Fikih - 2. Sayfa - 020Yeminler
14.2. Yemin, Ancak Allah'ın İsmî Veya Bir Sıfatı Anılarak Yapılır
14.4. Müslümanların Yeminleri Île Andetmek
14.5. Gayrimüslim Olmaya Veya İslâm'dan Çıkmaya Datr Yapılan Yeminler
14.6. Allah'tan Başkası Adına Yemin Etmek Yasaktır
14.7. Yemin Olunanı. Ta'zim Etmeksizin Allah'tan Başkası Üzerine Yemin Etmek
14.8. Allah'ın, Mahlûk Atı Üzerine Yemin Etmesi
14.0. Yeminin Şartları Ve Rükûnlarj
14.11.1. Yemin-İ Lağv Ve Hükmü
14.11.2. Mun'akîde Yemin Ve Hükmü
14.11.3. Ğamûs Yemini Ve Hükmü
14.12. Yeminler Örf Ve Niyete Dayanır
14.13. Unutma Ve Hata İle Yemin Bozulmaz
14,14. Zorlananın Yemini Bağlayıcı Değildir
14.16. Yeminin Tekrar Edilmesi
14.17.2. Kefaretin Hikmeti ve Kısımları
14.17.2.4. Bunlara Güç Yetirilmediğinde Oruç Tutulması
14.17.3. Kefaretin Yemini Bozmadan Önce ve Bozduktan Sonra Ödenmesi
14.17.4. Maslahat İçin Yemini Bozmanın Caiz Olması
14.13. Yemin Edilen Şeylere Göre Yeminlerin Kısımları
14.19.2. Nezir, Eski Bir İbadettir
14.193. Câhiliye Döneminde Nezir
14.19.4. Nezrin İslâm'da Meşru Olması
14.19.5. Nezir Ne Zaman Sahihtir, Ne Zaman Değildir?
14.19.7. Şartlı ve Şartsız Nezir
14.19. 8. Ölüler İçin Yapılan Nezir
14.19.9. Belirli Bir Yerde İbadeti Nezretmek
14.19.10. Belirli Bir Şeyhe Nezir
14.19.11. Oruç Nezredip Tutamayan
14.19.12. Malı Tasadduk Etmeye Yemin
14.19.14. Oruç Nezri Varken Ölen Kimse
14. BÖLÜM
YEMİNLER
14.1. Tarifi
«Yemin», sağ el manasına gelmektedir. Arablar yeminleştikleri zaman birbirlerinin sağ ellerini tutarlardı. Şeriatte yeminin manası, Allah'ın isim veya sıfatlarını anarak bir işin gerçek olduğunu belirtmek veya te'kid etmektir. Ya da yemin edenin bir işi yapacağına dair takviye edilmiş bir and vermesidir. Yemin, and, kasem, aynı manadadır.
14.2. Yemin, Ancak Allah'ın İsmî Veya Bir Sıfatı Anılarak Yapılır
Yemin, sadece Allah'ın isminin veya bir sıfatının anılmasıyla yapılır. Bu sıfatın zatî veya fiilî olması, eşittir. Meselâ; «vallahi, Allah'ın izzetine andolsun, azametine andolsun, kibriyasma andolsun, kudretine andolsun, iradesine andolsun, İlmine andolsun» v.s... Mus-hafa, Kur'an'a veya sûre ya da bir âyete yapılan yemin de böyledir.
Kur'ân-ı Kerîm'de Allah Teâlâ şöyle buyuruyor:
«Göğün ve yerin Rabbine andolsun ki, bu sizin konuşmanız kadar kesin ve gerçektir.» (Zariyat: 23)
«Doğunun ve batının Rabbine yemin ederim ki, onların yerine daha iyilerini getirmeye bizim gücümüz yeter ve kimse de önümüze geçemez.» (Meâric: 40-41)
Ibn Ömer'den rivayete göre, o şöyle demiştir: Nebî aleyhİsse-lam «Hayır, kalbleri değiştirene andolsun ki...» diye yemin ederdi.
Ebû Saîd el-Hudrî'den rivayete göre, o şöyle demiştir: Allah Rasûlü, duasında ısrarlı olduğu zaman, «Ebu'l-Kasım'ın cam elinde olana andolsun ki...a derdi. (Hadisi, Ebû Dâvud kaydetmiştir.)
14.3. Yemin Şekilleri
«Veymullahl» de yemindir. Çünkü «vallahi» veya «Allah'ın hakkı için...» manasmdadır. «Yemînullah» da, Hanefilere ve Mâlİkîle-re göre yemindir. Çünkü bunun manası; «Allah'a andolsun,» dur.
Şâfiiler; «Niyetsiz yemin olmaz. Yemin eden, eğer yemini kastederse, bu kesinleşir. Eğer yemini kastetmediyse ,bu yemin sayılmaz.» demiştir. Ahmed'den yapılan iki rivayetten en sahihine göre, niyetsiz de olsa yemin gerçekleşir.
«Amrullah» lâfzı da, Hanefiler ve Mâlikîlere göre yeminair. Çünkü bunun manası, «Allah'ın hayatına ve bekasına andolsun,» şeklindedir.
Şafiî, Ahmed ve îshak ise, «Yemin, ancak niyet ile olur,» demişlerdir.
«AksemtÜ aleyke» ve «aksemtü billahi» bir kelimedir. Âlimlerin bazdan, bunun mutlak yemin olduğunu, bir kısmı ise, ancak niyetle yemin olacağını söylemişlerdir.
Şafiîler, Allah'ın ismi üzerine yapılanan yemin olacağını, Allah'ın adına yapılmayanın ise —yemin kastedilmiş bile olsa— yemin sayılmayacağını söylemiştir. Mâlik şöyle demiştir: «Şayet yemin eden, 'Allah'a kasem olsun,' derse yemin olur. Eğer, 'kasem olsun' veya 'sana kasem olsun' derse bu şekliyle, ancak niyetle yemin olur.»
