bir sıfatın bulunması şartı gibi. Meselâ hayvanın sağımlık veya hamile olması, ya da «doğan»ın avcı olması gibi. Şart bulunduğu zaman, akid bağlayıcı olur.
Şart bulunmadığında, müşterinin şartın bulunmaması sebebiyle akdi feshetme hakkı vardır. Allah Rasûlü aleyhisselam şöyle buyuruyor. «Müslümanlar, şartlarım yerine getirirler.»
Şart bulunmadığında müşterinin, şart koşulan sıfat kadar, satılan malın kıymetini düşürme hakkı da vardır.
c- Akidde, satıcı veya alıcı lehine belirli bir menfaatin bulunması şartı. Meselâ bir ev satılıyorsa, bir ay veya iki ay orada oturma gibi, bir müddet ondan faydalanma şartının koşulması...
Yine bir hayvan satılıyorsa, onun belirli bir yere kadar üzerindeki yükü taşımasının şart koşulması da böyledir. Çünkü Buhari ve Müslim şunu nakletmiştir: «Cabir (r.a.) Nebi aieyhisselam'a, yükünü Medine'ye taşıması şartıyla devesini sattı.»
Yine, müşterinin satıcıya, ma'lum bir menfaati şart koşması da böyledir. Meselâ, satanın sattığı şeyi belirli bir yere götürmesi veya hayvanın yularını ya da yavrusunu da almayı şart koşması gibi.
Muhammed bin Mesleme, bir Nebtî'den bir demet odun satın aldı ve ona bunu taşımasını şart koştu. Bu yayılmasına rağmen, kimse bunu inkar etmedi.
Ahmed, Evzâ'i, Ebû Sevr, İshak ve îbn Münzir'in mezhebi budur.
Şafii ve Hanefiler, bu satışın sahih olmadığı görüşündedir. Çünkü Nebi aleyhisselam şartlı satışı yasaklamıştır. Fakat bu yasaklama, sahih değildir. Nebi aleyhisselam ancak bir satışta iki şart birden koşmayı yasaklamıştır.
24.21.2. Akdi Bozan Şartlar
Bunlar da üç çeşittir:
a- Akdi kökten iptal eden şartlar: Meselâ satıcının müşteriye : «sana bunu, senin bana şunu satman veya borç vermen
şartıyla satıyorum.» diyerek, akid yapanın arkadaşına başka bir akdi yapmayı şart koşması gibi.
Bunun delili Rasûl aleyhisselam'ın; «Satışla beraber borç alma belal değildir. Bir satışta iki şart bulunmaz.» buyruğudur. (Hadisi Tirmizi kaydetmiş ve «sahih» demiştir.)
Ahmed şöyle demiştir: «Bu anlama dahil olan her şey, böyledir. Meselâ: «Sana, kızım bana nikahlaman şartıyla veya kızımı nikahına alman şartıyla bunu satıyorum.» demesi gibi. Bunların tümü sahih olmaz. Ebû Hanife, Şafiî ve çoğunluğun görüşü budur.
Mâlik bunu caiz görmüş ve şartta anılan karşılığı fasîd sayarak, şöyle demiştir: «Belirli ve helal olduğu zaman, fasid lafza iltifat edilmez.» (Bu şart, akdi bozmaz.)
b- Kendileriyle birlikte satışın sahih olduğu şartlar:
Akdin gereklerine ters olan bu şartlar batıl, (akid ise sahih) olur. Meselâ, satıcının müşteriye satın aldığı malı satmamayı ve hibe etmemeyi şart koşması gibi.
Çünkü, Nebi aleyhisselam şöyle buyurmuştur: «Allah'ın kitabında bulunmayan her şart, batıldır. Yüz şart bile olsa...»
(Hadisi Buharı ve Müslim kaydetmiştir.)
Ahmed, Hasan, Şa'bi, Nehâ'i, İbn Ebi Leylâ ve Ebû Sevr bu görüştedir. Ebû Hanife ve Şafii ise: «Alış - veriş fasid olur.» demiştir.
c- Onlarla birlikte abş - verişin gerçekleşmediği şartlar: Meselâ; «Falan razı olursa veya şunu bana getirirsen, bunu sana sattım.» demesi gibi.
Müstakbel bir şarta bağlanan tüm satışlar da böyledir.
22.22. Kaporalı Satış
Kaporalı satışın şekli şöyledir: Müşteri bir şey alır ve onun fiatının bir kısmını satıcıya verir. Alış - veriş bozulmaz ise, fiatını öder. Eğer alış - veriş gerçekleşmez ise, satıcı, bu kaporayı müşterinin ona bir hibesi olarak alır.
Alimlerin çoğu, îbn Mâce'nin naklettiği; »Nebi aleyhisselam kaporalı satışı yasakladı.» hadisine dayanarak bu alış - verişin sahih olmadığı görüşündedir.
İmam Ahmed bu hadisi «zaif» saymış ve Nafi' bin Abdülharis'in naklettiği hadis gereğince kaporalı satışı caiz saymıştır: Nafi', Ömer için Safvan bin Ümeyye'nin evini, hapishane olarak dörtbin dirheme — eğer Ömer razı olursa, alış - veriş geçerli yok razı olmaz ise dörtbin dirhem Safvan'ın olmak üzere satın almıştır.
İbn Sîrin ve îbn Müseyyeb, «Ticaret malını iade etmeyi ve onunla birlikte bir şeyde geri ödemeyi kerih gördüğü zaman, bir mahzur yoktur.» demiştir. İbn Ömer de bunu caiz görmüştür.
24.23. Kusurlu Olmaması Şartıyla Satış
Kim, birşeyi bütün meçhul kusurlardan âri olması şartıyla, — satan beri olduğunu söylemediği halde — satın alır da, satın aldığı malda kusur bulursa, muhayyerdir. Çünkü onu satış sonrasında tesbit etmiştir. Satış öncesinde tesbit etseydi satış akdi kalkmaz idi.
Eğer satıcı kusuru söyler veya müşteri akid sonrasında, kusuru bulunmadığını söylerse, akid bozulmaz.
