KISASI GEREKTİREN CİNAYETLER - 065Cinayetler - 3. Sayfa
Hatâ Mecrasında Cereyan Eden Öldürme :
Kimler Kısasen Öldürülür, Kimler Öldürülmez :
İslâm Ülkesine İltica Eden Harbî :
Ergen Kimse Çocuğa Rarşı Öldürülür :
Ölüm Döşeğinde Ölmek Üzere Bulunan Birini Öldürmek :
Çocukların Birbirini Öldürmesi :
Organları Yerinde Sağlıklı Kimsenin Sakat Kimseyi Öldürmesi :
Kaatil Öldürülmeden Cinnet Getirirse :
Hâkim Kısas Hükmünü Verdiğinde Kaatil İtiraz Ederse :
Adam Kendi Babasını Veya Anasını Öldürürse :
Kısas Hükmü Ne İle Yerine Getirilir?
Birden Fazla Adam Bir Kimseyi Öldürürse :
Elindeki Keskin Bir Aletle Vurup Yaralarsa :
Eliyle Ya Da Bir İple Boğarak Öldürürse :
Savaşta Bilmiyerek Müslümanı Öldürmek :
YARALAMA VE ORGAN KESİLMESİYLE ÎLGİLİ KISAS
Doğum Yaptıran Ebe Çocuğun Gözünü Sakatlarsa :
Kaatilin İki Tane Olduğu İddia Edilirse :
Şahitlerin Şehadetinde Tutarsızlık :
Bedendeki Yaranın Yeri Hakkında İhtilâf Ederlerse :
KISASI GEREKTİREN CİNAYETLER
Kanı ve canı masum kabul edilen bir kimseyi kasden öldürmekten dolayı kısas = misilleme gerekir. Kasden öldürmediği kesinlik kazanan cinayetlerde kısas gerekmez, diyet gerekir. İleride bu hususu açıklıyacağız.
Cinayet tabiri şer'î terim olarak can veya malı yok etmek anlamına gelirse de hukukçuların örfüne göre, sadece canı veya organlardan birini yok etmek anlamında kullanılır. Canı yok etmeye Kati = öldürme denilir ki, hayatın ortadan kalkması demektir. Organlardan birini yok etmeye ise, katı' ve cerh = kesme ve yaralama denilir.[1]
Cinayet genellikle ikiye ayrılır :
1 — Kısası gerektiren cinayet. Bu, kasden, bile bile kesici öldürücü bir âletle adam öldürmektir.
2 — Kısası gerektirmiyen cinayet.
kati = Adam öldürmek beş kısımda toplanmıştır :
a) Kasden bilerek öldürücü bir aletle vurup öldürmek. Buna fıkhta katl-î amd denilir.
b) Kasde benzer şekil ve anlamda öldürmek. Buna şîbh-i amd denilir.
c) Hatâ ile adam öldürmek. Buna katl-i hatâ denir.
d) Hatâ mecrasında cereyan eden öldürmek. Buna carî mec-ra'l-hatâ denilir.
e) Ölümüne sebep olmak. Buna katl-1 sebebî denilir.[2]
Bütün bu cinayetlerden maksad, öldürmesi haram olan bir cana haksız yere kıymaktır.
Kasden, bilerek öldürmek : Kısası gerektirir. Bu, ya bir silahla, ya da silah yerine geçecek, o anlamda kabul edilecek bir âletle öldürüldüğü takdirde katl-î amd kısmına girer. Örneğin, bir değneğin başını iyice sivriltip süngü anlamında kullanarak öldürmek, Keskin bir taşı kullanmak, ateşin içine atıp yakmak veya ateşi getirip üzerine boşaltmak suretiyle öldürmek bu cümledendir.[3]
Böyle bir cinayette misilleme gerekir, öldüren ayni zamanda büyük bir günah işlemiş olur. Ancak öldürülenin baba tarafından vârislerinin hepsi veya birisi kısastan vazgeçecek olursa, kısas düşer ve o takdirde diyet gerekir.
Hanefî müctehidlerine göre, kasden adam öldürmekten dolayı verilecek cezanın dışında ayrıca keffaret gerekmez.[4]
Kasden adam öldürmenin gerektirdiği hususlardan biri de, kaa-tilin mirastan mahrum edilmesidir.
Kasde benzer şekilde öldürmek : Silahla veya silah yerine geçecek bir şeyle değil de yumruk, sopa ve benzeri bir şeyle öldürmeyi kasdetmediği halde vurmak suretiyle öldürmektir. Bu, İmam Ebû Ha-nefiye göredir. İmam Ebû Yusuf ile İmam Muhammed'e göre, ağır bir taşla kaim bir odunla vurup öldüren kimse de kasden öldürmüş kabul edilir ve kısas gerekir. O halde îmameyn'e göre, öldürücü olmayan bir cisimle vurur da adam ölürse, o takdirde Kasde Benzer bir katil kabul edilir.
Fukahamn çoğuna göre, İmam Ebû Hanîfe'nin görüşü daha sa-hîh kabul edilmişse de, İmameyn'in bu husustaki içtihadı, insan kanını ve canını koruma bakımından fetvaya daha uygun görülmüştür.
kasde benzer öldürme olayından dolayı kısas gerekmez, büyük bir günah işlemiş kabul edilir ve keffaret gerekir. Bunun kef-fareti : Varsa mü'min bir köle azâd eder. Yoksa, iki ay üstüste oruç tutar ve bir de öldürenin baba tarafından yakınlarının diyet-i mu-galleze gerekir. bu da, yaşları dört grupta toplanan yüz deve veya onların kıymetidir.
