Zekat - Fıkıh - 014Zekat - 13. Sayfa
ZEKAT
Zekat, İslam'ın beş şartından biridir.
Zekat hususi mallardan, hususi bir şekil üzere belirli şahıslara verilmek üzere çıkarılan miktardır.
Zekat olarak ödenen meblağ, sahibini günahlardan ve cimriklikten temizlediği, malının bereketlenmesine ve çoğalmasına vesile olduğu için ona zekat ismi verilmiştir.
Zekat, hicretin ikinci yılı Medine-i Münevvere'de farz kılındı. Onun farz kılınması; Kitap, Sünnet ve İcma ile sabit olduğu için inkâr eden dinden çıkar. Delili Kur'an-ı Kerim'de 22 yerde geçen ayeti kerimelerdir.
Ayeti kerimelerden bazıları şunlardır:
"Namazı dosdoğru kılın ve zekatı verin..." Başka bir ayet-i kerime'de Yüce Allah, Peygamber (s.a.v.)'e hitaben şöyle buyurmaktadır:
"Onların mallarından sadaka al ki, bununla kendilerini (günahlarından) temizlenmiş, onunla (iyiliklerini) bereketlendirmiş olasın" (Tevbe: 9/103)
Resullullah (s.a.v.), Buhari ve Müslim'de İslam'ın beş şey üzerine kurulduğunu buyurarak zekatı da bunlar arasında saymıştır.
Ebu Hureyre (r.a)'den rivayet edildiğine göre Rasulullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur:
"Allah bir kimseye mal verir, o da zekatını vermezse, o mal kıyamet günü kel bir yılana dönüşür. Yılanın iki gözü üstünde iki siyah nokta vardır. O, mal sahibinin boynuna sarılacak ve her iki çenesine yapışacaktır. Sonra, 'ben senin malınım, ben senin hazinenim, diyecektir." [1]
Bundan sonra peygamberimiz (s.a.v) şu ayeti okur:
"Allah'ın kereminden kendilerine verilen nimetlere cimrilik edenler, onun kendileri için hayırlı olduğunu sanmasınlar. Bilakis o, kendileri için şerdir. Cimrilik yaptıkları şeyler Kıyamet günü boyunlarına dolandırılacaktır." (Ali İmran: 3/180)
Dünyada zekatı vermemekte ısrar edenlerden zekat zorla alınır. Eğer vermemekte imar eder, yahut almak isteyene karşı bir kuvvet ve zorluk teşkil ederse onlara gerektiğinde savaş açılmalı, bu şekilde zekatın alınması sağlanmalıdır. Çünkü zekat islami bir vergidir. Toplanma ve dağıtma işini bizzat devlet ve yetkili kurumu yapmalıdır.
Peygamberimiz (s.a.v) şöyle buyurmuştur:
"Allah'tan başka ilah olmadığına, Muhammedin O'nun resulü olduğuna şehadet edip, namazı kılıp ve zekatı verinceye kadar, insanlarla savaş etmekle emrolundum. Bunu yaparlarsa, kanlarım ve mallarını benden muhafaza etmiş olurlar..." [2]
Başka bir hadisi şeriflerinde Resulullah (s.a.v.) şöyle buyurur:
"Hastalarınızı sadaka ile tedavi ediniz ve mallarınızı zekatla koruyunuz.”[3]
Kendisine zekat düşüp, zekatın verilmesi lazım geldiği halde o maldan zekat verilmediğini bilen bir kimsenin o malı satın alması veya o maldan yemesi haramdır.
Kendisine zekat düşen meyve ve hububatta mal olgunlaşmaya başlamakla artık sahibi o maldan tasarruf edemez. Hatta o maldan sadaka dahi çıkarıp veremez. Çünkü o malda artık fakirlerin ortaklığı vardır. Zekata tabi olan maldan biçicilere ücret vermesi; yeşil buğday, yeşil bakla, kırmızı hurma veya üzümü yemesi veya tasarrufta bulunması caiz değildir.
Netice itibarıyla o maldan tasarruf etmeye hakkı yoktur. Bu durumdaki mallardan tasarruf ettiği taktirde haram işlemiş olur ve haram olduğunu bilerek böyle yapan kimse İslam yönetiminde ta'zir cezasıyla cezalandırılır.
Zekat, İslamın temel rükünlerinden biri olduğu için, inkâr eden kâfir olur. Zekatın vacip olmasının genel olarak beş şartı vardır:
1- Müslüman olmak.
2- Hür olmak.
3- Tam mülkiyete sahip olmak.
4- Nisaba malik olmak. (Zekat miktarına ulaşmak)
5- Ay hesabı ile bir sene geçmiş olmak. Yani o mala sahip olduktan sonra ay hesabıyla bir yıl geçmiş olması şarttır.[4]
Zekat Çıkarılması Gereken Mallar
Beş çeşit maldan zekat çıkarılması vaciptir: Bunlar; ehli hayvanlar, semen (para), hububat, meyveler ve ticaret mallarıdır.
1- Mevaşi (Ehli hayvanlar):
Bunlar; deve, sığır ve koyun-keçidir.[5]
Zekatın Vacip Olması İçin Gerekli Şartlar
Ehli Hayvanların Zekatı
Ehli hayvanlar için zekatın farz olmasının şartları altıdır:
1- Müslüman olmak.
2- Hür olmak.
3- Mala sahip olmak.
4- Nisab.
5- Ay hesabı ile bir seneyi doldurmuş olmak.
6- Ehli hayvanların saime olması.[6]
Ehli Hayvanlarda Zekat
Mevaşi (ehli hayvanlar)den üç cinsine zekat düşer. Bunlar, deve, sığır (öküz, inek, manda) ve koyun ile keçilerdir.
Develere farz olmasının delili:
Hz. Ebubekir, Enes'i zekat toplamak için Bahreyn'e gönderirken verdiği şu mektubudur:
"Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla!
