Kafir Bir İnsanı Müslüman Olmaya Zorlamak: - Fikihusuluhsk - 29. Sayfa
KAFİR BİR İNSANI MÜSLÜMAN OLMAYA ZORLAMAK:
1. Kanı Her Zaman Helal Olan Kafirler
2. Öldürülmeleri Caiz Olmayan Kâfirler
Mezheblere Göre Cizye Hükmüne Tabi Olanlar:
Mezheblere Göre Cizyenin Miktarı:
Mezheblere Göre Kafir Bir İnsanı Müslüman Olmaya Zorlamak
KAFİR BİR İNSANI MÜSLÜMAN OLMAYA ZORLAMAK:
İslâm alimleri kafirleri iki sınıfta mütalaa etmişlerdir:
1. Kanı (öldürülmesi) her zaman için helal olan kafirler. Bunlar İslâm dininden dönen mürtedler ve müslümanlarla savaş halinde olan kafirlerdir.
2. Öldürülmesi caiz olmayan kafirler. Bunlar da cizye vermeleri karşılığında müslümanlann himayesi altına giren zımmiler, kendilerine ernan verilen kafirler ve kendileriyle sulh yapılan kafirlerdir.
1. Kanı Her Zaman Helal Olan Kafirler
Bu tür kafirlerin müslüman olmaya zorlanmaları, kabul etmedikleri taktirde de öldürülmeleri gerekir.
A. Mürted hakkında Resulullah (sav) şöyle buyuruyor: "La ilahe illallah Muhammedun Resulullah diyenin (Allah'dan başka hiçbir ilah olmadığına ve benim Allah'ın Peygamberi olduğuma şehadet edenin) kanı şu üç şeyden birini yapmadıkça helal değildir. Kanını helal kılan şeyler:
- Masum bir insanı kasden öldürmek,
- Evli iken zina etmek,
- Dinden çıkıp cemaatı terk etmektir."[1]
Diğer bir hadis-i şerifte: "Kim dinini değiştirirse onu öldürün"[2] buyurulmuştur. Ayrıca Hz. Ebu Bekir mürted olduklarını açıkça söylememelerine rağmen dinen mali bir ibadet olan zekalı vermeyip mürted olduklarını davranışlarıyla ortaya koyan insanlara karşı ordusuyla savaşmış ve bu hususta şu meşhur sözünü söylemiştir:
"Allah'a yemin olsun ki. Resulullah'a verdikleri bir yuları (hayvan bağını) dahi vermemede diretirlerse onlarla savaşırım."[3]
Zikredilen hadis-i şerifler ve İslâm'ın birinci halifesi Hz. Ebu Bekir'in uygulaması, dinden çıkan mürtedin İslâm'a dönmedikçe öldürülmesi gerektiğini göstermektedir.
B. Müslümanlarla savaş halinde bulunan kafirler için ise Allah Teala şöyle buyuruyor:
"Sizinle savaşanlarla Allah yolunda savaşın. Fakat haddi aşmayın. Çünkü Allah haddi aşanları sevmez." "Onları bulduğunuz yerde öldürün. Sizi yurtlarınızdan çıkardıkları gibi siz de onları çıkarın."[4]
Diğer bir âyet-i celilede:
"Ey müminler çevrenizde bulunan kâfirlerle savaşın. Sizi sert ve kuvvetli bulsunlar. İyi bilin ki Allah kendisinden korkanların yanındadır"[5]
buyurulmaktadır.