Kasde benzer bir öldürmeden dolayı miras hakkı düşer. Yani öldüren öldürülene -ne kadar yakını olursa olsun- mirasçı olamaz.[5]
Yaralama ve organ kesmede Hasde benzer diye ikinci bir kısım sözkonusu değildir. Bu tamamen kasden yaralama veya kesme hükmüne girer ve kısas gerekir.[6]
Hata İle Öldürmek :
Bu da iki kısma ayrılır :
1— Kasdettiği şeyde hatâ etmek. Meselâ : Av hayvanı sanıp bir adama ateşli silahla vurmak veya düşman tarafından bir adam olduğunu sanarak bir müslümanı vurup öldürmek, bu cümledendir.[7]
İster birinci kısma, ister ikinci kısma girsin hata ile adam öldürmekten dolayı yine kaatilin baba tarafından yakınlarına diyet ve kaatile keffaret, ayni zamanda mirastan mahrumiyet gerekir. Öldürülen kimsenin Müslüman ile gayr-i müslim vatandaş olması arasında tahakkuk edecek ceza bakımından bir fark yoktur. Ancak bu durumda kaatilin kasdı olmadığından günahkâr durumuna düştüğü pek söylenemez.[8]
İmanı Muhammed'e göre, bir kimse başka birinin elini veya kolunu kasdederek silah kullanır da attığı mermi ya da ok, veya kullandığı kılıç o adamın boynuna isabet edip öldürürse, bu kasden öldürme kısmına girer ve kısas gerekir. Ama kasdedip attığı mermi o adamın eline veya koluna değil de başka bir adama isabet edip öldürürse, bu hatâen öldürme sayılır.[9]
Adamın başındaki külahını hedef alarak silah kullanır da attığı mermi adama dokunup öldürürse, bu da hatâ ile öldürme kabul edilir. Fukahanm çoğunun görüşü böyledir.
Bir adama attığı ok ona isabet etmez de önce bir duvara dokunur sonra sekip ayni adama isabet ederek öldürürse, bu da hatâ sayılır.
Bir bez parçasını topuz haline getirip bir adamın basma kasden vurur da adam bunun te'siriyle ölürse, hatâ ile öldürme kısmına girer ve bundan dolayı hem keffaret, hem diyet gerekir.[10]
Hatâ Mecrasında Cereyan Eden Öldürme :
Yukarıda da belirttiğimiz gibi, buna fıkıhta Carîn Mecra'l-Hatâ' denilir. Buna bir misal verelim : Uyurken yatağından kayıp yanı başında bulunan bir kimsenin üzerine düşer de ölümüne neden olursa, hatâ mecrasında bir anlam taşır. Bu ne kasden, ne hatâen öldürmedir. Bunun gibi, damın üstünde bulunduğu bir sırada ya ayağı kayıp, ya dengesini kaybedip düşer de oradan geçmekte olan bir adama dokunup ölümüne neden olmak veya inşaatta çalışırken bütün tedbirler alındığı halde elindeki tuğla veya demir parçası düşer de oradan geçmekte olan bir adamın ölümüne neden olmak da bu cümledendir.[11]
Bunun cezası da hata ile adam öldürme cezası gibidir, yani kaa-tile keffaret, baba tarafından yakınlarına diyet gerekir ve miras hakkından mahrum olur.[12]
Ölüme Sebebiyet Vermek :
Buna yukarıda da belirttiğimiz gibi, Katl-Î Sebebi denilir. Kazdığı bir kuyuya, oradan geçmekte olan bir adamın düşüp ölmesi, yol ortasına büyük bir taş ya da ağaç parçası koyup, oradan geçen bir kimsenin ayağının takılmasiyle düşüp ölmesi, bindiği veya sürüp götürdüğü hayvanın bir adamı çiğneyerek öldürmesi bu cümledendir.[13]
Bundan dolayı keffaret gerekmez, kaatilin baba tarafından yakınlarına diyet vermeleri gerekir. Mirastan mahrumiyeti gerektirmez.
Hatâ ile veya ölümüne sebep olmak suretiyle meydana gelen öldürmekten dolayı diyet-i mugallaza değil, diyet-i muhaffafa gerekir. Diyet-i muhaffafa : Her altının kıymeti on dirhem olmak üzere bin dinardır. Gümüşten ise onbin dirhemdir. Dinar veya dirhem bulunmadığında günün rayicine gör© hesaplanarak tedavüldeki paraya çevrilir. [14]
Kimler Kısasen Öldürülür, Kimler Öldürülmez :
Hür kimse, hür kimse karşılığında kısasen öldürülür. Bunun gibi kadın erkek karşılığında, erkek de kadın karşılığında öldürülür. Bunu biraz daha açıklayalım : Bir hür erkek, hür bir kadını kasden öldürürse, kısas yollu oda öldürülür. Kadın ayni şeyi yaparsa, kısasen öldürülür.[15]
Hür kimse kale karşılığında, köle de köle karşılığında kısasen öldürülür.