Bu, peygamberin müslümanlar üzerine farz kıldığı zekattır. Allah onu resulüne emretmiştir. Kim onu gerektiği şekilde isterse ona verin; Her kim ki fazlasını isterse ona vermeyin. Yirmi dört ve daha aşağı olan develerin zekatı koyun olarak verilir. Her beş deve için bir koyun, develer yirmi beşe ulaştı mı yirmi beşlen otuz beşe kadar iki yaşına basmış bir erkek deve verilir. Develer otuzaltıya vardığında kırkbeş deveye kadar üç yaşına basmış bir dişi deve verilir. Kırkaltıdan altmışa kadar olan develerde üç yaşına basmış iki dişi deve verilir. Doksan birden yüzyirmiye kadar olan develerde dört yaşına basmış iki dişi deve verilir. Bunlar kendilerini erkek deveye teslim edecek hale gelmiş olmalıdır. Yüzyirmiden fazla olan develerde her kırk deve için üç yaşına basmış dişi bir deve, her elli deve için dört yaşına girmiş bir dişi deve verilir." [7]
Sığırların Zekatı
Sığırlara zekatın farz olmasını delili de Muaz'ın rivayet ettiği şu hadistir: "Hz. Peygamber beni Yemen'e gönderdi. Bana her otuz sığırdan, bir yaşında erkek veya dişi bir sığır, her kırk sığırdan iki yaşında bir dişi sığır almamı emretti" [8]
Keçi-Koyunların Zekatı
Bunun da delili, Ebu Bekir (r.a.)'ın Enes'i görevlendirirken yazmış olduğu şu mektuptur:
"Otlatılan koyunlar kırka ulaştığında yüzyirmiye kadar bir koyun zekat olarak düşer. Yüzyirmiden ikiyüze kadar olan koyunlarda iki koyun, ikiyüzden üçyüze kadar olan koyunlarda her yüz koyun için bir koyun zekat verilir. Eğer otlatılan koyunlar kırktan az ise otuz bile olsa zekat düşmez. Ancak mal sahibi isterse verebilir." [9]
Ehli Hayvanlarda Zekatın Farz Olmasının Şartları
Müslüman ve hür olmak mükellefliğin şartlarıdır. Dikkat edilirse müküllefliğin üçüncü şartı olan ergenlik çağı burda yoktur.
Bu nedenle mal sahibi ergenlik çağına erişmemişse bile malının bakımını üstlenen kişi zekatını çıkarıp verecektir. Zekatın nisaba ulaşması. Yukarıdaki hadislerden bilinmektedir ki zekatın çıkarılması gereken sayı miktarıdır.
Ay hesabı ile bir yılın geçmesi gerekir. Bunun da delili için Peygamber (s.a.v) şöyle buyurmuştur:
"Nisaba gelen bir malın üzerinden kameri yıl geçmeyinceye kadar onda zekat yoktur." [10]
Ehli hayvanların saime olması, hayvanların yaşamı otlamaktan başka bir şeye bağlı olmaması, senenin çoğunda mera veya otlaklarda otlatılmış olmalarıdır. Bununla zayıf düşmeden hayatlarını devam ettirebilme-lidirler. Eğer kendilerine verilen yemle beslenirlerse zekat vacip olmaz.
Peygamberimiz (s.a.v):
"Otlatılan hayvanlarda zekat vardır." [11] buyurmuştur.[12]
Semenin Zekatı
Semende zekat iki şeye düşer: Altın ve gümüş. Bunlarda zekatın vücubunun şartları beştir:
1- Müslüman olmak.
2- Hür olmak.
3- Malın tamamına sahip olmak.
4- Nisaba baliğ olmak.
5- Bir seneyi doldurmuş olmak.[13]
Hububatın Zekatı
Hububat (ekin) için zekatın farz olmasında aranan şartlar üçtür.
1- İnsan tarafından ekilmiş olması,
2- Yiyecek olarak depoda saklanabilen (buğday, arpa, nohut, mercimek, bakla...) gibi maddeler olması.
3- Nisab miktarı olmak. Bu da 5 vesk olup, bundan aşağı olmaz. [14]
Meyvelerin Zekatı
Meyvelerden yalnız iki cinsine zekat düşer: Bunlar da kuru hurma ve kuru üzümdür (eğer kurutuldukları takdirde ve kısmen de olsa çürüyüp, bozulabilen cinstense o zaman yaş iken zekatı çıkarılır).
Meyvalar için zekatın farz olmasının şartları da dörttür:
1- Müslüman olmak,
2- Hür olmak,
3- Tam manasıyla mülke sahip olmak,
4- Nisab miktarı olmak.[15]
Ticaret Mallarının Zekatı
Ticaret malında zekatın vacip olması için belirtilen şartlar, altın ve gümüş için gereken şartların aynısıdır.[16]
Develerin Zekatı
Develerin ilk nisabı beştir.
Beş deve için 1 şat (1 yaşını bitirmiş, 2. yaşına başlamış koyun veya 2 yaşını doldurmuş keçi) verilir.
On deve için, 2 şat.
On beş deve için. 3 şat.
Yirmi deve için, 4 şat.
Yirmi beş deve için, 1 senesini tamamlayıp, ikinci senesine girmiş deve (dişi olacak).
Otuzaltı deve için, iki yaşını tamamlamış bir dişi deve verilir.
Kırk altı deve için, üç yaşını tamamlamış bir dişi deve verilir.
Altmış bir deve için, dört yaşını tamamlamış bir dişi deve.
Doksan bir deve için, üç yaşını tamamlamış iki dişi deve verilir.
Yüz yirmi bir deve için, iki yaşını tamamlamış üç dişi deve verilir.
Bundan sonra her kırk deve için, iki yaşını tamamlamış bir dişi deve, her elli deve için de üç yaşını tamamlamış bir dişi deve verilir.[17]
Sığırların Zekatı
Sığır ve mandaların ilk nisabı otuzdur. Otuz sığır veya manda için bir yaşını tamamlamış bir erkek veya dişi manda veya sığır yavrusu zekat olarak verilir. Kırk sığır veya manda için 2 yaşını tamamlamış bir dişi manda veya sığır yavrusu. Bundan sonra her otuz için bir yaşını tamamlamış her kırk sığır veya manda için 2 yaşını tamamlamış bir dişi manda veya sığır yavrusu zekat olarak çıkarılır.[18]
Koyun Ve Keçiler İçin Zekatı
Koyun ve keçilerin ilk nisabı kırktır. Kırk koyun veya kırk keçi için, bir senesini doldurmuş bir koyun veya iki senesini doldurmuş bir keçi verilir.
Yüz yirmi bir koyun veya keçi için, birer senesini doldurmuş iki koyun veya hayvanlar keçi ise ikişer senesini doldurmuş iki keçi,
İki yüz bir koyun veya keçi için, birer senesini doldurmuş üç koyun veya keçi iseler ikişer senesini doldurmuş üç keçi,
Dört yüz koyun veya keçi için yine birer senesini doldurmuş dört koyun veya keçi iseler ikişer senesini doldurmuş dört keçi zekat olarak verilir. Daha sonra her yüz koyun veya keçi için yukarıda saydığımız şartlara haiz birer koyun veya keçi iseler birer keçi verilir.
Nisab bir cinsten olduğunda, kıymetleri aynı olmak şartıyla koyun yerine keçi veya keçi yerine koyun verilebilir.[19]
Ortak Malın Zekatı
Hayvanlarını birbirine karıştıran iki kişi yedi şartla (bir kişinin malı gibi) tek kişinin zekatını verirler.
1- Ağılları bir olmak.
2- Toplanma yerleri bir olmak.
3- Mer'aları (otlakları) bir olmak.
4- Cinsleri bir olmak.
5- Sulama yerleri bir olmak.
6- Bunların sütünü sağanın bir olması.
7- Süt sağma yerinin bir olması.
İki kişiye ait olan para veya diğer malların zekat nisabı bir kişinin zekat nisabı gibidir. Çünkü zekat şahıslara değil, mala nisbetle verilir.