14.4. Müslümanların Yeminleri Île Andetmek
ikinci cildde, şöyle demiştik: Müslümanların yeminleriyle yapılan and, birşey gerektirmez. Meselâ yemin eden, «şöyle yaparsam, bir ay oruç veya Allah'ın beytini hacc, üzerime borç olsun,» derse, ya da «Şöyle yaparsam, haram bana helal olsun,» derse, yahud da «Şayet böyle yaparsam ,bütün malım sadaka olsun,» derse, bu ve bu tür lâfızlarda, yerine getirilmediği zaman yemin kefareti vardır. Bu, âlimlerin en muteber görüşüdür. «Bir şey gerekmez,» diyenler olduğu gibi, «Yeminini yerine getirmediği zaman, yeminine bağladığı şeyi yapması gerekir.» diyenler de olmuştur.
14.5. Gayrimüslim Olmaya Veya İslâm'dan Çıkmaya Datr Yapılan Yeminler
Yahudi ve Hıristiyan olmak veya Allah ve Rasûlü'nden uzak olmak üzerine yemin eden kimse; «Eğer şöyle yaparsam, böyle olayım,» der.
Âlimlerden bir cemaat; «Bu yemin değildir ve kefareti de yoktur. Çünkü naslarda bundan şiddetli sakındırma ve tehdit vardır,» demişlerdir. Şafiî de bunlardandır.
Ebû Dâvûd ve Nasâî'nin, Büreyde'nin babasından rivayetine göre, Nebi şöyle buyurmuştur: «Yemin eden, 'Ben, İslâm'dan uzak olayım ki...'» diye yemin eder de yalan söylerse, dediği gibi olmuştur. Şayet doğru söylemiş ise, İslâm'a asla salim olarak dönmez.»
Sabit b. Dehhak (r.a.)'dan rivayete göre, Nebi aleyhisselam şöyle buyunnüştur: «Kim İslâm'ın dışında bir din üzerine yemin ederse, o dediği dindendir.»
Hanefîler, Ahmed, İshak, Süfyân ve Evzâî, «bunun yemin olduğu ve eğer yerine getirmezse keffareti gerektiği» görüşündedirler.
14.6. Allah'tan Başkası Adına Yemin Etmek Yasaktır
Yemin ,ancak Allah'ın ismi veya sıfatlarından biri üzerine yapılırsa olur. Bunun dışındaki yeminler haramdır. Çünkü yeminde, yemin olunan şeyi ta'zim (yüceltme) vardır. Yalnız, tek olan Allah, ta'zime müstehaktir.
Kim, Allah'tan başkasına yemin edip, nebî, velî ya da baba, Kabe ve buna benzer şeyler üzerine kasem ederse, bu yemin gerçekleşmemiş olur. Yerine getirilmezse, kefaret gerekmez. Allah'tan başkasını ta'zîm sebebiyle de günahkâr olmuştur.
îbn Ömer'den rivayete göre; Nebi aleyhisselâm, bir topluluk arasında, babası üzerine yemin eden Ömer'e rastlayınca, onlara seslenerek, «Dikkat edin! Allah azze ve celle, sîzi babalarınız üzerine yemin etmekten menediyor. Kim, yemin ederse, ya Allah üzerine yemin etsin ya da sussun.» buyurdu. Ömer, şöyle demiştir: «Vallahi, Nebî'nin bunu menettiğini işittiğim günden beri ne kendim, ne de başkasından naklen baba üzerine yemin etmedim.»
Ibn Ömer, «Hayır, Kabe'ye andolsun ki...» diye yemin eden birini işitti ve şöyle dedi: «Allah Rasûlü'nü, şöyle buyururken işittim: «Kim Allah'tan başkası üzerine yemin ederse, şirk koşmuştur.»
Ebû Hureyre (r.a.)'den rivayete göre, o şöyle demiştir; Nebî aleyhisselam şöyle buyurdu: «Sizden yemin eden kimse, yemininde, 'Lât ve Uzza'ya andolsun ki...' derse, hemen 'Allah'tan başka ilah yoktur.' desin. Arkadaşına, 'Haydi kumar oynayalım.' diyen de, hemen sadaka versin.»
Ebû Davud'un, Ebû Hüreyre (r.a.)'den rivayetine göre, Rasûlül-iah sallallahu aleyhi ve sellem; «Kim, bir emanet üzerine yemin ederse, bizden değildir,» buyurmuştur.
Nebî aleyhisselam şöyle buyurmuştur: ^Babalarınız, analarınız ve putlar üzerine yemin etmeyin. Allah'tan başkası üzerine yemin etmeyin. Doğru olmanız dışında yemin etmeyin.» (Hadisi, Ebû Dâvûd ve Nesâî, Ebû Hureyre'den rivayet etmiştir.)
14.7. Yemin Olunanı. Ta'zim Etmeksizin Allah'tan Başkası Üzerine Yemin Etmek
Nebî aleyhisselam'ın , Allah üzerine O'nu ta'zim ile anmayı kastederek yemin eden kimse gibi, Allah'tan başkası üzerine, onu ta'zim ile anmayı kastederek yemin etmeyi yasakladığı» rivayet olunmuştur. Ta'zim kastedilmeden sözü te'kid etme amacıyla yapılan yeminler ise, benzerlik sebebiyle mekruhtur. Çünkü, Allah'tan başkasını yüceltme (ta'zim) düşüncesini akla getirir.
Rasûl aleyhisselâtu ve's-selâm, bir bedevi için, «Babasına and-olsun, kurtuldu.» buyurmuştur.
Beyhakî şöyle demiştir: «Bu tür yeminler, Arapların ağzından, kasıtsız olarak çıkar.»
Nevevî bu görüşü kuvvetli bulup, «Bu, hoş bir cevaptır,» demiştir.
14.8. Allah'ın, Mahlûk Atı Üzerine Yemin Etmesi
Araplar, sözlerine önem verilerek, kulak verilip, dinlenmesi için konuşmalarına yemin ile başlarlardı. Çünkü Araplar, konuşanın yeminini, konuşmasıyla kasdettiği şeye Özel Önem verdiğine bir delil kabul ederlerdi. Konuşan, sözünü te'kid için yemin eder. Bu yüzden Kur'ân'da pek çok şey üzerine yemin edilmiştir. Bunlardan bazıları şunlardır:
Kur'ân : «Mecid olan Kur'ân'a andolsun.» (Kâf: 1) Bazı yaratılmışlar : «Güneşe ve onun ışığına andolsun...» (Şems: 1) «Kararıp ortalığı bürüdüğü zaman, geceye andolsun. Açılıp aydınlandığı zaman, gündüze andolsun.» (Leyi: 1)
Bu ancak, yemin eden ve yemin edilen hakkındaki pekçok hikmet sebebiyle böyledir. Bu hikmetlerden bazıları şunlardır: Dikkatleri üzerine yemin edilen bu şeylerdeki ibretlere yöneltmek, onların doğru yönü göstericiliğini yakalamak için, haklarında düşünmeye teşvik.