İslâm burada köle ile hür kimseyi farklı bir cezaya tabi tutmamış, ikisi de insan olduğu için, cana can kaidesi gereğince ayni cezayı uygulamıştır.[16]
Bir Müslümam kasden öldüren bir kâfir de kısasen öldürülür. Bir gayr-i müslim vatandaşı öldüren bir Müslüman kısasen öldürülür. Çünkü o vatandaşların da canları ve malları güven altındadır, muhteremdir. Bunun gibi, gayr-i müslim bir vatandaş bir gayr-i müslim vatandaşı öldürürse, kısasen öldürülür. Kaatil olan zimmi yani gayr-i müsîim vatandaş bu fiilden sonra hemen İslâm'a girerse bile kısastan kurtulamaz.[17]
İslâm Ülkesine İltica Eden Harbî :
îslâm ülkesine iltica eden bir harbiyi bir müslüman veya bir gayr-i müslim vatandaş öldürürse, kısasen öldürülmezler.[18]
İltica eden iki harbiden biri diğerini öldürürse, yine kısas gerekmez. Zahir rivayete göre böyledir. Bunun aksini iddia edenler de olmuştur.
Bir müslüman murted olan yani dinden çıkan bir erkek veya kadını öldürürse, kısas gerekmez, sadece diyet gerekir.
İki İslâm devleti savaşırsa, birbirlerini öldürmelerinden dolayı kısas gerekmese bile, bunun büyük bir günah ve ağır bir cinayet olduğunda bütün ilim adamları müttefiktirler.
Dar-i harpte esir bulunan bir müslümanı bir diğer müslüman vurup öldürürse, kısas gerekmez. İmam Ebû Hanîfe'nin içtihadına göre diyet de gerekmez. Ama İmam Ebû Yusuf ile İmam Muham-med'e göre, kaatilin kendi malından diyet gerekir. Fetva îmameynin kavline göredir.[19]
Ergen Kimse Çocuğa Rarşı Öldürülür :
Ergen bir kimse kasden vurup bir çocuğu öldürürse, kısasen öldürülür. Burada yaş hiçbir zaman sözkonusu değildir. Sahih olan da budur. Gözleri gören kimse kasden bir a'mayı öldürürse veya çok yaşlı bir kimseyi öldürürse, buna karşılık kendisi de kısasen öldürü-lûı.[20]
Ağaç çubuklarını kalınca deste haline getirdikten sonra kasden birisinin başına şiddetli vurup yaralar da adam bu yüzden ölürse, bu hatâ yollu bir öldürme kapsamına girer, keffaret ve diyet gerekir. Ayni zamanda büyük günahlardan birini işlemiş olur.[21]
Ölüm Döşeğinde Ölmek Üzere Bulunan Birini Öldürmek :
İslâm, insanın dirisini de, hastasını da, ölüsünü de korumuş ona saygı duymuş ve haklarını korumuştur. Bu bakımdan bir adam ölüm döşeğinde ölmek üzere bulunsa bile birisi onu bu vaziyette kasden bir silahla vurup öldürürse, kısas gerekir.[22]
Çocukların Birbirini Öldürmesi :
Çocuklardan biri diğerini öldürecek olursa, kısas gerekmez. Çünkü henüz ilâhî teklifle mükellef bulunmuyorlar. Bu bakımdan işlediği suça verilecek ceza, büyüklere verilecek cezadan az tutulur. Bu durumda diyet gerekir. O halde çocukların bu hususta kasden ya da hatâ ile öldürmeleri arasında ceza bakımından bir fark yoktur. Bu, onlan mirastan da mahrum etmez.
Aklî dengesi yerinde olmayanla bunağın adam öldürmesi de çocuğun öldürmesiyle ilgili hükmün, kapsamına alınmıştır.[23]
Organları Yerinde Sağlıklı Kimsenin Sakat Kimseyi Öldürmesi :
Sıhhati ve organları tam yerinde bir kimse, felçli bulunan veya bir kolu ya da bir ayağı keşik olan, veya kör ve sağır bulunan bir kimseyi öldürürse, kasde makrun ise, kısas, hatâ ile öldürürse keffaret ve diyet gerekir.
Bunun gibi akli dengesi yerinde olan bir kimse bir deliyi kasden vurup öldürürse kısas, hatâ ile ölüdürürse diyet gerekir.[24]
Kaatil Öldürülmeden Cinnet Getirirse :
Bir adam kasden vurup bir diğerini öldürür ve bu yüzden kısas gerekirse, henüz kısas hükmü yerine getirilmeden önce adam deli-rirse, kısas düşer, diyet gerekir. Tabii delirdiği tıp yetkililerince tes-bit edilmesi gerekir. Bu kıyas değil istihsandır. Kıyasa bakılacak olursa, öldürülmesi gerekir.[25]
Burada açıklanması gereken bir husus vardır : Kaatil henüz kısas hükmü verilmeden delirir ve bu, yetkili uzmanlar tarafından bel-gelendirilirse, kısas düşer. Ama kısas hükmü verildikten sonra henüz infaz edilmeden delirirse, hüküm yine de yerine getirilir. [26]
Hâkim Kısas Hükmünü Verdiğinde Kaatil İtiraz Ederse :
Hâkim bir kimsenin diğer birini kasden öldürdüğünü belge ve şahitlerle tesbit edip hükme bağladıktan sonra kaatil «Benim bu hususta önemli bir delilim var» der ve onu açıklamadan cinnet getirirse, İmam Muhammed'e göre, kıyasen yine de öldürülür, ama istihsa-nen öldürülmez de diyet gerekir.[27]
Bazen cinnet getirir, bazen de kendine gelir ve kendine geldiği bir sırada vurup adam öldürürse kısas gerekir. Ancak öldürdükten sonra cinnet hali sürüp giderse, o takdirde öldürülmez, diyete çevi-rilir.
