Fikih - 23. Sayfa - Fikihusuluhsk
5- MUBAH
Şeriatın koyucusunun mükellefi yapıp yapmamada serbest bıraktığı hususlara mubah denilir. Yemek yemek, su içme gibi...
1. Bilinme Yolu:
Bir şeyin mubah olup olmadığı şu üç yoldan biri İle bilinir:
a. Helal olduğu nas ile sabit olursa. Su âyet-i celile buna misaldir: "Bugün size, temiz ve güzel olan şeyler helal kılındı. Kendilerine Kitap verilenlerin yemekleri size helaldir. Sizin yemekleriniz de onlara helaldir."[1]
b. Yapılmasının günah olmadığı nass ile sabit olursa. Şu âyet de buna misaldir: "Şüphesiz ki Allah size leşi, kam, domuz etini bir de AUah'dan başkası adına kesilenleri haram kıldı. Ancak bir kimse mecbur kalır, zaruret haddini aşmadan ve başkalarının hakkına tecavüz etmeden bunlardan yer ise, ona günah yoktur."[2]
Bu âyette mecbur kalanın zikredilen şeylerden yiyebileceği bildirilmektedir. Ancak bir şeyin yapılıp-yapılmamasınm günah olmaması her zaman o şeyin mübahlığını gerektirmez. Bu şeyi yapmak gerekli de olabilir.
c. Helal veya haram olduğuna dair herhangi bir nass bulunmayan hususlar da mubahtır: Bu şık "Eşyada asıl olan mübahlıktır" görüşünde olan âlimlere göredir.[3] Radyo ve teypten Rur'an-ı Kerim ve benzen şeyleri dinlemek bu kabildendir.
2. Mubabın Kısımları:
a. Yapılması istenen hususların yapılmasına hizmet eden mubahlar: Yemek yemek ve evlenmek gibi. Bunlar kulun yapmakla yükümlü olduğu emirlere hizmet ederler. Aç olanın hu/urlu nama/, kılamayacağı muhakkaktır.
Bu türden olan mubahlar, her ne kadar kısım kısmı yapılıp-yapKmamala-rı serbest ise de bir bütün olarak yapılmaları icab etmekledir. Tamamen terk edilmeleri doğru değildir. Bir insanın belirli zamanlarda yemek yeyip-yememesi serbesttir. Fakat tamamen yemek yememesi caiz değildir. Aksi halde ölümüne sebeb olur ki, İslâm'da intihar yasaktır.
b. Yapılması İstenilmeyen bir hususun yapılmamasına hizmet eden mubahlar:
Gezip dolaşmak, dinlenmek, mubah olan bir şeyi dinlemek gibi, Kişinin aşırı efor harcayarak kendisini hasla etmesi, hiç teselli olmayıp bunalıma düşmesi, istenilmeyen şeylerdir. Bunların bertaraf edilmesine hizmet eden gezme, dinlenme ve benzen şeyler mubahtır.
Bu türden olan mubahlar, kısım kısım yapılıp yapılmamaları serbest ise de her zaman yapıİmamaları icab etmektedir. Akl-ı selim sahibi bir insanın bütün vaktini gezip dolaşmakla geçirmesi elbetteki doğru değildir.
3. Mubahın Hükmü:
A. Mubahın asıl hükmü, yapılıp yapılmamasının serbest olmasıdır. Yani, yapılmasında sevap olmadığı gibi terkinde de kınanma veya günah yoktur.
B. Mubahı yapıp-yapmama serbestliği mutlak değildir. Sadece mubahı yapma vaktini ve mubahın türünü seçme serbestliğidir. Mesela, insan yemek yeme zamanını ve yemek türünü seçmede serbesttir. Fakat tamamen yeyip-yememeyi seçmede serbest değildir. Çünkü insan, yaşamak için yemek zorundadır. Bu nedenle açlık grevi yaparak ölmek caiz değildir. Zira bir nevi intihar olur. Yine insan gezip gezmeme vaktini ve gezme türünü seçmede serbesttir. Fakat, mutlak bir surette gezip gezmemeyi seçmede serbest değildir. Çünkü bütün vakitleri gezip dolaşmakla geçirmek doğru olamaz. İşte bu nedenledir ki "mübahlık mutlak değil, mukayyettir. İler halükarda değil, belli hailede sınırlıdır" denilmektedir.