Allah sübhânehû ve teâlâ, Kur'ân'a, o gerçekten Allah kelamı olduğu için ve tüm saadet sebeplerinin onda bulunduğunu beyan için yemin etmiştir.
Güneşe, aya ve yıldızlara ise, onlardaki fayda ve menfaatlere işaret için yemin etmiştir. Onların bir halden başka bir hale dönmeleri, yaratılmış olduklarına delalet eder. Onların hakim bir yaratıcıları vardır. Ona şükretmekten ve O'nu birlemekten gaflet etmek doğru değildir.
Rüzgâra, Tûr'a, kaleme ve yıldızlı göğe ise, bunların hepsi fikir ve nazar ile O'nu birlemeyi gerektiren Allah'ın ayetleri olduğu için yemin ediyor.
Üzerine yemin edilen şeylerin en önemlileri, Allah'ın vahdaniyeti ve Nebî'nin risaleti, cesetlerin tekrar diriltilmesi ve kıyamet günüdür. Çünkü bunlar nefislerin özümlemesi gereken dinin esasla-rmdandır.
Mahlûkâta yemin, sırf Allah'a mahsustur. Biz insanların ise, Allah ve sıfatlan dışında bir şeye yemin etmemiz doğru değildir.
14.0. Yeminin Şartları Ve Rükûnlarj
Yeminde şu şartlar bulunmalıdır: Yemin edenin âkil, baliğ ve müslüman olması, yeminin iyi bir şeye yapılması ve ihtiyarî olması gerekir. Eğer cebren yemin ettirilirse, yemin geçerli olmaz.
Rükûnları: Yemin olarak kullanılan lafızlar ile olmalıdır.
14.10. Yeminin Hükmü
Yemin eden, yeminini yerine getirirse, iyi bir kimse olur. Eğer yapmazsa yeminini bozmuş olur ve keffaret gerekir.
14.11. Yeminîn Kısımları
Yemin üç kışıma ayrılır:
a- Yemin-i Iağv,
b- Yemin-i mun'akide,
c- Yemin-i .eamûs.
14.11.1. Yemin-İ Lağv Ve Hükmü
Lağv yemini; yemin kastedilmeden yapılan yemindir. Meselâ bir kimsenin «vallahi yiyeceğim, (veya) içeceğim, (veya) hazır bulunacağım.» ve benzeri sözleri yemin kasdetmeden, dil sürçmesinden dolayı söz söylemesi gibi.
Mü'minlerİn anası Aişe (r.a.)'dan rivayete göre, o şöyle demiştir: «Allah sizi yeminlerinizdeki lağvdan dolayı muaheze etmez.» ayeti, bir kimsenin «Hayır vallahi,» «Evet vallahi,» «Asla vallahi.» gibi sözleri hakkında inmiştir.» (Hadisi Buharı, Müslim ve başkaları kaydetmiştir.)
Mâlik, Hanefîler, Leys ve Evzâ'î şöyle demişlerdir: *Lağv yemini, kişinin doğru olduğunu sandığı birşey üzerine yemin etmesidir. Sonra bunun aksi ortaya çıkar. Bu hata konusuna girer.»
Ahmed'den bu konuda iki rivayet vardır.
Bu yeminin hükmü : Bu yeminin kefareti yoktur ve yemin eden muaheze edilmez.
14.11.2. Mun'akîde Yemin Ve Hükmü
Mun'akide yemin; yemin kastedilip, azmedilerek yapılan yemindir. Bu, örf ve alışkanlık sonucu dille söylenen Iağv yemini değil, kasten ve kasıtlı olarak yapılan yemindir. «Yemin-i mun'akide, geleceğe yönelik olarak bir şeyi yapmak ve yapmamak üzerine yemin edilmesidir.» de denmiştir.
Hükmü: Bozulduğu zaman, kefaret gerekir. Allah Teâlâ şöyle buyuruyor: «Allah sizi rastgele (Iağv) yeminlerinizden dolayı değil, fakat kalblerinizin kasdettiği yeminlerden dolayı sorumlu tutar. Allah bağışlayandır, hakimdir.» (Bakara: 225)
«Allah size rastgele (Iağv) yeminlerinizden dolayı değil, bile bile ettiğiniz yeminlerden ötürü hesab sorar. Yeminin keffareti, ailenize yedirdiğinizin ortalamasından, en düşkünü yedirmek yahut giydirmek ya da bir köle azâd etmektir. Bulamayan üç gün oruç tutmalıdır. Yeminlerinizin keffareti budur. Yemin ettiğinizde, yeminlerinizi tutun, Şükredesiniz dîye Allah size böylece ayetlerini açıklıyor.» (Maide: 89)
14.11.3. Ğamûs Yemini Ve Hükmü
Ğamûs yeminine «sâbire» de denir. Bu, kendisiyle başkasının hakkının gasbedildiği veya fısk ve m'yanetin amaçlandığı yalan yere yapılan yemindir. Ğamûs yemininin kefareti yoktur ve büyük günahlardandır. Çünkü bu küfürden de daha büyüktür. Gamûs diye isimlendirilmesi, sahibini cehennem ateşine batırdığı içindir.
Bu yeminden tevbe etmek ve gasb edilen hakları sahiplerine İade etmek gerekir.
Allah Sübhânehû şöyle buyuruyor:
«Birbirinizi aldatmak için yemin etmeyin ki, bu yüzden sağlamca yere basmakta olan ayak sürçebilir; Allah yolundan alıkoymanıza karşılık kötü bir azab tadarsınız ve (ahirette) de size büyük bir azab vardır. (Nahl: 94)
Ahmed ve Ebû Şeyh'in Ebû Hüreyre (r.a.)'den rivayetine göre, Nebi aleyhisselam şöyle buyurmuştur: «Beş şeyin keffareti yoktur: Allah'a şirk koşmak, haksız yere bir can almak, mü'mine iftira ve kendisiyle haksız yere mal koparılan sâbire (ğamûs) yemini.»