Hakkında kısas ile hükmedilen kimse, bu arada kendi eceliyle ölürse, kısas da kendiliğinden düşer.[28]
Adam Kendi Babasını Veya Anasını Öldürürse :
Bir kimse kendi öz babasını veya anasını, ya da dede ve ninesini öldürürse, kısas gerekir. Babalık ve analık durumları onu kısastan kurtarmaz. Ayni zamanda mirastan da mahrum edilir.[29]
Baba kendi öz evlâdını öldürürse, kısas gerekmez. Baba ve ana tarafından dedeler de bu hususta baba gibidir. Anne de oğlunu öldürdüğü için kısas hükmü yemez. Bunlara diyet cezası verilir. Baba ve ana tarafından olan nineler de bu hususta ana gibidir.[30]
Oğlunu veya torununu öldüren baba veya dedeye hükmedilen diyeti üç sene içinde, oğlunun vârislerine ödemesi sağlanır. Ama baba kasden değil de hatâ ile evlâdım öldürmüşse, o takdirde diyet onun baba tarafından yakınlarına yükletilir. Kendisine de keffaret gerekir. Kasden öldürmede keffaret cezası yoktur. [31]
İki Kişi Bir Adam Öldürürse :
İki kişiden biri sopa, diğeri elindeki keskin bir âletle vurup bir adamı öldürürlerse, ikisine de kısas gerekmez, diyet gerekir. Sopa ile vuranın baba tarafından yakınlarından diyetin yarısı tahsil edilir. Keskin demir aletle vuranın kendi malından diyetin yarısı tahsil edilip maktulün vârislerine verilir.[32]
Kısas Hükmü Ne İle Yerine Getirilir?
Hanefî mezhebine göre, ancak kılıç veya benzeri bir âletle yerine getirilir. Hattâ bir kimse bir adamı ateşe atıp yaksa veya suda boğsa, yine de kılıçla öldürülür. Yani ateşte yaktığı için ateşte yakılmak suretiyle cezalandırılmaz.
Bunun gibi, vurup bir adamın bir organını keserek onu öldürse, yine de kaatilin o organı kesilmez, sadece boynu kılıç ile kesilir. Diğer yaralayıp öldürmeler de böyledir.[33]
Bir adanı kendi kendini yaraladıktan sonra başka biri de onu yaralar, sonra da bir arslan onu o vaziyette parçalarsa, onu yaralayan adama diyetin üçte biri gerekir.[34]
BÎRDEN FAZLA ADAM ÖLDÜRMEK
Bir adam eline silah, alıp birden fazla insan öldürür ve sonra öldürülenlerin baba tarafından yakınları toplanıp o adamı ölçlürürler-se, mesele kapanmış olur, hiç birine bir ceza gerekmez. Ancak böyle yapmak İslâm Hukuk prensiplerine aykırıdır. Öldürme yetkisi devletin yetkili organlarına verilmiş, şahıslara verilmemiştir. Bu daha çok kan gütme davasını önlemeye matuftur.
Öldürülenlerin velîlerinden sadece biri vurup kaatili öldürürse, diğerlerinin başka bir talepte bulunmalarına gerek kalmaz. Halkları sakıt olur.[35]
Birden Fazla Adam Bir Kimseyi Öldürürse :
İki veya üç, ya da daha fazla kişiler bir araya gelip ellerindeki öldürücü silahlan hep birlikte kullanarak bir adamı öldürürlerse, hepsi de kısas hükmü giyer ve kılıçla öldürülür.[36]
Elindeki bel veya kürekle vurup bir adam öldürürse, bakılır : Bunların ağaç elan sap kısmıyla vurmuşsa, diyet gerekir. Demir kısmının keskin tarafıyla vurmuşsa, kısas gerekir.[37]
Elindeki Keskin Bir Aletle Vurup Yaralarsa :
Adam elindeki keskin bir aletle vurup bir başkasını yaralar, o da aldığı yaradan yatağa düşüp bir süre sonra ölürse, kısas gerekir. Çünkü kullandığı alet, öldürücüdür ve kasden kullanmıştır. Kısas için adamın hemen ölmesi de şart değildir.
Isırarak veya tırnaklarıyla sıkarak öldürürse, kısas gerekmez. Fukahadan bazısına göre, gerekir. Ancak bu husustaki genel kaide şöyledir : Kurban kesmeye elverişli kabul edilen her âlet, kısası gerektirir. Elverişli olmayanlar ise kısası gerektirmez.[38]
Kamçıyla vurup öldürmekten dolayı kısas gerekmez, diyet gerekir. Çünkü kamçı öldürücü bir âlet sayılmamıştır. İsterse birkaç defa üstüste vurmak suretiyle öldürmüş olsun farketmez.