Yine bir âyet-i celilede:
"Ey Peygamber, kafir ve münafıklarla cihad et. Onlara karşı sert davran. Onların varıp kalacakları yer Cehennemdir. O, ne kötü bir yerdir. "[6] buyurmuştur. Bu âyet ve hadislere rağmen günümüzde İslâm'dan dönen ve diğer kâfirlere yaranmak için İslâm'a ve müslümanlara saldırmayı sanat haline getiren bir kısım şahsiyetsiz mürtedler imansızlıklarım örtbas edip saf müslümanları da kandırmak için kendilerinin de müslüman olduklarını, aslında dinde zorlamanın bulunmadığını İddia etmekte ve şu âyet-İ ce-üleyi kendilerine deli! göstermektedirler:
"Dinde zorlama yoktur. Artık hak batıldan seçilip belli olmuştur. Kim tağutları inkâr edip Allah'a iman ederse, muhakkak ki o kopmayan sağlam bir kulpa sarılmıştır. Allah her şeyi çok iyi İşiten ve çok iyi bilendir."[7]
Müslümanların günümüz mürted ve münafıklarına karşı uyanık olmaları, inkar ve nifaklarını mazur ve meşru göstermeleri için dillerine doladıkları bu âyet-i celilenin hiçbir zaman onların söylediğini ifade etmediğini anlamaları gerekir. Müslümanlar dinlerini hakkıyla bilmedikleri taktirde mürted ve münafıkların hile ve desiselerinden kendilerini kurtaramayacaklar, ayaklar altında ezilmeye ve her münasebette aşağılanmaya maruz kalacaklardır.
Âyet-i celitenin hangi manayı ifade ettiğini, elbetteki mürted ve münafıklar değil, bu âyetlere gerçekten iman eden selef-i salilün ve onların yolunda giden müminler anlayacaktır.
Bu hususta Kurtubi, Tefsiri'nde özetle şunian zikretmektedir: Bazı alimlere göre bu âyet mensuhtur. Diğer bazı alimlere göre ise bu bir grup insana mahsustur. Bazı alimlere göre ise âyet-i celilenin manası İslâm'a girene "zorla müslüman oldu demeyin" şeklindedir.
a. Abdullah bin Mes'ud, Süleyman bin Musa ve birçok müfessire göre "Dinde zorlama yoktur" âyet-i celilesi mensuhtur (hükmü kaldırılmıştır) Zira Ra-sulullah (sav) arapları müslüman olmaya zorlamış, bunlardan, müslüman olmak dışında hiçbir bedel kabul edilmemiştir. Bu âyeti nesneden âyet ise şudur:
"Ey Peygamber! Kâfir ve münafıklarla cihad et. Onlara karşı sert davran. Onların varıp kalacakları yer cehennemdir. O, ne kötü bir yerdir.”[8]
b. Şa'bi, Katade, Hasan Basri, Dahhak, Abdullah bin Abbas ve Süddi, bu âyet-İ celilenin özellikle bazı kafirlerin müslüman olmaya zorlanamayacaklarını bildirdiğini ve bu itibarla özel bir grup İnsana mahsus olup, mensuh olmadığını söylemişlerdir. Ancak müslüman olmaya zorlanamayacak kâfirlerin kimler olduğu hakkında farklı görüşler ileri sürmüşlerdir.
1) Şa'bi, Katade, Hasan Basri ve Dahhak bu âyet-i celile ile kendilerine kitap verilen yahudi ve hristiyanların kastedildiğini, bunlar cizye verdikleri taktirde cebren müslüman olmaya zorlanamayacaklarıni, putperestlerin ise İslâm'ı kabulden başka yollarının olmadığını söylemişler ve: "Ey Peygamber! Kafir ve münafıklarla cihad et. Onlara karşı sert davran..." âyeti celilesin-den müslümanlara cizye veren ehli kitap dışındaki kafirlerin kast edildiğini beyan etmişlerdir. Bu hususta Zeyd bin Eşlem, babasının şöyle söylediğini rivayet etmektedir:
"Bir gün Ömer bin Hattab'ın yaşlı bir hristiyan hanıma şöyle dediğini İşittim: "Ey acuze, müslüman ol, kurtul. Şüphesiz ki Allah Peygamberi hak peygamber olarak gönderdi." İhtiyar kadın, Hz. Ömer'e: "Ben yaşlı bir acuzeyim. Artık ölümüm yaklaştı" diye cevap verdi. Bunun üzerine Hz. Ömer: "Ey Allah'ım sen şahid ol! dedi ve "dinde zorlama yoktur" âyeti celilesini okudu.[9]
2) Ebû Dâvûd, Abdullah bin Abbas'dan, "dinde zorlama yoktur" âyeti ce-lilesinin özellikle Ensar'dan bazıları hakkında indiğini rivayet etmektedir. Abdullah bin Abbas der ki: Ensardan hanımlar, İslâm gelmeden önce çocukları yaşamayınca; "çocuğum yaşarsa onu yahudi yapacağım" şeklinde adakta bulunurlardı.
