İslâm'dan Önceki Şeriatler - Fikihusuluhsk - 12. Sayfa
I- Kur'an ve Sünnette Zikredilenler:
1. Neshedilen Hükümler (Kaldırılan Hükümler):
2. Geçerliliğini Devam Ettiren Hükümler
II- Kur'an ve Sünnette Zikredilmeyen Önceki Şeriatler:
7- İSLÂM'DAN ÖNCEKİ ŞERİATLER
Bu şeriatlerin hükümlerinden bazıları, Kur'an ve sünnette zikredilme-mişlerdir. Diğer bazıları ise, zikredilmişlerdir. Bu itibarla önceki şeriatler İki kısma ayrılmaktadır.
I- Kur'an ve Sünnette Zikredilenler:
Kur'an- Kerim ve hadis-i şerifler İslâm'dan Önceki ilahî dinlerde bulunan bir kısım hükümleri zikretmişlerdir. Bunlardan bazılarının İslâm'ın gelmesiyle geçersiz (mensuh) olduklarını, bir kısmının ise yürürlükte bırakıldığını beyan etmişler fakat bazıları hakkında herhangi bir açıklık getirmemişlerdir. Bu İtibarla Kur'an-ı Kerim ve hadis-i şeriflere göre önceki şeriatler üç kısma ayrılmaktadır:
1. Neshedilen Hükümler (Kaldırılan Hükümler):
Alimler, bu tür hükümlerin müslümanlar için geçerli olmadığı hususunda İttifak etmişlerdir. Çünkü bunların neshedildiğine dair kesin deliller mevcuttur. Aşağıda zikredilen âyetler ve hadisler bu kabildendir:
"Ey Muhammed de ki: Bana vahyolunanlarda yiyen bir kişinin yediği herhangi bir şeyin haram olduğuna dair bir hüküm bulamıyorum. Ancak leş, veya akıtılmış kan veyahut domuz eti -ki bu pistir- yahut doğru yoldan çıkarak üzerine Allah'dan başkasının adı zikredilerek kesilen hayvanların yenmesi haramdır."[1]
"Biz yahudilere tırnaklı her hayvanı haram kıldık. Onlara sığır ve davarın sırt, bağırsak ve kemik yağlarının dışında iç yağlarını da haram kıldık. Azgınlıklarından dolayı onları bu şekilde cezalandırdık. Şüphesiz ki Biz doğruyuzdur."[2]
Birinci âyet, İslâm şeriatında haram olanları beyan ediyor. İkinci âyet ise, aşağıdaki âyeti celilede açıklayıcı sebeplerden dolayı, özellikle yahudilere haram kılınan ve İslâm tarafından nesh edilip helal sayılan şeyleri zikrediyor.
"Yahudilerin zulmetmeleri, birçok kimseleri Allah yolundan alıkoymaları, yasaklandıkları halde faiz almaları ve insanların mallarını haksız yere yemeleri sebebiyle daha önce kendilerine helal kılınan temiz şeyleri haram kıldık..."[3]
Peygamber efendimizin şu hadis-i şerifi de bu kabildendir.
Resulullah (sav) şöyle buyuruyor: "Bana daha önce kimseye verilmeyen beş şey verildi. Bir aylık mesafedeki düşmanın kalbine korku salınmasıy-la yardım olundum. Yeryüzü bana mescid ve temiz kılındı. Ümmetimden kime namaz vakti gelir çatarsa namazını kılsın. Ganimetler bana helal kılındı. Benden önce kimseye helal kılınmamıştı. Şefaat etme bana verildi. Evvelce peygamber sadece kendi kavmine gönderiliyordu. Ben ise, bütün insanlara gönderildim. "[4]
Bu hadis-i şerif, önceki şeriatlarda ganimet malları haram iken, İslâmda helal kılındığını, ibadetlerin sadece ibadethanelerde yapılması zorunlu iken İslâmda bütün yeryüzünün mescid kılındığını ve diğer özellikleri beyan et-mektedir.[5]
2. Geçerliliğini Devam Ettiren Hükümler
Alimler bu tür hükümlerin müslümanlar için de geçerli oldukları hakkında ittiiak etmişlerdir. Çünkü naslar bunları kabullenmiş ve bunlarla amel edilmesini talep etmişlerdir. Aşağıda zikredilen âyet ve hadisler bu kabildendir.
"Ey iman edenler, sizden öncekilere farz kılındığı gibi; sizin üzerinize de Allah'tan korkmanız için sayılı günlerde oruç farz kılındı."[6]
Görülüyor ki bu âyet orucun daha önceki ümmetlere farz kılındığı gibi müslümaniara da farz kılındığını ifade etmektedir.