Zekat ehlinden iki kişi hayvan, para veya zekat düşen başka mallardan ortak oldukları halde ikisinin malı nisaba ulaştığında bir şahıs gibi zekat verirler.
Ortaklık gibi amaçlarla iki şahsa ait ve birbirleriyle birleştirilen, zekata tabi mallara ortaklık malı denir.
Bu mallar ikiye ayrılır.
Komşuluk ortaklığı: Bu, asli bir ortaklık değil de sadece komşuluk alakasıyla zekata mükellef olan iki kişi arasında bulunan ve nisaba ulaşmış bir maldır. Burdaki mallar karma bir ortaklık değil de herbirinin malının belli olmasına rağmen bir arada barınması ile zekat gerçekleşir.
Metinde geçen ortaklık şekli, komşu ortaklığıdır.
Karma ortaklık ise, zekatla mükellef olan iki kişinin, zekata tabi olup nisaba ulaşmış ve aynı cinsten sahip olunan mal ortaklığıdır.
Bu ortaklık çeşidinde, her iki mal birleştirilir. Yani bir ortağın sahip olduğu mal diğer ortağın malından ayrı sayılmaz. Mesela iki kişinin ortaklaşarak beraberce satın aldıkları kırk koyuna ortak olduklarında herbiri ortaklığın yarısına yani yirmi tanesine sahiptir ama hangi koyunlara sahip olduğu belli değildir.
Aynı şekilde ortaklıkla satın aldıkları ticaret malı veya arazi yine karma bir ortaklıktır. Her ortak o malın yarısına sahiptir ama hangi yarı olduğu belli değildir.
Tam bir sene boyunca kırk tane koyuna sahip olan iki kişi bir koyunu zekat olarak vermeleri gerekir. Halbuki bir ortak sadece yirmi koyunun sahibidir. Tek başına yirmi koyundan zekat çıkarılmaz. Ama ortaklık olduğu için zekat kişiye değil mala nisbetle olduğundan ortaklık olan o kırk koyundan bir tane koyun zekat olarak çıkarılır.
Ortaklık mallarının zekatı için peygamberimiz (s.a.v) şöyle buyurmuştur:
"Zekat artar veya eksilir korkusuyla, ayrılmış mal birleştirilmez ve bir araya getirilip birleştirilmiş olanlar da ayrılmazlar.”[20]
Bu hadisi şeriften anlaşılıyor ki ortaklık durumunda zekat, olduğu gibi çıkarılır, yani ortaklık esas alınarak bir kişinin malı imiş gibi zekalı çıkarılır. Yukarıda da ifade edildiği gibi ortaklık nasıl olursa olsun zekatın verilmesi mala nisbetle (tek kişinin gibi) çıkarılır.
Bu ortaklık ister karma bir ortaklık olsun, ister komşuluk ortaklığı olsun farketmez.
Mesela, komşu olan iki kişi hayvanlarını bir araya getirir; meraları bir, çobanlan bir, koç ve tekkeleri bir, süt sağma yerleri bir ise bir kişinin hayvanlarıymış gibi işleme tabi tutularak zekatları verilir.
Tahıllarda da kurutma, harmanlama ve depolama yerleri bir ise, yine bir kişinin malıymış gibi zekatları çıkarılarak verilecektir.
Ehli hayvanların zekatı çıkarılırken mesela, koyun ve keçide cinsler muhtelif olup, her iki cinsin toplamı nisaba yetişmişse bir görüşe göre hangisi fazla ise ondan, diğer bir görüşe göre fakirler için en faydalı olan cins hangisi ise ondan çıkarılır. [21]
Altın Ve Gümüşün Zekatı
Altının zekat nisabı 20 miskaldır. Zekalı, 20 miskalda onda birin dörtle biridir. Bu da yarım miskaldır. Daha sonra yirmi miskal ne kadar aşarsa ona göre hesaplanarak zekat çıkarılır.
Gümüşün zekat nisabı 200 dirhemdir. Zekatı, 200 dirhemde onda birin dörtte biridir. Bu kırkta bir, beş dirhemdir. Bu hesap üzerine ne kadar ziyade olursa hesaplanarak zekatı çıkarılır.
Kadınların takınmaları mubah olan hûlliyatı için zekat yoktur.
Kadınlara mubah olan altın ve gümüş, süs niyetine göre olursa böyledir. Eğer niyet biriktirme, kâr etme amacıyla olursa o zaman zekatını çıkarmak vacip olur.
Peygamberimiz (s.a.v) şöyle buyurmuştur:
"Bir kimsenin iki yüz dirhem gümüşü olup ta, üzerinden bir sene geçerse, bundan beş dirhemini zekat olarak vermesi vacip olur. Altın yirmi dinara ulaşmayınca zekatı vacip olmaz. Eğer bir kimsenin yirmi dinar altını olursa ve üzerinden bir sene geçene, yarım dinar zekat vermesi vacip olur. Daha fazla olursa buna göre hesaplanır." [22]
Para, altın ve gümüş hesabıyla verilmesi gerektiğine göre zekatı tedavülde yaygın olan 22 ayar altın olduğu için, ona göre hasaplanarak verilmesi gerekir. Yapılan hesaplamalara göre altın üzere zekat nisabı gram olarak 80.18 gram, gümüş olarak ise 561 gramdır. Yukarıda değindiğimiz gibi günümüzde revaçta altın olduğu için zekatın nisabına ulaşabilecek parası olan kişi 1 sene-i kameriye geçtikten sonra mevcut parasındandan kırkta biri zekat olarak çıkarılacaktır.[23]
Ekin Ve Meyvelerin Zekatı
Zirai mahsul ve meyvelerin nisabı 5 (beş) Vesk'dir. Irak ölçüsüyle 1600 litredir. Daha sonra nisabı aşarak ziyade olursa buna göre hesabı yapılarak zekatı çıkarılır.
Hububat ve meyve, külfet veya herhangi bir masraf yapılmadan, yağmur suyu ve akar su ile sulanmışsa zekatı onda birdir.
Eğer motorla su çekiliyorsa o zaman yirmide bir zekatı verilir.[24]
Ekin Ve Meyvelerin Zekat Çıkarılan Türleri
Ekin; buğday, arpa, pirinç, mısır, mercimek, nohut ve bakla gibi ekilen şeylerdir. Meyve ise, hurma ve üzümdür.
Gerek meyve gerek ekinde zekatın vacip olması, bunların olgunlaşması yahut nisaba varan bir kısmının olgunlaşmasıyla olur. Malında olgunlaşma olan kimseye zekat vacip olur. Onun için, bir kimse bir tarlayı kiralar ve onu ekecek olursa, mahsulünün zekatı kendisine aittir. Çünkü ekin sahibi kendisidir. Renkli meyvelerin olgunlaşması, renklerinin belirmesiyle, mesela kırmızılaşması, sararması veya kararmasıyla olur. Veya; üzüm gibi renksiz olanlarda ise berraklaşmaları ve sulanmalarıyla olur. Ekin ise, tanelerinin sertleşmesiyle olgunlaşmış sayılır.
