İslam'da Yalan Söylemenin Hlıkmü: - Fikihusuluhsk - 37. Sayfa
İSLAM'DA YALAN SÖYLEMENİN HLIKMÜ:
Nefsi müdafaa ile ilgili olan konulardan biri de; bir müslümanın hangi durumlar karşısında yalan söyleyebileceği konusudur.
Şartlar ne olursa olsun, bir müslümanın ancak şu üç konuda yalan söylemesine ruhsal vardır. İnsanların arasını bulmada, karı-kocanın birbirleriyle sohbetlerinde ve savaş halinde.
1. İnsanların arasını bulma ve onları barıştırma hususunda Ümraü Külsüm binti Ukbe, Resulullah'ın (sav) şöyle buyurduğunu işittiğini rivayet etmektedir:
"İnsanların arasını bulup hayrı artıran veya hayrı söyleyen yalancı değildir."[1]
2. Bir erkeğin hanımına sohbeti ve bir hanımın erkeğine sohbeti esnasında yalan söyleme hususunda da Ümmü Külsüm binti Ukbe Resulullah'dan (sav) şunları duyduğunu rivayet ediyor:
Ümmü Külsüm diyor ki: "Resulullah'ın üç şey dışında insanların söyledikleri herhangi bir yalana ruhsat verdiğini duymadım. Bu üç şey; savaş hali, insanların arasını bulup onları barıştırma hali, erkeğin hanımına hanımın da erkeğine sohbet etme halleridir."[2]
Ümmü Külsüm'den nakledilen diğer bir rivayette ise hadis-i şerif şöyledir: "Rasulullah'm üç şey dışında herhangi bir husus hakkında yatan söylemeye ruhsat verdiğini duymadım. Resulullah (sav) şöyle buyurdu: "Ben insanların arasını bulan ve ancak insanları barıştırmak için söz söyleyen kişiyi, savaş hakkında konuşan kişiyi; hanımıyla sohbet eden erkeği ve kocasıyla sohbet eden hanımı yalancı saymam. "[3]
Esma binti Yezid de Resulullah'ın şöyle buyurduğunu söylüyor: 'Yalan söylemek helal değildir. Ancak şu üç şey hakkında helal olur: "Kişinin hanımını razı etmek için ona konuşurken söylediği yalan, harb hakkında söylediği yalan ve insanların arasını bulmak için söylediği yalan"[4]
3. Savaş hakkında yalan söylemek: Yukarıda zikredilen hadis-i şeritlerinde beyan ettikleri gibi savaş hususunda da yalan söylemek caizdir. Ayrıca Peygamber efendimiz (sav)in şöyle buyurduğu da rivayet edilir: "Harb hiledir."[5] '"Alimler, savaş esnasında kafirleri her şekilde aldatmanın caiz olduğunu ve sadece yapılan bir muahedeyi veya verilen bir emanı bozmaya yönelik olan bir aldatmanın helal olmayacağını söylemişlerdir."
Hadis alimleri, zikredilen bu hadis-i şerifin metnini değişik harekelerle okuyarak bundan farklı manalar çıkarmışlardır:
a. Bir kıraat şekline göre bu hadisin manası şöyledir:
"Harb tek bir defa aldanmaktan ibarettir." Yani bir aldanmayla harbin işi biter. Savaşçının dikkatli olması gerekir. Bir kere dahi aldansa artık bu aldanmanın sonucunu telafi etmek mümkün değildir.
b. Diğer bir kıraat şekline göre manası şöyledir:
"Harb aldatıcıdır. Kişileri aldatır. Onları ümidlere salar. Sonra da onlara verdiği ümidleri yerine getirmez."
c. Başka bir kıraat şekline göre manası şöyledir: "Harb aldatmadan ibarettir."