Elli ya da yüz değnek vurmak suretiyle birini hastahanelik ederse, adam yediği bu dayaktan solayı ölürse diyet gerekir. Hattâ değ-Inek vurulan yerlerinin çoğu iyjleşse bile, sadece birkaç yerde izi ka-'hp o yüzden ölse hüküm yine böyledir. Ayni zamanda tabib ücreti ve İlâç parası da kaatile yükletilir. [39]
Eliyle Ya Da Bir İple Boğarak Öldürürse :
Bir adam başka birini eliyle veya elindeki bir iple boğazını sıkarak öldürürse, kısas gerekmez, sadece diyet gerekir. Ancak boğmayı âdet edinmiş bir kimse ise, kısasan öldürülür. Fukahanm çoğuna göre, elle bogmakda kısas gerekmese bile, iple boğana kısas gerekir. Çünkü bir adamı kasden elindeki bir aletle öldürmüş kabul edilir.
Suya atıp boğulmasına neden olursa, su az ise, yüzerek veya yürüyerek çıkıp kurtulmak mümkünse, kısas gerekmez. Diyet gerekir. Su çok ise, yüzmekle de insan zor kurtulabilirse, o takdirde kısas gerekir. Az suda olsa bile, adamın ayaklarını bağlamış veya ağır bir cisim bağlayarak suya atmışsa, bu durumda yüzüp kurtulma şansı kalmamış demektir. Fukahanm çoğuna göre, kısas gerekir. İmam Ebû Hanîfeye göre, diyet ve keffaret gerekir, kısas gerekmez.
Birini bağlayıp güneşin altına terkeder, o da o yüzden ölürse kısas gerekmez, diyet ve keffaret gerekir.[40]
Birini bir uçurumdan itip atar veya kuyuya iterek düşürür, o da bu yüzden ölürse, bakılır : İtilip atıldığı uçurum pek tehlikeli değilse, kısas gerekmez, tehlikeli ve kurtulması umulmayacak ölçüde ise kısas gerekir. Kuyu hakkındaki hüküm de böyledir.[41]
Bir kimseyi bir eve hapsedip aç susuz bırakır da bu yüzden ölürse, kısas gerekmez, ama diyet gerekir. Bu diyet de öldürenin baba tarafından yakınlarından tahsil edilir. İmam Muhammed de ayni ic-tihadda bulunmuştur.
Bir adamı bağlayıp canavarın önüne atarak parçalatan kimseye, îmam Ebû Yusuf'a göre, müebbed hapis cezası verilir.[42]
Savaşta Bilmiyerek Müslümanı Öldürmek :
Düşman ile karşılaşan İslâm askerleri savaş esnasında karşısına çıkan kişinin müslüman olduğunu bilmeden vurup öldürürse, kısas gerekmez, fakat keffaret ve diyet gerekir.[43]
Fukahanm bir kısmına göre, öldürülen düşman saflarında ise, hiçbir şey gerekmez. Ama iki ordu birbirine karışmış vaziyette ise, o takdirde diyet gerekir.
Müslümanlara karşı silah çeken kimse öldürülür ve bu yüzden diyet gerekmez. Silahını çekip birini öldürmek isterken, o biri kendini ölümden kurtarmak için onu öldürürse, bu yüzden keffaret ve diyet gerekmez. Çünkü nefsi müdafaa şarttır ve hayat hakkı muhteremdir. Bunun gece veya gündüz, şehir içinde veya dışında olması arasında bir fark yoktur.
Geceleyin şehir içinde veya dışında biri elindeki değnekle diğerinin üzerine hücum eder, o da ondan kurtulmak için silahını çekip öldürürse, ne kısas, ne de diyet gerekir. Ama gündüzleyin böyle yapar, hücuma uğrayan da kasden onu öldürürse, o takdirde kısas gerekir. Çünkü değnekle gündüzleyin hücum etmek, öldürmek anlamına gelmez. Tabii bu, İmam Ebû Hanife'ye göredir. îmameyn'e göre, gündüz dahi olsa kısas gerekmez.
Bir adam elindeki silahla birine saldırıp bir tek darbe vurduktan sonra geri çekilirse, darbeyi alanın onu öldürmesi caiz olmaz, öldürecek olursa, kısas gerekir. Çünkü bir darbe vurup geri çekilmesi öldürmiyeceğini ifade eder.
Geceleyin evine girip mal çalan hırsızı takip edip çaldığı malı geri alamadığı ve üstelik yaklaşmak istediğinde ölüm ile tehdid ettiği takdirde, mal sahibi silahını çekip onu öldürürse, bundan dolayı bir şey gerekmez. [44]
YARALAMA VE ORGAN KESİLMESİYLE ÎLGİLİ KISAS
Yaralama ye organ kesilmesi hususunda daima eşitlik aranır. Bu bakımından sol el karşılığında sağ el, sağlam kol karşılığında felçli kol veya bunun .aksi, erkeğin eli karşılığında kadının eli, kadının eli karşılığında erkeğin eli kölenin bir organı karşılığında hür kimsenin ayni organı, kölenin eli hür kimsenin eli karşılığında kesilmez.[45] Çünkü kölenin eli diğerine- nisbete yarı kıymet taşır.