Olgunlaşmış olmasından sonra daha evvel ifade ettiğimiz gibi artık sahibi ondan tasarruf edemez. Ondan ne satabilir ne sadaka verebilir ve ne de yiyebilir. Bu muamelelerden herhangi birini yapması haramdır. Haram olduğunu bildiği halde böyle davranan ta'zir cezasıyla cezalandırılır. Ancak zekat miktarının dışındaki tasarrufu geçerli kabul edilir.
Ekinin biçilmesi veya meyvenin toplanması zamanında fakirlere ondan birşeyler verme şeklindeki geleneğe gelince, bu verilen zekat niyetiyle olsa bile yine haramdır. Çünkü henüz tasfiye edilmemiş ve miktarı tayin edilmemiştir. Bir çoklarınca helal sanılan bu davranış, ilme değer verilmemesinden ve bilgisizlikten ortaya çıkan bir durumdur.
Kendisinde zekatın vacip olduğunu bildisi bir mahsulü satın almak, ondan yemek ve benzeri davranışlarda bulunmak daha evvelki ifadelerimizde zikrettiğimiz gibi haramdır.
O halde olgunlaştıktan sonra bu isten anlyan adil bir kimsenin veya kimselerin bağ veya bahçeyi ağaç-ağaç dolaşıp meyvenin miktarını takdir etmesi ve mal sahibinin de o miktara göre fakirlere düşecek zekat miktarını zimmetine alıp kabullenmesi sünnettir.
Takdir eden kimse, mal sahibine veya vekiline şöyle diyecek;
"Hurma olsun, üzüm olsun; müstehak olan kimselerin" hakkını senin zimmetine hurma veya üzüm olarak devrettim." der.
O da kabul eder. Bu takdir yapıldıktan sonra, artık kişi tasarruf hakkına sahiptir. Onu satabilir, yiyebilir ve o maldan fakirlere sadaka verebilir.Çünkü artık fakirin hakkı belirlerinmiş ve zimmete geçmiştir.
Böyle bir tahmin yapılmadığı vah .: ekin gibi tahminin geçerli olmadığı durumlarda yukarıda anlatıldığı gibi tasarruf haramdır.
Kuvvetli olan bir görüşe göre, ianelerin sertleşmesiyle ekine zekat düşmez. Depoya konulup saklanmaya elverişli olduğunda ona zekat vacib olur. O halde ona göre henüz tam kurumamış buğdaydan ve yeşil bakladan yemek caizdir.
Hanbeli mezhebinde ise tahmin yapılmadan ve zekat miktarı belirlenip zimmete alınmadan önce de kişinin meyveden hediye vermesi ve hem kendisi hem de çoluk çocuğunun yemesi şefinde tasarruf caizdir. Çünkü adet olan budur. Fakat yine de ihtiyatlı davranmak lazımdır.
Nisab miktarları ise, beş veskıir. Bir vesk altmış sa' (653 kg.)'dır. Bunun delili peygamberimiz (s.a.v.)'in şu hadisidir:
" Beş veskten az olan ekin ve meyvede zekat yoktur" [25]
Bu kabuğuyla birlikte saklanmayan içindir.
Pirinç, gibi kabuğuyla saklananlarda ise kabuksuz olarak beş vesk olması serekir.
Hurma ve üzüm kurutulunca beş vesk hesap edilir ve kuru olarak çıkarılır. Yaş olarak çıkarmak caiz değildir. Ama güzel kurutulmayan hurma ve üzüm cinsinden ise nisabı yaş üzerinden hesap edilir ve yaş olarak çıkarılır.
Şayet yağmur suyu yahut kar suyu, sel yahut nehir gibi buna benzer bir suyla sulanıyorsa, onda biri zekat olarak çıkarılır. Ama günümüz şartlarındaki motor usulüyle ve benzeri külfeti gerektiren aletlerle sulanıyorsa yirmide biri zekat olarak çıkarılır.
Hem yağmur ve hem de sulama motor ve benzeri külfeti gerektiren vasıtalarla yapılıyorsa ekin ve meyvenin neşv-ü nemasına göre hesaplanıp zekatı ona göre verilir.
Her ikisiyle sulanıyorsa sulama sayısı değil ekinin yaşama ve neması esas alınarak zekat verilir.
Mesela ekinin müddeti sekiz ay olup, yarısında bir sulamaya ihtiyaç duyar ve yağmur suyu ile sulanırsa ve diğer yarısında iki sulamaya ihtiyaç duyar ve motorla sulanırsa onda birinin dörtte üçü zekat olarak verilir.
Bazı alimler ekin serpilmeden toprağın sulanmasını birinci sulama olarak kabul etmişlerdir. Çünkü ekinin yeşermesinde bunun etkisi vardır ve ekin ikinci defa sulanıncaya kadar bu sulamanın etkisi devam etmektedir.
Gerek hububatta ve gerek meyvelerde nisabın doldurulması için aynı cinsten olanlar birbirlerine ilave edilir. Bir cins, başka bir cinse ilave edilemez. Mesela arpa, buğdaya ilave edilip nisab doldurulmaz.
Cinsleri bir ve türleri ayrı olanlar birbirlerine ilave edilir.
Mesela Hind buğdayı ile başka türden buğdaylar birbirlerine ilave edilirler.
Bir yılın ekini başka bir yılın ekinine de ilave edilmez. Ancak bir yılın ekini ayrı yerlerde veya ayrı mevsimlerde ekilmiş olsa birbirine ilave edilir.
Mesela yılda iki defa ekilen mısır, birbirine ilave edilir.[26]
Ticaret Mallarının Zekatı
Ticaret için alınan mal (altın, gümüş veya nakdi paradan hangisi ile alınmışsa) sene sonunda onunla değerlendirilerek, kırkta bir zekat olarak çıkarılır.[27]
Ticaret Malı Ve Zekatı
Ticaret, kazanmak maksadıyla elde edilen mallardır. Ticaret malı ise gümüş, altın ve para olmayan mallardır.
Ticaret, muayyen olmayan bir malın çeşidine mahsus olmayıp, kâr elde etmek amacıyla elden ele değiştirilen, taşınır taşınmaz her çeşit meşru maldır.
Ticaret mallarında zekatın farziyetine delil. Allahu Teala şöyle buyurmuştur:
"Ey iman edenler! Kazandıklarınızın helal ve iyisinden verin" (Bakara: 2/267)
Semure bin Cündüp (r.a) şöyle demiştir: "Allah resulü ticaret malı olarak kazandığımız her şeyden zekat vermemizi emrederdi." [28]
Ticaret mallarının değeri nisab miktarının altın da olsa ve bu mallar ister menkul ister gayri menkul veya ister hayvan olsun üzerinden bir sene geçtikten sonra gümüşle alınmışsa gümüşle, altınla alınmışsa altınla değerlendirilir. Eşya ile alınmışsa o beldede gümüş ve altından hangisi daha çok tedavülde ise onunla değerlendirilir. İkisi de eşit seviyede tedavülde ise ve bunlardan birine göre nisaba ulaşıyorsa kişi dilediğini esas alır.