Yahudilik dinine mensup olan Beni Nadr Medine'den sürgün edilince içlerinde Ensann yahudileştirilen çocukları da bulunuyordu. Bu nedenle Ensar'dan olanlar şöyle dediler: "Biz çocuklarımızı bırakamayız." Bunun üzerine Allah Teala "Dinde zorlama yoktur" âyeti celilesini indirdi.[10]
Kurtubi'nİn naklettiği diğer bir rivayette ise: "Ensara mensub olanlar: "Biz bu adağımızı onların dininin bizim dinimizden daha üstün olduğu kanaatiyle yapıyorduk. Artık Allah Teala İslâm'ı gönderdikten sonra çocuklarımızı alıp zorla İslâm dînine sokalım" dediler. Bunun üzerine: "Dinde zorlama yoktur" âyeti celilesi nazil oldu. Bunlardan isteyenin, cizye vererek dininde kalabileceğini, isteyenin de müslüman olacağını bildirmiş oldu."[11]
Bu hadiseye yorum yapan Hattabi diyor ki; "Bu hadise İslâm gelmeden önce putperestliği bırakıp yahudi veya hristiyan olanların kendilerinden cizye alınması karşılığında ehli kitab sayılacaklarını, bunların kadınlarıyla evlenmenin ve kestikleri hayvanları yemenin caiz olduğunu göstermektedir. Ancak İslam geldikten sonra putperest iken yahudi veya hristiyan olanların artık cizye karşılığında öldürülmekten kurtulma hakları yoktur. Zira kafirleri müslüman olmaya cebretmek vacibtir. Bu nedenle müslüman olmaları veya müslümanlara boyun eğip İslâm'ın haklarındaki hükmüne razı olmalarına kadar kafirlerle savaşılmıştır.[12]
3) Süddi der ki, bu âyet-i ceîile Ensar'dan Ebu Husayn adlı biri hakkında inmiştir ve buna hastır. Bu adamın iki oğlu vardı. Şam'dan Medine'ye zeytinyağı satan tacirler geldi. Dönüp giderlerken Ebu Husayn'ın iki oğlu bu tacirlerle karşılaştı. Tacirler, bunlardan hristiyan olmalarını istedi. Onlarda hristiyan olup Şam'a gittiler. Babaları bu olay üzerine oğullarından şikâyetçi olarak Rasuullah'a geldi ve bunların arkasından birini gönderip geri çevirmelerini istedi. Ehli kitapla savaşmayı emreden âyeti celile daha nazil olmamıştı. İşte bu hadisenin üzerine: "Dinde zorlama yoktur..."âyeti celilesi İndi.
4) Bir kısım alimler de bu âyet-i celilenin özellikle ehli kitaptan esir alınan ve akıl baliğ olan insanlara mahsus olduğunu söylemişlerdir. Bunların cizye vermeleri halinde İslâm'a girmeye zorlanamayacaklarını, buna mukabil ehli kitabın akil baliğ olmayan çocuklarının ve her yaştaki diğer kafirlerin İslâm'a girmeye mecbur edileceklerini bildirmişlerdir. Çünkü bu tür esirlerden faydalanmak mümkün değildir. Zira bunların kestiği yenilmeyip kendisiyle de evlenilmez.
c. Bir kısım alimler de "Dinde zorlama yoktur" âyetinin manasının "kılıç korkusuyla müslüman olanlara müslüman olmaya zorlandı demeyin" olduğunu söylemişlerdir.