Buharî'nin Abdullah b. Amr'dan rivayetine göre, Nebi aleyhisselam şöyle buyurmuştur: «Büyük günahlar şunlardır: Allah'a şirk koşmak, ana-babanm hakkına riayetsizlik, cana kıymak ve ğamûs yemini.»
Ebû Davud'un İmran b. Husayn'dan rivayetine göre, Nebî aleyhisselam şöyle buyurmuştur: «Kimi yalan yere sâbire yemini ederse, yüzüyle cehennemdeki oturağını hazırlasın.»
14.12. Yeminler Örf Ve Niyete Dayanır
Yeminler, insanlann i'tiyad edindiği örflere dayanır, yoksa lü-gâtın delaletine ve şer'î ıstılahlara değil. «Et» yemeyeceğine yemin eden kimse «balık» yerse, yeminini bozmamış olur. Halbuki Allah balığı «et» diye isimlendirmiştir. Fakat onu da kastederse veya kavminin örfünde balık, etin umumuna giriyorsa o zaman, buna göre amel edilir.
Kim bir şeye yemin eder ve onun ilk anlaşılan mânâdan başkasını kastederse, niyete değer verilir, lafza değil. Fakat başka biri onu bir şeye yemin ettirirse, bu durumda yemin ettirenin niyetine değer verilir, yemin edenin değil. Ancak, yeminin hüküm açısından bir faidesi yoksa, o başka.
Nevevî şöyle demiştir: Kadı'mn veya naibinin bir şey üzerine yemin istemesi dışında, yeminlerde yemin edenin niyetine bakılır. Kadı veya naib yemin ettirdiğinde ise, yemin onların niyeti (Yemin edilmesini istedikleri şey) üzerinedir. Burada tevriyye (kalbinden başka bir şey geçirme) sahih değildir. Halbuki bu başka hallerde sahih olurdu. Başka durumlarda sahih olmasına rağmen burada tevriyye (yemin edenin kalbinde gerçek niyetini gizlemesi) sahih değildir. Batıl ve haram bile olsa, bu yemini bozamaz.
Başkasının onu yemine çağırması dışında, yemin edenin niyetine değer verilmesinin delili, Ebû Dâvûd ve İbn Mâce'nin Süveyd bin Hanzale'den naklettiği, şu hadistir: «Nebî aleyhisselam'a gitmek üzere, yanımızda Vail bin Hucr da olduğu halde çıktık. Düşmanları onu yakaladı. Onlar benden yemin almaya ısrar etti. Ben de onun benim kardeşim olduğuna yemin ettim. Onu serbest bıraktılar. Ne-
bî aleyhisselam'a geldik. O'na, düşmanların beni yemine zorladığını ve benim de onun kardeşim olduğuna dair yemin ettiğimi bildirdim. Nebi aleyhiselam: 'Doğru söylemişsin. Müslüman, müslümamn kardeşidir.'» buyurdu.
Yemin isteyenin, yemin edilmesini İstediği şeye dair niyetine değer verileceğinin delili ise, Müslim, Ebû Dâvûd ve Tinnizi'nin Ebû Hüreyre (r.a.)'den naklettiği. Nebi aleyhisselam'ın: «Yemin, yemin edenin niyeti üzerinedir.» şeklindeki buyruğudur.
Bir rivayette «yeminin, arkadaşının senin doğru sözlü olmanı istediği şey üzerinedir.»
Buradaki «arkadaşın»dan kasıt, «yemin isteyen kimse»dir.
14.13. Unutma Ve Hata İle Yemin Bozulmaz
Bir şeyi yapmamaya yemin eden kimse, onu unutarak veya ha-taen yaparsa, Rasûl aleyhisselam'ın: «Allah ümmetimin unutma, hata ve zorlanarak yaptıkları hususunda bana cevaz verdi.» buyruğu gereğince yeminini bozmuş olmaz.
Allah Teâlâ da şöyle buyuruyor: «Yanılmalarınızda size bir sorumluluk yoktur.» (Ahzab : 5)
14,14. Zorlananın Yemini Bağlayıcı Değildir
Kişinin zorlandığı yeminini yerine getirmesi şart değildir. Geçen hadis gereğince, onu bozarsa günah işlemiş olmaz. Çünkü zorlanma, iradeyi ortadan kaldırır. İradenin ortadan kalkması da sorumluluğu kaldırır. Bu yüzden, üç imam —Ebû Hanife'nin aksine olarak— zorlanarak yapılan yeminin gerçekleşmediği görüşüne sahip olmuştur.
14.15. Yeminde İstisna
Yemin eden «inşaallah» derse, istisna yapmış olur ve yeminini bozması günah değildir.
Ibni Ömer (r.a.)'den rivayete göre, Rasûl aleyhisselam şöyle buyurmuştur: «Yemin edip «inşaallah» diyen kimse, günah yüklenmemiş olur.»
14.16. Yeminin Tekrar Edilmesi
Yemin bir şeyde veya bir kaç şeyde tekrar edilir de, sonra bozulursa ; Ebû Hanife, Mâlik ve bir rivayette Ahmed; «Bütün yeminler için bir kefaret gerekir.» demiştir.
Hanbelilere göre: «Yemin eden, aynı kefareti gerektiren şeyler üzerine yemin ederse, bir kefaret verir. Çünkü kefaretler aynı cinstendir. Eğer yeminlerin gerektirdiği kefaretler farklı ise, (meselâ zihar ve Allah adına yemin gibi.) iki kefaret gereklidir. Bunlar birleştirilemez.
14.17. Yeminin Kefareti
14.17.1. Kefaretin Tanımı
Örtme anlamına gelen «küfür» kelimesinin mübalağa sîgası-dır. Burada onunla, dünya ve ahirette hesaba çekileceği bir izin kalmaması için, bazı günâhlara kefaret olan ve onları Örten ameller kastedilmektedir.
Yemin eden yeminini bozunca, mun'akide yeminin kefareti şunlardır:
1- Yemek yedirmek,
2- Giydirmek,
3- Köle azad etmek.
Bunlardan istediğini yerine getirir. Eğer bunlara gücü yetmezse üç gün oruç tutar.
Bu üç kefaret, daha yükseğe doğru sıralanmıştır. En düşüğü yemek yedirmek, ortası giydirmek ve en yükseği köle azad etmektir.