Şayet malların bir kısmını para ile almış ve bir kısmını da eşya ile almışsa her kısım kendi hükmüne tabidir. Bunlar nisaba ulaşıyorsa kırkta bir zekal olarak çıkarılması gerekir. Nisabtan fazla olan miktalar da buna göre değerlendirilerek zekatı verilir.[29]
Ticaret Mallarında Zekatın Vücubunun Şartları
Ticaret mallarında zekatın vacip olması için gerekli olan şartlar şunlardır:
1- Satın alma gibi bir alış-verişle o mala sahip olmak. Ticaret malında esas olan alış-veriştir. Bu nedenle ticaret malında zekatın farz olması için gerekli olan ilk şart malın ticaret amacıyla elde edilmiş olması gerekir.
2- Tutarını öderken bu alış-verişi ticaret niyetiyle yapmış olmak. Ticaret malı elde edildiği an tutarı ödenince ticaret niyetinin olması şarttır. Eğer başka amaçla alınmışsa ticaret malı sayılmaz.
3- Sırf biriktirmek niyyetiyle alınmamış olması. Yukarıda ifade ettiğimiz gibi malın sadece ücret amacıyla elde edilmiş olması gerekir.
4- Ticaret mallarına sahip olduktan sonra üzerinden bir yılın geçmesi. Ancak bu mallar belli bir parayla alınmış ve bu miktar nisaba baliğ bir kısmıyla alınmış ve paranın geri kalanı kendi mülküyle bunların yarısıyla ticaret mallarını almışsa, o zaman yılın başlangıcı ticaret mallarına sahip oluşundan itibaren değil, paraya sahip olduğu andan itibaren başlar.
5- Yıl sonunda bu malların değerinin nisaba ulaşmasıdır.Ticaret mallarının değeri nisabtan az olur ama yanındaki paralar onlara ilave edildiğinde nisaba ulaşıyorsa yine zekat verilir.
Meselâ yanında yüz dirhem bulunur ve bunun yarısıyla ticaret malı almış ve sene sonunda ticaret mallarının değeri yüz elli dirheme ulaşacak olursa, yine zekat düşer ve yanında kalmış olan elli dirhem bunlara ilave edilerek hepsinin zekatı verilir.
6- Yıl içerisinde kendisiyle değerlendirildiği paraya dönüşüp bu paranın nisab miktarından aşağı olmaması.
Eğer sene içerisinde paraya dönüşür ve bu para nisab miktarından aşağı olacak olur, sonra da bu paralarla ticaret niyetiyle mal alacak olursa; yıl, bu malı aldığı andan itibaren başlar.
Ticaret malı kendisinde zekatın vacib olduğu bir mal ise, (koyun veya hurma), yani zekata tabi olan mal, zekat nisabına ulaşmış ama değer olarak nisaba ulaşmıyorsa; mesela kırk koyun olup değeri nisab miktarını doldurmuyorsa, koyun olarak zekatı verilir.
Değeri nisaba ulaştığı halde kendisi nisaba ulaşmıyorsa, bu defa ticaret malı olarak zekatı verilir.
Mesela otuz dokuz koyun olup değeri nisab miktarına ulaşıyorsa, ticaret malı olarak zekatı çıkarılacaktır. Eğer her iki yönden nisab miktarına ulaşıyorsa; mesela koyunların sayısı kırk olup değerleri de nisaba ulaşıyorsa ve her iki durum açısından aynı anda yıl doluyorsa, değerinden zekat çıkarılacaktır. Ama ticaret malı olarak yılını daha önce dolduruyorsa, o yıl için ticaret malı olarak zekatı çıkarılacak ve diğer yıllarda değerinden zekat verilecektir.
Mesela Recep ayının başında ticaret niyetiyle elli top kumaş almış ve altı ay sonra bunları satıp kırk koyun satın almış ve sene dolunca bu koyunlar değer olarak nisaba ulaşmış olsun. Böylece hem ticaret malı olarak, hem de bizzat zekata tabi bir mal olduğu için bu yönden de zekat nisabına ulaşmış olmaktadır.
Ticaret malı olarak yılını daha önce doldurmuş olmaktır. Birinci yıl, ticaret malı olarak, sonraki yıllarda ise, koyun olarak zekata tabi olacaktır.
Mudarebe usulü ile ortaklığa verilen malın zekatı, hem sermaye olarak ve hem de kazanç olarak mal sahibine aittir.
Şayet zekatı ortak malın dışındaki bir maldan ödenmişse, zaten yerini bulmuştur, ama ortak maldan vermişse, kazançtan verilmiş sayılır.[30]
Yerden Çıkarılan Maden Ve Rikazın Zekatı
Bir kimse madenden altın veya gümüş çıkarırsa nisaba baliğ olması şartıyla kırkta birini zekat olarak çıkartacaktır. Cahiliyyet zamanından kalmış, gömülü mal bulunduğu takdirde beşte biri zekat olarak çıkarılır.
Bir kimse cahiliyye devrinden kalan altın veya gümüş (sahibi olmayan ve kendisinin işlemiş olduğu bir arazide) bulursa nisaba bağlı olması kaydı ile zekatını çıkarması gerekir. Bunun da zekatı beşte birdir. Peygamberimiz (s.a.v) şöyle buyurmuştur:
"Define mallarında beşte bir nisketinde zekat vardır." [31]
Bu define mallarında "Havli havelan" olan bir senenin geçmesi şartı aranmaz. Define bulununca hemen beşte bir zekatı verilir.
İmam Beyhaki şöyle bir rivayette bulunmuştur: Peygamber (s.a.v) Kabiliye kasabasının halkından, madenlerden çıkardıkları altın ve gümüşün zekatını alırdı. Define yukarıdaki hadisten de anlaşıldığı gibi altın ve gümüşten başka bir şey değildir. Bu nedenle gerek define gerekse maden hakikaten altın ve gümüştür. İmam Nevevi, müçtehid alimlerin, madenlerde zekatın vacip olduğu hususunda görüş birliği içinde olduklarını bildirmiştir. [32] Ama cahiliyye devrine ait değil de İslami bir şey olursa, veya sahibinin müslüman biri olduğu biliniyorsa onu sahibine verir.