Hadis-i şerifin kıraat ve yorumu ne olursa olsun, her durumda savaşta yalan söylemek caizdir. Resulullah zamanında meydana gelen şu hadise de savaş halinde yalan söylemenin caiz olduğunu göstermektedir:
Cabir bin Abdullah diyor ki: Resulullah (sav) şöyle buyurdu: "Kab bin el-Eşrefi halletmek için kim var? Çünkü o Allah'a ve Easulüne eziyet verdi." Bunun üzerine Mulıammed bin Mesleme ayağa kalktı. "Ey Ailah'm Rasulü! Onu öldürmemi ister misin?" dedi. Resulullah: "Evet, isterim" dedi. Mulıammed bin Mesleme: "O halde bana izin ver de ona bazı şeyler söyleyeyim" dedi. Resulullah "söyle" dedi. Mulıammed bin Mesleme Ka'b'ın yanına vardı ve ona: "Bu adam (Resulullah) bizden sadaka vermemizi istedi. Doğrusu bizi çok zor duruma düşürdü. Ben, sana geldim. Ödünç vermeni istiyorum" dedi. Kab bin el-Eşref: “Allah'a yemin olsun ki siz ondan bezip usanacaksınız" dedi. Mulıammed bin Mesleme: "Biz bir defa ona tabi olduk. Artık durumunun ne olacağını görmeden onu Terk elmek istemiyoruz. Senin bize bir veya iki vesk [6] yiyecek maddesi ödünç olarak vermeni taleb ediyoruz" dedi. Kab bin el-Eşref: "Evet, vereyim. Fakat karşılığında bana rehin verin" dedi. Muhammed bin Mesieme: "Ne İstiyorsun?" dedi. Kab: "Rehin olarak kadınlarınızı bana verin" dedi. Muhammed bin Mesieme: "Rehin olarak kadınlarımızı sana nasıl verelim? Sen Arapların en yakışıklı adamısın" dedi. Kab: "Rehin olarak oğullarınızı bana verin" dedi. Muhammed bin Mesieme ve arkadaşları: "Rehin olarak oğullarımızı sana nasıl verelim? Daha sonra insanlar onları ayıplarlar. Ve; «sizler bir veya İki vesk yiyecek karşılığında rehin ve-rilmişdiniz» derler. Bu bizim için bir utanç vesilesidir. Fakat biz sana silahlarımızı rehin verelim" dediler. Kab bin el-Eşref ile Muhammed bin Mesieme bu şekilde anlaştılar. İbn Mesieme tekrar Kab'a gelecekti. Muhammed bin Mesieme süt kardeşi olan Ebu Naile ile birlikte Kab'a geceleyin geldiler. Kab onları kulenin içine davet etti ve onların yanına indi. Kab'ın karısı "Bu saatte nereye çıkıyorsun" diye cevap verdi. Kab: "Onlar Muhammed bin Mesieme ve kardeşim Ebu Naile" diye cevap verdi. Diğer bir rivayette, Kab'ın hanımı ona: "Ben bazı sesler işitiyorum, o sesler sanki kan kokuyor" demiş. Kab da ona: "Onlar kardeşim Muhammed bin Mesieme ve süt kardeşim Ebu Naile'dir. Büyük insan geceleyin hançcrlenmeye dahi davet edilse daveti kabul eder" cevabını vermiştir.
Muhammed bin Mesieme, beraberinde getirdiği iki adamı da içeriye soktu. İbn Mesieme, arkadaşlarına şunları söylemişti: "Kab gelince ben onun saçlarından tutup koklayacağım. Siz benim Kab'ın başına tam hakim olduğumu görünce hemen boynunu vurun. Kab kuşanmış bir şekilde bunların yanına indi. Süründüğü kokular çevreye yayılıyordu. Muhammed bin Mesieme: "Bu koku gibi daha güzel bir koku görmedim" dedi. Kab: "Bende Arap kadınlarının en çok koku sürüneni ve en mükemmel olanı bulunuyor" dedi. Muhammed bin Mesieme: "İzin verir misin başını koklayayım" dedi. Kab: "Evet, olur" dedi. Muhammed bin Mesieme Kab'ın başını kokladı, arkadaşlarına da koklattı. Sonra; "Kab'a bir daha izin verir misin?" dedi. Kab: "Evet, olur" dedi. Muhammed bin Mesieme: "Kab'ın kafasına tam hakim olunca arkadaşlarına: "Vurun" dedi. Onlar da Kab'ı öldürdüler. Sonra Resulullah'a gelerek durumu bildirdiler. "[7]
Bu hadis-i şerifi yorumlayan Hattabi diyor ki: "Bu hadis-i şerif, dini bir hususu ifa etmek veya kendisini yahut başka bir müslümam savunmak maksadıyla herhangi bir müslümanın sözü çevirerek olmadık şeylerin olmuş gibi söylemesinin bir mahzuru olmadığını göstermektedir. Kendisiyle sulh anlaşması yapılmış olmayan kafirleri gafil iken avlamak ve hücum esnasında bunlara karşı geceleyin harekete geçmek caiz olduğu gibi, bunları hadiste zikredilen şekilde öldürmek caizdir. Kab, Resulullah'a dil uzatıyor ve durmadan onu kötülüyordu. Kafirliği ve Resulullah'a sövmesi nedeniyle öldürülmeyi hak etmişti."[8]
Görüldüğü gibi, Muhammed bin Mesieme Kab'ı öldürmek için Rasulul-lahp'tan gerçek olmayan bazı şeyleri söylemeye dair izin istemiş, Rasulullalı da ona izin vermiştir. Zira ortada bir savaş durumu sözkonusudur. Kab'ın halledilmesi gerekiyordu.