Alusi bu âyet-i celilenin izahında özetle şöyle diyor: "Ayet Allah'ın birliğini gösteren delillerin akabinde zikredilmiş, kendi başına bir hükmü ifade etmektedir. Bu âyetin manası şudur: "Dini kabul ettirmek hiçbir zaman zorlama sayılmaz." Çünkü zorlamak, faydasız ve kendisinde hayır bulunmayan şeyleri kabul ettirmektir. Halbuki İslâm dini bütünüyle fayda ve hayırdır. Böylece bu âyet bize bir gerçeği haber vermekte ve belli bir yasaklama getirmemektedir.
Âyet-i celilenin "din zorla kabul ettirilemez" manasına geldiği söylenirse bu âyetin ya "Ey Peygamber! Kafir ve münafıklarla cihad et" âyetiyle neshedildiğini ya da sadece cizye verip teslim olan ehli kitap için nazil olduğunu kabul etmek gerekir."[13]
2. Öldürülmeleri Caiz Olmayan Kâfirler
Müslümanlara cizye verme anlaşması yaparak İslâm'ın hükümlerine boyun eğip, müslümanların emri altında yaşadıklarını kabul eden zımmilerin canı, malı, ırzı ve himayeye muhtaç olan herşeyleri teminat altına alınmış olur. Artık bunlar güven içinde yaşarlar.
Ancak, alimlerin bazıları zımmi statüsüne tabi olacakların çerçevesini dar tutarken diğerleri geniş tutmuşlardır.
Bununla beraber, İslâm'dan önce kendilerine kitap İndirilen ehli kitabın ve mecusi diye adlandırılan ateşe veya güneşe tapanların müslümanlarla yaptıkları muahede neticesinde zımmi olabilecekleri, alimlerce ittifakla kabul edilmektedir.
Ehli kitap hakkında Allah Teala şöyle buyuruyor:
"Kitap ehlinden Allah'a ve ahiret gününe iman etmeyenler, Allah'ın ve Peygamberin haram kıldığını haram saymayanlar ve hak din olan İslam'ı din edinmeyenlere boyun eğip kendi elleriyle cizye verinceye kadar savaşın.”[14]
Mecusİlerden cizye alınarak zımmi statüsüne tabi olacaklarına dair şu ha-dis-i şerifler ve sahabe-i kiramın tatbikatı delildir:
Said bin Yezid diyor ki: Resulullah (sav) Bahreyn Mecusilerinden cizye aldı. Ömer bin Hattab ve Osman bin Af fan da Farisilerden almışlardır."[15]
Cafer bin Muhammed, babası Muhammed'den naklederek diyor ki: "Bir zaman Hz. Ömer Mecusiler'den bahisle şöyle dedi: "Ben bunlar hakkında bir şey bilmiyorum. Bunun üzerine Abdurrahman bin Avf şu cevabı verdi: "Ra-suluüah'm (sav) "Siz onlara ehli kitap muamelesi yapın" dediğini İşittiğime dair şehadet ederim."[16]
Becale diyor ki: "Muaviye'nin oğlu Cez'in katipliğini yapıyordum. Hz. Ömer'in ölmeden bir sene önce bize şöyle bir yazısı geldi: Mecusilerden nikah düşmeyenlerle evlenenleri[17] birbirinden ayırın." Hz. Ömer, Abdurrahman bin Avf in, Resulullah'ın Hecer bölgesi mecusilerinden cizye aldığına şahidlik etmesine kadar bunlardan cizye almamıştı."[18]
Diğer bir rivayette ise, Becale diyor ki:
"Ben, Muavİye'nin oğlu Cez'in katibi İdim. Bize Hz. Ömer'den şu yazı geldi, "Sen, çevrende bulunan mecusileri araştır ve onlardan cizye al. Çünkü Abdurrahman bin Avf Rasuluilah'm Hecer mecusilerinden cizye aldığını bana bildirdi."[19]
Mezheblere Göre Cizye Hükmüne Tabi Olanlar:
a. Ebu Hanife'ye göre: Cizye; ehli kitaptan, mecusilerden bir de Arap olmayan müşriklerden alınır. Arap olan müşriklerin ise, cizye vererek müslü-manların emri altında zımmi statüsünde yaşamaları mümkün değildir. Çünkü Resulullah bunlarla müslüman olmalarına kadar savaşmıştır. Bunlardan İslam olmaları dışında herhangi bir şey kabul etmemiştir.[20]
b. İmam Şafii; cizyenin Kur'an-ı Kerim'de beyan edildiği gibi, ehli kitap-dan bir de hadis-i şeriflerde bildirildiği gibi mecusilerden alınacağını, buna mukabü hiçbir müşrikden cizye alınamayacağını, zira Allah Teala, hiçbir İstisna yapmadan "müşrikleri nerede bulursanız öldürün"[21] buyurduğunu söylemiştir.