Abdullah bin Ömer, Zeyd bin Sabit'e sekizyüz dirheme bir köleyi kusuru bulunmadığı şartıyla sattı. Zeyd onu kusurlu buldu. Onu İbn Ömer'e iade etmek istedi. İbn Ömer kabul etmedi. Durumu Osman (r.a.)'a götürdüler. Osman (r.a.) İbn Ömer'e: Sen bu kusuru bilmediğine dair yemin eder misin?» dedi. İbn Ömer «Hayır» dedi. O da onu geri verdi. Daha sonra İbn Ömer onu bin dirheme sattı. (Hadisi Ahmed ve başkaları nakletmiştir.)
İbn Kayyim şöyle demiştir: Bu, onların satışın sahih olduğuna ve kusuru bulunmaması şartının caiz olduğuna ittifaklarıdır. Osman ve Zeyd (r.a.), satıcı kusuru bildiğinde, kusursuzluk şartının ona bir fayda vermeyeceğinde de ittifak etmişlerdir.
24.24. Satıcı İle Müşteri Arasındaki İhtilaf
Satıcı ve alıcı fiat konusunda ihtilaf ederler ve yanlarında bir delilleri de bulunmazsa, satıcının yemini ile birlikte sözü geçerlidir. Müşteri, satıcının söylediği o fiatîa malı almak ile onu bu fiata almadığına, daha düşük fiata aldığına dair yemin etmek arasında muhayyerdir.
Eğer müşteri, ondan uzak olduğuna dair yemin ederse, ticaret malı, ister bulunsun, isterse telef olsun, satıcıda kalır.
Bunun aslı, Ebû Davud'un Abdurrahman bin Kays bin Eş'-as'ın babası yoluyla dedesinden naklettiği şu hadistir: Babası şöyle demiştir: Eş'as, Abdullah'dan yirmibine Humus kölelerinden bir köle satın aldı. Abdullah ona fiatı almaya birini gönderdi. Eş'as: «Ben onbine aldım.» dedi. Abdullah ise; «Aramızda bir hakem tayin et.» dedi. Eş'as «Aramızda hakem sensin.»
dedi. Abdullah şöyle dedi: Ben'Allah Rasûlü sallallahu aleyhi
ve sellem'i işittim şöyle buyuruyordu : «Alıcı ile satıcı ihtilaf ettiği zaman, aralarında delil yoksa, söz ya mal sahibinin dediğidir, ya da alışverişten vaz geçerler.»
Alimler bu hadisi kabul ile karşılamışlardır. Hadisin umumu sebebi ile İmam Şafii şöyle demiştir: «Satıcı ve müşteri fiatta ihtilaf ettiklerinde ahidleşmiş gibidirler. Müddette veya şart mukayyet liginde ya da rehinde yahutta tazminde ihtilaf ettikleri zaman, her ikisi de yemin ederler.»
24.25. Fasid Alışverişin Hükmü
Sahih alış - veriş, şartlan ve rükünlannm yerine getirilmesinde Şâri'in emrine muvafık olan alış - veriştir. Bu alış - verişle satılan şeyin ve bedelin mülkü ile istifade etmek helal olur.
Şari'in emrine muhalefet edildiği zaman, alış - veriş sahih olmayıp fasit ve batıl olur.
Fasld alış - veriş, İslâm'da gayr-ı meşru kılınmıştır. Bu "yünden akid tamam olmaz ve şer'i bir hüküm ifade etmez. Bu alış-veriş üzerine —müşteri satılan malı teslim almış bile olsa — mülkiyet kurulamaz. Çünkü yasaklanmış şey, mülk edinme yolu olamaz.
Kurtubî şöyle demiştir: «Haram olan herşey bellidir ve alış -verişi bozar. Alıcının, malı aynen iade etmesi gerekir. Eğer elinde telef olmuşsa, onun kıymetini iade eder. Bu gayri menkul, mal ve hayvanda böyledir. Tartılan veya ölçülen yiyecek veya malın, tartı ve Ölçü olarak aynısının iadesi gerekir.»
Fasid alışverişle elde edilen kâr ne yapılır?
Hanefiler : Fasid bir alış - verişle satılan malın fiatını satıcı teslim alır, onda tasarrufta bulunur ve kâr ederse, alış - verişi feshedip, fiatı müşteriye iade etmesi ve kân da — Kitab'ın nassı ile yasaklanmış bir yoldan kazandığı için — tasadduk etmesi gerekir.» görüşündedir.
24.26. Satılan Malın, Tesliminden Önce Telef Olması
a- Teslimden önce, satılan malın tamamı veya bir kısmı, müşterinin fiili sebebiyle telef olursa, satış fesh olmaz, akid olduğu gibi kalır. Müşterinin, bu malın fiatını aynen ödemesi gerekir. Çünkü onun telef olmasına kendisi sebep olmuştur.
b- Yabana birinin Cüçüncü şahsın) fiili sebebiyle telef olmuşsa, müşteri (zaran tazmin için) bu üçüncü şahısa, müracaat etmek ile akdi feshetmek arasında muhayyerdir.
c- Satılan malın tamamı teslimden önce, satıcının fiili veya kendiliğinden ya da semavi bir âfet sebebiyle telef olursa, akid bozulur,
d- Satılan mahn bir kısmı, satıcının fiili ile telef olursa,
müşteriden fiatın telef olan kısmı düşer. Müşteri kalan- kısmı, ona mahsus fiat ile alma hususunda muhayyerdir.
e- Eğer, satılan malın bir kısmı, kendiliğinden telef olursa bedelden bir şey azaltılmaz. Müşteri ise, akdi fesh iie kalan malı bedelin tamamı ile alma arasında muhayyerdir.
f- Semavi bir afet sebebiyle telef oîur da, bir miktar eksilme olursa, eksilen kısmın değeri, fiattan düşürülür. Müşteri, akdi feshetme ile kalan kısmı, ona mahsus fiatla alma arasında muhayyerdir.
25.27. Satılan Malın Teslimden Sonra Telef Olması
Satılan mal, teslimden sonra telef olursa, müşteri zâmin (zararı yüklenmiş) olur. Eğer o malda satanın muhayyerliği yoksa, müşteri malın fiatını ödemek zorundadır. Aksi halde, müşterinin ya kıymetini yada malın benzerini satıcıya ödemesi gerekir.