C. Bazı mubahlar izafidir (görecelidir) zamandan z.amana ve insandan insana değişebilir. Bu türden olan mubahlara "muaf" şeyler de denir. Yani Allah bunları işleyenleri hesaba çekmez. Çünkü muaf saymıştır. İslâm gelmeden önce mubah olan ve İslâm geldikten sonra yasaklanan hususlar bu kabildendir. Allah Teala şöyle buyuruyor:
"... Ve iki kızkardeş ile bir nikah altında evlenmeniz de haram kılındı. Cahiliyyet devrinde geçen ise artık geçmiştir. Şüphesiz ki Allah çok bağışlayan ve çok merhamet edendir."[4] Diğer bir âyette şöyle buyuruyor:
"Cahiliyyet devrinde geçenler müstesna, babalarınızın nikahladığı kadınları nikahlamayın..."[5]
Bu âyetler cahiliyyet döneminde iki kızkardeşi bir nikah altında toplamanın ve babalarının hanımlarıyla oğulların evlenmelerinin mubah sayıldığını, fakat bu âyetler indikten sonra haram kılındıklarını beyan etmektedirler.
Bir kısım âlimler, mubahın bu üçüncü türünün aslında mubahtan farklı olduğunu ve bunun mubahla haram arasında "muaf" diye özel bir mertebe teş-kii ettiğini söylemişler ve delil olarak şunları ileri sürmüşlerdir:
a. Mubah, zarar ve menfaati eşit olan, yapılıp yapılmaması serbest bırakılan, faili övülmeyen ve kınanmayan şeylere denir. Halbuki "muaflar" da zarar ve menfaatlerin eşitliği, failin övül memesi ve kınanmaması sözkonusu değildir. Çünkü Allah Teala içkiyi haram kılmadan önce bunun zarar ve menfaatinin eşitliğinden bahsetmemiş bilakis şöyle buyurmuştur:
"Sana içki ve kumardan soruyorlar. De ki: Onlarda büyük günahlar vardır. İnsanlar için faydaları da vardır. Ancak günahları faydalarından çok büyüktür...."[6] Günahı menfaatinden çok olan bir şeyin, yapılıp-yapılmama-sı eşit olan mubahlardan sayılması imkansızdır.
b. Bir insan bir şeyin hanımlığını mazur olarak bilmez de onu İşlerse, o kişi "muaf" sayılır. Fakat o haramın insan için mubah olduğunu söylemek doğru olamaz. Mesela, bir erkek süt kardeşi olduğunu bilmediği bir hanımla evlenir de sonra süt kardeşi olduğu ortaya çıkarsa, evlilik batıl olur. Fakat bu erkek Allah Teala tarafından hesaba çekilmez, muaf tutulur. Bununla beraber mubah değildir. Haramla mubah arasında yer alan "muafiyetten" sayılır. Çünkü zarar ve menfaati eşit değildir.
D. Şevkânî; "aslında haram olup. sonradan meydana gelen bir sebebden dolayı helal sayılan hususları da mubahlardan saymıştır. Dinden çıkan kişinin kanı veya boşanmak isteyen hanımın kocasına verdiği mal buna örnektir.
Bilindiği gibi, aslında cana kıymak haramdır. Fakat dinden çıkan mürte-din kanı, şu hadis-İ şerifin İfade ettiği gibi helaldir;
"Kim dinini değiştirirse onu öldürün."[7] Burada aslında dökülmesi haram olan kanın dinden çıkıldığı taktirde dökülebüeceği beyan edilmiş ve mubah olmuştur.
