Zıhar Bahsi - Fıkıh - 030Zihar - 4. Sayfa
ZIHAR BAHSİ
Ziharı Kişinin, karısını kendisiyle evlenmesi haram olan herhangi bir kadına benzetmesidir.
(Eğer bir kimse karısına «sen benim için annemin sırtı gibisin- derse karısı ona haram olup kefaret vermeden onunla cinsel İlişkide bulunamaz, ona dokunamaz ve onu öpemez.) Zira Cenâb-ı Hak CAzze ve Celle)
Karılarını annelerinin yerine koyup kendilerine hram kıldıktan sonra sözlerinden dönenler kendileriyle karıları bir birine dokunmaden bir köle azat etmeleri gerekir ([1])Zihar ,cahiliye devrinde boşamanındeyimlerinden biri iken islamiyet onu ,yalnız kefaret vermeyi gerektiren ve onunla evlilik bagı kopmayan bir şey olarak kabul etti.Keferet gerektirmesi nedenide ,çirkin,kötü ve ve asılsız bir söz olmasıdır.Sonra aybaşı halindeki kadını öpmek haram değilken zihar eden kimsenin keferet vermeden karısını öpmesinin haram olmasıda zıharın az vaki olması içindir.Oroc tutmak ve aybaşı haline girmek ise her zaman vaki olan olaylardır. İhramda olankimseninde karısını öpmemesi yine bunun içindir
(Eğer kişi kefaret vermeden karısıyla cinsel ilişkide bulunursa, ona kefaret vermekten başka bir şey lâzım gelmez. Sadece tevbe edip Allah'tan mağfiret diliyecek ve kefaret vermeden bir daha yapmayacaktır.) Zira Peygamber Efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), zıhar yapıp da kefaret vermeden karısıyla cinsel ilişkide bulıınan adama: «Allah'tan mağfiret dile ve kefaret vermeden bir daha yapma- ([2]) diye buyurmuştur. Eğer başka bir şey gerekseydi Peygamber Efendimiz ona işaret buyuracaktı.
(«Sen benim için annemin sırtı gibisin» deyimi ahardan başka bir şey değildir.) Çünkü bu deyim zıharda sarihtir. (Şayet kişi onunla talâkı kasd ederse kasdı geçerli olamaz.) Zira bu deyimle cahili-ye devrinde talâk kasd ediliyor idiyse de islâmiyet tarafından kaldırıldığı için bu deyimde talâk mânâsı ihtimali yoktur.
(Kişinin karısına: «sen benim için annemin karnı yahut «uyluğu» veya «bacaklarının arası gibisin» dediği zaman da zihar yapmış olur.) Zira zıhar: kişinin kendisine helâl olan karısına haram olan bir kadına benzetmekten başka bir şey değildir. Bu vasıf ise, bakılması caiz olmayan organlarda da bulunmaktadır.
(Kişinin karısını -kız kardeşi, halası, teyzesi ve süt annesi gibi- kendisiyle evlenmesi caiz olmayan herhangi bir kadına da benzetmesi zıhardir.) Zira bunlar da sürekli haramlık vasfında anne gibidirler.
(Kişinin, karısına «senin başın, yüzün, boynun» yahut «yann-, üçte birin» veya «bedenîn benim için annemin sırtı gibidir» demesi de zıhardır.) Çünkü çok kere bu organlar söylenir de onlarla bedenin hepsi kasd edilir.