24.28. Fîat Tayini (Tes'îr)
24.28.1. Anlamı
Tes'ir, satılması istenilen ticaret eşyasına, satanın da, satın alanın da zarar etmemesi için, mahdut bir fiat koymaktır.
24.28.2. Yasak Edilmesi
Tirmizî, Nesâi, Ebü Davûd ve İbn Mâce'nin sahih senedle rivayetlerine göre, Enes (r.a.) şöyle demiştir: Halk, -Ey Allah'ın Rasûlü, fiatlar arttı. Bizim için fiat tayin et!» dediler. Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Fiatları Allah tayin eder.O, Kâbid, (sıkan-daraltan) Bâsît (açan-genişleten) ve Râzak (rızıklandıran)'dır. Ben hiç birinizin ne kan, ne de mal hususunda benden bir talebi bulunmadığı halde Allah'a ulaşmak isterim.»
Alimler bu hadis ile; hâkimin ticaret mallarının fiatma müdahale etmesinin haram olduğu sonucuna varmışlardır. Çünkü böyle bir uygulamaya çoğunlukla zulüm karışır. İnsanlar mâli tasarruflarında hürdürler. Onlara tahditler koymak, bu hürriyetlerine aykırıdır.
Müşterinin maslahatını gözetmek, satıcının maslahatını gözetmekten daha Öncelikli değildir. îki durum çatıştığı zaman, ictihadda her iki tarafın da maslahatına saygılı olmak gerekir.
Şevkâni, şöyle demiştir: «İnsanlar mallarına hakimdirler. Fiatı sınırlandırmak, onlara tahditler koymaktır. İmam, müslümanların maslahatlarını gözetmekle emrolunmuştur. Yoksa fiatı azaltarak müşterinin maslahatını gözetmek, ya da fiatı artırarak satıcının maslahatını gözetmekle değil. îki iş birbiriyle çatıştığı zaman, içtihadda, her iki gruba da saygılı olmak gerekir. Mal sahibini, ticaret malını, hoşnud olmadığı şeye karşılık satmaya zorlamak, Allah Teâlâ'mn şu âyetine terstir:
«Ey inananlar! Mallarınızı aranızda haksızlıkla değil, karşılıklı nza ile yapılan ticaretle yeyin, haram ile nefsinizi mahvetmeyin.» (Nisa : 29)
Fiat tahdidi, ticaret malının gizlenmesine sebeb olur. Bu da fiatlarm yükselmesi sonucunu doğurur. Fiatların yükselmesi ise, onlan almaya güç yetiremeyen fakirlere zarar verir. Zenginlerin onları fahiş fiatlarla karaborsadan almaya gücü yeter. Böylece her iki grub için de darlık ve sıkıntı başgösterir. Her iki taraf için de maslahata uygun olan, bu değildir.
24.28.3. İhtiyaç Anında Fiatları Düşürmek
Tüccarlar zulmettikleri ve fahiş fiatlar koyarak haddi aştıkları zaman, pazar zarara uğrar. Bu durumda, hâkim'in piyasaya müdahale ederek, halkın haklannı korumak, ihtikarı yok-etmek ve tüccarların harisliğinden dolayı halkın uğradığı zulmü kaldırmak için fiatlan sınırlandırması gerekir.
Bu yüzden İmam Mâlik fiatların yükseldiği durumlarda, fiatlan sınırlandırmanın caiz olduğu görüşündedir. Bazı Şafiiler de bunu caiz görmüştür.
Yine Zeydî imamlarından bir cemaat, ticaret mallarının pek çoğunda, bunun caiz olduğu görüşündedir. Sa'id bin Müseyyeb, Rebi'a bin Abdurrahman ve Yahya bin Sa'd el-Ensâri de aynı kanaattedir. Bu alimlerin tümü, 'fiatların artması yüzünden cemaatin maslahatı kaybolduğu zaman fiatları sınırlamanın caiz olduğu' görüşündedirler.
Hidâye yazarı şöyle demiştir:
«Sultanın, halkın aleyhine fiatlara müdahalesi caiz değildir. Eğer yiyecek maddelerinin sahipleri, haddi aşıp bunlara kıymetlerinin çok üstünde fiat koyarlarsa ve kadı, müslümanların haklarını fiatlara müdahale etmekten başka şekilde koruyamazsa, bu durumda, Kadı'nın rey ve görüş sahiplerine danışarak bir neticeye varmasında, bir mahzur yoktur.»
24.29. Îhtikâr
24.29.1. Tanımı
İhtikâr : Malın piyasada az bulunup, fiatınm artması için bir şeyi satın alıp, depo etmektir. Bunun sonucunda, halk zarara uğrar.
24.29.2. Hükmü
Sâri' (Kanun koyucu) onda hırs, tama', kötü ahlâk ve halkı darlığa düşürme bulunduğu için, ihtikân menetmiş ve onu haram saymıştır.
Ebû Dâvud, Tirmizî ve Müslim'in, Ma'mer'den rivayetine göre, Nebi aleyhisselam şöyle buyurmuştur: «İhtikâr yapan, günah işlemiştir.»
Ahmed, Hakim, İbn Şeybe ve Bezzâr'ın rivayetine göre, Nebi aleyhisselam, şöyle buyurmuştur: -Yiyecekte kırk gece boyunca ihtikâr yapan, Allah'tan uzaktır, Allah da ondan beridir.»
Rezeyn'in -Câmii-nde rivayetine göre, Nebi aleyhisselam şöyle buyurmuştur: »İhtikâr yapan kul ne kötüdür! Eğer fiatların düştüğünü duysa üzülür, yükseldiğini duysa sevinir.»
İbn Mâce ve Hâkim'in, İbn Ömer'den rivayetine göre, Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur : «Câlib[3] rızıklanır, ihtikâr yapan ise, mel'ûndur.»