Müslümanla kafir yani gayr-i müslim vatandaş, biri müslüman diğeri gayr-i müslim iki hür kadın ve iki gayr-i müslim vatandaş kadın arasında organ kesmekten dolayı kısas gerekir. Yani misliyle karşılık görür.[46]
Saç ve sakaldan dolayı kısas gerekmez. Başka ceza gerekir. Baş veya beden derisinden bir şey kesilirse, bundan dolayı da kısas gerekmez, sadece hâkimin takdiriyle başka bir ceza takdir edilir. Bunun gibi yanak, karın nahiyesi, sırt nahiyesi ve çene altı gibi yerler den kesilen deriden dolayı kısas gerekmez, ceza gerekir.[47] Çünkü bu gibi durumlarda bir sakatlanma sözkonusu değildir.
Bunun gibi tokat, yumruk, itip-kakmak, dürtmek gibi fiilerden dolayı kısas gerekmez, hâkimin takdir edeceği ceza gerekir.[48]
Kemik çatlatma veya kırma hususunda da kısas gerekmez, başka ceza takdir edilir. Ancak dişe karşı diş kısas yapılır. Çünkü ayni ölçüde denge sağlanabilir. Ama kemik çatlatma veya kırmasında ayni ölçü ve biçimde çatlatmak veya kırmak mümkün değildir. Yani eşitlik sağlamak imkânsızdır. Bu bakımdan başka cezalar takdir edilir.
Eklem yerlerinden meydana gelen kesmeden dolayı kısas gerekir, çünkü eşit şekilde kesmek mümkündür. Eklemden değil de kemik kırmak suretiyle meydana gelen bir kesmede kısas yapılamaz, çünkü ayni biçimde ve ölçüde kırıp kesmek.mümkün değildir.[49]
Gözün görme hassesini vurmak suretiyle yok eden kimseye ayni şey yapılır, yani kısas gerekir. Doktor marifetiyle onun gözünün de görme hassası giderilir.
Biri diğerinin gözünü oyup çıkarır veya ağır bir darbe vurup içeri göçmesine sebep olursa, oyma hususu uzman doktorlara gösterilir, ayni şekilde oymak mümkünse kısas yapılır, mümkün değilse, başka ceza takdir edilir. İçeriye çökme durumu da böyle. Ancak fu-kahanın çoğu, bunda kısas gerekmez, ceza gerekir demişlerdir.
Vurup bir adamın gözünü kör eden kimsenin sadece sağ gözü görüyorsa, yine de kısas yapılır ve böylece ama olarak kain.
Vurup kör ettikten bir süre sonra adamın gözü iyileşip görecek olursa, kısas gerekmez, başka bir ceza takdir edilir.[50]
Kavga esnasında darbe yiyen göz biraz görme hassasını kaybederse, bundan dolayı da kısas gerekmez, ceza gerekir. [51]
Doğum Yaptıran Ebe Çocuğun Gözünü Sakatlarsa :
Doğum yaptıran ebe, doğum esnasında veya çocuk doğduktan sonra hatâen çocuğun gözünü kör eder ve bu isbat edilirse kısas gerekir. Ama doğum zorlaşır da elde olmayan sebeplerle ister istemez böyle bir sakatlanma meydana gelirse, kısas gerekmez, çünkü son çare ve imkân kullanılmıştır.
Sağ göz, sol göz, sol göz de sağ göz karşılığında kısas yapılmaz. Ancak cani karşısındaki adamın sol gözünü kör ettiği halde kendisinin sadece sağ gözü görür vaziyette ise, bu durumda kısas yapılır.
Kulak kökünden kesildiğinde kısas gerekir. Bir kısmı da kesildiğinde ayni ölçüde kesmek mümkün olduğu takdirde yine kısas yapılır, mümkün olmadığı takdirde, ceza takdir edilir.
Kulağı çekerken yumuşak kısmından az şey koparsa, kısas değil, ceza gerekir.[52]
Burun kemik kısmında değil de yumuşak kesiminden kopanlır veya kesilirse, kısas gerekir, kemik kısmına da dokunulmuş ve kırılma meydana gelmişse, kısas yapılmaz, ona göre bir ceza takdir olunur.
Alt ve üst dudakda kısas gerekir. Çünkü bu kısımlarda kemik, yoktur, kesilen miktarı belirlemek zor değildir. Ancak üst dudağa karşılık üst dudak, alt dudağa karşılık da alt dudak kısas yapılabilir. Kudurî'ye göre, dudaktan az bir şey kesilirse, kısas gerekmez başka bir ceza takdir edilir.[53]
Dilin kesilmesi ister az, ister çok olsun kısası gerektirmez. Fetva için muhtar olan görüş de budur. Ancak bu hususta ağır bir ceza takdir edilmesi gerekir.[54]
Ağızdan fazladan diş üstünde ikinci bir diş bulunur da onu birisi kavga esnasında kırarsa, bundan dolayı kısas gerekmez. Çünkü bir sakatlanma sözkonusu değildir. Diğer dişlerde ise, aynen kendi cinsi kısas yapılır.[55]
Dişin bir kısmı kırılırsa, ayni ölçüde kesmek mümkünse kısas yapılır, değilse ceza takdir edilir.
Işınlan elini kurtarmak için şiddetle çekince ısıranın bir iki dişi kırılır veya çıkarsa, bundan dolayı kısas gerekmez. Bu, îmam Ebû Hanîfe'ye göredir.[56]
Biri diğerinin dişlerini zulmen sökmeğe azmeder, kendisini ondan kurtaracak kimse bulunmazsa, o takdirde o zalimi vurup öldürürse kısas gerekmez.