(Eğer bir kimse, karısına t «sen benim için annem gibisin» dese, ona: «sen bu sözünden neyi kasd ettin?» diye sorulur. Eğer: «ben ona: «sen benim için annem kadar değerlisin» demek istedim» dese, kabul olunur.) Çünkü bu deyimden bu mânânın kasd edilmesi yaygındır. (Eğer: «ben bu sözümle zıhan kasd ettim» dese zıhar olur.) Çünkü kadın annenin tamamına benzetilince onun organına da benzetilmiş olur. Fakat bu deyim bu mânâda açık olmadığı için niyete muhtaçtır. (Eğer t «ben bu sözümle onu boşamak istedim» dese, kesin boşanma olur.) Çünkü bu söz kadını haramlıkta anneye benzetmek olduğu için sanki: «sen bana haramsın» deyip bu sözü ile onu boşamak istemiştir (ve eğer hiç bir niyeti yoksa o zaman bu söz) İmara Ebû Hanife ile İmam Ebü Yûsuf'a göre (bîrşey değildir.) Zira bu sözü, kadına değer vermek mânâsına hamledilebi-lir. İmam Muhammed ise: «zıhar olur. Zira kadını annenin bir organına benzetmek zıhar olduğuna göre, onu annenin tamamına benzetmenin zıhar olması evleviyetle lâzım gelir» demiştir. Eğer kişi bu sözü ile sadece kadını kendine haram kılmak isterse, îmam Ebû Yûsuf a göre İla, İmam Muhammed e göre zıhar olur.
(Eğer kişi: «sen benim için annem gibi haramsın» der ve bu sözü ile zıhar veyahut boşanmayı kasd ederse, kasd ettiği şey ne ise, o vâki olur.)
(Eğer kişi: «sen benim için annem gibi haramsın» der ve bu sözü ile zıhar veyahut boşanmayı kasd ederse, kasd ettiği, ne ise o olur.) Zira bu sözde hem benzetme, hem haram kılma vardır, bunun için zıhar da, boşama da olabilir. Eğer kişinin hiç bir niyeti bulunmazsa, o zaman İmam Ebû Yûsuf'a göre ila, İmam Muhammed'e göre zıhar olur.
(Eğer kişi: «sen benim için annemin sırtı gibi haramsın» der ve bu sözü ile kadını boşamak veyahut ila etmek isterse, îmam Ebû Hanife'ye göre zıhardan başka bir şey değildir. Diğer iki İmam İse t -neyi kasd ederse o olur» demişlerdir.)
(Kişi ancak, nikâhlı karısını ahar edebilir. Hatta eğer cariyesini zıhar ederse zıhar etmiş olmaz.) Zira Cenâb-ıHak (Azze ve Celle);«İçinizde kanlarını anneleri yerine koyanlar...» ([3]) diye buyurmuştur. Hem de cariyenin asıl görevi hizmettir. Onunla cinsel ilişkide bulunmanın helâl olması tali bir gayedir. Bunun için câriye nikâhlı kadının hükmüne giremez. Hem de zıhar, talâktan naklolunduğu için câriye nasıl boşanamı-yorsa,-zıhar da edilemez.
(Eğer kişi bir kadını, kadının haberi olmaksızın nikahladıktan sonra onu zıhar eder ve ondan sonra kadın durumu öğrenip nikâhım kabul ederse, yapılan zıhar batıldır.) Çünkü kişi kadını zıhar ederken kadın gerçekten kişiye haram olduğu için kişinin ona: «sen benim için annemin sırtı gibisin- sözü doğru idi.
(Eğer bir kimse, nikâhı altındaki birden çok kadınlara: «siz benim için annemin sırtı gibisiniz» derse, hepsini zıhar etmiş olur.)
Çünkü bu sözünü hepsine söylemiştir, ^asıl ki kişi birden çok olan karılarına: «siz benden boşsunuz» dediği zaman hepsi boşanmış olurlar, (ve her biri için kişiye bir kefaret lâzım gelir.) Çünkü bu sözü ile her biri için ayn ayn hürmet hasıl olur. Kefaret de bu hürmeti ortadan kaldırmak içindir. Bunun için kadınlar kaç tane olurlarsa kişiye o kadar kefaret lâzım gelir. îla ise öyle değildir. Çünkü ilada kefaret yemininin hürmetini korumak içindir. îla ise bir tane yemindir.[4]
Zıharın Kefareti
(Zıhann kefareti bir köle azatlarnaktır. Eğer kişi köle bulamazsa iki ay pespeşe oruç tutmaktır. Eğer oruç da tutamazsa altmış yoksulu yedirmektir.! Zira bu hulusta varit olan nass bu şekildedir.