Ahmed ve Taberâni'nin, Ma'kil bin Yesâr'dan rivayetine göre, Nebi aleyhisselam şöyle buyurmuştur: Kim, müslümanlann fiatlanndan birine, onu yükseltmek için müdahale ederse, Allah tebâreke ve Teâlâ'nın onu, kıyamet günü, büyük bir ateşe oturtması hakkıdır.»
24.29.3. İhtikâr Ne Zaman Haram Olur?
Fakihlerden pek çoğu; şu üç şartı kendinde bulunduran ihtikârın haram olduğu görüşündedir.
1. Depo edilen şeyin ihtiyaçtan fazla olması: İhtiyaç, tam bir senelik iaşedir (geçimliktir.). Çünkü Allah Rasûlü'nün yaptığı gibi, kişinin bu müddet için kendisinin ve ailesinin nafakasını depo etmesi caizdir.
2. Ticaret malının, ihtiyacın (talebin) fazlalaşıp fahiş fiat-la satabilmek için, fiatının yükseldiği zamana kadar depo edilmesi.
3. İhtikârın, insanların, yiyecek, elbise ve benzeri maddelerde ihtiyacı olduğu zaman, yapılmış olması -. Eğer tüccann ya nında çok bulunan bu maddelere halkın ihtiyacı yoksa, halka zararı dokunmadığı için bu ihtikâr sayılmaz.
24.30. Muhayyerlik
24.30.1. Tanımı
Kabul veya red durumlarından birini tercihte serbest olma isteğidir. Şu kısımlara ayrılır:
24.30.2. Meclis Muhayyerliği
Satan ile alan arasında îcâb ve kabul meydana geldiği ve akid tamamlandığı zaman, her ikisi de, muhayyerliğin bulunmadığına dair anlaşmadıklarında, alış - veriş akdinin yapıldığı meclisten ayrılmadıkları sürece, akdi bozma veya devam ettirme hakıkna sahiptir.
Anlaşanlardan birinin, acele ile îcâb ve kabulü yerine getirdiği, daha sonra da, bu anlaşmanın maslahatına uygun olmadığı durumlar ortaya çıkabilir. Bu yüzden Sâri, bu hakkı akdi hemen bozabileceği umulan kimseye sağlamıştır.
Buhari ve Müslim'in, Hâkim bin Hizâm'dan rivayetine göre, Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: «Alıcı ve satıcı, ayrılmadıkları sürece muhayyerdir- Doğru söyler ve açıklarlasa, alışverişleri ikisi için de bereketli olur. Eğer gizlerler ve yalan söylerlerse, alışverişlerinin bereketi kalkar.»
Yani alış-vriş yapan iki kişinin, birbirlerinden ayrılmadıkları sürece, akdi sona erdirme veya devam ettirme haklan vardır. Ayrılma, her durumda, kendi şartlarına göre tayin edilir. Küçük bir evde, takid yapanlardan) birisinin çıkmasıyla ayrılma gerçekleşir. Büyük bir evde ise, meclisten iki veya üç adım Öteye giderek yer değiştirmesiyle ayrılma gerçekleşmiş olur. Be-
berce dikilirler veya beraberce giderlerse, muhayyerlik devam
Ayrılmada, örfü gözönüne almak tercih olunur. Eğer örf, durumu ayrılma olarak değerlendirirse, bununla hükmolunur. Şayet örfen, ayrılma geçerli sayılmazsa, ayrılmamış olurlar.
Beyhakinin, Abdullah bin Ömer'den rivayetine göre, o şöyle demiştir: «Müminlerin emiri Osman'dan, Hayber'de, hissesine düşen bir vadi mal satın aküm. Alışverişi yaptığım zaman, satıştan vazgeçmesinden korkarak, dönüp evinden çıktım. Sün^ net, alışveriş yapanlann ayrılıncaya değin muhayyer olmaları şeklindedir.»
Sahabe ve tabiin alimlerinin cumhuru, bu görüştedir. Şafii ve Ahmed bunu imamlardan alarak şöyle demişlerdir: «Meclis muhayyerliği, alışveriş, sulh, havale, icâre ve mal kazanma amaçlanan sürekli ve bedelli akidlerin tümünde sabit olmuştur. Sürekli olup kazanç amaçlanmayan akidlere gelince, nikah ve boşanma gibi akidlerde meclis muhayyerliği sabit olmamıştır. Yine sürekli olmayan müdarebe, şirket ve vekalet akidleri de böyledir.-
Şart muhayyerliği, akid yaptıktan sonra ikisinin onu kaldır-masıyla düşer. Eğer alıcı ve satıcıdan biri onu kaldınrsa, diğerinin muhayyerliği her ikisinden birinin ölümüne değin sürer.
24.30.3. Şart Muhayyerliği
Şart muhayyerliği, aha ve satıcıdan birinin belirli bir müddet için muhayyer olmak şartıyla bir şeyi ahp - satmasıdır. Eğer bu müddet kabul edilirse, şartı koyan, bu süre içerisinde dilerse alışverişi yerine getirir, isterse ilga eder. Bu şarü, akid yapanların her ikisinin veya birinin koyması caizdir.
Şart muhayyerliğinin meşru oluşunun delilleri:
îbn Ömer'den rivayete göre, Nebi aleyhisselam şöyle buyurmuştur : «Muhayyerli satış müstesna, alışveriş yapanlar ayrılmadıkça satış gerçekleşmemiştir.»
Yani ayrılana kadar, birbirlerini satışı yerine getirmeye zorlayamazlar. Ancak biri veya her ikisi belirli bir süre için muhayyerlik şartını ileri sürerse, o başka.
Yine îbn Ömer'den rivayete göre, Nebi aleyhisselam şöyle buyurmuştur: «İki kişi, alışveriş yaptıkları zaman, ilcisi de ayrılmayıp, beraber bulundukları sürece, muhayyerdirler. Biri diğerini muhayyer kılar ve bunun üzerine alışveriş yaparsa, satış vacib olur.» (Hadisi, Ebû Dâvud, Tirmizi ve Nesâî kaydetmiştir.)
Tayin edilen süre sona erdiği zaman, akid bozulmaz ise, alışveriş bağlayıcı olur.