c. İmam Malik'e göre; dinden dönen mürted dışında her tür kafirden cizye alınabilir. Kafir İster müşrik ister putperest olsun, ister arap ister arap olmayan olsun, İster Kureyşli ve ister bunların dışındaki kabilelerden olsun durum değişmez.[22]
Mezheblere Göre Cizyenin Miktarı:
a. Hanefi Mezhebine Göre:
Bu mezhebe göre cizyenin miktarı, ya sulh anlaşması ile belirlenir. Bunun asgari ve azamisi anlaşmaya bağlıdır. Veya cizye halife tarafından, kafirler mağlup edildikten sonra belirlenir. Bu taktirde cizyenin miktarı zengin olduğu belli olanlar için yıllık 48 dirhem, orta halliler için 24 dirhem, emeği ile geçinen fakirler için ise 12 dirhemdir. Herkes payına düşeni taksitlere bölerek her ay öder. Bu hususta Hanbeli mezhebi de aynıdır.
b. Şafii Mezhebine Göre:
Bu mezhebe göre ise, cizyenin asgarisi zengin olsun fakir olsun, hür ve baliğ olan insanlar için bir dinardır. Ancak sulh anlaşması bu miktarı arttırabilir. Yine zımmiler, kendi İstekleri İle bu miktarı artırabilirler. Çünkü Resulullah, Muaz bin Cebel'İ Yemen'e gönderirken ona bu miktarı almasını emretmişti.
c. Maliki Mezhebine Göre:
Bu mezhebe göre, cizyenin miktarı, altınla alış-veriş yapan yerlerde fakire ve zengine dört dinar, gümüşle alış-veriş yapılan yerlerde fakire ve zengine 40 dirhemdir. Bu miktar ne artırılır ne de eksiltilir. Çünkü Hz. Ömer bu kadarını taktir etmiştir.[23]
Mezheblere Göre Kafir Bir İnsanı Müslüman Olmaya Zorlamak
1. Hanefi Mezhebi:
Bir kafir, cebren müslüman edilirse, müslümanların içine girip İslamın nimetlerini görmesi ve hakikaten müslüman olması için bu kişinin mümin olduğuna hüküm verilir. Çünkü Allah Teala şöyle buyuruyor:
"Ey iman edenler! Mümin olduklarını söyleyen kadınlar, size muhacir olarak geldikleri zaman onları imtihan edin. Onların imanlarını Allah daha iyi bilir. Mümin olduklarını Öğrendiğiniz zaman da onları kafirlere iade etmeyin."[24] Görüldüğü gibi âyet-i celile hicret ederek müminlere gelen kadınların mümin oldukları anlaşıldıktan sonra kafirlere iade edilmemelerini, müminlerin içinde kalmalarını emretmektedir. Cebren müslüman olan kişi de müslüman olduğunu söylediği taktirde kafirlerin içine İade edilmeyip, müslümanların içinde tutulur.