Allah Teâlâ şöyle buyuruyor:
«Allah, size rastgeie yeminlerinizden dolayı değil, bile bile ettiğiniz yeminlerden dolayı hesap sorar. Yeminin kefareti, ailenize yedirdiğinizin ortalamasından on düşkünü yedirmek yahut giydirmek ya da bir köle azad etmektir. Bulamayan üç gün oruç tutmalıdır. Yeminlerinizin keffareti budur. Yemin ettiğinizde yeminlerinizi tutun. Şükredesiniz diye Allah size böylece âyetlerini açıklıyor.» (Maide: 89)
14.17.2. Kefaretin Hikmeti ve Kısımları
Yemini bozmak, akdi bozmak ve onu yerine getirmemek dir. Bu yüzden zorunlu olarak kefareti gerektirir.
14.17.2.1. Yemek Yedirmek
Yemek yedirmenin miktarı ve çeşidi hususunda şer'î bir nass varid olmamıştır. Böyle olan bütün durumlarda, miktar belirlemek için örfe müracaat edilir. Yemeğin miktarı, kişinin ailesine genellikle yedirdiği yemek olarak takdir edilir. Ne mevsimin ve uygun olanın genişletilerek en kıymetlisi ve ne de bazı zamanlarda ailesine yedirdiği en düşük olan yemeği değil.
Eğer kişinin evinde genellikle et, sebzeler ve buğday ekmeği yeniliyorsa, bundan daha aşağı olan şeyle yemin kefaretini yerine getiremez. Ancak bu yedikleri gibi veya daha değerlisini yedirerek öder. Çünkü benzeri, ortalamadır. Bundan daha değerli olan ise, ortalama olan ve onun ilavesidir. Bu, ferdlerin ve şehirlerin değişmesiyle değişen şeylerdendir.
îmam Malik, Medine'de «müdd»ün yeterli olduğu görüşünde olup şöyle demiştir: «Diğer şehirlerde ise, onların maişetleri bizim hayat tarzımızdan başkadır. Ben, Allah Teâlâ'nın «Ailenize yedirdiğinizin ortalamasından...» buyruğu gereğince, geçimliklerinin ortalamasını keffaret olarak vermeleri görüşündeyim.»
Bu Dâvûd ve arkadaşlarının, mezhebidir. Fakihler on fakirin müslümanlardan olmasını şart koşmuşlardır. Ebû Hanife ise, bunun zimmet ehlinden olan fakirlere de verilmesinin caiz olduğu görüşündedir.
Eğer bir fakiri on gün doyurursa, Ebû Hanife'ye göre on miskinin yerine geçer. Başkaları ise, «Bir fakire karşılık olur.» demişlerdir.
Yemek yedirme kefareti ancak, güç yetirene vacibtir. Güç ye-tiren kimse ise, kendi ve ailesinin nafakasından fazlasını bulandır. (Katâde gibi) bazı âlimler, güç yetirmeyi yanında elli dirhem bulundurması ile, bazıları da (Neha'î gibi) yirmi dirhem bulundurması ile takdir etmişlerdir.
14.17.2.2. Giydirmek
Bu elbisedir. Elbise diye isimlendirilen şey yeterlidir. En azı fakirlerin giymeyi adet edindikleri şeydir. Çünkü
ayet bunu ortalama veya ailesine giydirdiği ile kayıtlandirmamıştir. Şalvar (don, pantolon) ile gömlek yeterlidir.
Aba veya izar ve rida da yeterlidir. Başlık, sarık, ayakkabı, mendil veya havlu ise yeterli değildir.
Hasan ve îbn Sîrîn'den ikişer elbise olmasının vacib olduğu nakledilmiştir.
Sa'îd bin Müseyyeb: «Başına saracağı bir sarık ile sarınacağı bir aba», demiştir.
'Atâ, Tâvûs ve Neha'î ise: «Elbise ve rida gibi her tarafı örten bir giyecek» olduğu görüşündedir.
îbn Abuas (r.a.)'dan da «Her bir fakir için bir aba veya ihram örtüsü verilmesi gerektiği» nakledilmiştir.
Malik ve Ahmed: «Her bir fakire kadın veya erkek obuasına göre, içinde namaz kılmanın sahih olduğu birer elbise verilir.» demişlerdir.
14.17.2.3. Köle Azad Etmek
Ebû Hanife, Ebû Sevr ve îbn Munzir'e göre ayetin mutlak olması ile amel edilerek, kafir bile olsa bir köle azad edilmesidir.
Cumhur ise mü'min olmayı şart koşmuştur. Onlar buradaki mut-lakhğm zihar veya Öldürme kefareti hakkındaki «Mü'min bir kole-yi azad etmesi...» ayeti ile kayıtlandırıldığma hamletmişlerdir.
14.17.2.4. Bunlara Güç Yetirilmediğinde Oruç Tutulması
Bu üç şeyden birini yapmaya güç yetiremeyen kimsenin üç gün oruç tutması vacibtir.
Hastalık ve benzeri sebepler ile buna da güç yetiremeyen güç yetirdiğinde oruç tutmaya niyetlenir. Eğer buna kadir olamaz ise, Allah'ın afvı geniştir.
Orucun ard arda olması şart değildir. Ayn ayn günlerde tutması caiz olduğu gibi, peş peşe tutması da caizdir.
Hanefî ve Hanbelilerin «ard arda» kelimesinin geçtiği kıraati delil getirerek ard arda tutulmasını şart koşmaları sahih değildir. Bu kıraat şazdır ve şaz kıraat delil olarak kullanılamaz. Çünkü o Kur'ân'dan değildir. Bu konuda Nebi aleyhisselam'dan nakledilen ayeti tefsir eden hiçbir hadis, sahih değildir.
14.17.2.5. Kıymetini Vermek
Üç imam, yemin kefaretinde yiyecek veya giyeceğin kıymetini Ödemenin yeterli olmadığında ittifak etmiştir. Ebû Hanife ise bunu caiz görmüştür.
14.17.3. Kefaretin Yemini Bozmadan Önce ve Bozduktan Sonra Ödenmesi
Fakihler, kefaretin ancak yeminin bozulmasından sonra vacib olduğunda ittifak etmişler, fakat yemini bozmadan önce kefaret ödemenin cevazında ayrılığa düşmüşlerdir. Fakihlerin cumhuru, kefaretin yemini bozmadan önce ve sonra yerine getirilmesinin caiz olduğu görüşündedirler.