Muhayyerlik; satın alınan ticaret malında müşterinin, vakıf, hibe ve satış gibi tasarruflarda bulunmasıyla sona erdiği gibi, sözle de biter. Çünkü bu, tasarruflar, onun razılığına delildir.
24.30.4. Kusur Muhayyerliği
24.30.4.1. Satış Sırasında Malin Kusurunu Gizlemenin Saramltğı
Kişinin, müşteriye malının kusurunu açıklamadan satması haram kılınmıştır,
Ukbe bin Âmir'den rivayete göre, o şöyle demiştir: Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem'i işittim, şöyle buyuruyordu; «Müslüman, müslümanın kardeşidir. Müslümanın, kardeşine, malın kusurunu açıklamaksızın satış yapması helal değildir.»
Adda bin Hâlid şöyle demiştir: Nebi aleyhisselam bana şunu yazdı: «Bu, Adda' bin Halid bin Hevze'nin, Allah Rasûlü Muhammed'den satın aldığı hastalığı, kusuru ve gizlisi bulunmayan köle veya cariyedir. Müslümanın alışverişi, müslümandandır.»
Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem, şöyle buyuruyor: «Bizi aldatan, bizden değildir.»
24.30.4.2. Kusurlu Malın Satışının Hükmü
Müşteri malın kusurunu bildiği halde akid sona ererse, bu akid bağlayıcı olur ve artık onun muhayyerliği yoktur. Çünkü bu kusura razı olmuştur. Müşteri kusuru bilmediği halde, akid-den sonra bu kusuru öğrenirse, akid, sahih olarak meydana gelmiştir. Ancak bağlayıcı değildir. Mah geri çevirip, satıcıya verdiği bedeli geri alma ya da malı tutup, kusur sebebiyle meydana gelen eksikliğe karşılık, fiatın bir kısmını alma konusunda serbesttir. Ancak bundan razı olur veya satın aldığı malı satmak için pazara çıkarmak ya da gelirini almak, yahud da onda tasarrufta bulunmak gibi razüığını gösteren bir delil bulunursa, akid bağlayıcı olur.
İbn Münzir, şöyle demiştir: Hasan, Şureyh, Abdullah bin Hasan, İbn Ebî Leylâ, Sevrî ve 'rey ehli' şöyle demiştir: «Müşteri, bir ticaret malı satın ahp, kusurunu öğrendikten sonra satmak için pazara çıkarırsa, muhayyerliği sona erer.» Bu, Şafii'nin de mezhebidir.
24.30.4.3. Alıcı ile Satıcı Arasında îhtilaf
Alıcı ile satıcı, satış esnasmda kusurun söylenip - söylenmediği hususunda ihtilaf ederler ve her ikisinin de bir delili bulunmazsa, satıcının yemini ile beraber sö2ü kabul edilir. Osman, böyle hüküm vermiştir.
«Müşterinin yemini ile beraber sözü kabul edilir. Mal satıcıya geri iade edilir,» de denilmiştir.
24.30.4.4. Bozuk Yumurta Almak
Tavuk yumurtası alan kimse, onu kırar ve bozuk olduğunu görürse, isterse fiatm tamamını satıcıdan alır. Çünkü bu durumda akid, malın bir değeri bulunmadığı için bozulmuş olur. Artık bir faydası olmadığı için, mallan satıcıya iade etmek zorunda değildir.
24.30.4.5. Gelir Borçlunundur
Akid fesholunduğu zaman, malın müşteride bulunduğu süre içerisinde bir gelir elde edilmişse, bu gelir müşterinin hakkıdır.
Âişe (r.a.)'dan rivayete göre, Nebi aleyhisselam, «Gelir, borçluya aittir.- buyurmuştur.
(Hadisi, Ahmet, Ebû Dâvud, Tirmizi, Nesâi ve İbn Mâce kaydetmiş; Tirmizî «sahih» demiştir.)
Yani, satılan maldan elde edilen gelir, bu yüzden borç altına girmesi sebebiyle — onun yanında telef olmuş bile olsa — müşteriye aittir.
Eğer bir hayvan satın alsa ve bir kaç gün ondan gelir elde etse, sonra bir kusuru ortaya çıksa, müşterinin hem fesh hakkı vardır, hem de satıcının ona bir karşılık ile baş vurması dışında bu kazanç onundur.
Bazı rivayetlere göre; Bir adam bir köle satm ahp, bir süre ondan gelir kazanmış, sonra bir kusurunu bulup, bu kusur sebebiyle onu iade etmiş. Satıcı, «Kölemin kazancı ne oldu?» demiş. Nebi aleyhisselam ise şöyle buyurmuş: «Kâr, borçlunundur.» (Hadisi Ebû Davud kaydetmiş ve «isnadı böyle değildir.» demiştir.)
24.30.4.6. Alışverişle «Kusuru Gizleme» (Tedlis) Muhayyerliği
Satıcının, malın fiatıni arttırmak için kusuru, müşteriden gizlemesi haramdır. Müşterinin üç gün içinde onu iade etme muhayyerliği vardır. «Muhayyerlik fevri olarak (hemen iadesi durumunda! sabit olur.» da denmiştir.
Bunun haram olması hususuna gelince, Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem, aldatma ve hile hakkında şöyle buyurmuştur : -Bizi aldatan, bizden değildir.»
İade muhayerliğinin sabit olması haklımda, Ebû Hüreyre (r.a.)'den rivayet olunduğuna göre, Nebi aleyhisselam şöyle buyurmuştur : «Deve ve koyunların sütünü memesinde bırakmayın. Kim böyle bir hayvan satın alırsa, onun sütünü sağdıktan sonra iki görüş arasında muhayyerdir : Dilerse tutar, dilerse hayvanı bir sa' hurma İle birlikte iade eder.»
(Hadisi, Buhari ve Müslim kaydetmiştir.)
İbn Abdilberr, şöyle demiştir: "Bu hadis, hilenin yasak oluşuna delildir. Aynca, kusuru gizlemenin alışverişin kendisini bozmadığı, muhayyerlik müddetinin üç gün olduğuna, hayvanın sütünü sağmayıp bol sütlü göstermenin haramlığma ve böyle bir hayvanın satımında muhayyerlik bulunduğuna dair de temel kaynaktır.»