Allah Teala diğer bir âyette ise şöyle buyuruyor:
"Allah'ın dininden başkasını mı arıyorlar? Oysa göklerde ve yerde ne varsa hepsi İsteyerek veya kerhen Allah'a boyun eğmiştir ve O'na döndürüleceklerdir."[25] Görülüyor ki âyet-i celilede "İsteyerek veya kerhen" herşeyin Allah'a boyun eğdiği zikrediliyor. Bu itibarla zorla müslüman edilen kişi, kerhen Allah'a boyun eğdirilmiş olur ve âyet-İ celilenın gereği yerine getirilmiş olur. Ayrıca kafirleri zorla İslamlaştırmak hak olan İslam dininin yücelmesine vesile olur. Bunu yapmak da vaciptir. Nitekim Resulullah (sav) bir hadis-i şeriflerinde: "islam devamlı yücedir. Hiçbir şey ondan üstün tutulamaz"[26] buyurmuştur.
Hanefİlere göre bir kafir cebren müslüman edilir sonra da dininden dönerse bu adam hapsedilerek tekrar müslüman olmaya zorlanır. Fakat öldürülemez. Çünkü bu adam mürted değil, kalbindeki gerçeği açığa vuran bİ-ridir. Hanefİlere göre, cebren müslüman olanın çocuklarının da müslüman olduklarına hüküm verilir. Akıl baliğ olduktan sonra müslüman olmaya zorlanır. Bununla beraber direnmeleri halinde öldürülmezler. Çünkü bunlar aslında müslüman olup sonra dinden dönmemişlerdir. Aslen bulundukları hali açığa vurmaktadırlar.[27]
2. Şafii Mezhebine Göre:
Bu mezhebe göre kafirler iki kısımda mütalaa edilmektedir:
a. Mürtedler ve müslümanlarla savaş halindeki harbilerdir. Bunlar müslüman olmaya zorlanır ve zorlama neticesinde müslüman olduklarını söylerlerse bu kabul edilir. Etmezlerse haklan kılıçtır.
b. Zımmiler ve müslümanlarla muahede yapan kafirler: Bunları müslüman olmaya zorlamak doğru değildir. Zira bunlardan cizye alınarak bulundukları din üzerine kalmaları kabul edilmiştir. Bundan sonra zorlamak haksızlıktır.[28]
3. Hanbeli Mezhebine Göre:
Bu mezhebe göre de kafirler iki kısımda mütalaa edilmektedir:
a. Mürtedler ve harbiler. Bunlar müslüman olmaya zorlanıp, müslüman olduklarını söyledikleri taktirde, böyle olduklarına hüküm verilir. Bundan sonra dinden dönerlerse öldürülmeleri caizdir.
b. Zımmiler ve kendilerine eman verilenler. Bunlar, müslüman olmaya zor-umak caiz değildir. Buna rağmen müslüman olmaya zorlanır da mus uman oiduklann, söylerlerse, kendilerinden zorlama kalktıktan sonra iradeleriyle Müslüman olduklarım ortaya koyan bir söz veya davranışları goru medtkçe, Tntnn müslüman olduklarına hükmedilmez. Kendilerinde böyle bir soz ve davranış görülmeden ölürlerse, onlara kafir hükmü uygulanır.