Müslim, Ebû Dâvûd ve Tirmizî'de bulunan hadiste, Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: «Kim (daha hayırlı) bir şey görürse, yeminine kefaret versin ve onu yapsın.»
Bu hadis, kefaretin yemini bozmadan önce verilmesinin caiz olduğunu gösterir.
Kefaret, yeminin bozulmasından öne alınınca, yemin bozma günah olan gayri meşru bir şey olmaktan çıkıp, meşru olur. Kefaretin
öne alınması, yemin edilen şeyi mubah yapar. Müslim'de ise Nebî aleyhisselam'm kefaretin te'hir edilmesinin caiz olduğunu ifade eden şu hadisi vardır: «Bir şey üzerine yemin eden, sonra ondan daha hayırlısını gören kimse, onu yapsın ve yeminine kefaret versin.»
Bunlar (cumhur) şöyle demiştir: Önce yemin bozan kimse günahı meşru kılmış olur. Kefareti yerine getirmesi mümkün olmadan önce ölebilir. Belki de Rasûl aleyhisselam'ın önce kefaret ödemeye yönelmesinin hikmeti budur.
Ebû Hanife, kefaretin ancak yemini bozma sonrasında sahih olduğu, çünkü onun bu durumda gerekliliğinin tahakkuk ettiği görüşündedir. Ona göre Nebî aleyhisselam'ın: «Yeminine kefaret versin ve hayırlı olanı yapsın.» hadisinin anlamı, «kefareti ödemeyi amaçlasın.» şeklindedir. Buna örnek Allah Teâlâ'nın: «Kur'ân okuduğun zaman Allah'a sığın.» (Nahl: 98) ayetidir. Yani: «Kur'ân okumak istediğinde» demektir. İlk görüş daha uygundur.
14.17.4. Maslahat İçin Yemini Bozmanın Caiz Olması
Aslolan; yemin edenin yeminine vefa göstermesidir. Tercih edilen bir maslahat gördüğü zaman, yeminine uymaktan vazgeçmesi caizdir.
Allah Teâlâ şöyle buyuruyor: «İnsanların arasını düzeltmeniz, günahtan sakınmanız ve iyi olmanız için, Allah'a yaptığınız yeminleri
engel kılmayın.» (Bakara : 224)
Allah'a yemin sizi takva, iyi olma ve ıslah etmeden alıkoymasın. Allah azze ve celle şöyle buyuruyor: «Allah şüphesiz size, yeminlerinizi keffaretle geri almanızı meşru kılmıştır.» (Tahrim: 2)
Yani, kefareti yerine getirerek, yeminlerinizi helal kılmayı size meşru kılmıştır. Ahmet, Buharı ve Müslim'in rivayetine göre Nebî aleyhisselam şöyle buyurmuştur: «Bir şey üzerine yemin ettiğin zaman, ondan daha hayırlısını görürsen, daha hayırlısını yap ve yeminine keffaret ver.»
14.13. Yemin Edilen Şeylere Göre Yeminlerin Kısımları
Yemin edilen şeye göre, yeminlerin aşağıdaki kısımlara ayrılması mümkündür:
1- Vacibi yapmak veya haramı terketmek üzerine yemin etmek : Bunda yemini bozmak haramdır. Çünkü bu yemin, Allah'ın kullarına yüklediği şeyi te'kid eder.
2- Vacibi terk veya haramı yapma üzerine yemin etmek :
Bu yemini bozmak vaciptir. Çünkü, günah üzerine yemin edilmiştir. Kefaret ise vacip olur.
3- Mubahı yapma veya terketme üzerine yemin etmek: Bu
yeminden dönmek mekruhtur. Yerine getirmek İse mendubtur.
4- Mendubu terk veya mekruhu yapma üzerine yemin etmek:
Bu yemini yerine getirmemek mendub, onu yerine getirmek mekruhtur. Kefaret gerektirir.
5- Mendubu yapma veya mekruhu terk üzerine yemin etmek:
Bu Allah'a itaattir. Onu yerine getirmek mendub, bozmak ise mekruhtur.
14.19. Nezir
14.19.1. Anlamı
Nezir; kişinin, Şeriat'in aslında bağlayıcı olmayan bir ibadeti, bunu iş'ar eden, «Şu kadar parayı tasadduk etmem Allah için üzerime borç olsun.» veya «Eğer Allah hastalığıma şifa verirse, üç gün oruç tutmam üzerime borç olsun.» gibi sözlerle bağlayıcı hale getirmesidir. Kafir bile olsa akıllı, ergin ve hür kimsenin yaptığı nezirler sahih olur.
14.19.2. Nezir, Eski Bir İbadettir
Allah Sübhânehû, Meryem'in annesinin karnındaki çocuğu Allah'a adadığını bildirerek şöyle buyuruyor:
«İmrân'm karısı, «Yâ Rabbi! Karnımda olanı sadece sana hizmet etmek üzere adadım. Benden kabul buyur. Doğrusu Sen, İşiten ve Bilen'sin.» demişti.» (ÂI-i Imran: 35) aAllah, Meryem'e bunu emrederek, şöyle buyurdu. İnsanlardan birini görecek olursan, oBen, Rahman'a oruç adadım, bugün hiç bir insanla konuşmayacağım.» de.» (Meryem: 26)
14.193. Câhiliye Döneminde Nezir
Allah, câhiliye ehlinin Allah katında şefaatlerini ve O'na yakın mertebeye ulaştırılmalarını isteyerek, ilâhlarına nezirde bulunduklarını anlatarak şöyle buyuruyor:
«Kendi zanlanna göre, «Bu Allah'ındır, bu da putlanmrandir.» diyerek Allah'ın yarattığı hayvanlar ve ekinlerden pay ayırdılar. Putlar için ayırdıkları, Allah İçin verilmez, ama Allah için ayırdıkları putlara verilirdi, ne kötü hüküm veriyorlardı.» (En'am: 136)
14.19.4. Nezrin İslâm'da Meşru Olması
Nezir, kitab ve sünnetle meşru kılınmıştır.