Satıcı, kasden kusuru gizlememişse —müşterinin, zararını telafi için muhayyerliği sabit olmakla beraber— harama girmiş olmaz.
24.30.4.7. Alışverişte Aldanma Muhayyerliği
Aldanma (el-Ğabn); satıcıya nisbetle, beş birim değerinde olan bir malı üç birime satmak, müşteriye nisbetle de üç birim kıymetinde olan bir malı beş birime satın almaktır.
Biri satar veya satın alır da, aldatılmış olduğunun farkına varırsa, alışverişten dönüş muhayyerliği vardır. Bu malın kıymetinden cahil olması şartıyla, akdi bozar. Aldatma, hoş görülmemiştir. Çünkü bu, müslümanın sakınması vacib olan hile kapsamına girer. Böyle bir durum ortaya çıktığı zaman, kişi akdi bozma veya devam ettirme muhayyerliğine sahiptir. Fakat, sırf ğabn sebebiyle muhayyerlik sabit olur mu?
Bazı alimler bunu, «ğabn-ı fahiş- olması durumuyla kayıtlamışlardır. Bazıları ise, değerinin üçte birine ulaşması durumuyla kayıtlandırmıştır. Bu kaydı koyanlar, genellikle satıcıların mutlak ğabn (fiatm fazla alınması)'dan salim olamayacağı düşüncesindedirler. Çünkü bunun, âdette hoş görülen nisbet-te az olması mümkündür. Kimi de sırf -aldatma- olmasını yeterli bulmuştur.
Bu görüşlerin evlâ olanı, örf ve âdetle kayıtlanmış olan «ğabn» dır. örf ve âdette aldatma (ğabn) olarak değerlendirilen alışverişte muhayyerlik meydana gelir. Öyle kabul edilmeyende ise, muhayyerlik yoktur. Bu görüş, Ahmed ve Mâlik'in mezhebidir. Bunlar, Buhari ve Müslim'in, İbn Ömer'den rivayet ettiği şu hadisle istidlal etmişlerdir: İbn Ömer diyor ki: Adı, Habbân bin Menkez olan bir adamın, alışverişte (sürekli) aldatıldığı, Nebi aleyhisselam'a iletildi. Nebi aleyhisselam, «Alışveriş yaptığın zaman, «Hile yok» de.» buyurdu.[4]
îbn İshak, Yunus bin Bükeyr ve Abdul A'lâ'nın rivayetine şunu eklemiştir: «Sonra sen her aldığın malda üç gece muhayyersin. Hoşnud olursan, onu tut, hoşlanmazsan iade et.»
Bu adam, Osman'ın hilafetine değin yaşadı. O, bu sırada, 130 yaşında idi. Osman'ın döneminde halk çoğaldı, o bir şey satın aldığı zaman kendisine; «Bu sana eksik verilmiş.» denir, adam da dönerdi. Sahabeden biri onun lehine, «Nebi'nin onu üç gün muhayyer kıldığına» dair şahidlik yapardı. Böylece dirhemleri kendisine iade edilirdi.
Alimlerin cumhuru, alışveriş delillerinin geneline bakarak, «aldanma muhayyerliği» nin sabit olmadığı ve eksiklik ile diğer durumların arasını ayırmadan, ahşverişin gerçekleştiği görüşündedir. Geçen Hadis'e de şöyle cevab vermişlerdir: Bu adam, zayıf akıllı biri idi. Fakat bu akıl zayıflığı onu, temyiz kudretinden yoksun etmiyordu. Onun tasarrufları, ticarete izin verilmiş mümeyyiz küçük çocuğun tasarrufları gibidir. Ğabn durumunda, onun muhayerliği sabit olur. Çünkü Rasûl aleyhisselam, ona alışveriş sırasında -hile yok.» sözünü söylemesini istemişti. Onun alışverişinde «hile bulunmaması» şart koşulmuş olur ve bu, «şart muhayyerliği» konusuna girer.
24.30.4.8. Satmak İçin Pazara Getirilen Malı Karşılamak
Pazara getirilen ticaret malını karşılamak da aldatma (ğabn) şekillerinden biridir. Tüccar şehre girmeden ve fiatları öğrenmeden önce karşılanıp, mallan şehirdeki fiatlardan daha düşüğüne satın alınır. Bu durum ortaya çıktığı zaman, tüccarların zararlarını giderme muhayyerlikleri vardır. Delili, Müslim'in, Ebû Hüreyre'den rivayet ettiği şu hadistir: Nebi aleyhisselam, ticaret için getirilen malı karşılamayı yasaklayarak şöyle buyurmuştur : -Pazara getirilen mallan yolda karşılamayın. Kim karşılar ve satın alırsa, satan, pazara geldiği zaman muhayyerdir.»
Bu nehiy, alimlerin çoğunluğunun görüşüne göre, haramlık» ifade eder.
24.30.4.9. Fiatı İddia ile Arttırmak
Fiati «iddia» ile arttırmak da bu türdendir. Bu, bir ticaret malının fiatını, kendisi almayacağı halde, alacak olanların fazla fiat vermeleri ve böylece malın fiatının artması için yüksek fiat söylemesidir.
Buharî ve Müslim'de İbn Ömer'den gelen rivayete göre, «Allah Rasûlü aleyhisselam, fiatı, iddia ile arttırmayı yasaklamıştır.» îddia ile fiatı arttırmak, alimlerin ittifakı ile haramdır.
Hafız İbn Cafer, «Fethu'l-Bâri»de şöyle demiştir: «Bu durumun meydana geldiği alışverişler hakkında ihtilaf edilmiştir. îbn Münzir, Hadis ehlinden olan bir grubdan. Bu tür alışverişin fâsid olduğunu nakletmiştir. Bu Zâhiri'lerin ve bir rivayete göre, Mâlik'in görüşüdür. Hanbeliler arasında meşhur olan görüş de budur. Mâlikilerce meşhur olan görüşe göre, böylesi durumlarda muhayyerlik sabit olur. Şâfiiler de «musarrat»a kıyas ederek buna yönelmişlerdir ve mezhebin en sahih görüşüne göre, günah olmakla beraber alışverişi sahih, saymışlardır. Hanefilerin görüşü de budur.»