Evet, savaş halinde yalan söylemek dahil, bütün hile yollarına ruhsat vardır. Hele hele savaş taktiği ile ilgili olan hususların düşmana sızmaması için her türlü tedbire başvurmak caizdir.
Peygamber efendimiz (sav) savaşacağı yerin nere olacağını müslümanlar-dan bile çok defa gizli tutmuş ve hedef şaşırtma taktiğini uygulamıştır.
Bu hususta Kab bin Malik (ra) diyor ki: Rasulullalı yaptığı gazvelerin pek azında hedef şaşırtmamış ve savaşı yapılması istenen yerin dışında yapılacakmış gibi göstermemiştir. Nihayet Tebuk savaşı yapılmak istenmiştir. Bu savaş, şiddetli sıcak günlerinde, çölleri aşıp uzun mesafeler aşıldıktan sonra büyük bir düşmana karşı yapılacaktı.
Bu nedenle Rasuiullah bu savaşta müslümanlara durumu açıkladı ve onlara kimlerle savaşmak istediğini önceden haber vermişti. Tâ ki müsiüman-lar düşmanlarını göz önünde bulundurarak ona göre hazırlanmış olsunlar."[9]
Günümüz müslümanlannın gerek düşmanlarına karşı kendilerini savunmada, gerek Allah düşmanlarına hamle yapmada tedbirli olmalarına, kuru lafları bırakıp fiil t mücadele vermelerine, boşboğazlığı terk edip ciddi olmalarına, küfri rnetodları aşıp, Peygamberi bir yol izlemelerine gaflet uykusundan uyanıp, gerçeklen İslâm'ın gözüyle görmelerine ve bu ilahi nizamı savunmak için canlarıyla mallarıyla cihad etmelerine ne kadar ihtiyaç vardır!
[1] Buhûrî, Kit. Sulh. bab: 2; Müslim, Kil. Birr, bab: 101, lın. 2ÖO5; Tirmizi, Kit. Birr, bab: 26, hn. 1983; Ebû Dâuâd, Kit. Edeb, bab: 58, hn. 4920; Müsned, İmam Ahnıed, c. VI, sh. 403
[2] Müslim, Kit. Bire, bab: 101, hn. 2605; Müsned, İmam Ahnıed, c. VI, sh. 403
[3] Ebû Dâvûd, Kit. Edeb, bab: 58, hn. 4921
[4] Tirmizi, Kit. Birr, bab: 26, hn. 1939; Müsned, İmanı Ahnıed, c. VI, sh. 459
[5] Buharı, Kit. Cihad, bab: 157, Kit. Menakıb, bab: 25, Kit. İstitabe, bab: 7; Müslim, Kit. Cihad, bab: 17, 18, lın. 1739, 1740; Ebû Dâvûd, Kit. Cihad, bab: 92, hn. 2636, 2637; Tirmizi, Kit. Cihad, bab: 5, hn. 1675; İbn Mâce, Kit, Cihad, bab: 28; Darimi, Kit, Siyer, bab: 13; Müsned, İmanı Ahnıed, c. I, sh. 81, 90, 113, 126, 131, c. II, sh. 312. 314: Tirmizi, bu hususta İbn Abbasdan Hz. Aliden, Zeyd bin SabiHen, Ebu Hureyreden. Esma binti Yezid'den Kab bin Malik'den ve Enes bin Maltk'den hadisler rivayet edildiğini ve bu hadisin: "Hasen ve sahih" olduğunu söylemektedir." (Bkz. Tirmizi, Kit. Cihad, bab: 5, hn. 1675)
[6] Birvesk yaklaşık 122.160 kg.dır
[7] Buhârî, Kit. Megaz, bab: 15; (Metin Bubârî'ye aittir); Müslim. Kit. Cihad, bab: 119, hn. 1081; EbûDâvâd, Kit. Cihad, bab; 157, hn. 2768
[8] Hattabi Haşiyesi, Ebû Dâvüd, c. III. slı. 211
[9] Buhârî, Kit. Cihad, bab: 103. Kil. Megazi, bab: 79; Müslim, Kit. Tevbe, bab: 54, hn. 2769; Ebü Dâuûd, Kit, Cihad. bab: 92, hn. 2637; Darimi, Kit. Siyer, bab: 14; Müsned, İmanı Ahnıed, c. III, sh. 45ü, c. IV, sil. 387
İslami Okul Okulların En Önemlisi