Burdaki müslüman ve gayri-müslim ayırımı, savaş-ganimet gibi durumlar nazar-ı itibare alınarak hüküm verilmiştir. Yoksa gayri-müslim birinin malı yenilebilir diye dinimizde herhangi bir hüküm yoktur. Ancak savaş esnasında ganimet olarak eline bir altın veya gümüş geçiyor yahut daha sonra rikaz olarak yani o memleket kâfirlerin elinde iken onlara ait olup daha sonra yapılan savaşlar neticesi kâfirler orayı terketmiş veya telef olmuşlar, onlardan geri kalan altın ve gümüş ganimet gibi sayılmaktadır. Bu yüzden bu madenlerden de faydamlabilir. Bulunan bu malın (altın veya gümüşün) müslümanlara mı ait olduğu ya da gayri-müslimlere mi ait olduğu bilinmezse, o zaman bu mal lukata hükmüne girer. Bir seneye kadar onu tarif eder, sahibi çıkmazsa ancak o zaman mülkiyetine alır. Zekatı da ona göre hesaplanarak verilir.[33]
Sadaka-ı Fıtır (Fitre)
Sadaka-ı fitre üç şeyle vacip olur:
1- Fitresi verilecek kişinin müslüman olması.
2- Ramazan ayının son gününde güneşin batmış olması.
3- O gün kendisinin ve bakmakla yükümlü olduğu kişilerin nafakasından fazla malı bulunması gerekir.
Fitrenin miktarı bir sa'dır. Kendisinin, çocuklarının ve nafakasını karşılamakla yükümlü olduğu müslümanların fitresini vermesi gerekir. Memleketin ekser yiyeceği ne ise ondan çıkarılıp verilir. Bir sa' 5 Irak litresi ve 1 litrenin üçte biridir.
Fitır sadakası (fitre), Hazreti Muhammed (s.a.v.)'in hususiyetlerinden olup, Hicret'in ikinci yılında Ramazan bayramından 2 gün önce farz kılınmıştır. Farz kılınmasının hikmeti oruçta vuku bulmuş, eksikliklerden oruçluyu temizlemektir.
Sadaka fıtrin meşrutiyetinin delili için İbni Ömer (r.a) şöyle demiştir:
“Rasulullah (s.a.v) fıtır zekatını Ramazan ayında hurmadan veya arpadan bir sa' erkek veya kadın, hür veya köle her müslümana farz kılındığını emretmiştir.'"[34]
Sadaka-ı fıtrin cinsi ve miktarı: Sadaka-ı fıtır her mükellefin ikamet ettiği memlekette halkın çoğunun yedikleri temel gıda maddesinden bir sa'dır. Rasulullah (s.a.v)'ın kullandıkları sa' normal dört avuçtan ibaret idi. Bugünkü Ölçülerle yaklaşık 2.400 gr'dır.
Ebu Said el Hudri (r.a) şöyle demiştir:
"Biz Rasulullah (s.a.v)'ın zamanında Ramazan bayramı gününde fıtır zekatını her çeşit gıdadan bir sa' olarak verirdik. Bizim mutad olan gıdalarımız ise arpa, kuru üzüm, peynir ve kuru hurma idi." [35]
Hadisi şeriften de anlaşıldığı gibi sadaka fıtır para veya başka şeylerden verilmez. Buğday, pirinç, kuru üzüm, nohut, mısır v.b gibi halkın çoğunun yediği gıdalardır. Günümüzde halkın çoğunun temel gıdası buğday olduğuna göre fıtır sadakası buğday olarak verilir. Şafii mezhebine göre buğdayın kıymeti verilmez. Ancak Hanefi mezhebi taklit edilerek buğdayın değerini para olarak vermekte bir sakınca yoktur. Çünkü fakir için genelde para, ihtiyacı gidermek yönünden buğdaydan daha iyidir.
Fitre, kişinin bulunduğu şehir veya köydeki fakirlere verilir. Başka memleketteki fakirlere göndermek caiz değildir. Ancak o yörede fakir bulunmuyorsa o zaman başka yere göndermek caizdir.
Fitrenin ödenme zamanı: Fitre, Ramazanın son günü güneşin batmasıyla vacip olur. Ancak zekat erken verilebildiği gibi fitreyi de Ramazan ayı içinde vermek caizdir.
Fitrenin bayram günü sabahı bayram namazından önce verilmesi sünnettir. Peygamberimiz (s.a.v) Bayram namazına gitmeden önce fitrenin verilmesini emretmiştir. Bayram günü akşamına kadar te'hir edilmesi mekruhtur. O gün güneş battıktan sonraya bırakmak günahtır. Çünkü zamanı geçmiştir. Bu zamana kadar verilmeyen fitrenin kazası gerekir.
Peygamberimiz (s.a.v.),
"Sadaka-ı fıtır, oruçlu için faydasız, çirkin ve fena sözlerden temizliktir." [36] buyurarak önemini bildirmiştir.
Sadaka-ı fıtrin; orucun kabul edilmesine bir sebep olduğunu yine Peygamberimiz (s.a.v.)'in bir hadis-i şeriflerinden dinleyelim:
"Ramazan orucu yer ile gök arasında asılıdır. Ancak sadaka-ı fıtırla yükseltilir." [37] Bayram günü ve gecesi kendisinin ve ailesinin ihtiyacından fazla varlığa sahip olan herkesin sadaka-ı fıtır vermesi vaciptir. Aile reisinin, kendisi ve nafakasını karşılamakla yükümlü olduğu kimselerin sadak-ı fitrelerini çıkarması vaciptir. Bunlar, hanımı, annesi, babası, çocukları yeme ve içmesini üzerine aldığı hizmetçisidir. Yalnız anne-babasının ve büyük çocuklarının fitrelerini çıkarmasının vacip oluşu için onların fakir olması lazımdır.[38]
Zekat Ve Sadaka-I Fıtrin Verilmesi Gereken Yerler
Kur'an-ı Kerim'in beyanına göre zekatın verileceği yerler Ayet-i kerime'de belirtilen şu sekiz sınıftır:
"Sadakalar (zekat) Allah tarafından bir fariza olarak ancak şunlar içindir: Fakirler, miskinler, zekat toplayıcılar}, kalpleri İslama ısındırılmak istenenler, köleler, borçlular, Allah yolundaki gaziler ve yolda kalmışlar. Allah alimdir, hakimdir. " (Tevbe: 9/60)
Zekat ve fitrelerde dikkat edilecek nokta; bulunan sınıflardan en az üçer sınıf arasında bölmektir. Yalnız "Amiller"den (zekat memurlarından) sadece birine de verilse yine kifayet eder.
Şimdi bu sekiz sınıfı tek tek açıklayalım:
1- Fakir:
Hiç bir malı veya kazancı olmayıp, yiyecek, giyecek ve mesken gibi zaruri ihtiyacını karşılayacak miktarın yarısından daha az bir mala sahip bulunan kimsedir. Mesela yüz bin lira ihtiyacına karşılık otuz bin lira parası olan kimse fakir sayılır.
2- Miskin:
Malı ve kazancı zaruri ihtiyacını karşılayacak miktarda olmayıp, yarısını aşan kimsedir. Mesela yüz bin lira ihtiyacına karşılık yetmiş bin lira parası olan kişi miskin sayılır.
3- Zekat toplayıcıları:
Zekatı toplayan, dağıtan, yazan ve bekçiliğini yapan kimselerdir.