(Kişi bu üç kefaretten hangisini ödemek zorunda olursa, zıhar ettiği kadına yaklaşmadan, onu ödemesi gerekir.) Zira köle azatla-makla oruç tutmanın kadına yaklaşmaktan önce olmaları nasstan sabittir. Yoksullara yemek yedirmek de kefaret olduğu için, onu da önce yapmak lâzımdır, ki kadına yaklaşmak ona helâl olsun.
(Azatlanacak olan köle ister müslüman, ister gayrimüslim, ister erkek, ister kadın, ister büyük, ister çocuk olsun kâfi gelir.) Çünkü bunlann hepsine köle denir, İmam-: Şafiî, gayrimüslim köle hakkında bizim görüşümüze katılmayarak: «Kefaret Allah'ın hakkıdır. Allah'ın hakkı ise -zekât gibi- Allah'ın düşmanına verilemez» demiştir.
Biz diyoruz ki: âyette azatlanması emrolunan köle mutlaktır. Bunun için herhangi bir köleyi azatlamakla bu emir yerine gelmiş olur.
(Fakat iki gözü kör, yahut iki el veya ayağı kesik olan köle olamaz.) Zira iki gözü kör olan köle ile, iki eli veya ayağı bulunmayan köle organının menfaatından tamamen yoksundur. Organının menfaati tamamen zail olmayan köleyi azatlamak ise caizdir. Bunun için eğer köle tek gözlü, yahut çapraz olarak bir el ve bir aya-
ğı kesik olursa azatlanabilir. Çünkü bu kölenin organ menfaati tamamen zail olmayıp sadece eksilmiştir. Fakat eğer kesilen el ile ayak çapraz olmayıp bir yandan olursa, yürümesi mümkün olmadığı için azatlanamaz. Sağır olan köle ise caizdir. Fakat kıyas onun da caiz olmamasını gerektirir. Çünkü sağır olan kimse kulağın menfaati olan işitmekten yoksundur. Ancak sağır olan kimse, ona bağînldığı zaman işittiği için biz istihsanen: -caizdir- diyoruz. Hattâ eğer anadan doğma sağu olursa -ki o zaman aynca dilsiz de olur- azatlanamaz.
(Her iki elinin başparmakları olmayan köle de azatlanamaz.)
Çünkü ellerin gücü başparmaklarda olduğu için başparmakları bulunmayan eller iş göremez,
(Sürekli deli olup hiç ayılmayan köle de azatlanamaz.) Zira vücut organlanndan ancak akıl ile yararlanılabilir. Akıl olmayınca hiç birinin yararı olamaz, (gâh deliren, gâh ayıları köle ise, azatlanabilir.) Çünkü bu köle, zaman zaman ayıldığı için organlarının yararından tamamen yoksun değildir.
(Zıhar eden kimse eğer azatlamak için köle bulamazsa, kefareti, içinde Ramazan ayı ve bayram günleri bulunmayan iki ay peş-peşe oruç tutmaktır.) Peşpeşe tutmanın şart olması, çünkü âyet-i Kerîme'de «Peşpeşe» diye kayıd vardır. Ramazan ayında da oruç tutmak farz olduğu için Ramazanda tutulan oruç kefaret orucu olamaz. Zira eğer kefaret orucu olursa, Allah'ın emrini ibtal etmiş olur. Bayram günlerinde de oruç tutmaktan nehyedildiği için o günlerde tutulan oruç kâmil olan bir vacibin yerine geçemez.