Yine Peygamber efendimizden şu hadis-i şerif rivayet edilmiştir: Resulullah'ın ashabı:
"Ey Allah'ın Rasulu, bu kurbanlar nedir?" dediler. Resulullah: aBu atanız ibrahim'in sünnetidir" dedi. Sahabe-i kiram: "Ey Alah'ın Rasulu, bunlardan bize birşey var mı?" dediler. Resulullah: "Her tüy için bir sevap vardır" buyurdu. Bunun üzerine, sahabeler: "Ey Allah'ın Rasulu yünlere de mi?" sorunca, Resulullah şu cevabı vermiştir: "Yünün her bir tüyüne bir sevap vardır.”[7] Bu hadis-i şerifte kurbanların Hz. İbrahim'in sünneti ve bizler için de geçerli olduğunu beyan etmektedir.
3. Geçerliliği Hakkında Açıklama Bulunmayan Hükümler: Alimler, bu tür hükümlerin müslümanlar için geçerli olup olmadıkları hususunda ihtilaf etmişlerdir.
A. Hanefi, Maliki ve Şafii mezhebinden olan alimler, bu türden olan hükümlerle amel edilmesinin gerekli olduğunu söylemişler ve delil olarak şunları zikretmişlerdir:
a. Şu âyetler, ilahi şeriatların birliğini bildirir: Bu da hükümleri kaldırılan ve belli bir ümmete, geçici oiarak gönderilenler dışındaki hükümlerle amel edilmesini gerektirir.
"Allah, Nuh'a emrettiği, sana vahiyle bildirdiğimiz İbrahim'e, Musa'ya, İsa'ya emrettiğimiz "dini ayakta tutun. Onda ihtilafa düşmeyin" emrini size de şeriat kıldı."[8]
"İşte bu peygamberler Allah'ın hidâyete erdirdiği kimselerdir. Sen de onların doğru yoluna uy."[9]
"Sonra sana: «Hakka yönelen müşriklerden olmayan İbrahim'in dinine uy» diye vahyettik."[10]
"Ey Muhammed, sana da geçmiş kitapları tasdik eden ve onları muhafazası altına alan Kur'an'i hakk ile indirdik. Aralarında Allah'ın indirdiği ile hükmet. Onların heva ve heveslerine uyarak sana gelen haktan sapma..."[11]
"Ey Muhammed, sana vahyettiğimiz ve kendinden öncekileri tasdik eden bu Kitap, hakikatin tâ kendisidir..."[12]
b. Allah Teala Tevrat hakkında şöyle buyuruyor:
"Şüphesiz Tevrat'ı Biz indirdik. Onda hidâyet ve nur vardır..."[13]
"Musa'nın kızgınlığı geçip sakinleşince yere attığı levhaları aldı. Onlardaki yazıda Rablerinden korkanlar için hidâyet ve rahmet vardır."[14]
Madem ki Tevrat'ta nur, hidâyet ve rahmet vardır öyle ise Kur'an ve sünnette anlatılan ve neshedildikleri bildirilmeyen önceki kitapların hükümleri ile amel etmek gerekir. Çünkü bunların Kur'an ve sünnette zikredilmeleri sahih olduklarının delilidir.
c. Peygamber efendimiz (sav) evli iken zina eden bir yahudinin cezalandırılması için Tevrat'a başvurmuştur.[15]
d. Hazreti Enes (r.a) Peygamber efendimizin (sav) şöyle buyurduğunu rivayet eder:
"Kim bir namazı unutursa hatırladığı zaman onu kılsın. Namazın bundan başka keffareti yoktur."[16] Sonra şu âyeti okudu: "... Beni anmak için namaz kıl."[17]
Bu âyet Hazreti Musa'yı anlatmaktadır. Resulullahın bunu hadisin akabinde zikretmesi, Hazreti Musa'nın şeriatındaki bir hükmü delil, gösterdiğini ifade eder.
e. Hazreti Abbas'ın oğlu Abdullah şöyle der:
"Resulullah Medine'ye geünce yahudilerin aşure günü oruç tuttuğunu gördü. 'Bu nedir?' diye sordu. Onlar: 'Bu mübarek bir gündür. Allah bu günde İsrail oğullarını düşmanlarından kurtarmıştır. Bu günde Musa oruç tutardı' dediler. Bunun üzerine Resulullah: 'Ben Musa'ya sizden daha yakınım' dedi. O gün de oruç tuttu ve o gün de oruç tutulmasını emretti. "[18]
Bu hadis-i şerif de Peygamberimizin geçmiş ümmetlere ait bir kısım hükümleri aynen yaptığını gösterir.