4- Kalpleri İslam'a ısındırılmak istenen kimseler:
Yeni müslüman olmuş, imanı zayıf olan kimse veya yeni müslüman olmuş kimsedir. Onun dengi olan kâfirlerin İslam'a girmeleri umulacağı için bu durumda olan birine zekat verilebilir.
Ayrıca kuvvetli bir mümin: Bunlara zekat verilince maddi güç sahibi olup, düşmanı yenebilir. Ya da fazla kuvvete sahip olması için toplama imkânı bulunmayan zekatı kolay toplayabilenlere de verilir.
5- Köleler:
"Zekat alıp onunla azat olunabilme ihtimali olan kölelerdir. Yani mükatep (azatlığı şarta bağlı olan) kölelere zekat verilir.
6- Borçlular:
Mubah bir şekilde borç altına girenlere zekat verilir. Mesken alımı, çocuğun evlendirilmesi veya temel ihtiyaçlarının temininde borç altında olanlardır.
7- Allah yolunda savaşanlar:
Bunlar zengin de olsa savaştan dönene kadar kendilerinin ve aile fertlerinin nafaka, elbise vb. gibi zaruri ihtiyaçlarını temin edebilmek için kendilerine zekat verilir. (Fi sebilillah hükmünde olanlar bunlardır.)
8- Yolda kalmışlar:
Bunlar, hacc veya herhangi bir mubah seferde iken parası kaybolan veya tükenen kimselerdir. Bunlara da zekat verilebilir.
Bazı fıkıh kitapları zekatın bir sınıfta bulunan müstehaklara veya gerekirse birine de verilebileceğini beyan ederler.
İbnül Münzir, Rüyanı ve Ebu İshak ve Eş-Şirazi gibi alimler, fitrenin ancak 3 fakire verilmesini uygun görmüşler ise de, İmam-ı Rafii ve El Ezrai, bir fakire verilmesinin de caiz olduğunu söylemektedir. Ancak sadaka-i fıtraları bölüp, 3 kişiye verilmesi daha da iyidir.
Sadaka-i Fıtır para olarak veya un olarak verilemez.
Buğday, arpa, mısır, pirinç, nohut, mercimek, bakla, hurma, üzüm, süt, yağlı peynir gibi memleketin ekser yiyeceğinden çıkarılır.
Sadaka-i Fıtır bir sa'dır. Bu sa' İmam Nevevi'ye göre 685 dirhem olup dirhemi şer'iye göre hesaplandığında takriben bir sa' 2.200 gram (iki kilo ikiyüz gram) eder.[39]
Sadaka-ı Fıtrin Vacip Olmasının Şartları
Sadaka-i Fıtır veren kimsenin müslüman olması ve Ramazan ile Ramazan'dan sonra şevval ayından en az bir zamana kavuşması lazımdır. Ramazanın sonuncu gününde güneş battıktan sonra ölen kimse için sadaka-i fıtır verilir. Fakat bu andan sonra doğan kimse için verilmez. Bir kâfirin yanında nafakasını vermeye mecbur olduğu müslüman kimseler varsa o kimsenin, bunlar için Sadaka'i Fıtır çıkarması vacibdir.
Sadaka-i Fıtri bayram namazından evvel çıkarmak sünnettir.
Ramazan ayının başından da çıkarmak caizdir. Bayram gününün sonuna kadar te'hir etmek mekruhtur. Bayram gününden sonraya özürsüz olarak geciktirmek haramdır. Fakat malının telef olması veya verilecek müstehak kimselerin bulunamaması özürlerine binaen geciktirmek haram değildir.
Sadak-i Fıtri bulunduğu memleketteki fakirlere dağılması vacibdir. Başka memlekete nakledilmesi caiz değildir. Sadaka-i Fıtır zekatın verilmesi gereken sekiz sınıfa dağıtılır.
İmam Rafii'ye' göre bir sınıfa dağıtmak da caizdir. Bu zamanlarda ve memleketlerde amel buna göredir. İhtiyatlı olarak İmam Rüyani'nin görüşüne göre üç sınıfa da dağıtılır.
Yukarıda sadaka-ı fıtır un veya para olarak verilemez demiştik. Bu, Şafii Mezhebi'ne göredir. Şartlar ve durumlar nazar-ı itibara alınarak yani fakirlerin de durumu gözönünde bulundurularak Hanefi mezhebi taklit edilerek para olarak ta verilebilir.[40]
Zekat Verilmeyen Yerler
Şu beş sınıfa zekat verilmez:
1- Mal ve servet varlığı ile zengin olanlara.
2- Kölelere.
3- Beni Haşimi ve Beni Muttalibilere,
4- Fakir ve miskin ismi altında nafakası kendisine ait olanlara.
5- Fakir bile olsa kâfir bir kimseye zekat verilmez.
Peygamberimiz (s.a.v) şöyle buyurmuştur:
"Zenginlere ve uzuvları sağlam olan kuvvetlilere zekat helal olmaz." [41]
Hadisi şerifte geçen "Mirret" kelimesi kazanabilen ve güçlü kişi demektir. Şu halde iş sahası bulunduğu halde çalışmayan kişiye ve zengine zekat verilmez.
Kölelere zekat verilmeyişinin nedeni, kölelerin bakımı, masrafı ve nafakası onun sahibine aittir. Daha evvel söylediğimiz gibi kölenin azad edilebilme durumu varsa ve verilebilecek zekat onun azat olması için bir vesile teşkil ediyorsa, o durumdaki köle veya kölelere de zekat verilebilir.
Beni Haşimiler'e ve Beni Muttalibiler:
Haşimoğullanndan maksat Resulullah (s.a.v.) efendimizin amcaları tarafından olan neslinden ibarettir ki Hz. Ali, kardeşleri Âkil ve Cafer bu soydandır.
Muttalip sülalesi ise Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v.)'in dedesi Abdulmuttalib'in amcası yani Haşim'in kardeşi olan Muttalib'in neslinden gelen kimselerdir.
Nafakaları başkasına ait olan fakir ve miskin kimselere bu isim altında zekat verilmez. Ancak bunların savaşta bulunmaları veya mubah bir şekilde borçlanmış olmaları ile kendilerine zekat verilebilir.
Borçlanmanın mubah olması gerekir. Yani bir mesken yapma, çocuklarının normal rızkını tayin etme, çocuğu evlendirme... vs.
Zekatı hak etmeyen kimsenin zekatı alması veya böyle bir durumda olan kimseye bilerek zekat vermek haramdır.
Zekat, muhtaç veya ihtiyacı olanın hakkı olduğu için zengine veya zekata ihtiyacı olmayan kimseye verilmez. Çalışmaya gücü yetip de iş bulma imkânı olan kimseye de zekat verilmez.
Mal bir yerde olur, mal sahibi başka yerde olursa zekatı, malın bulunduğu yerin müstehaklarina vermek zorunludur. Şayet orda fakir bulunmazsa en yakın yerin fakirlerine verilecektir.