(Eğer kişi iki ay bitmeden, gece veyahut unutarak gündüz, zıhar ettiği karısı ile cinsel İlişkide bulunursa -İmam Ebû Hanife ile İmam Ebû Yûsuf'a göre- orucunu yeni baştan tutması lâzım gelir.)
imam Ebû Yûsuf ise. -Yeni baştan tutması gerekmez. Çünkü geceleyin veyahut unutularak yapılan cinsel ilişki ile oruç bozulmaz, ki onunla peşpeşelik vasfı kesilsin. Oysa şart olan peşpeşe tutmaktır. Her ne kadar kadınla cinel ilişkide bulunmadan tutmak da şart ise de, bizim dediğimiz şekilde orucun bir kısmı, sizin dediğiniz şekilde orucun tamamı cinsel ilişkiden sonra tutulmuş olur» demiştir. imam Ebû Hanife ile İmam M u-h a m m e d de: -şart yalnız cinsel ilişkide bulunmadan Önce oruç tutmak değil, aynı zamanda tutulan oruçlar arasında cinsel ilişkide bulunmamak da şarttır. İki ay bitmeden yapılan cinsel ilişki ile işte bu ikinci şart yok olduğu için yeni baştan tutmak gerekir» demişlerdir.
(Eğer kişi bir gün mazeretli veya mazeretsiz olarak oruç tutmazsa) peşpeşa tutmuş olmadığı için (yeni baştan tutması lâzım gelir.)
(Zıhar eden kimse eğer oruç da tutamazsa, o zaman kefareti altmış yoksulu doyurmaktır.) Zira Cenâb-i Hak (Azze ve Celle);
«Buna gücü yetmiyen. altmış düşkünü doyurur- ([5]) buyurmuştur. (Her bir düşkün ya yarım sa' buğday, ya bir sa' arpa veya hurma veyahut bunların değeri verilir.) Zira Peygamber Efendimiz (Sallal-îahü Aleyhi ve Sellem), Evs b. Samit ile Selemeb. S a A r'ın hadisinde;
«Her bir düşküne yarım sa' buğday verilir» ([6]) buyurmuştur. Hem da gaye düşkünleri doyurmak olduğuna göre bir kimse ancak günde bir fitre miktan ile doyabilir. Metinde geçen «veyahut bunların değeri», sözü bizim mezhebimize göredir, ki biz bunu zekâtta da söyledik.
(Eğer kişi kimine buğday, kimine arpa veya hurma verirse caizdir.) Zira bunların hepsi de yiyecek olduğu için bu şekilde de maksat hasıl olur.
(Eğer kişi bir başkasına, kendisi yerine kefaretini Ödemesini emreder ve o kimse de onun kefaretini öderse caizdir.) Zira bu, mânâ bakımından bir borçlanmadır. Fakir de önce onun adına, sonra ken dişi adına kabul eder ve onun bu kabulü kendisi için hem temellük, hem temlik olur.
(Eğer kişi fakirlere bir gün öğle ve akşam yemeğini yedirir-se, fakirler ister az, ister çok yesinler -eğer doyarlarsa- caizdir.)
îmam-ı Şafii bunu da zekât ve fitreye kıyas ederek; -yiyeceği fakire temlik etmek gerekir. Bunun için ona çiğ olarak verilmelidir. Zira temlik fakire daha yararlı olur. Bunun için ibaha temlik yerine geçmez» demiştir.
Biz diyoruz ki: nassda -doyurmak» diye buyuruluyor. Doyurmak ise, temlik yoluyla olabildiği gibi; ibaha yoluyla da olabilir. Zekâtta ise gerekli olan, vermek, fitrede de ödemektir. Vermek ile ödemek ise temlikte hakikattırlar. (Eğer yoksullar için de yeni sütten kesilmiş bir çocuk bulunursa onlara yemek yedirmek kâfi gelmez.) Zira sütten yeni kesilmiş çocuk tam anlamıyla yemek yiyemez.
Eğer kişinin yoksullara yedirdiği yiyecek arpa ekmeği olursa beraberinde katık da bulunması gerekir, ki doyuncaya kadar yiyebilsinler. Buğday ekmeği için ise katık gerekmez.