Kitab'dan delilleri:
Allah Sübhânehû, şöyle buyuruyor:
«Sarfettiğiniz harcı ve adadığınız adağı, şüphesiz Allah bilir.» (Bakara: 270)
«Sonra kirlerini giderip temizlensinler, adaklarım yerine getirsinler, Kabe'yi tavaf etsinler. »(Hacc : 29)
«Onlar, nezirlerini yerine getirirler ve fenalığı yaygın olan bir günden korkarlar.» (insan: 7)
Sünnetten delilleri :
Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem, şöyle buyuruyor: «Kim Allah'a itaat hususunda nezrederse, onu yapsın. Kim de Allah'a isyan hususunda nezrederse, onu yapmasın.»
Buhari ve Müslim'in, Âişe'den rivayetine göre, «îslâm onu meşru kılmış, ancak, hoş görmemiştir.»
İbn Ömer'e göre, Nebî aleyhisselam nezri menetmiş ve şöyle buyurmuştur: «O hiç bir hayır getirmez. Onunla sadece, cimriden mal koparıhr.» (Hadisi, Buhari ve Müslim kaydetmiştir.)
14.19.5. Nezir Ne Zaman Sahihtir, Ne Zaman Değildir?
Nezir, kendisiyle Allah Sübhânehû'ya yaklaşılacak bir ibadet olduğunda, sahih olup gerçekleşir. Ona vefa göstermek de vacib olur.
Nezir, Allah'a isyan üzere olduğunda ise sahih olmayıp, tahakkuk da etmez. Kabirler ve isyankârlık üzerine yapılan nezir buna örnektir. Yine, şarap içmek, birini öldürmek, namazı terketmek ya da ana-babaya eziyet etmek üzerine yapılan nezirler de böyledir. Böyle bir şey nezredildiği zaman, ona vefa göstermek vacib değildir. Aksine böyle bir şeyi yapmak haramdır. Bu nezrin kefareti de yoktur. Çünkü nezir, tahakkuk etmemiştir. Allah Rasûlü, «isyanlar hususunda nezir yoktur.» buyuruyor. Böyle bir şey üzerine, nezre-dene sert davranmak için kefaret gerektiği de söylenmiştir.
14.19.6. Mübah Olan Nezir
Geçtiği gibi, bir ibadet üzerine olan nezir, sahih, ma'siyet üzerine olan nezir ise gayr-i sahihtir. Mubah nezir ise, «Bu trene binmek veya bu elbiseyi giymek Allah için bana borç -olsun.* gibi sözlerle yapılan nezirdir. Âlimlerin cumhuru, «Bu nezir değildir, bîr şey de gerektirmez.» demiştir.
Ahmed'in rivayetine göre, Nebî aleyhisselam, hutbe verirken güneş altında dikilen bir bedevi gördü. «Ne yapıyorsun?» diye sordu. «Allah Rasûlü hutbesini bitirene değin güneş altında beklemeyi nezrettim.» dedi. Rasûl şöyle buyurdu: iBu nezir değildir. Nezir ancak Allah rızası gözetilerek yapılan şeyde olur.»
Ahmed, «Bu tür nezirler tahakkuk eder. Nezreden onu yerine getirip getirmemekte serbesttir. Terkettiği zaman ise, kefaret gerekir.» demiştir.
Ravdatü'n-Neddiye yazan, bu görüşü tercih ederek şöyle demiştir: Mubah olan nezirin de nezir diye isimlendirilmesi doğru olur. Vefa gösterilme emrinin bunu da kapsadığım şu hadis te'kid eder:
Bir kadın, «Ey Allah'ın Rasûlü, gazandan sağ salim dönersen, başında def çalacağımı nezretmiştim.» dedi. Nebî aleyhisselam, «Nezrini yerine getir.» buyurdu.
Def çalmak, mubah olmayıp, ya mekruh ya da mekruhtan da kötü bir şey olunca, asla ibadet sayılmaz. Eğer bu mubah ise, mubah şeyler üzerine yapılan nezre vefa göstermenin vücûbuna delildir. Şayet mekruh ise, bu durumda onu yerine getirmek, mubah olana vefa göstermenin daha evla olduğuna delil teşkil eder.
14.19.7. Şartlı ve Şartsız Nezir
Nezir şartlı da şartsız da olabilir.
Birincisi: Bu, bir nimetin oluşu veya bir sıkıntının giderilmesi durumunda bir ibadeti yapmayı üzerine almadır. Bunlar, a Eğer Allah hastalığıma şifa verirse, üç miskini doyurmak üzerime borç olsun.» veya «Allah şu husustaki emelimi gerçekleştirirse, şöyle yapmak bana borç olsun.» türünden nezirlerdir. İstenilen şeyin gerçekleşmesi halinde nezri yerine getirmek gereklidir.
İkincisi: Mutlak nezir, hiç bir şeye bağlamadan Allah için iki rekat namaz kılmayı üzerine alıp, kendine gerekli kılmaktır.
Allah Rasûlü'nün «Allah'a itaat üzerine nezreden, O'na itaat etsin.» hadisinin hükmü altına girdiği için bu tür nezre vefa göstermek gereklidir.
14.19. 8. Ölüler İçin Yapılan Nezir
Hanefîlerin kitaplarında şöyle denmektedir: Avamın çoğunluğunun yaptığı, onlara yaklaşmak için evliya-ı kiram'm kabirlerine para, mum, yağ ve benzeri şeyler alarak, «Ey falan efendim! Eğer uzakta bulunan falan geri dönerse, ya da hastalığım iyileşirse veya ihtiyacım giderilirse sana şu kadar para veya yiyecek ya da mum yahut da yağ adıyorum.» şeklinde sözlerle ölüler üzerine yapılan nezir (adak) ler, icma ile bâtıldır. Şu yönlerden dolayı haramdır:
1- Bu mahlûka yapılan bir nezirdir. Mahlûka yapılan nezir caiz değildir. Çünkü nezir bir ibadettir. İbadet ise ancak Allah'a yapılır.