Parmaklardaki durum da böyledir. Oynak yerlerinden kesilen parmak için kısas yapılır, kemikten kırılan için kısas gerekmez, ceza takdir edilir. El parmağı karşılığında ayak parmağı, ayak parmağı karşılığında el parmağı kesilmez. Her şey misliyle karşılık görür, yani kısas yapılır.
Elde altıncı bir parmak bulunur ve bu biri tarafından koparılır veya kesilirse, kısas gerekmez, çünkü bir sakatlık sözkonusu değildir, sadece başka bir ceza takdir edilir.[57]
Birinin iki parmağım oynak yerinden keser ve fakat kendisinin sadece bir parmağı bulunursa, o bir parmağı kısasen kesilir, diğeri yerine gereken ceza takdir edilir.[58]
Adam Öldürmede Şahitlik :
Adam öldürmenin isbatmda ya öldürenin kendi ikrarı, ya da iki adamın şahitliği gerekir. Sadece bir adamın şahitliğine itibar edilmez. Ancak bir tek kişi şahitlik edince hâkim sanığı hapseder, ikinci bir şahidin çıkması beklenir. Bulunmadığı takdirde serbest bırakılır.
Şahitlik konusunda, kasden veya hatâ ile veya kasde benzer bir şekille öldürmek arasında fark yoktur, yani iki erkek şahide ihtiyaç vardır.[59]
Bir adam diğer adamın, kendi babasını hatâ ile öldürdüğünü iddia eder ve şehirde hazır şahitlerin bulunduğunu ileri sürüp kaatil zanlısının kefil getirmesini hâkimden talep ederse, hâkim üç günlük bir süre için kefil ister. Ama iddiada bulunan kimse, benim şahitlerim şimdi burada değildir onları bulup getirinceye kadar kaatil zanlısından kefil istemesini taleb ederse, onun bu talebi dikkate alınmaz.
Kasden öldürdüğünü iddia eder ve şahit getirinceye kadar kendisinden kefil istenmesini taleb ederse, bu taleb dikkate alınmaz. Şahit veya belge getirince, hâkim kaatil zanlısını hapseder. Şahitler iddia edildiği gibi, onun kasden öldürdüğüne şehâdet ederlerse, öldürülen velisi veya vârisi, isterse kısas yapılır, isterlerse ağır diyet alınır.[60]
Adam iki oğlunun gözleri önünde öldürülür, oğullarından biri ayrılıp birtarafa gideı diğeri hâkime baş vurup babasının kaatilinin yakalanmasını söylerse, şahitliği muteber tutulur.kaatil zanlısı hapsedilir, diğer oğlu gelip şahitlikte bulununcaya kadar bekletilir. O gelip ayni şekilde şehadette bulunursa, kısas gerekir. Tabii eğer kasden öldürmüşse. Şehadette bulunmazsa, adam serbest bırakılır. Ancak ikinci oğlu gelip şehadette bulununca birinci oğlunun yeniden şahitliğine baş vurulur mu? Bu hususta müctehid imamların görüşü farklıdır. [61]
Kaatilin İki Tane Olduğu İddia Edilirse :
Vârislerin hepsi biraraya gelip babalarını öldürenin iki kişi olduğunu, birinin hazır, diğerinin gaib bulunduğunu söylerlerse, -kasden Öldürdükleri kesinlik kazandığı takdirde- hazır olan hakkında kısas uygulanır. Gaib olan yakalanıp getirildiğinde inkâr ederse, vârislerin hepsini yeniden onun aleyhine şahitlik yapmaları gerekir, onunda öldürdüğünü tekrar söylerlerse, onun hakkında da kısas cezası uygulanır.
Biri diğerini kılıç vurup ağır yaralıyarak hastanelik eder ve iki şahit de buna şahitlik ederse, hastane de veya evinde bir süre sonra hasta yatmakta olan yaralının o kılıç darbesiyle öldüğü kesinlik kazanır ve artık hâkimin, şahitlerden veya bilir kişilerden o adamın aldığı kılıç darbesiyle mi, yoksa başka bir sebepten mi öldüğü hakkında bir şey sormasına gerek yoktur, onu yaralayan kimse hakkında kısas uygulanır.
Şahitler vuran kimsenin hatâ, ile o adamı yaraladığını söylerse, şahitlikleri kabul edilir ve böylece kısas değil, diyet cezası uygulanır.
Şahitler onu kasden mi, hatâ ile mi vurduğunu kesin olarak bilmezler ve bu ölçü ve anlamda şahitlikte bulunurlarsa, hatâ ile vurduğuna hükmedilerek diyet cezası tahakkuk ettirilir.[62]
Şahitlerin Şehadetinde Tutarsızlık :
Öldürülen bir adamın kaatilini kasdederek, şahitlerden biri «Onu falan gün falan yerde öldürdüğünü gördüm» derken bir diğer şahit «Hayır filan gün filân yerde öldürdüğünü gördüm» diyerek ayrı bir gün veya ayn bir yerden sözederse, ikisininde şahitliği kabul olunmaz.[63]
Ancak öldürme olayı bir odada meydana gelmiş, şahitlerden biri odanın şu köşesinde, diğeri de hayır bu köşesinde öldürdüğünü gördüm derse, istihsanen şahitlikleri kabul olunur. Çünkü yer bir sayılır, odanın içindeki manzara şahitlere değişik şekilde görünmüş olabilir.[64]
Bedendeki Yaranın Yeri Hakkında İhtilâf Ederlerse :
Öldürülen adamın vücuduna vurulan darbenin iki şahit tarafından görüldüğü ve ancak şahitlerin yaranın bulunduğu taraf ve kısım üzerinde farklı bilgiler ortaya koyduğu bir şahitliğe itibar edilmez. Yaptıkları şahitlik hükümsüz kabul edilir.[65]
Bunun gibi şahitlerden biri, kaatilin kılıç kullanarak adamı öldürdüğünü, diğeri ise taş veya balta, ya da başka bir âlet kullanarak öldürdüğü şeklinde birbirini tutmayan şahitlikleri de muteber sayılmaz.