B. Mutezile Mezhebinden olan alimler ve bir rivayete göre İmam Ahmed b. Hanbel, Kur'an ve sünnette zikredilen ve geçmiş ümmetlere ait olup da geçerli olup olmamaları hakkında herhangi bir nas bulunmayan hükümlerle amel etmenin gerekmediğini söylemişler, delil olarak da şunları ileri sürmüşlerdir:
a. Önceki şeriatler geçiciydi. Belirli ümmetlere hastı. İslâm şeriatı ise, kıyamete kadar geçerli olmak üzere geldi ve kendinin haricindeki şeriatları nes-hetti, (hükmünü kaldırdı). Nitekim Peygamber efendimiz (sav) şöyle buyuruyor:
"... Evvelce peygamber sadece kendi kavmine gönderiliyordu. Ben ise bütün insanlar gönderildim. "[19]
Allah Teala şöyle buyuruyor:
"... Aralarında Allah'In indirdiği ile hükmet. Onların heva ve heveslerine uyarak sana gelen haktan sapma. Her biriniz için bir şeriat ve bir yol tayin ettik..."[20] Burada her peygamberin kendisine has bir şeriatı olduğu zikrediliyor. O halde geçmişlere has olan bizi bağlamaz.
b. Peygamber efendimiz Muaz b. Cebel'i (r.a) Yemen'e gönderirken aralarında şu konuşma geçmiştir: Resulullah:
- "Bir mesele ile karşılaştığın zaman ne ile hüküm verirsin?" buyurdu.
Muaz:
- "Allah'ın Kitabıyla," dedi. Resulullah:
- "Allah'ın Kitabında hükmünü bulamaz isen?" Muaz:
- "Resulullah'ın sünnetiyle" dedi. Resulullah:
- "Onda da bulamazsan? Muaz dedi ki:
- "Görüşümle içtihad ederim. Elimden gelen gayreti harcamadan geri durmam." Bunun üzerine Resulullah şunu söyledi:
- Allah'ın Peygamberinin elçisini Allah ve Rasulünün razı olacağı şeye muvaffak kılan Allah'a hamd olsun.”[21]
Şayet önceki şeriatlarla amel etmek gerekli olsaydı, Muaz bunu zikrederdi veya Resulullah ona bunu hatırlatırdı. Onlara başvurmadan önce ictihad etmesi caiz olmazdı.
c. Diğer yandan, birinci grubun ileri sürdüğü deliller, ilahi dinlerin Tev-hid, iman, sevap, günah, ceza, dirilme; din, can, ırz, akıl ve malı koruma gibi ana hatlarda aynı olduklarını ifade etmektedirler. Çünkü şeriatların değişmesiyle bunlar değişmezler. Her ümmetin bunlara uyması gereklidir.
Müdakkik alimler, birinci görüşü tercih etmişlerdir. Çünkü İslâm dini, daha önceki ilahi dinleri tamamlamak için gelmiş ve sadece geçici hükümleri nesh etmiştir. Ayrıca, Kur'an ve sünnette zikredilip nesli edildikleri beyan edilmeyen bu şeriatların, ilahi hükümler olduğu nuhakkaktır. Madem ki neshe-dilmemişlerdir, bunlarla amei etmek gerekir.
Nitekim Abdullah b. Abbas (r.a): "Davud kendisini imtihan ettiğimizi sandı, Rabbinden mağfiret diledi. Eğilip secdeye kapandı ve Allah'a yöneldi."[22] âyeti okunurken Hazreti Davud'a uyarak secde etmiş ve şu âyeti ha-tırlatmıştır. "... İşte bunlar Allah'ın nidâyete erdirdiği kimselerdir. Sen de onların doğru yoluna uy..."[23]
Muaz'ın rivayet ettiği hadiste Önceki şeriatların zikredilmemesi, bunların Kitap ve sünnetin kapsamına girmelerindendir. Çünkü bunları bilmenin tek yolu Kitap ve sünnettir. Bu nedenle ayrıca zikredilmemişlerdir.
Nesh Edildiği Belirtilmeyen Önceki Şeriatlere Misaller:
"Biz Tevrat'ta onlara şu hükümleri farz kılmıştık: Cana can, göze göz, buruna burun, kulağa kulak, dişe diş diye kısas yapılır. Yaralarda da kısas vardır. "[24]
Fıkıh âlimleri bu âyeti delil göstererek, kısasta erkek-kadın ayırımının olamayacağını söylemişlerdir. Çünkü âyette, "cana can' ifadesinin geçtiği beyan edilmiştir.