2- Bir ölünün bazı işlerde Allah'ın dışında tasarruf ettiğini zannetmek ve buna inanmak küfürdür. Bundan Allah'a sığınılır. Fakat; «Ey Allah'ım! Hastalığımı iyileştirir veya gurbette kalanı döndürür ya da ihtiyacımı giderirsen faîan velinin kapısındaki fakirleri doyuracağım veya mescide hasır ya da onu aydınlatmak için yağ alacağım veya onun hizmetlerini yerine getirene para vereceğim.» gibi sözlerle yapılan ve fakirlerin faydalanması için olan nezirler ise Allah azze ve celle içindir. Burada, velinin ismi adağın sarfedt-leceği yer olarak belirtilmiştir. Bu bakımdan böylesi nezirler caizdir. "
Bu nezirlerin, fakir olmayıp, ilim, neseb, rütbe, şeref veya mal sahibi olan kimselere harcanması caiz değildir. Şeriat'ta zenginler için bir hüküm yoktur.
14.19.9. Belirli Bir Yerde İbadeti Nezretmek
Eğer belirli bir yerde namaz, oruç, Kur'ân okuma veya i'tikaf gibi bir ibadet nezredilirse, bu yerin üç mescidde (Kabe, Mescid-i Nebî ve Kudüs) namaz gibi, Şeriat'ta bir meziyeti bulunan belirli bir mekân ise onu yerine getirmek gerekir. Aksi durumlarda ise, Allah'ın uyulmasını emrettiği neziri tayin ettiği yerde yerine getirmeyebilir. Bu Şafiiler'in görüşüdür. Onlar şöyle dediler: Kişi, bir belde halkına bir şey tasadduk etmeyi nezretse, bunu yerine getirmesi gerekir. Bir beldede oruç tutmayı nezretse oruç gereklidir. Çünkü oruç ibadettir ve onun için bir mekân tayin edilmemiştir. Onu başka yerde de tutabilir.
Eğer ayrıcalığı olmayan bir beldede namazı nezretse, onu başkasında da kılabilir. Çünkü Mescid-i Haram, Mescid-i Nebevi ve Mescid-i Aksa' dışında mekanın değişmesinde, yemin değişmez. Fakat bu mescidlerden birinde namaz kılmayı nezretse, Nebî aleyhisselam'in; «Üç mescid dışında yolculuk yoktur: Mescid-i Haram, benim bu mescidim ve Mescid-i Aksa.» hadisi gereğince bunların faziletinin büyüklüğü sebebiyle ta'yin ettiği yerde namazı kılar.
Şafiîler, nezirde tasadduk yerinin belirleneceğine de, nakli delil ile istidlal etmişlerdir.
Bu delil, Arar bin Şuayb'ın babası yoluyla dedesinden naklettiği hadistir: «Bir kadın, Nebî aleyhisselam'a gelerek: «Ey Allah'ın Rasûlü! Ben şu ve şu hayvanı cahiliyye halkının kurbanlarını kestikleri yerde kesmeyi nezretmiştim.» dedi. Nebi aleyhisselam: «Put için mi?» diye sordu. Kadın «Hayır» dedi. Nebî aleyhisselam: «Heykel için mi?» diye sordu. Kadın «Hayır» dedi. Nebî aîeyhisselam: «Öyleyse nezrini yerine getir.» buyurdu.
Hanefiler şöyle demiştir: «Şu yerde iki rek'at namaz kılmam
(veya) şu beldenin fakirlerine sadaka vermem Allah için üzerime borç olsun.» diye nezreden kimsenin Ebû Hanife, Muhammed ve Ebu Yusuf'a göre, bu mekandan başka bir yerde nezrini yerine getirmesi caizdir. Çünkü nezirden amaç, Allah azze ve celle'ye İbadet ile yaklaşmaktır. Yoksa, mekanın kendisi .ibadete dahil değildir.
Eğer Mescid-i Haram'da iki rek'at namaz kılmayı nezredip de, şerefçe ondan daha aşağı, veya bir şerefi bulunmayan bir yerde nezrini yerine getirse hanefilere göre bu yeterlidir, çünkü nezirden amaç, Allah azze ve celle'ye ibadetle yaklaşmaktır. Bu ise her mekanda tahakkuk eder.
14.19.10. Belirli Bir Şeyhe Nezir
Belirli bir şeyhe nezredildiğinde, eğer bu şeyh hayatta ise ve nezreden, fakirliği ve hayati ihtiyaçları sebebiyle ona tasadduk etmeyi kasdettiyse, nezri sahih olur. Bu, İslâm'ın teşvik ettiği ihsan meselesine girer.
Eğer bu şeyh ölü ise ve nezreden onunla istiğaseyi kasdetmiş ve ihtiyacının giderilmesini istemişse, bu nezir ma'siyet üzerine yapılan nezirdir ve yerine getirilmesi caiz değildir.
14.19.11. Oruç Nezredip Tutamayan
Meşru bir oruç nezredip, yaşlılığı veya kurtulamayacağı bir hastalığı sebebiyle yerine getiremeyen kimse, onu tutmaz ve yemin kef-fareti verir veya her gün için bir fakiri doyurur. «İhtiyaten her ikisini de yapar» da denilmiştir.
14.19.12. Malı Tasadduk Etmeye Yemin
Malının tamamını tasadduk etmeye yemin eden veya «Malım Allah yolunda sadakadır.» diyen kimse, büyük bir şey üzerine nez-relmiştir ve bozulduğunda yemin kefareti gerekir. Bu Şafiî'nin görüşüdür.
Malik ise, «Malının üçte biri alınır.» demiştir.
Ebû Hanifc de; «Yalnız zekat düşen mallarını —gayrı menkul, hayvan vs. olsun— aynen verir, zekat düşmeyenleri ise vermez.» demiştir.
14.19.13. Nezir Kefareti
Nezreden nezrini yerine getirmez veya nezrinden dönerse, ona yemin kefareti gerekir. Ukbe b. Âmir'den rivayete göre, Nebî aley-hisselam, şöyle buyurmuştur:
«Nezrin kefareti, yemin kefaretidir.»
(Hadisi, İbn Mâce ve Tirmizi kaydetmiş; Tirmizî, «hasen-sa-hih-ğarib» demiştir.)
14.19.14. Oruç Nezri Varken Ölen Kimse
Ibn Mâce'nin rivayetine göre, bir kadın, Nebî aleyhisselam'a, «Annem, üzerinde oruç nezri varken Öldü.» dedi. Nebî aleyhisseIam, «Onun yerine velisi tutsun.» buyurdu.
İslami Okul Okulların En Önemlisi