Bir yerde müstehaklar bulunduğu halde zekatı vacip olduğu o yerden başka bir yere nakletmek haramdır.
Kâfire, mükatep olmayan köleye (azat olma durumu olmayan) zekat verilemiyeceği gibi çocuk ve deliye de zekat verilmez, ancak bunların velilerine verilir. Çünkü bunların nafakası velilerine aittir.
Haram yolda harcayacağı bilinen kimseye zekatı vermek caiz olmayıp haramdır.
Peygamberimiz fs.a.v) şöyle buyurmuştur:
"Şüphesiz ki sadakalar (zekat) insanların kirlerinden başka bir şey değildir. Sadakalar ne Muhammed' e ne de Muhammed'in ehline helal olmaz." [42]
Ebu Hureyre (r.a) şöyle rivayet eder:
'Bir defasında Hz. Ali'nin oğlu Hasan sadaka hurmalarından bir hurmayı alıp ağzına koydu. Hz. Peygamber: "Hayır, hayır onu ağzından çıkar. Bizim sadaka yemediğimizi bilmiyor musun?" [43] diye buyurdu.
Bir kimse nafaka ve ihtiyacı kendisine ait olan bir kimseye zekat veremez çünkü burda vereceği zekat yine kendi menfaatine dönecektir. Bunun için bir kimsenin kendi ana-babasına, dede veya nenesine zekat vermesi caiz olmaz. Çünkü onlara bakmakla mükelleftir. Keza bir kimse, küçük çocuklarına veya bakmakla yükümlüğü olduğu torunlarına zekat veremez. Ancak çocuğu büyümüş ve ondan ayrı ise o zaman ona zekat verebilir. Çünkü o durumda çocuğuna bakmakla mükellef değildir.
Peygamberimiz (s.a.v) Muaz bin Cebel'i Yemen'e vali olarak gönderirken O'na şöyle buyurmuştur:
"Onları önce Allah'tan başka ilah olmadığına ve benim de Allah'ın resulü olduğumu bilmeye davet et... Eğer bunu kabul ederlerse, bu defa onlara bildir ki Allah kendilerine mallarında zekat farz kılmıştır. Bu zekatı zenginlerden alınır onların fakirlerine verilir." [44]
Onların fakirlerinden kasıt, onların müslümanlarıdır. Yani herhangi bir fakire verilir diye bir şey söz konusu değildir. Zekat ancak fakir müslümanlara verilir. Hadisin metninde, 'onların fakirlerine verilir' ibaresi buna delil gösterilebilir.[45]
[1] Buhari, 1338.
[2] Buhari, 5; Müslim,19.
[3] Taberani, Deylemi, Müsnedül Firdevs.
[4] Kadı Ebu Şuca’, Ğayet’ül-İhtisar ve Şerhi , Ravza Yayınları: 235-236.
[5] Kadı Ebu Şuca’, Ğayet’ül-İhtisar ve Şerhi , Ravza Yayınları: 237.
[6] Kadı Ebu Şuca’, Ğayet’ül-İhtisar ve Şerhi , Ravza Yayınları: 237.
[7] Buhari, 1386.
Kadı Ebu Şuca’, Ğayet’ül-İhtisar ve Şerhi , Ravza Yayınları: 238.
[8] Tirmizi, 63; Ebu Davud, 1576.
Kadı Ebu Şuca’, Ğayet’ül-İhtisar ve Şerhi , Ravza Yayınları: 238.
[9] Buhari, 1368
Kadı Ebu Şuca’, Ğayet’ül-İhtisar ve Şerhi , Ravza Yayınları: 238-239.
[10] Ebu Davud, 1573.
[11] Buhari, 1386.
[12] Kadı Ebu Şuca’, Ğayet’ül-İhtisar ve Şerhi , Ravza Yayınları: 239.
[13] Kadı Ebu Şuca’, Ğayet’ül-İhtisar ve Şerhi , Ravza Yayınları: 240.
[14] Kadı Ebu Şuca’, Ğayet’ül-İhtisar ve Şerhi , Ravza Yayınları: 240.
[15] Kadı Ebu Şuca’, Ğayet’ül-İhtisar ve Şerhi , Ravza Yayınları: 240.
[16] Kadı Ebu Şuca’, Ğayet’ül-İhtisar ve Şerhi , Ravza Yayınları: 240.
[17] Kadı Ebu Şuca’, Ğayet’ül-İhtisar ve Şerhi , Ravza Yayınları: 241.
[18] Kadı Ebu Şuca’, Ğayet’ül-İhtisar ve Şerhi , Ravza Yayınları: 242.
[19] Kadı Ebu Şuca’, Ğayet’ül-İhtisar ve Şerhi , Ravza Yayınları: 242.
[20] Buhari, 1386.
[21] Muğnil Muhtac, 1/385.
Kadı Ebu Şuca’, Ğayet’ül-İhtisar ve Şerhi , Ravza Yayınları: 243-244.
[22] Ebu Davud, 1573.
[23] Kadı Ebu Şuca’, Ğayet’ül-İhtisar ve Şerhi , Ravza Yayınları: 245.
[24] Kadı Ebu Şuca’, Ğayet’ül-İhtisar ve Şerhi , Ravza Yayınları: 246.
[25] Buhari, 1340.
[26] Kadı Ebu Şuca’, Ğayet’ül-İhtisar ve Şerhi , Ravza Yayınları: 246-248.
[27] Kadı Ebu Şuca’, Ğayet’ül-İhtisar ve Şerhi , Ravza Yayınları: 249.
[28] Ehu Davud, 1562.
[29] Kadı Ebu Şuca’, Ğayet’ül-İhtisar ve Şerhi , Ravza Yayınları: 249-250.
[30] Kadı Ebu Şuca’, Ğayet’ül-İhtisar ve Şerhi , Ravza Yayınları: 250-251.
[31] Buhari, 1428.
[32] El Mecmu 2/73-74.
[33] Kadı Ebu Şuca’, Ğayet’ül-İhtisar ve Şerhi , Ravza Yayınları: 252.
[34] Buhari, 1433; Müslim, 984.
[35] Buhari, 1432.
[36] Et-Terğib Vet-terhib, 21274.
[37] Et-Terğib Vet-terhib, 21275.
[38] Kadı Ebu Şuca’, Ğayet’ül-İhtisar ve Şerhi , Ravza Yayınları: 253-254.
[39] Kadı Ebu Şuca’, Ğayet’ül-İhtisar ve Şerhi , Ravza Yayınları: 255-257.
[40] Kadı Ebu Şuca’, Ğayet’ül-İhtisar ve Şerhi , Ravza Yayınları: 257.
[41] Ebu Davud, 1634; Tirmizi, 652.
[42] Müslim, 1072.
[43] Buhari, 1420; Müslim, 1069.
[44] Buhari, 1331.
[45] Kadı Ebu Şuca’, Ğayet’ül-İhtisar ve Şerhi , Ravza Yayınları: 258-260.
İslami Okul Okulların En Önemlisi