24.31. El-İkâle: Alışverişi Bozma
İkâle; bir şey satın alıp, sonra ona ihtiyacı olmadığını anlayan veya bir şeyi satıp sonra da ona ihtiyacı olduğu ortaya çıkan kişinin alışverişi bozmayı isteyip, akdi feshetmesidir.
İslâm, buna teşvik etmiş ve böyle yapmaya çağırmıştır. Ebû Dâvud ve İbn Mâce'nin, Ebû Hüreyre'den rivayetine göre, Nebi aleyhisselam şöyle buyurmuştur: «Kim bir müslümana ikale yaparsa, Allah da onun akrabalarına ikale yapar.»
Malın tesliminden önce yapılması caizdir. Bunda ne meclis muhayyerliği, ne şart muhayyerliği, ne de şuf a hakkı yokdur. Çünkü bu, alışveriş değil, fesihtir.
Akid fesholunduğu zaman, alıcı ve satıcıdan her biri kendisinin olana döner. Yani müşteri parayı, satıcı da satılan malı geri alır.
Satılan mal telef olur veya anlaşmayı yapan ölür yada fiat artar veya eksilirse, ikale sahih olmaz.
24-32. Selem
24.32.1. Tanımı
«Selef»de denir. Zimmette bulunan bir şeyi, peşin para ile satmaktır. Fakihler selem'e, «mehâvic satışı» da derler. Çünkü, alıcı ve satıcıdan herbirinin zaruret gereği başvurdukları gaib bir alışveriştir. Sermaye sahibi, ticaret malı satın almaya muhtaçtır. Ticaret malı sahibi ise, kendisinin ve olgunlaşıncaya kadar ekinin giderlerini sağlamak için, mal henüz meydana çıkmadan önce onun değerine ihtiyaç duymaktadır. Bu, zaruri maslahatlardandır.
Müşteriye «müsellim» veya «rabbu's-selem» denir. Satıcıya ise «müsellem ileyh» denir.
24.32.2. Meşruluğu
Meşru olduğu, Kitab, Sünnet ve icma ile sabittir.
îbn Abbas, «Belirli bir sürede ödenecek olan selemi Allah'ın Kitab'ında helal kıldığına- ve ona izin verdiğine şahadet ederim." demiş, sonra, şu âyeti okumuştur: «Ey iman edenler, belirli bir müddet için borçlandığınızda, bunu yazın» (Bakara: 282)
Buhari ve Müslim'in rivayetine göre; «Nebi aleyhisselam, Medine'ye geldiğinde, Medineliler, meyvelerde bir veya iki yıllığına selem yapıyorlardı.
Nebi aleyhisselam, -Kim selem yaparsa, belirli bir ölçüda, belirli bir tartıda ve belirli bir vadede selem yapsın.» buyurdu.
îbn Münzir şöyle demiştir: »İlim ehlinden bilebildiğimiz kadarıyla herkes, selemin caiz olduğunda icma etmşitir:
24.32.3. Şer'î Kaidelere Uygunluğu
Selemin meşruiyeti, Şeriat'm gereklerine, kaidelerine uygundur. Kıyasa da aykırı değildir. Çünkü alışverişte fiatı geciktirmek caiz olduğu gibi selemde de satılan malı geciktirmek, caizdir. Aralarında bir fark yoktur.
Allah. Sübhânehu ve Teâla şöyle buyuruyor:
«Belirli bir müddet için borçlandığınızda, onu yazın.» (Bakara: 282)
Bu alış - verişte müeccel olan borç, zimmette saklı bulunan mallardır. Satılan mal, vasıfları belli, malum ve zimmette saklı olduğunda ve müşteri, müddetin dolması ile satıcının sözünü yerine getireceğine güveni bulunduğunda, «satılan mal», te'cili (veresiye olması) caiz olan ve âyetin şümulüne giren borçlardan biri olur. îbn Abbas şöyle demiştir: «Bu, Allah Rasûlü'nün, Hâkim bin Hizam'a söylediği, -Yanında bulunmayanı satma.» şeklindeki, kişinin yanında bulunmayanı satmasını yasaklayışına dahil değildir.»
(Nebî'nin Hakim'e söylediği hadisi, Ahmed ve Ebu Davud, Nesaî, Tirmizi, Ibn Mâce kaydetmiş! Tirmizî ve İbn Hibban «sahih» demiştir.)
Bu nehiyden kastedilen, kişinin teslimine kadir olmadığı şeyi satmasıdır. Çünkü yanında bulunmayıp, teslimine kadir olunmayan şeyi satmak, meçhul bir alışveriş (ğarar»dir. Vaktinde meydana gelmesi galib zanla mümkün olan zimmet altındaki, vasfı belli bir şeyin satışı ise, bu nehye dahil değildir.
24.32.4. Şartları
Selemin, sahih olabilmesi için uyulması gereken bazı şartlar vardır. Bu şartların bazıları «sermayede» bulunmak, diğer bir kısmı ise selem olarak «satılan şeyde» olmalıdır.
24.32.4.1. Sermayenin Şartları
Sermayede bulunması gereken şartlar şunlardır:
1. Cinsi belirli olmalıdır.
2. Miktarı belirli olmalıdır.
3. Bir mecliste teslim edilmelidir.
24.32.4.2. Selem Yapılan Malın Şartları
Selem yapılan malda, şu şartlar bulunmalıdır:
1. Bu malın zimmette olması gerekir.
2. ödenecek malın, miktarının ve onu diğerlerinden ayıran vasıflarının, ihtilafı önleyecek ve garar' (meçhul alışveriş) ı ortadan kaldıracak şekilde bilinmesi gereklidir.
3. Belirlenmiş bir süresi bulunmalıdır.
Hasad, kesim ve hac zamanı gibi müddet tayini, caiz midir? Mâlik şöyle demiştir: «Vade, ay ve sene ile belirlenmiş olduğunda, caizdir.»
24.32.5. Vadenin Şartları
Alimlerin çoğu, selemde müddete itibar etmişler ve -Selemin peşin olması caiz değildir.» demişlerdir.