Şahitlerden biri kılıçla öldürdüğünü, diğeri ise ne ile öldürdüğünü bilmediğini sadece öldürdüğünü iddia ederse, bu tür şahitlik de kabul edilmez, Çünkü şahitlikler arasında tutarsız ve çok farklı tes-bitler bulunuyor.
Her iki şahit de kaatili belirleyip onun öldürdüğünü ancak ne ile öldürdüğünü bilemediklerini söylerlerse, kıyasen şahitlikleri kabul edilmese bile istihsanen kabul edilir. Çünkü her iki şahidin şehadeti birbirini doğrular mahiyettedir. Ancak bu durumda kısas değil diyet gerekir.[66]
İki şahit, iki adamı belirleyip onların birisi kılıç, diğeri sopa kullanarak falan adamı öldürdü, diye şehadette bulunurlar, ancak hangisinin kılıç, hangisinin sopa kullandığını tayin edemezlerse, şahitlikleri kabul edilmez.[67]
[1] El-înaye - El-Bedayi' – Kâsani.
[2] Fetâvâ-yi Hindiyye.
[3] El-Kâfi – Mervezî.
[4] El-Hidâye – Merğinani.
[5] Şerhü'l-Mebsût.
[6] El-Muhit – Serahsi.
Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 4/245-247.
[7] El-Hidâye – Merğinanî.
[8] El-Cevheretü'n-Neyyire.
[9] Ez-Zahîre -- Murhanettin Mahmut.
[10] El-Muhit – Serahsi.
Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 4/247-248.
[11] El-Muhit – Serahsi.
[12] El-Cevheretü'n-Neyyfce - Fetâvâ-yi Hindiyye.
Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 4/248.
[13] El-Kafi – Mervezî.
[14] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 4/248-249.
[15] El-Hulasa.
[16] El-Muhit – Serahsi.
[17] El-Kâfi – Mervezî.
Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 4/249.
[18] Et-Tepyin – Zeylaâ.
[19] Fetâ-vâ-yi Kaadıhan.
Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 4/249-250.
[20] El-Kâfi – Mervezî.
[21] El-Muhit - Serahsi - Fetâvâ-yi Hindiyye.
Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 4/250.
[22] EI-Hulasa - El-Mebsût - Şemsüleünme Serahsî.
Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 4/250.
[23] El-Muhit – Serahsî.
Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 4/250-251.
[24] Fetâvâ-yi Kaadihan.
Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 4/251.
[25] El-Hulasa - Fetâvâ-yi Hindiyye.
[26] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 4/251.
[27] Tatarhaniyye.
[28] El-Hidâye – Merğinanî.
Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 4/251-252.
[29] Fetâvâ-yi Kaadıhan.
[30] El-Kâfi – Mervezî.
[31] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 4/252.
[32] Şerh-i Mebsût.
Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 4/252.
[33] El-Muhit – Serahsî.
[34] El-Kâfî – Mervezî.
Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 4/252-253.
[35] El-Hidâye – Merğinaiü.
Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 4/253.
[36] El-Kâfi – Mervezî.
[37] El-Hidâye – Merğinani.
Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 4/253.
[38] Hizanetü'l-Müftî.
[39] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 4/253-254.
[40] Hızaıetü'l-Müftîn.
[41] El-Muhit – Serahsî.
[42] El-Muhit – Serahsî.
Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 4/254.
[43] Şerh-i Camiissağîr - Sadr-i Şehid.
[44] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 4/255.
[45] Fetavâ-yi Kaadıhaa.
[46] El-Cevheretü'n-Neyyire.
[47] El-Muhit – Serahsî.
[48] El-Cevheretü'n-Neyyire.
[49] El-Muhit – Serahsî.
[50] Hizanetü'l-Müftîn.
[51] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 4/256-257.
[52] El-Muhit – Serahsî.
[53] El-Muhit - Serahsî – Kudurt.
[54] Hızanetü'l-Müftîn.
[55] El-Cevheretü'n-Neyyire.
[56] Fetâvâ-yi Kaadıhan.
[57] El-Muhit – Serahsi.
[58] El Cevheretü'n-Neyyire.
Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 4/257-258.
[59] Şerh-i Mebsût - Fetâvâ-yi Hindiyye.
[60] Fetâvâ-yi Kaadıhan.
[61] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 4/259-
[62] El-Muhit – Serahsi.
Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 4/259-260.
[63] El-Mebsût - ŞemsüleimniB Serahsi.
[64] El-Mûhit – Serahsî.
Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 4/260.
[65] El-Mebsût - Şemsüleünme Serahsi.
[66] El-Muhit-Radiyüddin Serahsi.
[67] El-Mebsût - Şemsüleimme Serahsi.
Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 4/260-261.
İslami Okul Okulların En Önemlisi