(Altmış yoksul yerine bir yoksulu altmış gün yedirmek de caizdir. Fakat altmış kişilik bir yemeği bir yoksula bir günde vermek caiz olmayıp ancak bir günün yerine geçer.) Zira gaye, elden geldiği kadar yoksulların ihtiyacını gidermektir. Yoksulun ihtiyacı ise her gün yenilenir. Bunun İçin aynı yoksulu ikinci günde yedirmek bir başka yoksulu yedirmek gibidir. Altmış kişilik bir yemeği bir günde bir yoksula vermenin caiz olmayışı, eğer ona -yedirmek gibi- ibaha yoluyla olursa ihtilafsızdır. Ona çiğ olarak ve defalarca vermek için temlik etmek ise, kimisi: «caizdir» kimisi «değildir» demiştir. Caizdir diyenler: «Çünkü kişinin ihtiyacı günde kaç defa yenilenir. Fakat bir kerede verilmesi öyle değildir. Çünkü ayn ayrı vermek nassan vâcibtir» demişlerdir.
(Eğer kişi yemek kefaretini henüz tamamen vermemişken, zi-har ettiği karısına yaklaşırsa yeni baştan vermesi gerekmez.) Zira Cenâb-ı Hak (Azze ve Celle) yemek kefaretinde, kadına yaklaşmadan Önce verilmesini şart koşmamıştır. Ancak şu var ki kişi vermeden kadına yaklaşmaktan menedilir. Zira olabilir ki daha vermemişken köle azatlamaya, yahut oruç tutmaya gücü yeter duruma gelir de, kadına yaklaştıktan sonra köle azatlar, yahut oruç tutar. Bunun için yemek kefaretini vermeden kadına yaklaşmanın memnuniyeti, caiz olmadığı için değil, başka sebepten dolayıdır.
(Eğer kişi iki zıhann kefaretini -her birine bir sa' buğday vermek suretiyle- altmış yoksula verirse İmam Ebû Hanife ile imam Ebü Yûsufa göre yalruz bir zıhann kefareti olur. İmam Muham-
med ise i «her İki aahar için de kefaret olur. Eğer kişi bir zthar için ve bir de Ramazan orucunu bozduğu için iki kefaret bu şekilde verirse yine her ikisi için de kefaret olur» demiştir.) î m a m M u h a m m e d: «Çünkü verilen miktar her iki kefaret için de kâfidir ve kendilerine verilen kimseler de müstahaktırlar. Bunun İçin iki kefaretin sebebleri değişik olduğu zaman veyahut kefaretler ayn ayn verildiği zaman nasıl caiz ise, bu da caizdir- demiştir.
îmam Ebû Hanife ile İmam Ebû Yûsuf ise: «niyet ancak iki kefaretin sebepleri değişik olduğu zaman muteberdir. Kefaretler aym sebepten dolayı olduğu zaman ise, niyet lağıvdır. Niyet lağv olunca ve verilen miktar da bir kefarete kâfi gelince bir zıhann kefareti olur. Çünkü miktarların en azı yarım sa' olduğu için yarım sa'dan az olması caiz değildir. Çok olması caizdir. Bunun için -mutlak olarak niyet getirildiği zaman nasıl bir kefaretin yerine geçiyorsa- şimdi de öyledir. Fakat eğer ayn ayn verilirse öyle değildir. Çünkü bir yoksula iki kez vermek iki yoksula vermek gibidir» demişlerdir.
(Eğer bir kimse yaptığı iki zıhann kefareti için iki köle azatlar ve fakat hangi kölenin hangi zıhann kefareti olduğunu belirtmezse, her iki zıhar için de kefaret olur. Bunun gibi, eğer dört ay oruç tutar veyahut yüz yirmi yoksulu doyurursa, yine her iki zıhann kefareti olur.) Zira kefaretler aynı cinsten olduğu için onlan biribi-rinden ayırmaya gerek yoktur. (Eğer her iki kefaret için bir köle azatladıktan, yahut iki ay oruç tuttuktan sonra: -Bu falanca zıhann kefareti olsun- dese, o zıhann kefareti olur. Fakat biri zıhann, biri de katlın kefareti olan iki kefaret için bir köle azatladıktan, yahut iki ay oruç tuttuktan sonra : «Bu, zıhann-, yahut «katlın kefareti olsun» dese, caiz değildir.)