Bu hadİs-i şerif karşısında her münasebette dine saldıran sinsi ve azılı mür-tedlerin vay haline! Kendilerini terbiye edecek gerçek müstümanları karşılarında bulamadıkları için meydanı boş bulmuşlar. Şairin dediği gibi "korkak insan tek başına kalınca kendisini en büyük kahraman sanır."
Yine evlenirken hanıma verilen mehirin geri alınması haramdır. Allah Teala şöyle buyuruyor:
"Bir eş yerine başka bir eşle evlenirseniz, onlardan birine pek çok mal vermiş olsanız dahi ondan bir şey geri almayın. Onu bir iftira ve açık bir günah olarak mı geri alacaksınız?"[8]
Ancak bir hanım, beyi ile geçinemez de mal vererek onu razı eder ve boşanmasını sağlarsa, kadının verdiği malı erkeğin alması helaldir ve Şevkani-ye göre bu mubaha dönüşmüştür.
E. Bazı âlimler, aslında haram olup, herhangi bir sebebten dolayı helale dönüşen bu hususların mubah sayılamayacağını söylemişlerdir. Çünkü mubah yapılıp yapılmaması serbesttir.Oysa burada mürtedin Öldürülmesi gereklidir. Keza hadd safhaya uiaşan geçimsizlikte kadın para vermek zorundadır.
Bu itibarla Şevkani'nin görüşü isabetli görülmemiştir. Çünkü bir şeyde günah olmadığını belirtmek, o şeyin kesin olarak mübahhğını gerektirmez. O şey gerekli de olabilir. Mürtedin öldürülmesi gibi.
F. Mu'tezile mezhebinden olan Ka'bi, şer'i hükümlerin mubah olamayacaklarını söylemiş ve şunları İleri sünnüşlür:
a. Mubahın yapılıp yapılmaması serbest, zarar ve menfaati eşit şey olduğu larz edilir. Halbuki şer'i hükümler, ya bir şeyin yapılmasını veya yapılmamasını ister mahiyettedir. Şeriatın koyucusuna göre, varlığı ile yokluğu, zararı ile menfaati eşit olan bir şey yoktur. O, menfaati çok olanın yapılmasını, zararı ağır basanın yapılmamasını ister. Bu nedenle yapılıp yapılmaması eşit olan mubah diye bir şey yoktur.
Mesela, yemek yemek veya yememek tamamen serbest değildir. Kişinin bedenini koruyacak kadar yemesi gereklidir O halde buna mubah denilemez. Mubah sayılan diğer şeyler de böyledir.
b. Diğer yönden şer'i hükümler, kişinin niyetine göredir. Kişi bazı amelleri, sevap kazanmak, bazılarını ise, cezadan kaçınmak niyetiyle yapar. Her halükârda yaptığının karşılığı olarak sevap veya günah kazanır. Övülmeye veya kınanmaya layık olur. O halde müslüman için mubah diye bir şey olamaz.
Görüldüğü gibi Ka'bİ'nin görüşü tutarsız değildir. Bununla beraber zaman ve türü seçme şeklinde de olsa, bazı fiillerin yapılıp yapılmamasının serbest olduğu bir gerçektir. Seçme bulunduğu yerde mübahlık da mevcuttur.
[1] Maide,5
[2] Bakara, 173
[3] Bu hususta İstishab halisinin birinci dipnotunu bakınız.
[4] Nisa, 23
[5] Nisa, 22
[6] Bakara, 219
[7] Buhârî, Kit. Cihad, bab: 149, Kit. İ'üsam, bab: 28, Kit. İstitabe bnb: 2; Ebû Dâvûd, Kit. Hudud, bab: 1, hn. 4351; Tirmizî, Kit. Hııdud, bab: 25, hn. 1458; Nesei, Kit. Tahrim. bab: 14, hn. 4061; İbnMace, Kit. Hudud, bab: 2, hn. 2535; Müsned İmam Ahmed, c. I, sh. 2,7,282, 283, 323, c. V, sh. 231
[8] Nisa, 20
İslami Okul Okulların En Önemlisi