"Onlara -sırası gelenin nöbetinde hazır bulunması üzere- suyun deve ile kendileri arasında taksim edildiğini ve nöbetleşe içeceklerini bildir."[25]
Bazı alimler bu âyeti celileyi delil göstererek ortakların müşterek malı nöbetleşe kullanabilecekleri hükmüne varmışlardır. Bu âyet hazreti Salih'in devesinden ve onun ümmetinden bahsetmektedir.
"Yusuf, kardeşinin yüklerini hazırlatınca, bir su kabını öz kardeşinin yüküne koydu. Sonra Yusuf un adamlarından bir tellal arkalarından şöyle bağırdı: Ey kafile, siz mutlaka hırsızsınız. Yusuf un kardeşleri onlara dönerek: Ne kaybettiniz? dediler. Biz hükümdarın su kabını kaybettik. Bulup getirene bir deve yükü mükafat var, dediler."[26]
Bazı alimler, burada zikredilen "bir deve yükü mükafat var" ifadesine dayanarak, "mükafatlandırma" sözleşmesinin caiz olduğunu söylemişlerdir. Bu hüküm Yusuf (a.s)ın şeriatında olan, Kur'an tarafından zikredilen, halen geçerli olup olmadığı beyan edilmeyen bir hükümdür.
II- Kur'an ve Sünnette Zikredilmeyen Önceki Şeriatler:
Alimler, Kur'an ve sünnette zikredilmeyen önceki şeriatlerle amel edilmeyeceğini, çünkü bunlara güvenilmeyeceğim bildirmişlerdir.
[1] En'am, 145
[2] En'am, 146
[3] Nisa, 160-161
[4] Buharı, Kİt. Teyemmüm, bab. I, Kıt. Sala bab, 56; Müslim, Kil, Mesacid, bab 3. Hn. 521; Nesei, Kit. Gus! bab, 26; Darimi, Kil. Siyer bab 28.
[5] Diğer özelliklerden bazıları şunlardır. Tevbenin kabul edilmesi İçin günahkarların birbirlerini öldürmeleri, Bkz. (Bakara, 54) Cumartesi günleri çalışmanın haram oluşu (Nisa, 154, A.raf, l63>
Necaset isabet eden elbisenin ancak kesilip atılarak temizlenebilmesi, hata ile öldürmede dahi kısasın gerekmesi,
[6] Bakara, 183
[7] Îbni Mace, Kit. Edahi, bab. 3, Hn. 3128; Müsned, İmam Ahmed, c. 4, sh. 368. Hey-semi, bu hadisin raviieri arasında Nafi b. Haris'in bulunduğunu ve bu zatın hadislerinin alınmadığını söylemektedir.
[8] Şura, 13
[9] En'am, 90
[10] Nahl, 123
[11] Maide, 48
[12] Fatır, 31
[13] Maide, 44
[14] Araf, 154
[15] Rasululhh'ın Tevrat’a başvurması, recm ayetini inkar eden yahudiyi susturmak içindir. (İlam, el-Muvakkiin c. 4, s. 305)
[16] Buhârî, Kit. Mevakıt, bab, 37: Müslim, Kit. Mesacid, bab, 309, 314, 315. hn. 680, Ebû Dâuûd, Kit. Salat, bab 11, hn. 435; Tirmizi, Kit. Salat bab 16, hn. 177; Nesei, Kit. Mevakıt bab. 52, 54; Darimi Kit Salat, bab. 26; Müsned İmanı Ahmed c. 3 s. 100, 243, 269
[17] Taha, 14
[18] Buharı, Kit. Savm, bab 69, Kit. Menakıb, el-Ensar, bab. 52. Kit Enbiya, bab. 24; Müslim, Kit Siyam, bab. 127, hn. 1130; Ebû Dâuûd Kit. Savm, bab 63, hn. 244; Darimi, Kit. Savm, bab. 46; Müsned İmam Ahmed c. I s. 291, 310
[19] Hadisin tamamı için bkz. dipnot 4
[20] Maide 48
[21] Ebû Dâuûd Kit. Ekdiyye, bab. lî, hn. 3592; Tirmizi, Kit. Ahkam bab. 3 hn. 1327 Müsned İmam Ahmed c. 5, sh. 230.
[22] Sa'd, 24
[23] En‘an, 90
[24] Maide, 45
[25] Kamer, 28
[26] Yusuf, 70-72
İslami Okul Okulların En Önemlisi