İmam Züfer: «Her iki surette de caiz değildir. Çünkü her bir kefaret için kölenin yansını azatlamış olduğu için, sonradan kölenin tamamını birine vermesi mümkün değildir. Zira artık elinden çıkmıştır- demiştir.
îmam-ı Şafiî de: «Her iki surette de caizdir. Çünkü kefaretler -cinsleri değişik de olsa- gaye bakımından aynıdırlar» demiştir. Biz diyoruz ki: Birinci surette kefaretler aynı cinsten olduğu için .ikisi için edilen niyet lağv olup sanki mutlaktır. Bunun için sonradan birine verilebilir, ikinci surette ise, kefaretler değişik cinslerden olduğu için, ikisi için edilen niyet lağıv değildir ve lağıv olmayınca sonradan birine verilemez. Buna bir örnek getirmek mümkündür. Meselâ: Boynunda ramazan orucunun kazası bulunan bir kimse, eğer iki günün niyetiyle bir gün oruç tutarsa, niyeti lağıv olduğu için bir günün orucunu tutmuş olur. Fakat eğer bu kimsenin boynunda ayrıca, adamış olduğu bir oruç daha bulunuyor ve hem ramazan orucunun kazası bulunan bir kimse, eğer iki günün niyetiyle bir gün oruç tutarsa, niyeti lağıv olduğu için bir günün orucunu tutmuş olur. Fakat eğer bu kimsenin boynunda ayrıca, adamış olduğu bir oruç daha bulunuyor ve hem ramazan orucunun kazası ve hem de adadığı orucun niyetiyle bir gün oruç tutarsa -oruçlar değişik cinslerden olduğu için- niyeti muteberdir ve niyeti muteber olunca her ikisini de tutmuş sayılmaz.[7]
[1] Mücâdele sûresi âyet 3.
[2] İbn-i Abbas (Radıyalâhü anhVdan rivayet olunan bu hadisi Sünen-i Ar-baa sahiplerinin her dördü de kitaplarına almışlardır. Ebü Dâvûd (Zıhar) C. 1 S. 302 Îbn-İ Mâce Zıhar eden kimse cinsel ilişkide bulunmadan kefaret verir babı) S. 150 Nesal (Zıhar) C. 2 S. 107. Tirmizi (Eıhar) C. 1 S. 155
[3] Yukarıda geçen Mücadele sûresi 3. âyetinin başı
[4] Şeyhü'l-Îslâm Burhanüddîn Ebu'l-Hasan Ali b. Ebû Bekir Merginânî, Hidaye Tercümesi, Kahraman Yayınları: 2/117-120.
[5] Mücâdele sûresi âyet 4
[6] Bu şekliyle gariptir. TaberanI Evs b. Samit'in hadisini şu şekilde nakletmektedir :
Peygamber Efendimiz {Sallallahü Aleyhi ve Sellem), Evs b. Samit'e :
- Oruç tutamıyorsan altmış yoksula otuz sa' ver, buyurdu. Evs:
- Sen bana yardım etmezsen benim buna gücüm yetmez, dedi. Bunun üze- rlne Peygamber Efendimiz {Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ona onbeş sa', diğerleri de herkes bir şey verip tâ ki otuz sa' tamam oldu»
Hadisin muktazası şudur ki Peygamber Efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sel-lemVin Evs b. Samit'e altmış yoksula vermesini emrettiği, otuz sa' buğdaydı. Zİ-rft arpa ile hurmadan her bir yoksula bir sa' vermek gerekir.
Feth-Ül Kadir C. 3 S. 104
[7] Şeyhü'l-Îslâm Burhanüddîn Ebu'l-Hasan Ali b. Ebû Bekir Merginânî, Hidaye Tercümesi, Kahraman Yayınları: 2/120-126.
İslami Okul Okulların En Önemlisi