Şafiiler şöyle demiştir: «Caizdir. Çünkü, «ğarar» olmasına rağmen vadeli satış caiz olunca, peşin satışın caiz olması daha evlâdır. Hadiste müddetin anılması, vadenin şart olmasından değildir. Aksine bunun anlamı, vadeli bile olsa, bilinen bir şey olması gerektiğidir.»
Şevkâni, şöyle demiştir: «Ona delâlet eden bir delilin bulunmaması sebebiyle, vadeye itibar edilemeyeceği ve delilsiz olarak hükmün taabbudi olmasına da iltizam edilemeyeceği için hak olan Şafiilerin mezhebidir.»
Eğer biri; «Vadenin bulunmaması, ma'dumun (var olmayanın) satışının vaki olmasmı gerektirir. Var olmayanın satışına ise sadece selemde izin verilmiştir. Selemin normal satışla arasındaki fark, da vadeden ibarettir.» derse, ona; «Siga farklıdır, bu da yeterlidir.» diye cevab verilir.
24.32.6. Selem Yapılan Malın, Selem Yapanın Yanında Bulunması Şart Değildir
Selemde, selem yapanın, selem yapılan mala malik olması şart değildir. Aksine, vadenin bitiminde bulunmasına itibar edilir. Selem yapılan mal, müddetin bitiminde bulunmasa, akid fasid olur. Vade sona ermeden, malın bulunmamış olmasının bir zararı yoktur.
Buhari'nin, Muhammed bin Mücalid'den rivayetine göre, o Şöyle demiştir: Abdullah bin, Seddâd ve Ebû Bürde, beni, Abdullah bin Ebî Evfâ'ya göndererek, «Ona, 'Nebî'nin ashabı, O'nun zamanında buğdayda selem yaparlar mıydı?' diye sor.» dediler. Abdullah; «Biz, Şamlı ziraatçılarla, buğday, arpa ve zeytinde, behirli Ölçü ve belirli vade ile selem yapardık.» dedi. Ben; «Asılları yanlarında bulunan kimselerle mi?» diye sordum. Abdullah; •Biz, onlara, bunu (satılan malın cinsinin yanlarında bulunup bulunmadığını) sormazdık.» dedi. Sonra beni, Abdurrahman bin Ezbâ'ya gönderdiler. O'na da sordum, şöyle dedi t «Nebî'nin ashabi, O'nun zamanında, selem yapardı. Biz selem yaptığımız kimselere onların ürünü var mı, yok mu diye sormazdık.»
24.32.2. Teslim Yerinin Belirienmemesi Akdi Bozmaz
Anlaşma yapan iki taraf, teslim yerini tayin etmemiş olsalar bile, selem sahihtir ve yer tayin edilir. Çünkü bu hadiste açıkça belirtilmemiştir. Eğer bu bir şart olsaydı, Nebi aleyhis-selanı onu da, ölçü, tartı ve müddeti andığı gibi belirtirdi.
24.32.8. Süt ve Yaş Meyvede Selem
Kurtubî, şöyle demiştir.- Alınmasındaki başka yollara rağmen ,süt ve yaş meyvede selem yapmak, Medinelilerin üzerinde icma ettiği medenî bir meseledir. Bu maslahat prensibine dayandırılmıştır. Çünkü kişi gün be gün süt ve yaş meyve almaya muhtaç olur ve her gün yeniden onu almak gücüne gider. Çünkü yanında nakit bulunmayabilir ve hatta değişiklik olabilir. Hurma ve süt sahibi de nakde muhtaçtır. Çünkü yanında mal bulunan onları (nakde çevirmeden) harcayamaz. Böylece iki ihtiyaç birleşince, ödünç verme diğer ihtiyaç ve maslahat kökenli muamelelere kıyas edilerek bu muameleye izin verilir.
24.32.9. Selem Dışında Peşin Para Almanın Cevazı
Fakihlerin cumhuru, selem akdinin devamı sırasında- selem dışında bir malın bedelini almanın caiz olmadığı görüşündedir. Çünkü selem yapılan şeyin borcunu, onu elde etme eden önce satmış olur. Delili, Allah Rasûlü aleyhisselam'm şu sözüdür: «Kim bir şey hakkında selem yaparsa, onu başka şeye sarf etmesin.» (Hadisi, Dârekutnî, îbn Ömer'den rivayet etmiştir.) İmam Malik ve Ahmed ise bunu caiz görmüşlerdir. İbn Münzir dedi ki: İbn Abbas'ın şöyle dediği sabittir: «Bir şeyde, bir vadeye kadar selem yaptığın zaman, eğer selem yaptığın şeyi alacaksan onu al. Aksi takdirde başkasını ondan daha az olan bir bedelle al. Böylece iki kere kâr etmemiş olursun.» Şu'be'nin rivayet ettiği bu söz, sahabe sözüdür. Sahabe sözü de, aksi bulunmadığı sürece, hüccettir.
Yukardaki hadise gelince, senedinde Atiyye bin Sa'd vardır, bunun hadisi ile delil getirilemez.
îbn Kayyim, bunu tercih ederek, iki grubun da delillerini münakaşa ettikten sonra, şöyle demiştir: «Bunun haramlığı hususunda ne nass, ne icma, ne de kıyas sabit olmamıştır. Aksine nass ve kıyas, mubah olduğunu göstermektedir..
Tartışma esnasında meseleyi Allah'a ve Rasûlü'ne döndürmek vacibtir.
Selem akdinin, ikale ve benzeri sebeblerle feshedilmesine gelince; bu konuda, «Selem borcuna karşılık, cinsi dışında bir şeyin alınması caiz değildir.» denilmiştir. Yine, «Böyle bir bedelin alınması caizdir.» de denmiştir. Bu Şafiilerin mezhebi olup, Kadı Ebû Ya'lâ ve İbn Teymiyye bunu tercih etmişlerdir. îbn Kayyim de şöyle demiştir: «Bu sahihtir, çünkü bu bedel, zimmette müstekardır. Karz ve benzeri diğer borçlar gibi onun da bedelinin ödenmesi caizdir.»
İslami Okul Okulların En Önemlisi