Bunlar zorlama (ikrah) neticesinde müslüman oldukların» söyler de daha sonra kafir oldukların, ortaya koyarlarsa, öldürülmeleri veya yeniden müslüman olmaya zorlanmaları caiz değildir.[29]
[1] Buhârî, Kil. Diyat, bab: 7; Müslim, Kit. Kıısame, bab: 25, 26, hn. 1676; Ebû Dâvûd, Kit. Hudud, bab: 1, hn. 4352; Nesei, Kit. Tahrinı, ed-Dem, bab: 5; Tirmizî, Kit. Diy-at, bab: 10, hn.1402; Tirmizî sahibi bu hadisin lıasen ve sahih olduğunu bu konuda Abdullah bin Mes'ud'da ilaveten Hz. Osman, I iz. Aişe ve Hz. Abdullah bin Ab-bas'dan hadisler rivayet edildiğini söylemiştir. (Bkz. son kaynak)
[2] Buharı, Kit. Cihad, bab: 149. Kit. kısam, bab: 28, Kit. İsritabe, bab: 2; Ebû Dâvûd, Kit. Hudud, bab: 1; hn. 4351; Tirmizî, Kit. Hudud, bab: 35; hn. 1458 Nesei, Kİt, Tahrinı, bab: 14; İbn Mac, Kil. Hudud, bab: 2, hn. 2535; Müsned İmam Ahmed, c. I, sh. 2, 7, 282, 283.
[3] Buhârî, Kit. İtisam, bab: 3; Müslim, Kit. İman, bab: 32; Ebû Dâvûd, Kit. Zekat, bab: 1; Tirmizî, Kit. İman, bab: 1; Nesei, Kit. Zekat, bab: 8; Muuatta, İmam Malik, Kit. Zekat, bab: 30
[4] Bakara. 190-191
[5] Tevbe, 123
[6] Tahrim, 9; Tevbe, 73
[7] Bakara, 256
[8] Tevbe, 73; Tahrim, 9
[9] Tefsir el-Kurtubî, c. III, sh. 280-281
[10] Ebû Dâvûd, Kit. Cihad, bab: 116, hn. 2682
[11] Bkz. Kurtubi Tefsiri, c. III, sh. 280.
[12] Bkz. Ebû Dâvüd, c. III, sh. 132
[13] Ruhu't-Meani, c. III, sh. 12-13
[14] Tevbe, 29
[15] Tirmizî, Kit. Cizye, bab: 31, lın. 1588; Muvatta Kit. Zekat, bab: 41'de özetle
[16] Muvatta Kit. ez-Zekat, bab: 42
[17] Mecusiler, İslâm'a göre evlcnilnıesi yasak olan akrabalarla evleniyorlardı. Mesela teyze veya halasıyla evlenmek gibi. Bunun için Hz. Ömer bu şekilde evli olanların ayrılmasını emretmiştir.
[18] Buharı, Kit. Cizye, bab: 1
[19] Tirmizî, Kit. Siyer, bab: 31, hn. 1586, 1587. Tinnizî sahibi Ebu İsa 1586 nolu hadisinde "Bu basen bir hadistir" 1587. hadisinde ise "Bu basen ve sahih bir hadistir" demiştir.
[20] Bkz. Ruhul Meani, c. X, sh. 79
[21] Tevbe, 5
[22] Tefsir el-Kurtubi, c, VIII, sh. 110-111
[23] Bkz. Tefsir el-Kurtubi, c. VIII, sh. 111-112
[24] Mümtehine, 10
[25] Ali İmran, 83
[26] Buharı, Kit. Cenaiz, bab: 79; Darakutni, Kit. Nikah, bab: 30, c. III, sh. 252. Darakuini hadislerini yorumlayan Muhanımed Şemsu'j-Hak diyor ki: "Bu hadisin senedinde Haşnec'in oğlu Abdullah bulunmaktadır. Darakutni bunların ikisinin de bilinmeyen kişiler olduğunu söylemiştir. Ayrıca bu hadisi Buhârî Abdullah bin Ab-bas'tan muallak olarak (Rasıılullah'a dayandırılmamış olarak) rivayet etmiştir. Bkz. Ag kaynak.
[27] Bedayiu's-Senai, c. IX, sh. 4485-4486
[28] Muğni'l-Muhtac, c. IV, sh. 9-10
[29] İbn Kudame, Muğni, c. VIII, sh. 144-145
İslami Okul Okulların En Önemlisi